Important Announcement
PubHTML5 Scheduled Server Maintenance on (GMT) Sunday, June 26th, 2:00 am - 8:00 am.
PubHTML5 site will be inoperative during the times indicated!

Home Explore 65 - Derin Tarih (Ağustos 2017)

65 - Derin Tarih (Ağustos 2017)

Published by sedatfurkanileri, 2019-10-29 09:51:42

Description: 65 - Derin Tarih (Ağustos 2017)

Search

Read the Text Version

 Dosya ————————————————————————————————————————— 10 Soruda Filistin’e Duyarlılık Testi Filistin meselesine ne kadar aşina ya da yabancıyız? Medya, Siyonizm, hatalı tarih bilgileri ya da yanlış ezberlerden dolayı gündemimizin en son sayfalarında kalan Filistin’e dair duyarlılığımızı 10 soruyla test edelim. 50 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

———————————————————————————————————— Filistin’e Duyarlılık Testi  AHMET VAROL [email protected] Türkiye’de resmî politikanın çizgisini, Siyonist iş- gal rejimiyle ilişkilerin zarar görmemesi yönün- Türkiye’de Filistin davasına duyarlılığın, 30- deki tutumun belirlediğini düşünürsek, bu husu- 40 yıl öncesine nispetle oldukça arttığını sun önemi daha iyi anlaşılır. söyleyebiliriz. Bunda bilinçlenmenin et- kisi tartışılmaz. Ayrıca sivil toplum kuruluşları- Yine de meseleye ilginin arzulanan düzeyde ol- nın Filistin davasına gösterdikleri ilginin, konu- duğu söylenemez. Yaklaşım ve bakış açısında de- yu gündemde tutma çabalarının da tesiri büyük. ğişiklik olmasına rağmen problem geniş kitleler Bir diğer faktör, resmî politikanın büyük ölçüde tarafından sahiplenilmiyor. Hassasiyet dar bir ke- değişmesi ve bugün Filistin halkının meşru hak- sime mahsus olduğu gibi gelişmeleri yakından ta- larını savunan, haklı mücadelesinde ona destek kip edenlerin sayısı oldukça sınırlı. Bazılarının veren bir politika izlenmesi. Yakın zamana kadar ilgisi de bilgiden yoksun bir tarafgirlikten öteye geçemiyor. Filistin halkının ne gibi muameleler- le karşı karşıya kaldığını ve problemin kaynağı- nın ne olduğunu bilmediğimiz gibi öğrenme kay- gımız da yok. Bazıları da meseleye hâlâ Batı’nın ve Siyonizmin penceresinden bakmakta ısrar edi- yorlar. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 51

 Dosya ————————————————————————————————————————— İşte Filistin meselesi- toprak satılmadı. Öte yandan Yahu- teklemiştir. Bölgedeki kuvvetlerinin ne dair eksik ve hatalı diler toprak temini için bazı hilekâr İngilizlere yenilmesi neticesinde Os- bilgilerimizi temize emlakçılardan faydalanmakta bir manlı bu toprakları terk edince Filis- çekmemizi sağlayacak beis görmediler. Onlar da halk tara- tinliler sahipsiz kalmıştır. 10 soru ve cevabı. fından cezalandırılınca bu kez Filis- tin’de yaşamayan fakat burada arazi- 3. Filistin davası mı, 1. Filistin halkı leri bulunanlara ulaştılar. Bölgenin Arap-İsrail sorunu toprak sattı mı? 1917’de Osmanlı hâkimiyetinden çık- mu? masıyla devreye giren İngilizler köy- Filistin meselesi hakkında zihin- lülerden ağır arazi vergileri istiyor, Filistin davasının uzun süre dış- lere kazınan en hatalı bilgilerden bi- veremeyenlerin arazilerine el koya- lanmasının ve benimsenmemesinin ri, Filistin halkının Siyonistlere top- rak sembolik fiyatlarla Yahudilere sa- önemli bir sebebi de yanlış isimlen- rak sattığı iddiası. Bu iddiayı yayanlar tıyorlardı. dirilmesidir. Bu mesele uzun yıllar uluslararası Siyonizmin yönlendirdi- “Arap-İsrail sorunu” olarak adlandı- ği veya ondan etkilenen medya or- Bütün bu uygulamalara rağmen rıldı. Yukarıda bahsettiğimiz sebep- ganları olmuştur. Yahudilerin Filis- 1948’de İsrail işgal devleti kuruldu- ler yüzünden Türk halkının Arapla- tin’de toprak edinmeleri, Osmanlı ğunda Yahudilerin mülkiyetine ge- ra bakışı menfi yönde olunca, Filistin Devleti’nin en güçlü olduğu dönem- çen arazi 2 milyon dönümdü. Bu da meselesine de mesafeli yaklaşıldı. Şe- lere tekabül eder. Osmanlı içinde ilk Filistin’in yüzölçümünün %7’sine te- rif Hüseyin isyanı sebebiyle Araplara Yahudi lobisini oluşturan Nassilerin kabül ediyordu. İşin ilginç yanı, Siyo- önyargıyla bakan insanımız, Arapla- ileri gelenlerinden Yasef (Yusuf) Nas- nistler İslam dünyasına Filistinlilerin rın ihanetlerinin bedelini ödediği ka- si, Kanuni Sultan Süleyman’la ilişki- topraklarını kendi elleriyle sattıkla- naatindeydi. Hak ettikleri cezayı İsrail lerinden yararlanarak Filistin’de, Ta- rı yönünde propaganda yaparken, Ba- aracılığıyla bulmuşlardı! beriye Gölü civarında kıymetli bir tı’ya da Yahudilerin gittiği dönemde araziye sahip olmuştu. Bu arazi ona Filistin topraklarının boş ve sahipsiz Oysa ortada Arap-İsrail sorunu fa- bizzat padişah tarafından verilmişti. olduğunu söylüyorlardı. Yani kimseyi lan yoktu; Filistin-İsrail problemi var- yerinden yurdundan etmemişlerdi. dı. Uzun yıllar kendilerini bu me- Yasef Nassi aynı zamanda dünya- Boş ve verimsiz arazileri ihya etmiş- selenin bir tarafı gibi gösteren bazı nın farklı bölgelerine dağılmış hal- lerdi. Hepsi bu! Arap liderler, çıkarları doğrultusun- deki Yahudileri Filistin topraklarına toplama arzusundaydı. Bu yüzden 2. Filistin Siyonizmin Teodor Herzl’den önce- Osmanlı’ya ihanet ki fikir babası olarak bilinir. Taberi- etti mi? ye Gölü civarında büyük bir Yahudi yerleşim merkezi kurma gayesiyle Türk toplumunda Filistin dava- Yahudileri oraya göç etmeye çağır- sı aleyhine bir intiba oluşmasına yol dı. Buraya Sultan tarafından muhta- açan iddialardan biri de Filistin’in Os- riyet verileceğini umuyordu. Ne var manlı’ya ihanet ettiği yönündedir. ki idealini gerçekleştiremeyecekti. Dayanak noktası da Arap isyanıdır. Osmanlı o dönemde Yahudileri Filis- Burada büyük bir genelleme hatası tin açısından bir tehlike olarak gör- söz konusu: Bir bölgede çıkan isyan- müyordu. Buna mukabil Sultan II. dan bütün Arap halkları sorumlu tu- Abdülhamid, Yahudilerin Filistin’le tulmakta. Osmanlı hâkimiyetinin ilgili tehlikeli ideallerini fark ederek zayıfladığı dönemde İngilizler bazı buraya yerleşmelerine mani olduğu Arap aşiretleriyle görüşerek bağım- gibi toprak edinmelerini de yasakla- sız devletler kurma idealiyle onla- dı. Fakat İttihat ve Terakki darbesin- rı isyana teşvik etmişlerdi. Bunların den sonra bu yasaklar gevşetilecekti. en meşhurları Yemen ve bugünkü Suudi Arabistan’ın kurulmasına yol Bu dönemde Filistinli âlimler ha- açan Hicaz isyanlarıdır. Fakat bu is- rekete geçtiler ve Yahudilere toprak yanların hiçbirinin Filistin’le ilgisi satmanın şer’i açıdan uygun olmadı- yoktur. Filistin Osmanlı’nın bölgeden ğına dair fetvalar yayınladılar. Bu fet- çekildiği 1918 yılına kadar ona bağ- valar etkisini gösterdi ve Yahudilere lı kalmış, halkı da bölgedeki muha- rebelerde Osmanlı kuvvetlerini des- 52 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

———————————————————————————————————— Filistin’e Duyarlılık Testi » Kudüs’e Müslüman mührü Kudüs’ün Hz. Ömer (ra) döneminde Müslümanların eline geçmesinden sonra Hıristiyanların mabedlerine dokunulmadığı gibi Kanuni Sultan Süleyman Yahudilere, Ağlama Duvarı’na dokunarak ibadet etme hakkı vermiştir. Osmanlı Kudüs’ünde, önünde farklı dinlerden insanlar ile Yafa Kapısı’nın bir tasviri (Çamlıca Basım Yayın Fotoğraf Arşivi). da perde arkasında Siyonistlerle işbir- sunî sınırlar çizildi. Bundan daha va- ram mescitlerin üçüncüsüdür. Fakat liği dahi yapıyorlardı. Hatta bazen bu himi, aynı sınırların kafalara da çi- İslam ümmetinin tamamını ilgilen- münasebetleri gizlemeye bile gerek zilmiş olmasıydı. İnsanlar bu sınırlar diren Filistin davası Filistin’de ortaya duymadılar. Bu normalleştirme süre- içinde düşünmeye başladılar. Liderler çıkan bazı grupların ve bunların çatı ci hâlen devam ediyor. Meselâ bugün kendi topraklarıyla ilgili meselelerle teşkilatı olan Filistin Kurtuluş Örgü- Suudi Arabistan’ın Katar’ı sıkıştırma- ilgileniyor, geriye kalanları görmez- tü (FKÖ)’nün tutumundan dolayı Arap- sının en önemli sebeplerinden biri, den geliyorlardı. ların millî meselesi olarak yansıtıldı. Katar’ın Filistin direnişinin siyasî li- Bunda meselenin tarafı gibi görünen derlerine kapılarını açması ve yıkılan Aynı dertten mustarip Türkiye’de Arap ülkelerinin milliyetçi tutumla- Gazze’nin yeniden imarı için yardım- ilgi ve sahiplenme açısından sınırla- rının da etkisi oldu. Ancak İslamî ha- da bulunmasıdır. rın yavaş yavaş aşıldığı bir gerçek. An- reketin Filistin’de öne çıkmasından ve cak henüz arzulanan düzeye gelinmiş bu davayı gerçek İslamî kimliğine ka- Filistin sadece Araplara hasredile- değil. Kitlesel tabanın önemli bir ke- vuşturmasından sonra bu sorun aşıl- cek bir mesele değil, bütün Müslüman- siminin ilgi ve duyarlılığı yine resmî mıştır. Bununla birlikte yukarıda da ları ilgilendiren bir davadır. Kudüs ve sınırların içine hapsolmuş durumda. değindiğimiz gibi gelişmelere dışarı- Mescid-i Aksa bütün Müslümanların Ne yazık ki bu sadece Türkiye’nin de- dan bakanların önemli bir kısmı hâlâ şerefidir, namusudur. Mescid-i Aksa, ğil, İslam âleminin bir gerçeği. meseleyi bir Arap sorunu olarak algı- Kudüs ve Filistin’in işgalden kurtarıl- lamaktalar. Bunun aşılabilmesi için Fi- ması için mücadele etmek bütün Müs- 5. Filistin, İslamî listin davasının İslamî kimliğine daha lümanların vazifesidir. kimlikten ayrı bir fazla vurgu yapılmalı. Ayrıca Filistin dava mı? meselesinin insanî boyutuna da ağır- 4. Coğrafî sınırlar lık vermek zorundayız. bakışımızı niçin Filistin davası aslında İslamî kim- sınırlandırıyor? likli bir dava. Filistin toprakları tarih 6. Filistin meselesi boyunca tevhid mücadelesinin mer- coğrafyanın kaderi Osmanlı’nın ardından İslam coğ- kezlerinden olmuştur ve Kur’an-ı Ke- mi? rafyası etnik kimliklere göre küçük rim’de adı geçen peygamberlerin ço- parçalara bölündü. Bu parçaların bir- ğunun burayla bağları vardır. Mescid-i Filistin’e duyarlılığın zayıflaması- birinden ayrışması için de aralarına Aksa Müslümanların ilk kıblesi ve ha- nın en önemli sebeplerinden biri de olayların geniş bir zaman dilimine ya- yılması ve rutinleşmesi. Bu coğrafyada yaşananlar tabii mecrasında cereyan eden hadiselermiş, bölgenin kaçınıl- maz kaderiymiş gibi algılandığından olsa gerek ciddi bir tepkiyle karşılaşıl- mıyor. Oysa tepkiler etkili bir seviyeye ulaşırsa zulmedenler kendilerini diz- ginleme ihtiyacı duyacaklardır. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 53

 Dosya ————————————————————————————————————————— » 14 asırdır Müslüman aileye emanet Hz. Ömer’in (ra) anahtarını Müslüman bir aile olan Nuseybelere teslim ettiği Kutsal Kıyâme Kilisesi bugün aynı ailenin temsilcileri tarafından açılıp kapatılmaktadır. 7. Medyanın Siyonist cek sorunlar yaşanıyor. Bu sorunlar, 10. FETÖ’nün diline niçin kulak yanı başımızdaki coğrafyalarda yaşa- Siyonist veriyoruz? yan dindaşlarımızın sorunlarına eğil- yayınlarının memizi engellediği gibi birtakım ön- farkında mıydık? Ne yazık ki Türkiye’deki medya celikli meselelerin de unutulmasına, kaynaklarının çoğu Filistin’le ilgili ge- gölgede kalmasına sebep oluyor. Tıp- FETÖ’nün uluslararası Siyonizm ile lişmeleri Batı kaynaklarından aktarı- kı Filistin davasının çoğu zaman gün- ilişkisinin yeni olmadığını, örgütün yor. Batı kaynaklarının kullandığı dil dem dışında kalması gibi... kurulduğu tarihlere kadar gittiğini ise uluslararası Siyonizm kuruluşları biliyoruz. Fakat başlangıç döneminde tarafından şekillendiriliyor. Bu dilde 9. Siyonist bu ilişki gizli tutuldu. Sonrasında ken- Filistin halkının haklı ve meşru mü- propagandanın di medya organlarında Siyonist işga- cadelesi kötülenmekte, işgal rejimi- tuzaklarından lin söylemlerini dile getirme ve işga- nin başvurduğu baskı ve şiddet nor- haberdar mıyız? le karşı verilen mücadeleyi karalama mal gösterilmektedir. Bu dilin halkın çalışmaları dikkatten kaçmadı. Filis- olaylara bakış açısını etkilememesi ise Filistin davasının doğru şekilde an- tin halkının haklı ve meşru mücade- mümkün değil. latılması adına çeşitli faaliyetler yü- lesini kötüleme amaçlı bu propaganda rütülüyorsa da uluslararası alanda Si- uluslararası Siyonizmin güdümünde- 8. Filistin davası yonizmin çok daha geniş imkânlara ki medya organlarının yürüttüğü pro- niçin gölgede kaldı? sahip olması dengelerin Müslümanlar paganda faaliyetlerinden farksız, hat- aleyhine işlemesine yol açıyor. Siyonist ta yerine göre daha ileri düzeydeydi. İslam ümmetinin birliğini temsil işgale hizmet eden propaganda araçla- Ne yazık ki bu karalama çalışmasının eden otoritenin ortadan kalkmasın- rı gerçekleri çarpıtarak ve yanlış bil- Türk kamuoyu üzerinde olumsuz etki- dan sonra Müslüman halklar etnik giler vererek Filistin davasını karart- si olduğu bir gerçek. kimliklerine göre küçük parçalara maya, kamuoyuna olduğundan farklı bölündü. Bu parçalar küresel emper- bir şekilde yansıtmaya çalışıyorlar. Bil- Ahmet Varol yalizmin yıpratıcı politikaları karşı- hassa Filistin halkının meşru hakları Gazeteci-Yazar. sında zayıf kaldılar. İzlenen politika- için mücadele eden direniş hareket- lar neticesinde muhtelif problemlerle leri aleyhine kanaat oluşmak için bü- karşı karşıya geldiler. Bu yüzden İslam tün propaganda araçlarından yararla- coğrafyasının hemen her parçası üze- nılıyor. rinde zihinleri yeterince meşgul ede- 54 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS



 Dosya ————————————————————————————————————————— Militan Siyonizm Kudüs’ün Ruhuna Yabancıdır İsrail’in, özünde seküler bir ideoloji olmasına rağmen dinî referansları siyasete malzeme ya- pan Siyonizm’in harcıyla kurulmasının ardın- dan Kudüs’teki altın oran da kayboldu. Taha Kılınç nin bu isteğini makul kar- Hz. Ömer’in denge siyaseti- şılamıştı. ni bir adım ileri taşıyarak Yeni Şafak gazetesi yazarı. çeşitli Hıristiyan mezheple- Kudüs, Müslümanların ri arasında gerilim yaratan Mescid-i Aksâ imam dukları o ölümsüz esası ifa- fethedip yönetmeye başla- Kıyâme Kilisesi’nin anah- ve hatiplerinden de ediyordu. dığı ilk şehir değildi belki, tarlarını Müslüman bir ai- Şeyh İkrime Sabri, ama en hassası olduğu ke- leye, Nuseybelere teslim Mayıs ayındaki bir Cuma 638’de Patrik Sophroni- sindi. Hz. Ömer bunu dik- etti. Altı mezhebin sahiplik hutbesinde şu cümleyi kul- us’un davetiyle şehri teslim kate alarak oldukça dengeli iddia ettiği binayla ilgili ge- lanmıştı: “Hz. Ömer (ra) Ku- almak üzere başkent Me- bir siyaset takip etti. Siyasî liştirilen bu çarpıcı uygula- düs’ü fethettiği zaman eğer dine’den Kudüs’e gelen Hz. otoriteyi tesis edip şehirde ma, Memlûklar ve Osman- şehirde bir Yahudi cemaa- Ömer, Hıristiyanlara ver- bir miktar Müslüman nü- lılar tarafından da aynen ti bulunsaydı tıpkı Hıristi- diği o ünlü emannâmesine fus iskân eden Halife, Hı- benimsenip devam ettiril- yanlara verdiği haklar gibi ilginç bir madde de eklet- ristiyanlığa ait mabetlere di. 1917-48 arasında devam onlara da haklarını verir- mişti. Patriğin bizzat tale- dokunmadı, hepsini devlet eden İngiliz manda yöne- di.” İsrail askerlerinin açtı- biyle anlaşma metnine dâ- garantisi kapsamına aldı. timi de, 1948-67 arasında ğı ateş sonucu 18 Temmuz hil olan maddede, “Kudüs’e Bu siyaset, sırasıyla Kudüs’ü geçerli olan Ürdün Krallığı günü yaralananlar arasında bundan sonra Yahudi iskân yöneten Emevî, Abbasî, Ey- hâkimiyeti de, 1967’den bu bulunan Sabri’nin vurgula- edilmeyecek” deniliyordu. yûbî, Memlûk ve Osmanlı yana Kudüs’ü işgal altında dığı tarihî hakikat, Müslü- Şehrin hassas dinî dengesi- hâkimiyetleri döneminde tutan İsrail de bu düzeni man fatihlerin bir beldeyi nin bozulmaması ve sosyal de aynı şekilde, hatta geliş- değiştirmedi. Kapı bugün fethettikleri zaman koy- karmaşa çıkmaması adına tirilerek takip edildi. bile aynı Müslüman ailenin Halife, Hıristiyan cemaati- temsilcisi tarafından açılıp Selahaddîn-i Eyyûbî kapatılıyor. 1187’de Kudüs’ü Haçlılar- dan kurtardıktan sonra, 56 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

——————————————————————————————————————— Militan Siyonizm » Mescid-i Aksa’nın kapılarına metal dedektörler konulmasını protesto eden Filistinliler namazlarını caddelerde, İsrail askerlerinin silahları altında kıldılar. 21 Temmuz’daki Cuma namazından bir kare. Milâttan sonra 70’de sahasını ihlal etmesinin ğın açıklaması şuydu: Böl- yarsızlık noktasında Haç- Romalılar tarafından şe- önüne geçmekle yetini- geye dışarıdan gelen Siyo- lıları bile geride bırakan hirden çıkarılmalarının yordu. 1948’de İsrail’in res- nistler Kudüs’ün ruhuna militan Siyonizm, bu mu- ardından Yahudiler ilk kez men kuruluşuna kadar Ku- yabancıydı. Onun ne kuru- azzam şehrin tarihî serü- Memlûklar döneminde Ku- düs içindeki dinî statüko luşuna ve gelişimine emek veninde minik bir çentik- düs’e dönmeye başladılar. ve denge titizlikle korun- vermişlerdi, ne de önceki ten fazlası da olmayacak. Kudüs şehir surları ken- muştu. Buna, zamanla bir dönemlerine şahittiler. Or- disinden bir hatıra olarak cemaat halini alan Yahudi- taya koydukları kaba siyasî Geçtiğimiz 14 Temmuz hâlâ dimdik ayakta duran lere bilâhare ibadet hakkı hedef, Kudüs’ü Siyonizm’in günü, 1967’den bu yana ilk Kanuni Sultan Süleyman, tanınması da dâhildi. Hz. idealleri uğruna eğip bük- kez Mescid-i Aksa’da Cuma Yahudilere, Ağlama Duva- Ömer döneminde şehirde mek, bölüp parçalamaktı. namazı kılınamayışıyla rı’na dokunarak ibadet et- bir yekûn teşkil etmeyen Oysa bu narin ve muhte- patlak veren olaylar hâlâ me hakkı veren padişahtır Yahudiler, Kanuni döne- şem şehrin kendine has devam ederken, Kudüs’ün aynı zamanda. minde artık cemaatleşe- bir dokusu ve yapısı oldu- tarihin akışı içindeki yeri- cek kadar artmışlardı. ğundan habersizdiler. ni akılda tutmak yerinde Uzun Memlûk ve Os- olur. Bu bize, işgalin ne ka- manlı asırları boyunca Ku- İsrail’in, özünde sekü- İsrail, insanlık ve Orta- dar köksüz ve yıkılmaya düs en huzurlu zamanları- ler bir ideoloji olmasına doğu tarihinde kanlı bir hazır olduğunu gösterece- nı yaşadı. Hz. Ömer’in, ilk rağmen dinî referansla- parantez olarak kalacak. ği gibi, Aksâ’nın kapıla- fethettiği zaman geçerli rı siyasete malzeme ya- Kudüs ahalisini yıldırmak rında direnen her yaştan kıldığı formülün işletilme- pan Siyonizm’in harcıyla için ortaya koyduğu işgal, Filistinlinin -kendilerin- siydi şehre aradığı huzuru kurulmasının ardından tedhiş ve tehcir uygulama- den yüz çeviren dünyaya bahşeden. Devlet bir ha- Kudüs’teki altın oran da ları, yine tarihin sıkıcı say- rağmen- ne büyük bir fe- kem olarak şehirdeki dinî kayboldu. 1967’deki işgalle falarına gömülüp gidecek. dakârlık yaptığını da ha- özgürlüklerin birbirinin perçinlenen bu hoyratlı- Kudüs’ün ruhuna karşı du- tırlatacaktır. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 57

 Tarihin Tanıkları ———————————————————————————————————— İNGİLİZLERE KAPTIRDIĞIMIZ MİLLÎ DEFİNE Abdülhamid’in Kitapları II. Abdülhamid tahttan indirilince Moğol ordularına benzer bir güruh tarafından Yıldız Sarayı’nın yağmalandığına önceki sayılarımızda değinmiştik. Peki, Ulu Hakan’ın kütüphanesindeki kitaplara ne oldu? İzine İngiltere’de ulaştığımız kitapların hikâyesi yürek burkuyor.  ÖMER HAKAN ÖZALP [email protected] Darbe, devrim ve ayaklanma- ların bir ülkeye neye mal ol- pulcular ve çıkar grupları her tarafa Kalkandelenli Sabri duğuna, 15 Temmuz darbe hırsla saldırmaya başlarlar. 28 Şubat Efendi’nin, eşiğine yatıp, sürecinde olduğu gibi, bu yağmalar- “İçeri girebilmek için girişimiyle bir kez daha şahit olduk. dan kütüphane ve müze gibi ülkenin beni çiğnemelisin...” demesi sayesinde, sa- Darbeler ülkeler için, kalp krizi veya hazineleri olan müesseseler de payını rayda yağmadan kur- tulan tek yer burası, bu beyin kanamasına benzer ağır trav- alır. Buralardaki hazinelerin bir kısmı kütüphane olmuştur. malardan olup, toplumların gelecek- özel ellere geçer, bir kısmı hepten yok mid Han umran faaliyetlerinin yanı sıra eğitim ve kültüre de yatırım yap- lerinin yanı sıra geçmişlerini de yiyip olur. Bir kısmı da yurtdışına kaçırıla- mış bir padişahtır. Ülke çapında adeta bir eğitim seferberliği başlatıp çok sa- bitirir. rak haraç mezat satılır. yıda okul yaptıran Abdülhamid Han, bizzat çektirdiği 40 bin fotoğraftan Siyasî, askerî, içtimai, iktisadî ve Burada bu konuyla ilgili bir örnek- oluşan ve bugün bir kısmı IRCICA, bir kısmı da İstanbul Üniversitesi Nadir malî alanda umulmadık ve –ilk anda ten bahsedeceğiz: Yıldız Kütüphane- Eserler Kütüphanesi’nde bulunan Yıl- dız fotoğraf arşivinin yanı sıra, Yıldız pek fark edilemese de– si’nin uğradığı bir Sarayı Kütüphanesi olarak da bilinen bir de şahsî kütüphane kurmuştur. vahameti zaman geç- yağmadan... Önce tikçe ortaya çıkan ağır kütüphane hakkın- hasarlar verir. Bu alan- da bilgi verelim: lardan bir tanesi de, bir Sultan II. Abdülha- cemiyetin temel esas- larından olan ve yapıl- mak istenilenlerin alt » Kitapları kim sattı? yapısını teşkil eden kül- Dönemin “Abdülhamid’in tür sahasıdır. Sistemin âsârını İngilizlere kim zayıf düştüğü ve başıboş sattı” başlıklı gazete kaldığı böylesi zaman- haberi. British Museum larda, pusuda bekleyen Kütüphanesi’ne satılan 400 kitap basına böyle intikal birtakım yağmacılar, ça- etmişti. 58 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

————————————————————————————————————————— Xxxxxxxxx * DERİN TARİ TARİH’te * D H’te * DERİN İBLEKLGEKLEERZLE ERİN TARİH’te » Yıldız Sarayı’ndaki, Sultan II. Abdülhamid’e ait olan kütüphane. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 59

 Tarihin Tanıkları ———————————————————————————————————— İran’ın 13. yüzyıl ortalarında Moğollarca istila edilmesinden dolayı, daha eski zamanlara ait el- yazmaları çok nadirdir. Oysa Sultan Abdülha- mid’in kitapları arasında İran’ın bu devresi- ne ait pek nefis elyazmaları bulunmaktaydı. Kuruluş tarihi 1876’lara kadar gi- lerce kitabı çöplere atılan ve 4 bin 500 den kütüphane, Abdülhamid Han’ın kadarı İstanbul Büyükşehir Belediye- hal‘inden sonra (1910) Maarif Nezare- si’nce satın alınan bu talihsiz kütüp- ti’nin idaresine bırakıldığı sırada yaz- hane, anlaşılan o devirde küçük de ma-matbu 30 bin civarında kitaba sa- olsa bir yağmaya uğramış. Bu gazete hipti. İstanbul’un üç büyük yazma haberine göre, 1920’li yıllarda en azın- kütüphanesinden biri olan ve 1924’te dan 400 tanesi, İngiliz Müzesi’ne / Mü- Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul zesi Kütüphanesi’ne (Biritish Museum Darülfünunu’na devredilen kütüp- Library) intikal etmiştir. Şöyle ki: Tev- hane halen İstanbul Üniversitesi Kü- hid-i Ef kar gazetesinin 23 Teşrin-i Sani/ tüphane ve Dokümantasyon Daire Kasım 1340/1924 tarihli ve 1226-4254 Başkanlığı Nadir Eserler Bölümü’nde numaralı nüshasında, Times gazete- araştırmacılara hizmet vermeyi sür- sine dayanılarak verilen “Ecnebilere dürüyor. kaptırdığımız millî bir define: Abdül- hamid’in kitapları” başlıklı bu habe- Bilindiği üzere, meş’um 31 Mart re göre, Sultan Abdülhamid Han’ın Vakası akabinde, aslında akılda hiç kütüphanesinden bir kısmını teşkil yokken, nasılsa bir anda gelişen bir eden el yazması birçok kitap İngiliz hava ile –bizce çok büyük bir hata ol- Müzesi tarafından satın alınır. Müze mak üzere– Abdülhamid Han taht- yetkilileri, söz konusu kitapların bir tan indirilmişti. Çok değerli ve bin Mısırlının elinde bulunup satılmak bir emekle derlenmiş olan saray eşya- üzere olduğunu haber alarak, Mısır’a ları, kelimenin tam anlamıyla kapa- bir müsteşrik yollayıp kitapları ince- nın elinde kaldı. Bu sırada sarayın kü- letirler. tüphanesine de el atıldığı çoğu kimse tarafından bilinmez. Ancak burası Kütüphanenin incileri yağmalanmak istenilmişse de, kütüp- hanenin müdürü (hafız-ı kütübü) Kal- Anlaşıldığı kadarıyla, Abdülhamid kandelenli Sabri Efendi’nin, eşiğine Han merhumun kurenâsından Ha- yatıp, “İçeri girebilmek için beni çiğ- lis Paşa, hal‘ sırasında bu kitapları bir nemelisin...” demesi sayesinde,1 saray- İtalyan’a satar. Haberin yayımlandı- da yağmadan kurtulan tek yer burası, ğı tarihlerde İtalya’da ölen Piyer Pont bu kütüphane olmuştur. Morgan, bunları kendi kütüphanesi Bir gazete haberinden öğren- için satın almak ister. Ancak başa- diğimize göre, 28 Şubat sü- rılı olamaz ve kitaplar Mı- recinde, dönemin İs- sır’a gider. İngiliz Mü- tanbul Üniversitesi zesi’nin o tarihten rektörünce her bi- kısa bir süre önce ri hazine değe- satın aldığı 400 rinde olan bin- yazma eserin iki yüzü Farsça, İngilizlere kaptırılan eserler kalan iki yüzü 1924’te Tevhid-i Efkâr gazetesinde de Arapça ve çıkan “Ecnebilere kaptırdığımız millî Türkçedir. Eser- bir define: Abdülhamid’in kitapları” ler din, tarih ve haberi (solda) ve Sabri Kalkandelen. şiir gibi konula- rın yanı sıra başka 60 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

———————————————————————————————————— Abdülhamid’in Kitapları » Uyumadan evvel polisiye Avrupa mecmualarının birinde yayımlanan temsilî çizimde polisiye romanlara tutkusuyla bilinen Abdülhamid yatağında, kendisine okunan kitabı merakla dinlerken görülüyor. Tahminimize göre paravanın ardındaki kişi, bu vazifeyi yıllarca sürdürmüş olan sütkardeşi İsmet Bey’dir. İsmet Bey’dir. birtakım mevzularla da ilgilidir. Me- eski zamanlara ait elyazmaları çok na- askerî fetihleri bilinmekte ise de, şa- sela Arapça olan iki tanesi, ok atmaya dirdir. Oysa Sultan Abdülhamid’in ki- ir olarak, ancak Devletşah’ın tezkire- dair Hicrî 730 tarihinde yazılmış nefis tapları arasında İran’ın bu devresine sindeki birkaç şiiriyle tanınmakta idi. bir risale ile atların eğitilmesi, mah- ait pek nefis elyazmaları bulunmak- Bu iki divanın incelenmesi, o zaman- muzların kullanılması gibi konuları taydı. lar Türkiye ve İran’da kopan ve bugü- ihtiva eden bir diğer risaledir. ne dek çok az bilinen siyasî fırtınala- 1189’da nesih hatla yazılmış bir risa- rın anlaşılmasını sağlayacaktır. Bunlar arasında İran’ın Safevî hü- le birçok hadis-i şerifi içermekte olup kümdarlarının saraylarındaki vazife- hadisler Arapça yazılarak Farsça ter- Yine Edib Çelebi’nin, Sultan III. Ah- lere dair çok güzel yazılmış bir risale cümeleri verilmiştir. Bu sayede İran’ın med devriyle ilgili yazdığı tarih ve de vardır. 10. ve 12. asırlar arasında ya- o zamanki edebî üslupları hakkında Sultan Süleyman ile Sultan Selim dev- zılmış birçok eser de bulunmaktadır. fikir edinilebilmektedir. Şiir kitapla- rine ait resmî yazışmaları/muhâberâtı İslam âleminde çıkan isyanlarla ilgi- rı arasındaki en önemli keşif, Cihan içeren kıymetli bir cilt ile o tarihe ka- li eser Hicrî 706 yılında Şam’da yazıl- Şah’ın müstear adı olan Hakikî’nin dar bir nüshası Batı’ya gelmemiş bir- mıştır. 10. ve 13. asırlara ait el yazma- Türkçe ve Farsça divanlarıdır.2 Cihan çok Türk divanı bulunmaktadır. ları paha biçilemeyecek değerdedir. Şah 15. asır ortalarında İran’ın bazı İran’ın 13. yüzyıl ortalarında Moğol- bölgelerine hâkim olan Karakoyunlu- Bilahare konuyla ilgili olarak dö- larca istila edilmesinden dolayı, daha lar hanedanına mensuptur. Bu zatın nemin gazetelerinden birinde “Ab- dülhamid’in âsârını İngilizlere kim sattı?” başlıklı şu haber yayınlanır: “Ankara-6-Muhabirimizden: İngilizle- rin en büyük müzesi olan Britiş Mü- zeum, Abdülhamid’in kütüphanesine ait olan ve dört yüz ciltten ibaret bulu- nan Türk, Acem, Arap kıymettar el-ya- zısı kitapları satın almıştır. Bunların arasında, 706 tarihinde Şam’da yazıl- mış pek mühim bir İslâm tarihi (de) mevcuttur. Bu kitapların ne suretle Britiş Müzeum’a geçtiği hakkında yap- tığım tahkikat müsbet bir neticeye vâ- sıl olamamıştır.”3 Dipnotlar 1. https://www.tozlumikrofon.com/yildiz-kutuphane- si-yagmalanmasi-ve-kalkandereli-sabri-bey/ 2. Bugün Londra British Library Or.9493 numarada kayıtlı divan bu olmalıdır. Divanın, bilinen beş nüshası olup diğer dördü şu kütüphanelerdedir: 1. Erivan Matenadaran Elyazmaları Arşivi, no 965; 2. İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Fatih Kısmı, no 3808; 3. DTCF Kütüphanesi Elyazmaları Bölümü İsmail Saib, no I.2221; 4. Tahran Universitesi Merkez Kütüphanesi, no 8198. Muhsin Macit, “Hakîkî, Cihânşâh”, http://www. turkedebiyatiisimlersozlugu.com/index.php?sayfa=- detay&detay=1278 3. Son Telgraf, 7 Kanun-ı Evvel/Aralık 1340/1924, nr. 173, s. 2. Ömer Hakan Özalp Araştırmacı - Yazar. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 61

 Abide Şahsiyetler ———————————————————————————————————— Allah, Millet, Vatan Yolunda “Serden Geçen” Adam 100 Yaşında Geçtiğimiz 26 Temmuz milliyetçi, mukaddesatçı, muhafazakâr kanadın “Serdengeçti”sinin 100. doğum günüydü. Bırakın gündem olmayı, konuşulmadı bile. Bu nev-i şahsına münhasır şahsiyeti ve davasını hatırlarken kendisini rahmetle yâd ediyoruz.  HASRET YILDIRIM [email protected] taben yazdığı ve “Yüksek Vekâletin Alçak Vekiline” diye başlayan dilekçe ile “Ağzının sağ yanıyla Kur’an Allah-millet-vatan düşmanlarına karşı yalın kı- okuyan, sol yanıyla kızıl ıslık çalan Bakan” sözleri yü- lıç “Açın kapıları Osman geliyor” diyerek “Ser”- zünden yeniden hapsedilmiştir. Bir gün 1500 mumluk den geçen Osman Yüksel’in nüfus cüzdanında elektrik altındaki “tabutluk” işkencehânesinde dayana- 25 Temmuz 1917 [Rumi 1333] tarihinde doğduğu yazı- maz bağırır: “Yücel aşkına, ecel terleri döküyoruz! Bize lıdır.1 Kendisi ise doğru tarihinin 26 Temmuz 1917 ol- yapılan zulümlerin hesabını elbet bir gün soracağız!” duğunu söylemiştir.2 1947-62 seneleri arasında toplam 33 sayı neşredi- Asıl adı Osman Zeki Yüksel’dir. Aslen Antalya Ak- lecek olan ve birçok sayısı toplattırılan Serdengeçti sekilidir. Babası Akseki Müftüsü Salim Efendi’dir. An- dergisini çıkartmış, “gözüpek” yazılarından dolayı kara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi tale- okuyucuları ona “Serdengeçti” demişlerdi. Giderek beliği sırasında 3 Mayıs 1944 Türkçülük Hâdiselerine “Serdengeçti” mahlası soyadının bile önüne geçmiştir. karıştığı için başını Hüseyin Nihal Atsız’ın çektiği Irkçılık-Turancılık davasından hapis yatmış, hapisten Serdengeçti dergisinin birçok sayısı farklı şehirler- çıktıktan sonra tedrisât için aynı fakülteye başvur- de, “az korkak” matbaalar tarafından basılmıştır. muşsa da, bu hakkı gasp edilmiştir. Kimse Serdengeçti vesilesiyle başının belâya girme- Dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e hi- 62 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS



——————————————————————————————————— Osman Yüksel Serdengeçti 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 63

 Abide Şahsiyetler ———————————————————————————————————— » Nizam-ı Âlem yolunda Yakın dönemin önde gelen milliyetçi-muhafazakâr fikir adamlarından Osman Yüksel Serdengeçti (sol başta), Milliyetçi Hareket Partisi lideri Alparslan Türkeş ile yan yana. Üstte de Serdengeçti’nin çıkardığı ve ilk sayısıyla 5816’ya kurban edilen Bağrıanık Dergisi’nin ilk sayısı. sini istemez. Çünkü Osman ağabeyin ağzından çıkan Yakın ahbabı ve avukatı Süleyman Arif Emre Bey, her söz savcılar nezdinde suç sayılmaktadır. Hatta bir mizah dehâsı olan Osman Yüksel’in, dergi hazır- ağzından çıkmayanlar bile… Misal, Demokrat Par- lıklarını yaparken bile espriyi patlattığını şöyle an- ti’nin Çorum İl Kongresi’nde alınan kararları dergi- latır: sinde3 neşretmesi sebebiyle dava açılmış, 2 sene 7 ay “Yaz arkadaş! Sövecek olan: Osman Yüksel. Hap- Erbaa’da sürgün cezasına çarptırılmıştır. (Kısa süre se girecek olan: Yazı İşleri Müdürü. İdârehâne: Lâ- önce Derin Tarih’te neşredilen Latife Hanım’ın mek- mekân. Mecmûanın çıkış süresi: Nerede, ne zaman tubu mevzuuna ne kadar da benziyor değil mi?) çıkacağı belli olmaz; ama bir çıkar, pîr çıkar.” Osman Yüksel, Serdengeçti dergisinde hususiyetle bir Demokles’in kılıcı: 5816 sermaye sahibinin ilânını yayımlamayı kendi bağım- 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlarla İl- sızlığını gölgeleyen bir unsur olarak görür. Serdengeç- gili Kanun sebebiyle Serdengeçti dergisi- ti’nin “ilân almayan, kimsenin lütfuna tâ- nin toplatılması kararı vardır ki, hu- lip olmayan; parti, adam tutmayan tek kuk tarihine kara bir leke olarak KIRŞEHIR, mecmûa” olmasıyla iftihâr eder. Bir geçmiştir. KÂBE VE TAVAF sayısında adres bilgilerinin üze- rine yazdığı şu malumat, onun 25 Temmuz 1951’de kabul “ilân” kavramıyla alay eden edilmesine rağmen kanun- dan evvel neşredilen Hazi- “Muhafazakâr, mukaddesâtçı Mil- mizahî bir takdimidir: ran 1951 tarihli 13. sayı bazı let Partisi’nin sözde nâşir-i efkârı “---SERBANK--- Sermayesi: yerlerde savcılar tarafından (yayın organı) olan Kudret gazetesi, haksız ve kanunsuz olarak son günlerde yolunu iyice sapıttı. Cesaret… Merkezi: Ankara toplatılmıştır.4 Ayrıca arşiv “Kırşehir Kâbe oldu” diyor. Kâbe’nin Hapishanesi… Şubeleri: İs- vesikalarında 1950-51 yılla- kıble, Müslümanların Kâbesi haline tanbul, Konya, Akseki, Ma- rında çıkan 5 sayısı hakkında latya… Bankamıza sermaye ya- suç duyurusunda bulunulduğu nasıl geldiği malûm! Bütün putlar tıranlara bedava otel, Hil- anlaşılmaktadır.5 kırıldıktan sonra değil mi?” ton’da yer ayrılır... (Bu hitaptaki 64 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

——————————————————————————————————— Osman Yüksel Serdengeçti ORMAN KORUMA KANUNU / sın” dediği hapishaneye düşer, “evlatlarına” kavuşur- ATATÜRK’Ü KORUMA KANUNU du. Hapishane arkadaşları birer evlat gibiydi onun “Atatürk sağ iken, bir ecnebi Türkiye’yi ziyarete gelir. Malûm: Türkiye’nin her tarafı Atatürk heykel- için. Daha yürümeye başlamadan kaybettiği oğlu- leriyle dolu. Adam heykelleri görünce, “Ne o?” der, “Atatürk öldü mü?” “Hayır.” “O halde siz öldürdünüz? nun hasretini dostlarıyla, arkadaşlarıyla gidermeye Hiç yaşayan bir insan için bu kadar heykel dikilir mi?” Biz böyleyiz işte; diriyi öldürür, ölüyü diriltmeye çalışmıştır. çalışırız! Mezarlıkları park yapan, dünyalık bir şahsın ölüsünü müdâfaa için kanun çıkarmak! Dünyanın 15 Ekim 1961 seçimlerinde Konya’dan bağımsız neresinde görülmüş bu? Bizi geç, buna Atatürkçü- ler nasıl yanaşıyor, aklım almadı doğrusu. Orman milletvekili adayı olur. Seçim çalışmalarını sürdü- Koruma Kanunu gibi, Atatürk’ü Koruma Kanunu yapıyorlar! Atatürk’ün hatırasına saygısızlık olsa olsa rürken CHP’lilerin tahrik, teşvik ve tertibi üzerine bu kadar olur. Zavallı Atatürk, seni bu hale düşü- renler düşmanların değil, dostlarındır. O “Kemal” 1957’de Serdengeçti’de yayımladığı bir yazı gözaltına isminin kuyruğuna takılan “ist”ler, “pist”ler yok mu? İşte seni onlar öldürdüler. Ve kanunla korunacak alınmasına sebep olur. “Ben bu yazıyı yıllar evvel yaz- hâle getirdiler.”9 dım” dese de mahkeme “Yeni haberimiz oldu” diye- maksat muhtemelen, Ankara Merkez Kapalı Cezae- vi (Ulucanlar)’nin Hilton koğuşudur.) Dikkat: SER- rek dava açar ve Serdengeçti tutuklanır. BANK-SERBANK…6 Hapisteyken de CHP’liler aleyhte kampanyaları- Ayasofya! Seni çırılçıplak soyan kim? nı sürdürürler. Gazetede, “AP’nin desteklediği aday Rum patriği Athenagoras 1952’de Amerika’dan Türkiye’ye gelir. ABD devlet başkanı gibi karşıla- hapiste bile suç işledi” şeklinde haber yayımlatırlar. nır. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’la karşılaşmasında kucaklaşırlar. Gazetelerde Türk-Yunan dostluğunun Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada halk galeya- güçlendiğine dair yazılar çıkar. Dostluğun daha da pekiştirilmesi için Amerika ve Yunanistan’ın isteği- na gelir. Osman Yüksel mahkemenin arka nin yerine getirileceği ve Ayasofya’nın kilise yapıla- cağı söylentileri yayılır. Bu atmosfer içerisinde öf- kapısından kaçırılır. Seçimler bitince kelenen Osman Yüksel, dergisinde duygularını dile getiren “Ayasofya” isimli mensur bir şiir neşretmiş7; sorgusuz sualsiz salıverilir. fırtınalar koparan davalar neticesinde, ‘Ayasofya için kollarına zincir vurulduğunu, yedi ay hapis yattığını’ Kravatı da, dünyayı da KIRŞEHIR VE ileriki yıllarda ifade etmiştir. dikkate almazdı KIRILAN HEYKEL 1952 senesinde lise talebesi Hüseyin Üzmez’in, Ah- Osman Yüksel 1965 se- İki kişi konuşuyordu. Biri: met Emin Yalman’a Malatya’da düzenlediği suikast çimlerinde AP’nin Antalya “Bu memleketin her tara- bahane edilerek azmettirici sıfatıyla Necip Fazıl Kısa- milletvekili olarak meclis- fı heykellerle dolu, neden kürek ile birlikte tutuklanıp cezaevine konulmuştur. te görev de yapmıştır. Mil- başka yerlerdeki kırılmadı da Tabii cezaevi Osman Yüksel için evden farksızdır; ya- letvekilliği sırasında kra- kınlarının tabiriyle Osman Yüksel’i dışarıda, Necip Fazıl’ı içeride tutmak imkânsızdır. vat takmadığı için birçok Kırşehir’deki kırıldı?” Yanındaki Ne yapar eder, “bu mekânda sahte insan bulamaz- defa ikaz edilmiş, uyarıları cevap verdi: “Eh birader! Adı dikkate almayınca genel ku- üstünde Kır-şehir!” rula girişi yasaklanmıştır. » Bir aksiyon adamı Kalemiyle cesur bir şekilde fikirlerini müdafaa eden Osman Yüksel Serdengeçti’nin çıkarttığı Serdengeçti mecmuasının ilk sayısı. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 65

 Dosya ————————————————————————————————————————— » Münevverliği tevazuuna mâni olmayan Osman Yüksel bir tamirci dükkânında. “INKILAPLAR ELDEN GIDIYOR” DIYE FERYAT EDENLERE CEVABI “Devrim ocaklarını vazifeye davet ediyoruz. İnkılâplar elden gidiyor! CHP devrinde, resmî ma- kamlar tarafından takibe uğrayan zavallı leylek! CHP devrinde Ankara’daki meşhur heykellerden birine bir leylek dadanır. Zaman zaman heykelin üzerine, pek de hoş olmayan şeyler bırakır, gider. Bunu gören müfrit devrimcilerden biri, leyleğin bu edepsizli- ğini mes’ul makamlar nezdinde protesto eder. Bu makamlar hemen harekete geçer. Hacı leylek resmî makamlar tarafından sıkı bir takibe uğrar. Nihayet zavallıyı öldürürler. Fakat ‘iktidar değişmekle, her şey değişmiyor’ ki! Şimdi de başka bir leylek, arkadaşının intikamını alır- casına, aynı yere alışmış! Sıkıştığı zaman doğru tepe- sine… Aklı ermeyen bir kimseye; kuş kafalı, kuş beyinli derler. Bu zavallı kuşun da ‘korunma kanunu’ndan haberi yok. Demokrasi var diye, istediği yere, istediği şeyi yapıyor. Başına gelecek akıbeti ne bilsin? Bunu görünce, “Ticânîlik leyleklere de sirayet etmiş, şimdi devrim ocaklarına inkılâpları koruma babında, mühim vazifeler düşüyor” dedim. Ya bu mürteci hacı leyleği CHP’li babaları gibi öldürsünler yahut Ticânî’dir diye mahkemeye versinler... Yahut da Kırşehir’de yaptıkları gibi vak’a mahallinde bir miting tertip etsinler; “irtica var, inkılâplar elden gidi- yor” deyu nâralar atsınlar! Ne duruyorlar?” Bağrıyanık Dergisi 1952, Sayı 1, s.1-3 Bu kez beline bağladığı kravatla içeri girmiş, yaka- Bir süre sonra Alparslan Türkeş’in başkanı oldu- sına takması gerektiğini söyleyenlere ise, “Kanunda ğu Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne geçer. Par- nereye takılacağı belli değil, istediğim gibi takarım” ti ambleminin tespit edilmesinde faal rol oynayarak, demiştir. Bu hâdise “Kravat Takmayan Vekil” diye ta- “bozkurt” yerine, “üç hilal” kullanılmasını sağla- nınmasına sebep olmuştur. mıştır. 1969 seçimlerinde hiç alâkası olmadığı halde Ordu vilâyetinden aday gösterilmesi sebebiyle kaza- Hususiyetle umumi af çalışmasında partisine yö- namaz. Yakın ahbabı ve avukatı Süleyman Arif Em- nelttiği tenkitler yüzünden 1967’de AP’den ihraç edil- re’nin ricasıyla, 1977’de Milli Selamet Partisi’ne gir- miştir. İhraç sebepleri basında şu şekilde yer almıştır: miş; bir haftalık parti mensupluğunu sonlandırarak, a) Meclise kravatsız gelmek, b) Atatürk ilke ve in- siyasî hayatını kendi arzusuyla bitirmiştir. kılâplarıyla bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bu- lunmak, c) Parti disiplinine aykırı hareket etmek… “Artık titreyen adam oldum” İhraç edilenler arasında Prof. Osman Turan ve Osman Yüksel’in hayatının son devri hastalıkla- Osman Bölükbaşı da vardır. Osman Yüksel zekâsını rıyla geçti. Yavuz Bülent Bakiler’e yazdığı bir mek- konuşturup, dost meclislerinde “Demirel, OSMAN- tup, bu meşakkatin kendisi üzerindeki tesirini aktar- lılardan korkuyor!” diyerek bu ihraçları alaya alır. ması bakımından önemlidir: Süleyman Bey’in korkaklığına bir misal de, ihraçtan evvel gazetecilerin sorduğu “Muhalefetin yaptığınız “Elim titriyor. Yalnız elim değil, her yanım. Bir za- faaliyetler ile alâkalı olarak size yönelttiği tenkitler- manlar elime kalemi alınca 60-70 sayfa yazıya “ne- den çekiniyor musunuz?” sualine, verdiği meşhur ce- sin” demezdim. Şimdi bir mektubu 4-5 taksitte yazı- vaptır: “Ne muhalefeti arkadaş! Bizde Osman Yüksel yorum. O da doktor reçetesi gibi okunmaz. İşte böyle! var yaa…” Bir zamanların “kükreyen” adamı, şimdi “titreyen” 66 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

————————————————————————————————————————— Xxxxxxxxx » Kabrinde bir yiğit IRTICA Necip Fazıl Kısakürek’in yakın arkadaşlarından Osman Yüksel 1983’te Ankara’da vefat etti. Merhum Cebeci Mezarlığı’nda medfun. “İrtica! İrtica! İrtica! Farmasonların, dön- adam oldu. Artık adamlık da kalmadı. Ademe (yoklu- dediler! Yaradana sı- melerin, Bolşeviklerin bitmez tükenmez ğa) doğru gidiyoruz.”8 ğındık, sustuk. Bizi nakaratı... Nerede ise insan daireden susturdular. Lâkin evine dönemeyecek. Öyle ya! Hemen Osman Yüksel’in unutulmaz taraflarından biri artık susmuyoruz! karşınıza bir “inkılap softası” çıkacak, de mizahıdır. O, yaratılışının icabı beklenmedik yer Konuşuyoruz, konu- soracak: “Nereye gidiyorsun?” “Eve ve zamanlarda yaptığı esprilerle insanları kırıp ge- şacağız! Millî Hareket dönüyorum.” “Vay mürteci vay! çirirken, düşünmeye de sevk ederdi. Hayatının son başlamıştır!” Bu asırda dönüş, dönmek ha... deminde hastalığını bile alaya alan esprileri hâlâ Atatürk inkılâplarına kulaklarda çınlamaktadır. Parkinson hastalığı sebe- biyle elleri ayakları titremektedir. Kendisini ziyare- Dipnotlar hakaret diyecek.” te gelen Alparslan Türkeş’e, “Bak Başkan! Senin en 1 Nüfus cüzdanının aslı, yeğeni Emine sadık müridin benim! Sen ‘Ey Türk! Titre ve kendi- Bağlı hanımın arşivinde olup renkli fo- ne dön!’ dememiş miydin? İşte ben şimdiden titre- tokopisi, Ankara-Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde meye başladım. Ahiretle mors alfabesini kullanarak sergilenmektedir. haberleşiyoruz… Hem “Parkinson” araba markası gi- 2 Yeni İstanbul gazetesinde 16 Nisan 1967 tarihli, ‘Çalar bi bir şey; çok havalı bir isim, insanın ‘keşke benim Saat’ serlevhalı makalede Serdengeçti mevzuu şöyle nakletmiştir: “Ba- de bir parkinsonum olsa’ diyesi geliyor. Hem de bü- bası doğduğu günün eski harfli takvim yaprağını kalın bir kitabın arkasına yük adam hastalığı; Mao da parkinsondan ölmüş…” yapıştırmış; hattâ Çarşamba günü öğleden sonra, Alaturka saatle 07:00 sularında doğduğunu bile yazmıştır” (Prof. Dr. Cemal Kurnaz, Deli Rüzgâr, Kurgan Edebiyat Hastalığının verdiği ıstıraba rağmen dergilere Yay., Ankara 2012, s. 31). yazdığı yazılar ve verdiği konferanslarla hayatının 3 Serdengeçti, Ekim/Kasım 1952, yıl: 6, sayı: 19-20 (iki sayı bir arada), s. 10-12. sonuna kadar mücadeleden vazgeçmeyen Serdengeç- 4 Serdengeçti, Mart 1952, yıl: 6, sayı: 14, s. 16. ti, 10 Kasım 1983 tarihinde Ankara’da Rahmet-i Rah- 5 Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Dosya: SS, Fon Kodu: 30.1.0.0, Yer Nu: 132.860.5 mân’a kavuştu. Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde eda edi- 6 Serdengeçti, Eylül 1957, yıl: 10, sayı: 25, s. 16. len Cuma ve cenaze namazı sonrasında Cebeci Asrî 7 Serdengeçti, Ağustos 1952, yıl: 6, sayı: 17, s. 3. Mezarlığı’na defnedildi. 8 21 Ramazan/16 Ağustos 1979 tarihinde Yavuz Bülent Bakiler’e yazdığı mek- tuptan. Ruhu şâd, mekânı cennet olsun. 9 Serdengeçti, Haziran 1951, yıl: 5, sayı: 13, s. 8-9. 100. doğum yılında Osman Yüksel merhumun li- sanıyla Allah-Millet-Vatan düşmanlarına seslenelim: Hasret Yıldırım “Bu Vatanı biz kurtardık, bu Milleti biz yarattık Araştırmacı - Yazar 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 67

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— ZAFERLER AYI AĞUSTOS Tarihimizdeki zaferler… diye sayma- ya başladığımızda Ağustos ayı sık sık dilimize takılır. İşin aslını bilenler için bunda pek bir sürpriz yoktur. İyi bile- lim ki, Selçuklu ve Osmanlı devletlerin- de kış ve bahar ayları boyunca yapılan hummalı hazırlıkların semeresi, sefer- berlik, yürüyüş, iaşe, ibate derken hep Ağustos ayında alınmıştır. Tarihimizin en görkemli zaferlerin- den olan Malazgirt, Otlukbeli, Çaldıran, Mercidabık, Mohaç ve adı üstünde 30 Ağustos zaferleri ile Belgrad’ın, Kamani- çe’nin, Kıbrıs’ın fetihleri bir çırpıda sa- yabileceklerimizden. Bizzat Padişahın sevk ve idare ettiği muazzam orduları- mız düşmanını her zaman arayıp bulur ve bir darbede mağlup edip şen şakrak payitahtına dönerdi. Biz de Derin Tarih dergisi olarak zafer- ler ayı Ağustos’u es geçemezdik. Okur- larımıza deryadan katre kabilinden bir demet zafer sunuyoruz. Öyle büyük bir tarihe malikiz ki, zaferlerimizin adla- rını saymaya dahi takatimiz yetmiyor. Onun için azımızı çok görün lütfen. Unutmayın ki, Mohaç’ta bir futbol maçı süresinde, devrinde güçlü devlet- ler klasmanında yer alan Macarları ta- rihe gömmüştük. Böylesine müthiş bir zaferin mimarlarının torunları dünya- ya bir üçüncü dünya ülkesinin vatan- daşı gibi bezginlikle ve umursamazlık- la bakamaz, bakmamalıdır. Biz tarihin mimarlarıydık. İstersek pekâlâ yine ola- biliriz. Hem bir kere başarılan bir kere daha niye başarılamasın! Bütün gayretimiz de esasen bu yitir- diğimiz kendine güvenin yeniden kaza- nılması içindir vesselam. Bunun için başımızı ayçiçeklerinin yüzlerini güneşe dönmeleri gibi tari- he dönmemiz yeterli olacaktır. O bize güneş gibi hep bakıyor çünkü. Biz ona bakmasak da… ÖZEL DOSYA 68 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

AĞ U S T OS ZAFİ ERLER 1 Malazgirt Savaşı’nı Türklere Anadolu’nun kapılarını açan savaş olarak biliriz. Fakat sadece bu kadar mı? İşte Ağustos zaferlerinin en eskilerinden Malazgirt’in dünya tarihine vurduğu 7 damga. DÜNYA TARIHINDE 7MMaülahzgrirüt 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 69

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— » Adım adım zafere Romanos yürüyüş Alparslan 26 Ağustos öğleden sonrası ve akşamında Türk karşı taarruzunu  MUSTAFA ALİCAN [email protected] gösteren bir kroki. 1) Sultan Alparslan’ın karşı İlk Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey 1055 yılında Bağdat’a gelmiş ve Şiî-Fâtımîlerin bas- taarruz tertibi, kısı altında adeta bir ölüm kalım mücadelesi veren Abbâsîleri himaye altına almış- 2) Romanos’tan askerlerine tı. Halife Kâim Biemrillah, “Mü’minlerin emiri” olma bakımından “ortağı” olarak akşam saatlerinde durma emri, nitelendirdiği Selçuklu Sultanı’na “Doğu’nun ve Batı’nın hükümdarı” unvanını ver- 3) Toz bulutları dağılır, miş, bu şekilde Selçuklular Sünnî İslam âleminin askerî ve siyasî önder ve koruyu- 4) Romanos’un düzenli ricat cuları haline gelmişlerdi. Bu tarihten sonra Selçuklular bütün dış politika projeksi- emri yanlış anlaşılır, yonlarını Şiî-Fâtımîler ve onlar tarafından desteklenen siyasî hareketlerle mücadele 5) Alparslan’dan karşı taarruz ekseni üzerine kurdular. emri, 6) Bizans ordusu kuşatılır ve firar İlk Selçuklu sultanlarının en önemli siyasî hedefi, Fâtımî etkisini gerileterek İslam eder, dünyasında Sünnî Bağdat merkezli bir birlik kurma gayreti oldu. Devlet merkezine 7) Bizans artçılarının çekilmesi güçlü sayılamayacak bağlarla bağlı bulunan Türkmenlerin Anadolu’ya dönük siste- panik havası yaratır, matik olmayan akınlarının devam ettiği Tuğrul Bey ve Sultan Alparslan dönemlerin- 8) Romanos’un orduyu olduğu de, Selçukluların bütün gayreti söz konusu siyasî birliği tesis etmeye matuftu. Hatta yerde tutma emirleri karşılıksız Bizans tahtına yeni çıkan Romanos Diogenes’in gerek konumunu güçlendirmek, ge- kalır, rekse Anadolu’daki Türkmen hareketliliğini sona erdirmek amacıyla Selçuklular üze- 9) Bizans sol kanadı geri çekilir, rine Malazgirt Savaşı ile sonuçlanacak olan sefere çıktığı esnada Sultan Alparslan Mı- 10) İmparatorun son direnişi ve sır seferindeydi. Gelişmeler Sultan açısından beklemedik bir sürpriz niteliğindeydi. esir düşmesi, 11) Bizans ordugâhında panik, Bizanslıların harekete geçtiğini öğrenince Mısır seferini yarıda keserek geri dö- 12) Bizans ordusunun batıya nen Sultan Alparslan, Bizans kontrolü altındaki Anadolu topraklarını fethetmek gibi kaçışı, bir hedefi olmadığını ihsas ederek Romanos ile anlaşmak istese de mağrur İmparator 13) Selçukluların Bizans buna yanaşmadı. Tarihin gördüğü en büyük savaş makinelerinden biri olan 200 bin ordugâhını kuşatması, kişilik ordusuna çok güvenen Bizans hükümdarı, 50-60 bin askerden müteşekkil Sel- 14) Bizans askerlerinin çukluları mağlup etmekle kalmayıp devletin İran’daki merkezî topraklarını da işgal Malazgirt’e sığınması, edeceğinden şüphe etmiyordu. Fakat beklediği gibi olmadı. 26 Ağustos 1071 tarihinde 15) Selçukluların Bizans gerçekleşen ve Selçukluların tarihin en büyük askerî zaferlerinden birine imza attığı ordugâhını yerle bir etmesi, savaşta Bizanslılar hiç beklemedikleri, ağır bir hezimete uğradılar. 16) Firari Bizans askerlerinin takibi sonrasında Alparslan’ın Mağrur Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’in esir düştüğü ve İslam kaynakla- Cumartesi gecesi karargâhına rı tarafından Yermük muharebesi ile kıyas edilen Malazgirt Savaşı’ndan sonra dünya dönüşü (Kaynak: Malazgirt 1071, tarihi bir daha eskisi gibi olmadı. Sultan Alparslan’ın kendisinin elde edebileceğini tahmin etmediği bu büyük zafer, hem Türk, hem İslam, hem de dünya tarihinde kısa David Nicolle, İş Bankası Kültür Yayınları). ve uzun vadeli etkiler bırakan belirleyici bir başarıydı. Bu bakımdan, Malazgirt Za- feri’nin tarihin en önemli eşiklerinden olduğunu söylemekte bir mahsur yok. Şimdi maddeler halinde savaşın sonuç ve etkilerini özetleyelim. 70 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

——————————————————————————————————————— Malazgirt Savaşı 2 Bizans Devleti geri dönülmez bir gerileme sürecine girdi Bazı Batılı tarihçilerin Bizans’ın siyasî mânâda yozlaşmış olması- nın bir sonucu olarak değerlen- dirme eğiliminde oldukları Malazgirt hezimeti, Bizans İmparatorluğu’nun geri dönülmez bir gerileme süreci- ne girmesine neden oldu. Bizanslıla- rın Emeviler döneminde el-Cezire’nin Batı uçlarında durdurmayı başardık- ları Müslüman ilerleyişi yeniden ha- yatiyet kazandı. Müslümanlara karşı sınırları koruma vazifesini icra eden akritai teşkilatı çöktü ve Bizans İmpa- ratorluğu Anadolu’daki toprakların- dan kademe kademe çekilmeye başla- dı. 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbul’un fethedilmesiy- le sonuçlanan bu geri çekilme, denile- bilir ki Malazgirt’te ateşlenen sürecin uzun vadeli ve fakat doğrudan sonu- cuydu. 1 Bizans İmparatorluğu Selçukluların vassalı oldu Malazgirt Savaşı’nda ağır serbest bırakılacak ve Bizanslılar bir hezimete uğrayan Bi- bir daha İslam ülkelerine saldırma- zans İmparatoru Roma- yacaklardı. Ayrıca Bizanslılar Sul- nos Diogenes, Sultan Alparslan ile tan’ın talep etmesi durumunda Sel- çok ağır şartları olan bir anlaşma çuklulara yardımcı askerî birlik de yapmak zorunda kaldı. İmpara- göndereceklerdi ki, bu madde her tor’un kurtuluş fidyesi olarak bir dönemde vassal devletlerin maruz buçuk milyon dinar vermesini ka- bırakıldığı bir yükümlülüktü. Kay- rara bağlayan anlaşmaya göre, Bi- nakların 50 yıllığına yapıldığına zanslılar Selçuklulara her yıl 360 işaret ettikleri fakat Romanos’un bin dinar tutarında vergi ödeyecek; tahtından indirilerek öldürülme- Antakya, Urfa, Menbiç ve Malaz- siyle yürürlüğe girmeyen bu anlaş- girt gibi yerler Selçuklulara teslim ma, hukukî olarak Bizans’ı Selçuk- edilecek, bütün Müslüman esirler lu vassalı haline getiriyordu. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 71

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— 3 Türkler İslam » Alparslan’ın elçilik heyeti dünyasının Sultan Alparslan Bizanslıların Malazgirt’i ele geçirdikleri günün ertesinde, 25 Ağustos 1071 günü akşam mutlak liderleri saatlerinde muhtemel bir barışı müzakere etmek üzere Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’e bir elçilik haline geldi heyeti göndermişti. Heyetin başında Bağdat’taki Abbâsî halifesi tarafından Alparslan’ın yanına yollanmış, İslam dünyasının seçkin hukukçularından İbnü’l-Mahleban bulunuyordu. İmparatorun heyet üyelerini Selçukluların Malazgirt’te Bi- tahkir edişini tasvir eden bir illüstrasyon (Christa Hook). zanslılara karşı kazandık- ları büyük zafer, Türklerin İslam dünyasının mutlak siyasî li- deri olduklarını tescil etti. Bu dö- neme kadar şu ya da bu nedenle Selçuklu önderliğine karşı mesafe- li duran bazı Müslüman topluluk- lar, Malazgirt Savaşı ile birlikte İs- lam âlemindeki Türk yükselişinin reddedilemez bir olgu olduğunu idrak ettiler. Zaferi kazanan Sel- çuklu ordusunda Müslüman emir- liklerden gelmiş askerî birliklerin bulunmasının yanında, İslam coğ- rafyasının her bir yanında Malaz- girt Zaferi’nin büyük bir coşkuyla kutlanması ve tabir yerindeyse “İs- lam’ın zaferi” telakki edilmesi de bu duruma işaret eder. 4 Anadolu’nun 5 İslam dünyasında siyasî birlik sağlandıüyük Selçukluların en başından Türkleşme süreci başladı beri tesis etmeye çalıştıkları Bağ- Selçukluların ilk dönemlerin- Bdat merkezli Sünnî İslâm birliği de Çağrı Bey’in Anadolu seferi siz egemenleri olduklarını ve bu coğ- ile başlayan Türkmenlerin Ana- rafyada siyasî iktidarın kendi uhdele- dolu’ya yönelik akınları Tuğrul Bey rinde olduğunu dosta düşmana ispat ve Sultan Alparslan dönemlerinde de devam etmekle birlikte, bunlar siste- Malazgirt Zaferi ile siyasî mânâda sağ- etmiş oldular. Çok değil, 20 yıl önce matik bir bütünlükten yoksundu. Fe- tihten ziyade “yağma ve talan” amacı lanmış oldu. Sünnî İslam anlayışının Bağdat’a kadar sokulup İran içlerine Şia taşıyan bu akınlar, Malazgirt Savaşı’n- dan sonraki süreçte sistematik fetih siyasî liderliğini temsil eden Selçuklu- propagandası yaparak Abbâsî varlığını hareketlerine dönüştüler. lar, devrin en büyük imparatorluğunu fiilen sona erdirmiş olan Şiî-Fâtımîler Türkmenler Anadolu’ya yerleşip bu coğrafyayı yurt edinmeye, yarımada- dize getirmekle Yakındoğu’nun rakip- siyasî güç ve iddialarını hızla yitirdiler. yı dönüştürmeye başladılar. Nitekim 1071 yılı üzerinden henüz 10 yıl bile geçmeden Selçukluların Batı Anado- lu uçlarına kadar gelip İznik’te Türki- ye Selçuklu Devleti’ni kurmaları da bu durumu açıkça ortaya koyar. 72 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

——————————————————————————————————————— Malazgirt Savaşı 6 Sultan-Halife » Haçlı fitili ateşlendi ayrımı mutlaklaştı Malazgirt Zaferi, Katolikleri ve Ortodoksları Hıristiyan birliğinin tesisi Hükümdarlık anlamında “Sultan” yönünde harekete geçirerek Haçlı unvanı ilk kez Gazneli Mahmud Seferlerine zemin hazırlamıştı. tarafından kullanılmakla bir- likte, İslam dünyasında hilafet otoritesi- nin dışında yeni ve siyasî mânâda onun da üzerinde bir kuvvete malik himayeci bir iktidar odağı olarak anlamını Selçuk- lularda bulan “saltanat” olgusu, Malaz- girt’te elde edilen büyük zaferin ardın- dan Sünnî İslam siyasalının ana arteri oldu. Tuğrul Bey döneminden itibaren Abbâsî halifelerinin Selçuklulara devret- tikleri siyasî ve askerî liderlik yetkesi ilk büyük sınavında başarılı oldu ve İslam tarihinin sonraki döneminde halifeler -ufak çaplı başarısız bazı teşebbüsleri say- mazsak- siyasî bir varlık ve iddia içinde ol- madılar. Bu bakımdan denilebilir ki, Ma- lazgirt Zaferi, aynı zamanda Sünnî İslam anlayışının siyasî vizyonunun ana hattını da belirleyen bir eşik oldu. » Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta bulunan Tuğrul Bey heykeli. 7 Hıristiyan Batı’nın Müslüman Türk korkusu ayyuka çıktı Bizanslılar açısından Türk- lerin Yakındoğu’daki var- dokslar Hıristiyan birliğini tesis lıklarının kalıcı olduğunun etmek için daha gayretli olmaya başladılar, böylece Haçlı Seferle- kesin biçimde anlaşıldığı Malaz- rinin de zemini hazırlandı. Papa girt Savaşı, başta Papalık maka- Urbanus ilk Haçlı Seferi’nin çağ- mı olmak üzere Katolik Hıristi- rısını yaptığı konsilde “Kudüs’ü yan dünyasının Türk korkusunu çiğnemekte olan kâfirlerden” söz da tebarüz ettirdi. Yüzyıllardan ederken, Selçuklu Türklerinden beri devam ettirdikleri mezhep bahsediyordu. Nitekim ilk Haçlı çatışmaları yüzünden tabir yerin- Seferlerinin Selçuk Anadolu’su- deyse kanlı bıçaklı olan Katolik nu hedef alması da buna delalet Avrupalılar ile Ortodoks Bizanslı- eder. lar safları sıkılaştırdılar. Uzun sü- redir Bizans’ın askerî destek çağ- rılarını cevapsız bırakan Papalık, Malazgirt’ten sonra Bizans’a bakı- şında belirgin bir değişikliğe git- Mustafa Alican ti. Gerek Katolikler, gerekse Orto- Doç. Dr., Adıyaman Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 73

 Dosya ————————————————————————————————————————— » Çaldıran Savaşı’nı tasvir eden bir minyatür. 74 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

AĞ U S T OS ZAFİERLER 3-4 YAVUZ’UN AĞUSTOS ARMAĞANLARI ÇALDIRAN VE MERCİDABIK Yahya Kemal’in ifadesiyle “bir seferde peygamberler ülkesini fetheden kaderin büyük kumandanı” Yavuz Sultan Selim 5 asır önce âlem-i İslâmı son defa tek bayrak altında toplamıştı. Türklerin hakanı, Rumların sultanı, Müslümanların halifesi Yavuz’u 500. yıldönümlerinde hatırlanmayan zaferleriyle yâd ediyoruz.  D. MEHMET DOĞAN [email protected] 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 75

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— 36Osmanlı hükümdarın- dedir. Fakat bunun ötesinde Mekke büyük şairimiz Yahya Kemal’in bunu dan kaç tanesi ilk seferde Şerifi Bereket, oğlunu Kahire’ye gön- yapmak istediğini söyleyebiliriz. İşte zihnimizde canlanır? Ku- dererek Selim Han’a tebriklerini ve onun Selimname’si böyle bir şiirdir: rucu şahsiyet olarak Osman Gazi el- bağlılıklarını bildirmiş, Mekke ve Me- bette unutulmaz. Ondan sonra ilk dine’nin anahtarlarını takdim etmiş- Eflâkden o dem peyâm-ı kader gelür hatırladığımız İstanbul’un fatihi II. tir. Yavuz da Şerif’e vazifesinde deva- Gûş-ı cihane velvele-i bâl ü per gelür Mehmed’dir. Üçüncü isim büyük ih- mı adına hilat ve teşrif (gösterişli bir Devr-i fütuhu sûr-ı Sirafil müjdeler timalle Sultan Süleyman olacaktır. elbise) göndermiştir. Hak’dan nizam-ı âlemi te’mine er gelür. Onun ihtişamlı devri önemli olmakla beraber, babası Yavuz Sultan Selim bü- İslam dünyasının kalbi mahiyetin- Göklerden kaderin haberi ulaştığın- külmez karakteri ve başardığı işlerle deki Hicaz bölgesinin rıza ile Osman- da cihanda var olanların kulağına (me- Fatih’le birlikte hatırlanması gereken lı hâkimiyetini kabul etmesi büyük leklerin) kanat sesleri gelir... Fetihler büyük bir isimdir. önem taşıyor. Bugün İslam dünyasının devrini İsrafil suruyla müjdeler, çün- düzmece devletleri/devletçikleri ve ki- kü yeryüzüne nizam-ı âlemi sağlamak 500 yıl önce devletimizin başın- fayetsiz muhteris yöneticileri, birbir- için bir kahraman gönderilmiştir! da Sultan Selim Han vardı. Osmanlı lerine sömürgeci güçler adına kum- tarihinin Fatih’ten sonra devir açan pas kurarken, beş asır önce güçlü bir Yavuz Sultan Selim’in kısacık (se- büyük hükümdarı beş asır önce bu- otoritenin şemsiyesi altında varlığı- kiz buçuk yıl) saltanat döneminde yap- günlerde Mısır’da idi. 22 Ocak 1517’de nı devam ettiren mahallî otoritelerin tıklarıyla devir açan bir kahraman Ridaniye Zaferi’ni kazanmış, bir hafta ne kadar şerefli bir mevkide oldukları- olduğundan şüphe edebilir miyiz? İs- sonra Kahire’yi fethederek 15 Şubat’ta nı görmemek idraksizlikten başka bir tanbul’un fethinden sonra, Sultan merasimle şehre girmişti. 10 Eylül şey değildir. Mehmed Anadolu’nun siyasî birliğini 1517’de Kahire’den ayrılana kadar sa- geniş ölçüde sağlamıştı. Türkiye’nin dece bir defa İskenderiye’ye gidip gel- Tarih şuurumuzu tecdid etmek, ye- doğusu ile İran’a hükmeden Akkoyun- miş, belki de hükümdarlığı sırasında nilemek zorundayız! Bunu yaparken lu hükümdarı Uzun Hasan’ı Otlukbe- İstanbul dışında en uzun süre Kahi- Yavuz Sultan Selim’e çok mahsus bir li’nde (11 Ağustos 1473) mağlup etmiş, re’de yaşamıştı. yer vermemiz gerekiyor. 100 yıl önce böylece İran-Anadolu zeminine otu- ran bu Türkmen devletinin Anadolu II. Mehmed, yani Fatih, İstanbul’un İran’da ortaya çıkan ayağını budamıştı. fethiyle çağ açmıştı. Torunu Selim ve Türkiye’yi olumsuz Han, hem bugünkü Türkiye sınırları- etkileyen gelişmelere Fatih’ten sonra II. Bayezid, Cem Sul- nı çizdi, hem de İslam dünyasının bir- gereken cevabı verebi- tan gailesi ile epeyce meşgul oldu. Bu liğini son defa sağladı. Bununla birlik- lecek şahsiyet halkın arada Akkoyunlu Devleti Sünnî temel- te devir açan büyük bir devlet adamı dilinde türküleşmişti: li bir tarikatken, Şiileşen Erdebil tek- oldu. Dedesinin İstanbul Fatihi olarak Yürü Sultan Selim, kesinin genç lideri İsmail tarafından kazandığı şöhretten sonra oğlu Süley- devran senindir! yıkılmış, onun hâkimiyet alanlarına man’ın muhteşem bir imparatorluğun Safevî Devleti oturmaya başlamıştı. hükümdarı olarak anılması, Sultan » Mukaddes emanetler İstanbul’da Şah İsmail, bir devlet başkanı olmak- Selim’in öneminin yeterince kavrana- Memlûk Devleti’nin muhafazası altında bulunan dan öte, kutsal-karizmatik bir lider mamasının sebepleri arasında sayıla- mukaddes emanetler Yavuz Sultan Selim’in Mısır konumundaydı. İran’ın batısı ve Tür- bilir. Halep’te (veya Kahire’de) hatibin seferi sonrasında İstanbul’a, Topkapı Sarayı’na kiye’nin doğusuna hükmeden İsmail hutbede adını hâkimül- getirildi. Üstte mübarek sakal-ı şerif. tamamen Türkmen kabilelerine daya- harameyn (Mekke ve nıyor, onların yaygın olarak bulundu- Medine’nin hâkimi) ğu Türkiye’nin diğer bölgelerine de el şeklinde anmasına atarak propaganda faaliyetleriyle ta- itiraz ederek bunu raftar kazanıyor, hatta buralar halkı- “hâdimülharemeyn” şek- nın önemli bir kısmı göç ederek Azer- linde düzelttiği bilinir. “Mekke baycan’a gidiyordu. ve Medine’nin hizmetçisi” unvanı bundan sonra Osmanlı sultanlarının Devran senindir! unvanları arasında yer almıştır. Bu sırada Trabzon sancağında bu- Peki, Yavuz Mekke ve Medine’yi, lunan şehzade Selim, Şah İsma- Hicaz’ı silah zoruyla, savaşla mı almış- tır? Eğer Memlûk Devleti’ni tarihten il’in Anadolu’daki faaliyetleri- silerek bütün arazisini Osmanlı sınır- ni daha yakından görmekte ları içine alması kastediliyorsa, Hicaz ve rahatsız olmaktadır. Os- da bu şekilde Osmanlı toprakları için- manlı kamuoyu “sofu” veya “velî” olarak anılan Baye- zid’in Safevîlere karşı ge- 76 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

———————————————————————————————————— Çaldıran ve Mercidabık reken tepkiyi vermediği görüşündey- » Padişahlık yaptığı 8,5 yıllık kısa süre içerisinde Osmanlı Devleti’ne büyük zaferler kazandıran Yavuz Sultan di. İran’da ortaya çıkan ve Türkiye’yi Selim Han. olumsuz etkileyen gelişmelere gere- ken cevabı verebilecek şahsiyet halkın ba olarak tanınan Hamidüddin Ak- de etmek için kendisini doğurup bü- dilinde türküleşmişti: Yürü Sultan Se- sarayî’nin Erdebil’de ondan el aldığı yüten, uzun süre Akkoyunlulardan lim, devran senindir! biliniyor. Devlet olmak isteyen Safevî- saklayan annesine Şiî olmasını emret- likte, Sünnî Osmanlı otoritesine kar- mesi, kabul etmeyince de onu öldürt- Sultan Selim’in tarihin çelik iradeli şı Şiîlikten güç alarak varlığını kabul mesi iddiası yeterli bulunabilir. Devlet şahsiyetlerinden biri olduğundan şüp- ettirmekten başka seçenek olmadığı- olduktan sonra kızılbaş sufî romantiz- he yok. Önünde iki ağabeyi varken ve nı kavrama şeklinde seyreden bir zih- mi terk edilerek Şiî fıkhı esas alınmak büyük ağabeyi veliahd olarak tahta nî dönüşümden söz edilebilir. Üçüncü yoluna gidilmiş, Şah İsmail o zamana hazırlanırken yaptığı hamle güçlü bir nesilden itibaren Şiîlik üzerinden siya- kadar Sünnîliğin hâkim olduğu İran’ı irade eseriydi ve karşılığını bulacaktı: set yürüten Safevîlerin, Şah İsmail’in kılıç zoruyla Şiîleştirmiştir. Bu cebrî Yeniçerilerin ve ulemanın desteğini gücü ele geçirdikten sonra halkını Şiî- dönüşüm İran’da parlak ilim, fikir ve sağlayan “Selim Şah”, babasının “oğ- leştirmede nasıl sert davrandığını ifa- edebiyat hayatının sonu olmuştur. lum Sultan Selim Han’ı yerime nasbey- ledim, Allah mübarek eyleye” diyerek hükümdarlıktan feragati üzerine tah- ta çıktı (14 Nisan 1512). Tahta çıktıktan sonra daha önce ve- liahd konumundaki kardeşi Ahmed’le mücadeleye mecbur oldu. Onu berta- raf ettikten sonra 1514 Mart’ında İran seferi için yola koyuldu. Bu, coğrafya- lar arası bir hâkimiyet mücadelesi ol- duğu kadar, dinî anlayış farklarına dayanan bir siyaset mücadelesidir. Os- manlı başlangıçtan itibaren Sünnî İs- lam’ın temsilcisi olmuş, Anadolu’nun batısında uç veren bu gaza devleti kı- sa sürede Balkanlarda önemli bir güç haline gelmiş, Avrupa’nın ortalarına doğru ilerlemiştir. Avrupalıların bu şartlar altında Osmanlılara karşı bir güç olarak ortaya çıkan Safevîlerden yararlanmak istemeleri tabiî idi. Yavuz, Safevî yayılma siyasetinin Osmanlı’nın asıl merkezini çökerte- ceğini ve Balkanlardaki varlığını te- melsiz bırakacağını bildiği için engel- lenmesinin şart olduğunun şuurunda idi. Safevîler daha önce Osmanlılardan güçlü bir önleyici tepki görmediklerin- den şımarmışlar, nitekim İsmail’in Di- yarbekir Beylerbeyi Ustaclu Mehmed, Yavuz tahta çıktıktan kısa süre sonra Osmanlı sarayına kadın elbisesi gön- dermişti! Her ne kadar Yavuz tahta oturmuşsa da, kardeşleri ile taht mü- cadelesi sona ermemişti. İşte o fasıl ka- pandıktan sonra Selim Han, İsmail’e inancının bâtıl olduğunu, pişmanlık gösterir de İslam’a dönerse affedilece- ğini belirten bir mektup yazdı. Şeyh Safiyüddin’in tekkesinin baş- langıçta Sünnî olduğu, Somuncu Ba- 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 77

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— Çaldıran: lar. 1639’da imzalanan Kasr-ı Şirin Ant- ve Korkut’a karşı savaşmak zorunda Doğu Anadolu laşması ile savaşlar çağı kapandı. Bu kalınca bu kanunu tatbik etmeye mec- kontrol altında arada, İran’da Safevî hanedanının yı- bur oldu. Nizam-ı âlem için bu gerekli kıldığını ve yerine Kaçar hanedanının idi. Çünkü kardeşler o zamanın dünya Safevî devletine karşı savaşmak geçtiğini unutmamak gerekir. güçleriyle (Safevîler, Memlûklar) işbir- üzere yola çıkan Osmanlı ordu- liği yaparak devleti ele geçirmeye çalı- su Sivas’ta sayıldı, 140 bin mev- Selim nasıl Yavuz oldu? şıyorlardı. Nizam-ı âlemi temin etmek cudun 40 bini ihtiyaten orada bir zaruretti, kardeş katli pahasına da bırakıldı. Şah İsmail’le karşılaşmanın Sultan Selim Han, ki onun adı ve olsa... Bugün yaşadıklarımızı bir de bu Erzincan’da olacağı tahmin ediliyordu unvanı budur, Yavuzluğu sonradandır. zaviyeden değerlendirmek lâzım. fakat İsmail ve ordusu ortalıkta yok- Devletin hassas bir döneminde Selim tu. Ulaşılan yerlerde tarım ürünleri- Şah olarak hükmettiği Trabzon’dan Selim Han Çaldıran’da bir Türk hü- nin talan edildiği görülüyordu. Yavuz, kalkarak İstanbul’a geldi ve babasını kümdar ve onun neredeyse tamamen İsmail’e yeni mektuplar yazdı. Ona ta- tahttan çekilmeye ikna etti. Ağabeyi Türkmenlerden oluşan ordusunu mağ- savvuf bağını kastederek aba ve hır- Korkut, Yavuz’un padişahlığını tanıdı, lup etti. Bu zaferden sonra İstanbul’a ka gönderdi. Karşısına çıkmaması yü- diğer kardeşleri isyana kalkıştı. Sonra dönen Yavuz, Amid’in (Diyarbakır şeh- zünden kadın elbisesi göndermeyi de Korkut da asi oldu. Sultan Selim yufka rinin eski adı) stratejik mevkiinden ihmal etmedi. Nihayet İran sınırları yüreklilik yapmış, Fatih kanunname- ötürü Safevîlerden alınmasını emret- içindeki Maku şehrine yakın Çaldıran sini uygulamamıştı. Ağabeyi Ahmed’e ti. Bıyıklı Mehmed Paşa’nın Osmanlı Ovası’nda iki ordu karşı karşıya geldi (23 Ağustos 1514). 500. YILDÖNÜMLERİNİ İsmail’in ordusunun neredeyse ta- NASIL UNUTTUK? mamı süvari Türkmenlerden oluşur- ken, Osmanlı ordusunda Balkanlar- İran ve Türkiye birbirlerine pek dan gelen unsurlar da bulunuyordu. benzemez sanılan benzer ülkeler- Süvari birlikleri yanında, tüfek kul- dir. Bu kültürel benzerliğin İran’ın lanan piyadelere ve topçulara sahipti. Türkistan ile Türkiye arasında bir Savaş Osmanlı ordusunun tüfek ve top coğrafya olmasından kaynaklandı- atışlarıyla başladı. Eski Türkmen usulü ğını, doğudan Türkistan ve batıdan süvari birliklerinden oluşan Şah’ın or- Türkiye’nin bu ülkenin kültürel arka dusu daha baştan şaşkınlığa uğradı ve planını etkilediğini söyleyebiliriz. Osmanlı gücü karşısında mukavemet (Bakınız: Türkistan Türkiye Gerge- edemedi. İsmail canını kurtarmak finde İran kitabımız). Türkiye’yi Tür- için arkasına bakmadan kaçtı. Yavuz kiye yapan temel hadiselerden biri zaferden sonra Tebriz’e kadar gitti. Ri- olan Çaldıran Zaferi’nin (23 Ağustos vayete göre İran’ı geçip Türkistan’a git- 1514) 2014 yılına tekabül eden 500. mek, böylece bir asır önceki Timur’un yıldönümünde hatırlanmadı bile. seferini iade etmek istiyordu. Fakat Ye- Bu yüzden o sıralar yapımı devam niçerilerin daha öteye gitmeye niyetle- eden üçüncü Boğaz köprüsüne ri yoktu. Yavuz Sultan Selim’in adının veril- mesi gerçek bir 500. yıl kutlaması Yavuz bu seferle Anadolu’nun doğu- olarak kabul edilebilir. Devletimizin sunu kesin olarak kontrol altına aldı. bugünkü sınırları bu zaferle ve iki Bu sefer aynı zamanda bölgedeki Kürt- yıl sonra kazanılan bir diğer zaferle lerin mezhep birliği üzerinden Os- çizildi: Mercidabık, 24 Ağustos 1516. manlı Devleti’yle bütünleşmesiyle so- İki büyük zaferin iki yıl arayla, gün nuçlandı. olarak birbiri peşine gelmesi müthiş bir tevafuk! Köprünün açılışı için bu Türkiye-İran mücadelesi elbette iki savaşın yıldönümleri değil de, Çaldıran’la sona ermedi. Yavuz’un oğ- Alparslan’ın Malazgirt Zaferi’nin lu Süleyman ve daha sonra bilhassa IV. 945. yıldönümü seçilmişti. Murad İran’ı hedefleyen seferler yaptı- 78 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

———————————————————————————————————— Çaldıran ve Mercidabık askerleri yanında İdris-i Bitlisî’nin 10 » İran’ı Şiîleştiren lider Mercidabık: bin Kürt gönüllüsü de Amid’in alın- İran coğrafyasını Şiîleştiren ve bugünkü İran Nebiler ması için harekete geçti. Şehrin Safevî devletinin ideolojik temellerini atan Şah İsmail diyarının fethi valisi Kara Han, böyle büyük bir gücü Çaldıran’da Yavuz Sultan Selim komutasındaki karşısında görünce vuruşmadan şehri Osmanlı orduları karşısında tutunamayarak savaş Bugünkü Türkiye’nin doğu sı- teslim etti. nırlarını Çaldıran’da belirle- meydanından kaçtı. yen Yavuz, güney sınırlarının Amid’in bu şekilde alınması Kürtle- selâmeti için de gerekeni yap- rin Osmanlı’ya bağlılığının parlak bir mıştı. Mısır merkezli başka bir Türk sonucu idi. Bu yüzden 500 yıl sonra devleti olan Memlûklar üzerine yürü- hainler Bıyıklı Mehmed Paşa’nın mi- mesi öncelikle iki güçlü otorite arasın- marî değeri yüksek Kurşunlu Camii’ni da kalan, bu yüzden de zaman zaman bütün imkânlarını kullanarak tahrip bocalayan güney bölgemizdeki bey- etmeye çalıştılar. Amid’in Osmanlıla- liklerin Türkiye bütünlüğü içine alın- ra teslimi Diyarbakır’ın şanlı bir zafer masını sağlamıştır. Mısır seferi aynı günüdür (19 Eylül 1515). Bu zafer Ya- zamanda Osmanlı iktisadiyatının Af- vuz’un Bıyıklı Mehmed Paşa’nın ve İd- rika, Arabistan ve Hint Okyanusu’na ris-i Bitlisî’nin yâd edildiği bir gün ola- açılmasına zemin hazırlamıştır. rak lâyıkıyla kutlanmalı. İşin dinî-siyasî boyutuna gelince: » İran’ın Isfahan şehrindeki Çehel Sütun (Kırk Yavuz’un kendine mahsus bir otorite- Sütun) Sarayı’nın duvarlarından birinde bulunan si olmayan Abbasî hilafetine son ver- diği de bilinir. Hilafeti üstlenmiş mi- Çaldıran Savaşı tasviri. dir? Bu hususta bir hayli tartışma var. Fakat Abbasî hilafeti sona erdiğine, mukaddes emanetler İstanbul’a geti- rildiğine ve Topkapı Sarayı’nda mu- hafaza altına alındığına göre tabiî olarak Yavuz’un hilafeti üstlendiğini düşünmeliyiz. Buna rağmen Osmanlı padişahları, saygı ifadesi olarak halife unvanını 19. yüzyıla kadar pek öne çı- karmamışlardır. Sultan Selim, Anadolu’nun gü- ney bölgelerinde de nüfuzu olan Mı- sır merkezli Memlûklarla savaşma- yı stratejik hedefleri arasına almıştı. Çaldıran’dan iki yıl sonra Mısır seferi- ne girişti. Birinci defa Şiî Safevî Türk devleti ile savaşan Selim Han ikinci defa yine bir Türk devleti ile savaşa tutuşuyordu. Memlûklar, çoğu Türk asıllı, Türk asıllı olmayanları da Türk- çe konuşan köle bir askerî sınıfın yö- nettiği bir devletti. Memlûk Devleti, İbni Haldun’un deyimiyle dahi Dev- leti’t-Türkiye idi, yani “Türk devleti”. Tam 501 yıl önce, 24 Ağustos 1516’da Selim Han Mercidabık’da Memlûk Sul- tanı Kansu’nun ordusunu mağlup ederken, daha önce böyle bir mağ- 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 79

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— » Bir devletin sonu 1516’da Şah İsmail ile ittifak ettiği için Kansu Gavri üzerine giden Yavuz Sultan Selim Mercidabık Ovası’nda büyük bir zafer kazandı. Bu savaşla Memlûk Devleti tarih sahnesinden silindi. Mercidabık Savaşı’nı tasvir eden bir minyatür. lubiyete maruz kalmamış olan, dün- şimdi? Suriye’nin en fazla tahrip edi- Abbasi halifesi Mütevekkil’in ema- yanın o zamanki ikinci büyük devle- len, medenî varlığı en fazla yok edilen neti Halep’te veya Kahire’de Osman- tini yenmiş oluyordu. Büyük şairimiz şehri. Ahalisi hunharca katledilirken, lı Sultanı’na teslim ettiği yönünde Yahya Kemal, Selimname’de Mercidabık şehirden tarihin izleri de siliniyor. rivayetler vardır. Yukarıda da belirt- Zaferi’ni şöyle şiirleştiriyor: tiğimiz gibi 29 Ağustos 1516’da hatip Sultan Selim, İslam dünyasının var- Cuma hutbesinde ondan “hâkimül Seyreylesün felek kaderin şehsüvarını lığı açısından Kılıçarslan, Selahaddin haremeyn” olarak bahsedince, Selim Fethetti bir seferde nebîler diyarını ve Baybars serisinden büyük bir kah- Han cemaatin içinden “hayır, hâdi- ramandır. 5 asır önce âlem-i İslâmı son mülharemeyn” (Haremeyn’in hade- Mercidabık coğrafî olarak Halep’e defa tek bayrak altında topladı. Mer- mesi) düzeltmesini yapmıştı. Bu vak’a çok yakındır. Beş asır önce Osmanlı cidabık’ı Ridaniye takip etti. Kudüs’te muhtemelen Halep Ulu Camii’nde, ordusunun Halep’e girişi yeni bir dev- durak verildi, Mescid-i Aksa’da iki yani şimdi tamamen yıkılmış olan rin başlangıcı idi. Halep Osmanlı dö- rek’at hacet namazı kılındı; Filistin, Si- Halep Emeviye Camii’nde cereyan neminde en parlak devrini yaşadı. Ya na aşıldı ve nihayet Kahire’ye ulaşıldı. etmiştir. O artık “halife” idi. Tevazu- undan bu unvanı kullanmadı. Fakat dünyanın en güçlü Müslüman devle- ti tabiî olarak hilafet makamını da deruhte ederdi, bunun ilânına gerek yoktu. Ridaniye Zaferi’nin (22 Ocak 1517) 500. yılındayız. Bu, İslam dünyasının birlik ve bütünlüğünün de 500. yılı demektir. Ne Mısır hatırladı bu yıldö- nümünü, ne de Türkiye. Günümüzde tarih hızlı akıyor, bu akış içinde mut- laka zihmizi diri tutan sabiteler ol- malı. Sadece bizim değil, bütün yakın coğrafyanın hâfızasını harekete geçi- ren büyük şahsiyetler, büyük olaylar, kalıcı kurumlar üzerinden konuşa- rak zihnimizi diri tutabiliriz. Bu çer- çevede düşünülürse, beş asır öncenin büyük kahramanı Yavuz Sultan Se- lim’in hatırlanması büyük önem taşı- yor. Türklerin hakanı, Rumların sul- tanı, Müslümanların halifesi... Yavuz Sultan Selim Han nasıl unutulur? Yahya Kemal’la birlikte söyleyelim: “Felek, bir seferde peygamberler ülke- sini fetheden kaderin büyük kuman- danını görsün!” D. Mehmet Doğan Yazar. 80 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS



AĞ U S T DÖzoeslyDao—s—ya————————————————————————————————————————İERLER Mohaç Meydan Muharebesi 2 SAATTE AVRUPA’NIN KAPILARINI AÇAN SAVAŞ OS ZAF 5 82 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

————————————————————————————————————Mo—ha—ç M—e—yda—n MXuxhxaxrxexbxexsxi Osmanlılar taktik, düzen ve ani değişime hazır bir savaş disiplini sayesinde iki saat süren bu muharebeden galip çıktılar.  FAHAMEDDİN BAŞAR [email protected] Bu sırada Fransa ile Habsburg İmparatorluğu ara- sındaki mücadelede Almanlara esir düşen Fransa K anuni Sultan Süleyman devrinde, 29 Ağus- kralı I. François’nın annesinin oğlunun kurtarılma- tos 1526 tarihinde Macaristan’ın güney sı- sı için kendisine müracaat etmesi de Kanuni Sultan nırı yakınlarındaki Mohaç ovasında gerçek- Süleyman’ın bu seferi bir an önce gerçekleştirme- leşen Mohaç Meydan Muharebesi, sadece Osmanlı si gerektiğini gösteriyordu. Padişah Habsburgların Devleti’ni değil, Avrupa tarihini de etkilemiş olup Fransa’yı ele geçirip Avrupa’da tek güç haline gel- Avrupa’daki siyasî gelişmelerle yakından ilgilidir. melerini engellemek için Fransızlarla anlaştığı gibi Macaristan seferi hazırlıklarını hızlandırdı. Niha- Belgrad’ı Macarlardan alan Kanuni Sultan Süley- yet hazırlıklar tamamlanınca, veziriazam ve aynı man’ın sonraki hedefinin Macaristan olduğu anla- zamanda Rumeli beylerbeyi olan İbrahim Paşa ile şılmıştı. Zira Macar kralı II. Layoş, Kanuni’nin tahta birlikte 23 Nisan 1526’da İstanbul’dan hareket etti. çıkışını tebrik etmediği gibi, mevcut antlaşmaları teyit etmek maksadıyla gönderilen elçileri de hap- Ordu Filibe’ye ulaşınca İbrahim Paşa öncü bir- se attırmıştı. Bunu düşmanlık belirtisi telakki eden liklerle önden ilerlemeye başladı. Padişahın ya- padişah, 1526 yılının bahar aylarında Macaristan seferi için hazırlıklara başladı. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 83

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— » Kanuni’nin ordusundan kaçarken... meydana gelen 20 bin kişiyle Osmanlı ordusu- Macar Kralı II. Layoş Mohaç meydanından kaçarken, akşam karanlığının da tesiriyle Csele nun karşılanacağı Mohaç ovasına doğru ilerle- deresinde boğuldu. Cesedinin bulunuş anını tasvir eden bir tablo (Soma Orlai Petrich, 1851). mekteydi. 20 Temmuz’da Budin’den ayrılan Ma- carlar 19 Ağustos’ta hedefe ulaşmış, savunma nında ikinci vezir Mustafa Paşa, üçüncü vezir sistemine göre yerleşmişlerdi. Macar ordusunun Ayas Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa mevcudu sefer sırasında katılan birliklerle 40-50 bulunuyordu. bin dolayına ulaşmıştı. Kral burada savaş mecli- sini toplayarak nasıl bir plan izleneceği konusu- İklim şartları sebebiyle güzergâh olarak Se- nu tartışmaya açtı. Padişaha barış teklif edilmesi mendire yerine Alacahisar (Kruşevac) üzerin- ve Osmanlı ordusunun sefer güzergâhında kar- den yola devam edildi. Kanuni Sultan Süleyman şılanması gibi fikirleri ileri sürenler olmuşsa da ise 7 Temmuz’da Belgrad’a ulaşmış, Ramazan neticede Mohaç ovasında beklenilmesi kararlaş- bayramını burada geçirmişti. tırıldı. Buradan savaş taraftarı olan grubun gö- rüşlerinin ağır bastığı anlaşılıyor. İbrahim Paşa’nın öncü kuvvetleri 14 Tem- muz’da yol üzerinde bulunan Petervarad’ı ku- Savaş disiplini galibiyet getirdi şattılar. Bayram günü, 11 Temmuz’da Sava üze- rinde kurulan köprüden geçen padişah, 22 Bu sırada Osmanlı ordusu da sürekli yağan Temmuz’da Varadin Kalesi yakınlarına kadar yağmurların bataklık haline getirdiği güzer- gelerek bir süre kuşatmayı izledi. Ertesi günkü gâhtan güçlükle ovaya ilerliyordu. Osmanlı ta- büyük hücumda 60 yeniçeri ile 600 asker haya- rihçisi Matrakçı Nasuh’a göre şayet Macarlar tını kaybetmişti. 27 Temmuz’da son hücum ya- ovada beklemeyip Osmanlı ordusunu karşıla- pıldı ve kale ele geçirildi. Varadin’in fethinden maya gitseydiler başarılı olabilirlerdi. Nihayet iki gün sonra padişah hedefin Budin olduğunu Osmanlı ordusu 28 Ağustos’ta Mohaç yakınla- açık şekilde ilan etti. rına ulaştı ve Baranyavar mevkiinde ordugâhı- nı kurdu. Ve Padişahtan beklenen haber geldi; Bu sırada Macar Kralı II. Layoş, Macarların ertesi gün savaş başlıyordu. Önde İbrahim Pa- yanında Leh, Bohemya ve Alman askerlerinden şa’nın Rumeli sipahileri ve tüfekçi grubunun bulunduğu kuvvetler olduğu halde yürüyüşe geçen ordu ancak ikindi vaktinden biraz önce 84 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

——————————————————————————————————— Mohaç Meydan Muharebesi » Zafere uzanan yol Macar Kralı II. Layoş, Kanuni’nin tahta çıkışını tebrik etmediği gibi, mevcut antlaşmaları teyit etmek maksadıyla gönderilen elçileri de hapse attırmıştı. Bunlar Mohaç zaferine giden süreci başlatan olaylar zincirinin ilk aşamasıydı. II. Layoş’un tasvirî bir resmi (sağda). Mohaç ovasına hâkim yüksekliklere ulaştı. He- la Avusturya ve Bohemya taraflarının idareci- nüz arkadaki kuvvetler gelemediği için savaşın si Arşidük Ferdinand, Macar tahtında hak iddia ertesi güne bırakılması kararlaştırıldı. Tam bu etmeye başlamış ve sonunda Macaristan top- sırada Macarlar âni bir saldırı başlattılar. Ancak raklarının bir kısmında hâkimiyet kurmuştu. savaş planını yapmış olan Osmanlılar hazırlık- Nihayet ülke toprakları üçe ayrıldı. Ancak bu, lıydı: Akıncı beyleri Bali Bey ve Bosna Beyi Hüs- Macaristan topraklarında Osmanlılar ile Habs- rev Bey Macar kuvvetlerini arkadan sarmak için burglar arasında 150 yıl sürecek olan mücadele- pusuya yatırılmıştı. nin başlamasına yol açacak bir gelişmeydi. Macar saldırısı ikindi vaktine doğru başlayın- Kaynakça ca plan uyarınca Rumeli askeri iki yana açıldı. İbn Kemal, Tevârîh-i Âl-i Osmân, X. Defter. Daha sonra topçu ve tüfekçi birlikler Macarla- Feridun Bey, Münşeatü’s-Selâtin, I, İstanbul 1274, s. 546-551. ra hücum ederek dağılmalarını sağladılar. Ar- P. Fodor, “Macaristan’a Yönelik Osmanlı Siyaseti, 1520-1541”, trc. Ö. kasından Macar ordugâhına sokulan Osmanlı kuvvetleri burayı da yağmalayıp tahrip ettiler. Kolçak, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Sayı 40 (2004), s. 11-84. Öte yandan pusudaki akıncılar da üzerleri- ne gönderilen kuvvetleri dağıttıktan sonra sü- G. Perjes, Mohaç Meydan Muharebesi, trc. Ş. Baştav, Ankara 1988. ratle Macar ordugâhına yönelmiş, burayı ate- Feridun Emecen, “Sultan Süleyman Çağı ve Cihan Devleti”, Türkler, şe vererek Macar ordusunun arka tarafından IX (Ankara 2002), s. 501-520. da kontrolü sağlamışlardı. Osmanlılar, Macar- Feridun Emecen, “Mohaç Muharebesi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm ların ani saldırısı ve arazi şartlarının verdiği Ansiklopedisi, Cilt 30, s. 232-235. olumsuzluğa rağmen asker sayısı bakımından Feridun Emecen, “Mohaç 1526 Osmanlılara Orta Avrupa’nın üstünlükten ziyade taktik, düzen ve ani deği- Kapılarını Açan Savaş”, Osmanlı Klasik Çağında Savaş, İstanbul 2015, s. şime hazır bir savaş disiplini sayesinde iki sa- 159-216. at süren bu muharebeden galip çıktılar. Macar ordu kumandanı Tomori hayatını kaybetmiş; Fahameddin Başar Kral II. Layoş kaçarken, akşam karanlığının da Prof. Dr., Fatih Sultan Mehmed Vakıf tesiriyle Csele deresinde boğulmuştu. Macar or- Üniversitesi Rektör Yardımcısı. dusundan 20 bin piyade ve 4 bin süvari savaş meydanında ölmüş, 10 bin kadar esir alınmıştı. Osmanlı’nın kaybı ise çok azdı. Savaşın sona ermesinden sonra bir gün Mo- haç ovasında kalan Kanuni Sultan Süleyman, hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Budin’e ha- reket ederek 11 Eylül’de şehre girdi. Ancak muh- temelen Macaristan’ı fethetmek değil, Eflak ve Boğdan gibi vasal hale getirmek niyetindeydi. Nitekim burada iki hafta kaldıktan sonra payi- tahta ulaşmak için yola çıkacaktı. Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan Mohaç Meydan Muharebesi, Osmanlı Devleti’nin Avru- pa siyasetinde ağırlığını hissettirip Orta Avru- pa’nın kapılarını açtığı gibi Macar Krallığı’nın da çökmesini hızlandırdı. Padişah Budin’e gir- diği halde burayı terk etmiş, idaresi Budin mer- kezli olmak üzere Zapolya’nın krallığını kabul etmişti. Ancak bu durum geçici oldu. Kral II. La- yoş’un ölümü üzerine, akrabalık bağı dolayısıy- 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 85

 DÖzoeslyDao—s—ya———————————————————————————————————————— 30 AĞUSTOS ZAFERİ “Milletin Gösterdiği Vazife Uğrunda Şehit Olmak” » İşgalcileri imha Türk ordusunun 26 Ağustos 1922’de Yunanlara karşı başlattığı umumi hücuma Büyük Taarruz adı verilmişti. Büyük Taarruz’u temsil eden bir resim. 86 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

———————————————————————————————————30—Ağ—us—tos—D—um—lupXınxaxrxxZxaxfexrxi “Dumlupınar Zaferi” olarak da adlandırılan 30 Ağustos Zaferi İstiklal muharebelerinde kesin zaferi sağladığı gibi bir ordunun “milletinin ordusu” olduğunu da açıkça ortaya koymuştu. Bunun anlamı ordunun milletin değerleri adına savaşmasıydı.  MUSTAFA BUDAK [email protected] 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 87

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— Aylardan Ağustos, günlerden Cuma, » Büyük Taarruz’da Türk topçuları ri, özellikle İngilizler Yunanlara gü- (Ağustos 1922). venlerini kaybettiler. Aynı zamanda Gün doğmadan evvel İklim-i Rum’a; İngilizler, Hindistan’da Gandhi’nin ni kurtardınız. Allah, Peygamber, Os- Müslüman Hintlilere destek verme- Yiğitler ordusu geçti hücuma, man Gazî, Fatih, Selim bütün büyük si, Ahmetabad’daki Milli Hind Kong- cedlerimiz sizden hoşnuddurlar!”(Y. resi’nin İstanbul’un derhal tahliyesi- Ya Allah, Bismillah, Allahü Ekber. ni istemesi ve İzmir ile Edirne dahil Kemal, “Bu Muharebenin Askerleri”, Eğil Doğu Trakya’nın Türkiye’ye geri ve- Bu dörtlük, rahmetli destan şa- Dağlar, MEB Yayınları, İstanbul 1992, s. 245) rilmesi talebinde bulunması sebebiy- iri Niyazi Yıldırım Gençosma- le zor durumda kaldılar. En önemlisi, noğlu’nun Malazgirt Marşı’na Ayrıca Yahya Kemal bu yazısında Sakarya Zaferi gösterdi ki, Türkleri ait. Malûmdur ki Ağustos ayı Türkle- Türk askerini “ba’sü ba’del-mevtin Anadolu’dan atmak mümkün değildi. rin zafer ayıdır. Malazgirt, Mohaç ve kahramanları” olarak tasvir etmek- son olarak 30 Ağustos, bu zaferlerin teydi (s.248). Yani “yeniden dirilişin Bu gerçeği kavrayan İngiltere ile sadece üçü. Aslında marşın sözleri bu kahramanları”. İşte 30 Ağustos Zafe- müttefikleri bir an önce Türk-Yunan zaferlerin “niçin” yapıldığını açıkça ri’ne, “yeniden dirilişin kahramanla- savaşını sona erdirmek ve Sevr’in ha- ortaya koyuyor. Çünkü bu zaferleri rı” olan Türk askerinin, Allah, Pey- fifletilmiş bir şekliyle barış antlaşma- kazanmak için yapılan savaşların ga- gamber, din, istiklal ve vatan gibi sını Türklerle imzalamak çabasına yesi ya vatan elde etme/vatan kurtar- mukaddes bildiği değerler uğruna giriştiler. Mesela 21 Mart 1922’de Pa- ma ya da en önemlisi Allah’ın dininin verdiği mücadele sonunda ulaşılmış- ris’te toplandıklarında, Türklere bu yayılmasıydı. Yani ilây-ı kelimetullah tır ki, yegâne gerçek budur. türden bir barış antlaşmasını teklif davası… ettiler. Tabii ki bu teklif reddedildi. Öyleyse bu noktaya nasıl gelindi? Nasıl ki Malazgirt Zaferi Türkle- Her şeyden önce, melhame-i küb- re Anadolu’nun kapılarını açtıysa, 30 ra (büyük kanlı savaş) olarak anılan Ağustos Zaferi de 200 yıldır gerileyen Sakarya Muharebesi 13 Eylül 1921’de ve büyük topraklar kaybeden, yok ol- zaferle sonuçlanınca İtilaf devletle- ma noktasına gelmiş olan bir devlet ve milletin “son vatan” kabul ettiği Anadolu topraklarında Avrupalı em- peryalist güçlere ve piyonlarına “dur” dediği zaferdir. Her iki zafer de diğer zaferler gi- bi Allah’ın dini adına kazanılmıştır. Bu yüzdendir ki, Mondros-Lozan ara- sı dönemde Anadolu’da verilen müca- delenin adı Mücahede-i Milliye, bili- nen adıyla Millî Mücadele olmuştur. Nitekim Millî Mücadele, kim ne der- se desin, ortak vatan ve ortak din adı- na yürütülmüş ve kazanılmıştır. Bu mücadelenin askerî anlamda zirve noktası da 30 Ağustos Zaferi’dir. Ade- ta köprüden önce son çıkış… Önce as- kerî zafer, sonra barış… Hiç şüphesiz 10 yıldır savaş halin- de olan millet barış özlemi içindey- di. O devirde bu barış özlemini du- yanlardan biri de şair Yahya Kemal’di. Ancak şair, o noktaya hangi değerler üzerinden gelindiğinin farkındaydı: “Bir gün sulh olacağını düşünüyo- rum. O gün istiklâl ordusunun asker- lerine denilecek ki: “Haydi çocuklar evlerinize dönünüz! Kur’an’ın devleti- 88 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

—————————————————————————————————— 30 Ağustos Dumlupınar Zaferi MİLLETİMİZİN EZELİ VE EBEDİ İMANI Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Eylül 1922 tarihli beyannamesinden: “TBMM ordularının şecaati, şiddet-i sürati, tevfik-i subhaniyeye vesile-i tecelli oldu. Zalim ve mağ- rur düşman ordusunun anasır-ı asliyesi akıllara dehşet verecek kat’iyetle imha edildi. Teşkilat ve teçhizat gibi ananat ve muzaffe- riyâtı ve ismi münhasıran mille- timizin şuurundan, ezeli ve ebedi imanından vücut bulan ordula- rımızı fedakarlıklara layık olarak size takdim ediyorum. En büyük kumandanından en genç neferine kadar ordularımızda hakim olan fikir, milletin gösterdiği vazife uğrunda şehit olmaktır. Bunu muharebe meydanında yakından müşahede ederek büyük milletime haber veriyorum.”(Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri IV, Ankara 1991, s. 474). Bu süreçte dikkat çekici olan hu- mir’de İonya muhtariyetini (özerkliği- gösterdi ve Ankara’nın bütün teklifle- sus, İstanbul ve Ankara hükümetleri- ni) ilan etmekten çekinmediler. rini reddetti. Osmanlı Hariciye Nazı- nin konferansta ortak hareket etme- rı Ahmed İzzet Paşa bu İngiliz çıkışı- leriydi. Nitekim Ankara Hükümeti 5 İlk tepki Babıali’den nı, 14 Ağustos’ta İstanbul’daki İngiliz Nisan’da Türk-Yunan savaşında müta- Yüksek Komiserliği’ne bir nota vere- rekeyi kabul edip buna karşılık, ba- Pek fazla bilinmez; Yunanların rek protesto edecekti. rış için Yunan ordusunun dört ay için- bu girişimlerine ilk tepki Babıali’den de Anadolu’yu tahliye etmesini istedi gelmişti. Osmanlı Hükümeti 1 Ağus- Bütün bu girişimlerin amacı, Türk- ise de bu öneri de kabul görmedi (15 tos’ta İstanbul’daki İtilaf Devletleri leri, İtilaf devletlerinin çıkarlarına Nisan). Aksine Yunanlar 18 Nisan’da Yüksek Komiserleri’ne bir nota vere- uygun bir barış antlaşmasına zor- İtalyanların Menderes vadisinden çe- rek bu girişimi sert bir şekilde protes- lamaktı. Türkler ise her daim barış kilmeleri üzerine 21 Nisan’da Söke’yi, to etti. Ancak Ankara Hükümeti’nin yanlısı olduklarını ortaya koymak- 30 Nisan’da Kuşadası’nı işgal ettikleri protestosu, İcra Vekilleri Heyeti Rei- taydılar. Tek şart, Yunan ordusunun gibi 7 Haziran’da Samsun’u bombala- si Rauf (Orbay) Bey’den 9 Ağustos’ta Anadolu’dan tahliyesi idi. Hatta çıkar- dılar. Bununla yetinmeyen Yunanlar, geldi. Ne zaman gelirse gelsin, İstan- larına aykırı gördükleri hallerde hem bu işgal ve bombalamalardan cesaret bul ve Ankara hükümetlerinin Yunan İstanbul, hem de Ankara hükümetle- alarak 29 Temmuz’da İstanbul’un işgal teşebbüslerine yönelik protestoları ol- ri protesto etmekten geri durmuyor- edilmesi için İtilaf devletlerinden izin dukça anlamlıydı. lardı. Bu durum ise İtilaf devletlerini istediler. Bu talepleri 31 Temmuz’da çileden çıkarmaya yetiyordu. İtilaf devletleri tarafından reddedildi. Bu arada, 4 Ağustos’ta İngiltere Bu arada Yunanlar 30 Temmuz’da İz- Başbakanı Lloyd George, Avam Kama- Bu gelişmeler yaşanır ve karşılıklı rası’nda bir konuşma yaparak savaşın notalar verilirken, yine de Ankara Hü- sorumlusu olarak Osmanlı Devleti’ni kümeti savaşmadan barışa ulaşma- 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 89

 Özel Dosya ——————————————————————————————————————— MİLLETİMİZ BİPERVÂ » Mustafa Kemal ve maiyetindekiler İFTİHAR EDEBİLİR Büyük Taarruz’da ateş hattını gözlerken. Mustafa Kemal Paşa’nın 30 Ağus- tos Zaferi hakkında 4 Ekim 1922 tarihli konuşmasından: “Arkadaşlar! Sözlerime hitam ver- meden evvel kemal-i iftiharla şunu arzedeyim: Bu hareketi yapan bir or- dunun babalarından ve analarından ibaret olan milletimiz bütün cihana karşı en yüksek mevki-i hürmeti ve mevki-i izzeti kazanmıştır. Milletimiz biperva iftihar edebilir. Bu, en kuvvetli şeraitle hakkıdır ve böyle bir milletin âciz bir ferdi olmakla en büyük saa- deti hissediyorum (sürekli alkışlar). Bu muharebe meydanlarında, emsalsiz kahramanlıklar ve şehamet göster- miş olan zabitlerimizin neferlerimizin ve kumandanlarımızın her biri ayrı, ayrı bir menkıbe, bir destan teşkil eden harekatını kemal-i tebcille ve hürmetle ve takdirle yâdediyorum (alkışlar). Ve bu şehamet meydan- larında rahmet-i rahmana kavuşan şühedamızın muazzez ervahına hep beraber Fatihalar ithaf edelim (ayakta Fatihalar okundu). Arkadaşlar! En son sözüm budur. Şehamet meydanında ölenlerin analarına ve babalarına tâziyeler değil, fakat; tebrikâtımızı isal edelim (şiddetli alkışlar).”(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I (I-III), Ankara 1997, s.286-287) nın yollarını arıyordu. Nitekim 1922 ğı fikrindeki İngiliz gazetelerinde bu giliz Dışişleri yetkilisinin görüşmesi- Temmuz’u ortalarında, Dahiliye Vekili yönde yazılar yayınlanınca 11 Ağus- ni uygun buldu. Fakat 14 Ağustos’ta Ali Fethi (Okyar) Bey’i görünüşte sağlık tos’ta Lord Long, Ali Fethi Bey ile gö- yapılan bu görüşme sadece Ali Fethi sebebiyle, gerçekte ise İtilaf devletleri rüşmek zorunda kaldı. Lord Long’a Bey’in söylediklerini yeniden not al- temsilcileriyle görüşmek için Paris’e göre Türkler, Boğazların askerden maktan ibaret kaldı. İngilizler Türk- gönderdi. Ali Fethi Bey’in asıl ama- arındırılmasını, Boğazlardan geçiş- lerin Londra’ya kadar gelerek barış cı, Londra’ya giderek Irak ve Boğazlar lerin serbest olmasını, Trakya’daki istemelerini bir zayıflık olarak değer- konularında İngiliz hükümet yetkili- Yunan sınırının Edirne’den Meriç ır- lendirdiler. Sonunda açıkça anlaşıldı leriyle anlaşmak üzere görüşmelerde mağına çekilmesini istiyorlardı. Lord ki, silaha sarılmadan/savaşmadan ba- bulunmaktı. Sonunda Paris’ten Lond- Long, Yunanlara para verilirse bu rışa ulaşmak mümkün olmayacaktı. ra’ya gittiyse de Lord Curzon ile görü- şartların Yunanistan tarafından ka- Ali Fethi Bey’in Londra’dan Ankara’ya şemedi. Daha doğrusu, İngilizler Türk bul edilebileceğini söyledi. Fakat Lord gönderdiği telgraf da bu gerçeği dile bakanla görüşmek istemediler. Curzon aynı görüşte değildi. getirmekteydi. Bu görüşmenin gerçekleşmeme- Eski yaklaşımında ısrar ederek Hemen belirtelim, bu gerçeğin di- sinin Türklere hakaret amacı taşıdı- Ali Fethi Bey’le görüşmese de iki İn- ğer adı 30 Ağustos Zaferi idi. Bu zafer, 90 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

—————————————————————————————————— 30 Ağustos Dumlupınar Zaferi » 26 Ağustos sabahı başlayan ve 5 gün 5 gece devam eden Afyon Karahisar ve Kütahya Dumlupınar muharebeleri sonunda bozguna uğratılan Yunan askerleri geri çekilirken. » Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde şehit düşen Türk askerlerinin hatırasına Kütahya’nın Dumlupınar ilçesinde yaptırılan şehitlik zaferin 70. yıldönümü olan 30 Ağustos 1992’de açıldı. 26 Ağustos sabahı başlayan ve 5 gün 5 Bu zafer bir başka gerçeği daha gös- mandanından en genç neferine kadar gece devam eden Afyon Karahisar ve teriyordu: “Dumlupınar Zaferi” ola- ordularımızda hakim olan fikir, mil- Kütahya Dumlupınar muharebeleri rak da adlandırılan 30 Ağustos Zaferi letin gösterdiği vazife uğrunda şehit sonunda Yunan ordusunun bozguna İstiklal muharebelerinde kesin zafe- olmaktır” sözleriyle dile getirmiştir uğratılmasıyla kazanılmıştı. ri sağladığı gibi bir ordunun “milleti- ki, bu zaferin asıl anlamı budur! nin ordusu” olduğunu da açıkça orta- Hiç şüphesiz 30 Ağustos Zaferi, ya koymuştu. Bunun anlamı, milletin Okuma Önerileri: Türk ordusu ile onun komutanı Mus- değerleri adına bir ordunun savaşma- Salahi Sonyel, Türk Kurtuluş Savaşı ve Dış Politika, TTK tafa Kemal Paşa sayesinde elde edil- sıydı. Bu milletin adı Türk milleti, or- Yayınları, Ankara 1986, s.262-265 mişti. Öyle ki, bu zafer sadece Türkle- dusunun adı ise peygamber ocağı ka- Metin Ayışığı, “30 Ağustos Zaferi ve İstanbul’daki Yankı- rin Anadolu’dan çıkarılamayacağının bul edilen Türk ordusuydu. Mustafa ları”, Belgelerin Işığında Milli Mücadele Tarihimiz, Sentez ilanı değildi; bunu perçinlemek için Kemal Paşa bu gerçeği, 1 Eylül 1922’de Yayınları, İstanbul 2012, s.201-224 İtilaf devletlerine artık Türklerle ba- 30 Ağustos Zaferi vesilesiyle, “Büyük rış masasına oturmaktan başka çare- Asil Türk Milleti”ne hitaben yayım- Mustafa Budak lerinin bulunmadığını da göstermiş- ladığı beyannamede “En büyük ku- Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ti. ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Öğretim Üyesi. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 91

DEFTER DEFTER İSMAİL KARA Prof. Dr., Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Emekli Öğretim Üyesi ÖNCE “MİLLΔ EĞİTİM DÜŞÜNCESİ, SONRA MÜFREDAT, SONRA DERS KİTABI… “1924 yılından bu yana Türkiye’nin eğitim ve kültür karnesi maalesef iyi değil, Türki- eğitim-öğretimde tashih ye’yi taşıma kapasitesi ölçü alınırsa -ki en şaşmaz ve aldatmaz ve tadil arayışları hiç ölçü bence odur- tablo biraz daha menfileşecek. Bugünün şart- olmadı, bugün de olmu- larında, hem millî hem de milletlerarası düzeyde sahanın imkânları yor” demek haksızlık ve problemlerini tanıma ve bunların üzerine gitme açısından da gü- gibi gözükebilir. Ama ül- ven telkin eden bir noktada olduğumuz söylenemez. Ama konu eği- kemizi taşıyabilecek bir tim ve kültür gibi fevkalâde önemli, önemli ne demek hayati bir me- “millî eğitim sistemi, bir sele olunca yine de yoklardan değil varlardan başlamak daha doğru talim-terbiye yapısı var bir yol olmalı. mı?” sorusu sorumluluk sahibi herkesin önünde Anaokulundan üniversiteye, yüksek lisans ve doktora programları- devâsa bir mesele ola- na, talebesi ve hocasıyla Türkiye’nin aşağı yukarı 20 milyondan fazla rak duruyor. bir eğitim ordusu var. Birçok Avrupa ülkesinden daha kalabalık genç ve dinamik bir nüfus demek bu. Çok büyük bir imkân ve güç mâna- sına geliyor aynı zamanda; altın değerinde imkânlar hazinesi âdeta... Eğitimde eşitlik ve devlet okullarının sistemdeki ağırlığı bütün problemlerine rağmen iyi işliyor sayılır. Hakkâri’nin geçit vermez yerlerinden, Ağrı’nın zor bir kazasından, Sinop’un fakir bir köyün- den, taşranın ücra kıraç bir semtinden, Toroslar’ın dağlık bölgesinden kalkan bir çocuk fırsat eşitliğinden istifade ederek azminin ve bile- ğinin gücüyle İstanbul Üniversitesi’nin, Boğaziçi’nin, Hacettepe’nin, İTÜ’nin en yüksek puanlı kısımlarına, özel vakıf üniversitelerinin yüzde yüz burslu itibarlı bölümlerine girip kurulabiliyor. Devlet ku- rumlarının burslarını kazanarak yurt dışında birkaç yıl kalabiliyor. Bu “medeni” dünyanın her yerinde olan bir şey değil. Mevcut iktidar 15 yıldır aralıksız süren uzun dönemde eğitimin, kültürün muhtevası ve kalitesiyle alakalı olarak kayda değer bir şey yapmadı/yapmaya yönelmedi, -bunu kendileri de itiraf ediyorlar-, ama eğitimin maddi şartlarını kendisinden önceki iktidarlarla kıyaslana- mayacak ölçüde iyileştirdi; belediyeleri, TOKİ’yi de devreye sokarak 92 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

NASIL BİR İNSAN hepsi yabancıdır, o gömleğinin kollarını bir Türk olsaydı ne yapacaktı? İki, bu so- ARIYOR VE itina ile yukarıya doğru kıvırmış, ayakları runun cevabının, cevaplarının olmadığı BEKLİYORUZ? hafif açık, göğsü ilerde, ellerini sıkıp yerde bir Türk millî eğitim sisteminden pazularını şişirerek “Fil ve Ben!” demiş… bahsedilebilir mi? Nasıl bir insan yetiştireceğiz sorusu çok önemli olmakla beraber nasıl bir in- Hangisi doğru, hangisi iyi, hangisi Üstteki çizim 70’li yıllarda basılmış san unsuruna sahip olduğumuz meselesi netice verici? bir yardımcı ders kitabının kapağında ondan önce gelir. yer alıyor. Eğitim tarzı dahil olmak üzere Elbette hepsi iyi, hepsi doğru, hepsi Cumhuriyet öncesi ile sonrası arasındaki Fıkra bu ya; İngiliz, Alman, Fransız netice verici. Hepsi emek verilmeye, ilişkiler devamlılık üzerinden değil kopuş ve Polonyalı talebelerin bulunduğu bir dikkate alınmaya değer. Ama bir şartla, ve radikal değişme üzerinden kurulmuş. kursta hoca hepsinin fille ilgili bir ödev yeriyle-yurduyla ve kendisiyle zaruri Eski (biz) mutlak kötü/geri, yeni (biz) yapmasını istemiş. Konu tek ve genel: Fil. irtibatlı olarak. mutlak iyi/ileri... İngiliz öğrenci vakit kaybetmeden En mühim sorular geride, bütün pazara gidip uygun fiyata safari kıya- ciddiyetiyle bizi bekliyor: Bir, bu kursta feti düzmüş, çakı ve orak almış, fillerin yaşadığı bir bölgeye doğru ampirik bir seyahate çıkmış. Alman böyle “küçük” ve uçarı şeylere tenezzül eder mi hiç? Kütüphaneye kapanmış ve koyu kırmızı kalemini çıkararak kalın gotik harflerle başlığını atmış: “Metafizik Bir Problem Olarak Fil-Band 1A.” Fransıza bu ağır ge- lir elbet, o Sartre’ın takıldığı kahvelerden birine yolunu düşürmüş, neskafesini alıp masasına kurulduktan sonra mavi ka- paklı kareli defterini açmış, sigarasından bir nefes çekince ilham meleği gelmiş: “Fransız Edebiyatının Fille Akrabalığına Dair Bir Deneme.” Polonyalıya bunların kısa zamanda mimari hususiyetleri olmasa da büyük üni- nemden geçtiği zor bir zamanda en zor ve kritik mesele- versite kampüsleri, yeni okul binaları, yurtlar, yeni ve tek- yi, “millî” talim ve terbiye işini tekrar konuşmak ve tartış- nik standartları yüksek derslikler yaptı, eğitimin alet ve maktan hiç fütur getirmemek lazım. Çünkü onu konuşup edevatını (laboratuvar, masa, sandalye, spor ve konferans çözümlere doğru yerinde adımlar atmaya başlayamadığı- salonu, tahta, bilgisayar…) daha kaliteli hale getirerek ar- mız zaman gerçekte hiçbir şey yapmış olmayacağız. tırdı ve yaygınlaştırdı, sınıflardaki katlanılamaz talebe mevcutlarını kısmen azalttı. Ders kitaplarının ücretsiz da- Bir eğitim sisteminin sacayakları ğıtılması da hiç şüphesiz büyük bir iş ve hizmet. Bunlara programsız da olsa üniversite-fakülte sayılarının katlan- Bir eğitim sisteminden bahsedebilmek için asgari ola- ması, İmam Hatip Liselerinin 28 Şubat sürecini unuttura- rak birbiriyle irtibatlı üç unsura, üç alana ihtiyacımız var: cak şekilde mübalağalı bir hacme ve cesamete ulaşması gi- bi sayısal bazı büyüklükler de eklenebilir. 1. Eğitim düşüncesi yahut eğitim felsefesi, 2. Eğitim kurumları/müesseseleşme, Büyük bir eğitim ordusu, hâlâ iyi kötü işleyen eğitimde 3. Eğitim üslubu/eğitimin bir üsluba işaret edecek kadar fırsat eşitliği ve iyileştirilen maddî şartlar… ete kemiğe bürünmesi, yerleşmesi, yerlileşmesi. Birinci sırada olan ve alttaki bütün süreçleri etkileyen Fakat bunların hiçbiri eğitim ve kültür demek değil. Ol- eğitim düşüncesi ve felsefesi kısaca bir ülkenin, bir mille- sa olsa onlara zemin hazırlayan yollar, altyapı yatırımları, tin, bir eğitim sisteminin nasıl bir insan yetiştirmek peşin- destek birimleri ve hizmetleri olabilir. Amaç olan eğitimin de olduğunu, niçin böyle bir insan aradığını belli bir düzey- ve kültürün muhtevası ve kalitesini artırmaya, geliştirme- de bilmesi, kavraması, bunun üzerinde değişen şartları ve ye yeteri kadar hizmet etmedikleri zaman bu küçümse- ihtiyaçları gözeterek sürekli imal-i fikirde bulunması mâ- nemeyecek büyüklükler, teşebbüsler ve yatırımlar hedef- nasına geliyor. “Nasıl bir insan yetiştireceğiz?” sorusu bü- le, maksatla irtibatları üst düzeyde kurulamamış sayılar, tünüyle boş bir alanda, beyaz bir sayfada, kurgusal olarak niyetler ve faaliyetler olarak kalmaya mahkûm olacaktır. cevaplandırılabilecek bir soru elbette değil. Bunun için na- Onun için Türkiye’nin ve dünyanın tekrar kritik bir dö- sıl bir insan unsuruna sahip olduğunuzun bilinmesi, bu 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 93

DEFTER insan unsurunun varlık alanına çıkmasını mümkün kılan eğitim düşüncesi ve felsefesine göre şekil alır, farklı şe- dinî, coğrafî, kültürel şartların da kuşatılması gerekecek- kilde söylersek insan tasavvurunuza göre teşekkül etmiş tir. Çünkü olacak olan bir miktar farklılaşarak, değişerek talim-terbiye fikrini eğitim müesseseleri ete kemiğe bü- de olsa olanın üzerinde vücut bulacak. ründürür. Tahmin edileceği üzere buradaki müessese sade- ce -bugün çoğunlukla anlaşıldığı gibi- dört duvardan, içine Geride ne kalıyor diyeceksiniz. Geride kalan tarihin ve gelişigüzel yığılmış, yerleştirilmiş şeylerden ibaret değil- kültürün taşıyıp getirdiği, sizin de artık bilip kuşattığınız dir, bir konumlanma ve tavır alma biçimidir. Onun için bu- unsurlarla bugünkü ihtiyaçlarınız, dünyanın gidişi ve yeni lunduğu yer, mimarisi, uzak yakın akraba yapıları, dışa ka- şartlar arasında yeniden kuvvetli ilişkiler kurmak ve eği- palı veya açık oluşu, kıblesi-istikameti, malzemesi, estetiği, tim sisteminizi bugün için de iyi işleyen, sizi her bakım- ışık ve gölgesi, dershane sistemi, talebe ve hocaların oturuş dan taşıyabilecek bir yapı, kendisini yenileyebilen bir me- biçimleri, sokak-mahalle-şehirle münasebeti, kılık kıyafe- kanizma haline getirmektir. Bir başka deyişle kendinizi ve ti, rengi, kokusu, ağaçları ve çiçekleri tek tek veya hep bir- tarihinizi bilmeniz lüzumlu olmakla beraber tek başına likte anlamlara sahiptir. yetmez, bugün içinde yaşadığınız şartlar hakkında da mu- kayeseli bilgilere ve yorumlara, hatta yarına dair tahmin- Bu anlamlar bizi belki en incelmiş noktaya, üsluba çıka- lere, tasavvurlara sahip olmanız gerekir. rır. “Üslub-ı beyan ayniyle insan” demiş atalarımız. (Bu de- yişin benzerleri başka dillerde de var.) Karşılaştığınız, gör- Eğitim müesseseleri yahut eğitimde müesseseleşme düğünüz, işittiğiniz bir ifade, bir tezahür biçimi, bir tavır alış, bir eser, bir görünüş, bir eda ve sada, bir yapı, bir ima MAARİFİN AMBLEMİ NEYE İŞARET EDİYOR? ve işaret sizi diğerlerinden kolaylıkla tefrik edilecek bir in- sana, bir fikre, bir duruşa, bir düşünme ve eyleme biçimi- Millî Eğitim Bakanlığı’nın amblemi açık bir kitap ve ne, bir millete, bir mekâna, bir inanca götürüyorsa burada ondan güç ve revnak alan bir meşale. bir üsluptan bahsedebiliriz demektir. Eğitimin üslubu da budur. 70’li yıllarda Milliyetçi Cephe hükümetlerinin millî eğitim politikalarını tasvip etmeyen bir karikatür sanatçısı Üslupsuz bir edebiyattan, bir sanattan, bir mimariden bu amblemi rahle ve üzerinde Kur’an’a doğru çekmiş, çe- nasıl bahsedilemezse üslubu olmayan bir eğitimden de her- kiştirmiş. Eğitim dinîleşiyor, irtica hortluyor demek istiyor. halde bahsedilemez. Bir başka şekilde söylersek üslupsuz Acaba öyle mi? Türkçe dahil birçok dilde kitap kelimesi bir eğitimin talim-terbiye yönü değil ancak üslupsuzluğu büyük harfle yazıldığı zaman zaten kutsal kitap anlaşılır. konuşulabilir. Türkiye dün ve bugün birçok konuda oldu- ğu gibi eğitimdeki üslupsuzluğunu da evrensellik, medeni “Millet bünyesinde inkılaplar mektepte başlar ve her dünya, bilimsellik gibi slogan değeri yüksek fakat içi boş milletin kendine özel olan mektebi vardır. Millî mektep söylemler üzerinden kapatmaya çalışıyor. zihniyet ve örfleriyle, metodları ve müfredatıyla, terbiye prensipleri ve psikolojik temelleriyle, hatta binasının yapı Yola nasıl devam edeceğiz? tarzıyla kendini başka milletlerinkinden ayırır. Türkiye’nin bir eğitim düşüncesi, buna bağlı olarak ku- Hakka götüren yol diye kendini hakikate adamak ger- rulup gelişen bir müesseseler manzumesi ve nihayet bir çek mektebin yoludur. Hakikat aşkına sahip insanlar cemi- eğitim-öğretim üslubu vardı. Bu sistem İslâm eğitim siste- yetin içinde çoğalmadıkça hakikat aşkı cemiyet içinde en mi içinde teşekkül etmiş olmakla beraber Selçuklu ve Os- yüksek ve muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatin ihtirası manlı tecrübesi üzerinden mahallî özellikler de kazanmış, cemaat içerisinde bir umumi cereyan, büyük bir hareket yerlileşmişti; yukarıya doğru çıktıkça hem ilkesel hem haline gelmedikçe millî mektep gerçekten var olmayacak- kavramsal olarak İslâm tecrübesiyle benzeşiyor/birleşiyor, tır” (Nurettin Topçu, Türkiye’nin Maarif Davası). yatay olarak bütün Müslümanların diline ve kültürüne dahil olabiliyor, aşağıya doğru indikçe onlardan farklılaşı- yor ve değişik mahallî renklere bürünüyordu. Hiç şüphe- siz hariçle, kendi dışıyla; İran’la, Turan’la, Bizans’la, Hind ü Çin’le, Mısır’la, Ege havzasıyla, Frengistan’la, Hıristiyan ve Yahudi havzasıyla da irtibatları, geçişkenlikleri vardı. Ayrı- ca asırların içinden geçerek, sağlam bir gelenek oluştura- rak, kendisini yenileyerek, siyasî yapının, dönemin ve top- lumun ihtiyaçlarını karşılayarak devam edegeliyordu. Türk-İslâm maarif sisteminin kendinden şüphe etmeye başlaması, giderek bütünlüğünü kaybetmeye, âhengini ve üslubunu yitirmeye doğru seyretmesi 18. yüzyılın son çey- reğine kadar çıkıyor. Buradan itibaren başlayan bir çeşit- lenme değil bir çatallaşmadır. 19. asrın ikinci yarısından itibaren giderek daha fazla olmak üzere üst fikri ve ana 94 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

ÜSLUP KİME BENZİYECEK, KİMDEN AYRILACAK? Üstteki fotoğraflardan biri 20. yüzyılın ortalarında Yemen’in İbb şehrinde, hafızlık da yaptıran bir ilkmektebin hoca ve talebe- lerini, onların duruşlarını ve kıyafetlerini gösteriyor. Diğeri aynı asrın başlarında İstanbul’daki bir mektebin… Yemen uzun asırlar Osmanlı hâkimiyetinde kalmış bir bölge olmakla beraber bu fotoğrafın çekildiği yılların hayli zaman öncesinden beri Zeydi imamların yönetiminde ve Türklerle mücadele eden bir süreçten geliyor. Buna rağmen benzerlik ve üslup yakınlığı bugün bizim anlamakta zorlanacağımız kadar bariz. Aslında binalar-mimari, hoca-talebe münasebetleri, ders takrir biçimi, ders kitapları, hissi- yat, ana cümleler ve ifade tarzları da öyle. Coğrafî uzaklıkları, siyasî ve mezhebi problemleri düşünün bir de üslup benzerliklerini… (Bu konuda bk. B. Messick, Yazı Devleti, İstanbul, Açılım Kitap Yay., 2016, s. 121-51.) Bugün Türk eğitim sisteminin verdiği fotoğraflar acaba hangi coğrafya ve kültürle benzerlik gösterir dersiniz? Eğitim üslubunda akrabalarımız, “gönül coğrafyamız” komşularımız, İslâm ülkeleri mi, Avrupa mı, ABD mi? Avantaj, dezavantaj nerede? Kuvvet ve zaaflarımız nerelerde barınıyor? mantığı aynı yahut birbirine yakın olan farklı tarzlardan getirdi. Bugün de zorlaştırıyor ve imkânsız hale getiriyor. (diyelim ki medresenin, tekkenin, enderunun, esnaf birlik- 1924 yılından bu yana, özellikle çok partili hayata ge- lerinin talim-terbiye renklerinden) müteşekkil bir eğitim sisteminden ziyade fikir ve mantık itibariyle çatışan, bir di- çildikten sonra eğitim-öğretimde tashih ve tadil arayışları ğerini dışlayan eğitim anlayışlarını göreceğiz. Bizdeki tec- hiç olmadı, bugün de olmuyor demek haksızlık gibi gözü- rübe medrese ile mektep sistemini birbirine yaklaştırmak, kebilir. Ama Türkiye’de ülkemizi taşıyabilecek bir “millî” birini diğeriyle ilişkilendirmek şeklinde cereyan etmiş olsa eğitim sistemi, bir talim-terbiye yapısı var mı sorusu da so- da fikir ve mantıktan kaynaklanan ve dinden ahlâka, gün- rumluluk sahibi herkesin önünde devâsa bir mesele olarak delik hayata, gelecek tasavvurlarına kadar uzanan köklü duruyor. problemler ve gerilimler çözülememiş, netice itibariyle eği- tim sistemi üzerinden topluma, siyasî yapıya intikal eden * zorlu ve yüksek maliyetler artmıştır. Not: Türkiye giderek daha fazla eğitim meselelerini ko- nuşmayan, tartışmayan bir ülke haline geldi. Sadece bazı II. Meşrutiyet yıllarında tartışılmaya başlanan Tevhid-i hassas eğitim konularında tarafların birbirini suçlamasıy- Tedrisat (eğitim-öğretimin birleştirilmesi, çatallaşmanın la, tenkit etmesiyle günlerimiz geçiyor dense yeridir. (Med- giderilmesi) fikri Lozan sonrası oluşmaya başlayan Cum- yada düzenli olarak eğitim meselelerine eğilen bir buçuk huriyet ideolojisinin tercihleri istikametinde sertleşti ve insan var, biri Milliyet gazetesinde Abbas Güçlü, diğeri Hür- daraldı; farklı ve zaman zaman zıt eğitim tarzlarını ve üs- riyet’in Pazar eklerinden İnsan Kaynakları’nda Nuran Çak- luplarını birleştirmeyi, bunlardan yeni bir sentez ortaya çı- makçı. Maalesef hepsi bu.) Millî Eğitim Bakanlığı’nın yakın karmayı benimseyip uygulamak yerine birini tercih ede- bir geçmişte müfredat meselesini yeniden tartışması, ba- rek yukarıya çekmek, diğerlerini ortadan kaldırmak ve zı kararlar alması ve uygulamaya koymaya başlaması da, budamak istikametine doğru kaydı. Kurucu unsur olan İs- bilmem kaçıncı defa aradan “kaçırılan” bir hadise gibi ol- lâmın paranteze alınması ve bunun bir parçası olan Harf du, bitti. Aslında kayda değer hiçbir şey olmadı ve bitme- İnkılabı sadece din ve ahlâkla ilgili konuların değil başta di. Ama herkesin çok alınganlaştığı, yeni ve farklı bir tekli- Türkçenin ve Türk edebiyatının olmak üzere tarihin, coğ- fi muhalefet, tenkidi ise neredeyse saldırı olarak algıladığı rafyanın, Türk düşüncesinin, felsefenin, sosyolojinin, man- bir ortamda benim de elim bir şeyler yazmaya direndi. Şim- tığın, sanat tarihinin, müziğin, yabancı dillerin… de doğru di okulların tatil olduğu, müfredatların canlı olmadığı bir dürüst okutulup öğretilmesini zorlaştırdı, imkânsız hale zamanda bir iki hususa temas edeyim istedim. Bakalım yola nasıl devam edeceğiz? 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 95

 Avrupa Tarihi ————————————————————————————————————— “Emperyalizm deyip geçmeyin, sömürü ciddi bir iştir” diyor Mustafa Özel ve ekliyor: “Büyük işler için her zaman büyük ve derin insanlara ihtiyaç vardır.” Bu sayıda rotamızı değiştirdik. Hedefte 19. yüzyılın sonunda yükselen ABD sömürgeciliği var. Rehberimiz ise Joseph Conrad’ın Nostromo eseri. » Kristof Kolomb İspanya Krallığı adına çıktığı yolculuğu 1492’de Amerika’da sonlandırdı. Kolomb’un kıtaya ayak basmasını tasvir eden bir çizim. 96 DERİN TARİH / 2017 AĞUSTOS

———————————————————————————————————— Amerikan Emperyalizmi Amerikan Emperyalizminin İlk Büyük Romanı Nostromo  MUSTAFA ÖZEL [email protected] H egemonlar da yorulur! Başlangıçta ne denli güvenli ve kazançlı gözükürse gözüksün, hiç- bir hegemonik konum sonsuza dek sürdürüle- mez. 19. yüzyılın son yılında yayınlanan bir şiir, hem “Üzerinde Güneş Batmayan Britanya İmparatorluğu”- nun mukadder sona yaklaştığını haber veriyor; hem de müstakbel hegemona işaret ediyordu. Rudyard Kip- ling’in McClure Magazine’in 1899 yılı Şubat sayısında ya- yınlanan “Beyaz Adamın Yükü” başlıklı şiirinin, tıpkı siyasî analiz raporları gibi, bir de alt başlığı vardı: “Bir- leşik Devletler ve Filipin Adaları.” Eski sömürge ABD, hegemonya bayrağını devralmaya çağrılıyordu. Ve bir süre sonra ülkeye başkan seçilecek olan Theodore Roo- sevelt şiiri kopyalayıp, ‘genişleme yanlısı’ senatör dostu Henry Cabot Lodge’a şu kısa yorumla gönderiyordu: “Şi- ir kötü, fakat genişleme bakış açısından çok anlamlı!” Bu çok anlamlı şiirin tam bir çevirisini bulamadım. İlk sekizliğini Türkçe söylemeye gayret edeyim: Yüklen Beyaz Adam’ın yükünü Gönder en nitelikli çocuklarını Tutsak ettiklerine yarasınlar diye Sürgün et oğullarını Ağır koşumlar içinde Yabanîlere gözkulak olsunlar Yarı şeytan yarı çocuktur bunlar Yeni enselediğiniz somurtkan halklar. 2017 AĞUSTOS / DERİN TARİH 97


Like this book? You can publish your book online for free in a few minutes!
Create your own flipbook