PS.IKOLOJ.IK Ü L T Ü R , S A N A T v e E D E B İ Y A T D E R G İ S İ ÖZEL DOSYASI Yeme Bozukluğu Freud ve Şiirde Öyküsü Psikanaliz Eylül DUYMAZ Sarp Eren ÇERÇİNLİ Sosyal Insomnia Anksiyete Nedir? İrem BEDİR Zeynep Melek ÜNLÜ 6SAYI İilkbahar 2022
Avcılar Anadolu Lisesi Çolpan dergisinin çok kıymetli okurları; Merhaba Yayın Organıdır. “Oku” emrine maruf bir medeniyetin çocuklarının yarınlara söz biriktirme hedefiyle gün- AVCILAR ANADOLU LİSESİ lerce süren yoğun, yorucu, özverili ve fedakârca yapmış olduğu çalışmaların bir ürünü ADINA olan yeni sayımızı sizlerle buluşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz. İMTİYAZ SAHİBİ Dört yıl önce yine böyle bir bahar günü ilk tohumlarını attığımız dergimizin önce filizlenip Kemal KILIÇ yeşerdiğini, ardından da kök salıp koca bir çınara dönüştüğünü görsek de her yeni sayıda ilk heyecanı ve gururu yaşamaktayız. Her sayfasında ayrı bir emeğin yer aldığı, düşün- DANIŞMA KURULU menin ve çalışmanın ürünü olan dergimiz, tamamıyla öğrencilerimizin ve öğretmenleri- Hamza ÖZTÜRKÇÜ mizin emekleriyle ortaya çıkan bir çalışmadır. Ahmet ŞAHAN Girişimci, özverili ve çalışkan öğrencilerimizin emeklerinin karşılığı, şüphesiz siz değerli Müesser TÜRKAY okurlarımızın gösterdiği teveccüh olacaktır. GENEL YAYIN YÖNETMENLERİ Sarp Eren ÇERÇİNLİ Değerli okur; Betül SALİM Malumunuz olduğu üzere her sayıda farklı bir temayı işleyen Çolpan dergisi elinizde YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ bulunan sayısında “Psikoloji” konusunu ele almıştır. Yazarlık yolculuklarının acemilik yılla- rında böylesine zor bir konuda yazma cesareti göstererek yeni sayımıza katkıda bulunan Emre TÜRK genç yazarlarımıza, öğrencilerimize danışmanlık yapan Hamza ÖZTÜRKÇÜ öğretme- YAZI İŞLERİ nimize, Çolpan dergisi yönetiminde görev alan öğrencilerimize ve dergimizin tasarımını Oğuzhan ÇOLAK yapan Yücel VAPUR öğretmenimize teşekkürü borç bilir; dergimize yönelik ilginin deva- Eylül DUYMAZ mını ümit ederiz. Ceyda TOPÇU Zeynep TİLKİ Kemal KILIÇ HALKLA İLİŞKİLER Avcılar Anadolu Lisesi Okul Müdürü Deniz Damla BARMAĞIÇ Emre KÜRELİ Fatıma Aytöre TAŞ İrem BEDİR Dilay Necla DEMİR Berra ERTAN EDİTÖRLER Sahra ZENGİN Zeynep Melek ÜNLÜ Anı Melis GÜRALP SEKRETERYA VE SOSYAL MEDYA Beril ŞAHİN KÜTÜPHANE MÜDÜRÜ Sahra ZENGİN TASARIM Yücel VAPUR [email protected] YÖNETİM YERİ Avcılar Anadolu Lisesi Hicaz Ufuk Karacoşkun Kütüphanesi İLETİŞİM ADRESİ Avcılar Anadolu Lisesi Cihangir Mah. E-5 Yanyol Avcılar / İstanbul [email protected] 0212 509 35 71 colpandergisi 2
.Ic. indekiler K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ Şiir Çiçek Uykusu - kök salmış rüyama…- Deneme - Makale Ciğerlerimi kökünden söküp atmasına kopmuş gelmiş (kuru) gürültüsü Göklerden, aydınlığımızı örterek kasvet dokurcasına 07 Masallar - Fatıma Aytöre TAŞ Yüreğime sancı ağını tuzaklayarak bir kere 09 Gökyüzünü Kaybetmiş Bir Kuş - Beyzanur KALELİ Çukuruma sokak çöpleri dolduran sulara dur demek bu kirli gömlekle 10 Ergenler ve Yas Süreci - Yusuf AKYIL Zoruna giden gücümü eritiyor hiçliğimde 11 Sosyal Anksiyete - İrem BEDİR Ellerimi koyacak yer bulamayış şaşkınıyım 13 Ruhun Gıdası Müzik - Zeynep Melek ÜNLÜ Dertli başımı mesken tutmasın mı tanındık, bilindik şarkılar 14 Sigmund Freud ve Şiirde Psikanaliz - Sarp Eren ÇERÇİNLİ Her ihaneti ihtimaliyle düşünmekten heder olmak yetmemiş 17 İnsomnia Nedir - Zeynep Melek ÜNLÜ Geçmişi silecek sandığımız kandan illeti kaparak Çoğaltıyoruz büyüyen acılardan devinimi Mazimize biriken hatıralara yaslandıkça uysallaşan çocukluğum Öykü - Masal Elinden çalınan şekerine kaygılanıyor uyanınca Dürtü, gerçeğine sakınmadan gözüme sokulduğunda 04 Nöbet Değişimi - Zeynep ÜNLÜ İstemsiz görüntülere bakmakla cılızlaşıyor kabarık ruhum 05 Kutsuz Prenses - Ömer Faruk GENÇTÜRK Vakit çiçek uykusunda adağına kurban arama vakti 12 Yeme Bozukluğu Öyküsü - Eylül DUYMAZ Tabirlerin maldan, mülkten zenginlik vadettiği 19 Çaba - Deniz Damla BARMAĞIÇ Oysa tek servetimi sırtlanların gözüne kestirmesine ne denir şimdi 20 Maşa ile Koca Ayı - Sahra ZENGİN Sussam kalıbını doldurmayışla yaftalanacak acziyeti Çığırdıkça tiksindiren hale bile, isteye dönüştürerek Röportaj - Biyografi Israrı boğazladıkça illeti kesilen nefesinde sözler kısaltıp Kendimi bulduğumu sanarken besbelli kaybolmuşum 06 Mona Roza’nın Kayıp Şairi: Sezai Karakoç - Anı Melis GÜRALP Şimdi bu talih kuşu kanadıyla ruhumu okşadıkça 08 Anadolu Rock Ozanımız: Cem Karaca - Ceyda TOPÇU Mağrur edayla dolandığım vakit adamlığı 18 Cengizhan Orakçı ile Söyleşi - Azra APAYDIN, Beril ŞAHİN İlk mermisinde mi yıkılacak kadar zayıf acaba Yok mudur direnmekten yana bedenimi sıvazlayan eski tutku Şiir Gönlümüz gülden ince sevmekten yana meyilli 03 Çiçek Uykusu - Zafer KÖMÜRCÜ İncinmekle yara beresine süsler takar 05 Sevgi Çiçeği - Cemile Alabaş ŞAHİN 09 Gecenin Karanlığında - Rümeysa TOSUN Yansa ömür bu saatten sonra nereye kadar 21 Amor - Dilay Necla DEMİR 21 Ateş - Zeynep TİLKİ Ağırlaşmış adımlarıma dermanı kesilinceye dek hakkımca 21 Kara Sevdam - Metehan BAŞ 21 Telakki - Berra ERTAN Çekerim içime dolasıya o incecikten nezaketi esirgemeyeni 22 Gülnare - Hamza ÖZTÜRKÇÜ Kimseden korkusuz yüreğini söküp gelerek sunduğu günden beri Can desen çoktan ben olmuş yar desen ötesi Halimiz vaktimiz yerinde iken değmeyin keyfimize Az ötede oynasın gökyüzü tepemize kararttığı yüzlerde gölgeyi Şimdi vakit saadete erme vakti 10.02.22/BURSA Hüsnü Zafer KÖMÜRCÜ 3
Öykü Nöbet Değişimi Zeynep ÜNLÜ Gözlerini bir hışımla açtı, saati idrak etme- Bencillik miydi yoksa can havlimi bilinmez... şanslıydı kalkmadı. Semadaki bugün ona Evreni yargılamayı bırakıp nerde olduğunu ikinci güzelliğini yaptı. Dünya mıydı insanı si pek vaktini almadı. Kendine gelmek için kontrol etti. Bir durak kalmıştı. Bekledi, hu- aciz, yoksul kılan, yoksa insan mıydı dün- insanlığın kalbinden bir tık daha soğuk suy- zurluydu. Hatta uzun zamandır hiç olma- yayı yoksul bırakan? Tartışılır... Yine düşün- la yüzünü yıkadı. Saate baktı, kahvaltı yap- dığı kadar... Hızlı adımlarla indi. Her okula celere dalmıştı, durağa geldiğini farkında maya zamanı kalmasa bile kahveye vardı. gelişinde geçtiği köprüye baktı buruklukla. değildi. Hatta yağmurun yağdığının da.. Çantasını hazırladı, paltosuna sardı bedeni- Elleri cebinde, kafası öne eğik geçti köprü- Ama metrobüse binmek istemedi, yürümek ni, incinmesinden korktuğu, aciz bedenini... yü... Girişe geldi, güvenlikteki abiyle aya- istedi. Yağmur tenine değsin istedi. Kalkan Yürüyordu, aynı zamanda düşünüyordu. küstü lafladı. Okula kısmen girmişti. Arka- toprak kokusunu ciğerlerine doldurmak is- Sözlüsü vardı bugün, yarım yamalak çalı- daşlarına baktı, Herkes ne kadar neşeliydi tedi. Kim bilir belki de yüzüne değen son şabilmişti. Günün ilk saatleri, hava soğuk. ne kadar enerjik. Neyse dedi, sınıfın yolunu yağmur damlasıydı, ya da kim bilir belki de Sisli caddenin etrafında, ağaçlarla kaplı tuttu. Merdivenleri ikişer ikişer çıktı. Silik tipi içine huzurla çektiği son toprak kokusuydu... olan kahve dükkânına girdi, otantik havası ile sınıfa girdi, yerine geçti. Elini çantasına Cebinden tekrar sigarasını çıkarttı, yaktı... olan dükkândan ağır bir kahve aldı. Uyku- attı, aldattığını çıkarttı, kitabını. Sormayın Yarısını kendi, yarısını Nisan içti, yakında sunu açacağının kesin olmasıyla beraber bana -hiç aldatılır mı kitap? Aldatılır. Bir terk edecek dostu... Apartmana girdi, başı sert ama bir o kadar naif kokunun onu tat- ilişkide nasıl başka ilişkiye başlanırsa aldat- döndü. Yemek kokuları mıydı bu kumpa- min edeceğini adı gibi biliyordu. Cebinden ma olacağı gibi bir kitap bitirilmeden başka sı kuran yoksa annesine olan özlemi miydi paketini çıkardı, sigarasını yaktı. Nisan’ın en bir kitaba başlanırsa aldatma olur... Kitabı bilemedi açıkçası. Kapıyı çaldı annesi açtı, sevdiği saatleriydi muhtemel. O, rüzgârı se- tuttu, yarım bıraktığı sayfayı açtı, okumaya sevdiğini söyledi ona, söylememişti. Sanki viyordu. Soğuk ama üşütmeyen o dost can- başladı... Öğretmenler geldi sınıfa, anlattı- yıllardır görüşmüyorlarmış gibi... Özlemle lısı rüzgârı. Yüzüne çarptı, gelip geçti, aynı lar anlatmaları gerekenleri. Bizimki odakla- baktı annesine tekrar tekrar sarıldı, tekrar eski bir dostun samimi tebessümü gibi... namıyordu sanki, sadece tebessüm ediyor- tekrar öptü annesini. Yarın yokmuşçası- Metrobüse bindi, insanları inceledi. Bazıla- du bugüne hiç bitmesini istemiyormuş gibi... na... Annesine yardım etti, birlikte masayı rı çoktan uykuya dalmıştı, çoğu onun gibi Son ders sözlü, hoca geldi, bayat bir selam kurdular. Oturup yemeğini yedi, yorgundu. formalı, diğerleri de takım elbiseli. Cam- verdi. Yüzündeki tebessümden belliydi ne Odasına geçti, çok temiz kokuyordu. Belli dan baktı, dünya telaşesiydi. Herkesin bir kadar içten olmadığı. Şimdi ben kalkaca- nevresimler yeni yıkanmıştı. O temiz kokuyu acelesi vardı, bir yerlere koşuşturuyorlardı, ğım yok kalkmayacağım diye geçti bu ders, tekrardan ciğerlerine doldurdu. Yatağına martıların bile... Herkes kendi derdindeydi. geçti, üstüne çekti yorganı. Gözlerini yum- du ve bugünün bitmemesini diledi ilahtan. 4 Gözlerini bir hışımla açtı, saati idrak etmesi pek vaktini almadı. Ama bu sefer uykusunu açacak şey ağır bir kahve değil, şu sözler oldu -kalk asker nöbet değişimi! Önünden geçerken el açtığımız mezarlarda belki de yarın bizler olacağız. Her gün aynı diye ya- kındığımız günler, özlemle hatırlayacağımız günler halini alacak. Şu an evde, okulda sıkılmış halimiz Şırnak’ta soğuktan şakak- larına kar yağmış bir askerin hayalidir, kim bilir... Kahramanımızın ismi yok, kahrama- nımızın yaşı da yok… Kahraman sizsiniz, ge- lecekte bu günleri özleyecek ihtiyarla aynı kişi...
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ Masal Kutsuz Prenses Ömer Faruk GENÇTÜRK Bir varmış, bir yokmuş... Evvel zaman için- bu şekilde devam eden prensesin hali ba- mış. “Bir insanı mutlu ederse lanet kalkar” basının kulağına gitmiş. Kral, kızının derhal demiş cadı. Kral kızının normal hale döne- de, kalbur saman içinde... Kut ülkesinde çok hekim tarafından görülmesini emretmiş. bileceğini öğrenince çok sevinmiş. Koşarak mutlu bir prenses varmış. Bir gün prenses, Hekim; prensese bazı testler yaparak la- kızının yanına giden Kral “Cadıyı zindana meydanda bulunan manava gidip meşhur netlendiğini, hayatına devam etmesi için atın!” demiş ve gitmiş prensesin yanına. elmayı tatmak istemiş. Kral olan babası, insanların en mutlu oldukları anda yani uy- Haberi alan prenses oturup bir insanı nasıl “Tek başına gitmen tehlikeli olur, yanına iki kuda oldukları zaman onların mutluluklarını mutlu edebileceğini düşünmeye başlamış tane muhafız al.” demiş. Prenses babasını emmesi gerektiğini söylemiş. Kral kızına kı- fakat aklına bir fikir gelmemiş. Düşünmek dinleyip iki tane muhafızı alıp ertesi gün yamayıp hayatta kalması için ne gerekiyor- için yalnız ve sessiz bir ortama ihtiyacı olan yola koyulmak için hazırlanmaya başla- sa kabul etmiş ancak bunun sonuçlarını pek prenses, sarayın bahçesine gitmiş. Bir süre mış. Çok uzun sürmeyen bir yolun ardından düşünmemiş. düşünen prenses tam ayrılacakken bah- meydana varmış. Meydandaki kalabalığın çenin önünde duran çocuğu fark etmiş içinden sıyrılıp, manavda sıra beklemeye Her gece insanların mutluluklarını sömür- ve yanına gitmiş. “Ne yapıyorsun” demiş başlamış. Prenses sıra kendisine gelince çok meye başlamış prenses. Prensesin bu duru- prenses. Yetim çocuk “Mutluluğu arıyorum şaşırmış, duyduğuna göre manavın sahi- mu yıllarca devam etmiş, prenses hayatta fakat bulamıyorum” demiş. Çocukla çok iyi bi Cemil adında genç ve yakışıklı biriymiş. kalmış fakat ülkesinde ki insanlar mutsuz- anlaşan prensesin aklına bir fikir gelmiş. Lakin karşısında duran yaşlı, çirkin ve kısa laşmış. Haliyle intihar vakaları da artmış, Çocukları mutlu etmenin kolay olduğunu boylu bir kadınmış. Kadın “Elmalarımız çok Kral bunu acilen çözmesi gerektiğini düşü- sadece çocuğu evlat edinmesi gerektiği- lezzetli neden denemiyorsun?” demiş. Pren- nüp cadının yakalanmasını emretmiş. Bir- ni düşünmüş ve çocuğu evlat edinmiş. İlk ses koca bir ısırık alıp “Hayatımda tattığım kaç ay içerisinde yakalanan cadı kral tara- defa aile sevgisini tadan çocuk mutluluğu en güzel elmaydı.” demiş ve bir sepet elma fından sorguya çekilmiş. Kral, “Kızım nasıl bulmuş. Prenses eski haline dönmüş ve Kut almış. Sarayına geri dönen prenses elmala- eski haline gelebilir?” demiş cadıya. Cadı ülkesi kurtulmuş. rı kimseye vermeyip gün içerisinde bitirmiş. bir müddet cevap vermemiş fakat işkenceye Ertesi gün uyanan prenses çok mutsuzmuş, dayanamayınca hemen konuşmaya başla- Şiir eski halinden eser yokmuş. Birkaç gündür Sevgi Çiçeği Anlat bana umudunu Hayallerini anlat Karanlığın aydınlığını Umutların hayallerini Sevgi Çiçeği Sevdim seni bir kere Hayallerimin içinde Umutlarımla seni besledim Sevgi Çiçeği Cemile Alabaş ŞAHİN 5
Biyografi Mona Roza’nın Kayıp Şairi “SEZAİ KARAKOÇ” B u sayımızda sizlere Türk şair, yazar, düşü- Anı Melis GÜRALP nür ve siyasetçi Sezai Karakoç’tan bahsetmek istiyorum. Karakoç, 22 Ocak 1933’te Diyarba- kır’da dünyaya geldi. Nüfus kaydında doğum günü 22 Ocak olarak görülür, fakat kendisi gerçek doğum gününün mayıs ayı içerisinde olduğunu belirtir. Babası Yasin Bey, orta halli bir tüccardı. 1. Dünya Savaşı’nda Kafkasya Cephesi’nde çar- pışırken Ruslar’a esir düşmüştür. Dedesi Hü- seyin Bey de Plevne Savaşı’na katılmış, Gazi Osman Paşa’nın teşekkürünü kazanmıştır. An- nesi Emine Hanım ise ev hanımıydı. Sezai Karakoç’un eğitim hayatından bahse- Memnunluk ilkesinin koç, 2011 yılında Cumhurbaşkanlığı Edebiyat decek olursam: İlkokul eğitimini 1938-1944 temeli sevinçtir. Ödülü’ne layık görüldü fakat kendisine verilen yılları arasında Ergani’de tamamladı. 1944 Yaşama sevinci plaket ve para ödülünü reddetti ve bu ödülü yılında sınavlara girip Maraş Ortaokulu’nda değil, ‘yaşatma almaya gitmedi. parasız, yatılı olarak okumaya hak kazandı. sevinci’dir. 1947-1950 yılları arasında lise eğitimini para- Ben şiir okumayı çok severim. Bence şiir, ede- sız, yatılı olarak Gaziantep Lisesi’nde tamam- navlarına hazırlanırken kazanamama ihtima- biyatımızın önemli bir parçası. Bu yüzden Se- ladı. Lise eğitiminde felsefe dersine ilgi duydu lini göz önüne alarak felsefe bölümüne kayıt zai Karakoç’un şiir anlayışını da merak ettim ve felsefe okumaya karar verdi. Üniversite yaptırdı. Ankara Üniversitesi-Siyasal Bilgiler ve bu konu hakkında sizlerle de öğrendiklerimi eğitimi için İstanbul’a geldi. Babası Yasin Bey, Fakültesi’ni kazanarak başladığı yükseköğ- paylaşmak isterim: Karakoç, şiirle ilgili görüş- oğlunun İlahiyat Fakültesi’nden mezun olma- renimini 1955’te maliye bölümünden mezuni- lerini yazmaya başladığı dönemlerden itiba- sını istedi ama imkânlar dâhilinde eğitimine yetle tamamladı. Mecburi hizmet sebebiyle ren şiir anlayışını da yazmıştır. Bu konudaki devam edebileceği yatılı tek bölüm Siyasal Maliye Bakanlığı’nda Hazine Genel Müdür- düşüncelerini ‘’Edebiyat Yazıları’’ adını verdiği Bilgiler Fakültesi’ydi. Karakoç, üniversite sı- lüğü-Dış Tediyeler Muvazenesi bölümüne üç kitapta toplayan Sezai Karakoç’un Türk şi- atandı. Daha sonra maliye müfettişliği sına- irinde son derece özgün bir yeri vardır. Onun vına girdi ve sınavı kazandı. 11 Ocak 1956’da şiiri metafizik bir şiirdir. Sezai Karakoç, şairin müfettiş yardımcılığı görevine başladı. Görevi genel çizgilerini ‘’Pergünt Üçgeni’’ dediği üç sebebiyle Anadolu’yu çok gezdi ve birçok il ve ilkeyle anlatır. O üç ilkeyi açıklamak gerekirse: ilçeyi inceleme ve tanıma fırsatı buldu. İstan- bul’da ‘’Diriliş Yayınları’’ ve ‘’Diriliş’’ dergisini Şair, Kendi Kendisi Olmalı: Şairin kendi ken- kurdu. 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakan- disi olabilmesinin biricik yolu değişmek, baş- lığı-Kültür ve Sanat Büyük Ödülü ile ödüllen- kalaşmaktır. dirildi. Bakanlığa ödülün para kısmının kül- tür-sanat işlerine harcanmasını, diğer kısmının Şair, Kendine Yetmeli: Eserinin tohumunu ve ise posta yoluyla bildirdiği adrese yollanma- geliştirecek iklimini, şairin kendi varlığından al- sını rica ettiği bir mektup yolladı. Sezai Kara- ması anlamına gelir, yeterlilik ilkesidir. Şair, Kendinden Memnun Olmalı: Eserin şai- rini sevinçle titretmesidir. Şair, eserini sevmeli, beğenmediği davranışlarını gücendirmeden 6
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ ona anlatmalı, onu kendini düzeltmeye kan- Deneme dırmalı ve bunu da inandırmalıdır. Memnun- luk ilkesinin temeli sevinçtir. Yaşama sevinci Masallar değil ‘’yaşatma sevinci’’dir. Fatıma Aytöre TAŞ Sezai Karakoç’un en önemli eseri ‘’Monna Ro- sa’’dır. ‘’Monna Rosa’’en güzel aşk şiiridir ve Masallarda anlatılanlarla gerçek hayatta mutlu son ile bitiyor. Bir prens bir prensesi gizemli hikâyesiyle merak uyandırır. ‘’Monna yaşadıklarımız beni ikilime sokuyor. Masallar, kurtarabilecek kadar güçlü ve harika ama Rosa’’nın dizelerinin baş harflerine bakıldığın- güzel bir hayatın olduğunu yanlış noktalara bir prenses kendini koruyamayacak kadar da ilk harflerinin ‘’Muazzez Akkaya’m’’ ismini değinerek anlatıyor. Küçükken pembe bir el- EKSİK... oluşturduğu görülür. Herkesin bir kez de olsa bisem olsun isterdim. Kocaman bir şatonun bu şiiri okumasını tavsiye ederim. içinde bir sürü çalışan, bir sürü eski moda Çocukluk saftır hızlı inanır. Masallar ise ku- eşya, kocaman bir bahçesi olan o şatonun sursuz bir hayatın olduğunu anlatır. Çocuklar Maalesef ki 16 Kasım 2021’de yaşlılığa bağlı içinde pespembe bir odam olsun isterdim. ise buna inanır. Gençler ise hayatı anlamaya geçirdiği rahatsızlık sebebiyle Sezai Karakoç, Beyaz atlı prensimi beklerdim; siyah saçları çalışan, yorgun bitkin insanlardır. Yaşlılar ise hayata gözlerini yumdu. Çolpan ailesi olarak ipekten, toprakta kaybolan gözleri ve birde umut aşılamaya çalışan son neferlerimizdir. çok üzgünüz. selvi boylu olsun isterdim. Rengârenk taşlarla Ben, anneannemin bana anlattığı masallar- süslenmiş taçlar, ağzına kadar rengârenk el- da büyüdüm. Bir yandan her gece sımsıcak Bazı ünlü yazar ve şairlerin Sezai Karakoç için biselerle dolu gardırobum, ipince belim, upu- yatağımda yatarken masal dinleyerek uyu- yazdığı mesajlar: zun sapsarı saçlarım olsun isterdim. Güzelliği mak beni rahatlatırdı. Şimdi ise başımı yastı- fizik zannederdim. Ama şimdi ise güzellik ğa koyup dertlerimi düşünmek beni umutsuz- Ali Ayçil: ‘’Sezai Karakoç, iktidarların parıltısı- algısının kısıtlanamayacak kadar değişkenlik landırıyor. Gittikçe değişen insanlar, hayatlar, na ve imkânlarına kendini kaptırmayan ödün- gösterdiğini öğrendim... pespembe dünyamı karalıyor. süz dava adamı neslinin son temsilcilerinden biriydi. Ruhu şad olsun.’’ Şimdi ise simsiyah kıyafetlerle dolu gardırop, Masallarla hayal kurmak ise bir nebze umut- bembeyaz saf bir yılanım olsun istiyorum; landırıyor. Masallar umudumuzu yeniliyor. Hilmi Yavuz: ‘’Sezai Bey’in ölümü, herhangi farklı olmayı seviyorum. Masallar klasik bir Hayata tutunmamızı sağlıyor. bir şairin ölümü değildir. Bazı şairler büyük mimarlardır, görkemli yapılar inşa ederler. Süleymaniye’yi, Selimiye’yi inşa ederler; bazı- larıysa deniz kumuyla ilk depremde yıkılan bi- naları… Sezai Bey, şiirin Süleymaniye’sini inşa etti. Rahmeten vasia…’’ Abdullah Harmancı: ‘’ARTIK ÖLEBİLİRDİM Artık ölebilirdim Bütün İstanbul şahidim Ben kandan elbiseler giydim Bundan senin haberin var mı’’ (Sezai Karakoç) ‘’Tanrı’ya teslim olmayan eşyayı teslim ala- maz.’’ (Sezai Karakoç-Edebiyat Yazıları 1) Mahmut Bıyıklı: ‘’Bu çağın en güzel adamla- rından birisi olan hepimizin üstadı Sezai Kara- koç, Hakk’a yürüdü. Menzili mübarek, mekânı cennet, makamı ali, ruhu ila yevm’el kıyame, şad ü handan olsun. Başımız sağ olsun.’’ Çolpan ailesi olarak Sezai Karakoç’a rahmet diliyor, tüm sevenlerine sabır ve başsağlığı dili- yoruz. Türk edebiyatının başı sağ olsun. Şiirle kalın. 7
Biyografi Anadolu Rock Ozanımız CEM KARACA Cem Karaca, Azeri Türkü ve Müslüman Bir Mehmetçik Ceyda TOPÇU askerde bağlama olan Mehmet İbrahim Karaca ve Hristiyan çalıyordu. Bugüne rock müziğin içine yerleştirir. Cem Karaca o kadar radyoda bağlama sayesinde “Anadolu Rock” denilen bir Ermeni olan Toto Karaca’nın oğlu olarak çaldığında kapatın bir müzik akımının öncüsü olur. Cem Kara- şu ilkel müziği diyen ca 1967’de yeni grubu olan Apaşlar ile Altın 5 Nisan 1945’te dünyaya geldi. Doğumun- ben, bağlamaya Mikrofon Yarışması’nda ikinci olur. Türkiye büyülenmişcesine artık bu delikanlıyı tanımaktadır. 12 Mart dan ölümüne kadar İslam ve Hristiyanlık 1971 askeri darbe döneminde Cem Karaca gittim. “Kardaşlar” grubu ile çalmaktadır. Bu dö- hayatında hep iç içe olmuştur. Her ikisi de nemde “Dadaloğlu” ve “Kara Sevda” gibi Grup Jaguar gibi gruplar kurar. Bu gruplar- hit parçalar çıkartmıştır. 12 Mart Darbesi’n- tiyatrocu olan anne ve babasının sanatçılar- la birlikte İngilizce rock yapmaya başlarlar. den sonra ülkede siyasi hareketler yükselir. Zar zor buldukları vokallerle karın tokluğu 1980’e kadar sürecek bu dönemde Cem la dolu büyük bir çevresinde ve etnik bir gru- için sahneye çıkarlar. Her yurdum erkeğinin Karaca Marksist Felsefe ile yakınlaşır. Uzun en anlatılası olayı olan askerlik, Cem Ka- bir dönem tatlı bir rekabet içinde olduğu bun içinde doğdu. Öyle ki 6 Eylül 1945’te raca’nın müzik hayatını kökünden etkiler. Barış Manço’ nun aksine şarkılarında siyasi İstanbul’da kolej okuyan bu çocuk, askere pozisyonlara ve toplumsal sıkıntılara değinir. dolduruşa getirilen Türk Halkı’nın Rum azın- gidince bambaşka bir memleketle tanışır. 1980’e kadar üç grup ile çalışır; Moğollar, Anadolu ile, saz ile, halk ozanları ile, türkü- Dervişan ve Edirdahan. Tabii biz bunların lığın evlerine saldırdığı dönem, Karaca aile- lerle tanışır ve derinden etkilenir. Hatta bir arasından en çok Moğollar’ı bilmekteyiz. röportajında “Bir Mehmetçik askerde bağ- si de bu olaydan nasibini alır ve bir subayın lama çalıyordu. Bugüne kadar radyoda çal- Sevdası gibi davası da güzeldi bu adamın. dığında kapatın şu ilkel müziği diyen ben, Köşklerde büyümüş, kolejinden şoförler- yardımı sayesinde canlarını kurtarırlar. bağlamaya büyülenmişçesine gittim.” der. le alınmıştı ama o hep halkın adamıydı. Cem Karaca’nın genlerinde nasıl bir kültürel Döndüğünde artık İngilizce rock söyleyecek Şarkıları mis gibi Anadolu kokardı. Öyle zenginlik ile doğduğunu tahmin edersiniz. bir adam değildir. Halk ozanlarının sözlerini ki sahneye bile yağlı işçi tulumuyla çıkardı. Müzik ve tiyatro ile dolu bir çocukluk geçirir. 1978 yılında son grubu olan Edirdahan ile Tam da operetler dönemidir o dönem. Bir tam on sekiz dakika olan “Safinaz” isimli süre sonra Robert Koleji’ne başlar. Bu kolej eseri yayınlarlar. Yoksulluktan okuyamamış onun müzik yönünü ortaya çıkarır. Bunun- ve çocuk yaşta çalışmaya başlamış bir kızın la beraber rock müzik ile tanışır. Dönemin öyküsüdür Safinaz. Bu esere şarkı demek bütün rock şarkıcılarını ezberler. Bunlardan yanlış olur. Resmen bir isyan manifestosu- en sevdiği ise Elvis Presley’dir. Hayatının o dur bu eser. Bu şarkıyı neden yazdın diyen- dönemine Presley Dönemi desek yeridir. Bu lere “Ben bunları Safinaz’lara acıdığım için saatten sonra onun için müzik artık bir hobi yapmadım. Acıyamam ki. Ama Safinaz’ları değil, bir varoluş biçimidir. İlk ciddi sahnesi- bu duruma düşürenlerle olan kavgam sizi ve ne 17 yaşında çıktı. Bundan sonra zaten hep her şeyi kurtarana kadar devam edecektir.” sahnelerde olacaktı. 60’lı yılların yükselen diye cevap verir Karaca. 1977’ de sonradan özgürlük ortamında dünyada “The Beatles” yargılanacağı 1 Mayıs İşçi Marşı’nı yazar. fırtınası eserken Cem Karaca, Dinamitler ve Ülkede sokaklar iyice hareketlenmeye, şehir- lerde çatışmalar çıkmaya başlar. Devletin baskıları ölüm haberleri gibi günden güne artmaktadır. Cem Karaca istediği müziği Türkiye’de yapamayacağını anlayınca yurt 8
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ dışına çıkar. Dış ve iç güçler Türkiye’yi çık- Deneme maza sürüklerken 12 Eylül 1980’de darbe yapılır. Cem Karaca o sırada Almanya’da- Gökyüzünü Kaybetmiş Bir Kuş dır ve orada kalır. Ülkede kırmızı ceket giyen kişiler bile yargılanıp hapse atılırken, Cem Beyzanur KALELİ Karaca’da 1 Mayıs İşçi Marşı’ndan dola- yı yargılanır ve hapse atılacağı kesinleşir. R uhum gözyaşlarımı kurutuyor. Kalbim duğumu hissediyorum. Pes ediyorum yavaş Ülkeye dönmeyeceği anlaşılınca sinema yavaş. Zaman akıp giderken, onun izlediği oyuncusu, yönetmen, senarist, yapımcı ve ve vicdanımı karanlık bir holde arar gibi- yolda ilerliyorum. Her adımım, yaptığım bir yazar olan Yılmaz Güney ile aynı gün Türk yim. Fütürizmi ve sembolizmi hissediyorum yanlışı yüzüme vurmak istercesine tok bir ses vatandaşlığından çıkartılır. Türkiye tarihi- kendimde. Makineleşmiş durumdayım. Tek çıkarıyor. Kendimden ve başkalarından kork- nin en önemli rock şarkıcılarından biri va- bildiğim hiç bir şey bilmiyor oluşum. Sem- maya başlıyorum. Duygularımı yaşamak zor tandaşlıktan çıkartılmıştır. Nazım Hikmet’i bollerin arasında kaybolup duruyorum. Her geliyor bana. Kimi zaman içimden haykır- vatan haini ilan eden, Ahmet Kaya’yı yurt insan, hatta her canlı farklı yorumluyor beni. mak geliyorken suskun kalmak; kimi zaman dışına süren acımasız gelenek bu sefer Cem Aslında kısaca Hamletten; Olmak ya da ağlamak isterken hıçkırıklarımı yutmak... Bir Karaca’yı bulmuştur. 1983 yılının sonlarında olmamak, işte tüm mesele bu. Varlığım ve şarkı yazmak istiyorum kendime. Sadece be- askeri rejimin yerini seçim alır. 1985’te döne- yokluğum... İki zıtlık arasında sıkışıp kalıyo- nim mırıldanabileceğim, melodisiz bir şarkı. min başbakanı Turgut Özal ve eşi Semra rum. Yüzüme örttüğüm maskem, meskenim Ruhumu dinlendirmek istiyorum. Ruhum, be- Özal ile Cem Karaca Münih’te bir araya oluyor. Çok fazla duygu barındıramıyorum denimden çok daha ağır. gelir. 1987’de hakkında verilen gıyabi tutuk- artık içimde. Biraz nefret, biraz öfke... Az lama kararı kaldırılır. 29 Haziran 1987’de bir zaman, hayatımı düzene sokabilmek Turgut Özal’ın yardımıyla vatanına döner. için az bir zaman istiyorum. Fakat istemeye Dönmüştür dönmesine ama Turgut Özal ile ne cesaretim, ne takatim kaldı. Her gittiğim iyi anlaştığı için eski hayranları tarafından yolun sonu uçuruma çıkıyor. Ne ileri, ne geri “dönek” suçlamalarına maruz kalır. Artık gidebilir oldum. Sıklıkla yaptığım eski anıla- halkın gözünde eski imajı kalmamıştır. Hele rıma geri dönüşleri bile yapamaz oldum ar- birkaç eski şarkısını yaptığına pişman oldu- tık Aklımdaki tek düşünce, insanların bana ğunu açıklayınca hayranları ile arasında karşı olan fikirleri. Tıpkı gülünç bir tablo gibi olan soğukluk iyice artar. O dönem “Rapti- bir müzayede esnasında beni her gören ye Rap Rap” gibi şarkılar yapsa da hayran- ufak bir kahkaha, alaycıl bir gülüş bırakı- larıyla bir türlü barışamaz. Yalnızlığın yanı yor çehreme. Sıkılmak ya da değil, yorul- sıra halk tarafından yapılan suçlamaların ve çokça hayata dokunmanın verdiği yorgun- Şiir Gecenin Karanlığında luk ile bir tarafında Hz. Ali portresi diğer Ah benim kıymetli şövalyem! tarafında ise Hz. İsa’nın doğuş resmi ile son In The Dark Of Night Aşkımızı haykırıyorum, sözü Allahu Ekber olarak 2004 yılının 8 Şu- Oh my precious knight! bat Pazar gününde kalp krizi sonucu hayata Screaming our love, gözlerini yumar. In the dark of night. Gecenin karanlığında. They’ll try to seperate us, Bizi ayırmaya çalışacaklar, I’m a noble and you’re a knight. Ben bir soyluyum ve sen bir şövalyesin. But love is more than status so, Aşk statüden daha fazlasıdır yani, We’ll run away to live together. Birlikte yaşamak için kaçacağız. We’ll always and forever fall in love. Her zaman ve sonsuza kadar âşık olacağız. Rümeysa TOSUN Çeviren: Zeynep Melek ÜNLÜ 9
Makale Ergenler ve Yas Süreçleri Avcılar Anadolu Lisesi - Rehberlik ve Psik.Dan. Yusuf AKYIL Temel olarak ölüm kavramı yaşamın sona Yas sürecinde kaybettiği kişiye olan bağlılığına ermesi, insanın hayatta olduğu süre içinde bu göre geride bıraktığı yaşantılarla ilgili suçluluk durumun farkında olarak yaşaması ve kişide duygusu hisseder. Kaybedilen kişinin hayatta oluşturduğu kaygı nedeniyle göz ardı etmeye olduğu sürede gerekli ilgiyi göstermediğine yö- çalıştığı bir gerçektir. İnsanlar; anne ya da ba- nelik kendini suçlama eğilimidir. Bu durum bi- bası, arkadaşı, akrabası gibi sevdiği bir kişiyi reyde kendine ve çevresine karşı yıkıcı davranış- veya değer verdiği bir canlıyı kaybettiklerinde lar sergilemesine neden olurken aynı zamanda psikolojik olarak yıpranma ve bu kayıp son- ilişkilerinde de bocalamalar görülür. Aynı za- rasındaki yeni duruma uyum sağlama nokta- manda yaşamın anlamlılığı ile ilgili varoluşsal sında zorluklar yaşarlar. Bu oldukça doğal bir konuları sorgulama eğilimindedir. süreçtir. Yaşanılan kayıp sonrası yas tutmak oldukça kendini kınama, bunaltı, yalnızlık, yorgunluk, Ölüm oldukça karmaşık ve açıklanması zor doğal bir süreçtir. Ancak bazı bireyler ölümü çaresizlik, şok, özlem duyma gibi birçok duygu bir durumdur. Günümüzde ölüm, üzerinde ko- reddederek bu duruma karşı çıkar ve yaşamın yas süreci ile birlikte kendini gösterir. Yaşanan nuşulması engellenen bir tabudur. Günümüz normal düzenini bozacak şekilde psikolojik so- bu duygular kayıp sonrasında karşılaşılan nor- insanlarının mutluluk arayışları, sürekli mutlu runlar yaşar. Bireyin, kayıp yaşamanın hayatın mal duygulardır. olma isteği üzüntü verici olaylar üzerinde du- doğal bir parçası olarak görmesi ve her insanın 2. Bedensel belirtiler: Göğüs bölgesinde sıkış- bu durumla karşılaşacağı gerçeğini anlaması ma, yüksek seslere aşırı duyarlılık, boğazda rulmasını engelleyici nitelik kazandırmıştır. gerekir. Bu nedenle yasın tutulması ve tamam- sıkışma, enerjide düşüş, nefes alamama hissi Ergenlik döneminden önce çocuk, ölüm ile ilgili lanması hayatın normal akışına sağlıklı bir şe- gibi birçok belirti yas sürecinde olan bireyin ya- iki dönemden geçer. Bunlardan ilki okul öncesi kilde dönmesinde oldukça önemlidir. şadığı belirtilerdir. dönemdir. Bu dönemde çocuk ölümü, yaşa- mın yavaşlaması ya da durması olarak algılar. Yas döneminden önceki kişilik yapısı ergenin 3. Düşünceler: Yas sürecinde birey kayıp yaşa- Okul öncesi dönemden sonra ergenlik döne- bu dönemi nasıl atlatacağını belirler. Ergenin dığı kişinin öldüğüne inanmama, şaşkınlık ve mine doğru çocuk ölüm algısını bir son olarak uyum yeteneği, kısa sürede çözümler üretebil- kaybedilen kişinin hayata geri getirilmesi ile kavrar. Fakat herkesin başına gelebileceğini ve mesi ve lider özellikleri varsa, yas ile başa çıka- ilgili gerçek dışı düşünceler gibi birçok düşünce kaçınılmaz bir durum olduğunu anlayamaz. bilmesi daha kolay olur. Aynı zamanda “Ebe- örüntüleri geliştirir. Bu durumun kısa süreli ol- veynini Kaybetmiş Ergenlerin Yas Düzeyleri ile ması normal bir durumken uzun sürmesi dep- Ergenliğe giriş ile beraber ölüm kavramının Öz-Anlayış Arasındaki İlişkinin İncelenmesi” resyona sebep olabilir. anlamı da farklılaşır ve genişler. Bu dönemde konulu yüksek lisans tezim için yaptığım araş- birey ölümün yaşamın sona ermesi olarak kav- tırma sonucuna dayanarak, öz-anlayış düzeyi 4. Davranışlar: Yas tepkileri zamanla ortadan ramasının yanında bütün insanların da ölüm yükseldikçe yas düzeyinin azaldığını söyleye- kalksa da yeme içmede azalma ya da artma, gerçeği ile yüzleştiğini bilir. Aynı zamanda biliriz. Öz- anlayış; kendine şefkat göstermek uyku durumlarında farklılaşma, sosyal ortam- ölüm ile ilgili yaşanan kaygılar da başlar. Ge- ve yaşanan acı olayların yaşamın bir parçası dan uzaklaşma, dalgınlık, kaybedilen kişi ile lecek planlarının berraklaşmaya başlamasına olarak görmeyi sağlar. Kaybının sonunda ya- ilgili rüyalar görme, yerinde duramama gibi karşılık ölüm gibi geri dönüşü olmaksızın bir şanan olumsuz duyguların üstesinden gelin- davranış örüntüleri görülür. son yaşanması kaygı yaratır. Aynı zamanda mesinde faydalı olacağı söylenebilir. Yas sürecinde birey ilk başta bu durumu inkar ergenlik döneminde yaşanan duygusal dalga- lanmalar yaşama karşı güvensizlik ile birlikte Worden (1991;2003) tarafından yapılan araş- eder. İnkar, yerini öfkeye bırakır. Daha sonra tırma sonucu yas belirtileri duygular, bedensel doktorla veya başkalarıyla pazarlık yaparak ölüm kaygısını doğurur. belirtiler, düşünceler ve davranışlar olmak üze- ölümü ertelemeye çalışır. Durumu engelleye- Yas, bir kayıp sonrası başlayan fiziksel, duygu- re dört temel madde altında toplanmıştır. mediğinde üzüntü, enerji kaybı ve yaşamın an- sal, davranışsal, bilişsel ve sosyal boyutlarda lamsızlığı gibi depresyon belirtileri başlar. Ar- etkileri bulunan çözümlenmesi zor bir süreçtir. 1. Duygular: Üzüntü, öfke, suçluluk duygusu ve dından kabullenme gelir. Bu aşamaları sağlıklı 10
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ bir şekilde atlatma konusunda uzman desteği Deneme almış ise kabullenme evresinde öfke ve çök- künlük durumu söz konusu olmaz. Dolayısıyla Sosyal Anksiyete sağlıklı bir yas tutma süreci yaşar.(Kübler-Ross, 1969;1997) İrem BEDİR Bazı ergenler kendiliklerinden bir iyileşme gös- Sosyalleşmek nedir? Tüm insanlar, hayatı Çocukluk travmalarında çoğunlukla birey terir. Eğer olaydan 6-12 ay sonrasında bile bu boyunca sosyalleşmeye ihtiyaç duyar. Çünkü anne veya babasını kaybedince, lakin bu kişi- değişiklikler devam ediyorsa bir uzmana baş- vurmak gerekli olabilir. bu bizim yaşam biçimimizdir. Genel olarak den kişiye değişiklik gösterir, kimsenin bir daha Kaybı olan ergene nasıl yaklaşılmalıdır? insanların sosyalleşme deyince akıllarına; ar- ona aynı şekilde davranmayacağını, bir daha Olayın ne olduğu kısa, ama doğru bir şekilde kadaş çevresi geniş olan, pek çok konuya ilgi eskisi gibi mutlu olamayacağını, yalnız kaldı- iletilmelidir. duyan kişiler gelir. Lakin bu yanlış bir bakış ğını düşünür ve kendini insanlardan soyutla- Hiçbir şey olmamış gibi davranmak iç huzur- suzluğuna yol açar.Duyguların ifade edilebile- açısıdır. Bir insan doğduğundan beri sosyal bir maya başlar. ceğini görmek ergeni rahatlatır.Yas sürecindeki kişinin kayıp acısını yok sayması yasın sona varlıktır. Günlük hayattan sosyalleşmeye örnek ermesini geciktirir ya da patolojik bir boyuta verecek olursak: İki insanın birbirlerine selam Bir diğer faktör: Aile. taşır. vermeleri, birbirleriyle saygı çerçevesi içinde Aile, aşırı kontrolcü veya otoriter ebeveynler Konu ile ilgili soru sorması için fırsat verilmeli, konuşmalarını söyleyebiliriz. ise, sosyal anksiyetenin oluşumunda büyük sorduğu sorulara da elden geldiğince doğru cevaplar verilmelidir. Günümüzde çok yaygın olan çocukların, yetiş- bir rol oynarlar. Sosyal anksiyete, aileden gen kinlerin ve yaşlıların da yaşadığı sosyal anksi- olarak da geçebilecek bir şeydir, fakat araştır- Onlara herkesin bir gün öleceği, ama şu anda yeteye gelecek olursak: Sosyal anksiyete, yaş malara göre büyük ölçüde ailenin davranışları bunu düşündürecek bir neden olmadığı anla- farkı olmaksızın herkesin insanlarla etkileşimi- sonucu oluşur. tılmalıdır. ni içeren toplumsal durumlarda ortaya çıkan Verilen bilgilere göre sosyal anksiyeteyi öğren- kaygı bozukluğudur. Manevi desteğe gereksinimi vardır. Sarılıp öp- mek, ona sevildiğini söylemek, güven duygusu- nu güçlendirecektir. Cenaze törenine katılabilir. Eğer katılmaya ka- rar verirse, tören ile ilgili ayrıntılar da kendisine anlatılmalıdır. Bir kaybı olduğu, ona tanıdığı ve sevdiği biri Bu konuyu biraz daha açacak olursak, kişinin miş oldunuz. Eğer çevrenizde bunun gibi so- tarafından söylenmelidir. bir ortamda gereğinden fazla utangaç olma- runlar yaşayan insanlar bulunuyorsa psikolojik sı, ilgi odağı olma korkusu, ellerde titreme ve destek almasına yardımcı olabilirsiniz. Olay yerinden uzaklaştırılması, çocuğun daha kekeleme gibi özellikler görülür. sonra uyum sağlamasını güçleştirir. Alışık oldu- ğu yerde kalması hayatının bir an önce norma- Peki, Sosyal Anksiyete, bireyde nasıl ve neden le döndürülmesi çok önemlidir. oluşur? Beslenme, barınma, giyinme gibi temel gerek- Sosyal anksiyetenin oluşumunda genellikle sinimlerin karşılanmalı ve uyku düzeninin sağ- çocukluk döneminde yaşanan travmalar, aile lanmalıdır. baskısı, arkadaş ortamında dışlanma vb. olay- lar vardır. Bu durumlar bireyin karakteristik Kendini güvende hissedeceği bir ortamın oluş- özelliklerine yansır. turulmalıdır. 11
Öykü Yeme Bozukluğu Öyküsü Eylül DUYMAZ Yeme bozukluğunun birçok türü bulunmak- kında aldığı eleştiriler de onda çok derin izler Hep “son bir kilo” diye diye dibi görecekti. bırakacaktı. İlk başta tabağındaki lokmaları Bir kemiğe dönüşecekti. Hoş ya, istediği de tadır. Her ne olursa olsun bu bozuklukta birer birer azaltmaya başladı. Uzaktan ba- buydu zaten. Kilo verdikçe ayna karşısına ortak olan şey, normal bir yeme düzenine kınca çok normal gözüküyordu her şey. Ama geçip gözleri adeta üst düzey bir teknolojiye sahip olamamak, çok ya da az yemek ol- ileride büyük bir kasırga vardı. Ve o kasırga sahipmiş gibi vücudunun her karışını aklına duğunu söyleyebiliriz. Kişinin bu rahatsızlığa önce onun gözlerindeki ışıltıyı daha sonrada kazıyordu. Ve bu olağanüstü gözler zayıfla- sahip olmasında çevre ve psikolojik sorunlar sağlığını alacaktı. Eğer şanslıysa hepsini al- dığı için beliren kemiklerini görünce ötmeye sebep olabilmektedir. Bu bozukluktan mus- mazdı. Gün içinde sürekli egzersiz yapıyor ve başlıyordu. Hemen parmaklarını kemiklerin tarip olan kişi hayatını sağlıklı bir şekilde yö- tüketmesi gereken miktarının üstünde su içi- üstünde usulca gezdiriyor ve yaşamayanın netemez çünkü ipleri elinde tutan başka bir yordu. Ve hayır sevgili okuyucular bu hiç de bilemeyeceği bir hastalıklı memnuniyet duy- şey vardır. Bu da “yemekler, yiyecekler”dir. normal değildi. Neden mi? Kalbi zorlanıp gusuna kapılıyordu. Hastalıklı diyorum çün- Sürekli onlarla savaş halindedir... ağrıyana kadar hareket ediyor ardından da kü sağlıksız bir şekilde istediği bedene ulaş- midesi bulanana kadar su içiyordu. Sonra maya çalışmak bir intihardı. Her anlamda. Okuyacağınız öyküde ise yeme bozuklukla- da yere çöküp yaşlı gözlerle kendi acizliğine Duygusal olarak da eriyordu her geçen gün. rından bulimia nervoza hastasının yaşadıkla- bakıyordu. Saplantı yapmıştı kilosunu ken- Aklında sürekli kilosu ve yiyeceklerin kalorisi rına eşlik edeceksiniz. Ve bu öykü hayatımız- disinde. Tek istediği günde on beş kereden vardı. Günlük hayatınızda zevkle yediğiniz dan bir parça. Belki aynı durumları bizzat fazla çıktığı tartıda onu tatmin edecek sa- birçok yiyeceğin kalorisini ezberlemişti. Artık kendiniz yaşadınız ya da her gün içinde bu yılarla karşılaşmaktı. Çok üzücüdür ki hiçbir yok denecek kadar yemek yiyordu. Herkesin durumla savaşan kişilerle göz göze geliyor- zaman verdiği kilolarla yetinemeyecekti. büyük bir iştahla yediği tatlıların önünden sunuz. Her ne olursa olsun benim amacım geçerken gözlerini kaçırıyor ve onlardan farkındalık yaratıp insanları bu konu hakkın- korkuyordu, onların vücuduna intikal ede- da bilinçlendirmek. Umarım amacıma erişi- ceği kalorilerden de. Herkes uyuduğunda rim. o uyumuyordu. Geceleri yatağına oturup ağlıyordu. Evet, o kendisine bir mazoşist gibi Tam olarak ne zaman başladığını bilmiyor- çektirdiği acıdan, açlıktan ağlıyordu. Lütfen du. Tek bildiği aynadaki bedeninden rahatsız bunu basit bir durum gibi görmeyin. Sizden olmasıydı. Fazlalığım var diyordu, vücudum- empati yapmanızı rica ediyorum. Lakin bu da ve tartıdaki sayılarda. Gün içinde pek çok ne kadar etkili olur bilemem, size kalmış bir kez aynanın karşısına geçiyor vücuduna ba- durum. Midesi alarma geçmiş gibi acıktığı- kıp tatminsizlik hissine kapılıyordu. Aslında nı ve eğer biraz daha böyle devam ederse bedeninden tiksiniyordu sadece bunu kabul istifa edeceğini söylüyordu. O ise acımasız etmiyordu. Çocuğuna karşı vazifesini yerine bir patron gibi midesini zorluyordu, gerekli getirmeyen bir anne baba gibi o da kendi besinleri tüketmeyerek. Ertesi sabah inanıl- vücudunu dışlıyordu. Kendi parçasını kendin- maz bir mide bulantısıyla uyandı. Kusup ra- den soyutluyordu. Bu ne kadar doğru olabi- hatlamak istedi fakat kusacak kadar bir şey lirdi ki? Çevresinden kilosu hakkında pekte yememişti. Bir an insan olmanın verdiği “ya nazik olmayan söylemler alıyordu. Evet, ha- bir şey olursa?” düşüncesiyle panikledi. Gözü yat böyleydi. İnsanlardan her zaman sizi hoş kararıyor ve başı dönüyordu. Evet, o bahsi- tutacak sözler işitmeyi beklemek saçma olur- ni ettiğimiz kasırgada sağlığına teşrif etmiş du. Ve bir o kadar da doğal. Lakin bazı söz- bulunmakta. Ama kötü bir şekilde. Yemek ler vardır ki ağızdan bir defa çıktığında her yemeliyim dedi, bayılacak olmanın verdiği saniyesinde hız kazanan bir ok gibi, insanın korkuyla. Mutfakta ellerinin titremesini dur- içine acımasızca saplanabilirdi. Kilosu hak- 12
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ durmaya çalışarak zar zor bir sandviç hazır- Deneme ladı. Tamam dedi bunu yediğim zaman iyi olacağım en azından acillik olamayacağım. Ruhun Gıdası Müzik Isırdığı ilk lokmayla beraber çıkması bir oldu. Şimdi cezalandırma sırası midesindeydi. Zeynep Melek ÜNLÜ Meşakkatli birkaç dakikanın ardından lok- maları yutabilmişti. Derin bir yarası vardı. Müzik ruhun gıdasıdır derler. Peki neden? Bütün bunları yaparken dikkat etmemiz gere- Hem bedeninde ne kadar zayıflarsa zayıfla- ken şeyler de var tabi. Ruhumuzu zehirleme- sın kendisini sürekli yetersiz göreceği bedeni İnsan için gıda neyse ruh için müzik odur. Tabi mek! Bahsettiğim iyileştirme yöntemleri kişinin hem de ruhunda yorulduğunu söyleyen hay- ruh diye bir şeye inanıyorsanız. Yaşadığımız her sevdiği ve zevk aldığı müzik türlerini dinlemesi, kırışlar. Günler kendisini yemek yemeye zor- anda, hissettiğimiz her duyguda, kısacası ha- çalması veya söylemesiyle etkisini göstermek- lamakla geçti. Her yiyişinde iflah olmaz bir yatımızın her yerinde melodiler var. Peki nedir tedir. Dolayısıyla kaliteli ve sevdiğimiz müzik suçluluk duyuyordu. Midesindeki ona doy- bu müzik? Nedir bu müziğin iyileştirici yanı? türlerini o anki ruh halimize uygun olarak din- duğunu gösteren şişkinliğe dahi tenezzül et- lersek ruhumuz bundan hoşnut olacaktır. Aksi miyordu. Tam iyileştim dediği vakitlerde bir Antik Çağ’dan itibaren müziğin iyileştirici etkisi takdirde iyileşmek uğruna her türlü müziği din- yeme atağıyla karşılaştı. Mutfakta bulabil- olduğu gözlemlenmiştir. Antik Yunan’da yapı- lemek ruhunuzu zehirleyecektir. diği ne kadar abur cubur ve hamur işi varsa lan bir araştırmaya göre, çabuk sinirlenen ve hepsini uzun bir açlıktan sonra avlanmış bir umutsuzluk hissine kapılan insanların sevdik- Bütün bunların dışında müziğin birleştirici et- aslan gibi yedi. Evet, o uzun süredir kendi- leri müzikleri dinlemesi tedavilerinde olumlu kisinden de bahsetmek istiyorum. Müzik zevk- sini bu yiyeceklerden uzak tutuyordu. Şimdi sonuçlara yol açmıştır. Günümüzde yapılan lerimiz sayesinde insanlarla olan iletişimimiz de dayanamamış hepsini gözyaşlarıyla be- araştırmalar sonucunda ise bunun doğruluğu gelişiyor. Çok sevdiğiniz, benimsediğiniz bir raber yutmuştu. Ama fazla uzun sürmedi. kanıtlanmıştır. Sevdiğimiz müzikleri dinlemek, müzisyenin veya bir grubun konserinde kendi- Çünkü aklına hiç gelmemesi gereken bir dü- vücudumuzda dopamin, serotonin, endorfin, nizi tanımadığınız insanlarla müzik tartışırken şünceyle lavaboya koştu. Aklından geçirmesi adrenalin gibi olumlu hormonların salgılan- bulabilirsiniz. Müzikte sınıf ayrımı yoktur. Bir ve ardından bunu eyleme geçirmesi bir oldu. masını tetikler ve mutlu olmamızı sağlar. Aynı işveren ve işçisi, zengini, orta hallisi, Müslü- Yemiş olduğu ne varsa hepsini çıkardı. Şimdi zamanda müziğin kan basıncı ve beyindeki man’ı, Yahudi’si, siyahı, beyazı fark etmeksizin istediği olmuştu. Bomboş ve şişkin olmayan oksijen düzeninin sağlanması gibi diğer fizik- müzik insanları birleştirir. Ayrım olmadan insan bir mide. Sonra başını kaldırıp aynadan sel olaylarda da etkili olduğu gözlemlenmiştir. kendini müziğin tam ortasında bulur. Belki de kendisine baktı. Gözaltları kararmış ve yüzü Farklı tür müzikleri dinlediğimizde beynimizin iyileştirici etkisinin sebeplerinden biri de budur. kendisini kusmaya zorladığı için kıpkırmızı farklı bölümlerini çalıştırırız. Bu yüzden nörolojik olmuştu. Bir gözyaşı süzüldü sol gözünden veya psikolojik bir sebepten dolayı beynin ha- Benim fikrimce müzik bir sihirbaz misali gizemli ardından da diğerleri hücum etti. O an hiç sar gören kısımlarının iyileştiği gözlemlenmiştir. bir şey. Müziğin kıymetini ve işlevini bilmek ve var olmamayı diledi. İnsan ömrü dedi ne Bütün bunların dışında müzik, üzerimizde olan müzik bilinciyle yaşamak önemli. Duygularımı- kadar uzun olabilirdi ki? Bu kısacık ve fani baskı ve stresi azaltır. Yaşadığımız kötü anları zın ve ruhumuzun besini olan müziğin değerini hayatta bunları yaparak güzel olan şeyleri, unutmamıza da yardımcı olur. Depresyon ve bilmeniz dileğiyle. eğer varsa tabi, kaçırmamalıyım dedi. O en anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıkların teda- azından bunu düşündü. Düşünmek önemli visinde ilacın yanı sıra müzik kullanılmaktadır. Müzikle kalın. bir husustur. Çünkü fiile dökmediğiniz şeyle- ri önce düşünürsünüz. Ve o bunu düşündü. Müziği dinlemenin yanı sıra müziği yapmak İleride de gerçekten bu hastalıktan kurtulup da ruhsal sıkıntıların giderilmesine yardımcı neden güzel olanın peşinden koşmasın ki? olmaktadır. Enstrüman çalmak veya şarkı söy- lemek insanları rahatlatır. Şarkılar birçok no- tadan ve tınıdan oluştuğu için hem algılama yeteneğimiz gelişir hem de ruhumuzu besleriz. Enstrüman çalmak, şarkı söylemek, müzik din- lemek bizi otomatik olarak melodiye odaklar. Dolayısıyla takıntılarımızdan bir süre de olsa uzaklaşmış oluruz. 13
Deneme Sigmund Freud ve Şiirde Psikanaliz Sarp Eren ÇERÇİNLİ Dergimizin psikoloji dosya konulu bu sayı- bir hastasına uyguladığı “hastayı konuştu- süreçlerinin bilinç dışı unsurları arasındaki rarak tedavi” yöntemi psikanalizin temelini bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır. İnsan sında, Klinik Psikoloji alanında çeşitli radikal oluşturdu. Prof. J. M Charcot ile Paris’te his- bilinçaltı hakkındaki bilgi kaynaklarını incele- fikirlere sahip ve edebiyatta özellikle Sürrea- teri üzerinde yürüttüğü çalışmaların ardından, yen ve rüyalarımızda deneyimlenen arzula- lizm’de karşımıza çıkan Psikanaliz yönteminin 1890’ların sonunda nörolojiden uzaklaşarak rımızın doyumu üzerine araştırmalar yapılan kurucusu olan Avusturyalı nörolog Sigmund klinik psikolojiye yöneldi. bir yöntem olarak Psikanaliz, edebiyatın ça- Freud’dan ve onun temelini attığı ve edebiyat 1896’da babasının ölümünün ardından girdi- lışma ve inceleme alanları içinde hem yoğun ile ilişkisi büyük olan Psikanaliz yönteminden ği derin bunalım sonucunda, sistemli biçimde olarak ilgi görmüş hem de karşıt görüşlere bahsetmek istedim. Freud, günümüz psiko- maruz kalmıştır. Tıpkı rüyalar gibi, edebiyat/ loji literatüründe her ne kadar saygı duyulan kendini analiz etmeye başladı. 1938’de Na- şiir de sıradan günlük düşüncelerimizden farklı bir kimse olsa bile özellikle “Cinsellik Üzerine” zilerin Viyana’ya girmesiyle, en küçük çocu- olarak zihinsel aktivitelerimizle üretilmektedir. isimli kitabında öne sürdüğü fikirleri ne yazık ğu Anna Freud ile birlikte Avusturya’yı terk Freud’un rüyalar ve gündüz fantezileri arasın- ki çağın anlayışını yakalayamamış ve eski ederek Londra’ya yerleşti. Uzun süre kanserle da kurduğu benzetme edebiyatın amacına kalmıştır. Ancak döneminde oldukça ilginç ve mücadele eden Freud, 13 Eylül 1939’da Lond- katkı sağlayan önemli bir göstergedir. alışılmamış fikirlere sahip olan Freud, onuncu ra’da yaşamını yitirdi. sınıftayken “Cinsellik Üzerine” isimli kitabını ilk Yazımın henüz giriş kısmında iki kere dillendir- Türkçe bir tanımla Ruh Çözümlemesi anlamı- okuduğumda dünyaya dair bakış açımı ciddi diğim Psikanaliz yöntemi, Sigmund Freud’un na gelen Psikanaliz, insanların ruhsal prob- anlamda değiştirmiş ve yeni fikirler edinerek çalışmaları üzerine kurulmuş bir psikolojik ku- lemlerini tedavi etmeyi amaçlayan bir yöntem dünyayı daha farklı görmemi sağlamıştı. Bu- ramlar ve yöntemler ailesidir. Bir psikoterapi olarak kabul görse de, sanat, edebiyat, sos- gün çoğu psikolog psikolojide daha eklektik tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel yoloji ve dil gibi insanı ve toplumu konu alan bir yaklaşım benimsese de Psikanaliz yönte- diğer alanlarda da önem kazanmıştır. minin edebiyatla olan etkisi ve ilişkisi, edebi- yatın incelenmesinde hâlâ önem arz eden bir Psikanaliz yöntemi, her ne kadar kişinin direkt konudur. olarak ruhundan, daha doğrusu psikolojisi üzerinden çıkarımlar yapan ve bunları tedavi Sigmund Freud, 6 Mayıs 1856’da, Avustur- etmeyi amaçlayan tıbbi bir yöntem olsa da, ya-Macaristan İmparatorluğu dönemindeki aslında edebiyat ile ele alınmadığı durumlar- Freiberg’de (bugün Pribor, Çek Cumhuriyeti da yavan kalacağını düşünüyorum. Çünkü te- sınırları içinde) doğdu. 1873’te Viyana Üniver- melde edebiyat, çoğu zaman insan ilişkilerini sitesi’nden tıp doktoru sıfatıyla mezun oldu ve ve karakterlerin ruh yapısını inceleyen, psiko- aynı üniversite bünyesindeki Brückle Ensitü- lojileri ve davranışları üzerinden çıkarımlar ya- sü’nde çalıştı. pan ve bazen eserlerin direkt olarak temeline karakterlerin davranış biçimlerini ve zihinleri- 1883’te dönemin en ünlü beyin anatomisi ve ni koyan bir alan olarak, aslında psikoloji ile nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert’in oldukça iç içedir. Hatta bayağı bir analojiy- yönetimindeki psikiyatri kliniğinde asistan le edebiyatın, kişinin ruhuna iyi gelerek onu olarak çalışmaya başladı ve Meynert’ten et- mutlu eden yönü ile kişiyi tedaviyi amaçlayan kilenerek nöropatolog olmaya karar verdi. klinik Psikanaliz yöntemi arasında bağlantı 1885’te nöropatoloji doçenti oldu. kurulabilir. Daha sonrasında Freud’un bizzat incelediği ve edebiyatta da oldukça önemli Çeşitli bedensel engelleri olan Anna O. isimli 14
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ bir yeri olan ve bilinçaltımızın tezahürü olarak kabul edilen rüyalar, lerinden birkaç rubaisinin üzerinden ilerleyelim: kişinin gündelik hayattaki düşüncelerinin uykumuzda ortaya çıkan gizemli yansımalarıdır ve Freud “Rüyaların Yorumu” adlı eserinde Öptü beni : «— Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır,» — dedi. bilinçaltı dünyasında bilgiye giden yolun nereden kaynaklandığını «Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır,» — dedi. ve nasıl işlediğini öğrenmek için rüyaların incelenmesi gerektiğini sa- «İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde: vunur. «körler onları görmese de, yıldızlar vardır,» — dedi... Bilgi, hayatta pek çok şeyde olduğu gibi edebiyatın da temelini oluş- Bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemin kokusu, bu mehtaplı gece turan kavramdır ve aklımıza gelebilecek her türlü edebi eser, alanı ne pırıldamakta devâm edecek ben basıp gidince de, olursa olsun yazan kişinin bilgi dünyası ve bilinçaltı sayesinde yazılır. çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da bana bağlı olmadan Yaratıcılığımızın temeli bilinçaltımız ve bilgilerimizdir, örneğin bir şi- vardı irde mısraların arasında gizlediğimiz düşünceler, tıpkı rüyaların asıl ve bende bu aslın sureti çıktı sadece.. ve somut düşüncelerimizin farklı birer tezahürleri olduğu gibi kendi- lerini aks eder ve daha gizemli bir şekilde ortaya çıkarlar. Bence şiir, Bu iki rubaide resmedilen sevgili, öptüğü kişiye aslında var olan güzel- temelde bilinçaltımızın bir ürünüdür ve mısralar anlaşılması ne kadar liğinin bizatihi varlığından değil, etraflarında devrolan dünyanın kendi zor olursa olsun bir takım saklanmış düşüncelerimizi ve fantezilerimizi gerçekliğinden kaynaklandığını, aralarında yaşadıklarını sandıkları aş- taşır. Rüyaların, şiirin ve Psikanaliz yönteminin asıl ilişkisini basit bir kın ve güzellik anlayışının iki kişi arasında değil, aslında bütün tabiata örneklem üzerinden şu şekilde anlatabilirim: Şair, şiiri kendi bilinçal- ait olduğu söyleniyor. Yani mısraların arasında gizlenen asıl fikir, gü- tından izler taşıyan hayal dünyasından kopmuş imgeler taşır ve bu zellik olgusunun gelip geçici varlığa yahut anlara bağlı değil, tabiatın mısralar şiiri okuyan okurun zihnine etki eder. Kendi duygularımızı ve evrenin kendi yapısının içerisinde örülü olduğu ve aslında mutlak bağdaştırabilmek için okuduğumuz olumlu etkiler taşıyan bazı şiirler bir biçimde zamanın var olduğu her anda güzelliğin de var olacağı bizi rahatlattığında ve olumsuz duygularımızdan uzaklaştırdığında üzerine. Bu bağlamda insanlar, güzelliğin asıl kaynağı değil, tabiatın aslında Psikanaliz yönteminin amaçladığı hedef başarılmış olabilir. güzelliğini yansıtan bir aynadan ibaret olmalı. Bazı edebiyatçılara göre, bu aslında şairi bir tür psikoterapi uygula- Söz gelimi, rubailerin devamında karşımıza çıkan şu dizeler ise: yan kişi yerine koyar. Bu noktada şiirin bir terapi olarak nasıl kullanı- labileceği üzerine dair biraz daha konuyu genişletmek isterim. «— Paydos...» — diyecek bize bir gün tabiat anamız, — «gülmek, ağlamak bitti çocuğum...» Şiir Terapi – Teori ve Pratik adlı kitabın yazarı olan Nicholas Maz- za’ya göre: …şiir terapisinde en yaygın kullanılan tekniklerden biri, Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak : bireye ya da gruba şiir okumak ve onların bu şiirlere tepki vermelerini görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat... istemektir. Terapist bu işlem sırasında danışanların tepkilerini keşfet- meye hazır olmalı ve hatta nasıl tepki vereceklerini tahmin etmelidir. Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha, Böyle bir süreç, terapide şiiri kullanmadan önce terapistin şiire yöne- güzelim dünya elvedâ, lik kendi tepkilerini değerlendirmesini gerektirir. Oturumda kullanıla- ve merhaba cak şiir, oturumun içeriği ve danışanların etkileşimiyle ilişkili olmalıdır. kâinat... Yani şiirin terapi olarak kullanıldığı bir durumda, geleneksel yön- temlerin ötesinde hastanın direkt olarak öznel fikirleri, şiirin hastada Balla dolu petek uyandırdığı duygular ve ruh yapısındaki değişimler ve şiire verdiği yani gözlerin güneşle dolu... yanıtlar, yorumları ve tepkisi incelenir. Bu inceleme sonucunda has- Gözlerin, sevgilim, gözlerin toprak olacak yarın, tanın yaşamındaki değişimler ve olaylar ile olan iç ilişkisinin farkına bal başka petekleri doldurmakta devâmedecek... varması sağlanabilir, duygularına hâkim olabilir ve kendisini nasıl daha iyi ifade edebileceği üzerine yeni yöntemler geliştirilebilir. Şi- Burada şair, ölümden, maddi dünya ile ayrılıktan, yaşam öncesi ve irin terapi olarak kullanılması günümüzde psikiyatristler, psikologlar, sonrası kavramlarından, hayatın devir daiminden ve uçsuz bucaksız psikolojik danışmanlar ve akıl sağlığı uygulayıcıları arasında gittikçe kâinatın korkutucu ve bir o kadar da hayran olunası mutlakıyetinden artan bir biçimde kabul görmektedir ve depresyon, kişilerarası ile- tişim problemleri, problem çözme becerileri gibi alanlarda olumlu 15 sonuçlar vermektedir (Hedberg,1997; Lerner, 1997). Bu noktada soyut teoricilikten uzaklaşıp somut bir örnek vermeme izin verin. Nazım Hikmet’in, rubailer başlıklı üç kısımdan oluşan şiir-
bahsediyor. Öyle ki, ne biz, ne de tabiatın kendi yansımaları olan Gördüğünüz gibi, bir şiiri okuduğum anda kendi imgelerimin, hayal- sevgililerimiz, tekdüze hayatın devir daiminden kurtulamayacağız ve lerimin ve fantezilerimin yattığı bilinçaltım ile şairin bilinçaltı arasın- en sonunda kâinatın kendisine ulaşacağız. Her birimiz, bir gün öyle da bir bağlantı kuruluyor, bu hem beni şairi bu dizeleri ne anlamla veya böyle tabiat ile buluşacak ve öyle veya böyle görebildiğimiz, söylemiş olabileceği üzerine düşünmeye teşvik ediyor, hem de kendi konuşabildiğimiz, düşünebildiğimiz hayatımızı geride bırakıp belki bilinçaltımda yatan hayallerimi tetikleyerek yeni fikirler, imgeler ve de çok daha geniş bir bilgeliğin kapılarını aralayacağız. Geçen her düşler uyandırıyor. Tıpkı rüya örneğinde olduğu gibi, şairin bilinçal- gün, bizi şu anki varlığımızla asla anlayamayacağımız bu kapıların tındaki düşünceler ve gündüz düşleri gece nasıl tezahür ediyorsa, sınırına götürüyor ve her gün ayrılık bir az daha yaklaşıyor. aynı düşünceler kendilerini şiirde açığa çıkarıyorlar ve bu noktada Son olarak, rubailerin üçüncü bölümündeki dizeler: belki de benim ruh hâlim gözler önüne seriliyor. Ben bu konuda her ne kadar uzman olmasam da psikoterapi görmüş, bunun üzerin- İnsan de araştırma yapmış kimseler ya da en azından diziler, filmler gibi ya hayrandır sana, ya düşman. popüler medya içeriklerinde bu tarz sahnelere denk gelmiş olanlar Ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun psikologların, hastalarına çeşitli görsel ya da işitsel ögeler sunarak ya bir dakka bile çıkmazsın akıldan... bunlar üzerinden psikoterapi uyguladığını görmüşlerdir. Aslında şiir ile terapi dediğimiz kavram tam olarak bu. Bir psikolog, bu dizeler Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü üzerine yaptığım samimi yorumlar üzerinden elbet ki benim bilinçal- sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın. tım, ruh sağlığım, kişilik özelliklerim ve sosyal ilişkilerim üzerine fikir Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın sahibi olacak, bunlar hakkında çıkarım yapacaktır. bahtiyarlığına benzer seni sevmek... Edebi eserlerin temelini oluşturan yaratıcılığın kaynağı, Freud’a göre hayallerdir. Hayaller, hem hayatımın gidişatına oturtmaya ve on- Kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi larla uyum sağlayarak gerçekleşmesini sağlamaya çalıştığımız bir uzaktan seyredemeseydik ruhunu birbirimizin. kavram olabilirken, onlarla savaştığımız ve engellemeye çalıştığımız Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden olumsuz şeyler de olabilir. Bu bağlamda, edebiyatın temelini oluştu- belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize... ran hayaller, yapılarına göre edebiyatımızın ortaya çıkaracağı farklı, olumlu veya olumsuz anlamların doğmasını sağlarlar. Yani aslında Gün iyiden iyiye ışıdı artık, ortaya çıkan kurmaca yapıt, yazarın kendi hayallerini doyuma ulaş- tortusu dibe çöken bir su gibi duruldu, berraklaştı ortalık. tırmaya çalıştığı bir araç olabilirken okura göre ise hayallerini keş- Sevgilim, sanki seninle yüz yüze geldim birdenbire : fetmesini sağlayacak ya da tıpkı yazarın yaptığı gibi kendini tatmin aydınlık, alabildiğine aydınlık... etmek üzere kullandığı bir yöntem olabilir. Freud’un belirttiği kurma- ca yaratıcı yazarlık süreci bu şekilde işlemektedir. “Yaratıcı Yazarlar Bu dört dize ise benim için bir nebze daha manidar. Bence ilk dört- ve Hayal Kurmak” adlı eserinde Freud, yazabilen kişinin aslında lükte bahsedilen kısım, gerçekten insanın duygularını uçlarda yaşa- nevrotik bozukluğu olduğunu kastederken yazarın gerçeklikten kaçış mayı sevmesini yani aslında ideal dengeyi oturtmayarak hislerini sürecinde yeteneklerinin ortaya çıktığını iddia etmektedir (1959). Yani şiddetli bir şekilde ifade etmesini anlatıyor. Öyle ki, benim gözlem- yazar, okura tıpkı Psikanaliz yönteminde olduğu gibi bir çeşit psi- lerime göre bu çoğunlukla ikili ilişkilere zarar veriyor, kişilerin anlık ve koterapi uygular, ortaya çıkan yeteneklerini kullanarak okuyucunun tehlikeli kararlar almasına, doğru ölçüyü yakalayamamasına sebep duygularını keşfetmesini, hayallerinin geçmiş, şimdi ve geleceğe dair oluyor. Devamında ise direkt olarak felsefi anlamının ötesinde kişisel dönütlerini ön inceleyebilmesini sağlar ve yazarın tıpkı şairin yaptığı bir mesaj yakalayan şair, hayalinde olan kişiye olan sevgisini açık- gibi gündelik dünyasından ve kişisel sorunlarından uzaklaşarak bilin- lıyor, onla olan ilişkisini metaforik anlamlarla açıklamaya çalışıyor çaltı dünyasını keşfedebilmesine ön ayak olur. Bunun üzerine okur, ve nedenler belirtiyor. İşte bu noktada şairin bilinçaltını anlamak problemlerine çözüm bulmak ya da karakterini ve duygularını daha bu dizelerden oldukça zor, zira şiir evrensel bir anlamdan bireysele iyi çözümlemek üzere edebiyata başvurur. evrilerek anlamını oldukça gizliyor. Son dörtlük ise ben de yalnızca güneşli bir günün ümidini uyandırıyor. Bu yazıda sizlere dilim döndüğünce, bilgim yettiğince Sigmund Freud’un geçmişinden, onun Psikanaliz yönteminin edebiyat ile olan Bu şiirlerin ben de uyandırdığı duyguları açıklamamın sebebi ise şu: bağlantısından ve bir edebiyatçıyı terapist olarak ele aldığımız bu bakış açısından size bahsetmek istedim. Dergimizin yeni bir sayısın- 16 da görüşmek üzere, kendinize iyi bakın, hoşça kalın. Esenlikler dilerim.
Deneme K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ İnsomnia Nedir? Zeynep Melek ÜNLÜ Birçoğunuz ‘’Dövüş Kulübü’’ isimli filmi izlemiş veya biliyorsunuzdur. Biraz fantastik bir film de olsa altında yatan konunun Insomnia hastalı- ğına dayalı olduğunu biliyor muydunuz? Peki nedir bu hastalık? Insomnia, uyku için her türlü fırsat ve imkan En basit zukluğu, depresyon, anksiyete veya böbrek ra- varken kişinin uykuya dalma problemi çek- aktivitelerden hatsızlığı, kalp rahatsızlığı, Parkinson, Demans, mesidir. Uykusuzluk hastalığı olarak da bilinir. gibi hastalıklara sahip olan kişilerde değil uyku Zaman zaman hepimizin uykusu olmasına biri olarak düzeni olan ve belirli bir hastalığa sahip ol- rağmen uykuya dalamadığı olmuştur fakat mayan insanlarda da görülür. Kişi bahsedilen Insomnia’ya sahip insanlar bu durumu sık sık yaşarlar. Insomnia’ya sahip hastalar yirmi da- tanımladığımız uyku belirtileri uzun zamandır fark ediyorsa mutlaka kikalık bir uykuyu bir saat olarak algılayabilir. bir doktora başvurmalıdır. Aksi takdirde gün- Hiç uykuya dalamadıkları gibi uyuyup çok er- kende kalkabilirler. Yatağa yattıklarında 15-20 bile bir eziyet haline lük hayatınızda yapacağınız fazla hatalar sizi dakikadan fazla uykuya dalmak için beklerler. işinizden belki de hayatınızdan bile alıkoyabi- Insomnia’ya sahip insanların birçoğu gün içe- gelip hayatımızı lir. Hayatınız bu filmdeki gibi, Dövüş Kulübü, risinde yaptığı aktivitelerden verim alamazlar. olmayacak belki ama bu hastalığa sahip ol- Sürekli yorgun ve depresif hissederler. Dikkat toplama ve odaklanma probleminin yanı sıra karanlığa sürebilir. manız hayatın akışını değiştirmeyecektir. Eğer anlık hataları çok sık yaparlar. bu hastalığa sahipseniz kendinizi insanlardan Insomnia’nın sebeplerinin en başında stres yat- soyutlamak yerine onlarla iletişime geçmeniz maktadır. İş, okul, sağlık, aile ile ilgili endişe- ler gündüzleri olduğu kadar geceleri de zihni Hastalığın kesin bir tedavisi olmamakla bera- tavsiye edilir. meşgul eder. Uykusuzluğun sebeplerinden bir diğeri ise sık yapılan iş seyahatleri ve çalışma ber çeşitli uyku ilaçları alınması önerilmektedir. Sayın okurlar, sağlığımızın büyük bir çoğunlu- saatleridir. Var olan uyku düzeninin bu gibi ak- Kişiye ruh sağlığını koruması için psikolojik te- ğunun bizim elimizde olduğunu bir kez daha tivitelerle bozulması uykusuzluğu tetikler. Tele- rapi seansları önerilir. 15-20 dakika içinde uy- görüyoruz. En basit aktivitelerden biri olarak vizyon izleyerek uyumak, yatma saatine yakın kuya dalamayan hastanın yatağı terk edip vü- tanımladığımız uyku bile bir eziyet haline gelip yemek yemek veya geç yemek, uyku saatinden cudunu gevşetecek hareketler yapması ve bir hayatımızı karanlığa sürebilir. Siz siz olun stres, önce uyku kaçıracak aktiviteler yapmak uyku- saat kadar sevdiği aktiviteleri yapması gerekir. üzüntü ve kötü alışkanlıklardan uzak durun! suzluğu oluşturan faktörlerdir. Bütün bunların Bütün bunların dışında düzenli ve dengeli be- Olayların veya kişilerin sizi üzmesine izin ver- dışında çeşitli travmalar sonrası yaşanan bir sin tüketmek, nikotin, alkol, kafein içeren mad- meyin. Aksi takdirde ruh sağlığı ve vücut sağlı- takım ruh sağlığı bozuklukları, alınan antidep- deleri aşırı tüketmekten kaçınmak ve günlük ğınız bozulabilir. resanlar veya diğer ilaçlar, kanser, Demans, hayatta aktif ve sosyal bir birey olmaya çalış- Parkinson gibi çeşitli hastalıklar veya genetik faktörler, çay, nikotin, kafein, alkol, kola gibi mak hastalığın etkilerini azaltmakta yardımcı Sağlıkla kalın. uyarıcı maddelerin aşırı tüketimi de Insomnia olacaktır. Insomnia hastalığı sadece stres bo- hastalığının başlıca sebepleridir. 17
Söyleşi CENGİZHAN ORAKÇI ile Söyleşi Söze Cengizhan Orakçı beyefendinin ko- Azra APAYDIN - Beril ŞAHİN nuşmaya başladığı gibi girmek istiyoruz. Hoş Peki ya siz Çolpan geldiniz biz de hoş geldik. Avcılar Anadolu yın. Madem dilimiz Türkçe, dünyamızda Türk- çe olmalı. okurları, siz kendiniziLisesi koordinesinde Çolpan dergisi adına 23 Mart’ta Avcılar Final okulları kampüsü kon- kötü hisseder miydiniz? Örneğin siteler kuruluyor değil mi? daha önce ferans salonunda Cengizhan Bey adına ger- Türkçenin olmadığı hiç birisinin adının Türkçe olduğuna rastla- çekleştirdiğimiz söyleşi programını siz Çolpan yerde yaşayabilir madım. Mesela AVM’ler eğer Türkçe bir isim okurları ile paylaşmak istiyoruz. kullanan AVM biliyorsanız buyrun dinliyorum. İlk olarak şairimizin Türkçemiz ile ilgili söylediği miydiniz? Türkçenin ─ Ankara’daki Kızılay AVM’nin ismi Türkçe sa- şeyleri sizlerle paylaşmak istiyoruz. olmadığı, orada nıyorum. “Biz Türkçenin güzelliğinin de zenginliğinin de konuşulan dili O mecbur öyle olmalıydı biliyor musun? Arsa farkında değiliz. Hatta ben şöyle düşünüyo- bilmediğiniz bir yerde Kızılay’ın arsası çünkü. (gülüşmeler) Peki şimdi rum acaba yanlış mı düşünüyorum gençler?” ne kadar durabilirsiniz? bunlar bizi teselli mi edecek? Teselli olmayalım bence ve bu bilinçte olalım. Çünkü Türkçe ne- Biz Türkçe’yi sevmiyoruz. Ne dersiniz sizce dir biliyor musunuz? seviyor muyuz? Türkçe bizim vatanımızdır. Vatanın tarifini öyle yaparsak çok doğru bir iş yapmış oluruz. Va- tan, üzerinde yaşadığımız toprak değil sade- ce. Evet, bir anlamda öyle. Üzerinde yaşadı- ğımız toprak vatandır. Ama Yahya Kemal’in aklımdan çıkarmadığım çok güzel bir sözü var.” Türkçenin çekilmediği yerler vatandır.” Peki, bunu niçin söylüyor? Çünkü Yahya Ke- mal Üsküp’te doğmuştur. Ve Üsküp kaybedil- miştir. Çoğu balkan şehri kaybedildi. Tamamı Türklerden oluşan şehirler bir bir elimizden çıktı, başkalarının oldu. Ama oralarda Türkçe konuşulmaya devam edildi. Türkçenin konu- şulduğu yerler vatandır, oralar hala vatandan sayılır demek istiyor. Türkçenin konuşulduğu yerler gönül coğrafyamızda yer alır. Bakıyorum da pek bir kararsız kaldınız. olarak yabancı kelimelere yer verilmiş. Alman bir fizikçi olan Martin Heidegger’in bir sözü var “dil insanın evidir.” Dile bu şekilde ba- Sizce Çolpan okurları, biz Türkçeyi seviyor Dükkân isimleri iş yeri isimleri vs. hep İngilizce- karsak onun evimiz olduğunu ve o evin içinde den alınmış yabancı isimler. Neden Türkçesi yaşadığımızı görürüz. muyuz? varken Türkçe bir isim verebilecekken bundan Ben biraz böyle bir şeyin içinde olduğumuzu kaçınıyoruz ve İngilizce bir isim tercih ediyo- Düşünün şimdi sizi alıp Türkçenin konuşulma- düşünüyorum. ruz? dığı bir yere götürsek, sizi orada bıraksak tek başınıza nasıl olursunuz? Kötü hissedersiniz Ben buraya gelene kadar gördüğüm manza- Bu daha mı havalı oluyor? Havalı oluyor ga- kendinizi. Ben de öyle hissederim. rayı söyleyeyim size. O tabelalarda, panolar- liba. Neden Türkçesi varken havalı oluyor? da yer alan isimler genelde İngilizce. Ağırlıklı Bunu ben hoş göremiyorum kusura bakma- Ç. D: Şiirlerinizi veya kitaplarınızı yazarken 18
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ yazacağınız konuya nasıl karar veriyorsunuz? Çeviri Cengizhan Orakçı: Beni ilgilendiren konular Çaba var. Kafama takılan merak ettiğim ya da beni rahatsız eden şeyleri örneğin kuşları çok İngilizce Aslından Çeviren: seviyorum Şehirde Kuşlar diye bir yazı yaz- Deniz Damla BARMAĞIÇ dım. Son yazdığım yazılardan bir tanesidir. Güvercinlere, kumrulara, kargalara, martı- Bir çiftçi, şiddetli yağmurdan sonra vago- lara bizimle beraber yaşayan tüm kuşlara teşekkür ettim. Bizimle beraber yaşadıkları nunu çamurlu bir köy yolunda sürüyordu. için. Ama şiirde olmuyor, şiir başka bir şey sizi Atlar, yükü derin çamurda sürükleyemediler duygulandıran sizi derinden etkileyen bir şey. ve sonunda tekerleklerden biri battığında durma noktasına geldiler. Ç. D: Lütfen Bekleyiniz şiiri nasıl yazıldı? bir beceridir. Gerçekten öyle. Şiir edebiyat içe- Çiftçi koltuğundan aşağı indi ve vagonun risinden en zor olanıdır. Gerçekten zor. Herkes yanında durmuş, arabayı raydan çıkarmak C. O: Hani trafik lambalarındaki butonla- hayatının bir döneminde şiir yazmıştır. Hele için en ufak bir çaba göstermeyen atlarına ra basıyoruz ya orada üç saniyede Bir Lüt- biz Türkler şair bir milletiz. Hayatımda şiir bakıyordu. Tek yaptığı şey kötü şansına la- fen Bekleyiniz sesi geliyor biliyorsunuz ki. Bir yazmadım diyen bence yalan söyler. Yazmış- net etmek ve yüksek sesle Herkül’ü yardı- gün karşıdan karşıya geçerken sürekli lütfen tır. Kendine saklamıştır. Eğer şiir kolay olsaydı mına gelmesi için çağırmaktı. Daha sonra, bekleyiniz sesini duydum ve eve gidip lütfen herkes devam ederdi. Edebiyatcıların çoğu Herkül’ün gerçekten ortaya çıkıp şöyle de- bekleyiniz şiirini yazdım. Böylece bu şiir bir şiirle başlıyorlar yazmaya, sonra şiirden vaz- diği söylenir: çırpıda oluşmuş oldu lakin bu nadiren olan geçip roman ve diğer türlere yöneliyorlar pek “Omzunu direksiyona koy ve atlarını çalıştır. bir şey şiirlerin üzerinde uzun süre çalışıyorum. çok tanıdığım edebiyatçılar şiiri bırakmıştır. Arabaya sadece bakıp sızlanarak arabayı Örneğin Nakkaş adlı şiirimi 3-4 yılda yazmış- Örneğin Sait faik Abasıyanık şiirle başlamış- hareket ettirebileceğini mi sanıyorsun? Ken- tım. Şiirlerin süreleri belli olmuyor yani. tır ama sonra hikâye ile devam etmiştir. Türk dine yardım etmek için biraz çaba göster- edebiyatının önemli hikâyecilerindendir. Ömer medikçe Herkül sana yardım etmeyecek.” Betül Yolcu: Kelimeleri birkaç dörtlüğe sığ- Seyfettin de şiirle başlamıştır ama o da bırak- Ve çiftçi omzunu direksiyona koyup atları dırmak ve bir anlam bütünlüğü oluşturmak tı. Bu böyledir çünkü duyguları belli bir ölçü zorladığında, araba çok kolay hareket etti çok zor olmalı, şiir yazmak da böyle bir şey içinde kısa bir metin içerisinde anlatabilmek ve çok geçmeden çiftçi büyük bir memnuni- aslında. Bu sizi zorluyor mu? yoğunlaştırılmış bir şekilde ifade etmek hiç de yetle ve iyi bir ders alarak sürmeye başladı. kolay değildir. Kendi kendine yardım en iyi yardımdır. C. O: O kadar doğru bir şey söyledin ki te- Cennet kendilerine yardım edenlere yardım şekkür ediyorum. Sen mutlaka şiir yazıyor Beril ŞAHİN: Okulumuz edebiyat öğretmeni eder. olmalısın. Hamza ÖZTÜRKÇÜ’nün bize vermiş olduğu B. Y: Yok, hayır. proje ödevimiz bu şekilde. Bir önce ki sayımız 19 da Arzu Aytur ile yapmış olduğumuz röpor- C. O: nereden biliyorsun peki bunları? tajdan biraz farklı oldu fakat programımıza katılma şansı bulamayan öğrencilerimiz, öğ- B. Y: etkileniyorum okuduğum zaman şiir- retmenlerimiz ve okurlarımız için güzel oldu leri. Çünkü bence bir dörtlüğün oluşturduğu diye düşünüyorum. Hamza hocamıza bu hissiyatı ve duyguyu 500 sayfalık bir roman güzel projeyi bize verdiği için ve siz değerle- veremez. ri Çolpan okurlarına röportajımızı okudukları için teşekkür ediyoruz. Cengizhan ORAKÇI C. O: Harika bir şey söyledi arkadaşımız ka- beyefendi ile program yapmak bizim için çok çıncı sınıfa gidiyorsun sen? büyük bir onurdu kendisine minnettarız. B. Y: 10.sınıf. C. O: İsmin ne? B. Y: Betül. Türkçe ile kalın. C. O: Betül gıpta ettim sana bravo. Ben Azra APAYDIN: Sayın Cengizhan ORAKÇI onuncu sınıftayken böyle düşünmüyordum. ile yapılan söyleşiden güzel ayrıntıları ve anları Bunu anlayabilmek fark edebilmek önemli Çolpan Dergisi ile paylaşmak istedik. Okudu- ğunuz için çok teşekkürler.
Masal Maşa ile Koca Ayı Rusça Aslından Çeviren: Sahra ZENGİN Zamanında küçük bir köyde, bir büyükbaba ve bir büyükanne yaşıyormuş. Maşa adında bir torunları varmış. Bir gün, Maşa’nın kız ar- kadaşları ormanda mantar ve çilek toplama- ya karar vermişler. Hep birlikte Maşa’yı çağır- maya gitmişler. Maşa demiş ki: ─ Büyükbaba, büyükanne! Lütfen kız arkadaş- larımla ormana gitmeme izin verin. “Git, kız arkadaşlarından sakın ayrılma yoksa kaybolursun.” demiş büyükannesi. Kızlar ormana gelip mantar ve çilek topla- maya başlamışlar. Maşa ağaç ağaç, çalı çalı derken kız arkadaşlarından çok çok uzağa gitmiş. Bağırarak onları aramaya başlamış fakat kız arkadaşları onu duymamış, cevap vermemişler. Maşa yürümüş, yürümüş. Bir zaman sonra ta- Maşa üzülmüş, kederlenmiş ama yapacak bir tirip Koca Ayı’ya demiş ki: mamen kaybolmuş. şey yokmuş. Koca Ayı ile aynı evde yaşamaya ─ -Bak ben turtaları bu kutuya koyacağım, başlamış. sende bunu büyükbabam ve büyükanneme Vahşi ormanda birçok çalı içinden geçmiş. Ayı her gün ormana gidermiş. Maşa’yı da on- götür. Unutma! Kutuyu yolda açma ve turta- Gözüne bir kulübe çarpmış. Kapıyı çalmış fa- kat kimse cevap vermemiş. Kapıyı itmiş, kapı suz hiçbir yere gitmemesi için cezalandırmış. “ lardan da alma. Ben bir Meşe ağacına tırma- açılmış. Kulübeye girip, pencerenin yanındaki banka oturmuş. Eğer gidersen her türlü seni yakalayacağım ve nacağım ve seni takip edeceğim. yiyeceğim!” dermiş. “Tamam, kutuyu ver!” demiş Koca Ayı. Maşa: Otururken de düşünmüş: Maşa, Koca Ayı’dan nasıl kaçacağını düşün- meye başlamış. Ormanda ne tarafa gidece- ─ -Verandaya çık, bak bakalım yağmur geliyor “Burada kim yaşıyor? Neden kimseyi göremi- ğini bilmiyormuş. Soracağı kimsesi de yokmuş. mu. Düşünmüş, düşünmüş en sonunda bulmuş. Koca Ayı verandaya çıkmış. Maşa’da hemen yorum?...” Aslında o kulübe de kocaman bir ayı yaşıyor- Bir gün Koca Ayı ormandan gelmiş, Maşa kutuya girmiş ve turta tabağını kafasına koy- muş ama evde değilmiş. O sırada ormanda muş. Koca Ayı geri dönmüş, bakmış ki kutu geziyormuş. ona şöyle söylemiş: hazır. Sırtına alıp köye doğru yola çıkmış. ─ -Koca Ayı, Koca Ayı! Lütfen bir günlüğüne beni köyüme gönder. Büyükanne ve büyükba- Koca Ayı, Çam ağaçları ve Huş ağaçları ara- Akşam olunca Koca Ayı evine dönmüş ve sından yürümüş. Tepelerden inmiş, vadileri aş- Maşa’yı görünce çok sevinmiş. bama hediyeler götüreyim. mış. Yürümüş, yürümüş, yorulmuş ve demiş ki: “Evet, gitmene izin vermeyeceğim! Benimle “Hayır, sen ormanda kaybolursun. Hediyele- yaşayacaksın, sobayı ısıtacaksın. Yulaf lapa- ri bana ver ben götüreyim.” demiş Koca Ayı. ─ -Bir kütüğün üstüne oturayım da bir turta sı pişireceksin ve bana yedireceksin !” demiş yiyeyim. Maşa ise tam da bunu bekliyormuş. Koca Ayı. Turtalar pişirmiş, kocaman büyük bir kutu ge- Ama Maşa kutudan demiş ki: 20
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ ─ -Görüyorum, görüyorum! Kütüğe oturma, Şiir Kara Sevdam turta da yeme! Onları büyükbabam ve büyü- Gözlerin solmuş bir çiçek kanneme götür. Amor Sözlerin iğne gibi İşliyor kalbime “Ne kadar keskin gözleri var, her şeyi görüyor.” Yürüyordum bir gecenin yarısı Ey güzel kız yerleştirmişim seni kalbime demiş Koca Ayı. Sırtlanmış kutuyu ve devam Bulacak mıydım ki ebedi aşkı etmiş. Sönecek miydi bu efsun ışığı Kabullenecek misin varlığımı Yürümüş, yürümüş, yürümüş, yürümüş, durup oturmuş ve demiş ki: İflah olacak mıydı bu insanlar Uzaklara dalar gözlerin Bitecek miydi artık bu aşk harbi İncitir kalbimi sözlerin ─ -Bir kütüğün üstüne oturayım da bir turta Nereden bulacaktık bahtiyarı Ah sevdam kara sevdam yiyeyim. Var mıdır herkesin bir aşk diyarı Bir ateş gibi yüreğimi yakan sevdam Maşa kutunun içinden tekrar aynılarını söyle- Meftun gözlerinde gördüm ışıltı Gözlerin uçsuz bucaksız bir deniz miş: O güzel yüzün sanki gün ışığı Hareketlerin dalga oluşturur yüreğimde Kalbinin ışığı bana yansıdı Fakat sözlerin fırtına ─ -Görüyorum, görüyorum. Kütüğe oturma, Sevgimiz birbirini bulacak mı Sen ise bir ateş turta da yeme! Onları büyükbabam ve büyü- Ben ise bu ateşte kül olan kanneme götür. Yine yazdım bu mazlum satırları Sessiz bir kâğıt… Susmak istemedi içimdeki sevdalı Şaşırmış Koca Ayı ve şöyle söylemiş: Başlayacak mıydı tekrar genç aşkı Metehan BAŞ Affedecek mi bu Dildar yazarı? ─ -Bak sen kurnaza, yüksekte oturup daha Telakki uzağı görebiliyor! Dilay Necla DEMİR Gecenin karalığı kaplar her yanı Çatılarda ararım umut ışığı Kalkıp daha hızlı yürümeye başlamış. Köye Ateş Yürek pür gam, gözüm pür nem gelmiş, büyükbaba ve büyükannenin yaşadık- Ne bir ses var ne bir seda ları evi bulmuş. Tüm gücüyle kapıyı çalmış: Göğüsüm altın bir kafes Aklımdan çıkmaz uyun ─ -Tık-tık-tık! Açın, kapıyı açın! Size Maşa’dan Dünyamda zelzele Ne bir misk, ne bir amber hediye getirdim. Bana bahşedilmişken nefes Özleminle dil-i divane olmuşum İçimdeki bu acı ne? Ey benim gülen yüzüm Köpekler Koca Ayı’yı hissetmişler ve ona doğ- Yüreğime oturmuş koca dağlar ru koşmuşlar. Bahçede koşturup ona havla- Ne ay, ne güneş eskisi gibi parlar Yıldızların manalı şuleleri maya başlamışlar. Yalnız gecede dans eden ateşin silik ışığı Bir huzurdur bana Ve yalnız kalemimden akan beyhude Göğe seni anlatır seni sorarım Koca Ayı korkmuş, kutuyu kapıya bırakıp ar- Bir ümid bir tebessüm kasına bakmadan ormana kaçmış. Büyükba- sözlerim ba ve büyükanne kapıya çıkmışlar, bir bakmış- Teselli edebilir miydi bu yaşlı gözleri? Başı duman oldu dağların lar ki kapılarının önünde bir kutu duruyor. İçimde kopan fırtına Gayr-ı mahdud bir uçurumdayım Dışımda ölüm sessizliği Düşmeden evvel tutsan ellerimden “Kutunun içinde ne var?” diye sormuş büyü- Bu biçare yürekte Ne güzel bir telakkidir bu kanne. Ateşin ebedi izi Berra ERTAN Büyükbaba kapağı açmış, kutuya bakıyor Zeynep TİLKİ gözlerine inanamıyormuş. Kutunun içinde Maşa sağ salim oturuyormuş. Büyükbaba ve büyü- kanne çok sevinmiş. Ma- şa’ya akıllı diyerek sarılıp öpmüşler. 21
Şiir Gülnare bir fidan doğdu içimin hasretine gülnâre yetim düşlerin aralıksız solgunları gün kaldı yerinde, yeniden sedef dokunuşlu bağların başkaldırdı umut, günebakan nehrin kıyısına sessiz ve mağrur gülden kadın mimozaları sayarken… esaretine, hani o güllerin yurduna bir başkaldırı: sözlerin… dağılıp raylardan demleyip gençliğimi menzil diye çıktığım gecede en çok da raylardan gelen hikâyeler besler, yol alırken darda kalanı vardığım gündüzün hazin akşamında rüzgara karşı salınarak gördüğüm, soluk alıp yaşamın kıyısında bendeler düşlerimdin gülnâre… işte o zaman hürriyet bir mana taşır düşün nârı yıkacak boynumu, kadınların kalbinde çekip doğrulan var, gel. düşlerimi sensizliğin merhemi sayma, silahın ateşiylen ısınan cüretkâr kardeleni sakın! seyredip kuğu boynuylan göklere hasret bağlarımı dağıtayım serçelere… soluğunu bırakan o kadın… yâdıma bir yağmur gibi düşen gözlerin gülnâre… bende nice hasretler doğurur gülnâre… seyri duruşuyla selamlayan “sen de kendi payından bir hatıra seç…” buzdan sevgiler yüklü masallar ülkesi… adını özlem koyduğumuz nehrin iki yakasında dağıt elindeki şehri, topla yeniden. su boyu, ilerlerken, bir adın kalmalı geriye… kaynayan ülkemin kuşlarından müjdeler var. tüm diller adının etkisinde dua dua biriktirdiğim sevgim büyüyor, dünyanın tanınmazlığında bir lisân keşfi, şehrin aşklarının yaşandığı tepelerden sarsa da heyulaları karşıladım kelimelerini… bir matem gününde nehre daldık, gülnâre… her kelimeni hercai bir kuş yüklenmiş, pare pare sonsuz ve balçıksız… şimdi inandım, başlangıçta yalnız söz varmış, gülnâre… şimdi sen taşıyorsun nehrin sözünü ıssız tenin tüm dünyaya asılı şarkıyı su, etrafında dönenceleri şenliğin almıştı hasretine güzün, ayrı bir hüzün bağışladığı göklere ve şarkılara inandırdığım hasret dahi cilvenin, ki olsa bileti, hüzünkâr bestesine sensiz olmuyor gülnâre… derlenmiş gibi adın ayrılık sanı yıkıyor gönlümü, ülkemde. aklımın dehlizlerinde suya hayat veren kadın… sokaklarında nice âşıkların kusurları gülnâre. pervane olmuş ömrümün sakasına bir umut yetiriyor karanlığa… hamza öztürkçü 01.03.2022/istanbul 22
K Ü LT Ü R, S A N AT ve E D E B İYAT D E R G İ S İ 23
AVCILAR Merkez Mah. Camii Sokak. No:24 Avcılar/İstanbul 24 0212 695 00 44
Search
Read the Text Version
- 1 - 24
Pages: