Bilinmesi Gereken Mi.toLoji.k Ve Efsanevi. YaRreahtbikeLrai.r SELAY ÖZKARA
Mi.toLBoiljinimkesVi eGeErekfesnanevi. YaRreahtbikeLrai.r SELAY ÖZKARA 1
BİLİNMESİ GEREKEN MİTOLOJİK VE EFSANEVİ YARATIKLAR REHBERİ SELAY ÖZKARA ISBN: 200-200-2000-20-2 Sertifika No: 20000 Yayın Yönetmeni: Selay Özkara Kapak Tasarımı: Selay Özkara Sayfa Düzeni: Selay Özkara Baskı-Cilt: Melisa Matbaası Çifte Havuzlar Yolu Acar Sitesi No:4 Davutpaşa/İstanbul Tel:0212 200 20 20 Serttifika No: 20000 Bütün yayın hakları Selay Özkara'ya aittir. İzinsiz basılamaz, kopyalanamaz, çoğaltılamaz, kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. İTHAKİ YAYINLARI Ömerağa Mahallesi Abdurrahman Yüksel Caddesi No: 9/1 Gebze/Kocaeli Tel: (262) 200 20 20 Fax: (262) 324 89 34 ithakiyayınları@gmail.com
Mi.toLBoiljinimkesVi eGeErekfesnanevi. YaRreahtbikeLrai.r SELAY ÖZKARA 3
İçindekiler 6 - 7 Ön Söz Azıtkı bu insanlar 1 0 - 1 1 K-Sliakv Mimitoloojirsi-a birisinin sesiyle ça Basilisk 1 3 - 1 6 B-SalavbMaitoYlojaisig- a 8-9 Azıtkı-Türk Mitolojisi- dönüp cevap verirse Avrupa 1 9 - 2 2 Simurg-Pers Mitolojisi- hikâye- Wendigo2 5 - 2 6-Kızıldereli Mitolojisi- 1 2 - 1 3 Basilisk-Avrupa Mitolojisi- buyruğu altına gir lerinde 3 1 - 3 2 Curupira-Brezilya Mitolojisi- adı geçen 3 5 - 3 6 G-LeazrMmitoalokjisio- çi 1 7 - 1 8 Siren-Yunan Mitolojisi- 2 3 - 2 4 Kerberos-Yunan Mitolojisi- 2 7 - 3 0 Gargoyle-Avrupa Mitolojisi- 3 3 - 3 4 Golem-Yahudi Mitolojisi- 4
3 7 - 3 8 K-aJapsoan -MOitolbojiasi-ke Fenrir3 9 - 4 4-Iskandinav Mitolojisi- rı onu tanıyan ağırır. İnsan e Azıtkı’nn Trol4 5 - 4 8-Iskandinav Mitolojisi- rer. 4 9 - 5 4 Şahmeran-Anadolu Mitolojisi- 5 5 - 5 8 Satir-Yunan Mitolojisi- Lutin6 3 - 6 4 -Fransız Mitolojisi- 5 9 - 6 2 M-Filaipnin aMnitoalojnisig- gal 6 7 - 7 1 Lesi-Slav Mitolojisi- 6 5 - 6 6 Banshee-Kelt Mitolojisi- 7 2 - 7 Unicorn6 -Avrupa Mitolojisi- 7 7 - 7 8 Vudas-Çuvas Mitolojisi- 7 9 - 8 Devler2-Yunan Mitolojisi- 5
öNSÖZ Bu kitap hazırlanırken kendi iç dünyamdan yola çıkarak başladım araştırmalarımı yapmaya... Bir okur olarak aynı zamanda böyle bir eser elime geçtiği zaman gözüm hangi canlıları arar diye sordum kendime. Bu düşüncenin ışığında sizler için yirmi dört tane mitolojik ve esnaevi yaratık seçtim. Hepsinin öyküsü birbirinden gizemli, hepsinin öyküsü birbirinden büyülü bu canlıların görünümlerini sizin için hayal edip kaleme aldım. Bunu yaparken tek bir coğrafyaya bağlı kalmayarak işi biraz çeşitlendip renklerdirmeye çalıştım. Unutmayın tarihin içerisinde mitler her zaman var olmuştur. Efsaneler geçmişten günümüze bir köprü görevi üstlenmektedir. Hayal dünyamızı daima geniş ve açık tutmamıza yardım ederler. Gerçekler midir? Yoksa hayal ürünü mü? Bu soruların cevabını muhtemelen asla öğrenemeyeceğiz ama yapabileceğimiz bir şey var. Öyküler- ini okuyarak kendi dünyamızda onlara birer ruh katabiliriz. Böylece hayatın içerisinde hayal gücünü bu canlılar ile zenginleştirmek isteyen benim gibi pek çok insana bir ışık tutmuş oluruz. Bu alanda pek çok kaynak günümüzde yer almaktadır. Fakat elinizde tutmuş old- uğunuz ve birazdan iç dünyasında görsellerle öykülerine dalacağınız bu eser sizler için bir rehber olarak hazırlandı. Fazlaca emek ve uykusuzluk sayfalarının arasında gizleniyor. Bilinmesi gereken mitolojik ve efsanevi yaratıklar rehberini okuyucum ile aynı dünyalarda gezine- bilmek birbirimizi daha iyi anlayabilmemiz ve aynı hayal dünyalarında dola- bilmemiz için hazırladım. Hep birlikte kaybolmaya başlayabiliriz. Bu kitap aynı hayal dünyasını paylaştığım tüm okurlara ithafen hazırlanmıştır.
Azıtkı-Türk Mitolojisi- Azıtkı - Türk ve Balkar mitolojisinde Kayıp Cini veya Yol Cini. Aznıç veya Azıtkı (Azıktı) olarak da bilinir. Karaçay - Balkarların inançlarına göre Şeytani bir ruh. Belli bir görüntüsü yoktur. İnsanlara düşmandır, kurbanları tek başına yola çıkan insanlardır. Azıtkı bu insanları onu tanıyan birisinin sesiyle çağırır. İnsan dönüp cevap verirse Azıtkı’nn buyruğu altına girer. Atızkı da bu insanı kayalıklardan aşağı atar.Tek başına yola çıkan insanları kandırıp götüren ve kaybeden kötü ruhtur. Tanıdığı birisinin sesiyle bu insana seslenir. Eğer bu sesi duyan kişi geriye dönüp bakarsa onu alır götürür ve kaybeder. Kılıktan kılığa girer. Bir insana en sevdiği kişi gibi gözükebilir. Böylece insanları peşine takıp azıtarak, dağa, uçuruma, ırmağa götürüp buralara düşürerek ölmesine neden olur. Congolos’a benzer. 8
(Az) kökünden türemiştir. Azdırmak anlamına sahiptir. Anadolu’da azıtmak fiili, ıssız bir yerde bırakıp kaçmak demektir. Eski Moğolca Ad/Ada, Eski Türkçe Ada/Aza sözcükleri tehlike if- âde eder. Yol Azdıran şeklinde anlam- landırıldığı da olur. 9
v Kikimora ile birlikte Kikimora-Slav Mitolojisi- yaşamak çok zordur. Ef- saneye göre; Kikimora eve Slav halkının inancında dişi bir ev ruhunun girdiğinde onu terk etmek adı olup Kikimora ruhlarının muhtemelen mümkün değildir. Ayrıca her evde yaşadığına inanılmaktadır.Ancak evde döndüğünü görmek öykülerin bazı versiyonlarında genel- yaklaşan ölümün haberci- likle istismar, kavga ve çığlıkların sidir. günlük olarak gerçekleştiği huzur- suz, mutsuz ailelerin evlerinde görülür. Kikimora Slav kültüründen ortaya çık- mıştır. Doğu Slavların eski inançlarında iki farklı Kikimora türü vardır. Bunlardan biri ormanda yaşayan Domovik (Domovoi) ile evli iken bataklıkta yaşayan diğeri ise Leshy ile evlidir. İnsanların inancına göre Kikimora evin karanlık bölgelerinde, so- banın arkasında ya da kilerde yaşayan dişi bir ev ruhudur. Geceleri dışarı çıkar. Kikimora’yı geceleri yün eğirirken gören kişinin öleceğine inanıl- maktadır. Kikimora’nın öfkesini yatıştırmanın tek yolun evdeki tüm tabak, çanak ve tavaları eğrelti otu çayında yıkamaktır. Bazı masallarda vücudu dal kadar ince, kafası yüzük kadar ufak bir yaratık kimisinde ise başı örtülü normal kadın ebatlarında tasvir edilir. Nadiren bataklık veya ormanlarda yaşayan, pis ve eski el- biseler giymiş kambur ve yaşlı bir kadın olarak da tasvir edilmiştir. 10
Kikimora ile birlikte yaşamak çok Bazı efsanelerde Kiki- zordur. Efsaneye göre; Kikimora eve mora’nın yüzü, yaşadığı girdiğinde onu terk etmek mümkün evdeki aile fertlerinden değildir. Ayrıca evde döndüğünü ölen kadına benzetilir. görmek yaklaşan ölümün habercisidir. Ev bakımlıysa Kikimora aileden memnun olur. Ev işlerinde on- lara yardım eder, aile üye- lerini ve tavuklarını korur. Kızgın ve mutsuz bir Kikimora aile için sıkıntılı bir ruha dönüşür çünkü insanların yaşamlarına müdahale ederek uykularında rahatsız eder (inanışa göre özellikle de çocukları rahatsız eder), geceleri etrafi tırma- layarak ve ıslık sesleri çıkararak et- kisini gösterir. Ayrıca inanışa göre nesneleri hareket ettirir, fırlatır ya da onların kaybolmalarına veya yer- lerinin değiştirmelerine neden olur. Bazı efsanelere göre ise Kiki- Kikimora’lar kolay bir şekilde mora tavuk tanrıçasıdır. Onların görünmez olabilme yeteneğine sa- kaybolmalarına veya yerlerinin hiptir. Aynı zamanda yaklaşan te- değiştirmelerine neden olur. Onları hlikeyi ve yaklaşan düşmanları korur ama bazen de onlara işkence önceden uyarma ve aile üyeler- eder ve evcil hayvanlarına zarar ine bu konuda yardım etmek gibi verir. İnanışa göre Kikimora yu- psişik özelliklere sahip güçlü bir murtlayan tavukların ve tavuk ruhtur. Anlayacağınız felaket tellalı yumurtalarının bulunduğu tavuk gibidir diyebiliriz. Yaklaşan kötü bahçelerine sahip olmak istiyordu. durumlarda uyarı veren bir ruhtur. 11
Basilisk-Avrupa Mitolojisi- Basilisk Avrupa hikâyelerinde adı geçen Bazı efsanelere göre bakışlarıyla öldürebilen ya da taşlaştırabilen ef- Basilisk’in horozun al- sanevi bir canavardır. Binlerce yıl yaşayabilen tında duran kara kur- bir ejderha veya dev yılandır. Zehirli dişleriyle bağası yumurtasından öldürür. Bakışlarıyla da öldürebilmesi efsanedir. veya bir yılan ya da kara kurbağası ile çift- Basilisk genellikle bir yılan bazen de başı horoz leşmiş bir tavuk ya da kuyruğu yılan şeklinde tarif edilir. Harry Pot- horozdan geldiği söylenir. ter ve Sırlar Odası kitabında yılan olarak be- Bu nedenle Basilisk için timlenmiştir. Yunanca adı “küçük kral” anlamı- ölümcül olanın horoz na geldiği için Basilisk’e yılanların kralı denir. ötüşü olduğu hakkın- Ağzından ateş çıktığı ve sadece tıslamasıyla da da bir söylence vardır. öldürebildiği söylenir. Akrep gibi kuru iklimleri tercih eder. Isırığı kurbanını kuduz hale getirir. 12
Basilisk kelimesinin aslı Yunanca küçük kral demek olan βασιλίσκος basiliskos dur. Latincesi Basiliscus’tur 13
Baba Yaga-Slav Mitolojisi- Slav mitolojisinde ormanın derinliklerinde yaşayan, çocukları kaçırıp yiyen zalim cadı Baba Yaga, Cazi Baba olarak da bilinir. Baba Yaga, havan veya demir kazanın içinde ha- vada uçarken bir eliyla havan tokmağını dümen gibi kullanır. Diğer eliyle ise huş ağacından yapılı bir çalı süpürgesi taşır. Baba Yaga, iskelet gibi zayıf, kemik yüzlü, demir dişli ve uzun burunlu olarak tasvir edilir. BabaYaga,geçtiğiyerlerdefırtınaoluşturur.Or- mandaki hayat çeşmesini koruduğuna inanılan Baba Yaga, gövdesinden henüz yeni ayrılmış olan ruhları yutmak için ölüme eşlik eder. Rusya, Ukrayna, Bulgaristan’da Baba Yaga olarak bilin- en cadı, Polonya’da Baba Jaga; Sırbistan ve Bosna’da Baba Roga; Romanya’da Baba Kloanta olarak bilinir. Ma- salların konusu ve içeriği bölgesel farklılıklar gösterir. Örneğin Macar folklorunda baba adıyla bilinir. Başlarda iyi kalpli bir peridir. Sonrasında cadıya dönüşür. Çek folklorunda ise kadın yüzlü, domuz gövdeli ve at bacaklı bir yaratıktır. Bir mağarada yaşar ve onu gören insanların gözleri kör olur. 14
Baba Yaga’nın tavuk ayakları olan ahşap bir kulübesi vardır. Kulübenin etrafında kurbanlarının kafatasları di- zilidir. Kulübesine uğrayan istenmeyen misafirlerden saygısını kazananlara hediye ve tavsiyeler verir. Fakat isten- meyen misafirleri de midesine indirir. Bir Rus Külkedisi masalı olan Vassilisa masalında Baba Yaga’dan bahsedilir. 15
v Rus masallarında ismi sıkça geçen Vasilisa, 8 yaşın- dayken annesini kaybeder. Annesi ölmeden önce ona ihtiyaç duyduğunda danışması için bir oyuncak bırakır. Annesinin ölümünden bir süre sonra babası yeniden evle- nir. Kül kedisi masalındaki gibi üvey annesi Vasilisa’ya kötü davranır ve tüm ev işlerini yaptırır. Vasilisa üvey annesinin verdiği ağır işlerin altından, annesinin verdiği oyuncağın öğütleri sayesinde kalkabilir. Bir gün üvey annesi artık Vasilisa’dan temelli kurtul- mak ister ve onu korkunç cadı Baba Yaga’ya mum al- ması için gönderir. Vasilisa durumu oyuncağına danışır. Oyuncağı ona kendisini de götürerek söyleneni yapmasını söyler. Vasilisa yola koyulur ve cadının iskeletlerle dolu evine ulaşır. Annesinin mum istediğini söyler ama Baba Yaga birkaç gün onunla kalıp, kendisine hizmet etmesi gerektiğini söyler. Baba Yaga, Vassilisa’ya yapılması imkansız görevler verir. Fakat Vasilisa uyurken oyuncağı işlerin hepsini halleder. Sonunda da Baba Yaga, Vasilisa’ya alevli bir kafatası vererek evine gönderir. Alevlerle etrafı aydınla- tan kafatasını üvey annesine verir. Aniden kafatası üvey anne ve çocuklarının yanarak ölmesine sebep olur. 16
17
Siren-Yunan Mitolojisi- Sirenler ya da Seireneler (Yunanca Σειρήνες ya da Acheloides), Yunan mitolojisinde Sire- num scopuli denen bir adada yaşadıklarına inanılan deniz yaratıklarıdır. Bu yerin tamamı uçurumlarla ve kay- alıklarla çevrili olarak betimlenmiştir. Buralarda dolaşan denizciler, sirenler- in söylediği şarkıdan büyülenip gem- ilerini kayalıklara doğru sürmüşler ve sirenlere yem olmuşlardır. 18
Homer os, Odysseia'da bir mitte Odysseus'un sirenlerle arasında geçen olayı şöyle anlatır; Odysseus savaşçı “Kim yaklaşırsa bilmeden ve dinlerse sirenleri, yandı, arkadaşlarıyla bir daha evinde onu ne karısı karşılar ne çocukları. birlikte Siren kayalıklarına Durma orada yürü, arkadaşlarının da tıka kulaklarını, yaklaşırken Tatlı balmumuyla tıka ki, sirenlerin sesini duymasınlar. Tanrıça Kirke altın tahtından İstersen dinle sen, ama bağlasınlar ayakta seni, seslenir; Hızlı geminin içinde iplerle bağlasınlar orta direğe, Ondan sonra dinle sirenleri doya doya. Ama dostlarına yalvarır da, dersen ki iplerimi çözün, Bağlasınlar onlar senin bağlarını bir kat daha sıkı” Odysseus Tanrıça Kirke’nin sözünü dinledi ve sirenlerin yaşadığı kayalıklara yaklaşırken arkadaşlarının kulaklarını balmumu ile tıkadı. Adamları da onu direğe sımsıkı bağladı. Çok geçmeden Odysseus sirenlerin o büyüleyici seslerini duydu. “Gel buraya dillere destan Odysseus, Akhalıların şanı şerefi, durdur gemini de duy bizim sesimizi. Hiç bir gemi buradan geçemedi, durup dinlemeden tatlı ezgilerimizi.’’ İçinde alıkonulmaz bir istek duydu o tatlı ses- lerin geldiği kayalıklara doğru gitmek için. Ancak adamlarının kulakları balmumu ile tıkalı olduğundan onun çözün çağrısını duy- madılar. 19
Simurg-Pers Mitolojisi- Simgur (Anka kuşu) aynı zamanda küllerin- den doğmasıyla yeniden doğulu dimgeley- endir. Kaf Dağı’nda yaşayan, kuşların hükümdarı, nam-ı diğer Simurg. Bilgi ağacının dallarında yaşayıp, her şeyi bil- irmiş bu kuş. Ve dünya üzerinde sadece bir tane olduğuna inanılırmış. Pek çok inanışa göre, tüylerinin iyileştirici bir gücü varmış. 20
Bazı efsanelere göre, kuşlar bu Zümrüd-ü Anka kuşu- muzun varlığına inanmak, ondan yardım istemek için toplanıp Kaf Dağı’na uçmuşlar. Ulaşabilmek için yedi dipsiz vadi aşmak lazım gerekmiş. Bu vadilerin ismi sırasıyla şöyleymiş; istek, aşk, mar- ifet, istisna, tevhit, şaşkınlık, yok oluş vadileri. Her birinin diğerinden zor olduğu bu vadilerde uçan kuşlar, yolda zaaflarına göre tek tek dökülmüşler tabi. Geriye sadece otuz tane kuş kalmış bu vadileri geçebilen. Bu otuz kuşumuz Zümrüd-ü Anka’nın yuvasını bulmuşlar bulmasına ama anlamışlar ki aslında arayıp bulduk- ları kendileriymiş. Yedi dipsiz vadiyi geçmek, öze ulaş- mak demekmiş meğersem. Simurg, aynu zamanda otuz kuş demektir. 21
Şahname'de Simurg Firdevsi'nin destansı eseri Şahname'de (Şahların Kitabı) Simurg en tanınmış halini almıştır. Şahname'de Simurg'un Prens Zal ile olan ilişkisi yer alır. Şahname'ye göre Kral Sam'ın oğlu Zal albino olarak doğmuştur. Kral Sam albino oğlunu görünce, çocuğun şeytanların tohumu olduğunu düşünüp çocuğu bir dağa terk etmiştir. Çocuğun ağlayışlarını duyan yu- muşak kalpli Simurg çocuğu alıp büyütür. Zal her türlü bilgiye sahip Simurg'dan hikmet almış birçok şey öğrenmiştir. Yine de büyüyüp bir yetişkin olduğu zaman insanların dünyasına girmek ister. Simurg çok üzülse de, ona bir tane altın tüy verip gitmesine izin vermiştir. Eğer Zal, Simurg'un yardımına ihtiyaç duyarsa bu tüyü yakacaktır. Krallığına döndüğünde Zal güzel Rudaba'ya aşık olur ve onunla evlenir. Karısı bir oğula hamile kalır fakat doğum zamanı geldiğinde birçok sorun yaşarlar. Zal karısının doğum sırasında öleceğini fark eder ve tam Ruda- bah ölüme yakınken Zal Simurg'u çağırmaya karar verir. Ortaya çıkan Simurg Zal'ın bir tür sezaryen benzeri yöntem uygulamasını sağlar ve Rudabah ile çocuğun hayatını kurtarır. Bu çocuk daha sonra en ünlü ve büyük Pers kahramanlarından biri olacak Rüstem'dir. 22
Sembolizmde Simurg Sufi Ferîdüddîn-i Attâr bu kuştan kendini aramanın sembolü olarak söz eder. Batı’da Feniks, İran ge- leneğinde Simurg, Orta doğu geleneğinde Anka kuşu, Türk geleneğinde Kerkes adını alan bu efsanevi kuşların ortak bir özelliği ölümsüzlüktür. Ayrıca bu kuşlarla ile ilgili anlatımlarda genellikle bir yanma motifi bu- lunur. Örneğin, Kerkes, Herodot ve Plütark’ın değindiği Feniks’te de görüldüğü gibi, öleceği zaman, bir tür ateş olup kendi kendini yakan ve kendisinden yeniden doğan bir kuştur. Anka ya da Zümrüd-ü Anka Orta doğu geleneğine göre, Kaf Dağı’nda yaşar. Bu efsanevi kuş sembolizmlerinde simgelenen başlıca anlamlar, spiritüel aydınlanma ve reenkarnasyon olarak açıklanır. Feniks sembolizminde kuşun yanması cehenneme iniş deneyimi- ni, yeniden doğması ise arınılarak saf şuur halinin elde edilişini simgelemektedir. 23
Kerberos-Yunan Mitolojisi- Kerberos ölüler ülkesinin bekçisidir. Görevi ise dirilerin ölüler ülkesine girme- sini, girenin ise bir daha dışarıya çık- masını engellemektir. Bu canavar, kimi kaynaklarda üç başlı kimi anlatımlar- da elli ve yüz başlı bir köpek olarak gösterilir. Bu korkunç tunç sesli köpeğin kuyruğu kalın bir yılan şeklindedir ve sırtından kara yılanlar yükselir. 24
Hades’in yönettiği yeraltı dünyasının bekçisi olarak bilinen Kerber os, Yunan mitolojisinde ikiside canavar olarak geçen Typhon ve Ekhidna‘nın çif t- leşmesi ile dünyaya gelir. Hesiodos, Theogonia (Tan- rıların Doğuşu) adlı eserinde Kerber os’un dünyaya gelmesini şu şekilde anlatmıştır. Derler ki Ekhidna Typhon’la çiftleşmiş, O fıldır fıldır gözlü bakire Taşkın, yasa dinlemez Typhon’la çiftleşmiş, Ve azgın yürekli çocuklara gebe kalmış: Orthos’u dünyaya getirmiş ilkin, Öküz çobanı Geryon’un köpeğini, Sonra bir azgın canavar daha doğurmuş: Adı dile alınmaz Kerberos’u, Hades’in o tunç sesli, elli başlı, O aman vermez yırtıcı köpeğini. 25
Wendigo-Kızıldereli Mitolojisi- Kuzey Amerikalı Anişinaabe Kızılderilileri, insan eti yiyen bir kişi- nin Wendigo'ya dönüştüğüne inanır. Bazen ise yaratık olup son- radan yiyerek insana dönüştüğüne. Bu mitolojik karakter, in- san eti yiyemediği zaman açlığını yosunla giderir ve tek başına yolculuk eden gezginleri takip ettiği söylenir. Kalbinin buzdan olduğu, tek öldürme yolunun da bu buzdan kalbini eritmek olduğu söylenir. Nasıl bir görünüşe sahip olduğu konusunda farklı anlatılar mevcut- tur. Bazı tasvirler onları kurda bazıları ise geyiğe benzetir. Wendigo insan olmayı amaçlamaktadır, bunu da insanları yiyerek gerçekleştirir. O insan yedikçe insana benzemeye başlar ve bu dönüşüm asla tamamen gerçekleşmez. İnsan yediği için yamyamlığın kökeni olarak da gösterilir. Sürekli insan yemesi gerektiği için, kış uykusuna yattığı dönemlerde yemek üzere insanları öldürmeden yaşadığı yerde birktirir. Bir şamanın bedduasına uğramak, rüyada Wendigo'nun çağırdını görmek bireyi Wendigo'ya dönüştürür. Bunun yanında insan eti yiyen şahsın da Wendigo olacağı söylenmiştir. Bütün söylenceler, soğuk ve karlı bölgelerde şekillenir ve çoğun- lukla da wendigonun buzdan kalbinin erimesi ya da doğrudan buraya verilecek zararın Wendigo'yu alt edeceği düşünülür. 26
27
Gargoyle, Fransızcada boğaz anlamına gelen gargouille kelimesinden köken alır. 28
Gargoyle-Avrupa Mitolojisi- Heykel biçimindeki bu küçük çirkin canavar- lar; kentlerdeki ve köylerdeki binaların tepeler- ine tünen kötücül, gaddar yaratıkların şekline bürünürler. En korkunçları, sanki onları yukarıda tutan o taştan bağları kırıp kanatlanacakmış gibi durur. Ama biraz yakından bakacak olursanız gar- goyle heykellerinin pek çok şaşırtıcı özelliği vardır. 29
Gargoyle, Fransızcada boğaz anlamına gelen gargouille kelimesinden köken alır. Yaratığın, haznesine dolan suyu boğazından akıttığı düşünülürse bu isim, yaratığın biçimine de uygun gibi görünür. Fakat aslında gargoyle hey- kelleri, adlarını Fransız efsanesi “La Gar- gouille”den almıştır. Bu, Rouen kenti sakinler- ine korku salan, acımasız bir ejderhadır. Efsaneye göre yüzyıllar boyunca ejder- ha, gemileri yutmuş ve şehirleri sele boğmuştur. Sonunda M.Ö. 600 yıllarında Romanus adında bir rahip gelmiş ve şehir halkının, Hristiyanlığı kabul etmesi karşılığında canavarı kovmuştur. Romanus daha sonra istavroz çıkararak ejderhayı dize getirmiş, ardından da şehre doğru kaçırıp kazığa oturtularak yakılmasına neden olmuş. Canavarın ise bir tek başı yanmamış. Kent halkı da başını kesip kiliseye dikmiş. Gargouille’in başı, o gün- den sonra şeytana karşı bir savunma ve diğer ejderhalara gözdağı olmuş. 30
Çoğu Orta Çağ Avrupalısı okuma yazma bilmez- di. Din adamları bu yüzden cehennem korkularını yansıtmak için görsellere ihtiyaç duyardı. Böyle- likle insanları kilisenin sığınağında toplamaya çalışıyorlardı. Gargoyleları binanın dış kısmına yerleştirerek şeytanın, kilise dışında yaşadığı fikri- ni aşıladılar. Kurtuluşsa elbette kilise kapılarının içindeydi. Gray Varner, Gargoyles, Grotesques and Green Men: Ancient Symbolism in European and American Architecture adlı kitabında şöyle yazıyor: “Kiliseye devamlılığı ve insan- ların uysal olmasını sağlamak yerine korkunun eşikte beklediğini söylemek çok daha etkili olurdu.” 31
Curupira-Brezilya Mitolojisi- Curupira halk figürü Amazon ormanları- na özgüdür, ancak efsanesi zaten Brezi- lya'nın tüm bölgelerine yayılmıştır. \"Goblin\" veya \"ormanın ruhu\" olarak tanımlanan curupira, kızıl saçlı \"ateş renginde\", koyu tenli, yeşil dişli ve ana özelliği olarak kabul edilen bir çocuğun vücuduna sahip- tir,ve ayakları terstir. Efsaneye göre, curupiras genellikle çocukları ormanda oynaması için kaçırır. Curupira tarafından şaşkına uğrayan erkekler ve kızlar, ancak yetişkinliğe girmeye başladıkları ve \"ormanın ruhu\" için hoş bir arkadaş olmayı bıraktıkları zaman (yedi yıl sonra) eve dönerler. An- cak, hiçbir zaman geri dönmeyen çocuk- lar da vardır, çünkü sivil yaşamı reddet- meye karar verir ve hayatlarının geri kalanını ormandaki curupira ile yaşarlar. 32
Curupira, ilk kez 1560 yılında, Portekizli Cizvit Jose de Anchieta'nın, ormana kötü niyetli ni- yetlerle kovalayan, işkence eden ve öldüren bir \"orman iblisi\" gibi bildirdiği eski bir şahsiyettir. Çoğu hikayede, “evine” saygısızlık edenler- in dışında, insanlara karşı kötü bir niye- ti olmayan bir uyanıklık figürünü tem- sil ediyor gibi görünmektedir. Curupira, avcılar ve lastik makaslar gibi, ormanı uygunsuz şekilde kullanan insanlarla karşı acımasızdır.. Curupira davetsiz mis- afirlerin ormanda yok olmalarına neden olur, avcıların gözünde oyunu görünmez kılar ve bazı durumlarda saygısız olan- lara işkence yapıp öldürür. Curupira'ya zarar vermeden ormana girmek için, Kızılderililer genellikle yaratıklara, tütün veya cachaça gibi küçük “hediyeler” sunar. 33
Golem-Yahudi Mitolojisi- Golem sözcüğü, bugünkü anlamını Ortaçağ’da kazandı. Bu dönemde, kutsal bir sözcüğü ya da Tanrı’nın sıfatlarından birini oluşturan har- fleri yeniden dizerek veya muska yazarak heykel veya tasvirleri canlandıran din bilgeleriyle ilg- ili çok sayıda efsane doğdu. İnanışa göre har- flerin yazılı olduğu kâğıt veya muska Golem’in ağzına yerleştirilir veya başına iliştirilirdi; mus- ka kaldırılınca, Golem de cansız duruma gelirdi. ‘ÇAMUR OĞLAN’ MASALI ‘Çamur Oğlan’ masalı, Golem efsanesi ile ‘Zencefilli Çörek Çocuk’ masalın- dan etkilenerek yazılmış bir Yidiş-Slav masalıdır. Bir zamanlar, hiç çocukları olmamış yaşlı bir çift yaşarmış. Çocuk has- reti ile yandıklarından, kil ve çamuru yoğurarak bir erkek çocuk heykeli yapmışlar. Onu çok severler ve yüreklerinin tüm sevgisi ve sıcaklığı ile onu kurutup, hayranlıkla seyrederlermiş. Oğlancık aniden canlanıp, neşe içinde zıplayıp hoplamaya başlamış. İhtiyarlar mutluluk içinde oğlana sevgiyle sarılıp, bağırlarına basmışlar. Tanrı, yıllarca özlemledikleri evladı nihayet onlara bağışlamıştır. Nedir ki çamur oğlan aniden hızla büyüyüp uzamaya başlamış. Büyümesinin sonu gelmez, metrelerce uzunlukta bir dev haline gelmiş. Önce evdeki bütün yiyecekleri yalayıp yutmuş. Sonra kilerdeki tüm erzakı da silip, süpürmüş. Ardından tükenmeyen iştahına yenilmiş ve onu yaratan yaşlı anne ve babasını da midesine indirmiş. Çamur oğlan, köye inmiş ve evlere dadanmış, eline geçirdiği her şeyi yemeye devam et- miş. Masal bu ya, sonunda çok zeki ve kurnaz bir keçi tarafından tuzağa düşürülüp ve paramparça edilmiş… 34
35
Germakoçi-Laz Mitolojisi- Germakoçi, Laz halk inancında orman içlerinde yaşayan, uzun boylu, vücudu kıllarla kaplı maymun ile insan arası bir orman yaratığının adıdır. Antik dönemde Lazlar, köylerinde germakoçi olduğunu düşününce köylerini terk ederlerdi. Bir başka kaynağa göre, kalın kafalı germakoçi, insanlara saldırganlıkla değil merakla yaklaşır, insanlarla iletişime geçmeyi severdi. Germakoçiden kurtulmanın yolu ise dalla ateş yakmaktır. Yanmış dalı merakla eline alan germakoçinin kürkü yanardı. Kürkü yanan germakoçi kükreyerek Karadenize kadar koşar, ve sonrasında Karadeniz'e atlardı. Bazı halk bilimciler benzerleri tüm kültürle- rde bulunan Amerikan Yerlilerince Sasquash, Nepal'de Yeti olarak isimlendirilen yarı insan dev yaratıkların öykülerinin Homo sapiens'in hafızasına kazınmış MÖ 100.000 -35.000 yıl- ları arasında yaşamış Neanderthal insan- ların mirası olduğunu ileri sürmüşlerdir. 36
Germakoçi, Laz halk inancında orman içlerinde yaşayan, uzun boylu, vücudu kıl- larla kaplı maymun ile insan arası bir orman yaratığının adıdır. 37
Kasa-Obake-Japon Mitolojisi- Yōkai, Japon folklorunda doğaüstü canavarlar, ruhlar ve iblislerdir. Yōkai, kötücüllerden yaramazlara kadar çeşitli aralıklarla ya da ara sıra onlarla karşılaşanlara iyi şans getirir. Kasa-Obaki'ler genellikle tek gözlü şemsiye- lerdir ve tek bacakla zıplarlar, ancak bazen diğer özelliklerinin yanında iki kolu veya iki gözü vardır ve bazen uzun bir dili olarak tasvir edilirler. 38
Halk masallarında, \"hayalet şemsiye\" olarak isim- lendirilen, bir gözü ve bir ayağı olan yokai'nin, kuv- vetli rüzgarın estiği günlerde insanları havaya uçur- duğu söylenir. Efsanelerde ve karikatürlerde sık sık yer alırlar , ve alışılmadık derecede iyi bilinen bir yōkai olmalarının aksine , folklordaki hiçbir görgü tanığı hikayesinde görünmezler, ve ne tür bir yōkai oldukları açık değil . Onlarla ilgili edebiyata halk masalları eş- lik etmez ve bu nedenle sadece uydurma hikayelerde görünen veya sadece resimlerde yer alan bir yōkai olarak kabul edilirl- er . Savaştan sonra, manga karakterleriyle aynı seviyede olan bir varoluş oldukları yorumu da yapıldı . Düşünülen bir olasılık, Hya- kumonogatari Kaidankai'nin Edo döneminde popüler hale geld- iği zaman , hikâye anlatıcılarından toplumda henüz bilinmeyen yeni hikayeler ve yōkai hakkında anlatmaları istenmiş ve bu ned- enle onlar bireyler tarafından yaratılmış bir yōkai olmuşlardır. 39
Fenrir-Iskandinav Mitolojisi- Loki’nin çocuklarından biri olan Fenrir, her ne ka- dar İskandinav mitolojisinde pek fazla anlatılmasa da önemli bir rol oynar. Dev bir cüsseye sahip olan kurt Fenrir, bir ağzını ağtığında bir dudağı yere diğeri ise göğe dokunmaktaymış. İskandinav sagalarında geçen tek bir hikâyede yer alır. Maalesef Fenrir’in, Æsir ve Vanir için İskandinav dünyasının sonunun (Ragnarök) habercisi olan birçok işaretten biri olduğu görülmüştür. 40
Æsir’in Sonu Bu Æsir’in sonunun başlangıcı olacaktı. Prose Edda, Fenrir’in iki oğlu Sköll ve Hati Hróðvitnisson’un, babalarının izinden giderek, sırayla güneşi ve ayı yuttuklarını, yıldızları ve zamanın özünü yok ettiklerini anlatmaktadır. Bütün bunlar gerçekleştikten sonra Fenrir, Odin’in oğlu Víðarr tarafından öldürülecekti. Uzunca bir süre kapalı kalan Fenrir’in çenesi, en nihayetinde Víðar’ın ayağını onun ağzına doğru germesiyle paramparça olacaktı. Kısa bir süre sonra, Æsir’in evrenleri tüketilecek ve yerine yeni bir dünya var olacaktı. Yüzyıllar boyunca süre gelen Antik İskandinav inancına ait ma- sallar arasında bir tek bu masal Fenrir’den bahsetmektedir. Kurt, hayatının geri kalanını diğer yaşayan tüm varlıklardan uzakta bir adada hapsedilmiş olarak geçirmiş, tanrılar kaçınılmaz son ile yüzleşene dek tutsak kalmıştır. Fenrir’in hikâyesi, İskandinav mi- tolojisinde anlatılan en önemli hikâyelerden biridir. Çünkü Fenrir, aile üyeleri arasında en etkileyici rolün sahibidir. Ragnarök sırasın- da babası Loki, jötunnları (devleri) ve Nilfheim’in güçlerini Æsir’in üzerine salacak ve erkek kardeşi Jörmungandr, Fenrir’i Gleipnir’den kurtaracaktır. Bununla birlikte, baş tanrı Odin’i de öldürecek olan o olduğundan, Fenrir her zaman hatırlanacaktır. 41
42
Fenrir’in hikâyesi, herhangi bir hikâyenin olması gerektiği gibi, Fenrir’in beklenme- dik ve korkunç doğumu ile başlar. Fenrir’in diğer kardeşleri ise dev yılan Jörmun- gandr ve kara saçlı kadın Hel’dir. Asgard’lı Æsir (tanrılar), İskandinav evreninin gelecekteki yıkımına katkıda bulunacağı kehaneti üzerine bu üç tehlikeli yaratığın kaderinin ne olacağı konusunda tartışmak için bir araya gelmişti. Hel, Hristiyanlıktaki cehenneme çok benzeyen, çok soğuk ve karanlık bir yer olan Nilfheim’e gönderilirken, Jörmungandr evrenin yok oluşuna kadar su altında kala- cağı denize gönderilmişti. Ancak Fenrir çok daha büyük bir sorun teşkil etmekteydi. Hel ve Jörmungandr uzağa gönderilirken, Fenrir çok hızlı bir şekilde büyümüş ve olması gerektiği gibi diğer kurtlar arasında bir Jötunn (dev) olmuştu. Æsir’i büyük cüssesinden ve bir gün gerçekleşeceğini bildikleri korkunç kehanetten korumak için Tanrılar, Fenrir’in kontrol altına alınması gerektiğine karar vermişlerdi. 43
Tanrıların müdahalesinden önce kurdu başarılı bir şekilde kontrol altına al- mak için üç çeşit pranga veya halat yaratılmıştı. İlkinin adı Leyding’di ve Fen- rir’in tek bir güçlü tekme darbesine dayanamamış ve parçalanmıştı. Leyding’den iki kat daha güçlü olan Dromi olarak bilinen ikinci zincir, her ne kadar uzun bir süre Fenrir’i bağlı tutsa da o da aynı sondan kurtulamamıştır. Üçüncü seferde ise tanrılar kendi becerilerinin ötesinde bir zincire ihtiyaç duyduklarını biliyorlardı. Æsir’in baş tanrısı Odin, kara elflerin diyarı Svartálfaheim’in cücelerine haber yollamıştı. Bu kara cüceler dev kurdun kaçmasını önleyecek kadar güçlü bir zincir yapmayı kabul ettiler. Cüceler kısa süre içinde Odin’e altı efsanevi malzemeyle yaptıkları Gleipnir adlı zincir ile geldiler: kedinin ayak sesi, dağın kökleri, ayının tendonları, kadının sakalı, balığın nefesi ve kuşun salyası. Bu yönteme bakılırsa günümüzde var olması pek de olası ol- mayan bu altı malzemeden oluşan zincir, tıpkı bir kurdele gibi pürüzsüz ancak ölümlülere göre bir demir kadar güçlüydü. Lyngvi adasında zincir- lendiğinde Fenrir bile kaçabilme becerisinden kuşku duymuştu. Öyle ki tanrılar onu kaçması için kışkırttığında Fenrir, zincirin kendisine vurulmasına izin vermeden önce iyi niyet göstergesi talebinde bulunmuştu. 44
Herkesin iyiliği için kendini riske atabilecek kadar cesur olan Æsir’in tek tanrısı, hak ve adalet tanrısı Tyr öne atılarak elini kurdun ağzına sokmuş- tur. Fenrir ancak bu şekilde yeniden zincirlenmeye izin vermiş ve kışkırtma da Tyr’ın cesareti ile başarılı bir taktik olmuştu. Kurdun kurtulmak adına yaptığı her hamle yersiz bir hâl almıştı. Tanrıların onu bastırabilecek ka- dar becerikli olmaları ve kendi başarısızlığının getirdiği öfkeyle tuzağa düşen Fenrir, Tyr’in elini kopardı. Tyr haricinde herkes Fenrir’in bağlı olmasından dolayı rahatlamıştı. Aesir tanrıları Gleipnir’in kordonu Gelgja’yı Gjöll adın- da devasa bir taş levhaya dolamış ve Thviti olarak bilinen büyük bir kayaya demirlemişlerdi. Böylece Fenrir’i etkili bir şekilde kalıcı olarak tek bir yere sabitleyebilmişlerdi. Kurdun amansız ulumaları bir kılıcın ağzının içinden geçmesine ve kılıcın kabzasının da ağzını ardına kadar açmasına neden oldu. Bu durum da onu Ragnarök zamanına kadar susturacaktı. Ancak o zaman Fenrir özgürlüğüne kavuşacaktı. Dünyanın sallanması ve dağların yerle bir olması Gleipnir’i parçalayacak, kurdun Odin’in peşine düşmesine ve baş tanrıyı bir bütün olarak yutmasına olanak verecekti. 45
Trol-Iskandinav Mitolojisi- Trol, İskandinavya folkloründe geçen ve korkunç gözüken bir mistik, in- sanımsı devasa yaratıktır. Troller folklörde, İngiliz peri masalların- daki Ogreler benzeri şeytani dev- lerden, dağlarda yaşayan, dağa insanları kaçıran, vahşi ve daha insan benzeri yaratıklara ka- dar birçok farklı şekilde tas- vir edilmişlerdir. Aslen Şamanik doğa ruhları olarak, ortaya çık- mışlardır. Başlangıçta yalnızca bazı özel doğa ruhu türleri için kul- lanılırken daha sonraları anlamı genişlemiş ve cüceler ile Jötunn devleri dahil her çeşit esrarlı varlığı ifade etmekte de kullanılmıştır. 46
Shetland ve Orkney masallarında, troller trowe olarak anılmıştır. Japoncada ise trol için kullanılan sözcük tororu`dur. Huldra da bir Troll türü sayılmaktadır. Bu yüzden Huldufolk halkı da Troller olarak anılır. İskandi- nav inançlarında Troller, Elf ve cücelerle birlikte yer iyesi anlamına gelen \"Vaettir\" tanımı kapsamına girmektedir. Doğa ruhları için kullanılan bir tanımdır. İskandinav folklorunda iki tip Trol vardır. Biri dağlarda ve ormanlarda yaşayan, Jötunlara benzeyen devasa Troller ve toprağın altında ve ormanın derinliklerinde yaşayan genelde kısa boylu olan, Huldra ve Elflere yakın olan Troller. İskandinav edebiyat, sanat ve müziği, romantik dönem- den başlayarak bugüne kadar trolleri birçok farklı şekilde adapte ederek, genelde çok büyük kulak ve burunlara sahip bir yerli halk biçiminde kullanmıştır. Bu yüzden boyut- ları da hikâyelerde ufak tefek ölçülerden devasa boyutlara kadar çeşitlilik göstermektedir. Cermen dillerinde Trol tanımı \" Doğaüstü\" ve \"Gizemli\" gibi anlamlara gelmektedir. Trol kelimesi de \"Şiddetli\", \"Kötü niyetli\" gibi farklı anlamlar da kazanmış, İsveç'te kara büyüye Troldom, sihir numarasına Trylle denmiştir. Ama bu yeni anlamların mitolo- jik varlıkla ve şamnaizmle bir ilgisi yoktur. 47
İskandinav mitolojisinde ve folkloründe in- ançsızlık, kötülük, vahşet, çirkinlik ve gecenin tekinsizliğini cisimleştiren troller, günışığına görüp taşlaşana kadar kötülük yapmaktan vazgeçmezlerdi... Aynı günümüzdeki troller gibi onlar da gerçek isimleri yani kimlikleri ortaya çıkınca güçlerini kaybedip yokolurlardı. Belki de aralarında zannettiğimiz kadar büyük bir fark yoktur.
Search