Avrupa'nın her bölgesi, doğaüstü Her an sinirlenmeye ve etrafına dehşet yaratıkların meskeni olarak dağlar, tepel- saçmaya hazır bu er ya da varlıkların belki de en çirkin ve vahşi kayalıklarla ilgili pek çok hikâyeye sahip- olanı trollerdi. tir. Bu doğaüstü yaratıklar kimi zaman elf, İskandinav kökenli troller, bölgenin her peri, cüce gibi isimlere sahipken kimi yerinde karşımıza çıkmakla beraber ana zaman da dev ya da trol olarak yurtları yurtlarının Norveç olduğu adlandırılırlardı. Varolmayan ülkeler ya söylenir. Bu ülkede bulunan pek çok da aniden ortadan kaybolan adalar gibi kaya ya da yerlerin aksine dağlar, tepeler ve kay- tepenin, aslında taşlaşmış birer trol old- alıklar gerçek mekânlardı ve nerede old- uğuna dair folklorik inanç, Trol dili an- ukları lamın: insanlar tarafından tam olarak bilinirdi. gelen Trolltunga bölgesindeki pek çok Ancak sahip olduklarına inanılan sihirli kayanın trol kafasına benzemesiyle de güç desteklenir. Trol kelimesinin kökeni be- sebebiyle bunlardan uzak durulur, her- lirsizliğini korumakla beraber “doğaüstü, hangi bir şekilde zarar görmeleri engelle- büyülü, kötücül, habis, inançsız, tehlike- nirdi li” gibi anlamlara geldiği düşünülüyor. Örneğin bir tarlanın ortasında bulunan Eski büyük bir kaya herhangi bir doğaüstü İsveç kanunlarında karşımıza çıkan varlığın meskeni kabul ediliyorsa yakının- “trolleri” kelimesi “zarar verme amacıyla da tarla ekilmez, hayvanların kayaya uygulanan büyü” anlamındayken Kuzey değmesine izin verilmezdi. Germen dilinde “trolla ya da trylle” büyü Bunların orada yaşayan doğaüstü yapmak anlamına geliyordu. varlıkları rahatsız edip kızdıracağına inanılırdı. 49
Sahmeran-Anadolu Mitolojisi- Anadolu'da Şahmeran'ın yaşıyor olabileceği söylenen çok yer mevcuttur. Bir rivayete göre Mersin'in Tarsus ilçesinde yaşamaktadır. Bir diğerine göreyse Adana'daki Ceyhan ile Misis arasındaki Yılankale'de yaşar. Gaziantep'in ilçesi Islahiye'nin Şahmaran mahallesi (köyü) Şahmaran dağı eteğine kurulmuştur. Islahiye'nin Güney-doğusunda ve 10km uzaklıktadır. Hititlerden kalma Yesemek yakın- larındadır. Şahmaran'ın bu dağda yaşadığına inanılır. Aynı isimli bir efsane Mardin yöresinde de geçer. Bu yöre- de Şahmeran bir resimle tasvir edilir ve Şahmeran usta- ları tarafından yapılan tablolar evlerin duvarlarını süsler. 50
Efsaneye göre Şahmeran bir yeraltı ülkesinde yılanlarıyla birlikte yaşamaktadır. Şahmeran'la tanışan ilk insanın ismi bazı kaynak- larda Belkıya olarak geçerken, bazı kaynaklarda bu isim Camşab olarak değişmektedir. Kimi kaynaklarda ise Şahmeran'la ilk buluşan kişinin Lokman olduğu anlatılmaktadır. Şahmeran'ın öldürülmesi olayı, her değişik söylencede ortak sondur. Bu ortak sonun, yani Şahmeran'ın öldürülüşünün ana amacı insanın sağlık ve şifa bulmasıdır. Hatta bazı anlatımlarda Lokman Hekim'in Şahmeran ile karşılaşması uzun uzun anlatılmakta, şifa veren otların neler olduğu Lokman Hekim'e Şahmeran tarafın- 51
Bir söylentiye göre Şahmeran'dan tıp bilimi ile ilg- ili birçok bilgi edinen Cemşab aslında Lokman Hek- im'dir. Lokman Hekim efsanesinde bir adam te- sadüfen bir mağaraya girdiğinde yılanlar tarafından Şahmeran'ın yanına götürülür ve Şahmeran ona yer- ini bilen birini yeryüzüne tekrar salamayacağını söy- ler. Vakit geçtikçe Şahmeran'ın güvenini kazanan adam bir gün ailesine geri döner ancak Şahmeran'ı gördüğü için vücudu pul puldur. Bu yüzden Şahmer- an ona vücudunu kimseye göstermemesini tembih eder. 52
Padişahın kızı hastalanınca onunla evlenip padişah olma amacında olan vezir, büyücüleri toplar ve hastalığa çare bulmalarını söyler. Büyücülerden biri Şahmeran'ın vücu- dundan bazı parçaların kaynatılıp içilmesi ile kızın iy- ileşeceğini söylediğinde vezir, Şahmeran'ın bulunması için vücudu pullu olan kişileri zorunlu olarak gönderdiği hamamlarda aratır ve Şahmeran'ı gören adamı bulur. Adam Şahmeran'ı öldürmek üzere mağaraya gönderilir ve olan biteni anlatır. Şahmeran yılanların insanlardan intikam almaması için ölümünü gizli tutmasını söyler. Kuyruğunu kaynatıp vezire içirmesini ve böylece onun ölmesini söyler. Gövdesini kaynatıp içtiğinde ise kız iyileşecektir. Adam da kafasını kaynatıp içtiğinde Lokman Hekim olacaktır. 53
Binlerce yıl önce yedi katlı yeraltında Tarsus'ta yaşayan yılanlar vardı. Meran adı verilen bu yılan- lar, gerçekten akıllı ve şefkatli idi. Onlar barış içinde yaşarlardı. Meranların kraliçesine Şahmeran de- nirdi. O genç ve güzel bir kadındı. Efsaneye göre, Şahmeran'ı gören ilk insan Cemşab oldu. O, geçimi için odun satan fakir bir ailenin oğluydu. Bir gün Cemşab ve arkadaşları bal dolu bir mağara keşfed- erler. Balı çıkarmak için Cemşab'ı aşağıya indiren arkadaşları, paylarına daha çok bal düşmesi için onu orada bırakıp kaçarlar. Cemşab mağarada bir delik görür ve buradan ışık sızdığını fark eder. Cebindeki bıçak ile deliği büyütünce, ömründe görmediği kadar güzel bir bahçeye girer. Bu bahçede eşi benzeri ol- mayan çiçekler ve bir havuz ile pek çok yılan görür. Havuzun başındaki tahtta süt beyaz vücutlu bir yılan oturmaktadır. Şahmeran'ın güvenini kazanan Ce- mşab uzun yıllar bu bahçede yaşar. Şahmeran ona tıp biliminin bilinmediklerini söyler. Yıllar sonra, ailesini çok özlediğini söyleyip gitmek için yalvarır. 54
Bunun üzerine Şahmeran da kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz ver- mesini ister. Şahmeran'a söz verip ailesine kavuşan Cemşab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmeran'ın yerini kimseye söylememiş. Bir gün ülkenin padişahı hastalanmış. Vezir, hastalığın çaresinin Şahmer- an'ın etini yemek olduğunu söylemiş ve her yere haber salınmış. Ülkenin veziri herkesi tek tek hama- ma sokmuş. Sıra Cemşab'a gelmiş. Cemşab soyunun- ca vezir Cemşab'ın derisinde pullar olduğunu görünce Cemşab'ı konuşturmayı başarmış. Cemşab kuyunun yerini gösterince Şahmeran bulunup dışarı çıkarılmış. Şahmeran Cemşab'a, \"Benim başımı kaynatıp padişaha içir, padişah kurtulsun, gövdemi de vezire içir, ölsün, kuyruğumu da kaynatıp sen iç, böylece Lokman Hek- im ol\" demiş. Böylece vezir ölmüş, padişah da iyileşip Cemşab'ı veziri yapmış. Ve rivayete göre de Cemşab böylece Lokman Hekim olmuş. Efsaneye göre Şahmer- an'ın öldürüldüğünü yılanlar o günden beri bilmemekte- dirler. Tarsus'un, Şahmeran'ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından bir gün istila edileceği rivayet edilir. 55
Satir-Yunan Mitolojisi- Satir, Antik Yunan mitolojisinde yer alan yarısı keçi diğer yarısı insan olan kır ve orman iyesi olarak bilinir. Roma mitolo- jisindeki karşılığı ise faun olarak bilinir. Çoğunlukla gövde kısımlarında belden yukarısı insan belden aşağısı ise teke olarak tasvir edilir. Genel olarak tasvirlere bakıldığında ortak özellik, keçi boynu- zlu ve sivri kulaklı olmalarıdır. Diğer ortak tasvirler ise ata benzer kuyruk- ları ve penisleridir. Satirler orman- ların koruyucuları olarak da bilinirler. Hem tasvir ediliş şekilleriyle hemde ellerinde ki flütten dolayı olsa gerek in- sanların aklında kurnaz ve yerinde dura- mayan bir karakteri canlandırmaktadır. 56
Satirler genellikle ellerinde flüt taşırlar ve ardından koştukları nemfler (su perisi) vardır. Flüt çalarak ormanda gezinirler ve etrafı kon- trol ederler. Eğer bir nemf (su perisi) görürl- erse ilgiyle peşlerinden giderler. Hikayelerde şarap tanrısı olan Dionysos ile ile birlikte şarap içerler ve kırlarda dans ederler. Yaşlı satirlere ise silenos adı verilir. Şarap tanrısı Dionysos’u özel olarak yetiştiren yaratığın adı da Silenos olarak bilinir. 57
Dişi satirlere ise satires denilmektedir. Bu varlıkların tasviri ise genellikle insan başı ve gövdesine sa- hip ve çıplak göğüslü, belinden aşağısı ise keçi şeklindedir. Terminolojide nadiren de olsa faunes olarak geçmektedirler. Genel olarak dişi satirler- in gövdelerinin üst kısmı ilgi çekici şekilde tas- vir edilir. Her ne kadar vücutlarının alt kısmı keçi görünümünde olsa da insan görünümünde olan kısmı hoş bir görünüme sahip olacak şekil- de düşünülmüştür. Bazıları güzel bir yüze sahiptir. Satirler mitolojide \"orman cinleri\" olarak tanımlanmışlardır. Satirler, Dionysos dışında kır tanrısı Pan'la da derin ilişki içinded- irler. Dionysos'un, Pan'ı çok sevdiği ve ona şarap ikramında bulunduğu bilinir. 58
59
-MFiliapinnaMnaitnoglogjiasli- Tagalog dilinde “tanggal” ikiye bölünmüş, ayrık gibi bir anlama sahiptir. Ma- nananggal sözcüğü de tam olarak bura- dan köken alır; gündüzleri çekici bir kadınken gece yarısı bedenini ortadan ikiye ayırarak avlanan Filipinlerin meşhur vampir karakterinin ismi… Manananggal soyu hakkında çeşitli söylentiler bulunuyor. Bunlardan birine göre, bu yaratıkların karnındaki bir çukurda yaşayan siyah bir civciv bulunmakta ve bir Manananggal kendi başına beslenemeyecek denli yaşlandığında başka biri (genellikle akraba) tarafından bu civcivin yu- tulmasıyla soyun devam ettiği söylenmekte. 60
61
Gündüzleri normal bir yaşama sahip gibi görünen oldukça çekici bir kadın gece bastırdığında bu dönüşümü yaşamak için belirli bir ritüel izler. Önce bedene özel bir yağ sürmek gereklidir, son- ra yavaş yavaş kocaman yarasa kanadına benzer kanatlar, upuzun bir dil ve büyük korkunç dişler peydahlanır. Bedeni ikiye ayrıldıktan sonra alt yarısını iyi saklaması gereklidir çünkü av son- rasında bedenini yeniden birleştirmek zorundadır. Avlanırken tercihi daima yeni doğmuş be- bekler, hamile kadınlar ve onların karnında- ki fetüsün kanıdır. Uzun dilini kullanarak iç organlardan ve fetüsten beslenir. Çoğu kez Manananggal’a tik-tik ismi verilen bir kuşun eşlik ettiği düşünülür. Bir aldatmaca unsu- ru olarak Manananggal avına yaklaştıkça kuştan gelen “tik-tik/ik-ik-ik” sesi sönükleşir. 62
Eğer bir Manananggal’ı öldürmek istiyorsanız aslında bu oldukça basit. Geride bıraktığı yarısı bu varlıkların zayıf noktasıdır ve Manananggal mutlaka şafak vak- tinden önce geri dönüp kendini yeniden birleştirmek zorundadır. Avlandığı süre boyunca bıraktığı yarısı asla yerinden kıpırdatılmamalıdır, yani eğer bu parçayı bulup yerinden oynatabilirseniz Manananggal’ı et- kisiz hale getirebilirsiniz. Bir başka yöntemse bu alt yarının üzerine sirke, tuz, kül veya baharat dökmek- tir. Üçüncü ve en etkili yol ise Manananggal’ı sırtın- dan ucu sivriltilmiş bir bambu saplayarak öldürmektir. 63
Lutin-Fransız Mitolojisi- Lutin, Fransız halkının inanışında şekil değiştirebilme yeteneğine sahip küçük ve bazen zararlı bazen zararsız olan düzenbaz yaratıkların adıdır. İn- sanlara küçük oyunlar oynadıkları- na inanılmaktadır. Lutinlerin dişil- eri lutines olarak anılmaktadır. 64
İngiliz folklorundaki Puck’un Fransız karşılığı olan yaratığın izine Kanada’nın Fransız bölge- sinde de rastlanmaktadır. İskandinavya'daki ev ruhlarına benzer bir rol oynar. Çiftçi veya çoban- lara musallat olan yaratık erkek, kadın, çocuk, keçi, saban hatta sopa gibi her türlü şekle gire- bilmekteyse de iğne olamamakta denediği zaman- larda ise kadınlar tam iğneyi eline alıp dikmeye başladığında orijinal formuna geri dönmektedir. Bu lutinler iyi veya kötü olabilir, iyi lutinler, ha- vanın kontrolünden evin efendisinin uyanmadan önce sakalını tıraş etmeye kadar değişen iyilikler yapabilir. Kötü veya kırgın lutinler, ev sahibini- nin tırpanını köreltmek veya ayakkabılarını çakıl taşları ile doldurmak gibi çok sayıda küçük so- runlar çıkarabilir. Ayrıca çobanların ahıra soktuğu hayvanları tekrar dışarı salarak eğlendiği söylenir. 65
Banshee-Kelt Mitolojisi- Banshee kişiyi öldürene kadar bağırıp kurbanı kafasını duvarlara vurup ölene kadar bağıran bir tür yaratık peridir. Geceleyin bir Banshee'nin hüzünlü yas ağlayışını ya da yüksek sesle dövünüşünü işitmenin, aileden bir kişinin öleceğinin habercisi olduğuna inanılırdı. İrlanda'da Banshee'le- rin yalnızca saf İrlanda kanı taşıyan aileleri uyardığı düşünülürdü. Galler'de de gwrach y Rhibyn (Rhib- yn cadısı) adlı benzer bir yaratığın, yalnızca eski Gal kökenli aileleri ziyaret ettiğine inanılırdı. Sir Walter Scott, Let- ters on Demonology and Witch- craft (1830; Demonoloji ve Büyücülük Üzerine Yazılar) adlı yapıtında, Kuzey İs- koçyalı bazı ailelerde bir tür Banshee ya da ev hayale- tine inanıldığından söz eder. 66
Banshee; İrlanda dilinde Bean Sidhe, İskoçya Kelt dilinde Ban Sith (perilerin sahibesi) olarak sesletilen Kelt f olklorunda doğaüstü bir yaratık. Orta Çağ'da, İrlandalılar ailelerini koruyan bu tarz doğaüstü yaratıklara daha fazla inanma- ya başladılar. Bu dönemlerde bir Ölüm Peri- si'nin ailenin bütün üyeleri öteki tarafa göçene kadar onlarla kaldığına ve diğer tarafa geçiş sırasında onlara yardım ettiklerine inanılırdı. Dünya da kötü yaşayan insanların ruhlarının dünyada kaldığına ve Ölüm Perilerinin de cezalarını uygulamak için hep orada olduğu- na inanılırdı. Aynı şekilde bir Ölüm Peri- si dünya zamanınında iyi ve kibar olan insanların da ruhlarının sonsuza kadar mut- lu olmalarını sağlayacağına inanılırdı. 67
Lesi-Slav Mitolojisi- Ağaç kadar uzun veya yaprak- ların altına saklanabilecek derecede küçülebilecekleri gibi baykuş rüzgâr, kurt hatta üzeri kürklerle kaplı yaşlı bira adam kılığında görülebilen Leşil- er bir çeşit yaban adamı olup, Yunan mitolojisindeki Satyr ve Faunların Slav versiyonlarıdır. 68
69
Leşiler insan şekline girebilirse de damarlarında dolaşan mavi kanın sebep olduğu mavi ten renklerin- den soluk gözlerinden, ot yeşili sakal ve bıyıklarından dolayı kolaylıkla tanınmaktadırlar. Leşilerinelbiseleri- ni geriye doğru, ayakkabılarını ise ters ayaklarına giydiğine inanılmaktaysa da bir Leşileri duymak görmekten daha kolaydır. Ormandaki tüm bitki ve hayvanların efendisi olan Leşi avcıların başarılı olup olamayacağına karar vermekte, ormanın kanunlarına saygısızlık edenleri fırtınalar çıkartarak ya da üzer- lerine ağaç devirerek cezalandırmaktadır. Leşilerin iblislerin kadınlarla birleşmesi sonucu dünyaya geld- iğine inanılmakta olup, kimi zaman kadınları baştan çıkarıp kandırarak tecavüz etmektedirler. Bununla birlikte insan kadınlarla evlendikleri de görülmekte olup, Leşilerin karılarına Leşaçika bu evlilikten doğan çocuklara ise keşonki adı verilmektedir. Ekim ayında birdenbire kaybolan Leşiler ilkbahar geldiğinde yeniden görünmeye başlamakta bu durum kış uykusuna yat- maları veya ölüp yeniden dirilmelerine yorulmaktadır. 70
Bir Güney Rusya masalında leşi insan kılığında bir köye giderek hacı olduğunu misafirperverlik bekle- diğini söylemiş bir köylü de kendisine sıcak yemek ve geceyi geçirmesi için evinde rahat bir yatak ver- miştir. Çiftçi esrarengiz misafirine ertesi gün otlamaya giden hayvanlarının vahşi hayvanlarca parçalandığın- dan şikâyet edince leşi çiftçiye hayvanlarını takip etmeyeceğine söz verirse bir yardımcısını bu soruna çözüm bulması için görevlendireceğini söyleyerek evden ayrılmıştır. Gerçekten de 3 yıl boyunca hayvanları ormanda kaybolmayan hatta iyice semiren çiftçi bir gün dayanamayıp sürüsünü izleyince eli bastonlu bir kocakarının hayvanlarına ninni söyleyip göz ku- lak olduğuna şahit olmuştur. Bununla birlikte Leşli- nin yardımcısı olan kadın birdenbire yok olmuş, da- hası sözünü tutmayan çiftçinin sürüsü o gece eve dönmemiş ve bir daha ortalarda görünmemiştir. 71
72
İşsizlikten yakınan genç bir ter- zi Kazan şehri yakınlarında perişan hal- de dolaşırken ağzından \"keşke dikecek işveren birisi olsaydı leşi bile olsa razıyım\" sözleri çıkınca karşısına yaşlıbiradamçıkmışvekulübesindebulunankoyunpostunun onarılmaya ihtiyacı olduğunu bildirmiştir. Ter- zi yaşlı ve adam ile karısının kulübe- sine giderek postu dikkatle onarmışsa da aylar geçtiği halde parası ödenmemiş alacağını hatırlat- tığında yaşlı adam kendisine evlenmesi için genç ve güzel bir kızı kızın çeyizi olarak da üç at tarafından çekilen bir araba vermiştir. Adam Kazanla döndükten bir süre sonra yaşlı bir adam terziye hediye edilen atların kendisinin olduğu id- diasıyla ortaya çıkınca Leşi genç terziye yardım için kente inmiştir.Leşiyaşlıadamaatlarınıhatırladığınıamaormanda bıraktığıkızınıhatırlamadığıiçinsöylenmişkendibüyüttüğü kızı genç ve çalışkan terzi ile evlendirdiğini hırsı- zlıkla suçladığı adamın damadı olduğunu söylemiştir. 73
Unicorn-Avrupa Mitoloji- Tekboynuz (Unicorn), alnında genellikle spi- ral formda tek boynuzu olan efsanevi beyaz bir at olan doğaüstü bir yaratık olup, pek çok kültürde ölümsüzlük, güç, adalet ve sa- flığın sembolü kabul edilmekteydi. Batıda Unikorn adıyla bilinip bembeyaz Doğu'da ise renkli olarak tasvir edilen atın vatanının Hindistan olduğuna inanılmaktaydı. 74
MÖ 41 6'da Kniduslu şifacı Kteias hasta olan Pers kralı II. Darius'u iyileştirmek için İran'a davet edilmiş, bu ülkede 18 yıl geçirdikten sonra yazdığı anılarında Hindistan'da beyaz gövdeli, koyu kırmızı başlı, mavi gözlü normal atlar- dan daha büyük ve alınlarında 80 cm uzunluğunda tek bir boynuz bulunan yaratığı unikorn adıyla anmış, hayvanın boy- nuzunun toz haline getirilerek panzehir olarak kullanıldığını bildirmiştir. Kteias'tan bir asır sonra bu sefer iyonyalı Me- gasthenes Hindistan'a gitmiş ve izlenimlerini 4 cilt halinde anlatmışsa da bu eser kayıp olup sadece başka yazarların bu eserden yaptığı alıntılarda yazarın Kartazoon adlı bir Hint tekboynuzunun andığı anlaşılmaktadır. Bun- lardan başka MÖ 3. Yüzyılda Herodot Afrika'da boynuzlu eşek bulunduğunu, Ktesias'ın eserini eleştiren Aristotle yazarın iddiasını yadsımamış hatta iki çeşit tekboynuz olduğunu vurgulamıştır. Roma imparatoru Julius Caesar,Gal Savaşı (De Bello Gallico) adlı eserinde tekboynu- zların Güneybatı Almanya'da yer alan Herkyn- ian ormanında yaşadığını iddia ederken Romalı doğa bilimci Yaşlı Pliny monoceros olarak andığı 75
Tekboynuz efsanesi Antik Çağ ile sınırlı kalmamış olup Hıristiyan folklorunda da yer almıştır. Kral James İncilinde unikorn adı 6 kez anılmakta olup, İbranice mecâzi olarak güç anlamında kullanılan reem kelimesinin tercümesiyle il- işkilendirilmektedir. Yahudi folklorunda tüm hayvanların en vahşisi olarak tasvir edilen tekboynuzun Cennet'ten kovulan Âdem ile Havva'ya eşlik ettiğinden bahsedilirken bazı öyküle- rde Nuh'un gemisinde bir çift tekboynuzun da yer aldığı ama çok yer kapladıkları için gemiden atıldıkları kaydedilmiştir. 76
Ortaçağ söylencelerinde Cengiz lendiren efsanevi 5 imparator- Han'ın bir tekboynuza bindiği dan birisi olan Yao döneminde söylenegelirken Çin'den dönen yaşadığına inanılmaktay- Marko Polo'nun bahsettiği deva dı. Çeşitli söylencelerde baş- tekboynuzun gergedan olduğu ka Çin imparatorlarının da savulmaktadır. Bu dönem- tekboynuz sahibi olduğundan de Kilise tekboynuzu İsa bahsedilmiş olup, bu yaratığın ile özdeşleştirerek sahiplen- Fu Hsi'ye yazı yazmayı öğret- miş, yaratığın küçük boynuzu tiği, Huang Di'nin ise uzun ve İsa'nın alçakgönüllülüğünün barış dolu saltanat yıllarının- sembolik ifadesi olarak al- da onun etkisi olduğuna in- gılanmıştır. İskoç kralı III. anılmaktaydı. Parlak renkli Robert döneminde kraliyet Çin tekboynuzları geyik gövde- kalkanlarında iki tekboynuz li, öküz kuyruklu, at toynaklı figürü arma olarak kullanılmış, alnının ortasında kısa boynu- 17. yüzyılda Alman astronom zlu bir yaratık olarak tasvir Johannes Kepler'in oğlu Jakob edilmiş ve ki lin (erkek- dişi) Bartsch'ın hazırladığı yıldız olarak adlandırılmıştır. Bir haritasında ilk kez Unicornu başka Çin teboynuzu ise şey- adlı bir takımyıldıza rast- tanın yardımcılığını yaptığı- lanmıştır. Çin'de tekboynuzlar na inanılan keçi benzeri bir büyük saygı görmüş olup, hayvan olan Zhi'dir. Bu ef- phoenix, kaplumbağa ve ej- sanevi hayvanın insanların derha ile birlikte yeryüzünün cezalandırılmasında görev yaratılmasına katkıda bulu- yaptığına inanıldığından bir nan bu yaratığın bir çiftinin dönem Çin mahkemelerinde 4 bin yıl önce dünyayı şekil- sembol olarak kullanılmıştır. 77
Vudas-Çuvas Mitolojisi- Vudaş, Çuvaş mitolojide su ruhu. Vudaş, efsanelere göre boğularak ölmüştür ve su cinine dönüşmüştür. Yarım in- san görünümündedir. Bazen iki ayakları üzerinde insanlar gibi yürüdüğü söylenir. Büyük nehirlerde ve göllerde yaşar. Vudaşın tıpkı insanlarla aynı yaşam tarzına sahip olduğuna inanılırdı. Onlarında aralarında yaşlı erkekler ve bebekler vardır, aileleri bulunur. Öğleyin insanlar, o sırada Vudaş yıkandığı için yüzmezler. Bazen bu ruhlar Su Ana, Su Ata, Su Tanrısı ve Su Şeytanı ile özdeşleşmiştir. Tatar mitolojisinde Vudaş Anası bu ruhu karşılar. Bazı görüşlere göre Fin-Ugor kökenlidir. Güneşli günlerde, bir güzel koyu saçlı kız kılığında kıyıya gelir ve uzun saçlarını altın bir tarak ile tarar. Bazen sahilde uykuya dalar. Onu rahatsız etmemek için su kıyısında yürürken iyi davranışlar sergilemek gerekir. 78
Vudaş vücudu genellikle siyah balık pul- larla örtülü, yosun ve çamur kaplı olan, yeşilimsi sakallı ve uzun saçlı çıplak bir adam olarak görünür. Onun pençe gibi elleri perdelidir; bir balık kuyruğu, kırmızı-sıcak kömür gibi yanar gözleri vardır. O genellikle gürültülü sıçramalar yapar, ırmak boyunca yüzer. Yerel kültürle- rde boğulmalar Vudaş'ın eseri olarak görülür. Kızdırıldığı zaman Vudaş bara- jları, su değirmenlerini yıkar; insanlar ve hayvanlar boğulur. Köle olarak ona hizmet etmeleri için insanları su altına sürükler. Çek ve Slovak folklorunda Vudaş'in sol- ungaçları vardır, saçları yeşil yosun rengindedir. Genel olarak kıyafe- ti ve görünümü bazen bir serseri- ye benzer bir insan şeklindedir. Tu- haf şapkalar takan bir denizci gibidir. 79
Devler-Yunan Mitolojisi- Yunan mitolojisinde devler, olağanüstü iri, güçlü, çoğunlukla da korkunç mitolojik yaratıklardır. İlk devler, Uranos ile Gaia'nın, yani yeryüzü ile gökyüzünün çocukları olan Kiklop'lar ve Hekatonkheir'lerdi. Uranos'un, oğlu Kronos tarafından kesilen erkeklik or- ganından toprağa (Gaia) damlayan kandan ikinci bir devler kuşağı türedi (Gigantes). Fakat mitolojide bu iki devler kuşağının üyelerinden başka devler ve Kikloplar da mevcuttur. İşte bütün bu olağanüstü ölçülerdeki mitolojik yaratıklar, toplu olarak \"devler\" (Yunan dilinde \"Gigantes\") diye anılırlar. \"Gigantes\" kelimesi- nin anlamı da \"yeryüzünden doğan\"dır, çünkü bütün devlerin yeryüzü veya \"toprak ana\" Gaia'dan doğduklarına inanılır. Başka bir dey- işle, devlerin genellikle tanrılarla bir akrabalığı vardır. Belki de bu yüzden, tıpkı mirastan mahrum edilmiş birer hak sahibi gibi, sık sık tanrılara meydan okumuşlar ve belirli tan- rıların yerine geçmek istemişlerdir. 80
İlk devlerin bir öbeğini oluşturan Hekatonkheirler, 100 kol- lu, 50 başlı dev yaratıklardır ve Hekatonkheir, \"100 kol- lu\" anlamına gelir. Gök tanrısı Uranos'un oğulları olup yeryüzü tanrıçası Gaia'dan doğma 3 Hekatonkheir'in isim- leri şunlardır: \"Güçlü\" Briareos, \"Öfkeli\" Kottos, \" Dev kollu\" Gyges. Briareos'un Roma mitolojisindeki adı Aegaeon'dur (\"deniz keçisi\"). Denizlerde gemileri yutan devasa dalgalar, tsunamiler ya da zelzeleler gibi, büyük ve tehlikeli doğa güçlerini sembolize ettiği sanılan Hekatonkheirler (Hekat- onkheires), Yunan mitolojisinde pek bir varlık göstermezler. Kikloplar (Kyklop veya cyclops diye yazılır) alınlarının ortasında tek bir gözleri olan, kaba saba devlerdir. İn- atçıdırlar; kaba kuvvetlerinden ötürü, demircilik, taş ust- alığı vb. ağır işlerle uğraştıkları düşünülür ve çoğunlukla bu tür zanaat işleriyle meşgul bir haldeyken, mesela demirci tanrı Hephaistos'a ocağın başında yardım ederken tasvir edilirler. Volkanik kraterlerin derinliklerinden yükselen kor- kutucu sesler, Kiklopların çalışıyor olmasına yorulur. Kik- loplar sadece demircilik zanaatinde değil, taş işçiliğinde de ustaydı. Miken, Larnaka ve Argolis'teki bazı arkeolo- jik sit alanlarında bugün de görülebilen dev taşlı du- varlara bakan Helenler, bu anıtsal yapıların ancak Ki- kloplar tarafından örülmüş olabileceğini düşünmüşlerdir. 81
Yunan mitolojisinde, hadım edilmiş Uranos'un kanın- dan türeyen veya Gaia-Tartaros birleşmesinden mey- dana gelen yüz kadar dev (Gigantes) vardır. Bu devlerin, eski Yunanlılar için büyük tehdit oluşturan çeşitli Trakya kavimlerini sembolize ettiği düşünüle- bilir. Çünkü mitolojide, Helenlere \"ilkel\" görünen bu kuzeyli kavimlerin, yok edilmiş devlerin kanından veya küllerinden türedikleri, volkanik faaliyete sebep oldukları söylenir; ayrıca devler de çoğunlukla panter postuna sarınmış vaziyette, ellerinde kaya parçaları ve yanan meşaleler tutan \"barbarlar\" olarak tasvir edilirler. Heykel ve mozaik sanatındaki betimlemele- rde devlerin bacakları, ayaklarına doğru, yılan biçi- minde son bulur. Bazı tasvirlerde ise devleri, zırhlı, mızraklı, klasik savaşçı piyadeleri kılığında görürüz. İster barbar isterse medeni kılıkta tasvir edilm- iş olsunlar, her durumda devler bir s\" avaş\"ın içinde, öldürülmesi gereken düşmanlar olarak gösterilirler. 82
Bilinmesi Gereken Mi.toLoji.k Ve Efsanevi. YaRreahtbikeLrai.r SELAY ÖZKARA Azıtkı kimdir? Sirenler gerçek midir? Efsanelere konu olmuş bu karakterler aslında tam olarak nedir? Tüm bu sorulara bu rehberde hep birlikte cevap arıyor olacağız. Binlerce yıldır bizimle tarihte var olmuşlar mı? Yoksa ef- sanelerin içerisinde kayıp mı olmuşlar? “Ağaç kadar uzun veya yaprakların altına saklanabilecek derecede küçülebilecekleri gibi baykuş rüzgâr, kurt hatta üzeri kürklerle kaplı yaşlı bir adam...” Lesi... Ve diğerleri Basiliks,Satir sanatçı tarafından hazırlanmış gerçeğe en yakın illüstrasyonları ile sizleri kendi öyküler- ine çekiyorlar. Unutmayın bu kitap sizlere bir rehber olması için hazır- lanırken her bir varlık özenle seçilmiş ve görselleştirilerek sizleri akışın içine dahil etmeyi amaçlamıştır. Şimdi eğer hazırsanız hep beraber bilinmesi gereken mitolojik ve ef- sanevi yaratıkların dünyasında mini bir gezintiye çıkalım....
Search