Important Announcement
PubHTML5 Scheduled Server Maintenance on (GMT) Sunday, June 26th, 2:00 am - 8:00 am.
PubHTML5 site will be inoperative during the times indicated!

Home Explore 61 - Derin Tarih (Nisan 2017)

61 - Derin Tarih (Nisan 2017)

Published by sedatfurkanileri, 2019-10-29 09:41:28

Description: 61 - Derin Tarih (Nisan 2017)

Search

Read the Text Version

 Türk Tarihi ——————————————————————————————————————— — İslam Devletlerinde Paranın Kullanımı Sikkeye Adalet ve Muhabbet İşleyen Medeniyet 100 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

———————————————————————————————————————— Sikke ve Para Selçuklularda çek, havale ve poliçe uygulamasının yaygın olduğunu; Dânişmendlilerin Bizans yazı ve figürleri bulunan para bastırdıklarını biliyor muy- dunuz? İslam devletlerinin faizden uzak kalmayı başarıp parayı ticarî, ekonomik ve siyasî bir avanta- ja çeviren uygulamalarından ilginç örnekler…  MUHARREM KESİK [email protected] “ İlk parayı Lidyalılar buldu.” Bu na erdirmiştir. Abdülmelik’in para re- İstişareler neticesinde ilk İslam parası- bilgiyi ezberlememiş olan var formu İslam iktisat tarihinde altı çizil- nın basılmasına karar verildi. Bizans mı? Tarih dersini sevsin ya da mesi gereken bir gelişme olarak öne paraları örnek alınarak motif ve ka- rakterlerin düzenlenmesiyle ilk müs- sevmesin, her öğrencinin zihnine ka- çıkar. Bu aynı zamanda merkezî oto- takil İslam dinar ve dirhemleri böyle- ce dizayn edilmiş oldu. İslam devleti zınmıştır deyiş yerindeyse. Evet, ilk ritenin güçlendirilmesine yönelik atıl- paraları zamanla değişikliklere uğra- yarak özgün bir hale gelmiştir. Para paranın izlerine MÖ 7. yüzyılda Lidya mış hayatî bir adımdı. reformunun son halini teşkil eden pa- raların en karakteristik özelliği yazı- krallığında rastlıyoruz. MÖ 5. yüzyılın Bu reforma uzanan süreci inceleye- dan ibaret olmasıdır. İki yüzde Bizans ve Sâsânilerden farklı olarak idareci sonlarına kadar bakır, gümüş ve al- lim: Abdülmelik’in hilafeti dönemin- portreleri veya diğer resim temsille- ri olmaksızın sadece Müslümanların tından darp edilirken, MÖ 7. yüzyılda de iç karışıklıklar nedeniyle cizye ve dinî formülleri yazılmıştır. Bu durum İslam paralarına örnek teşkil eder. bronz sikkelerin yaygınlaştığı görü- haraç gelirleri kayba uğramış, devle- Emevîlerden itibaren sikke bağım- lür. Yazıda Müslümanların kullandı- tin ekonomisi zarar görmüştü. Sâsâ- sızlığın, egemen bir güç olmanın sem- bolü kabul edilmiş ve devletin başına ğı paralar üzerinde duracağımız için nilerin yıkılış dönemlerine ait paralar geçen hükümdarın sikke kestirip hut- be okutması hükümdarlık alâmeti sa- Arapça kökenli “sikke” kelimesini ter- tedavüldeydi. Geniş İslam coğrafyasın- yılmıştır. cih edeceğiz. da farklı gramajlardaki paralar devlet 11. yüzyılda Uygur hanları kumaş parçaları üzerine mühür basarak kâ- İslam devletlerinde sikkeler altın, hazinesine girecek vergiyi azaltıyor, ğıt para kullanmaya başladılar. “Kum- du” adı verilen bu itibarlı kumaş par- gümüş ve bakır olarak basılırdı. Ya İs- bu da malî sıkıntılara neden oluyordu. çaları eskidiği zaman tekrar hanın mührü ile damgalanıyor veya değiş- lamiyetten önce? Bu dönemde Arap- Paranın standardize edilmesi şarttı. tiriliyordu. Kaşgarlı Mahmud Suvar Türklerinin ticarette “ekin” denilen ların İran, Roma ve Bizans sikkeleri Abdülmelik iç karışıklıklar esna- kumaş parçalarını kullandıklarını kaydeder. Orta Asya’da İtil Bulgarları kullandıklarını biliyoruz. Bir miskal sında dönemin siyasî gücü Bizans İm- ve Hazarlar ise ticarette deri para kul- lanıyor, yabancı tüccarlar mal almaya gümüşe “dirhem”, altına “dinar”, bakı- paratorluğu’ndan emin olmak için geldikleri zaman alışverişlerini bun- larla gerçekleştiriyorlardı. Bu deri pa- ra ise “fels” diyordu Araplar. İslamiye- vergi ödemeye devam etti. Vergilen- ralara Eskiçağ’da Çin’de de rastlanmış- tır. tin ilk yıllarında sikke basılmamış, o dirmede Bizans parası kullanılıyordu. sırada piyasada bulunan Bizans-Sâsânî İmparatorlukta darp edilen paraların sikkeleri kullanılmaya devam edilmiş- İslam ülkesine ithali neticesinde Müs- ti. Emevîlerle birlikte Müslümanlar bu lümanların Bizans parasına bağımlı- paraların benzerlerini kestirmeye baş- lığı söz konusuydu. İç savaştan başa- ladılar. Bu yüzden Arap-Bizans, Arap- rıyla çıkan halife, Mısır’da üretilen ve Sâsânî sikkeleri olarak adlandırıldılar. imparatorluğa ihraç edilen tırâzlı kâ- Emevî halifesi Abdülmelik b. Mer- ğıtları (parşömen) Bizans’a karşı koz vân (680-705) devrinde üzerinde figür- olarak kullanarak üzerlerine “Kul hu- ler bulunan Bizans-Sâsânî tipinde sik- vallahu ehad” yazılmasını emretti. ke kestirmeye son verilerek yalnızca Böylece tırâzların Arapçalaştırılması- Kur’an-ı Kerim’den ayetler bulunan na (Araplaştırılmasına) gidilmiştir. yeni sikke modellerine geçildi. Ab- Bu durumun iki devlet arasında kri- dülmelik Bizans sikkeleri karşısında ze dönüşmesi kaçınılmadı. İmparator İslam’ın gücünü göstermek suretiyle II. Justinianus’tan ilk tehdit geldi: Du- çığır açmış ve İslam dünyasının para rum düzeltilmediği takdirde paralara hususunda Bizans’a bağımlılığını so- İslamı kötüleyen unsurlar yazılacaktı. 2017 NİSAN / DERİN TARİH 101

 Türk Tarihi——————————————————————————————————————— — » Muhtelifu’l-ecnas bir ordu yılında Büyük Selçuklu Devleti kurul- Hem Anadolu, hem de Büyük Selçukluların askerî teşkilâtı lejyonerlerden (ücretli asker) oluşuyordu. Hassa, duktan sonra ilk yavru Selçuklu dev- Türkmen, dirlik sahipleri ve tâbi devletlerin kuvvetleriyle çeşitli milletleri bünyesinde barındıran bir sistem leti İran’ın güneyinde, Kirman bölge- mevcuttu. sinde kuruldu (1048). Kirman Selçuklu Melikliği’nin kurucusu Kara Arslan Selçuklu usulü çek ve havale (ikrâz) veriyor, karşılığında bazı vilâ- Kavurt ülkesinde sıkı bir ekonomik yetlerin vergilerini iltizam usulüyle ve politika takip ederken paranın ayarını Kâğıt, kumaş ya da deri para usu- kârıyla üzerlerine alıyorlardı. Sermaye da sağlam tutmaya çalışmıştı. lü Orta Asya ve Uzakdoğu’dan İran’a, ve servetlerin uluslararası dolaşımın- oradan da Araplara geçmiştir. Avrupa- da yaşanabilecek tehlike ve güçlük- Anadolu’da Dânişmendli hüküm- lılar ise Haçlı seferleri sırasında haber- leri ortadan kaldırmak üzere ticarî darlarının bastırdığı paraların bazıla- dar oldukları bu uygulamaları Batı’ya muamelelerde çek, suftâce ve havale rı günümüze kadar gelmiştir. Ancak taşıdılar. senetleri %10’luk kâr karşılığında kul- bu paraların alışık olduğumuz İslam lanılmaktaydı. sikkelerinden farklı olup daha çok Bi- Müslüman Araplardan İslam devlet- zans paralarına benzediği görülür. Ar- lerine geçmiş olan altın ve gümüş sik- Türkiye Selçukluları ticareti teşvik tukoğulları, Saltukoğulları, Atabeglik- keler (dinar ve dirhem) Selçuklularda için bir taraftan tedbirlere başvurur- ler ve Mengücükoğullarında olduğu da benzer biçimde kullanılmaya de- ken, diğer taraftan da sağlam bir pa- gibi Dânişmendli sikkeleri de Anado- vam edildi. Selçukluların iktisadî yük- ra politikası takip ettiler. Latinlerle lu’da hüküm sürmekte olan Bizans İm- selişine orantılı olarak gümüş ve altın yaptıkları ticarî antlaşmalarda (ahid- paratorluğu sikkelerinin etkisini taşır. paralar basılmış, ayarlarının yüksek- nâme) altın, gümüş ve mücevheratı Dânişmendliler Bizans İmparatorluğu liği dolayısıyla Anadolu dinar ve dir- gümrük muafiyetine tâbi tutmaları ile ticarî ilişkileri nedeniyle olsa sikke- hemleri yabancı ülkelerde aranır ol- bu ticarî politikanın gereği idi. Anado- lerinde Arap harfli yazıların yanı sıra muştur. lu’daki Türk beylikleri de nakit para- Grek harfli ifadeler de kullanmışlar- nın sınır dışına çıkarılmasına izin ver- dır. Hatta hükümdar isimlerinin Grek Selçuklular egemenlikleri altındaki miyorlardı. Selçuklu dinarları hacimli, harfleriyle yazıldığı dikkat çeker. Bun- şehirlerde ticarî işlem ve usullere bir- yüksek ayarlı ve halis olduğundan Bi- ların üzerinde hem Rumca yazılar, takım yenilikler getirdiler. Bankerler zans İmparatorluğu, Mısır gibi yaban- hem de insan ve hayvan figürleri bu- (cehbez), zenginlere ve devlet adamla- cı ülkelerde rağbet görmekteydi. 1040 lunurdu. rına ait paraları kâr (faiz) karşılığı kul- lanıyor, gerektiğinde devlete borç para Dânişmendlilerin bu uygulaması- nın çeşitli nedenleri olmalıdır. Anado- 102 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

———————————————————————————————————————— Sikke ve para » Âlim ve âdil hükümdar Melik Şemseddin İsmail’e ait bir sikke. Sikkenin ön yüzünde kare arkalıklı tahtta oturan hükümdar tasvir edilirken arka yüzünde hükümdarın ismi yazılı. lu’ya yeni geldikleri için buradaki ma- lu’daki Türk beyliklerine ait sikkeler- de yaşayan Bizans halkına siyasî, kül- hallî şartları ve iktisadî alışkanlıkları de Bizans İmparatorluğu’na ait sikke türel ve ticarî bakımdan pozitif bir hesaba katarak ve Bizanslılarla ticarî tasvirlerinden birebir örneklerin yer yaklaşım sergilemişlerdir. Vakayina- ilişkilerini kolaylaştırmak için bu yolu alması, fethettikleri şehirlerde işle- melerle kayıt altına alınmış bu haki- tercih etmiş olabilirler. Dahası Dâniş- vini yitirmemiş darphane ve işlikleri kat, sikkeler üzerinden bir kez daha mendli ülkesinde yaşayan veya onla- kullandıklarını akla getiriyor. Böyle- belgelenmektedir. ra bağlı olan Rumlar başka dil bilmi- ce ele geçirdikleri yerlerde uzun za- yorlardı. Paralarda Rumca harflerin mandan beri kullanılan sikke basım Mevcut darphane sistemi ve sikke kullanılmasıyla alışverişleri kolaylaş- sistemini korumak suretiyle müşte- kalıbını kullanmanın, sistemi yeni- tırılırken, yaşadıkları topluma güven rek unsurlar taşıyan sikkeler bastır- den oluşturmaktan daha kolay olma- duymaları da sağlanmış oluyordu. Ün- mışlardır. Bu durum bizi farklı bir so- sı da göz ardı edilemeyecek bir gerçek. lü Fransız tarihçi Claude Cahen üzer- nuca daha götürür: Dânişmendliler Ancak Dânişmendli sikkelerinde kar- lerinde Rumca harf ve şekillerin kul- hâkimiyetleri altına aldıkları yerler- şımıza çıkan Bizans etkilerini yalnız- lanılmasının, bu paraların Bizanslı ca bu nedene bağlamak doğru olmaz. ustalar tarafından imal edilme- Anadolu’da bu dönemde çeşitli şehir- sine bağlanabileceğini söyler. lerde hâkimiyet kuran Türk beyleri- nin fethettikleri topraklarda yaşayan Sikkeden okunan halkın kültür ve dinine gösterdikleri Bizans hoşgörünün yanı sıra, yüzyıllardan be- ri Anadolu’da doğu-batı ticaret yolla- Bu tür paralar bastıranlar sa- dece Dânişmendliler değildi. Zen- gîler, Eyyûbîler, Artuklular, Sal- tuklar ve Mengücükler de resimli paralar darp ediyorlardı. Anado- » Türk kültür hayatının öncüsü Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad (1190-1237)’ın Alanya’daki heykeli. 2017 NİSAN / DERİN TARİH 103

 Türk Tarihi——————————————————————————————————————— rının merkezi olan Bizans » Siyasetten sanata şamadıklarını gösteriyor. İmparatorluğu’nun bu ko- 11. yüzyıla ait at üzerindeki Sultan’ı tasvir eden Anadolu’da yerel ticarette numunu az çok ele geçir- en fazla dolaşımda olan me amacı bulunmakta- Selçuklu kâsesi. ve kolay bulunan para dır. Bu yüzden iç ve dış tipi bakır sikkelerdir. ticarî ilişkilerde yüzyıl- Dânişmendlilerden günümüze ge- Belki de bu yüzden ba- lardan beri kullanılan len paraların hepsi bakırdır ve basıl- kır sikkeleri tercih et- Bizans sikke geleneği- dığı yer gösterilmemiştir. Bazılarında tiler. ni yıkmaktansa karma Mesih tasviri veya ellerinde mızrak, Dânişmendli sikke- bir üslup ile bu sistemin arslanın sırtına binmiş koşturan sü- lerinin çapları genel- devam ettirilmesi amaç- vari resimleri görülmektedir. Dâniş- likle 2,8-3,3 cm. arasın- lanmış olmalıdır. mendlilere ait paralar arasında altın da ve yaklaşık 7-13 gram ve gümüş cinsinden sikke bulunma- ağırlığındadır. Yapı ve İlk Dânişmendli sikke- ması, ekonomik ve ticarî bakımdan sinin hangi hükümdar dö- bu tipte sikkeler bastıracak güce ula- Kredi Bankası Koleksiyo- neminde bastırıldığı belli ol- nu ve İstanbul Arkeoloji Mü- mamakla birlikte Osmancık’ın zesi sikke koleksiyonunda yer fethi üzerine burada Dânişmend alan Dânişmendlilere ait sikkeler- Gazi adına sikke bastırıldığı ve bunun de darphanelere dair herhangi bir bil- ilk Dânişmendli sikkesi olduğuna dair gi bulunmuyor. Sadece ön ve arka yüz- rivayetler vardır (Dânişmend Gazi’nin lerinde adlarına bastırılmış oldukları maden çıkarıldığından dolayı Gümüş hükümdarın ismi, unvan ya da lakap- adını verdiği yer bugün Amasya’ya ları yer alır. İkisi dışında üzerlerinde bağlı Gümüşhacıköy olmalıdır). An- basım yılına dair de bilgi bulunma- cak bugüne kadar Dânişmend Gazi ta- maktadır. rafından bastırılan bir paraya rastlan- Sonuç olarak Dânişmendliler hâ- mamıştır. kim oldukları bölgenin sosyal şart- larını iyi değerlendirdikleri ve ticarî Günümüze ulaşabilen paralar dik- aktivitelerin aksamadan sürdürüle- kate alındığında, Dânişmendlilerden bilmesini sağlamak için sikkelerin- ilk para bastıran hükümdarın Emîr de Grekçe yazılara ve Hıristiyanlığa Gazi, Türkiye Selçuklularında ise I. ait motiflere yer vermekten kaçınma- Mesud (1116-55) olduğunu görüyoruz. mışlardır. Osmanoğulları, Saruhano- 12. yüzyılın ortalarına kadar yöresel ğulları ve Menteşeoğulları gibi Türk kullanım amaçlı paraların bakırdan beyliklerinin ise Avrupalı devletler- bastırıldığı anlaşılıyor. le ticarette “ortak para” kullandıkları görülür. HAVALE MEKTUBU NEDEN MEŞRU GÖRÜLMEDİ? Buraya kadar çıkarılabileceğimiz en önemli ders, bir devletin ekono- Suftâce, nakil zorluğunu ve tehlikeyi önlemek için belirli bir kâr oranı mukabi- mik gelişmesinde en önemli vasıtanın linde para yerine kullanılan kredi (havale) mektubu ve poliçe anlamındaki Farsça “itibarlı para” olduğudur. Ürettiğini “sıfta” (havale kâğıdı) kelimesinden gelen bir bankacılık terimidir. Bankacılık ve satmak ve ihtiyacı olanı almak kadar ticarette çek ve havale senetlerinin kullanımı tabii olarak ticaret hacminin ve iş- paranın itibarının korunması ve değe- lemlerinin büyümesini sağlamıştır. Para iktisadiyatının bu derece ilerlemesi, para rinin sağlam tutulması da önemlidir. ticaretinin meşruiyet kazanmasını gerektiriyordu. Halbuki Hıristiyanlık gibi İslam Geçtiğimiz aylarda gündeme gelen do- dini de para ticaretinin bir esası olan faizi (ribâ) haram kılmıştır. Ancak ekonomik lar bozdurma seferberliğini düşünür- zaruretler faize dolambaçlı yollarla cevaz veren hîle-i şer’iyye’ler (şer’î formüller) sek, Türk parasının değerini artırmak meydana çıkardı. Bu usullere göre faizle para borçlanmaları ve kazançları devam için de tarihin rehberliğine ihtiyaç etti. Selçuklu Türkiye’sinde böyle bir şer’î (dinî) formülle şer’î mahkemeden çıkan duyduğumuz kesin! bir vesika günümüze kadar gelebilmiştir. Bütün bu formüllere rağmen faiz hangi şekliyle olursa olsun her zaman günah sayılmış, hatta nakit paranın naklinde veya Muharrem Kesik havalesinde kullanılan havale mektupları (suftâce) üzerinden kazanılan para da Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi Edebiyat bazen helal ve meşru görülmemiştir. İşte bu nedenle dindar zenginler paralarını Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi. emlâke, akara, imalathanelere yatırır ya da ticarî şirketlere hissedar olarak gelir sağlamaya çalışırlardı. 104 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

Sponsorlar Medya Ana Sponsoru Medya Sponsorları Destekçilerimiz Program Erkeklere Özeldir ve Ücretsizdir

 Ayın Kelimesi —————————————————————————————————————— — AYIN KELIMESI Performans Alkışlar Performans B azı kelimeler var ki birçok an- lamı karşılayacak şekilde yerli  D. MEHMET DOĞAN başarı. 2. Bir sporcunun yapabileceği yersiz kullanılıyor ve mahiye- en iyi derece; takat, takat sınırı.” Bu ti bilinmeden yaygınlaşıyor. Bunların [email protected] açıklamayı okuduktan sonra “başarı” çoğunlukla uydurma ve yabancı kay- ve “takat” varken “performans”a ne naklı kelimeler olduğunu söyleyebili- cak şekilde kullanılıyor. Perform ke- gerek var diyebiliriz! riz. Mesela teklif, tavsiye ve hatta tel- limesine bu anlamları veren Mehmet kin yerine ekseriya “öneri” deniliyor. Gülbahar, “performance”ı, “ifa, icra, Fransızcadan Türkçeye sözlükleri- iş, amel, ikmal, hareket, oyun, tem- mizde ilk Hasan Bedreddin’in Küçük Bu tür kelimelere gerçek mânala- sil” olarak açıklıyor (İngilizce-Türkçe Bü- Lügat’inde rastlıyoruz “performan- rı bilinmeden veya dikkate alınma- yük Lügat, 2. c., 1947). ce”a. 1928 baskılı bu kitaptaki açıkla- dan yakıştırmalarla birçok anlam ma şöyle: “Teşhir edilen bir yarış atı- veriliyor. Yabancı dillerden tercüme Bu kelime değil 1947’de, 1977’de bi- nın veya herhangi bir şampiyonun yapılırken kelimelerin dilimizdeki le umumî sözlüklerimize giremiyor. kazandığı muvaffakiyet, alkış.” Ke- karşılıklarını bulunmak zahmetine Onu ancak Türkçe Sözlük’ün 1983 bas- limenin dilimize bilhassa at yarışla- girilmiyor ve bu kelimeler çeşitli se- kısında görüyoruz: “1. Her hangi bir rı dolayısıyla bir spor terimi olarak beplerle -ve en çok da zihin tembel- girdiğini M. Nihat Özön’ün Türkçe Ya- liği sebebiyle- yaygınlaşıyor. Son yıl- bancı Kelimeler Sözlüğü’ne bakarak söy- larda birçok mânaya gelecek şekilde leyebiliriz. 1961’de yayınlanan bu söz- kullanılan kelimeler arasında “per- lükteki açıklama şöyle: “At, otomobil, formans” belki de ilk sırada yer alı- uçak yarışlarında yarışçıların her ya- yor. rışta kazandıklarının sonucu.” “Perform” Latince menşeli bir keli- Tecrübeli edebiyatçımız ve sözlük- me. İngilizcede “yapma, ifa etme, ic- çümüz kelimeyi açıklamakta bir hay- ra etme, temaşa ettirme, sahneleme, li zorlanmışa benziyor! Şu sıralar kul- temsil etme” gibi anlamları karşılaya- lanılma sıklığı iyice artmış olan bu kelimenin artık ne H. Bedreddin’in 106 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

—————————————————————————————————————————Performans ne de Mustafa Nihat’ın açıkladıkları mıyor, ama meşhur YÖK’ümüz yönet- kelime olmadığını söyleyebiliriz. meliğinde kelimeyi kullanmakta beis Orta öğretimde çocuklarımız “per- formans ödevi” yapıyorlar! Türk dili görmüyor: ve edebiyatı öğretim programına gö- re, “çeşitli ve çok sayıda ölçme aracı “Bu yönetmelik, yükseköğretim kullanılarak sistematik bir biçimde yapılan değerlendirmenin sonuçları, kurumlarının döner sermaye faali- sadece not vermek için değil; öğren- cilere performansları hakkında geri yetleri çerçevesinde; hizmet sunum bildirim verme... amacıyla (da) kulla- nılabilir.” şartları ve kriterleri de dikkate alın- Millî Eğitim Bakanlığı, dil konu- mak suretiyle personelin unvanı, gö- sunda en fazla hassasiyet göstermesi gereken kurum. Bu kurumun diline revi, çalışma şartları ve süresi, eği- bu kelimeyi kim musallat etti? Eski- den “ev ödevi” vardı. Yer belirten bir tim-öğretim ve araştırma faaliyetleri tanımlama bu. Bundan vaz geçilmiş, başarı ölçmeye yönelik bir adlandır- ve meslekî uygulamalar ile ilgili per- ma tercih edilmiş. Neden “başarı öde- vi, başarı ölçme ödevi, yeterlilik ölç- formansı ve özellik arz eden riskli bö- me ödevi, değerlendirme ödevi” gibi Türkçe adlar konulmuyor da “perfor- lümlerde çalışma gibi hizmete kat- mans” tercih ediliyor? Bu soruya ve- rilecek makul bir cevap olmadığını kı unsurları esas alınarak yapılacak düşünüyorum. Üstüne üstlük “perfor- mans ödev”lerinin amacına ulaşma- ek ödeme oranları ile bu ödemele- dığını, bu ödevleri öğrencilerin değil, velilerin yaptığını, bu yüzden de kal- rin usul ve esaslarını belirlemek dırılması gerektiğini söyleyenler bir hayli yekûn tutuyor. amacıyla hazırlanmıştır.” Performans her yerde! Demek ki, bu kelime şu » Sanat değil performans 1983’te dilimize giren 2005’te kabul edilen Belediyeler Ka- andaki kullanılma şekliyle nunu’nda belediye meclisinin görevle- sporla ilgili değil sadece. performans kelimesi önceleri ri arasında “belediye faaliyetlerinin İşte Millî Eğitim’de “ba- at, araba, uçak yarışları için ve personelinin performans ölçüt- şarı”, belediyelerde “ve- lerini görüşmek ve kabul etmek” de kullanılıyordu. Ancak zamanla var. Belediye başkanı ise “belediye faaliyetlerinin ve personelinin per- rimlilik” yerine kullanılı- kullanımı yönetmelikten ev formans ölçütlerini hazırlamak ve yor. Yine de bu kelimenin ödevine, sahne sanatlarından uygulamak, izlemek ve değerlendir- en sık kullanıldığı alanlar ressamlığa kadar yaygınlaştı. mek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak” ile vazifeli. Keza başkanlar okullar ve belediyeler değil. “stratejik plân ve performans progra- mı” hazırlamakla yükümlüler… İşte bir haber: “Perşembe ve Devlet Personel Başkanlığı, me- cuma günü cafemizin duvarlarına leyicinin önünde canlı ola- murların başarılarının, verimlilikle- rinin ölçülmesi için yönetmelik hazır- uygulanacak canlı resim performansı rak icra edilen bir sanat biçimi lıyor, bu yayın organları tarafından “Kamu personeli için performans yö- olacaktır.” Cümlenin Türkçe nezdin- imiş. Şu bizim “tuluat”a veya “irti- netmelik taslağı” olarak duyuruluyor. İlle de yabancı dil olacak! deki durumunu bir yana bırakalım. cal”e ne kadar benziyor değil mi? Da- Devlet Personel Başkanlığı hassa- Nedir “canlı resim performansı?” De- ha “müzik performansı haberleri”ne siyet gösteriyor, bu kelimeyi kullan- mek bunun cansızı da var! gelmedik! “Adı Mutluluk - Gonca’dan Bu cümleden “performans”ın ser- şahane bir müzik performansı... An- gi, teşhir anlamında kullanıldığını çı- karalı Ferdi’nin Müzik performan- karabiliriz. Peki, “canlı”sı ne oluyor? sı...” Buna düpedüz “icra” derdik! Mü- Resim herkesin gözü önünde yapıla- zik sanatçıları eserleri icra ederler, cak! Buna “uygulamalı resim sergisi” okurlar, seslendirirlerdi! diyebiliriz. “Ressam (filan, feşmekân) İşte aynı ortamdan bir cümle: alışveriş merkezinin yaz etkinlikleri “Soğuk havada koşmak performan- kapsamında AVM girişinde canlı per- sı artırıyor!” Sen neymişsin be “per- formans sergiledi. Beyaz, tuval üze- formans”! Seni artırmak için habi- rine yağlı boya eserini ziyaretçilerin re koşmuşuz demek ki! Az zamanda meraklı bakışları arasında tamamla- epey de mesafe katetmişiz. Sözlükle- dı.” rimizden oyun, temsil, icra, gösteri, Elektronik ortamda gezinen şu sunum, teşhir, sergileme, başarı, ve- cümleye bakalım: “Resim ve video rimlilik, değerlendirme, takat, rağ- reklamlarınız yayınlandıktan sonra, bet, tuluat, irtical… kelimelerini çı- Google Görüntülü Reklam Ağı’nda karsak yeri var. nasıl performans gösterdiklerini izle- Hani Hasan Bedreddin ilk defa “al- mek isteyebilirsiniz.” Burada bir ürü- kış” anlamı vermişti ya performansa. nün ne kadar ilgi çektiği ölçülmek is- Performansı alkışlamak lâzım, az za- teniyor. Acaba “rağbet” mi desek? manda müthiş performans gösterdi! Ha, bir de “performans sanatı” var- Alkışlar “performans”! Senin per- mış! 1960’lı yıllarda ortaya çıkan, iz- formansın, bizim başarısızlığımız! 2017 NİSAN / DERİN TARİH 107

 Keşifler————————————————————————————————————————— x— Harput Ermenilerinden Payitahta mektup var: ÇOCUKLARIMIZI ZEHİRLEYEN MİSYONER OKULLARINI KAPATIN Harput Ermenilerinin Payitahta bir mektup yazarak çocuklarını ifsat ettikleri ve akıllarını çeldikleri için Amerikan Koleji’nin kapatılmasını istediklerini biliyor muydunuz? Mektup Doğu Anadolu’da patlak veren Ermeni isyanlarının kimler tarafından organize edildiğini de açıkça gösteriyor. H MUSTAFA ALİCAN [email protected] sında vardır. Soykırım iddiasını ileri sürenler Millet-i Sâ- er yılın Nisan ayında gündeme gelen Ermeni me- dıka tarifiyle Ermenilere yapılanların meşrulaştırıldığını, selesiyle alakalı tartışmalardan biri de Millet-i Sâ- onlara uygulanan “zulmün” müsebbibinin yine Ermenile- dıka kavramı etrafında yapılır. Konuyla alakalı rin kendileri olduğunu ihsas etmek gayesinin güdüldüğü- fikir beyan edenlerin bazıları, bu tanımın muhayyel bir nü savunurlar. İkinci kısımdakiler ise söz konusu mefhum olguyu tarif etmeye çalışan bir teşebbüse karşılık geldiğini ile Ermeniler tarafından yapılan ihanetlerin bazı kötü ni- ileri sürerler. Bir mefhum olarak Millet-i Sâdıka ibaresinin yetli gruplara mal edilerek devlete ve millete reva görülen hayal ürünü olduğu iddiasında olanlar hem soykırım iddi- hainliğin boyutlarının gizlendiğini dillendirirler. asını savunanlar, hem de bu iddiayı kabul etmeyenler ara- 108 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

x————————————————————————————————— Harput Ermenilerinden Mektup Ermenilere ve Devlet-i Aliyye’ye yönelik farklı bakış açıla- Harput Ermenileri tarafından 1895 sonlarında Dersaa- rına yaslanan bu tavırlar, hiç şüphesiz değişik platformlarda det’e gönderilen mektubun önemi, kaleme alındığı döne- tartışılabilir. Bununla birlikte her iki tutumun da yaşanan min şartları göz önüne alındığı zaman açık bir biçimde orta- hadiselerin sonuçlarına atıfla yapılan değerlendirmeler ol- ya çıkmakta. Bu tarihte Ermeniler arasında siyasî iddialarla duğunu gözden ırak tutmamak gerekir. isyan çıkarma eğilimleri henüz çok yeniydi. 1880’lerin ba- şında ilk kez ortaya çıkan birtakım Ermeni dernek ve örgüt- Dolayısıyla, hadiselerin yaşandığı esnada Ermenilerin leri Ermeniler arasında taraftar bulmakta güçlük çekiyorlar- Millet-i Sâdıka olup olmadıklarının doğru biçimde belirle- dı. Ermenileri Osmanlı’ya karşı silahlı bir isyana ikna etmek nebilmesi için daha belirgin verilere ihtiyaç vardır. Mesela hiç de kolay değildi. Devlet-i Aliyye’nin her zaman sadık te- Osmanlı mülkünün farklı bölgelerinde yaşamakta olan sı- baa olarak gördüğü Ermeniler isyan için bir gerekçe görmü- radan Ermeni vatandaşların isyanlar karşısındaki tavrı ne yor, Osmanlı’dan ayrılmak gerektiğini iddia edenleri anla- olmuştu? Bu tavrın resmî belgelere yansıma biçimi nasıldı? mıyorlardı. Selçuklulardan itibaren kendilerine her zaman Devlet-i Aliyye’nin Ermeni vatandaşları isyancı soydaşlarıy- âdil davranan, Bizans’ın mezhepçi baskı ve zulümleri karşı- la ilgili hangi kanaatleri taşımaktaydılar? Onlarla kendileri sında kendilerini himâye eden ve Ortadoğu’daki sosyo-kül- arasında bir ortaklık noktası görüyorlar mıydı? Bu gibi soru- türel varlıklarını önemli ölçüde borçlu oldukları Türklere lara cevap verebilmek için daha “lokal” ve doğrudan verilere isyan etmenin, onlardan ayrılmanın ya da onlardan ba- ihtiyaç var. Nitekim bu yazıda meseleye Harput Ermenileri tarafından kaleme alınarak resmî makamlara gönderilmiş » Ermenilerin yakarışları: Kapatın bu okulları olan bir mektup üzerinden temas edilecektir. Harput Ermenilerinin Osmanlı payitahtına yazdıkları mektubun orijinal nüshası. Hem geleneksel dinî hayatları, hem de çocukları için bir tehdit olarak 18 Kasım 1895 tarihinde Harput Ermenileri tarafından ka- gördükleri Harput’taki Amerikan Koleji’nin kapatılmasını istiyorlardı. leme alınan ve Mâbeyn-i Hümâyûn Başkitâbeti, Sadâret Ma- kamı, Hâriciye Nezâreti ve Ermeni Patrikliği’ne gönderilen mektupta günümüz Türkçesiyle şu ifadeler yer almaktaydı: “Otuz kırk seneden beri Harput’a gelip güya insaniyete hizmet için tesis ettikleri mekteplerde bazı Ermeni çocuk- larını fikren ve mesleken doğru yoldan şaşırıp Devlet-i Aliy- ye’nin altı yüz senelik himaye-i celîlesine nankörlük diye lanet edilecek bazı hallerin birtakım serseriler tarafından ortaya çıkarılmasına sebebiyet vermiş olan Amerikalı mis- yonerlerin memleketimizde ikameti, umumi huzur ve güvenliği ihlal edeceğinden ve her mil- let için padişah sayesinde mektepler mevcut olduğu, gerektiği zaman yine mektep açma hususunda onların yardımına ihtiyaç olma- dığı için bir lütuf ve iyilik olarak buradan bir an evvel kaldırılmalarını istirham ederiz.” Harput’ta yaşayan ve sayıları 80’e yakla- şan Ermeni ileri geleninin açık isim ve im- zasını taşıyan mektuptan anlaşılabileceği gi- bi bölgedeki Ermeni cemaati, o yıllarda yeni yeni kendini göstermeye başlayan Ermeni is- yanlarından ciddi bir biçimde rahatsızdı. Bu isyanlar ile cemaat arasına kalın bir çizgi çizi- yor, “altı yüz senelik himâye-i celîleye” nankör- lük edenlerden berî olduklarını ilan ediyorlar- dı. Yine mektupta yer alan ifadelerde sarahaten görüldüğü üzere Ermeniler kendi evlatlarının da “fikren ve mesleken doğru yoldan şaşırtıldı- ğını” düşünüyor, bundan da Harput’ta bulunan Amerikan Okulu’nu sorumlu tutuyorlardı. Mek- tup, Amerikalı misyonerler tarafından iğfal edi- len çocuklarının, bölgede giderek etkili olmaya başlayan isyanlara iştirak edeceklerinden endi- şeyle devletin bu duruma karşı bir an önce tedbir almasını isteyen mutedil Osmanlı Ermenilerinin feryadı niteliğindeydi. 2017 NİSAN / DERİN TARİH 109

 Keşifler————————————————————————————————————————— — » Misyoner tuzağı 1876’da Amerikalı misyonerler tarafından kurulan ve daha sonra Fırat Koleji adını alan okul dev bir eğitim kompleksiydi. Çocuklar halıcılık, dericilik, demircilik, marangozluk gibi meslek eğitimleri yanında pozitif bilimlerde de tahsil görüyorlardı. Bir grup öğrenci okul binası önünde. ğımsız olmanın kendilerine vaat ede- man’a bağlı olan- Sason ve Maraş’ın nokta, Amerikan misyonerleri tara- bileceği ne vardı ki? Uzun zamandır Zeytun beldelerinde isyanlar çıktı. fından kurulan ve temel olarak Erme- herhangi bir ulus devlet vatandaşının Bir yıl sonra Van’da isyan patlak ver- nileri Protestanlaştırma hedefi güttü- sahip olduğu bütün haklara, belki de miş, ayrıca aynı yıl içinde Osman- ğü bilinen Harput’taki Ermeni Koleji daha fazlasına sahiptiler. lı Bankası baskını yapılarak terör ve ile ilgili şikâyetlerdir. Ermeniler şüp- şiddet eylemleri yaygınlaşmıştı. Fakat hesiz kendi geleneksel dinî hayatla- 1780’de Maraş’ın Zeytun kazasın- bütün bu isyan ve şiddet eylemlerine rı açısından da bir tehdit olarak gör- da gerçekleşen ve siyasî nitelikli ol- rağmen Ermenilerin Osmanlı Devle- dükleri Protestan Amerikalılara ve mamakla tavsif edilmesi mümkün ti içindeki konumunda herhangi bir onların verdiği eğitime güvenmiyor; olan ilk silahlı Ermeni kalkışmasını sarsılma söz konusu değildi. Meyda- kolejin çocuklarını zihnen ifsat ettiği- bir kenara bırakacak olursak, bağım- na gelen hadiseler Devlet-i Aliyye’nin ni düşünüyorlardı. Peki nasıl bir yer- sız bir Ermeni devleti kurma ama- düşmanı olan dış güçler tarafından di burası? Gerçekten de Ermenilerin cıyla gerçekleştirilen isyanlar ancak kışkırtılan terör örgütlerinin gerçek- mektubunda belirtildiği gibi bir fe- 1890’ların ortalarında başlayacaktı. leştirdiği münferit vakalar olarak gö- sat yuvası mıydı? Amerikalı misyo- İlki 1894’te gerçekleşen tedhiş eylem- rülmekte, Ermeni halkının devlet nerlerin “memleketimizdeki ikameti leri Osmanlı idaresi tarafından bas- nezdindeki sadık tebaa imajı devam umumî huzur ve güvenlik açısından” tırılsa da kısa süre içinde daha geniş etmekteydi. gerçekten de bir tehdit miydi? Bu so- bir alana yayıldı. Hınçak ve Taşnak gi- ruların cevabı için Harput Amerikan bi terör örgütlerinin inisiyatifi ele ge- Harput Ermeni Cemaati’nin mek- okulunun tarihine kısaca bakmak ge- çirmesiyle 1895’te -günümüzde Bat- tubunda dikkat çeken en önemli rekir. Neden Harput? 1820’lerden itibaren Osmanlı mül- künde faaliyet gösteren Amerikan misyonerleri çeşitli yerlerde Protes- tan okulları açıyor; buralarda bir ta- raftan kendi mezheplerini neşreder- ken, diğer taraftan da ticarî ve siyasî bağlantılar kurarak ülkelerini temsil ediyorlardı. “Türkiye’deki en zengin ve en çok umut vadeden” ovanın Har- put Ovası olduğunu yazan Amerika- lı misyoner George W. Dunmore’un da işaret ettiği gibi Harput, bütün Doğu Anadolu’da faaliyet gösterebil- mek için en uygun yer olarak görü- lüyordu. Bölgenin tamamı açısından bakıldığında şehir stratejik bir konu- ma sahipti. Ayrıca simgesel bir önemi de vardı. Hem İslam âlimlerinin yo- ğun şekilde yaşadığı bir coğrafyanın kalbi durumundaydı, hem de İncil’de 110 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

————————————————————————————————— Harput Ermenilerinden Mektup FİTNE TOHUMLARINI kolejin eğitim materyallerinin yanın- la mezun veriliyordu. Mektupta da KIM ATTI? da haftalık bir gazeteyle iki haftalık görüldüğü gibi, Ermeni gençlerine bir dergi de basılıyordu. Okuldaki her burada, büyüklerinin “600 yıllık Os- Harput Ermenilerinin, ço- şey Amerika’dan, Osmanlılarla Ame- manlı himâyesine nankörlük” etmek cuklarının aklını çelen Amerikalı rika arasında yapılan anlaşma doğrul- olarak gördüğü milliyetçi düşünce- misyonerleri Devlet-i Aliyye’nin tusunda herhangi bir vergiye tâbi tu- ler aşılanıyor, bir anlamda bu dönem- yetkili mercilerine şikâyet ettikleri tulmadan getiriliyordu. de pıtrak gibi bütün bölgeye yayılan mektubun kaleme alındığı tarihte milliyetçi Ermeni örgütlere kaynak henüz Ermeni terör örgütlerinin Amerikan hükümeti tarafından sağlanıyordu. Üstelik bütün bu faali- şiddet eylemleri sistematik hâle sunulan büyük maddi imkânlarla yetler mutedil Ermenilerin itiraz ve gelmemişti. Osmanlı ülkesinde Harput’ta adeta bir toplum mühen- karşı çıkışlarına rağmen yapılıyordu. henüz büyük Müslüman katliamları disliği faaliyeti yürüten ve özellikle gerçekleşmemişti. Öte yandan Ermeni tebaa üzerinde dönüştürücü Mektup ne anlatıyor? Osmanlı hükümetinin de Ermenile- etkiler oluşturmayı hedefleyen Ame- re karşı bütüncül denilebilecek bir rikan Koleji meşruiyetini -tıpkı diğer Harput Ermenileri tarafından ka- menfi tutumu yoktu. Devlet ve ida- misyoner okulları gibi- uluslararası leme alınan mektup, yazılış tarihi re aygıtının çeşitli kademelerinde anlaşmalardan almaktaydı. Bunun ve bağlamı merkeze alınarak ince- tıpkı diğer “azınlıklar” gibi Osmanlı sağladığı güvenle hiçbir şikâyete al- lendiğinde dönemin tarihiyle alakalı vatandaşı Ermeniler de vazife yap- dırmaksızın faaliyetlerine devam et- birçok ipucu sunar. Bu ipuçlarından maya devam ediyorlardı. ti. Zaten Osmanlı idarecilerinin Har- hareketle Ermeni meselesinin mahi- put Ermenilerinin feryâd-ü figân ile yetine, oluşum sürecinde beslendiği cennetin burada olduğu anlatılıyor- kapatılmasını istedikleri bu mektep- kaynaklara ve mutedil Ermeni teba- du. Burada Hıristiyanlığın başarı elde leri kapatma kuvvet ve iradesine sa- anın gelişen meşum hadiseler karşı- etmesi İslama karşı bir zafer kazanıl- hip oldukları da söylenemezdi. sındaki tutumuna dair birtakım so- ması anlamına gelecekti. Bu yüzden nuçlara ulaşabiliriz. Harput’un Doğu Amerikalı misyonerler Harput’a diğer Harput ve çevresindeki Ermeni ha- Anadolu için merkezî bir konumda ol- yerlere nazaran daha fazla önem veri- diselerinin yeni başladığı 1895’in so- ması dolayısıyla bu sonuçlar üzerin- yorlardı. Faaliyetlerini burada yoğun- nunda devlet makamlarına gönderi- den Ermeni meselesinin geneli hak- laştırmalarının nedeni buydu. len şikâyet mektubuyla alakalı resmî kında değerlendirmeler yapılabilir. bir işlem yapılıp yapılmadığını bil- Mektuptan çıkarılabileceğimiz so- 1852 yılında Harput’ta ilk misyo- miyoruz, fakat Amerikan okulu ka- nuçları şöyle maddeleyebiliriz: ner istasyonunu kuran Amerikalılar patılmadı. Hatta bu sıralarda okul kısa süre sonra bunu büyütme kara- adeta yeniden imar ve inşa edildi. rı aldılar. 1876’da kurulan ve sonraki Amerikan Konsolosluğu’nun raporla- yıllarda Osmanlı idaresinin talebiy- rına bakılırsa, genç kızların barın- le ismi Fırat Koleji olarak değiştirilen ması için yapılan beş katlı ve okul giderek büyümüş, zamanla rüş- 33 odalı yapı, binaların en diye ve sâir kısımları da içeren dev bir ihtişamlısıydı. Modern eğitim kompleksine dönüşmüştü. Bu- binalar, spor sahaları rada halıcılık, marangozluk, demir- ve farklı sosyal fa- cilik, kunduracılık ve biçki-dikiş gibi aliyet alanlarıyla meslekî eğitimlerin yanı sıra pozitif kolej mükemmel bilimler de okutulmaktaydı. Teleskop bir propaganda ve sismograf gibi birçok modern ciha- merkezi hâli- zın bulunduğu okulda ayrıca bir kü- ne getirilmiş- tüphane ve matbaa da vardı. Burada ti. Okula her yıl daha fazla öğrenci kayde- diliyor, dolayı- sıyla daha faz- » Sadık milletin isyanı Asırlarca Osmanlı’ya sadık kalan Ermeniler, bu bağlılıkları dolayısıyla önemli görevlere getirilmişlerdi. Fakat misyoner teşkilatlarının bölücü faaliyetleri neticesinde Osmanlı’ya isyan ettiler. Sonuçta bu toprakların iki kadim milleti birbirine düşman oldu. İzmit’teki Ermeni çetecileri. 2017 NİSAN / DERİN TARİH 111

 Keşifler ———————————————————————————————————————— » Maksatları Ermenileri koparmaktı 4) Ermeniler devlete olan sadakatle- Ayrıca arşivlerde yer alan buna ben- Amerikalı misyonerlerin maksadı Ermenilerin rini izhar etmekte ve 600 yıldan beri zer ve el değmemiş belgeler, Erme- Osmanlı’ya bağlılıklarına zarar vermekti. Silahlı kendilerini himâye eden Devlet-i Aliy- ni meselesiyle alakalı yaklaşımların Ermeni çetecilerine açık destek veriyorlardı. ye’den kendilerini korumasını talep daha sağlıklı ve hakikate uygun bir Harput’taki misyoner okuluna devam eden etmekteydiler. çerçevede değerlendirilmesini sağla- öğrenciler. yabilir. Bu türden belgeler Ermeni is- 5) Amerikalıların bölgedeki varlığı- yanlarının oluşum sürecinin daha sağ- 1) Ermeniler arasındaki silahlı terör nı genel huzur ve güvenlik açısından lıklı bir biçimde anlaşılmasına katkı örgütlenmeleriyle Amerikalı misyo- bir tehdit olarak gören ve devletin kur- sunabilir. Tarihimizin önemli bir par- nerlerin bölgedeki faaliyetleri arasın- duğu okulların kendilerine ziyadesiy- çası olan Millet-i Sâdıka’nın tarihî ko- da açık bir paralellik vardı. Amerika- le yettiğini bildiren Ermeniler, yaban- numunun, bütün ideolojik mensubi- lıların etkinliği arttıkça Ermeniler cı misyonlara ihtiyaç duymadıklarını yetlerden ve manipülatif propaganda arasında terörize olma oranı da art- ilân etmişlerdi. malzemelerinden azade bir şekilde an- mıştı. laşılmasına yardım edebilir. 6) Devlet ülke içindeki her toplu- 2) Amerikalı misyonerler Ermenile- luk için okullar kurmakta ve ihtiyaç Not: Yazıya esas teşkil eden mektup, değerli meslek- ri Osmanlılara ihanet etmeye kışkırt- duyduğunda yenilerinin açılmasını da taşım Doç. Dr. Ünal Taşkın tarafından “Harput’ta Amer- mışlardı. desteklemekteydi. ikan Misyonuna Karşı Ermenilerin Tepkisini Gösteren 1895 Tarih Bir Belge” başlığıyla yayınlanmıştır (Fırat 3) Ermeniler Amerikan kışkırtma- 7) Ermeniler hadiseler daha palaz- Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Dergisi, VI/1, Elazığ larından rahatsız durumdaydılar ve bu lanmadan Amerikan misyonunun 2009, s. 171-179). Çalışmasını kullanmama müsaade rahatsızlıklarını hükümet makamla- zararları konusunda resmî makam- ettiği için kendisine minnettarım. rına bildirerek Amerikan okullarının ları uyarmış, tedbir alınmaması du- kapanması talebinde bulunmuşlardı. rumunda ileride trajik sonuçlar ya- Mustafa Alican şanacağı hususunu özellikle ihsas Doç. Dr., Adıyaman Üniversitesi Tarih etmişlerdi. Bölümü Öğretim Üyesi. 8) Ermeniler daha olayların başlan- gıç aşamasında devletin yanında ol- duklarını hem resmî makamlar, hem de Patriklik nezdinde ilân etmişlerdi. 112 DERİN TARİH / 2017 NİSAN



 Yakın Tarih ——————————————————————————————————————— — Adnan Menderes İmam-ı Azam’ın Türbesinde Neler Düşündü? İslam dünyasından tamamen soyutlanmış bir Türkiye tasavvuru Demokrat Parti’nin CHP yönetiminden devraldığı bir yüktü. Araplarla dostluğumuzun arasındaki engel- leri kaldırmak isteyen Adnan Menderes, bir Ortadoğu politikası inşa etmek üzere kolları sıvamış; Bağdat Paktı’nı oluşturmak üzere Irak’a gitmişti. Burada İmam-ı Azam’ın tür- besini ziyareti sırasında düşündükleri, 61 yıl sonrasına bir tarih dersi niteliğinde.  MUSTAFA ARMAĞAN [email protected] Rahmetli Aydın Menderes, vefa- Sağ olsun, kendisi birkaç koldan te- ğı devrinde Araplarla ilişkilerin geliş- tından bir süre önce (2009 yılı yid etti. Olayı anlatan kişi, başlangıç- tirilmesi için tek bir adım dahi atıl- ortalarında) bir yazım üzerine ta CHP’den meclise girmiş olup 1954 mamış, yaklaşımlara karşı daima beni arayarak 1921’de Suriye sınırı çi- seçimlerinde DP’den milletvekili se- olumsuz bir tavır takınılmıştır. zilirken topraklarımızın peşkeş çekil- çilmiş olan eski Emniyet Müdürlerin- diğini söyleyen Hasan Basri Çantay’ın den Sebati Ataman. [Nazlı Ilıcak’ın 28 Mart 1949’da İsrail’i tanıyan ilk hangi partinin sıralarında oturduğu- Menderes’i Zehirlediler! (1989) adlı ki- Müslüman devlet olduğumuzu ve bu nu sormuştu. Kendisine fakirin de o tabında Ataman’la yaptığı söyleşiden tutumun bizi Arap âleminden iyice cevabın hasretiyle yandığını söyle- aktaracağım.] koparttığını bilmekte fayda vardır. mekle yetinmiştim. Hazır kendisi- Prof. Hüseyin Bağcı’nın da belirtti- ni yakalamışken sormadan edeme- Siz ne söylediğini merak ededu- ği gibi İsrail’i tanımış olmak, Mende- dim: “Rahmetli babanızın Bağdat’ta run, ben o sözleri bir çerçevenin içi- res’in CHP’den devraldığı bir ‘dış poli- İmam-ı Azam’ın türbesini ziyaretin- ne yerleştirmek istiyorum ki, tesadü- tika yükü’ydü. Bu yük, ancak ileriki de söyledikleri doğru mudur?” fen söylenmediği anlaşılabilsin. yıllarda ortadan kaldırılacaktı. İşte Türkiye ile Irak arasında 24 Şubat İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlı- 114 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

——————————————————————————————————— Menderes ve İmam-ı Azam Fotoğraflar Ali Ak arşivine aittir. 1955’te imzalanan ve sonradan İn- nedir?” sorusuna elçinin “Bilmiyo- ğuna hiç şüphe etmiyoruz.” giltere, Pakistan ve İran’ın da katılı- rum” diye cevap vermesi bardağı ta- Araplarla dostluğumuzun arasın- mıyla Ortadoğu’nun Türkiye’nin ön- şıran damla olur. derliğinde toparlanması çabasının daki engellerin kaldırılması kaçınıl- arkasındaki dış politika manzarası Başvekil Menderes tam anlamıy- mazdır ona göre. Öyleyse ne yapıl- buydu. la yalnızdır. Dışişleri Bakanlığı’nı da malıdır? Menderes Bağdat’ta önce kendisi sürüklemek zorundadır. İple- İngiltere’nin, ardından da ABD’nin Adnan Menderes, Türkiye’nin mut- ri eline alır ve harekete geçer. Şu söz- tutumunu yoklayarak katılır, Ortado- laka bir Ortadoğu politikası olması ler kendisine ait: ğu gezisine çıkan Dulles’ı, program- gerektiğine inanıyordu. Dışişleri Ba- da yokken Ankara’ya davet eder ve kanı Fuat Köprülü’den bu politikanın “Biz Arap komşularımızla dostuz. uzun bir görüşme sonunda onu da ik- belirlenmesini istemişse de maalesef Eğer bazen bu hisler bir sis perdesi na eder. sonuç alamamıştır. Bu arada Mısır altında gizlenmiş gibi görünmüş ise Büyükelçimizle görüşen ABD Dışişle- de bunun geçici sebeplerden ileri gel- Adnan Menderes, o sırada çok po- ri Bakanı Dulles’ın “Mısır siyasetiniz diğine ve bundan böyle bütün bütün püler olan ve Arap aleminin liderliği- yok olmasının da mukadder bulundu- ne oynayan Cemal Abdun-Nasır’a 2017 NİSAN / DERİN TARİH 115

 Yakın Tarih ——————————————————————————————————————— » Büyük Ortadoğu politikası Menderes, yıkılan Osmanlı nizamının yeniden tesisi için ilk iş Ortadoğu ile ilişki kurulması gerektiğine inanıyordu. İmam-ı Azam’ın Bağdat’taki türbesini ziyaret etmesi bu açılımın somut bir örneği. karşı harekete geçmiş ve İngiltere ile İsrail Devlet Başkanı ise Ben Gurion bugünlerin gazete sayfalarının arası- ABD’yi de ikna etmiştir. şoka girmiştir. Menderes 23 Şubat’ta na koyarak okuyun lütfen. tekrar gider Bağdat’a ve ertesi gün, İlk hedef, Irak’la işbirliğidir. 6 Bağdat Paktı haberi, ajanslardan dün- Adnan Menderes, Bağdat’ta İmam-ı Ocak 1955’te Bağdat’a giden Mende- ya sathına yayılmaktadır. İngiltere Azam Hazretlerinin türbesini ziyare- res, bir fırsatını bulup Başbakan Nu- davet edilir pakta, sonra da ABD. Bi- te gitmiştir. Sonrasını Ataman’dan ri Said Paşa’yla baş başa görüşür. 13 rincisi girerken, ikincisi dışarıda kal- beraber dinleyelim: Ocak’ta Türkiye-Irak ortak bildirisi mayı tercih edecektir. yayınlanır. Uzun zamandır uyuşuk “Dualarımızı okuduk, ayrılacağız. bir dış politika güden Türkiye’nin Anlattıklarımızdan çıkarılması Adnan Bey kımıldamıyor. Öylece kal- gösterdiği bu inanılmaz ataklık, İn- gereken sonuç şudur: Türkiye, Men- dı, âdeta murakabeye daldı. Nihayet giltere ve ABD’yi bile şaşırtmıştır. Da- deres eliyle uzun bir süredir ilk defa silkinip kendine geldi. Dışarı çıkar- ha çok şaşıran ise Mısır ve İsrail’dir. Ortadoğu’da ‘bir şey’ yapmaya çalış- ken yanına yaklaştım ve sordum: İkisi de Türkiye’nin aleyhine döner. makta, öncülüğü ele almaktadır. İşte Anlaşmayı bozmak için uğraşırlar. Sebati Ataman’ın aşağıdaki hatırasını “Beyefendi, bir murakabeye daldı- nız, merak ettim, o esnada ne düşün- dünüz?” Kolumdan tutup bir kenara çekti ve şu cevabı verdi: “Sebati, bu mezarını ziyaret ettiği- miz şahsiyet, burada ve yakın şarkta, bizim memleketimiz de dahil bütün İslam ülkelerinde ebedî olabilecek bir nizam kurmuştur. Osmanlı İmpa- ratorluğu yıkıldıktan sonra bu nizam da yıkılmış, darmadağın olmuştur. Şimdiki İslam ülkelerinin vaziyetini görüyorsun. Bu nizamın başka esas- lar dahilinde yeniden kurulması, sulh ve sükûnun avdet etmesi lâzım- dır. Biz de buraya bunun için geldik.” Menderes’in sözlerini dinlerken, gözüm yaşlar içinde kalmıştı. Bana “Ağlıyor musun?” diye sordu ve sözle- rini sürdürdü: “Ağlama, bu olacak, muhakkak olacak, biz görmeyeceğiz ama torun- larımız muhakkak görecek.” Sebati Ataman ekliyor: “Menderes çok büyük adamdı.” Mustafa Armağan Araştırmacı-Yazar 116 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

NUN Okulları, NUN Eğ t m ve Kültür Vakfına a tt r. BEYKOZ BEYKOZ

 İzdüşüm ———————————————————————————————————————— — KIRIM HARBİ LÜZUMSUZ BİR SAVAŞ Bundan tam 161 yıl önce son bulan le buydu. İngiliz devlet adamları bölge- Kırım Savaşı, bugünden bakıldı- de bir güç dengesine ihtiyaç olduğunu, ğında çok gerilerde kalmış gibi gö- zayıf Osmanlı’nın güçlü ve saldırgan rünüyor. Peki İngiltere ve Fransa, mütte- Rusya’yı dengelemesi için desteğe ihti- fikleri Osmanlı Devleti ile birlikte niçin yaç duyduğunu söylüyorlardı. Aksi hâlde Karadeniz’de Rusya’ya karşı savaşıyordu? Çar Boğazları ele geçirebilir, hatta bütün Bugünün penceresinden bu savaşa bir ülkeyi devirebilirdi. Bu durumda Rus ge- anlam vermek güç: Başlıca sebebi Kutsal mileri Akdeniz’e yol alıp İngiltere’nin Kudüs’ün anahtarlarının Fransız Kato- Hindistan’la bağlantısını kesebilirdi. liklerde mi yoksa Rus Ortodokslarda mı duracağıydı. Hâlbuki yersiz bir korkuydu bu. Rus- ya çok geri kalmış bir ülkeydi ve ne or- Bahsettiğimiz dönemde din çok güç- dularını bir yerden diğerine taşımasını lüydü ve şüphesiz kayda değer bir mese- sağlayacak demir yollarına, ne de Batılı leydi bu. Fakat madalyonun öbür yüzün- güçlere kafa tutacak modern savaş gemi- de daha büyük bir emperyalizm sorunu lerine sahipti. ile karşı karşıyayız: resmî olarak Hıris- tiyanları korumakla mükellef olan iki Savaş da altında bir yanlış anlaşılma- milletten, Ruslar veya Fransızlardan nın yattığı, neredeyse gerçeküstü diye- hangisinin Osmanlı İmparatorluğu’na bileceğimiz bir anda patlak vermişti. hükmedeceği meselesi. İngilizlerin sa- Londra’dan yollanan telgraflar en fazla vaşa dahil olmalarının sebebi kesinlik- Avusturya sınırına kadar ulaşabiliyordu; bu yüzden savaş kararı Londra’ya danış- 118 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

———————————————————————————————————————— Kırım Savaşı Kırım Savaşı öncesinde Avrupa’da güç dengeleri nasıldı? İngiltere ve Fransa neden Osmanlı Devleti’nin yanında yer aldı? Prusya ve Avus- turya kendilerine güvenen Rusya’yı nasıl hayal kırıklığına uğrattı? PROF. DR. NORMAN STONE ma imkânı olmayan bir adam tarafın- himayesinde yapılan görüşmeler Rus- şananlar hesaba katıldığında tahmin dan verilmek zorunda kaldı. Bir Rus ların verdiği birkaç tavizin ardından edilemeyecek derecede mühimdi. Sa- diplomatın hataları da bu imkânsız- başarıyla sonuçlandı ve barış tesis edil- vaş sonucunda önce İtalya’nın, ardın- lıklara eklendi. Filo ve askerlerin ma- di. Yani denilebilir ki Kırım Savaşı tam dan Almanya’nın birliği kısa süre için- nevraları arasında ortam iyice gerildi. anlamıyla bir savaş bile değildi. Ama de tamamlandı. Bundan bir nesil sonra Birkaç çatışmanın ardından Ruslar Si- yüzyılın kaderini belirleyen gelişme- İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler nop açıklarındaki Türk gemilerine sal- lerden biri oldu. iş başına gelecekti. dırdılar. Savaşın sebepleri aslında o kadar da Savaşın en büyük kaybedeni ise sa- Savaşın nerede yapılacağı sorusu- önemli değildi. Fakat bu sebepler orta- vaşa bile girmeyen Avusturya (ya da nun bile cevabı yoktu: Batı Avrupa’dan ya çıkardı ki, Rusya’nın Batı’daki ya da Habsburg İmparatorluğu) idi. Avustur- Rusya’ya nasıl saldırılabilirdi ki? Kırım en azından Aydınlanma yanlısı kamu ya İmparatorluğu 1853 yılında bütün yarımadası ve Sivastopol’deki deniz üs- nezdindeki popülerliği iyice azalmış- Orta Avrupa’yı, özellikle de İtalya ve sü, Boğaz’da konuşlanmış amfibilerin tı. Bu kişiler telgrafın da yarattığı im- Almanya’yı etki alanı içinde tutmak- atış menzili içinde kalıyordu. Sonuç kânlarla yurtdışından şok edici haber- ta, bu ülkelerin kendi birliklerini sağ- olarak müteakip iki yıl boyunca Mütte- leri hızlıca alabiliyorlardı. Bu haberler lamalarına mani olmaktaydı. 1814’te fik Devletler Sivastopol kalesini kuşat- bazen Rusya’nın fenalıkları, bazen de Napolyon’un mağlubiyetinin ardından tı. Uzun süren ve adeta bir bataklıkta Florence Nightingale’ın vurguladığı Viyana Kongresi’nde bir araya gelen yürümeyi andıran kuşatma sonucun- üzere İngiliz Ordusunun tıbbî eksik- da Sivastopol düştü. Savaşın devam et- likleriyle ilgiliydi. tiği yıllar boyunca Viyana’da barış gö- rüşmeleri sürüyordu. Avusturya’nın Kırım Savaşı’nın sonuçları da, özel- likle nedenleri ve savaş süresince ya- » Kırım Savaşı sırasında Üsküdar sırtlarında konuşlanan İngilizler (Ömer Koç Koleksiyonu, ressam: Kont Amadeo Preziosi). 2017 NİSAN / DERİN TARİH 119

 İzdüşüm ———————————————————————————————————————— — » Tuvaldeki savaş Kırım Savaşı sırasında çarpışan Osmanlı ve Rus askerlerini tasvir eden bir resim (üstte-ressam: H. F. E. Philippoteaux). Savaş sırasında Ruslar (sağda) ve Kırım Harbi madalyası. krallar ve devlet adamları başka savaş- letlerinin yönetimin- uysal köylüler rahiplerin sözün- ların veya devrimci kalkışmaların ya- den sorumluydu, tutucu den çıkmadığı sürece Metternich şanmaması için gerekli adımları atma Bourbonlar ise Sicilya’yı tutu- de gücünü muhafaza edebilecekti. konusunda kararlıydı. Muhafazakâr- yordu. Avusturya’da istikrarın temelini lar Avusturya delegasyonunun en yet- oluşturan dış kaynaklı bir başka unsur kili ismi Clemens Metternich öncülü- Avusturya İmparatorluğu bünyesin- Rus ordusuydu. Napolyon savaşlarının ğünde bir araya gelip akıllıca adımlar de bir zamanlar gücünün zirvesinde ardından Kıta Avrupa’sının en büyük attılar. Metternich İtalyan ve Alman olan başka milletler de vardı. Macarlar kazananı Rusya’ydı: Fransız Ordusu milliyetçiliğinin bir gün bütün düze- ve Polonyalılar bunların başında gelir. 1812’de kara saplanmış, 1814’te Kazak- ni altüst edecek olgunluğa erişeceğini Onlar da diğer milletler gibi kontrol al- lar Paris’e girmişti. Rusya ayrıca Polon- sezmişti. Avusturya görüşmelere bir tındaydı, en azından feodal çarkın pas- ya’nın önemli bir bölümünü kontrolü tür sorun çözücü taraf olarak katıldı. lanmış dişlileri arasında sıkışmışlardı. altına almış; Çar I. Nikola su katılma- Başka bir ifadeyle, geniş ve bütün so- Milliyetçiler ne zaman içinde bulun- dık bir tepki politikası benimsemişti. runları içinde bekleteceğiniz bir derin dukları halden şikâyetçi olsalar derhal Kendi ülkesinde serflik, sansür, gizli dondurucu olarak... Spielberg’deki Mora Kalesi adı verilen polis teşkilatı, devasa bir ordu ve Orto- Avusturya hapishanesine gönderilir- doks Kilisesi kimsenin sesinin çıkma- İmparator Almanya’yı son derece lerdi. Metternich bunlar için “millet” masını sağlıyordu. Ayrıca Avrupa’da serbest bırakılmış bir konfederasyon kavramını kullanmaktan imtina eder, sorun istemiyordu, çünkü bunlar Rus- olarak yönetiyordu. Diğer süper güç “tarihî-politik kişilikler” diye söz eder- ya’da isyanları tetikleyebilirdi. Prusya ise birçok farklı anayasal me- di. O ve diğer muhafazakârlar bu “ki- kanizma ile hareket edemez hale ge- şiliklerin” kendilerini ifade etme şansı Halkların baharı tirilmiş; sayısız krallık, şehir devleti, bulduklarında Avusturya İmparator- grandük ve irili ufaklı prenslikleri ida- luğu’nu birbiriyle savaş halindeki par- 1820’lerde Yunan milliyetçiler Os- re etme telaşına düşmüştü. çalar bütününe dönüştüreceğini ve manlı İmparatorluğu’na karşı ayaklan- Avrupa’da barış umutlarının hepten dığında, Nikola bir süre bunlara destek İtalya da benzer biçimde kontrol al- ortadan kalkacağını pekâlâ biliyorlar- verdi, hatta onların adına savaşa dahi tına alınmıştı. Lombardia ve Venedik dı. Dolayısıyla Metternich İmparator- girdi. Ama Yunanistan Devleti kurul- doğrudan Avusturya tarafından kont- luğu değişimi asgari düzeyde tutarak duktan sonra isyan bu kez Polonya’ya rol edilirken, diğer yerlerde dolaylı bir yönetti. sıçradı. Nikola bu olaydan sonra Met- kontrol söz konusuydu. “Modène ét- ternich’in haklı olduğuna kanaat ge- ranglée râle sous son archiduc” diye ya- Metternich’in “içi çürümüş bir ya- tirdi: Prusya, Rusya ve Avusturya’da zıyordu Victor Hugo, tuhaf bir ruh ha- pı” da dediği bu dişleri paslanmış çar- (ki İngilizler bu üçüne garip bir şekil- liyle. Stendhal da Parma Manastırı’nın kın ilacı ise kralın taç giyme töreninin de “Kuzey Sarayları” derdi) otokrat mo- pembe taftalı ve bol entrikalı dünya- ardından insanlara dokunup sıraca narşinin güvenliği ancak “Devrim”e sından pek hoşnut değildi: hem Mo- hastalığına şifa olması gibi eski gele- karşı sürekli bir işbirliği ve sarsılmaz dena, hem de Parma bir Habsburglu nekleri yeniden yaşatmaya çabalayan bir uyanıklıkla mümkün olabilir- tarafından yönetilmekteydi. Vatikan gerici Katoliklikti. Fakat hasatlar her- di. Çar üzeri örtük biçimde Avustur- Papa’nın egemenliğindeki şehir dev- kesi doyuracak kadar fazla olduğu ve 120 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

———————————————————————————————————————— Kırım Savaşı ya’nın Orta Avrupa’daki egemenliğini Söz konusu olan Avusturya’nın ge- devletinin birliğini sağlamaya yönelik teminat altına almıştı. 1848’de teminat leceğiydi; sonucu ordular ve güç den- sonraki savaşlarda Sumter Kalesi diye bozuldu. geleri belirleyecekti. Fransızlar Na- bilinen Hesse’de küçük çaplı bir silahlı polyon’un bir dönem yaptığı gibi çatışmaya bile yol açmıştı. Bu yıl dünya tarihine “halkların ba- İtalya’nın birliğinden yana olanları harı” olarak geçmişti. Sıra dışı bir ba- destekleyecek miydi? Prusya Ordusu İşte Çar Nikola burada devreye gir- hardı: ağaçlar tomurcuklarını Şubat’ta Frankfurt’ta Habsburglara karşı ses- di. Prusyalılara açıkça bu sevdadan dökmüş, bu tohumlar salgın hastalık- lerini yükselten milliyetçi profesörle- vazgeçin, dedi. St. Petersburg ve Ber- lara sebep olmuş (ki bu, çoğu durumda rin yardımına koşacak mıydı? Radikal lin arasındaki ilişkiler oldukça sıcaktı: devrim için bir ön şarttır), buna hasat Macar Louis Kossuth sınırları Adriya- Bu şehirlerin birindeki yüksek rütbeli yetersizliği ve fiyat artışları eklenmiş- tik Denizi’nden Karadeniz’e uzanan bir subay, diğer şehrin sarayında yar- ti. Devrimciler sokağa çıkarken, yak- bir Macar Cumhuriyeti kurma idealini dımcı general rütbesine sahip oluyor- laşan tehlikeyi sezen eski monarşiler gerçekleştirebilecek miydi? du. Bu yakınlığın bir sebebi Polonya’ya de ya tahttan indiler ya da kaçıp gitti- karşı kurulan ittifak, diğeri ise “Dev- ler. Almanya, Macaristan ve İtalya’daki Avusturyalılar bir süre ciddi bir bas- rim”e karşı kökü daha derinlere uza- milliyetçiler devrin artık kendi devir- kı altında kaldılar. İtalyanları öyle ya nan bir hanedanlar birlikteliğiydi (Ber- leri olduğunu ilân etti; liberaller, hat- da böyle kontrol altına alabilirlerdi lin’in batısında meşhur bir Rus Nikolai ta radikal demokratlar da aynısını yap- (Radetzhy Marşı’nın tarihi bu döneme Kilisesi vardır; daha az bilinense Kay- tı. Ama bütün hayaller kısa süre içinde uzanır). Ama Macaristan çetin cevizdi. zer II. Wilhelm’in İngiliz annesinin suya düşecekti. Ayrıca Almanya’da da Prusya ile açık mezarının bulunduğu Potsdam Parkı- seçik bir rekabet söz konusuydu. El- nın ucundaki Freidens Kilisesi’dir. Bu Eski ordular bütün gücüyle yerinde bette Avusturya İmparatorluğu diğer- kilisenin iç duvarları Ayasofya’dan tak- duruyordu, cephanesi bitmeyense yal- leriyle mukayese edilemeyecek kadar lit edildiği çok bariz olan mozaiklerle nızca ordular değildi, rahipler de köy- büyüktü; Habsburg Hanedanlığı’nın kaplıdır). lülerin desteğini arkalarına almışlardı. tarihi bin yıl öncesine uzanıyordu. Fransız radikallerin burun kıvırarak Prusya’nın başındaki Hohenzollernler Özetle Prusya Kralına yapması ge- ruraux brutaux (yabani kırsallar) dedi- ise tarih sahnesine yeni çıkmış bir ha- rekenler söylendi. Avusturya koruna- ği, Marks’ın “patatesler” diye söz ettiği nedandı, başlangıçta Baltık Denizi kı- caktı. Çar, “daha büyük bir Almanya” bu köylüler, dünyevî dertlere düşkün yılarından ibaret bir toprak parçasına istemiyordu. Ayrıca Prusyalı muhafa- liberalleri hiçbir zaman sevmemiş ve- sahipti. Fakat Prusya iyi örgütlenmiş, zakârlar da güney Almanya’daki Kato- ya onlara güvenmemişti. Dahası, sö- daha o dönemde sanayileşme atılımını liklere duydukları nefreti radikal libe- züm ona milliyetçi bir kalkışmadan kısmen gerçekleştirmiş Protestan bir ral milliyetçilere bile duymuyordu. da hiçbir çıkarları yoktu. Prens Win- devletti. Bölük pörçük Alman milleti- dischgrätz Haziran ayında Prag’ın ni rahatlıkla yönetebilirdi. IV. Friedrich Wilhelm Rusya’dan ge- kontrolünü yeniden sağladı. Ardından len uyarıyla liberallerin kendisine sun- Avusturya Ordusu kuzey İtalya ve Ma- Avusturya ile Prusya arasındaki bu duğu Alman İmparatorluğu tacını red- caristan’da imparatorluğa yönelen teh- rekabet bir keresinde Hornberger Sc- detti. Bir zaman sonra, 1850 yılında, dide karşı harekete geçti. hiessen adıyla da bilinen ve Alman o zamanki adıyla Olmütz (bugünkü Olomouc) denen bir Mora kasabasın- da Avusturya ve Prusya’dan temsilci- ler bir araya geldi. Toplantının başkan- lığını Çar’ın elçisi Baron Meyendorff yapmaktaydı. Avusturya bir kez da- ha Alman konfederasyonun tartış- masız hâkimi ilan edildi. Meyendorff bugün bazı milliyetçi tarihçilerin “Ol- mütz Utancı” diye andığı anlaşmanın imzalandığı binanın dış duvarına bir zafer plakası çaktı. Fakat daha bir yıl önce Çar, genç Avusturya İmparatoru Franz Joseph için bundan da fazlasını yapmıştı. Avusturyalılar İtalyanları mağlup etmeye çabalamakla meşgulken, Ma- carlarla baş edecek güçten mahrum- dular. Bunun üzerine Rus Ordusu sava- şa katıldı. Başlarında bir iki Polonyalı generalle Macarlar iyi savaştılarsa 2017 NİSAN / DERİN TARİH 121

 İzdüşüm ———————————————————————————————————————— — da, Avusturya ve Rusya ile birlikte baş renmeye çalıştı. Bu tutkulu uğraşın Ruslar diğer iki “Kuzey Sarayı”n- etmelerine imkân yoktu. 1849 Ağus- entelektüel olarak ona çok şeyler kata- dan gelecek desteğe güveniyordu. Fa- tos’unda teslim oldular. 13 Macar lide- cağını düşünüyordu. kat her ne kadar Prusya Kralı IV. Fre- ri asılarak idam edildi; geri kalanlar derick William sulugöz ve gerici bir güneydoğuya yönelip Türkiye’ye ulaş- Bunun aksine “Ruslar” hiç mi hiç adamsa da, Rusya uğruna İngiliz ve tılar. sevilmiyordu. Kırım Savaşı patlak ver- Fransızlara karşı bırakın denizi, Rhi- diğinde İngiltere ve Fransa’da kamuo- ne’da bile savaşmaya niyeti yoktu. El- Bu olayların ardından kısmen Kı- yu bu gelişmeleri heyecanla takip etti. bette Avusturyalılar varoluşlarını I. rım Savaşı’nın sebeplerinden birini Asıl mesele 1848’in intikamını almak- Nikola’ya borçluydular ama onlar da oluşturan bir dönem yaşandı. Macar tı, dolayısıyla savaşın sebeplerinin pek Rusların Akdeniz’deki çıkarları uğru- ve Polonyalı sürgünler İstanbul’daydı. bir önemi yoktu. Çar ilerici Avrupa’da na İtalya’da Fransızlara karşı yeni bir Geri verilmeleri için hem Avusturya, kendisine duyulan nefretin ne kadar savaşa girmekten yana değillerdi. Ay- hem de Rusya diplomatik girişimlerde derin olduğunun farkında değildi. Av- rıca en nihayetinde kendilerinin de bu bulundu. Sultan vermemekte direndi. rupalı devletlere karşı din kartını oy- bölgede başka çıkarları vardı. Franz Türkiye geçmişinde de bu tür kişilere nayıp Osmanlı Devleti’ni köşeye sı- Joseph’in baş temsilcisi Prens Felix kapılarını açmış olan bir ülkedir, hat- kıştırmaya çalıştı. Ama Fransızların Schwarzenberg “Avusturya’nın gaza- ta 1709’da Deli Petro’ya mağlup olan İs- Akdeniz’de en azından Napolyon’un bı dünyayı şaşkına çevirecek” diyordu. veç Kralı XII. Charles’a bile kapılarını Mısır’a yaptığı keşif seferinden beri Schwarzenberg Balkanlarda, özellikle açmıştır (Charles sonradan büyük bir kendi hesapları vardı. Ayrıca Katolik de kısa süre sonra bağımsız Romanya baş belasına dönüşmüştür). temsilcilikler vasıtasıyla Lübnan’da bir devletinin kurulacağı bölgede Avus- vekillik oluşturmaya başlamışlardı. turya hâkimiyetini kurmaya çalışıyor- Marks Osmanlıca öğreniyor du. Avusturya ticaretinin önemli bir Fransa’da 1848 devrimleri eski ha- kısmı, fiilî ya da potansiyel olarak Tu- Avusturya ve Rusya bunun üzerine nedanın gücünü yeniden tesis etme- na deltasının yer aldığı bu bölgede ge- Osmanlı Devleti’ni savaşla tehdit etti. siyle sonlanmadı. Bonapartistler ik- çebilirdi. Fakat buralar teorik olarak Fakat Batı’da liberal düşünce, bu iki tidarı yeniden ele geçirdiler. Bu kez Türkiye’ye ait topraklardı ve Rusya bu- imparatorluğun hareketlerine karşı is- tahtta büyük adamın yeğeni oturuyor- raları işgal etmiş durumdaydı. Franz yan bayrağını çoktan çekmişti: Lond- du. “İkinci İmparatorluğu” kuran yeni Joseph, Kırım’da hâlihazırda savaş ha- ra’da bir bira fabrikasını ziyaret eden Napolyon milliyetçi ve emperyalist bir linde bulunan Ruslara bir ültimatom Avusturyalı General Haynau, neredey- dille konuşuyor, ülke içinde rahiplerin verdi ve onları buradan çıkardı. Bu ga- se fabrikanın işçileri tarafından linç kontrolündeki köylülerin oylarına gü- zap, hatta denebilir ki ihanet, I. Nikola edilecekti. İşçiler Haynau’nun İtalya’da veniyordu. için tam bir hayal kırıklığıydı. Bu duy- sebep olduğu vahşet karşısında büyük gular içinde, belki de kendi elleriyle bir öfke duyuyordu (Haynau, “Brescia III. Napolyon bir adım ileri giderek 1856 Mart’ında hayatı son buldu. Sırtlanı” diye bilinirdi). İngiltere’de ka- Kiliseye eğitimin kontrolü konusunda muoyu nasıl İtalyanlardan yana ko- geniş yetkiler verdi ve Papa’yı İtalyan I. Nikola’dn sonra tahta geçen II. layca manipüle edilebilirse Fransa’da devrimcilere karşı koruması için Vati- Alexander yaşananlardan dersini al- da bu durum Polonya için geçerlidir. kan’a asker gönderdi. Sultan da Fran- mıştı. En önemli ders, Rusya’nın baş- Avusturya zaten pek sevilen bir devlet sızlara kutsal yerlerle ilgili özel haklar tan aşağıya reforma ihtiyaç duyduğu değildi ama Rusya bu kişiler için tam tanımıştı. Çar bu gelişmeden pek de ve ülkeyi tepeden tırnağa saran geri bir kin ve nefret kaynağıydı. memnun değildi ve tehditkâr duruşuy- kalmışlıkla mücadele edilmesi gerek- la bilinen Prens Menşikov’u elçi olarak tiğiydi. Bu da ülke dışında herhangi Londra ve Paris bu krizde Sultandan atadı. bir maceraya atılmayacağı, özel- yana tavır aldılar. Sultan da sonradan likle de hain Avusturyalılara bir cesaretinin meyvelerini topladı. Ama Bu sırada İngilizler Fransızları des- daha hiç güvenmeyeceği anla- Türkler başka zeminlerde meşhurdu. tekliyordu. Çünkü Tanzimat’tan beri mına geliyordu. Barış kolayca 1838 yılında Manchester liberalizmi- İngilizler Akdeniz’de demiryollarının tesis edildi. Hatta II. Alexan- nin temel doktrini olan serbest piyasa- ve bankaların sayısının artmasından der, Fransızların desteğini yı benimsemişlerdi. Ertesi yılsa başka çıkar sağlıyordu. Üstelik yayılmacı bile kazanarak Avustur- doktrinleri geride bıraktılar. Tanzimat Rusya’nın Türkiye üzerinde hâkimiyet yalıları Tuna nehri et- Fermanı bütün tebaa için vatandaşlık kurmasını da istemiyorlardı. Yeni itti- rafındaki topraklardan haklarını tanıyordu. Buna bazı büyük faklar kurma hedefindeki Türklerse çıkardı. 1859’da yeni şehirlerde nüfusun neredeyse yarısını Rusya’nın tehditlerine provokatif şe- Romanya devleti ku- teşkil eden Hıristiyanlar dâhildi. Bu o kilde cevap verdi. İngiltere kamuoyu- ruldu. Fakat bu yeni döneme göre son derece cesur ve aslın- nun ruh hali de doğrusu Sultana pek devlet Fransa’nın bu da eşine rastlanmadık bir adımdı. Bir seçenek bırakmıyordu. İngiliz ve Fran- bölgedeki uydusun- süre “Türk” adı ilerici çevrelerde tak- sız buharlı savaş gemileri Çanakkale dirle anıldı. Karl Marks Osmanlıca öğ- açıklarına doğru yola çıktılar ve savaş başladı. 122 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

———————————————————————————————————————— Kırım Savaşı TÜRKÜDE YAŞAYAN dan ibaretti. Avusturyalıların planları da ilham veren 1860’lı yıllarda olduğu KIRIM SAVAŞI suya düşmüştü. Böylece 1815’te Viyana gibi İngilizler değil, Amerikalılardı. Kongresi’nde alınan kararlar ortadan Kırım Savaşı, savaşın anlamsız- kalkmış oldu. Romanya’nın birliğini Yeni ittifaklar, yeni dengeler lığı temalı “Abdul Abulbul Amir’in sağlayarak bağımsızlığını ilân etmesi Türküsü”nde yaşamaya devam ise çok daha mühim başka olayların III. Napolyon dengesiz, yüzeysel, ediyor. 1877 yılında İrlandalı bir yaşanacağına işaret gibiydi. fırsatçı ve kendi hanedanını kurma- müzikhol şarkıcısı olan Percy ya meraklı bir adamdı. Aklında bir tür French tarafından yazılan ve Sıra dışı bir dönem olan 1860’lı yıl- strateji vardı. Ona göre Napolyon Bo- savaş sırasında düelloya tutuşan lara millî birliği sağlama savaşları napart iki büyük hata yapmıştı. Birin- iki cesur savaşçısının, Rus Ivan damga vurdu: Avrupa’da Almanya ve cisi İngiltere ve Rusya arasında bir it- Skavinsky Skavar ile Türk Emir İtalya birliğini sağlamaya çalışırken, tifak kurulmasına zemin hazırlamış, Abdul Abulbul’un ikisi için de Amerika büyük İç Savaş’la boğuşuyor- ikincisi de Avrupa’daki pek çok milli- ölümle sonuçlanan hikayesini du. O dönem insanlar arasında büyük yetçiyi kendinden uzaklaştırmıştı. III. anlatan türkü, zaman zaman bir enerji ve iyimserlik mevcuttu, dur- Napolyon Avrupa’yı Fransızların öncü- yeni düzenlemelerle gündeme durulamaz bir ilerlemenin mümkün lüğünde bir milletler bütününe çevir- gelmektedir. İlk yazıldığında kısa olduğuna inanılıyordu, hatta bunun meyi hedefliyordu. Bunu yapmaya ça- süre içinde kopyaları yapılan için bir formül de vardı. Türkler Tanzi- lışırken, bir Süper Güç olan Fransa’nın türkü 1930’lu yıllarda Amerikalı mat Fermanı, Japonlar Meiji restoras- sonunu hazırladı. şarkıcı Frank Crummit tarafından yonu ile bunun nasıl yapılacağını gös- popülerleştirildi, 1970’lerde Bill termişti. Şimdi de II. Alexander aynı Marks, Louis Napoleon’un On Sekizin- Steele ile yeniden gün yüzüne adımları bu kez Rusya özelinde atıyor- ci Brumaire’i başlıklı eserinde normal çıktı ve Charlie King’in ‘Brilliant du. Formülün aslî unsurları ulus dev- şartlarda mülk sahiplerini kontrol altı- Songs of Ireland’ (2001) başlıklı letlerin kurulması, feodalizmin izleri- na alıp rahiplere ve aptal askerlere ne albümünde seslendirildi. 1941’de nin silinmesi, bankalar, demiryolları, yapacaklarını söylemekten fazlası ol- iki savaşçısının mücadelesini büyük okullar, üniversiteler, yeni ya- mayan bu rejimin kozmik önemini iyi anlatan bir de çizgi film yapıldı. sal kurumlar, bilim ve öyle ya da böyle anlamıştı. Bonapartizmin temel kural- Melodiyi merak edenler www. bir meclisin varlığıydı. larından biri, İtalya’da propaganda yap- mudcat.org/media/midi/abdul- maktı. Kırım Savaşı Avusturya’yı yal- bul.mid adresini ziyaret edebi- Genel olarak ele alındığında bu dö- nızlaştırmıştı. 1859’da ise III. Napolyon, lirler. nemin 1990’lı yılların bir ön gösterimi Cenova ve Torino’daki yarı Fransız Pi- olduğu sonucuna varabiliriz. 1990’lar- yemonte’yi kullanarak Avusturya’ya da da Demir Perde’nin yıkılmasının karşı savaş açmıştı. Garip bir biçim- ardından demokrasi ve serbest piyasa- ların tılsımını bütün bölgeye yayacağı- na inanılıyordu. Tabii bu kez bu umu- » Sivastopol hatırasına... Sivastopol Kuşatması Kırım Savaşı sırasında Birleşik Krallık ve Fransa kuvvetleri tarafından Rusya İmparatorluk kuvvetlerine karşı gerçekleştirilmişti (17 Ekim 1854 - 11 Eylül 1855). Bu kuşatma hatırasına Sivastopol’de yaptırılan anıttan bir detay. 2017 NİSAN / DERİN TARİH 123

 İzdüşüm ———————————————————————————————————————— » Kırım’a saldırı Birleşik Krallık ve Fransız donanmalarının Kırım’daki Kerç limanına yaptığı çıkarmayı tasvir eden bir tablo (ressam: William Simpson). de liberal İtalya’ya karşı güçlü bir inan- desteğinden yoksun biçimde 1866’da rayında Prusya Kralı Alman İmparato- ca sahip olan İngilizler, Napolyon’un Prusya ve İtalya’ya karşı altı haftalık ru unvanını aldı. bu girişimini memnuniyetle karşıla- bir savaşa sürüklendi. Avusturya’nın dı. Nihayetinde Avusturya Magenta ve bölünmüş ordusuyla iki cephede yürü- Elbette tarih burada sona erme- Solferino’da mağlubiyete uğradı. Fran- tülen bu savaşı kazanma imkânı yok- di, dünya çok daha fazlasına gebeydi. sız mülk sahipleri sonradan ülkedeki tu. Prusya artık en azından kuzey Al- 1860’lardaki uluslaşma furyası sonra- bulvarlardan birine bu ismi verecek- manya’da birliğini sağlamış, ülkenin dan da devam edecekti. Fakat bu fur- ti. Habsburg İmparatorluğu’na ait çok bütünü üzerinde de hâkimiyet kur- yaların her birinin sonuçları insanlık sayıda mülk ve uydu devlet -ki ne hik- muştu. İtalyanlar III. Napolyon’un ken- için kötü oldu, hatta denebilir ki Met- metse San Marino bunlardan biri değil- dilerinden esirgediği Venedik toprak- ternich’in yaklaşımı en başından be- dir- sonradan bir araya gelip yeni İtalya larına kavuşmuştu. Kısa süre sonra da, ri en doğru olandı. İtalya’da Mussolini Krallığını meydana getirmiştir. yine Bismarck’ın yardımlarıyla, Ro- ve onunla birlikte Faşizm ortaya çıktCı. ma’yı da ele geçireceklerdi. Almanya’da Hitler ve Nasyonal SosyMa- Fakat III. Napolyon başka sorunlarla lizm bu temel üzerinde yükseldi. BüY - karşılaşmıştır. Başlangıçta din adam- 1866 yılının diğerleri kadar açık ol- yük Macaristan’ın sonu hüsran oldu ve larının desteğine güveniyordu, fakat mayan başka bir kazananı daha var- elbette bu kişiler Papa’nın kontrolün- dı. Macarlar fırsat kolluyordu: Kossuth CM deki devletlerin tarih sahnesinden si- vaktini sonradan hayatını kaybedece- linmesine seyirci kalmayacaktı. Pa- ği Torino’da geçiriyordu, burada Prus- ülke bugünkü küçük sınırlarına geri- pa’nın korunması için Fransız askerler ya adına savaşan küçük bir birlik bile ledi. 1860’lı yıllarda pek çok insan bMYu ülkede kalmalı ve ülkenin başkenti vardı. 1867’ye gelindiğinde Franz Jo- kadar büyük felaketlerin yaşanacağınCY ı Roma’dan Floransa’ya taşınmalıydı. Bu seph kendi ülkesi içinde çok geniş çaplı tahmin bile edemezdi. Belki Papa ICXMY . adımların Fransız ve İtalyanlar arasın- bir değişikliği hayata geçirmeyi kabul Pius ve kendi hesabına Karl Marks bu- daki ilişkiyi iyileştirmek adına hiçbir etti. Büyük Macaristan, Habsburg İm- nun istisnası olabilir. Marks her zamaKn etkisi olmadı. Karşı karşıya olduğu teh- paratorluğu’nun eşit bir partneri ola- Rusya’nın geri kalmış bir ülke olduğu- likelerin ayırdına çok geç varan III. Na- rak anayasal bir statü kazandı. İmpa- nu söyler ve teorisinin merkezine baş- polyon, bu kez kendi uydu devletinin ratorluğun adı Avusturya-Macaristan ka ülkeleri koyardı. II. Alexander’ın re- boyutunu küçültmeye çalıştı ve Vene- İmparatorluğu olarak değişti. Macaris- formları hayata geçirildiğinde Marks dik civarında topraklarının olmasına tan Bismarck sisteminin bir parçasıydı büyük devrimin burada yeşerebilece- müsaade etmedi. Nihayetinde buralar ve Avusturya’nın Prusya’ya karşı hare- ğini fark etmeye başladı (Dostoyevski Avusturya’nın elinde kaldı. kete geçmesine asla müsaade etmeye- Ecinniler’de bu devrimin nasıl olacağı- cekti. III. Napolyon geç de olsa ne yap- nı, Bolşevikler iktidarı ele geçirmeden İtalya çok kısa süre içinde Prusya tığını anlamıştı. Hastalığın ve hayal 50 yıl önce garip bir şekilde tahmin et- ile ittifak yaptı. Buna göre eğer Prus- kırıklığının pençesinde olayları takip mişti). Marks ayrıca Rusça öğrenmeye ya, birleşik Almanya’nın liderliği konu- edemez hâle geldi. 1870 yılında yine başlamış, odasını Rusya ekonomisine sunda Avusturya’ya kafa tutacak olur- Bismarck’ın provokasyonuna geldi ve dair istatistiklerin yer aldığı kâğıtlarla sa İtalyanlar da güneyden Prusya’ya basının da etkisiyle savaşa girdi. Fran- dolu üç büyük kutu ile doldurmuştu. destek verecekti. Prusya’nın başındaki sa-Prusya Savaşı böylece başlamış oldu: 1883 yılında bir sabah gözlerini açıp bu Otto von Bismarck, III. Napolyon’dan Altı hafta içinde Sedan Muharebesi so- kutulara son kez baktı ve sonra hayata çok daha sağlam ve zeki bir adamdı. nucunda III. Napolyon Bismarck’a esir gözlerini yumdu. Eylemlerini öylesine dikkatle planladı düştü. Böylece Fransızların Avrupa’da ki, zaten sakarlıklarıyla meşhur Avus- uzun süredir devam eden egemenliği Kırım Savaşı gerçekten ne yaptığı- turya’nın daha da acele edip hata yap- sona erdi. 1871 yılında XIV. Louis’nin nın pek bilincinde olmayan kişilerce masına sebep oldu. Avusturya kurtu- Versailles’daki meşhur ve ihtişamlı sa- çıkarılmıştı. Sebep olanların verecek- luşu için tek umudu olan Fransa’nın leri o kadar çok hesap var ki. Not: Yazarın ve editörün izniyle Cornuco- pia’nın 39. sayısında (2006) yayınlanan yazıdan tercüme edilmiştir. 124 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

Reis Bey Yazan: Necip Fazıl Kısakürek Yöneten: Şükrü Türen Süha UYGUR 2016-2017 Süha UYGUR 2016-2017 MMUUTTLLUULLUUKK MMÜÜZZ°°KKAALL°° 7-77 YYaazzaann:: EElleeaannoorr HH.. PPOORRTTEERR UUyyaarrllaayyaann--YYöönneetteenn--ŞŞaarrkkıı SSöözzlleerrii:: BBiinnnnuurr ŞŞEERRBBEETTÇÇİİOOĞĞLLUU SSüühhaa UUYYGGUURR 22001166--22001177 SSüühhaa UUYYGGUURR 2016-2017 Genel Sanat Yönetmeni Süha UYGUR www.ibst.gov.tr

 İslam Tarihi —————————————————————————————————————— — DEAŞ’ın İlham Kaynağı Ezrakîlerdi! Hilafete geliş şekli ve Kerbelâ vahşeti yüzünden Yezid büyük bir muhalefetle karşılaşmış; şiddetin tırmandığı bu dönemde Müslümanlar arasındaki çatışmalar da alevlenmişti. Bu ortamda Haricîler arasından çıkan Ezrakîliğin DEAŞ’ın ilham kaynağı olduğunu söyleyebilir miyiz?  ADNAN DEMİRCAN [email protected] S on zamanlarda Hz. Ali’nin (ra) dönemde Mekke’de bulunan Abdullah Mekke kuşatması devam ederken yönetimine karşı çıkan Haricî- b. Zübeyr de Yezid’in şahsında Emevî- Şam’dan beklenmedik bir haber gel- lerin ilk büyük fırkası Ezrakî- lere yönelik ağır eleştirilerde bulunu- di; Yezid vefat etmişti. Bunun üzeri- ne Mekke’deki Emevî ordusuna komu- leri, DEAŞ’ın 13 asır önceki selefi ka- yordu. ta eden Husayn, destek olmak üzere Abdullah b. Zübeyr’i Şam’a götürmek bul eden görüşler sıkça dillendiriliyor. Yezid, Abdullah b. Hanzale’ye kar- istediyse de o bu teklifi kabul etme- di. Şam ordusu kuşatmayı sonlandı- Kur’an-ı Kerim’e yüzeysel vurgu yapa- şı Müslim b. Ukbe el-Mürrî komutasın- rıp Mekke’den ayrılırken Haricîler ye- ni gelişmeler karşısında nasıl hareket rak şiddeti dine dayandırmak ve tutu- da bir ordu gönderdi. Ordu Medine’yi edeceklerini tartışıyorlardı. Sonunda Abdullah’a destek vermelerinin onun cu fikirlere sahip olmak gibi benzerlik- itaat altına aldıktan sonra Mekke’ye tutumuna bağlı olduğu hususunda uz- laştılar ve kanaatini öğrenmek üzere ler üzerinden yapılan DEAŞ-Ezrakîler yönelecek ve Abdullah b. Zübeyr’i et- kendisiyle görüşmeye karar verdiler. karşılaştırması gerçeği ne ölçüde yan- kisiz hâle getirecekti. Şam ordusu Me- “Seninle birlikte savaştık. Ancak bizden olup olmadığını öğrenmek için sıtıyor? Cevap için İslam tarihine bak- dine’de volkanik taşlarla kaplı Harre görüşlerini sorgulamadık. Osman hak- kındaki görüşünü bize söyle” sözleri makta fayda var. bölgesinde Abdullah b. Hanzale’nin üzerine Abdullah b. Zübeyr’in etrafına bakındı. Adamlarının az olduğunu gö- Muaviye’nin ardından halife olan kuvvetleriyle karşılaştı. Abdullah ve rünce de, “Yanıma gelip beni bulduğu- nuz şu anda namaz kılmak üzere aya- Yezid’in iktidar döneminde (Eylül taraftarlarının ölümüyle sonuçlanan ğa kalkmış durumdayım. Sorduğunuz hususta size bilgi vermem için yatsıya 683-Ağustos 684) fikir ayrılıkları ve savaşın ardından Şam ordusu Medi- kadar bekleyin” diye karşılık vermişti. muhalefetin yükselmesiyle sancılı ge- ne’yi itaat altına aldı. Oldukça yaşlı Haricîler ayrıldıktan sonra Abdul- lah b. Zübeyr arkadaşlarının silahla- lişmeler yaşandı. Hz. Hüseyin (ra) ve ve hasta olan komutan Müslim, ordu- nıp yanına gelmelerini istedi. Hari- cîler geri geldiklerinde adamlarının beraberindekilerin Kerbelâ’da katli- nun Mekke’ye ilerleyişi sırasında vefat silahlı olarak Abdullah’ın etrafında beklediklerini gördüler. Hz. Osman ama maruz kalmalarıyla Emevîlere edince Yezid’in emri doğrultusunda (ra) hakkındaki görüşlerini dile geti- rerek Abdullah b. Zübeyr’i bunları ka- karşı ciddi bir muhalefet oluşmuştu. komutayı üstlenen Husayn b. Nümeyr bule davet ettilerse de kat’i red ceva- Ayrıca Yezid’in sosyal barışı bozup mu- kısa sürede Mekke’yi kuşattı. haliflere yaşama hakkı tanımaması Bu dönemde Irak valisi Ubeydullah dolayısıyla genel gidişattan memnun b. Ziyad’ın yoğun baskısı altındaki olmayanların sayısı azımsanmayacak Haricîler, Yezid’in ordusuna karşı Ab- ölçüde artmıştı. dullah b. Zübeyr’i desteklemeye karar Medine’de Abdullah b. Hanzale ve verdiler. İki taraf arasındaki görüşme- taraftarları önde gelen muhaliflerden- leri Nâfi b. el-Ezrak yürüttü. Başlan- di. Yezid’i eleştirip kafaları karıştırdık- gıçta Haricîlerin Abdullah b. Zübeyr ları gerekçesiyle Medine valisi tara- hakkındaki kanaatleri pek de olum- fından Şam’a gönderildiler. Abdullah lu değildi. Cemel Savaşı’nda Hz. Ali’ye burada Yezid’in iltifatı ve hediyelerle (ra) karşı savaştığı için onlara göre karşılanmış olmasına rağmen Medi- meşru halifeyle savaşan bir günah- ne’ye döndükten sonra eleştirilerinin kârdı. Ancak yine de Emevîlere kar- dozunu daha da arttırdı. Bir süre son- şı onu destekleme kararlarından vaz- ra da halktan biat almaya başladı. Aynı geçmediler. 126 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

—————————————————————————————————————————— Ezrakîler » Muhalifler ve Bedeviler Hakem olayından sonra Hz. Ali (ra) ve Muaviye’yi tekfir eden Haricîler uzun süre iki tarafla da mücadele ettiler. Haricîlerin çoğunu İslamı henüz özümseyememiş Bedevîler oluşturmaktaydı. Bedevîleri tasvir eden bir tablo (Leon Belly, 1861). bı üzerine Mekke’den ayrıldılar. Bir tilaflar sebebiyle öldürüldü (691). Bas- dayanması gerektiğini savunuyordu. kısmı Yemâme’ye giderken önemli bir ra’ya giden Haricîler arasında da bazı Bu yüzden Kur’an’a muhalif olduğu- kısmı Basra’yı tercih etti. Bu karar son- hususlarda fikir ayrılıkları baş göster- nu iddia ettiği herhangi bir icraatı ya raki yıllarda Haricîler içinde bölünme- di. Bunlardan biri kendileriyle aynı gö- da görüşü tekfir sebebi saydı. Cihadın lere ve farklı grupların tezahürüne yol rüşleri paylaşmayan Müslümanların her Müslümana farz olduğunu söyleye- açacaktı. durumuydu. Bunlar müşrik ya da kâfir rek kendi görüşlerini paylaşmayanlara olarak mı nitelenecekler, yoksa Müslü- karşı cihad ilan ediyordu. Haricî olup Mezhep içi bölünmeler man olarak mı görüleceklerdi? Nâfi b. da ortamın cihad için uygun olmadığı- Ezrak diğerlerinden daha sert bir tutu- nı düşünenleri de tekfir ederek diğerle- Yemâme’ye gidenler Necde b. ma sahipti. Haricîlerin, “Hüküm ancak riyle aynı kategoride değerlendirmek- Âmir’e biat ettiler. Buradaki hâkimiyet Allah’ındır” şeklindeki sloganları çer- ten geri kalmadı. Bir Müslüman cihad alanını genişleten Necde bir süre son- çevesinde devlet yönetiminin Kur’an’a etmesi gerekirken oturamazdı. ra arkadaşlarıyla aralarında çıkan ih- 2017 NİSAN / DERİN TARİH 127

 İslam Tarihi —————————————————————————————————————— — Öte yandan kendileri için “Haricî” Kur’an’a Nasıl taraftar buldular? tabirinin kullanılmasına karşı çıkan, Yüzeysel Bakış bu ismin Nâfi ve taraftarları için kulla- Yezid’in oğlu II. Muâviye’nin halife- nılması gerektiğini savunan Abdullah Ezrakîliğin kurucusu Nâfi b. likten feragat etmesi Şam’da bir yöne- b. İbâz ve arkadaşları, kendileri gibi Ezrak’ın kendisiyle aynı görüşte tim krizine sebep olmuştu. Bu süreç- düşünmeyen Müslümanların İslama olmayan Haricîlere yazdığı mek- te birçok eyaletin Abdullah b. Zübeyr’e girmeyen kâfirlerle aynı kategoride tuplardan birinden alınan satırlar, itaat ettiği bilinir. Nâfi ve arkadaşları- değerlendirilemeyeceğini söyleyerek Ezrakîlerin Kur’an’ı kültüründen nın faaliyet gösterdikleri Irak ve İran küfrü ikiye ayırıyorlardı. Birincisine ve bağlamından bağımsız yorum- da onun yönetimindeydi. Haricîlerin “küfr-ü millet” diyerek İslam dışında ladıklarını göstermektedir: faaliyetleri sebebiyle ciddi güvenlik bir dine mensup olanlar için kullan- problemlerinin baş gösterdiği bu top- dılar. Müslüman olup da kendileriyle “Rahman ve Rahim olan raklarda yolların güvenliği sağlana- aynı görüşte olmayanların ise “küfr-ü Allah’ın adıyla… ‘Allah sizin için madığından ticaret de felce uğramış- nimet” içinde olduklarını söylediler. bu dini (İslam’ı) seçti. Siz de tı. Basralılar güvenliğin tesisi için bir Bu “fasık” kavramının karşılığıydı. ancak Müslümanlar olarak ölün’ (Bakara/132). Allah’a and olsun, komutan görevlendirmeye karar ve- Nâfi müşriklerle aynı kategoride biliyorsunuz ki şeriat da din de rerek Mühelleb b. Ebi Sufre ile gördüğü diğer Müslümanları öldür- tektir. Buna rağmen gece-gün- görüştüler. Mühelleb, ordusu- mek, çocuklarını ve kadınlarını esir düz zulüm göre göre kâfirlerin nu teçhiz etmek ve hizmetinin etmek gerektiği kanaatindeydi. Ken- ortasında oturmak niye, Allah karşılığını almak üzere yüklü dileriyle aynı görüşte olmayanlarla sizleri cihada çağırarak ‘Fakat miktarda para talebi kabul edi- oturulmaz, onların şahitlikleri kabul Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl lince hemen bir ordu kurarak edilmez, kestikleri yenmez, onlar- topyekûn savaşıyorlarsa, siz de Haricîlerle mücadeleye başla- la evlenilmezdi; mirasları da haram- onlarla topyekûn savaşın’ (Tevbe dı. Hareket kabiliyeti yüksek dı. Aynı şekilde kaade ehlini (oturup /36) buyurmuştur. Herhalde olan Haricîlerin süvari birlik- cihada katılmayanları) öldürmek de (Allah) sizin için de herhângi caizdi. Bu arada kendisi gibi düşün- bir durumda bir mazeret kapısı meyen Müslümanlara yaşama hakkı açmadı. Çünkü buyurdu ki, ‘Gerek tanımazken, zimmet ehli olan Yahu- yaya olarak, gerek binek üzerinde di ve Hıristiyanlara dokunmamıştı. Allah yolunda sefere çıkın. Malla- Nâfi’nin yaklaşımında ne denli tutu- rınızla, canlarınızla Allah yolunda cu olduğunu anlamak için kendisiyle cihat edin’ (Tevbe/41). Allah ancak hemfikir olmayan babasının cenaze düşkünlere, hastalara, verecek namazını bile kılmadığı yönündeki ri- bir şey bulamayanlara ve kalması vayet yeterlidir sanırım. bir sebebe bağlı olanlara mazeret tanımıştır. Bununla birlikte cihad Mekke’de bir dönem dersleri- edenleri onlara üstün tutmuştur.” ne devam ettiği Abdullah b. Abbas’a Kur’an’dan bazı kelimelerle ilgili sor- » Bizden olmayan kâfirdir duğu sorular kaynaklarda mevcuttur. Ezrakîlerin en önemli özelliklerinden Basra’ya gittikten sonra etrafına biri, kendileri gibi düşünmeyen topladığı takipçileriyle Emevîlere is- herkesi kâfir ilan ederek onlarla yan etti. Gittiği yerlerde terör estiren savaşmaktır. DEAŞ da benzer bir Nâfi’nin kısa süre sonra bir çatışmada öldürüldüğünü biliyoruz (685). Yeni li- anlayışa sahip. der seçilen Abdullah b. Mâhûz da ça- tışmalar sırasında öldürülünce yerine kardeşi Ubeydullah b. Mâhûz getirildi. Onun da öldürülmesi üzerine Ezrakîlerin başına di- ğer kardeşleri Zübeyr b. Mâhûz, ardından Katarî b. el-Fücâe (697) geldi. Şairliği ve hatipliğiyle ta- nınan Katarî’nin öldürülmesin- den sonra Ezrakîler bir daha to- parlanamadılar. 128 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

—————————————————————————————————————————— Ezrakîler » Kâbe harap oldu Abdullah b. Zübeyr isyanı sebebiyle Emevîler Mekke’yi kuşattılar. Taraflar arasındaki çatışmalardan dolayı Kâbe zarar görmüş, sonradan yeniden inşa edilmiştir. 18. yüzyıla ait bir gravürde Mekke ve Kâbe. lerine karşı riskleri azaltacak bir stra- katletmekten geri durmuyor; malları- nanıma sahip olmayanları etkileyebi- teji geliştirdi. Abdullah b. Zübeyr Irak na el koyup esir ettikleri kadın, erkek liyordu. Ezrakîlere katılanlar arasında bölgesine hâkim olunca mücadeleyi ve çocukları köleleştiriyorlardı. Yak- âlimlerin bulunmaması ve taraftarla- onun adına yürütmeye devam etti. Ab- laşık 15 yıl kadar yöneticileri meşgul rının çoğunlukla mevcut düzen yü- dullah’ın Emevîler tarafından öldürül- eden Ezrakîler Kur’an’ı Kerim’i bağla- zünden mağduriyet yaşamış kimseler- mesinden sonra da Emevîler adına ha- mını dikkate almadan, yüzeysel bir den olması da dikkate değer. reket etti. bakış açısıyla ve sadece zahirî anlamı- nı merkeze alarak yorumladılar. Nâ- Başta da belirttiğimiz gibi günü- Mühelleb’in komuta ettiği ordu da- fi ve arkadaşlarının en önemli özelli- müzdeki şiddet eğilimli bazı hareket- ha donanımlı olduğu halde hareket ği dışlayıcı olmalarıydı. Kendilerinden lerle, mesela DEAŞ’la Ezrakîler arasın- kabiliyeti yüksek küçük süvari bir- farklı görüşlere sahip insanları kolay- da benzerlikler olduğunu söylemek likleriyle savaşan Ezrakîlere karşı za- lıkla tekfir edebiliyorlar; Hz. Peygam- yanlış olmaz. Kur’an-ı Kerim’e yüzey- fer elde etmek kolay olmuyordu. Nite- ber (sas)’in uygulamalarını ve onun dö- sel vurgu, şiddeti dine dayandırmak, kim Mühelleb, Emevîler döneminde neminin şartlarını dikkate almadan, kendileri gibi düşünmeyen kişi ya da Irak Valisi olan Haccac b. Yusuf es-Se- kendi anlayışlarının ilahî kasıt oldu- grupları tekfir etmek ve yaşama hak- kafî’nin işi bilerek geciktirdiği yönün- ğunu ileri sürüyorlardı. kı tanımamak dikkat çeken benzerlik- deki eleştirilerine muhatap olmaktan lerden. Bu tür oluşumlar halk desteği kurtulamadı. Ancak Haricî sorunu- Taraftar bulmalarının en önemli se- almadıkları halde şiddet ve baskıyla nu kalıcı şekilde çözmek için sabırlı bebi, devlet otoritesinin zayıflamasıyla insanları sindirebilirler. Ezrakîlerin olmak ve karşı tarafın açıklarını bul- bölgede büyük bir kaosun yaşanmasıy- zimmîlere gösterdikleri hoşgörüyü mak gerektiği kanaatindeydi. Ayrıca dı. Böylece şiddet eğilimli olanlardan Müslümanlardan sakındıklarını bili- askerlerini riske atmamak da önem- ya da çıkar peşindekilerden katılım yoruz. Günümüzdeki benzer hareket- liydi. sağlanabilmişti. Ayrıca yoğun şekilde lerin de tahrip edici enerjilerini Müs- Kur’an okumaları da yeterli dinî do- lümanlara karşı kullandıkları malum. Ezrakîler geçtikleri yerlerde halkı İki grup arasında hiç fark olmadı- ğı iddiası ise tarihî gerçeklikle örtüş- mez. Bugünkü şiddet hareketlerinin hadis literatürünü daha fazla dikkate almaları ve muhtemelen uluslararası bazı ilişkilerin parçası olmaları fark- lılıklar arasında zikredilebilir. İslam tarihindeki radikal oluşumlar ile mo- dern dünyada varlık gösteren örgütler arasında karşılaştırma yaparken ilmî perspektiften uzaklaşmamak için benzerlikler kadar farklılıkları da göz önünde bulundurmak gerekir. Adnan Demircan Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. 2017 NİSAN / DERİN TARİH 129

 Sıfır Noktası —————————————————————————————————————— — ARMAGEDON 1. Dünya Savaşı’ndaki En Ağır Mağlubiyetimiz İncil’de geçen ve kıyamet alametlerinden biri kabul edilen nihai savaş Armagedon, 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın en büyük mağlubiyetini aldığı ve Suriye topraklarının tamamını kay- bettiği Megiddo (Mecidiye) Muharebesi’yle özdeşleştirilmiştir. Mustafa Kemal’in 7. Ordu Komutanı olarak görev aldığı bu sa- vaşı, İngiliz Ordusu Komutanı Allenby’nin şaşırtma harekâtları, stratejileri ve hava saldırılarıyla adım adım izliyoruz. Sir Edmund Allenby cesur bir se- rip takviye etmek yerine büyük kıs- dalanırken, 4. Ordu Hicaz hattını kul- fer planını Ağustos sonuna ka- mını Rusya’nın çökmesiyle serbest lanıyordu. Allenby kuzey bölgelerdeki dar tamamlamıştı. İlk iş olarak kalan Bakü, Kars ve Tiflis’i almak ve birliklerinin pek işine yaramayan 2 Yafa’nın kuzeyine düşen kıyı düzlü- Ermenilerle çarpışmak üzere Kafkas- bin civarındaki deveyi Araplara verdi. ğünden düşman hattını yaracaktı. ya ve kuzey İran’a sevk etti. Kendisinin batıda gerçekleştireceği as- Sonra süvarileri süratle Carmel Dağı li saldırıyla eş zamanlı olarak, Deraa ve Hayfa yakınlarındaki dağlık bölge Allenby maharetle hazırlanmış şa- yakınındaki demiryolu hattını kesme- boyunca uzanan Şaron Ovası’na çıka- şırtma harekâtları vasıtasıyla gerçek leri isteği üzerine Lawrence bu göre- caklar, Osmanlı birliklerinin gerisin- planlarını gizleyebildi. 75 bin kişilik vin yerine getirileceği konusunda Al- deki İbn Amer çayırına girecekler, ordusunun büyük kısmını -Osmanlıla- lenby’i temin etti. böylece düşmanın demiryolu ulaşım rın haberi olmadan- sağ kanattan sol hatları ile asli geri çekilme yolunu ke- kanada aktardı. 35 bin piyade, 9 bin 16 Eylül’de ilk darbeyi indiren Arap- seceklerdi. süvari ve yaklaşık 900 topu kıyı yakı- lar çölün ucundaki Arzak’ta toplan- nındaki 25 kilometrelik cephe üzerin- dıktan sonra Deraa civarındaki demir- Filistin’de ve demiryolu hattı bo- de gizlice topladı. Bunların karşısına yoluna baskın yaptılar. Deraa’dan üç yunda konuşlandırılmış 40-50 bin çıkan Osmanlı kuvvetleri yalnızca 8 farklı yöne giden hatları iki gün için- kişilik Osmanlı gücü kıyıdan Am- bin piyade ve 120 toptan müteşekkildi. de keserken, Kraliyet Hava Kuvvetleri man’a uzanan 120 km’lik bir cephe Hattın diğer ucundaki düşman kuvve- de şehri bombalıyordu. Osmanlılar bu oluşturuyordu. 7. ve 8. orduların ikisi ti Osmanlılara minik bir avantaj sağla- saldırıya batıdaki bazı yedek birlikleri- de Ürdün’ün kuzeyindeydi. Karargâ- yacak kadardı. ni Deraa’ya sevk ederek karşılık verin- hı Tulkarem’de olan 8. Ordu kıyının ce Allenby’nin planlı şahmerdan dar- yakınında, 7. Ordu ise daha iç kısım- Allenby kendi birliklerinin yanı sı- besine karşılık verme yeteneklerini daki Nablus’taydı. Kumanda merkezi ra, o zamana kadar Deraa bölgesine daha da zayıflattılar. Amman’daki 4. Ordu, Ürdün Vadisi çıkmış olan Emir Faysal’ın Arapların- ve doğudaki Moab Tepelerinde konuş- dan gelecek yardımları da hesaba ka- General Chetwode’un 20. Birliği 17 lanmıştı. Osmanlı birliklerinin genel tıyordu. Burası Anadolu ve Halep’ten Eylül’ü 18’ine bağlayan gece Nablus’a olarak donanımları zayıf, iaşeleri ye- gelen demiryolunun Hicaz hattına ve doğru hareket etti. Bazı zorlu dire- tersiz, moralleri bozuk vaziyetteydi. Filistin’e bağlandığı hayati bir kavşak nişlerle karşılaşmalarına rağmen Os- Enver Paşa bu birlikleri kuvvetlendi- noktasıydı. Osmanlıların diğer ordu- manlıların ön cephe hattını ele geçi- ları batıdaki demiryolu hattından fay- rebildiler ve düşmanlarının dikkatini 130 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

————————————————————————————————————— Megiddo Muharebesi » Filistin’de uzun yürüyüş Filistin’de askerlerin firar etmeleri ya da teslim olmaları problemi baş göstermişti. Alman subaylar Eriha yakınlarında ele geçirilen Osmanlı mahkumlarından oluşan bir asker grubuna nezaret ediyor (Temmuz 1918). » Beyaz bayrak altında Kudüs Belediye Başkanı Hüseyin Efendi 9 Aralık 1918’de, sabah saat 8’de beyaz bayrak altında Londra Alayı 2/19. tabur askerlerini karşılıyor. eylemin gerçekleşeceği asıl yerin daha İngiliz piyadeler hattın yarılmasın- Şafak söktükten hemen sonra atla- da uzağına çekmeyi başardılar. dan sonra sağ tarafa dolanıp Osman- rını dörtnala süren İngiliz süvariler, lıların üssünü ve 8. Ordunun Tulka- Mecidiye antik şehrini arkalarında bı- 19 Eylül sabahı erken saatlerde, hat- rem’deki karargâhını ele geçirdiler. raktılar. İncil’in Armagedon’u Megid- tın batı ucundaki Osmanlı savunma- Osmanlılar darmadağın vaziyette ku- do, seferin bu can alıcı muharebesine sına yoğun bir top atışı başlatıldı. He- zeye ve doğuya çekildiler. Geri çeki- yaraşır şekilde seçilmiş bir isimdi. men akabinde beklemedeki piyadeler len birlikleri aralıksız bir bombardı- ilerlediler. İngiliz Kraliyet Hava Kuv- mana tutan ve düşman sahalarından 4. Birlik, 5. Birliğin bir tugayıyla vetleri muhtelif Osmanlı karargâhları- herhangi bir tayyarenin kalkışına mü- birlikte sabah sekiz sularında ulaştığı nı bombalayarak Tulkarem’daki 8. Or- saade etmeyen Kraliyet Hava Kuvvetle- Afula’daki demiryolunu bağlantı nok- du karargâhı ile Liman von Sanders’in ri, Osmanlıların içinde bulunduğu zor tasını ele geçirip kısa bir molanın ar- Nasıra’daki harekât alanı karargâhı durumu daha da kötüleştirdi. dından ilerlemeye devam etti. 20 Eylül arasındaki haberleşmeyi kesti ve 8. Or- günü saat 18:00’e kadar 4. Süvari Birli- du ile 7. Ordu arasındaki irtibatı tah- 4. ve 5. Süvari Birlikleri ovadan Car- ğinin tümü Beysan’da toplanmıştı. Bir- rip etti. mel Dağlarına geçti. 4. Birlik Mecidi- liklerin çoğu 24 saat içinde 130 km’den ye’deki (Megiddo) İbn Amer Ovası’nda fazla yol kat ederken, zayiatları yalnız- Megiddo’da taarruz sortileri bulunan Musmus Geçidi’ni kullanır- ca 26 atla sınırlı kalmıştı. ken, 5. Birlik daha kuzeydeki bir geçi- Hücumbotların makineli silahları din yolunu tuttu. 4. Birlik karanlıktan 5. Birliğin bir tugayı aynı vakitler- kıyı yolunu yerle bir ederken, 21. Birli- dolayı kaçırmak üzere olduğu geçide de Nasıra’ya varmak üzere yola koyu- ğin piyadeleri yaklaşık dört saat içinde 20 Eylül sabahının erken saatlerinde lup 20 Eylül gecesi 04.30’da fark edil- Yafa’nın kuzeyindeki Osmanlı hattını girdi ve garnizonuna dönmekte olan, meden hedefine vardığında, Liman bozdular. Süvariler hemen açılan hat- geride kalmış bir Osmanlı müfreze- von Sanders henüz uyanmamıştı bile. tan içeri sızıp ovaya doğru yöneldiler. siyle karşılaştı. Mızraklarını kuşanan Öğrendiği ilk şey birliklerinin zor du- Sabah saat 10’a kadar, 4. ve 5. Süvari öndeki süvari birlikleri, tamamen ha- rumda olduğuydu. Karargâhın yerini Birlikleri Osmanlı hatlarının arkasın- zırlıksız yakalanan Osmanlı askerle- bulmayı başaramayan ve Alman ka- dan aslında kuzeye gitmişlerdi. Bu ka- rinden 50 kadarını öldürdü, diğerleri- rargâh personelinin yerel direnciyle dar teferruatlı bir şekilde planlanmış ni de esir aldı. 5. Birlik ise herhangi bir karşılaşan bitap haldeki tugay, sonun- ve böylesine pürüzsüzce uygulanmış direnişle karşılaşmadı. da düşman komutanını esir alamadan bir askerî harekât nadir görülürdü. geri çekilmek zorunda kaldı. Nası- 2017 NİSAN / DERİN TARİH 131

 Sıfır Noktası —————————————————————————————————————— — ra’da bunlar olurken, Avustralya At- » Megiddo Muharebesi’nden sonra Türk ordusu Şam’a dönmek için oyalama savaşları yapsa da lı Birliği Cenin’i işgal etmiş, böylelik- Allenby üstünlük sağladı. Müttefikler Şam’a girerken. le kuzeye doğru bütün kaçış yollarını kapamıştı. dar geçidinde geri çekilen bir birliği doğusundan kuzey yönüne çekildi. bombalaması, onların peşindeki piya- Anzakların Es-Salt ve Amman’ı almak Araplar ne umdu, ne buldu? deler yetişene kadar bütün ilerlemeyi için yaptıkları son girişimleri başarıy- duraklattı. 7. Ordu Kumandanı Musta- la sonuçlandı. Demiryolu hattı boyun- Dağılmış haldeki Osmanlı 7. ve 8. fa Kemal Paşa’nın da içinde bulunduğu ca Hicaz’dan geri çekilen Osmanlı 2. Ordularının bütün kaçış yolları 20 az sayıdaki Osmanlı askeri Ürdün’den Kolordusunu bekleyerek burada kal- Eylül akşamına kadar kesilmiş, sade- Nablus’a geçmeyi başarabildi. dılar. Amman’a varan bu Osmanlı bir- ce doğuya giden yol açık kalmıştı. Bu likleri çatışmaya girmeden teslim ol- yol bile Beysan’a ve Nablus yakınlarına Allenby’nin bir sonraki hedefi Şam’ı dular. ulaşmış olan İngiliz güçleri ve Ürdün almaktı. Tarihî ve sembolik öneminin Vadisi’ndeki birliklerin yoğun tehdidi yanında, İstanbul’a uzanan Osmanlı Allenby daha sonra Şam’a doğru altındaydı. Doğudan tepelere doğru sa- muhabere hattının hayatî bir bağlan- iki koldan ilerleme başlattı. Deraa’ya lınan 21. Birlik ve kuzeye doğru ilerle- tı noktasıydı bu şehir. İngilizlerin ilk varmak için Samah’tan yola çıkan bi- yen 20. Birlik Nablus’ta buluştu ve 21 hedefi Hayfa limanlarını ve kıyıdaki tap haldeki 4. Süvari Birliği şehre var- Eylül’de şehri ele geçirdi. Akka’yı işgal etmekti. 5. Süvari Birliği dığında Arapların kontrolü çoktan ele 23 Eylül’de bu şehirleri ele geçirdikten geçirdiğini gördü. Bu iki birlik demir- Osmanlı 8. ve 7. Orduları darma- iki gün sonra, Hayfa İngilizlerin iaşe yolu hattını izleyerek Şam’a doğru çe- dağın edildi. Sadece ayın 20’sinde 18 limanı olarak hizmet etmeye başladı. kilen Osmanlı birliklerinin peşine bin esir, 120 top ve 4 tayyare ve mü- düştü; zaman zaman artçı birlikleriyle him miktarda savaş malzemesiyle ula- Liman von Sanders Celile Deni- ya da dağılmış bölüklerin kanatların- şım aracı İngilizlerin eline geçti. 21 Ey- zi’nin kıyı bölgesindeki Taberiye’den da kalmış askerlerle çatışmaya girdi. lül’de Hava kuvvetlerinin Vadi Fara’nın Samah’a ve Yarmuk Vadisi üzerinden Bir sonraki gün Avusturalya Atlı Bir- Deraa’ya uzanan bir hattı savunmaya liği ile 5. Süvari Birliği Küneytra üze- EVANJELİSTLERİN uğraştı. Elindeki birliklerden geriye rinden daha kestirme bir yol izlemeye ARMAGEDON HAYALİ kalan dağınık haldeki askerlerle ger- başladı. Bu birliklerin hepsi de 30 Ey- çekleştirdiği bu savunma ümitsiz gö- lül’de Şam’ın dış mahallelerine vara- Hayfa’nın 30 km güneydo- rünüyordu. Ayın 25’inde Samah ve Ta- rak ertesi gün şehre girdiler. ğusu ile Kudüs’ün 90 km kadar beriye İngilizlerin eline geçti. kuzeyinde yer alan Megiddo, Araplar başkenti Şam olan bir Arap Evangelistlere göre Hıristiyanların Allenby’nin ordusunun doğu kana- devletini diriltme ümidindeydiler. Bu, Müslümanlarla, Yahudilere göre dındaki Anzak süvari birlikleri ile Fay- Türkleri güney Suriye’den çıkarmak ise İsrailoğullarının Müslümanlarla sal ve Lawrence kumandasındaki Arap için Allenby’nin ordusunun yanında savaşacakları topraklara verilen Kuzey Ordusu tarafından kovalanan savaşmayı kabul ettikleri anlaşmada, isim. Armagedon, İbranice Me- Osmanlı 4. Ordusu süratle Ürdün’ün giddo (Magedon) Tepesi anlamına gelen “Harmegiddo” kelimelerinin Yunanca okunuşu. İyilerle kötüle- rin mücadelesi olarak da anılan bu nihai savaş Evanjelistler tarafından beklenen değil, gerçekleşmesi için yoğun çaba harcanan bir kehanet hâlini almış durumda. Bunlara göre kıyamet 3. milenyumun başında (içinde bulunduğumuz dönemi de kapsıyor) Ortadoğu coğrafyasında kopacak ve Hıristi- yanların dünya hâkimiyeti başlaya- cak. Amerika-İsrail ilişkilerinin ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin kökeninde Hıristiyanların Armage- don’a inançları ve kıyameti insan eliyle yaratma yönündeki kararlı politikalarının yattığı iddiaları her geçen gün güçleniyor. 132 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

————————————————————————————————————— Megiddo Muharebesi » 15 Temmuz 1918’de Eriha’da Hintli süvariler Türk esirleri getiriyor. Allenby’in süvari kuvvetinin » Megiddo Muharebesi ve Şam’a doğru takibi yarısından fazlası Hint ordusu alaylarından meydana geliyordu. gösteren harita. en önem verdikleri husustu. Maale- ği Şam’ı koruması için geride bırakıl- lizler geri çekilmek zorunda kaldılar. sef bu hayalleri Fransızlar ile İngiliz- dı. Birlikler arasında en iyi durumdaki Çok kısa süre sonra yeni İngiliz bir- ler arasında hâli hazırda imzalanmış 5. Süvari Alayı ise batıya ilerleyerek 6 likleri gelince Türkler de geri çekil- olan ve Suriye bölgesini bir Fransız Ekim günü Rayak’ı ele geçirdi. mek mecburiyetinde kaldılar. Bu as- manda yönetimine bırakan gizli an- lında seferin sonu olmuştur. Osmanlı laşmayla (Sykes-Picot) suya düşmüştü. Fransız savaş gemileri ve birkaç yönetimi barış yapmaya istekli oldu- Bu anlaşmadan haberdar olan Allenby, Arap tarafından desteklenen 7. Hint ğunu İngiliz yetkililerine göstermek Emir Faysal’a ele geçirdikleri Şam’dan Birliği Hayfa’da kıyıya ulaştı. 8 Ekim’de için Kût’ul-Amâra’da esir alınan Gene- Akabe’ye uzanan doğu Ürdün’de bir bu kuvvetin Beyrut’u işgal etmesiyle ral Townshend’i birkaç gün öncesinde askerî yönetim kurma talimatı verdi. önemli bir liman kenti daha kazanıl- serbest bırakmıştı. Osmanlı ve İngiliz Fransızların savaş sonrası çıkarlarını mış oluyordu. Kasım ayının ortasına heyetleri bir mütarekenin şartlarını temsil etmesi için bir Fransız subayını kadar 7. Birlik Trablus’a ulaşmıştı ve 5. konuşmak üzere Mondros Körfezi’ne Emir Faysal’ın maiyetine katmış olma- Süvari Alayı önemli bir dirençle karşı- demirli İngiliz savaş gemisi Agamen- sına rağmen temel sorunların tartışıl- laşmadan Humus şehrine girdi. non’da çoktan bir araya gelmişti. Niha- masını doğruca barış görüşmelerine yet 30 Ekim’de mütareke imzalandı. bıraktı. Hastalıklar dolayısıyla ilerleyeme- yecek kadar bitap düşmüş olan 4. Sü- Allenby’nin 1918 senesindeki se- Ve Mondros! vari Birliği, o zamana kadar gerideki feri hem harp tarihinin klasiklerin- Rayak’ta bırakılmıştı. 5. Süvari Alayı den, hem de 1. Dünya Savaşı’nın tar- Dağılmış haldeki Osmanlı birlik- Humus’a, sonrasında Halep’e yalnız tışmasız en başarılı seferlerindendir. lerinden yalnızca 17 bin kadar asker başına ilerledi. Tümgeneral Henry J. Allenby’nin ana ordusu altı haftadan Şam’dan kuzeye kaçtı. Bunlardan bel- Faysal’ın emrindeki bir Arap birliği- daha kısa bir sürede yaklaşık 560 km ki de 4 bini etkin şekilde savaşan as- nin yardımıyla 26 Ekim günü Halep’i -5. Süvari Alayı 885 km- yol kat etmiş, kerlerdi. Londra’daki İngiliz Kabinesi işgal etti. 75 bin esir almış ve 360 top ele geçir- mümkün olan en kısa sürede Halep’e miştir. Bunlar yanında kendi zayiatı gidip şehri alması için Allenby’e bas- Mustafa Kemal’in kumanda ettiği 5 bin kişinin çok az üstünde olmuştu. kı yapıyordu. Fakat Allenby’nin ordu- ve çok daha üstün durumda olan Os- Bölgedeki savaş sona erse de buradaki sunun o zamana kadar sürdürdüğü manlı birliği Halep’in yaklaşık 13 km siyasî sorunlar yarım asır sonra bile çö- ilerleme hızı, bölgede kol gezen sıtma- kuzeyindeki Haritan’da sipere yatmış- zülemeyecekti. dan ve ‘İspanyol gribi’ salgınından do- tı. İki zayıf İngiliz süvari alayı güçlü layı ciddi şekilde azalmıştı. Salgından bir Türk kıtasına cesurca saldırdı ve en çok zarar gören Avusturalya Birli- ilk başlarda başarılı oldu. Fakat Mus- tafa Kemal takviye birlikler gönderip karşı saldırı emri verdiği zaman İngi- 2017 NİSAN / DERİN TARİH 133

 Derin Kitap ——————————————————————————————————————— — Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe adlı kitapta İsmail Kara tarih anlayışı- mız, Türkiye’nin yakın geçmişindeki temel meseleler, ‘hurafeler’, şehir kültürü, sahaf ve kitapların dünyasına dair zevkle okunacak denemeler kaleme almış. BİRAZ YAKIN TARİH BİRAZ UZAK HURAFE, İSMAİL KARA, Dergâh Yayınları, 350 sayfa, 2017 BÜTÜN SUÇ JAPONLARIN MI?  HALIL SOLAK [email protected] Kara Hoca’nın genişletilmiş 2. baskısı mest ü hayran etmeye yeter de artar yakın zamanda çıkan Biraz Yakın Tarih bile. Ancak Hoca devam ediyor yanlış Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı’nı Biraz Uzak Hurafe kitabındaki “Sahaf- zamanda dünyaya gelen biz fakirleri kitaplardan tanıdım. Buranın lar Dile Gelse” başlıklı yazısı (Bu ve- imrendirmeye. Mesela o zamanlar sa- tarihiyle alakalı yazıları, çarşı- sileyle Hoca’nın sahaflar ve kitap kül- hafları dikkat ve ısrarla takip edenle- da dükkânı olan sahafların ya da mü- türüne dair yazılarının ayrı bir cilt rin ucuz sergilerden dergi koleksiyo- davimlerinin hatıralarını içercesine halinde neşrini heyecanla beklediği- nu düzmesi mümkünmüş. Babanzâde okuduğumu hatırlıyorum ilk gençlik mizi belirtelim). Ahmed Naim Bey’in İslâmda Dava-yı yıllarımda. Elyazması kitaplar, Mü- Kavmiyet’iyle Muallim Cevdet’in As- teferrika baskıları, eski harfli matbu Kara, 70’li yılların sonundaki çarşı- kerî Din Dersleri kitapları sergilerde ciltler… Hepsi oradaydı ve benim ken- nın portresini -beni kıskandıracak şe- onar yirmişer adet bulunur ve çok dilerini “ziyaret” edeceğim günü bek- kilde- şöyle çiziyor: ucuza satılırmış. Hatta Osmanlıca ro- liyorlardı. manlar, bir simit fiyatına -evet, yanlış “(…) Sahaflar Çarşısı’nda dükkân okumadınız- satın alınabilirmiş. Şim- Derken beklenen gün geldi. Ba- önlerindeki sergilerde fiyatları çok di İstanbul’da simidin fiyatının 1 lira bam ve ben Sahaflar Çarşısı’nın yolu- ucuz Osmanlıca kitaplara, risâlelere, ile 5 lira arasında değiştiğini göz önü- nu tuttuk. Çarşıya adımımı attığımda hatta Tarih-i Umumi ciltlerine, Servet-i ne alırsak eski harfli romanlar beda- yaşadığım hayal kırıklığı neredeyse Fünûn’dan, Sırat-ı Müstakim’den, İcti- va sayılabilir. tarifsiz… Okuduğum yazılarda anla- had’dan, Tanin gazetesinden peraken- tılan, hatıralarda bahsedilen mekân de mecmualara, gazetelere rastlardı- Bu satırları okuduktan sonra aynı gerçekten burası mıydı? Neredeyse nız. Medrese kitapları ise, yazmaları soru yine zihnimde dönmeye başladı: bütün dükkânlar, üniversiteye hazır- dahil olmak üzere köşelerde dağlar İyi de beni sukûtuhayale uğratan ko- lık ve yardımcı ders kitaplarıyla po- gibi yığılı olurdu. 1930’lu, 40’lı yıllar- ca çarşı nasıl bu hale geldi? Ya da Ne- püler romanlar satıyordu. Benim ha- da basılmış Latin harfliler elbette da- dîm’in diliyle soralım: yalimdeki Sahaflar Çarşısı’ndan eser ha mebzül olarak…” yoktu anlayacağınız. “Noldun, ne hal olmuş sana?” Bu satırlar bir kitap tutkununu Bu bahsi açmamın sebebi İsmail İSTANBUL’UN BIR DERGISI VAR Bilmem haberiniz var mı? İstanbul Araştırmaları Yıllığı 5. sayısına ulaşmış vaziyette. Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından çıkarılan dergi maksadını, şehirde yaşanan hafıza kaybı ve bunun getirdiği kültürel bunalıma yönelik duyarlığı artırmak şeklinde ifade ediyor. Yayın kurulunda Ekrem Işın, Baha Tanman, Cemal Kafadar, Thierry Zarcone gibi isimlerin yer aldığı derginin son sayısında sur ve kule yazıtlarından Galata Mevlevihanesi’ne, Sadabad Sarayı’ndan rasathanelere, Dolmabahçe’den sayfiye geleneğine kadar şehir tarihine dair yeni bilgi ve belgeler yer alıyor. 134 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

————————————————————————————————————Bütün Suç Japonların Mı? TARIHÇIYE 1 NISAN ŞAKASI » Sihirli el, sahaflara dokununca... 1936 yılının 1 Nisan’ında Haber 1980’li yılların sonuna kadar Sahaflar Çarşısı’ndan elyazması kitaplar satın almak mümkündü. Fakat sihirli gazetesinin 3. sayfasındaki “Mük- bir el buraya dokundu ve zamanın bütün izleri, bir daha meydana çıkmamak üzere silindi. Altta Osmanlı rimin Halil evlendi” başlığını gören edebiyatında ‘Sultanü’ş-Şuara” olarak anılan Bâkî’nin, üstte hiciv ve kasideleriyle ünlü Nef’î’nin divanları. kültür sanat erbabı büyük bir şaş- kınlık yaşamış olmalı. Birlikte oku- Şanslıyız: Yazı ve kitaplarındaki da ufak bir yalım: “Merhum Ali Emirî’nin küçük kritik sorularla meşhur İsmail Kara, ayrıntı var: kızı Bayan Rana Emirî ile üniversite sahafların bu duruma nasıl geldiği Kara’ya göre profesörlerinden Bay Mükrimin sorusunun cevabını veriyor bu sefer. Japonlar rast- Halil cumartesi günü Fatih Beledi- Sahaflar Çarşısı’nı musluğu akmayan gele Osman- yesi’nde evlenmişlerdir.” garip bir çeşmeye ya da suyu kuruyan lıca kitaplar öksüz bir nehre döndüren “iklim şart- toplamamış, Bu satırlardan sonra şaşkınlığın, ları”na birlikte bakalım. Osmanlı med- yerini tebessüme bıraktığından reselerinde oku- t u l a n emin olabilirsiniz. Çünkü haber Hocaya göre kitapların bir kısmı kitaplara özellikle ilgi göstermişler. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fa- kitap muhipleri, yeni sahaf sevdalı- Zira medreselerde okutulan kitap- ları ve öğrenciler tarafından tüketil- ların mantığını çözmeden Osmanlı kültesi Tarih Bölümü’nün efsane miş. Kaynak kitapların, kroniklerin, dünyasını anlamanın imkânsız oldu- hocalarından Mükrimin Halil sözlüklerin, mecmua ve gazete ko- ğunu fark etmişler. Yinanç’a dostlarının yaptığı leksiyonlarıyla elyazmalarının hatırı 1 Nisan şakasından ibaret. sayılır bir kısmıysa Avrupa ve Ame- Teknolojiyle mucizeler yaratan Ja- Zira Mükrimin Halil hayatı rika’daki üniversitelerin kütüphane- ponlar “Osmanlı mucizesi”ni anla- boyunca hiç evlenmemişti. lerine, yani yurtdışına satılmış. mak için elyazması kitaplarımızı top- Ayrıca haberde ismi geçen Ali larken bizim nelerle uğraştığımızı Emirî de, Yinanç gibi bir kitap Nihayet suyunun suyu diyebilece- hatırlatmaya lüzum yoktur sanırım. tutkunuydu ve ömrünü bekâr ğimiz geriye kalan kitap ve süreli ya- yın koleksiyonlarını kimler almış der- Yakında Japon bir üstadın rahlesi- olarak tamamlamıştı. Biyografi us- siniz? nin önüne diz çöküp Îsâgocî okumak tası rahmetli Taha Toros, Mükrimin zorunda kalırsak hiç şaşırmayın. Halil’in doçentliği sırasında tanıdığı “Sarı ırkın kısa boylu uzun akıl- bir öğrencisinin kendisiyle evlen- lı mensupları”, yani Japonlar... Bura- Benden söylemesi. memesi üzerine evliliğe küstüğünü söyleyip şöyle devam ediyor: “Öyle sanıyorum ki, kitaplara ve kitap- larla ilgili sohbetlere ayırdığı geniş zamanı -şayet evlenmiş olsaydı- bulamazdı.” Bu değerli tarihçiyle ilgili ilk ve tek monografiyi Ömer Hakan Özalp hazırlamıştır: Tarihe Adan- mış Bir Ömür: Ord. Prof. Mükrimin Halil Yinanç, İst., 2012. 2017 NİSAN / DERİN TARİH 135

VİTRİNDEKİLER AYIN KİTABI Kutsiyetini Arayan Mabed AYASOFYA Mustafa Armağan’ın dumanı üstüne kitabı Ayasofya Entrikaları’nı Prof. Dr. İsmail Taşpınar inceledi. Ayasofya Entrikaları Mustafa Armağan Kapı Yayınları, 2017, 310 sayfa Her şey 6 Haziran 2016 Pa- zete’de yayınlandı ve 1 Şubat nefesini vermeden önce döne- şamış olduğu bütün bu kötü zartesi sabahı TRT’nin sahur 1935’te Ayasofya müze olarak min muvahhid mezhebi ola- ve talihsiz süreçlerde dahi programında Ayasofya’da ger- ilk ziyaretçilerini kabul etti. rak bilinen Aryüsçü bir papaz ‘kutsiyetini’ hiçbir zaman kay- çekleştirdiği Kur’an tilave- Bu tarihî karar hangi ortam- tarafından vaftiz edilmişti. betmemiştir. Bu sebeple başı- tiyle başladı. Yunanistan’ın larda, hangi siyasî hesap ve sa- Ayrıca hatırlatmakta fayda na gelen en büyük felaket, 20. İstanbul Başkonsolosu Evange- iklerle verilmişti? Bunu merak var, bugünkü Ayasofya, üçün- yüzyılda kutsiyetinden ‘soyu- los Sekeris Ayasofya’da neler etmeyen yoktur sanırım. İşte cü Ayasofya’dır. 360 yılında larak’ sekülerleştirilmiş bir iş- yapıldığını yerinde görmek bu merakı gidermek isteyen- ibadete açılan ilk mabed 404 letme haline getirilmesidir. için apar topar teftişe çıktı. ler için Mustafa Armağan’ın yılında çıkan bir isyan sonu- Her ne kadar bir kilise olarak Hemen ardından ABD Dışişle- geçtiğimiz ay yayınlanan Aya- cunda yanmış ve yıkılmıştır. inşa edilmişse de Ayasofya’nın ri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı sofya Entrikaları adlı kitabı bi- İkinci Ayasofya ise II. Theo- İslam ümmetinin bilincin- Mark Toner, “ABD için Ayasof- çilmiş kaftan. Kitap meseleyi dosius tarafından 415’te açıl- de fetihten önce bile bir yüce ya özel önem taşıyan bir eser- anhası ve minhasıyla ortaya dı. Fakat İmparator Jüstinyen mabed olarak saygı gördüğü- dir” açıklamasını yaptı. Bütün koyuyor diyebilirim. zamanında çıkan meşhur Ni- nü öğreniyoruz kitaptan. Fa- bu gürültü, İstanbul’da ilk Ayasofya’nın tarihi, İstan- ka ayaklanması sonucunda tih dönemi tarihçisi Tursun Cuma namazının kılındığı 1 bul’u kuran İmparator Büyük 532’de yandı. Ayaklanmanın Bey’in ‘Ayasofya nâm kilise Haziran 1453’ten itibaren tam Konstantin tarafından Mega- bastırılmasından sonra aynı ki cennetten bir âyettir’ sözü beş asır boyunca Müslüman- li Eklessia, yani “Ulu Mabed” imparator döneminde tekrar ile 1160’da İstanbul’u ziyaret lara cami olarak hizmet veren olarak yapılışıyla başlamış. yapılarak 537’de görkemli bir eden ünlü seyyah Herevî’nin Ayasofya’da Kur’an okunduğu Büyük mabed Hıristiyanlığın törenle ibadete açıldı. 557’deki bu konuyla ilgili duasına yer için çıkarılmıştı. kurucusu ve Logos’un (İlahî depremde kubbesi çöken Aya- verilmiş. 1931 yılında merkezi Ameri- Kelam’ın ya da Kelime’nin) sofya yeniden tamir edildi ve Ortodokslar arasında 730 yı- ka’da bulunan bir enstitü ta- ete kemiğe bürünmüş Kutsal 562’de tekrar ibadete açıldı. lında başlayıp bir asırdan faz- rafından restorasyona alınan Hikmet’i, yani Hagia Sofya’sı Bütün bu gelişimi Hıristiyan la süren ‘tasvirkırıcılık’ (iko- Ayasofya 24 Kasım 1934’te ka- olan Hz. İsa adına inşa edil- inancı ve hissiyatındaki öne- naklazm) hareketi yüzünden pılarını ibadete kapatmış ve mişti. İslam Peygamberi Hz. mine dikkat çekerek ele alan Ayasofya ciddi anlamda zarar müze yapılmıştı. Bu kadim Muhammed’in (sas) dünyayı Armağan’a göre, Ayasofya ya- görmüş. Ancak kitaba göre bu mabedin müze yapılmasını teşrifinden önce yapıldığı için karara bağlayan belgenin al- Armağan, mabedi inşa edenle- tında ise “Reisicumhur” unva- ri haklı olarak, “İslamdan ön- nıyla “Kemal Atatürk” imzası ceki Müslümanlar” olarak ta- nımlıyor. Zira rivayetlere göre vardı. Kararname 27 İmparator ölüm yatağında son Kasım’da Resmî Ga- dumanı Katip Çelebi Turgutoğulları Ali Şükrü Bey üstünde Fezleke I-II Mustafa Kaygısız, Haz. Necmettin Alkan Haz. Zeynep Aycibin, Çizgi Kitapevi, 2017, Uğur Üçüncü, 20. Yüzyıl Türki- Çamlıca, 2016, 200 sayfa, 18 ¨ Kronik Kitap, 2017, ye Mimarlığı 518-1377 sayfa, 110¨ 336 sayfa, 24 ¨ Doğan Hasol, YKY, 2017, Yem Yayınları, 2017, 312 sayfa, 45 ¨ 136 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

zarar, 4. Haçlı Seferi (1204) sı- med’in ise Hz. Süleyman’a (as) Armağan’ın iddiasına göre Ha- de başaramadılar. Dışarıdan rasında İstanbul’u işgal eden varis olduğunu göstermekte- lifenin İstanbul’dan gönde- müdahaleyle Ayasofya’ya do- Katoliklerin verdiği hasarla dir. Kuşaklar boyunca Osman- rilmesinin arkasında da aynı kunmak neredeyse imkân- boy ölçüşemez. Bu sırada bü- lı padişahları Ayasofya’nın zihniyet vardı: Ayasofya’nın sızdı. İşte bu nedenle Arma- yük bir yağmaya sahne olan ihtişamına layık güzellikler tekrar kiliseye çevrilmesi için ğan’ın ifadesiyle bu problem Ayasofya’daki kutsal eşyalar, katmak için ellerinden geleni İstanbul’u Müslümanlardan tam da İngiliz kurnazlığına süslemeler, mozaikler, hey- yaptılar. İçinde ve çevresinde temizlemek gerekiyordu. yakışır şekilde çözülmüştü: keller kırıldı, çalındı veya çeşitli düzenlemeler yaptırdı- Bu zihniyet 1. Dünya Savaşı’n- “Ayasofya’yı kurtarma (re- yakıldı. Bugün Venedik’te- lar. Mabede mahfil, mihrap, da sırasında beklediği fırsa- demption) işi bizzat Türklere ki San Marko Bazilikası’nın çeşme, muvakkithane, mek- tı yakaladı. Çarlık Rusya’nın yaptırılmalıydı.” cephesinde yer alan dört tunç tep, medrese, hamam ve tür- yıkıldığı bir ortamda 1917’de 1931’de Amerikalılar, İngiliz- at heykeli bu istila sırasında beler eklettiler. yapılan Saint-Jean Maurien- ler ve Fransızların ortak giri- oraya götürülmüş. İlginç olan ne Antlaşması’nda olduğu gibi şimiyle Thomas Wittemore şu ki bugün bazı Avrupalılar “Kilise olursa Ayasofya’nın hangi Hıristiyan tarafından Amerikan Bizans atalarının yaptığı barbarlık- dinamitleriz” mezhebinin elinde kalacağı Enstitüsü kurulur. Enstitünün tan utanmak, özür dilemek konusunda tartışmalar başla- gayesi çok açıktır: Cami ola- veya çalınan eşyaları iade et- 1849’da Sultan Abdülmecid mıştı. Hıristiyan Avrupa çok rak kullanılan Bizans dönemi- mek yerine bu dönemi gök- tarafından yaptırılan ve yak- heyecanlanmıştı. Ancak eğer ne ait mabedlerin kiliseye çev- lere çıkarıyorlar (Mesela Dan laşık iki ay süren restorasyon kilise yapılırsa, Osmanlı as- rilemese de müze olmalarını Brown’un Cehennem adlı eseri çalışmaları Ayasofya’nın tari- kerleri Ayasofya’yı dinamitle- sağlamak. Ayasofya’nın yeni- ve ünlü oyuncu Tom Hanks’in hinde bir kırılma noktasıdır. yerek yıkacaklarını duyurdu. den bir ‘restorasyona’ alınma- başrolünde oynadığı aynı adı Restorasyonu gerçekleştiren Hint Müslümanları da İngiliz- sı tam da o günlerde günde- taşıyan film). Armağan Aya- İtalyan mimarlar Fossati kar- lere isyan edeceklerini bildir- me gelir. sofya’nın bugünkü durumun- deşler, mozaiklerin üzerin- diler. Bu durumda İngilizler Kitap bize Ayasofya’nın mü- da bu bilincin de payının ol- deki ince alçılar kaldırılınca Ayasofya’nın tekrar kilise ya- ze yapılarak bir Müslüman duğunu vurguluyor. Alman W. Salzenberg’in altta- pılamayacağını görmüşlerdi. mabedi olmaktan çıkarılma- Fetihten sonra Ayasofya’nın ki resimlerin birer kopyasını Geri adım attılar. Öyleyse en sı sürecinde bu enstitünün Fatih Sultan Mehmed tarafın- almasına izin vermişti. W. Sal- azından müze yapılmalıydı. büyük çabaları olduğunu söy- dan cami olarak hizmete açıl- zenberg bunları 1854’te Avru- Bu süreçte en ilginç girişim- lüyor. Armağan’ın yer verdi- dığı anın anlatıldığı satırlar pa basınında paylaştı. Böylece ler ve kampanyalar başlatıldı. ği belgelere göre Ayasofya’da şüphesiz kitabın en dokunaklı Avrupa’daki İslam düşmanı Bunlar Ayasofya’yı Kurtarma restorasyon yapma fikrini or- sayfalarını oluşturuyor. Yaza- Hıristiyan camiada Ayasof- Komitesi (St. Sophia Redemp- taya atan kişi Wittemore’dur. rın hünerli kalemi sayesinde ya’nın müze yapılması fikri tion Comittee) kurucuları 1931’de İstanbul’a gelen Witte- o anı okurken adeta yaşıyor, uyandı. Armağan’a göre ma- arasında yer alan Rockefeller more, ABD Büyükelçisi Joseph sanki iki aşığın kavuşma anı- bedin müze yapılmasıyla ne- ailesi ve Charles Crane gibi Grew’in aracılığıyla Mustafa na şahit oluyorsunuz. Fatih’in ticelenen süreç işte o tarihte zenginler ile ileride İngiltere Kemal ile görüşmeyi başarır. Süleyman Mabedi’nden geti- başlamıştı. dışişleri bakanlığı görevinde Dahası onu mozaiklerin or- rilen taşların yer aldığı mih- Bu dönemde Batı basınında bulunacak olan David Lloyd taya çıkarılması konusunda rabın sağında hâcet namazı “the reconversion of St. Sop- George ve Lord Curzon gibi ikna eder. Bu girişim Ayasof- kılması Ayasofya’nın Bey- hia”, yani Ayasofya’nın yeni- şahsiyetler tarafından gerçek- ya’nın rehin alınma sürecinin tü’l-Makdis’e, Sultan II. Meh- den eski dinine döndürülme- leştirilecekti. de başlangıcıdır. si ve Hıristiyanlaştırılması İstanbul’un İngilizler tarafın- Kitabın verdiği bilgiye göre temalı yayınlar arttı. Hatta dan işgali esnasında bu arzula- cami iken müzeye çevrilmiş rını gerçekleştirmek isteseler olan dört Ayasofya mevcuttur: Ayasofya Camii, Küçük Aya- sofya Camii, Trabzon’daki Aya- sofya Camii ve İznik’teki Aya- sofya Camii. Bunlardan büyük Ayasofya Camii hariç, diğer- lerinin hepsi yakın zaman- da tekrar cami hüviyetine ka- vuşmuş. Kitabın son kısmında Ayasofya’nın müzeye çevril- mesindeki süreç uzmanların görüşlerine başvurularak hu- kukî yönden değerlendiriliyor. Sonrasında da Ayasofya’nın tekrar cami yapılabilmesi için nasıl bir yol izleneceğine dair tavsiyeler mevcut. Ayasofya’nın 85 yıldır nasıl ve niçin rehin tutulduğunun perde arkasındaki sebeplerini deşifre ettiği bu değerli kitabı için Mustafa Armağan’ı tebrik ediyorum. Prof. Dr. İsmail Taşpınar 2017 NİSAN / DERİN TARİH 137

VİTRİNDEKİLER İstanbul Günlükleri 12 Aralık 1802- 22 Kasım 1803 İmparatorluğun Ulrich Jasper Seetzen, Çev: S. T. Noyan, Duraklamayan Tarihi KitapYAYINYEVİ, 2017, 772 sayfa, 97,50 ¨ Osmanlı Tarihi III Alman seyyah U. J. Seet- Kadir Mısıroğlu zen’in İstanbul ile Bur- sa, Manisa, İzmir, Uşak, Sebil Yayınları, 2017, 832 sayfa, 23 ¨ Afyon, Konya ve Antak- ya’nın sosyal hayatına Geniş hacimli ilk iki ciltten sonra Os- iki isim olan Kösem Mahpeyker Sultan dair tafsilatlı gözlemleri- manlı Tarihi’nin üçüncü cildi de çıktı ve İbrahim Müteferrika ile iki hayatî ne yer verdiği günlükle- nihayet. Kıymetli araştırma eserler ve mesele I. Abdülhamid devri Islahat te- ri 2 cilt halinde Türkçeye birinci el Osmanlı kaynakları çerçeve- şebbüsleriyle Asâkir-i Mansure-yi Mu- kazandırıldı. Sonradan İslamiyeti se- sinde yazılan kitap, derli toplu bir tas- hammediye bunlar arasında. çen bir Batılının Anadolu şehirlerinin nif ile sunuluyor. Mısıroğlu’nun ağdalı 17. yüzyıl siyasî tarihimiz açısından bir günlük cıvıltısını yaşattığı satırlarında diline mesafeli duranlar, bu seride me- kırılma noktasını teşkil eden Köprülü- kahvehanelere, camilere, kütüphanele- safeyi kapatmaya hazır olun. Üstelik ler Devri de vakanüvis Nâima’dan isti- re, mesire, pazarlara ve etnik kimlikle- müellif muhatabının anlamakta güçlük fadeyle kaleme alınıyor. Islahat ve fetih- rin birbirleri ile ilişkilerine, hatta spor çekeceği ıstılahları da dipnotlarda şerh lerle devletin duraklamasını durduran müsabakalarına dair şaşırtıcı ayrıntı- etmiş. bu büyük aile yaptıkları hizmet ve fa- lar mevcut. III. Selim İstanbul’una 400 Önsöz göremeyince şaşırıyorsunuz ev- aliyetlerle anlatılmakta. Kadızâdeler sayfaya yakın yer ayırdığını düşününce vela. Herhâlde serinin devamı olduğu meselesi ise el’an İslam dünyasının tar- şehrin zihninde ne denli derin ve silin- için yazmak ihtiyacı hissedilmemiş. tıştığı problemlere ışık tutacak cinsten. mez izler bıraktığını anlıyorsunuz. Yine de o usta kalemden bir önsöz oku- Selefî yorumla klasik Osmanlı tasavvu- mak hakkımızdır, demekten alamıyo- funun karşı karşıya geldiği bu meselede Bizans Saray Kültürü 829-1204 ruz kendimizi. devletin tasavvuf yanında taraf alması Henry Maguire, Çev.: Müfit Günay, Dönem değerlendirmelerinde ise ilk imparatorluğun ufkunun menşeini de ciltten itibaren yükseliş, duraklama, gösteriyor. Müellifin burada tasavvuf YKY, 2017, 427 sayfa, 32 ¨ gerileme şeklinde sınıflandırma tercih cephesinde yer alması kuru bir hamaset edilmiş. Bu cilt IV. Mehmed’den başla- ile değil, İslamî delillerle açıklanıyor. Şimdiye kadar araştır- yıp II. Mahmud devrinin sonuna tahsis İmparatorluğun sıkıntılı yıllarının anla- ma sahası içine nadiren edilmiş. Her padişahın tahta çıkışı ve tıldığı bölümlerde farklı kaynaklardan giren Bizans saray haya- şahsiyeti anlatıldıktan sonra devrinin yapılan iktibaslar konuyu ciddi mânâda tının altın çağına dair vakaları tâdâd ediliyor. Bazı tartışma- çeşitlendirmiş. Yer yer Avrupa tarihi ile kapsamlı bir çalışma. lı hadiseler ise uzun uzun anlatılarak yapılan mukayeseler, yabancı kaynakla- Uzun süre Dumbarton konu hakkında tafsilatlı bilgi veriliyor. rın titiz kullanımı mevzular hakkında Oaks’ta Bizans Çalışma- Lâle Devri diye bir dönemin olup olma- teferruatlı düşünmeyi de beraberinde ları Direktörlüğü yapan dığı, Yeniçeri Ocağı’nın vaka-yı hayriy- getiriyor. Siyasî tarihlerin art arda sıra- H. Maguire’in kalemin- ye mi yoksa vaka-yı şeriyye mi olduğu lanmasıyla okuyucunun güçlük çekme- den neşredilen kitap, 1994 yılında bunlar arasında en dikkat çekenler. si, yapılan yorumlarla törpülenmiş. burada düzenlenen “829’dan 1204’e Eserde kronolojiye dört tane de ek yapıl- Bir başucu eseri olarak ilk iki cildin ya- Bizans Saray Kültürü” sempozyumu- mış. İmparatorluk tarihinde tartışmalı nında yerini açın deriz. na dair makaleleri içeriyor. Bizans sa- raylarının törenleri, toplumsal yapısı, Antikçağ İmparatorlukları imparatorluk sembolleri, entelektüel Eric H. Cline-Mark W. Graham, Çev. Ekin Duru, hayat ve ikonaların anlamları Bizans’a siyasî arena cephesinden değil, sarayın Say Yay., 2016, 487 sayfa, 30 ¨ kalbinden bakma ve yeni keşiflerde bulunma fırsatı sunuyor. Yunan-Roma dünyasını, ma’nın yükselişi, Roma’da Yakındoğu, Akdeniz ve yönetim ve direniş, geç Osmanlı Aile Hukuku Avrupa antik dönemini antikçağda evrensel im- Mehmet Âkif Aydın İslam devletinin oluşu- paratorluklar ve sınırları munu da içine alarak gibi başlıklar altında geniş Klasik Yayınları, 2017, 284 sayfa, 16,00 ¨ inceliyor kitap. Yeni bir coğrafyanın uzun bir Babil ve İlk Pers Ahameniş zaman dilimine yayılan İslam prensiplerinin İmparatorlukları, Atina hikâyesini başarıyla tatbik edildiği Osman- ve İskender döneminde özetliyor. Antikçağa derli lılarda aile hukukunun demokrasi ve imparator- toplu bir giriş yapmak altı asırlık serencamı ve luk, Batı Akdeniz ve Ro- isteyenler için… aile yapısının dönüşü- mü konunun uzmanı ta- rafından kaleme alındı. Mevcut araştırmalar ve kadı sicillerinin tetkiki ile ortaya çı- kan kitap, Osmanlı aile yapısını merak edenler için de referans kaynağı olabi- lir. Mecelle ve Hukuk-ı Âile Kararnâme- si’nin Lozan Antlaşması ile nasıl tari- hin arka odalarına itildiğini açıklayan satırları ibretle okuyacaksınız. 138 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

YENİ YENİ Mihrabad Yayınları, Damla Yayın Grubu’nun Tescilli Markasıdır. / mihrabadyayin w w w . m i h r a b a d y a y i n l a r i . c o m

VİTRİNDEKİLER Ünver’in Dünyası İskitlerin A. Süheyl Ünver - Hayatı, Şahsiyeti ve Eserleri Gizemi Ahmed Güner Sayar, Aydınlanıyor Ötüken Yay., 2016, 662 sayfa, 75 ¨ İskit-Türk Aynılığı Emine Sonnur Özcan, A. Süheyl Ünver, 88 yıl süren hayatının 75 yılını Türk kültür tarihinin pek çok safhasına hasrederek maziyi Selenge Yay., 2016, 183 sayfa, 15¨ bugüne bağlayan bir kültür köprüsü idi. Pek çok kitap ve İskitlerin kökeni üzerine tartışma- makale neşretti. Sanat eserleri üretti, arşiv kurdu, sayısız lar sonlanacak gibi görünmüyor. Kimi öğrenci yetiştirdi. Bu arada bir doktor olarak üniversite- araştırmacılar Moğol menşeli olduk- de tıp çalışmalarına devam etti. Yazarın ifadesiyle “onun hayat hikayesinin renkliliği, larını iddia ederken, kimileri Türk ya tanıştığı insanların çeşitliliği, merak ve araştırma alanlarının sınır tanımayışı” kita- da Hint-Avrupa halklarından olduk- bın hazırlanmasında “araştırıcıyı felsefeden tasavvufa, pozitif bilimlerden tarihe ve larını söylüyorlar. Bütün bu iddiala- sanata kadar değişik ve zıt bilgi alanlarının içine çekmektedir”. Dolayısıyla psikolojik ra cevap mahiyetinde bir kitap raflara öğelerin baskın olduğu bu biyografide kurgunun çözülen Osmanlı’dan dirilen Cum- yerleşti. Yazarın temel iddiası İskitler huriyet’e geçiş dönemiyle zımni köprüler kurduğunu söyleyelim. ile Türklerin aynı kökenden geldiği Tekdüze bir biyografi bekliyorsanız, çok daha fazlasını okuyacağınızın müjdesini yönünde. Gerek konar-göçer hayat tar- verelim. Hadiseler üzerine kurulu bir hayat hikâyesi, Ünver’in hudutsuz ruh iklimi zına, gerekse de atlı-savaşçı kültüre düşünülünce pek zayıf kalacaktır zaten. Seyahatleri sırasındaki ruh muhasebesi, sahip oluşları İskitlerin Türklüğüne mezarlıklarda, camilerle, medreselerde keşfettiği hazineler, Medreset’ül Hattatin dair işaretler olarak değerlendirilebi- dönemi, sergileri, Anadolu’da Türk insanıyla buluşmaları, hekimlik yılları… Haya- lir. Türk-İskit hayat tarzının izlerini tının açtıkça bir diğeriyle karşılaştığımız, birbiri içre sonsuz kapılarından geçiyor- süren yazar, efsanevi mitlere de yer sunuz sayfaları çevirdikçe. Allah ve peygamber inancı, huyları, âlim, sanatkâr ve vermiş. Dünya tarihine derin tesirler İstanbul efendisi kimliği, ailesi, dostları, öğrencileri bir sarmalın onlarca kolu gibi bırakan İskitlerin kültürel alt yapıla- ayrı ancak bütünlük arz eden bir hüviyet cüzdanı teşkil ediyor. Süsleme, minyatür, rıyla Türk soylu kavimlerin bu denli resim ve şiir sanatına emsalsiz katkıları, eşsiz arşivi ve kütüphanesi, tarihle ilişkisi, büyük benzerlikler barındırmalarına anti-pozitivizm ve mistisizme yaklaşımı ve burada sayamadığımız pek çok başlık al- hayret edeceksiniz. Semavi dinlerde tında yeniden buluşuyoruz Ünver’le. Siz de bizim gibi Ünver’le tanışamamış olmak- anlatılagelen Yecüc-Mecüc menkıbe- tan bedbahtsanız, ilk baskısı 1994’te, 4. baskısı ise birkaç ay önce yapılan bu hacimli sinin ilginç bir yorumunu da bulacak- eser, insanı Ünver’in manevi huzuruna ulaştıran ne güzel bir teselli! sınız. Türkler Haçlı seferleri sırasında Yecüc-Mecüc olarak tabir edilmişti. Ta- A’dan Z’ye rihî metinlerden anlaşılıyor ki, İskitler Macar Tarihi de aynı suçlamalara maruz kalmış- lar. Giyim-kuşam, ölü gömme ve yas Yurt Tutuştan Trianon’a Macaristan geleneği, kadınların konumu, mahir Dr. Muzaffer Şen, savaşçılık, arabalı Türk-İskitler dikkat çeken diğer başlıklar. Sınırlı çalışma- Çizgi Kitapevi, 2016, 487 sayfa, 35 ¨ nın olduğu bir sahada birinci elden kaynakları kullanmaya özen gösteren Macar tarihi eski Türk tarihi incelenmeden anlaşıla- yazar tebriği hak ediyor. maz. Hun diyarı diye isimlendirilen coğrafyada yaşa- maya devam eden Macarların etnik kökeni Fin-Oğur unsurlar ile Türk kavimlerinin birbirine karışma- sından oluşur. Fakat aradan geçen asırlarda Hıristi- yanlaştırma politikaları etkili olmuş ve Macarların Türklüğünden artık eser yok. Buna rağmen kendi ta- rihlerini merak eden ve Hunlarla karşılaşan Macarla- rın sayısı günden güne artıyor. Her sene düzenlenen Turan Kurultayına ev sahipliği yapan Macaristan’da ‘Türk milliyetçiliği’ yükselişte. Macaristan tarihinin bütünü- ne büyüteç tutan kitap, bu gelişmeler ışığında okunması gereken bir kaynak. MÖ 1000’lerde Macarların müstakil tarihinin başlamasından 1. Dünya Savaşı sonunda Macaristan’la imzalanan Trianon Barış Antlaşması’na kadarki süreç istatistik veri- ler, tablolar ve geniş bir kaynakça eşliğinde buluşuyor okurla. Hunlardan Hıristiyan krallık dönemine, Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na Macarlar gibi birçok devletin hâkimiyetine girmiş bir halkın tarihini yazmak oldukça zor olsa gerek. Fakat Kurmay Albay ve Avukat Muzaffer Şen, Budapeşte Askeri Ataşesi olarak atandığı Macaristan’da hem üniversitede Türkoloji bölümü bünyesinde, hem de Macar Bilimler Akademisi’nde araştırma yapma imkânı bulmuş. Daha sonra da “1. Dünya Savaşı Sonuna Kadar Macaristan” konulu doktora tezini tamamlamış. 30 yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitap, Macar tarihine meraklıysanız derli toplu bir kronoloji sunuyor. Bir nazarlık iliştirelim: Ekler bölümündeki haritalar ne yazık ki muhtevanın gerisinde kalmış. Sonraki baskılarda gözden kaçmamasını ümit ederiz. 140 DERİN TARİH / 2017 NİSAN

310. B.A0S0KI0 ADET

Hediyeli Bulmaca [email protected] SOLDAN SAĞA: pon lirik dramı. 5- Estonya in- Ödünç alınan şey. 11- Baston - ünlü tarihteki devlet - Çok eski 1- Resimdeki binada 1920-23 ternet kodu - Gözlem. 6- Sahip, Öküz yemliği - Cömert - Şikar. bir tarihi anlatır. 14- Aç karşıtı tarihleri arasında görev yapmış iye - Köpek - Kiloamper (kısalt- 12- Sivas Kongresi’nden sonra - Bir tür cetvel. 15- Aktif - Krip- Türk devleti kurucu meclisi - Bu ma) - Elbisede takım - Bir Orta Anadolu’da idareyi fiilen ele tonun simgesi - Çağdaş. 16- Rüt- kurucu meclis içindeki bir grup. Amerika uygarlığı. 7- Yozgat’ta alan heyet - Osmanlı’da kazaz- besiz asker - Karakter, seciye 2- Bir sayı - ‘... Sultan’ (Sultan MÖ 4. bin yıla tarihlenen höyük kerlere verilen san. - Valide. 17- II. Abdülhamid’in Abdülaziz’in en küçük kızı) - - Ulaştırma. 8- Osmanlı’da şeh- Selanik’te bir süre ikamet ettiği Osmanlı’da posta sürücüsü - Ya- zade eğitmeni - Karışık renkli YUKARIDAN AŞAĞIYA: köşk - Birleşik Arap Emirlikleri pım. 3- 1550 - 53 yılları arasın- - Birdenbire - Hafniyumun sim- 1- Kurucu Meclis’te bir grup. 2- internet kodu. 18- Giysi - Kara. daki Kaptan-ı derya - Çok iri bir gesi. 9- Şarkı, türkü - Kurucu Tuluat tiyatrosunda bir halk ka- 19- Parola - Ramayana destanı- yılan - Su - Madeni ip. 4- 1925 Meclis’in 29 Nisan 1920’de çı- rakteri - Yurdumuzda bir nehir. nın başkahramanı - Duman kiri. yılına kadar tarımsal ürünün kardığı kanun - Ermin, kakım. 3- Çok ses çıkaran, inleyip du- 20- İslamdan önce Kabe’deki üç 10’da 1’i oranında aynî olarak 10- Metal parlaklığı verilmiş ran - Kırmızı - Ay parçası, sevgi- puttan biri - Az yoğurtlu bir alınan vergi - Hektometre (kı- deri - Tarihte hapisanesiyle li. 4- Yazı ile bildirme - Tanrıça. tür çorba. 21- Yunan halkının saltma) - Kurucu Meclis’te yeni ünlü Marsilya’daki küçük ada 5- Tarihte bir devlet - Kamer. 6- kendisine verdiği ad, helen - bir devlet ve hükümet kurma - Bir tür başlık - Avrupa Uzay Üzerinde savaşın sürdüğü bölge Elektrik sığa birimi. 22- ‘... Ant- düşüncesinde olanlar grubu - Ja- Ajansı (İngilizce kısaltma) - - Yaygın, yayılmış söz. 7- ‘Sütçü laşması’ (24 Temmuz 1923’te ...’ (Kahramanmaraş’ın kurtuluş imzalanan antlaşma) - ‘... Ant- Mart ayının çözümü. hareketini başlatan kahraman) laşması’ (10 Ağustos 1920’de - Osmanlı’da bir tür yeniçeri imzalanan antlaşma. başlığı. 8- İki kez tekrarlanın- ca ‘kayısı’ anlamına gelen keli- Bulmacanın çözümünü kimlik, meyi oluşturan hece - Yağmur adres ve telefon bilgileriyle 20 - Bir bağlaç. 9- Sabanın gövdesi Nisan’a kadar dergimize ulaştıran - Sonsuzluk. 10- Seryumun sim- 5 okurumuza Almanların Konya gesi - Yaprakları salata olarak ve Çevresindeki Faaliyetleri kitabını yenir. 11- Paramızı simgeleyen hediye ediyoruz. harfler - Cennet bahçesi. 12- Değersiz, terbiyesiz kimse - Bir Adres: Derin Tarih Dergisi bağlaç. 13- Melikesi Belkıs ile Maltepe Mah. Fetih Cad. No: 6, 34010 Zeytinburnu - İstanbul [email protected] 142 DERİN TARİH / 2017 NİSAN



Çizgisel Tarih HASAN AYCIN [email protected] 144 DERİN TARİH / 2017 NİSAN


Like this book? You can publish your book online for free in a few minutes!
Create your own flipbook