Important Announcement
PubHTML5 Scheduled Server Maintenance on (GMT) Sunday, June 26th, 2:00 am - 8:00 am.
PubHTML5 site will be inoperative during the times indicated!

Home Explore PAYDOS NİSAN'21 (RAMAZAN ÖZEL SAYISI)

PAYDOS NİSAN'21 (RAMAZAN ÖZEL SAYISI)

Published by bimesele TV, 2022-07-05 21:09:49

Description: PAYDOS NİSAN'21 (RAMAZAN ÖZEL SAYISI)

Search

Read the Text Version

paydos 37hayatınhengâmelerinekısabir Nisan 2021 10 lira RAMAZAN ÖZEL SAYISI Zor Zamanda Ramazan ORUÇ ve ÖZGÜRLÜK esmates Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ Dr. Şerafettin KALAY Seyfettin HUCA Adem CEYLAN “Ramazan Mektebinin en büyük gayesi “Peygamber Efendimiz rahat rahat “Ramazan ayını övmek ve bu ay ile ilgili “Modernlik, insanı merkeze aldığını hürriyettir, özgürlüktür. İnsana hür bir hanelerinde oturma, orucunu tutma, güzel, etkileyici sözler söylemek, iddia ettiği için teknik yatırımlar; insan irade kazandırmaktır. İnsanı insan kılan akşam olunca önüne iftar sofrasının yazmak mı, yoksa bu ayda ne yapmak hayatını kolaylaştırmak, insanın iradedir. İrade; göklerin, yerin ve dağ- hazırlanması, sonra oturularak rahatça istediğimizi, ne yapabileceğimizi kendisine daha çok zaman ayırmasını ların almaktan çekindiği, insanın iftarını yapma gibi bir imkân elde düşünüp, planlayıp bir yol haritası sağlamak, hayatın akışını hızlan- yüklendiği büyük emanettir.” edemedi.” oluşturmak mı?” dırmak gibi birçok gerekçe ile terviç edildi.” Adem Ceylan - Ayşe Acar - Ayşe Rümeysa Özden - Bahar Eşrefoğlu - Bekir Tok - Büşra Öztürk - Elif Kartlar - Erkam Çimen - Esma Ateş Esma Şafak - Fikriye Bilge Bircan - Furkan Doğan - Hafsa Bilgin - İbrahim Okuyan - Mehmet Görmez - Mustafa Eser - Muzaffer Fırat Nefise Beyza Erdem - Reyhan Atabey - Sena Coşkungönül - Seyfettin Huca - Şerafettin Kalay - Zeynep Sena Yılmaz

paydos Editör’den Ramazan Özel Sayısı Bismillahirrahmanirrahim... Yıl: 4 - Sayı: 37 Allah’a hamd, âlemlere rahmet olan Hz. Peygamber’imize salât ve selâm olsun. Yaygın Süreli Yayın Saatlerimizi bereketine kurduğumuz o mübarek ay nasıl da biliyor Baskı Tarihi: Nisan 2021 gelmesi gereken vakti. Yolda yürürken sahip olduklarını tüketince insan, bir yudum su ferahlığında doğuyor güne. O biliyor zamanı ISSN: 2602-3059 yerle yeksan edip bir başka zaman birimine nasıl taşınacağını. Müslümanlara dil, renk ve coğrafya engeli dayatmadan aynı sofra- Sahibi / Genel Yayın Yönetmeni nın çorbasına kaşık tutturan odur ancak. İbrahim Okuyan Rahmân olanın rahmeti, bereketi; O’nun elçisi, yol rehberimizin işaretleri; ailenin, dostların muhabbeti onun etrafında kuşatır kalp- Yayın Danışmanları leri… Ayşe Rümeysa Özden Ömürler boyunca her yeni bir senede şevkle, hasretle, müjdeleri ve hediyeleriyle beklenen de odur. Elif Kartlar Yeryüzü onun gelişiyle bambaşka bir gökyüzü selâmına durur. Fikriye Bilge Bircan Asırlar evvel Hira’da taşıdığı yükle yüklenir ümmetin kurtuluşunu. Manevi baharın çiçeklerini bağrında taşıyan sır ayıdır o. Merve Er Affa mazhar olanların sırrını göğsünde taşıyan bir emanetçidir, Ra- Nefise Beyza Erdem mazan ayı. Şöyle buyuruyor kutlu nebî: “Ramazan ayının evveli büyük bir rah- Editör mettir, ortası tam bir mağfirettir, sonu ise cehennemden azattır.” Sena Coşkungönül Bu sır ayının sırdaşları olabilmek adına, dergimizin 37. sayısını Ra- mazan’a özel bir sayı hazırlayarak karşınızda bulunmaktayız. Yazı İşleri “Nûn ve kaleme, (erbâb-ı kalemin) yazmakta oldukları şeylere an- Raziye Gül Güzeş dolsun ki!” ayeti düsturunca, erbâb-ı kalemden, mürekkepleri hayra damlayanlardan olmaya Son Okuma gayret ediyoruz. Esma Şafak Hâsıl olan güzellik ve ihsân Rabb’imizden, kusur ise bizdendir. Zeynep Sena Yılmaz Ramazan ayımız mübarek olsun. Ramazan, bizlerden razı olsun; biz de ondan razı olalım. Görsel Yönetmenler / İllüstratörler Selâm ve duâ ile… Esma Ateş Sena Co.skungönül Muzaffer Fırat Grafik Tasarım İbrahim Okuyan Yazışma Adresi [email protected] Sosyal Medya twitter/bimesele_ instagram/ bimesele_ Baskı-Cilt Sebat Ofset Matbaacılık Fevzi Çakmak Mh. Hacıbayram Cd. No: 7 Karatay/Konya Tel: 0332 342 05 53 Sertifika No: 46039 Her hakkı saklıdır. Yazıların sorumluluğu yazarlara aittir. Yazı ve görsellerin izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması ya da çoğaltılması yasaktır.

İÇİNDEKİLER 9 Ruhumuza Dokunan 5 Bir Ay: Ramazan Fikriye Bilge Bircan Zor Zamanlarda Ramazan “Oruç ve Özgürlük” Prof. Dr. Mehmet Görmez 12Varlığın Ertesi Büşra Öztürk 13Kapanma ve Açılma Zor 17İnsan İnsanda Zamanda Ramazan’a Erme Çiçek Açar Adem Ceylan Erkam Çimen 18Oruç Tutar! 22Geçmişten Geleceğe Hafsa Bilgin Ramazan Gelenekleri İbrahim Okuyan 26Bir Ramazan Yaşamak 28Arınma ve Yenilenme Ayşe Acar Ayı Ramazan Dr. Bekir Tok 34Gelecek Ramazanlara 35Kendini Tut ki Bahar Eşrefoğlu Tuttuğun Oruç Olsun! Mustafa Eser

paydos 38 46Tanecikte Gizli Şerafettin Kalay ile Nefise Beyza Erdem Ramazan’a Dair 51Güzeleşmiş Gerçek Söyleşi Ayşe Rümeysa Özden 45Tarifsiz Elif Kartlar 48Ramazanda Dirilmek Seyfettin Huca 53Bayram Hayali 56Herkes Uyurken Şehirde Zeynep Sena Yılmaz Kaç Akırı Işık Yanar? Esma Şafak 58Oruç Özgürlüktür Reyhan Atabey 60Bizim Coğrafyanın Kedileri, Kuşları... Furkan Doğan

“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu yanlıştan ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın kendisine indirildiği aydır.” (Bakara, 185.)

Zor Zamanlarda Ramazan ORUÇ ve ÖZGÜRLÜK Prof. Dr. Mehmet Görmez Bismillâhirrahmânirrahîm. Kur’an’ın iklimine, Kur’an ve sünnet tarafından Elhamdüli’llahiRabbi’l-Âlemîn. belirlenen zengin programına harfiyen uyalım. Ve’s-Salâtu ve’s-Selâmualâ Seyyidi’l-Mürselîn. Ramazan, mü’minler için bir aylık ilahî bir mek- Mübarek Ramazan ayındayız. Sayılı günler. teptir. Bir okul, bir üniversitedir. Okul için seçilen Ramazan her sene bin bir nimetle gelir, sayısız zaman Kur’an’ın nazil olduğu aydır. “...Kur’an’ın rahmetle, bereketle gelir. Ramazan her sene bize kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır.” (2/Ba- yeni bir can verir, yeni bir ruh üfler. Sevinç getirir, kara,185) Ramazan’ın kalbinde Kur’an vardır. Ve huzur getirir, güven getirir, her sene Ramazan. bu Mektebin muhteşem bir programı, yüksek bir Ancak bu sene Ramazan başka geldi. Herkesin gayesi vardır. kalbinde buruk bir hüzün var, biliyorum. Mah- Mektebin programında Kur’an’dan sonra, mükâ- zunuz. Ramazan’ın bize getirdiği pek çok şeyden fatı Allah’la insan arasında bir sır olan oruç var- yoksun kaldık, biliyorum. Mahrumuz. Evleri- dır. “Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben mizde karantina altında karşıladık. Mahsuruz. veririm.” (Buhârî, Tevhîd, 35) Mektebin progra- Ancak Ramazan, öyle bir imkân, öyle bir nimet, mında insanın Rabb’ine en yakın vakit olan if- öyle bir rahmet ki, hüznümüzü sevince, mahru- tarın sevinci vardır. “Oruçlunun iki sevinci var- miyetimizi rahmete, muhasaramızı muhasebe ve dır. Biri iftar vaktindeki sevinci, diğeri de Rabb’i özgürlüğe dönüştürebilir. Yeter ki biz kendimizi, ile buluştuğundaki sevinçtir.” (Buhârî, Savm, 9; ruhumuzu, kalbimizi onun şifalı ellerine bıraka- Müslim, Sıyâm, 163) Bu programda sahurun be- lım. Yeter ki onun her sene bize yeniden getirdiği reketi vardır. “Sahura kalkın. Çünkü sahurda be- 5 paydos]

reket vardır.” (Buhârî, Savm, 20; Müslim, Sıyâm, ma tutkusu yoktur. Bu Mektepte servet ve şehvet 45) Teravihin huzuru vardır. Teravih, rahatlama- tutkusu yoktur. Kendisinden başkasını yok sayan dır. Kur’an’la, namazla rahata ve huzura ermektir. bencillik yoktur.Bu Mektepte sataşana karşılık Bu Mektepte infak vardır, sadaka vardır. Rahmet vermek yoktur. Resulullah’ın talim buyurduğu yüklü rüzgâr gibi cömert olmak vardır. Bu Mek- gibi “Ben oruçluyum”, diyerek geçip gitmek var- tepte varlığımızın sadakası fıtır vardır. Bu Mek- dır. (Buhârî, Savm, 2) tepte Kur’an’ı bize getiren gece, bin aydan daha Dijital devrimle birlikte dünyada âdeta sanal bir hayırlı, bir ömre bedel, gözlerden gizli, gönüllere ekran dünyası kuruldu. Ve hepimiz o dünyanın aşikâr, gecelerin imamı Kadir Gecesi vardır. Bu önünde pasif birer izleyiciye, birer seyirciye dö- Mektepte mukabelenin sevabı, imsakın sabrı, nüştük. Görsel idrakin egemenliğine mahkûm itikâfın sükûnu vardır. Bu Mektepte gündüzün olduk. Görsel idrak egemen olunca aklın idraki sıyamı, gecenin kıyamı vardır. zayıflar ve kalbin idraki ölür. Ramazan’ın rahmet ikliminde dirilmeye çalışırken bunun farkında Ramazan Mektebinin en bü- olalım. Öbür taraftan üzücü olan bir diğer husus, yük gayesi hürriyettir, özgür- evlerimizde mahsur kaldığımız böyle bir zaman- lüktür. İnsana hür bir irade da dahi bu ekran dünyası üzerinden birbirimizi kazandırmaktır. İnsanı insan yaralamaya devam ediyoruz. Sadece dillerimize kılan iradedir. İrade; göklerin, değil, ellerimize de oruç tutturmalıyız. Bu dün- yerin ve dağların almaktan yanın sanallığına aldanıp sözün şehvetine, hem çekindiği, insanın yüklendiği de yazıya dönüştürerek kapılmayalım. Klavye- büyük emanettir. lerimizle birbirimizin yüreğini incitmemeliyiz. Gelin, güzel sözü sadaka sayan, dilinden emin ol- mayı Müslümanlığın şartları arasında gören bir peygamberin ümmeti olduğumuzu bir kez daha gösterelim. Bu Mektepte sadece midenin orucu yoktur. Gö- Bu Mektep bize unuttuklarımızı hatırlatır. Kay- zün orucu, dilin orucu, kulağın orucu vardır. bettiklerimizi buldurur. “Allah’ı unutan, bu yüz- Aklın orucu, kalbin orucu vardır. Oruç, yemek den Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu vakitlerini değiştirmekten ibaret değildir. Bu kimselerden olmamak için...” (59/Haşr, 19), bize Mektepte kötü söz yoktur. Yalan yoktur. İftira kendimizi, Rabb’imizi hatırlatmaya gelir. İnsanın yoktur. Dedikodu yoktur. Gıybet yoktur. Eğri en büyük zaafı unutmaktır. İnsanın en büyük is- büğrü konuşmak yoktur. Bu Mektepte kalp kır- yanı nisyan iledir. İnsan kendini unutur, Rabb’i- mak yoktur. Bu Mektepte gönül yıkmak Kâbe’yi ni unutur. Eşini, çocuklarını unutur. Ramazan yıkmak kadar günahtır. Bu Mektepte haram lok- bütün unuttuklarımızı bize hatırlatır. İnsanın en ma yemek yoktur. Komşusu açken tok yatmak büyük kaybı nedir, biliyor musunuz? İnsanın en yoktur. Bu Mektepte malayani yoktur. Anlamsız, büyük kaybı anlam kaybıdır. Varlığının, varolu- beyhude şeyler yoktur. Bu Mektepte yüreğin rik- şunun anlamını, manasını, hikmetini kaybetme- katini yok eden kin yoktur. Kalbin inceliğini or- sidir. Her yıl gelen Ramazan bize bu manayı, bu tadan kaldıran öfke yoktur. Yürekleri işgal eden hikmeti, bu anlamı yeniden kazandırır. intikam yoktur. Bu Mektepte kalbin yüceliğini Ramazan Mektebinin en büyük gayesi hürriyettir, alıp götüren kibir ve gurur, gilluğîş yani aldat- özgürlüktür. İnsana hür bir irade kazandırmaktır. [paydos 6

İnsanı insan kılan iradedir. İrade; göklerin, yerin larımızın hiçbir engel ve zorlamayla karşılaşmak- ve dağların almaktan çekindiği, insanın yük- sızın istenildiği gibi kullanılmasıdır. Bugünlerde lendiği büyük emanettir. “Şüphesiz biz emaneti bunun da önemli bir kısmından mahrum kalmış göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu durumdayız. yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu İkincisi yani siyasi ve medeni hürriyet, doğuştan insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok ca- veya sonradan elde ettiğimiz bütün haklara sahip hildir.” (33/Ahzâb, 72) İşte Ramazan Mektebinin olmamız ve bu hakları özgürce kullanmamızdır. en büyük gayesi, insanı arzu ve hevânın boyun- Ahlaki ve vicdani hürriyet ise irade hürriyetidir. duruğundan, tutkularının esaretinden kurtarıp İnsanın nefsin isteklerine boyun eğmemesidir. arındırmak ve özgür bir iradeye sahip olmasını Fikir ve vicdan hürriyeti de bu hürriyetin önemli sağlamaktır. bir parçasıdır. Bu üç hürriyette önem sıralaması sondan başa doğrudur. Kısaca ahlaki ve vicdani Bu yılda Ramazan tümüyle hürriyet olmadan siyasi ve medeni hürriyet ol- bizim oldu. Evlerimiz, hanele- maz. Siyasi ve medeni hürriyet olmadan cisma- rimiz Ramazan Mektebi oldu. ni ve bedenî hürriyeti de kaybederiz. Buna göre Evlerimizi mabede ve mektebe caddelerde, sokaklarda özgürce dolaşan insanlar dönüştürme fırsatı bulduk. vardır ama özgür değildir. Zindanda Yûsuf hür- Zaten Ramazan bütün yeryü- dür. Sarayda Firavun köledir. zünü bir mabede dönüştürür. Bu zor zamanlarda salgın hastalık tehlikesi, hür- Öyleyse bu mahrumiyeti rah- riyetimizi kısmen elimizden almış gözüküyor. mete dönüştürmenin yollarını Ancak en zor karantina kalplerin, yüreklerin ka- bulalım. Hassaten bu yıl evler- rantinasıdır. Yüreklerin iyiliğe kapanmasıdır. En deki yalnızlığımızı Ramazan’la zor esaret, yüreklerin esaretidir. İyiliğe, güzelliğe giderelim. Ve gelin, evlerdeki ve hayra kapanmasıdır. En zor muhasara beden- muhasaramızı muhasebeye lerimizin evlerimizde mahsur kalması değil, ruh- dönüştürelim. Büyük muhase- larımızın muhasara altına alınmasıdır. İşte Ra- beden önce kendimizi hesaba mazan Mektebinin en büyük gayesi yüreklerimiz, çekelim. kalbimiz ve ruhlarımız üzerindeki karantinaları kaldırmaktır. İslam bilginleri hürriyeti üçe ayırmışlardır: Görüldüğü gibi mahzun, mahrum ve mahsur 1. Cismani ve bedenî hürriyet. olacak bir durum yok. Bu yılda Ramazan tümüy- 2. Siyasi ve medeni hürriyet. le bizim oldu. Evlerimiz, hanelerimiz Ramazan 3. Ahlaki ve vicdani hürriyet. Mektebi oldu. Evlerimizi mabede ve mektebe dö- Cismani ve bedenî hürriyet, bedenimizin ve aza- nüştürme fırsatı bulduk. Zaten Ramazan bütün yeryüzünü bir mabede dönüştürür. Öyleyse bu mahrumiyeti rahmete dönüştürmenin yollarını bulalım. Hassaten bu yıl evlerdeki yalnızlığımızı Ramazan’la giderelim. Ve gelin, evlerdeki muha- saramızı muhasebeye dönüştürelim. Büyük mu- 7 paydos]

hasebeden önce kendimizi hesaba çekelim. Hz. ve dua vaktimiz olsun. Duanın özel vakti ise iftar Ömer’in ifadesiyle hesaba çekilmeden önce ken- vaktidir. İftar vakti secde anı gibi, insanın Rabb’i- dimizi hesaba çekelim. (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme, ne en yakın olduğu bir vakittir. 25) Sözlerimi Ramazan kelimesinin işaret ettiği iki dua ile bitirmek istiyorum. Sadece rahmet değil, Her gün ailece özel saatimiz, aynı zamanda şifa da beklediğimiz bu zor zaman- vaktimiz veya dakikalarımız larda, Ramazan’ın insanlık ailesini kuşatan her olsun. İbadet vaktimiz belli- türlü mikrobu, virüsü yakıp kül ederek şifa yağ- dir. Teravihi birlikte kılalım. dırmasını ve üzerimize ilkbahar yağmuru misali Okuma vaktimizde Kur’an, si- rahmet sağanağı olmasını, her şeye Kâfî ve Şâfî yer, hadis veya insanın varlığı- olan Rabb’imden niyaz ediyorum.Unutmayalım nı, vahyi anlamamızı sağlayan ki “Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. her şeyi okuyabiliriz. Tefekkür Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.” vaktimiz ve dua vaktimiz ol- (94/İnşirâh, 5-6) bütün kolaylıklar, zorlukların sun. Duanın özel vakti ise iftar tarlasında ekili birer tohumdur. vaktidir. İftar vakti secde anı Rabb’im, sadece bizleri değil bütün insanlık aile- gibi, insanın Rabb’ine en yakın sini Ramazan’ın şifalı elleriyle kurtuluşa erdirerek olduğu bir vakittir. bayrama kavuştursun. Ramazan, ruhlarımızı do- natsın, aydınlığını gönüllerimize, bilhassa genç gönüllere salsın. Yüreklerimizde, kalplerimizde derin izler bıraksın. Ramazan, bizleri bozulan- dan, kokandan, çürüyenden uzaklaştırıp yüzü- müzün akıyla bayrama erdirsin. Her gün ailece özel saatimiz, vaktimiz veya daki- Hepinizi saygıyla selamlıyorum. kalarımız olsun. İbadet vaktimiz bellidir. Teravihi Allah’ın rahmeti, bereketi, mağfireti, nusreti üze- birlikte kılalım. Okuma vaktimizde Kur’an, siyer, rinize, üzerimize olsun. hadis veya insanın varlığını, vahyi anlamamızı Allah’a emanet olun. sağlayan her şeyi okuyabiliriz. Tefekkür vaktimiz [paydos 8

Ruhumuza Dokunan Bir Ay RAMAZAN Fikriye Bilge Bircan Ramazan; heyecanla beklenen, yolları gözlenen, susuzluğa, malımızdan matematiksel olarak ek- hayalleri süsleyen o mübarek ay. Dini bir vecibe silmeye, yirmi rekâtlı namazlara rağmen nedir olmasının yanı sıra nesillerdir aktarıla gelen bir onu özlenen bir ay kılan? Olumlu şekilde pekiş- miras olmasıyla da, mükellef olmadığımız ço- tirilmemizi sağlayan ödül nerededir? İnsan aç cukluk çağlarımızda bile oruç tutup dâhil olmak kalmayı, gece saatlerinde uykulu uykulu yemek istediğimiz, daha derinden yaşamak istediğimiz yemeyi neden özler? Ramazan bize neden iyi ge- o ay. Bilmem sizde de olmuş mudur ama huzurlu lir? Bu yazımızda bu sorulara cevaplar aramayı hissedilen akşam yemeklerinde, hele bir de sofra- ve Ramazan ayının insanın ruh sağlığına birçok ya oturulunca akşam ezanı güzelce okunuyorsa, yönden nasıl iyi geldiğini ele almaya çalışacağız. o an iftara benzetilir. Ramazan ayı denilince aklı- Ramazan’ın ana ibadeti olarak sayılabilecek oruç mıza gelen pideler, akşam ezanının başlamasıyla tutma davranışı fizyolojimize ve dahi ruh sağlı- duyulan tabak çatal sesleri, teravihler, mukabe- ğımıza katkılar sağlar. İhtiyaçların ve arzuların leler, paylaşmak ve daha nicesi… Tüm bunla- daha da karıştığı çağımızda yemek yemenin en rın bizde oluşturduğu olumlu hislere, Ramazan bariz ihtiyaç olarak görülmesinin sorgulaması- ayının özlenmesine, özellikle de onun huzur ile nı yaşarız bu ayda. Aslında insanların aç olmasa bağdaştırılmasına baktığımızda bir şey fark ede- dahi zevkine yemelerinden tahmin edebiliriz ki riz: Ramazan bize iyi gelir; öyle ki biz onu zih- yeme davranışı da bir bağımlılık türüdür. Araş- nimizde olumlu şeylerle bağdaştırmışız, onunla tırmalara göre açlıktan ölüm 43-70 gün arasın- olumlu olarak pekiştirilmişizdir. Peki onca açlığa 9 paydos]

da gerçekleşir. Daha erken ölüme sebep olacak akrabalık ve toplum ilişkilerimize doğru aldığı- olan ise kendimizi alıştırdığımız düzen ve bu mız bir yolculuktur. Normalde vazgeçilmez ola- konudaki beklentilerimiz olacaktır. Yine araştır- rak gördüğümüz şeylerin, abarttığımız fizyolo- malara göre normal gıda alımının %40 oranın- jik ihtiyaçlarımızın, alıştığımız rutinlerin dışına da azaltılması kişilerin daha uzun yaşamalarını çıkıp sahip olduğumuz kapasiteyi fark edebilme sağlamıştır. Bunların yanında, yemek içmekten ve ihtiyaçlarımızı tekrardan gözden geçirebilme geri duran insanda açlık hormonu olarak bilinen ayıdır Ramazan. Kısacası farkındalık ayı diyebili- ghrelin hormonu salgılanır ve bu hormon kan riz bir noktada. Tüm bunlarla bu aydan ne kadar şekerini düzenlemek gibi bazı fizyolojik etkilerin istifade edebileceğini düşünürken insan, bunları yanı sıra; bilişi, öğrenmeyi, hafızayı ve düşünme- düşünerek yaşadığında kazancı nasıl olur değil yi geliştirir, sinir hücrelerini yeniler ve yeni hücre mi? bağlantılarının kurulmasını sağlar. O yüzden Ra- Peki, ihtiyaçlarımız azaldıkça mı zenginleşiriz, mazan tefekkürün yoğunlaşmaya müsait olduğu beklentilerimiz karşılandıkça mı? İnsanın her öğrenme ve muhasebe ayıdır diyebiliriz. Ayrıca, isteğinin karşılığını bulması, onun ruhsal ve fi- yemek düşüncesinin akıllarda ve planlarda ol- ziksel doyum eşiğini yükseltir, bu ise bizim ruh mayışıyla bile bize kalan vakit o kadar fazladır ki, sağlığımızla ters orantılıdır. Bu durum, elbette bu vakitleri hak ettiği şekilde değerlendirmemek elimizde olan imkânlardan kendimizi menetmek için mazerete pek yer kalmamaktadır. Gece kalk- olmamalıdır ama olgun bir insanın hatta belki ma alışkanlığıyla edindiğimiz o bereketli vakitle- insanın olmazsa olmaz özelliği; onun hazzı, iste- ri hiç saymıyorum. Tüm bunlarla birlikte Rama- ği erteleyebilme yetisidir. Çocukluktan itibaren zan’ın bir ay sürmesi, onu diğer aylara da sirayet koşullanarak, eğitilerek ve öğrenerek edindiği- edecek bir alışkanlık kazanma ya da bir alışkanlı- miz dürtü kontrolü bizi hayatta daha başarılı kı- ğı değiştirme ayı kılar. lar. Çokça bilinen Marshmallow testinde çocuk- lar, marshmallow ya da hayır diyemeyecekleri “Topluluk ve paylaşma ruhu bir atıştırmalıkla odada yalnız bırakılır ve eğer insanın motivasyonunu, bu ay- deneyci gelene kadar yemezse yiyeceğin ikiye daki manevi ritüellerden aldı- katlanacağı söylenir. Çocukların ileriye dönük ğı huzuru en az ikiye katlıyor, davranışları ve başarıları incelendiğinde, hazzı- fizyolojik ve psikolojik olarak nı ertelemeyi başaranların akademik başarısının belirli alışkanlıklarımızı terk yüksek ve sosyal ilişkilerinin ertelemeyenlere ederken aile fertlerinin, arka- göre çok daha iyi olduğu gözlemlenmiştir. İra- daşlarının, çevrenin seninle denin çalıştırılmadan gelişmesi ve beklentilerin aynı gemide olduğunu bilmek daha azına kani olunmadan azalması mümkün ve gözlemlemek insanın daya- olmadığından, bu ay fırsattır. nıklılığını artırıyor.” Bunun yanında, Ramazan’da paylaşılanlar, min- nettarlık duygusu, bağışlama, yardım etme gibi Aslında Ramazan ayının en önemli getirisi, mad- tüm değerler, insanın ruhsal olarak beslenmesini di ihtiyaçlarımıza âdeta dur deyip; içimize, aile, sağlar. Araştırmalar; insanlar bilinçli olarak min- nettarlık duyduklarında, dopamin gibi ödülle ilgili nörotransmiterlerden daha yüksek akışlar elde ettiklerini ileri sürüyor ve böylece kişi nefsî [paydos 10

ve kişisel istekleri devre dışıyken de ödül sistemi- bahsinde, oruç hâlindeki kimsenin iftarda yiyip nin sağladığı mutluluk, coşku ve doyum hissine içeceğini planlamasının, kalp ehli tarafından hata varıyor. olarak belirtildiğini aktarır. Çünkü bu, Rezzâk Ruhsal hastalıkların, özellikle depresyon ve kay- olan Allah’a güvensizliği içerir. Ayrıca kişinin aç- gı gibi sık görülen rahatsızlıkların en büyük yar- lık, susuzluk ve zafiyeti hissetmesi için, uyuma- dımcılarından biri olan sosyal destek de âdeta manın orucun adabından olduğunu söyler. Tüm bu ayda zirveyi görmektedir. Her ne kadar ak- bunlara ek olarak; Ramazan’ın ‘‘on bir ayın sul- şam doyacağımızı bilerek oruç tutsak ve fakiri tanı’’ olmasının, kalanları değersiz kılması gerek- gerçekten anlayamasak da, burada asıl önemli mez, aksine onlara değer katması beklenir. Alış- nokta, empatiyle birlikte, malı biriktirme hazzını kanlıkların kazanılması için gerekli tüm zeminin da erteleyerek sadakayı, zekâtı ve fitreyi vermek, oluştuğu bu ayda oruca, Kur’an-ı Kerim’le hem- malımızdaki o diğerinin hakkını yerine teslim et- hâl olmaya, nefsî duygu ve düşüncelerin zaptına, mektir. Ailecek sofralarda buluşma, misafirlikler, ahlakın güzelleştirilmesine ve tüm diğer güzel akraba ziyaretleri ve yardım faaliyetleriyle bu ay ibadetlere niyet ettiğimiz gibi, onları Ramazan sosyal bağlarımızın kuvvetlendiği, küçük çevre- bitince de devam ettirmeye niyet etmek, ileriye mizde ve toplumda dayanışmanın hissedildiği dönük davranışlarımızı en güzel şekilde etkileye- bir aydır. Geçen Ramazan ayını, pandemi süre- cektir. cinde ve yurtdışında Müslüman topluluklarla Bu yazıda unutulmaması gereken husus şudur ki; etkileşimde bulunamadan tek geçirmiş biri ola- Ramazan’ı Ramazan yapan, bizim bu ayı yaşamı- rak şunu söyleyebilirim ki; topluluk ve paylaşma mıza vesile olandır. Yoksa orucun bilincinde olan ruhu insanın motivasyonunu, bu aydaki manevi kimse, birtakım maddi/ruhsal ihtiyaçları karşıla- ritüellerden aldığı huzuru en az ikiye katlıyor, fiz- ma, kazançlı çıkma adına bu ayı yaşamaz. Onun yolojik ve psikolojik olarak belirli alışkanlıkları- adı Ramazan değil de aralıklı oruç gibi bir şey mızı terk ederken aile fertlerinin, arkadaşlarının, olur zannediyorum. Ruhumuza dokunan tüm bu çevrenin seninle aynı gemide olduğunu bilmek güzel sonuçlar, ari bir niyetin meyvesi olmakla ve gözlemlemek insanın dayanıklılığını artırıyor. birlikte özümüze dönüşün bir çağrısıdır. Ramazan ayının adabından bahsedecek olursak; Ruhumuzun şenlendiği nice bereketli Ramazan- İmam Gazâlî İhyâu Ulûmi’d-Dîn eserinin oruç lara… 11 paydos]

Varlığın Ertesi Büşra Öztürk Kulağımda hep o ses, ruhum titriyor Bağışla beni ey Rahmân! Gözlerimle tutunayım hayat kitabıma Nefsimi yoğurayım her bir satırında Bin insandan daha hayırlı değilim belki ama Bin aydan daha hayırlı bu hesapta Rabb’im bağışla! Terazim günahlarımdan ağır Beni benden sıyır Ellerimle ördüğüm kopmalardan da. Hayatın tam alnından öpmek üzere kaçıyorum şimdi Yalnız Sen’sin duyan hevesimi Arınmak ile yaranmak mıdır bu Kıvranıp durur içimdeki ağrı Ellerimi açtım gökyüzüne, topluyorum bir iki Razı olacağını zikrediyorum usulca Haydi kurtuluşa, adım adım... [paydos 12

Kapanma ve Açılma ZOR ZAMANDA RAMAZAN’A ERME Adem Ceylan Olağan dışı günler yaşıyoruz. İnsanlık tarihinde başlarlardı. Recep’ten Ramazan’a doğru yoğun- bir benzeri olmayan salgın, hayatımıza girmekle luğu gittikçe artan oruç, şehrin üstünü kaplayan kalmadı, bütün yaşam pratiklerimize etki eden, gökyüzü gibi kuşatırdı Müslüman şehirleri. Bu hatta yön veren bir pozisyona oturdu. Salgının yüzdendir ki Ramazan’a ermek diye bir tabir kul- eve kapattığı insanımız, geçen yılki Ramazan’ın lanılırdı. Çünkü Müslüman zihin için Ramazan, şokunu unutmadan yeni bir Ramazan, tartış- erişilen bir iklimin adıydı. Elde etmeye çaba gös- malarıyla ufukta göründü. Geleneksel dönemde terilen, elde edilmesi lütuf görülen bir iklim… Müslüman toplumda Ramazan’ın gelişi çok öte- Modernlik, dinin hayattan çekilmesi üzerine kur- den belli olurdu. İslam toplumlarının kurucu un- gulanmıştı. Görüntüsü silinemeyen izlerin ise içi suru olan sünnetten ilhamla hayatı şekillendiren boşaltılmalıydı. Bu da büyük oranda postmodern Müslümanlar, üç ayların gelişi ile oruç tutmaya 13 paydos]

dönemin uygulamalarıyla elde edildi. Günümüz çağrışımları hareketli olmayı, bir şeyler yapma- Türkiye’sinde her yıl Ramazan ayında, gerek sos- yı çağrıştırırken; imsak ile başlayan ibadet, ken- yal medyada gerek halk arasında maalesef iki disini bir şeyler yapmamak üzere temellendirir. konu etrafında yüzeysel tartışmalar vuku bulur- Orucun daha ilk adımda bize kazandırdığı şey, du: Oruca dair fıkhî hükümler, hilalin görülmesi. kulluğun “iradi bir biçimde bazı şeyleri yap- Son birkaç yıldır konuşulan başka bir mesele, sal- maktan vazgeçmek” olduğudur. Dolayısıyla oru- gın tedbirleri bahsinde gündeme gelince, mevzu cu,“eylemsiz kalarak yapılan tek ibadettir” diye sayımızda üç oldu: Teravih namazı. tanımlamak, aynı zamanda orucun diğer ibadet- Modernlik, insanı merkeze aldığını iddia ettiği lerden ayrıldığı noktaya da temas etmektir. Peki, için teknik yatırımlar; insan hayatını kolaylaştır- hiçbir şey yapmazken nasıl ibadet ediyor oluruz? mak, insanın kendisine daha çok zaman ayırma- Aslında oruç ibadeti, Allah’tan gayrısının muttali sını sağlamak, hayatın akışını hızlandırmak gibi olamayacağı bir gizliliğe sahiptir. Bu sebeple “ri- birçok gerekçe ile terviç edildi. Yaşadığımız son yanın en zor karışacağı ibadet” de denebilir. Belki on yılda ise dijitalin egemenliği ile zamanı boşal- de orucun bu özelliği itibariyle peygamberimiz, tılan insanın kendi başına kalmaması gerektiği “orucun (mükâfatının) Allah’a ait olduğu” bilgi- sosyal platformlarla tescil edilmiş oldu.“Şehrin sini nakleder. Eylemsiz kalarak en özel işlerden hızından ve hayatın sükûnete zaman bırakmama- birini yapan insan ne öğrenir? Biyolojik olarak en sından” şikâyetçi olan insanımız; özünde yavaşla- önemli iki ihtiyacımız ve en büyük iki hazzımıza mayı, eylemsizliği barındıran oruç mevsiminde (yeme-içme ve cinsellik) mesafe koymayı. İnsan evde kalmanın zorluğundan neden şikâyet etti? varlığının devamı için elzem olan bu hazların, Oruç ibadetiyle ilgili polemiklerin kaynağında Allah’ın kudretini görmemizi engelleyen bir per- pek çok problem olmakla birlikte en temelde, din deye dönüşmesi riski ortadan kaldırılmak iste- ve ibadet algısının şeklî, zahirî ve indirgemeci bir nir. Bu sayede, iradi bir biçimde, insanın bu iki perspektife mahkûm edilmesi söz konusudur. Bu hazzın temini merkezli hayatın olağan akışının mahkûmiyetten azade olmanın asli gerekleri; en dışına çıkması amaçlanır. Böylece özgürlüğün sı- başta, insanı sadece “dinî sorumluluklarını şuur- nırlarını keşfe çıkar insan. suzca ve bir bilginin kendisine eşlik etmediği bir şekilde yerine getiren bir varlığa”, dini de yalnızca Din, oruç ile insanın arzuları- “ef ’âl-i mükellefîn” kapsamında “fıkhî” bir pers- nın ana merkezine yönelerek pektife ve bir fetva müessesesine hapsetmenin onun bu zaafını kendisine ötesine geçmek, insanı Allah’ın halifesi, esması- gösterir. Bu göstermenin ama- nın tecelligâhı olarak görebilmektir. (İbnü’l-A- cının, insanı açlıkla terbiye et- rabî ve Mevlânâ’ya Göre Orucun Sırları İsmail mek olmadığı farkedilmelidir. Rüsûhî Ankaravî Yaklaşımı, Semih Ceyhan) Asıl amaç, zihnimizin eşlik Ramazan sayılı günlerdedir. Ramazan ayı bo- ettiği bir terbiye sürecidir. yunca, başlangıcı ve bitişi belirlenmiş vakitlerde yeme, içme ve cinsellikten sakınmaktır oruç. Bu Orucun bu devrimci yönü, insan hayatının bes- tanımda orucun omurgasını oluşturan ve iba- lenme ve haz arasında sıkışıp kaldığı modern detin başlangıç noktası olan “imsak”, zihnimi- dünyada daha iyi anlaşılabilir. Hiçbir dönemde zi belirlenmiş eylem-amel tanımlarının dışına çıkmaya zorlar. Zira eylemek kelimesinin tüm [paydos 14

insan haz ve ihtiyaç sarkacı arasında özgürlüğü beslediği hırsları yerleştirebiliriz. Aşırı beslenme bu kadar kaybetmiş değildi. “Tükettiğin kadar arzumuz, biriktirme güdümüzü harekete geçirir. özgürsün!” diyen bir dünyada özgürlüğün anla- Bu süreç öyle bir hâle evrilir ki, biriktirdiklerimi- mını yeniden keşfetmek zorundayız. Oruç bize zin kaybolmaması için kavgaya tutuşur ve savaşa özgürlüğün bazen hazzı “reddetmek” anlamına gireriz. Orucun bizde inşa ettiği akla, tam da bu- gelebileceğini öğreterek,“hayır” diyebilen öz- rada ihtiyaç hissederiz. Zira insan terbiyesinden gürlüğü farketmemizi ister. Bir sufi, Allah’ın en söz edebilmek için, “aşırı” tutum ve davranış- büyük ismi (ism-i a’zam) nedir meselesi konuşu- lardan uzaklaşmanın sağlanması gerekir. Bunun lurken eleştirel bir dille şöyle der: “İnsanlar için yolu ise, bir an için beslenme ile aramıza mesafe Allah’ın en büyük ismi ekmek olmalıdır. Çünkü koymakla girebileceğimiz bir düşünme sürecidir. herkes ekmek peşinde koşuyor.” On üçüncü asrın Din, oruç ile insanın arzularının ana merkezine büyük metafizikçisi ve ahlakçısı Ferîdüddin Attâr yönelerek onun bu zaafını kendisine gösterir. bu sözü meczubun dilinden anlatır. Meczup tek Bu göstermenin amacının, insanı açlıkla terbiye bir cümleyle insanlık hikâyemizi özetleyerek yer- etmek olmadığı farkedilmelidir. Asıl amaç, zih- yüzündeki kavgaların, çatışmaların ana sebebini nimizin eşlik ettiği bir terbiye sürecidir. Bu ger- izhar eder. Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud çeği, İslam’ın oruç emri ile özellikle Uzak Doğu ise, insan davranışlarındaki temel saikin libido- dinlerinin oruçlarını karşılaştırdığımızda fark nun hareketi olduğunu söyleyerek meselenin ederiz. Oruç bize terbiyenin başlangıç noktasını başka bir yönüne dikkatimizi çeker. Müslüman da öğretir. Bedenin terbiyesini önceleyen tüm ba- düşünürler benzer yaklaşımlarla, insanı hareke- kışları bir tarafa iterek, terbiyenin merkezine aklı te geçiren en kuvvetli saikin “şehvet” olduğunu yerleştirmemiz gerektiğini öğreniriz oruçla. İftarı söylemişlerdi. Allah, bu en temel güdülerimiz- günler sonra olacak bir oruçla mükellef olsaydık, le araya kısa süreli bir mesafe koyarak varlığın bedeni ezerek terbiyenin olabileceğine de inanır- ve insanlığın anlamı üzerinde düşünmeye sevk dık. eder. Orucun insanı özgürleştirici yönü budur. Oruç sadece kapanma, daralma mıdır? Tabii ki En temel ihtiyaç ve hazzımızla araya mesafe ko- hayır. Her imsak için bir yarılma, genişleme (if- yarak “İnsan nedir?” sorusunu tekrar sormamızı tar) vardır. Oruç böylece merhale kateder. Gün- temin eder oruç! (İbadet Özgürleşmektir, Ekrem düz “sâim” adını almak için terk merkezli yaşam, Demirli) iftarla birlikte vuslatın sevincine döner. Bu, hem gıdalanmanın sevinci hem de sâim (-savm keli- Orucun koruyucu bir kalkana mesinin kök anlamlarıyla irtibatlı olarak- müşa- dönüşmesi, Müslüman top- hede) olanın gündüz kazandığı vasıfla ahirette lumların Ramazan kültürlerini Allah’la buluşma sevincidir. Teravih ise, âdeta- anlamak için en önemli nok- orucun tamamlayıcı bir cüzüdür ve bir görüşe tadır. Bu sebeple görüntüsü göre aslında farz iken kullara hafifletmek için far- itibariyle pasif olan amel, tüm ziyeti kaldırılmıştır. şehrin rengini değiştirir. Oruç bize, eyleyen özne ile fiili arasındaki ilişki- nin tek yönlü olmadığını da öğretir. Zira biz, fiil- Yeryüzünde karşılaştığımız hadsizliklerin baş- le öznenin ilişkisini fiilin bitişiyle biten bir ilişki langıç noktasına, aşırı beslenme arzusu ve onun zannederiz. Hâlbuki “Sana vahyedilen Kitâb’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en 15 paydos]

büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (An- Oruç ibadeti ile ilahi mesaj ve onun rehberliği- kebût Suresi 45. Ayet) ayetiyle ikame edilmiş nin ilişkisini düşündüğümüzde, oruç fiilini bir namazın, sahibini kötülüklerden koruduğunu teşekkür eylemine benzetebiliriz. Oruçla biz asıl öğreniriz. Yani fiil bitse bile bizim onunla müna- mukabeleyi icra etmiş oluruz. sebetimiz bitmez ve çift yönlü olarak devam eder. Ezcümle; Ramazan’a ermemizin ve Ramazan’ı Korumanın nasıllığı bizim onunla kurduğumuz Müslüman toplumun nostaljik hatırasından ya- bağın yoğunluğu ile doğru orantılıdır, diyebiliriz. şayan dipdiri bir hafızaya dönüştürmemizin ye- Tıpkı namaz gibi, oruçla ilişkimizde çift yönlü- gâne yolunun, kimliğimizi haz ile hız kıskacın- dür. Orucun farziyetinden bahseden ayetin mer- dan kurtarabilecek bir oruçla, temas ettiği her kezine yerleşen kelimenin, “kalkan” kelimesi ile şeyin kadrü kıymetini artıran ilahi söze karşı ak- aynı köke sahip olması ve “Oruç kalkandır.”cüm- lımızı hazır hâle getirmekten geçtiğini fark etme- lesinin peygamberimizin dilinden bize kadar gel- miz gerekiyor. mesi bu düşünce için kâfidir. Orucun koruyucu bir kalkana dönüşmesi, Müslüman toplumların Ramazan kültürlerini anlamak için en önemli noktadır. Bu sebeple görüntüsü itibariyle pasif olan amel, tüm şehrin rengini değiştirir. Peki oruç neden Ramazan’da farz kılınmıştır? Va- hiy kaynaklı dinî geleneklerde, büyük toplumsal oruç dönemleri, söz konusu toplumlar için dinî anlamda fevkalade önemi bulunan faaliyetlerle ilişkilidir. Örneğin Yahudilikte Yom Kipur, Musa Peygamber’in (a.s) ilahi yasayı almasıyla; Hristi- yanlıkta Paskalya orucu, İsa’nın (a.s) çarmıha ge- rilmesi ve dirilişi ile ve İslam’daki Ramazan orucu da Kur’anî vahyin inmesiyle ilişkilidir. (Yahudi- lik, Hristiyanlık ve İslam’da Orucun Anlamı ve Önemi, Muhammed Akram) [paydos 16

I.nsan I.nsanda Çiçek Açar Kumanyaları hazırladı; İçine bolca umut ve sabır koydu, uzun süre idare eder diye... Önce kumanyalara, sonra gözlerinin içine baktı, “Katlandığımız zaman bize ne çok şey öğretti. Eski- den bilmediğimiz ne varsa farkına vardık.” deyip ellerini tuttu. Hâlbuki çoğu zaman dünya başlarına yıkılacak oldu ama yine yaşadılar. İkisinin de büyük tufanı çoktan kopmuştu belki ve o yıkıntılar arasından kurtulan küçük yaşam alanlarını kurmaya çalışırken karşılaştılar. Küçük yaşam alanlarını küçük umutlarla besleyerek yeşerttiler. Erkam Çimen 17 paydos]

ORUÇ TUTAR! Hafsa Bilgin Rabb’imiz belli zamanları, belli mekânları seç- - Ramazan geldiğinde cehennemin kapıları ka- miş; belli ibadetleri diğer ibadetler arasında zir- patılır, cennetin kapıları açılır, cenneti kazan- veye yerleştirmiştir. Seçilmiş olan zaman, mekân mak için fırsatların çoğaldığı zaman dilimi ya da ibadet; diğerlerinin değerini düşürmemek- başlar. te ya da önemsiz olduklarını düşündürmemek- tedir. Her zaman, her mekân, her ibadet Allah’a - Bin aydan hayırlı “Kadir Gecesi” bu aydadır. kulluk yapmamız içindir. Bilhassa öne çıkarılan- - Ramazan’da verilen sadaka, başka zamanlarda lar ise mü’minin, Rabb’ine daha fazla yaklaşması için yakalayacağı fırsatlardır. Umre bir fırsattır, verilenden çok daha faziletlidir. hacc bir fırsattır, ibadet için gece vakti bir fırsat- - Başlı başına ayrı bir ibadet olan oruç, bu ayda- tır, cuma günü bir fırsattır, Ramazan da bu fırsat- lardan biridir. dır. Rabb’imiz, aylardan Ramazan ayını; mü’minleri- • Mü’min, yapmış olduğu her ibadetle on ila ni badetle ihya olarak geçirmelerini, yıllık muha- sebe ve yenilenmelerini istediği ay olarak seçmiş- yedi yüz arasında sevap kazanmaktadır. Oruç tir. ibadetinin sevabı ise bu rakamlarla daraltıl- Ramazan ayı rahmet, mağfiret ve cehennemden mamakta; Resulullah Sallallâhu Aleyhive- kurtuluş ayıdır. Bu ayı, yılın diğer aylarından ayı- Sellem, oruçlunun tuttuğu orucun sevabını ran en büyük farkları şöyle özetlenebilir: Rabb’imizin sınırlandırmadığını bildirmekte- - Ramazan ayının her gecesinde Allah’ın cehen- dir. • Oruç, kıyamet günü sahibine şefaatçi olarak nemden azat ettiği kulları vardır. gelecektir. - Ramazan’da ibadetler kat kat sevap ile karşılık • Cennetin kapılarından “Reyyan Kapısı”, sade- ce oruçlulara mahsus bir kapıdır. görür. • Ramazan’da iftar anına kadar melekler, oruç tutanların bağışlanmaları için dua ederler. • Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusunda daha güzeldir. • Oruç, cehenneme karşı koruyucudur. [paydos 18

Ramazan, herkesin Allah’ın rızasını kazanma- durması, Rabb’imizin bu ibadetten razı olma sı için gecesiyle ayrı, gündüzüyle ayrı değerlen- şartlarıdır. direceği en büyük fırsatları içinde bulunduran Oruçluyken hayız ve nifas görmesi kadının oru- zamandır. Bu zaman diliminde insanlar birbirle- cunu bozar, o günlerin Ramazan’dan sonra kaza rinden farklı görüntüler verir. Kimi Ramazan’dan edilmesi gerekmektedir. Yine oruçluyken bilerek önce nasılsa Ramazan’ını da öyle geçirmektedir. yemek içmek, ilaç veya benzeri bir sıvıyı iğne ile Kimi sadece Ramazan’da Allah’ın kulu olduğu- derinin altına ulaştırmak, bilerek kusmak, cinsel nu hatırlayarak ibadete yönelmekte, bazısı gün- ilişkide bulunmak da orucu bozan şeylerdendir. düzünü uyanık, gecesini muhabbet ve eğlence Elbette bunlar dışında da orucu zedeleyen etken- içerisinde geçirmektedir. Resulullah Sallallâhu ler bulunmaktadır. AleyhiveSellem’den öğrendiğimize göre kimi de Unutarak yenip içildiğinde ise oruç bozulmaz. günahlarla olan beraberliği, gıybete olan ilgi- İmsaktan sonra gusül almak da oruca engel de- si sebebiyle, oruç tuttuğunu zannederek sadece ğildir. İmsaktan önce âdeti veya lohusalığı biten, kendisini aç bırakmaktadır. En büyük mahrumi- imsaktan önce cinsel ilişkide bulunan kimsenin yeti de ne Ramazan’dan önce ne de Ramazan’da imsaktan sonra gusül alması orucuna zarar ver- Rabb’ini hatırlamayanlar çekecektir. mez. İmsaktan sonra ihtilam olan kimsenin de Ramazan ayını ibadetin her çeşidi ile renklen- orucu bozulmuş olmaz. diren, Rabb’inin kulu olarak ibadet hayatına ha- Oruç, niyet ister. reket katan mü’minler ise, seçilmiş olan Rama- Oruca dille ve kalple niyet edilmelidir. Niyet zan ayını bu seçilmişliğe uygun olarak geçiren edilmeyen oruç makbul değildir. Ramazan ayı mü’minlerdir. Ramazan’ın sonunda vadedilen içerisinde tutulacak her bir oruca ayrı ayrı niyet cennet ve yaşanılan bayram da onlar içindir. edilmesi, mü’mine ibadet canlılığı kazandırmak- Ramazan ayı oruç ayıdır. tadır. Orucun niyetinin sadece kalple yapılması Oruç; insanın zihnini, midesini meşgul eden ve zevklerine hitap eden gündemden bir müddet sıyrılıp bedenini, zihnini ve midesini ibadete odaklayan ve bununla da Allah’a daha da fazla yaklaştıran bir ibadettir. Her ibadetin olduğu gibi oruç ibadetinin de iki temel şartı vardır: Birincisi, ihlas ile yapılması; ikincisi de Resulullah Sallallâhu AleyhiveSel- lem’in orucuna benzemesidir. Oruç tutan Müslüman, Allah’ın razı olacağı şart- ları taşıyarak oruç ibadetini yerine getirmelidir. Ramazan boyunca Allah’ın haram ve günah kıl- dığı tüm şeylerle arasındaki mesafeyi artırması, Ramazan’ın kendisi için gevşeklik ve tembellik ayı olmaması ve orucu bozan şeylerden uzak 19 paydos]

da yeterlidir, dilin de bu niyete şahitlik etmesi ise daha güzeldir. Oruç tutmak için sahura kalkmak da bir niyet şeklidir. Sahura kalkamayan kimse, Ramazan ayında tutacağı oruç için -imsaktan sonra orucu bozan bir şey yapmamak şartıyla- o günün kuş- luk vaktine kadar niyet edebilir. Ramazan orucu- na niyet edip de kasıtlı bir şekilde orucunu bozan kimsenin, Ramazan sonrasında kefaret orucu tutması gerekmektedir. Ramazan orucuna niyet etmeyip orucunu tutma- hâlde mü’min için Ramazan ayı, Kur’an’ın hayatı- yan kimseyi ise kefaret cezası bile kurtarmamak- na etki sürecinin başlangıcı olmalıdır. tadır, kendisi için samimi bir tövbe şarttır. Aksi takdirde farz bir ibadete, kasıtlı bir şekilde baş- lanmamasının cezası Allah’ın azabıdır. Ramazan, geçmişi siler. Ramazan, umre ile değişir. Allah’a olan güvenini artırarak, O’ndan razı ol- Resulullah Sallallâhu AleyhiveSellem, Ramazan duğunu göstererek, sevabı konusunda şüpheye ayı içerisinde yapılan umrenin hacca denk oldu- düşmeden oruç tutan kimsenin geçmiş günahları ğunu ümmetine müjdelemiştir. bağışlanır. Sahur berekettir. Geçmiş günahlara kefaret olan Ramazan orucu, Bir yudum su içmekle dahi yapılsa sahur bere- karşılığını yalnız Allah’tan bekleyerek geçirme kettir. Sahuru gecenin ilk saatlerinde değil imsak şartına bağlıdır. vaktine yakın yapmak sünnettir. İmsak vaktinin Kur’an-ı Kerim Ramazan’da indirilmiştir. gireceği ana kadar da sahur vakti devam etmek- Ramazan ayı, Kur’an-ı Kerim’in o ayda indirilmiş tedir. Sahurun son anı, müezzinin ezan okudu- olması ile ayrıcalıklıdır. Ramazan’da Kur’an’la ğu an değil, imsak vaktinin girdiği andır. Ezanın ihya olan mü’min; Rabb’inin kelamını okuyarak, okuduğu an, imsak vaktinin de girmiş olduğu anlayarak, ezberleyerek, hayatına geçirerek bu zaman ise ağızda kalan son lokma dahi yutul- ayrıcalıkla seçkinlik kazanacaktır. Kur’an’la yaşa- mamalıdır. Şüpheden kaçınmak, imsak vaktine maya başlamak için Ramazan büyük bir fırsattır. dakikalar kala yeme içmeyi bitirmiş olmak ise Kur’an-ı Kerim; kâfirlere, münafıklara “Kur’an’ı takvaya daha uygundur. düşünmez misiniz? Kur’an’ı düşünseler ya! İftar sevinçtir. Kur’an’ı hiç düşünmezler mi?” diye hitap etmiş- Oruç tutan mü’min için iki sevinç vakti vardır. tir. Çünkü Kur’an, gerçekten düşünüldüğünde, Birincisi, iftar ettiği an; ikincisi de oruç ibadeti- tefekkür edildiğinde, kâfiri bile değiştirecek, mü- nin karşılığını Rabb’inin katında gördüğü andır. nafığı bile kendisiyle yüzleştirecek güçtedir. O [paydos 20

rar vermesi ile başlayan kalbî bir temizlik ayıdır. İstiğfar, Kur’an-ı Kerim okumak, Kur’an’ı hayatı- na geçirmek ve muhasebe ile geçirilen Ramazan; sonrasında aylarca hissedilebilecek manevi bir arınmışlık sağlayacaktır. Manevi temizliğin yanı sıra Ramazan ayı, maddi temizliğin de en güzel şekilde yapıldığı bir ay ol- malıdır. Beden temizliği, kıyafet temizliği ve ağız temizliğine dikkat edilmelidir. Beden temizliği- nin ne kadar önemli olduğuna dair fıkıh kitap- larımız; Ramazan günlerinde özellikle öğleden sonra ağız temizliği yapılmasına dikkat çekmekte ve kokusuzbir diş fırçası ya da bir eşyanın kulla- nılmasını tavsiye etmektedir. İftarı geciktirmemek; vakit girer girmez hurma, Ramazan’ın son on günü dikkatleri celbet- hurma yoksa su ile orucu açmak sünnettir. İftar mektedir. etmek için ezanın bitmesi beklenmemelidir. Oruçlunun iftar anında yaptığı dua, geri çev- Ramazan’ın son on günü, hem Kadir Gecesi’ni rilmeyecek dualardandır. Rasûlullah Sallallâhu yoğunlukla aramamız gereken günler hem de AleyhiveSellem’in iftar anında yapmış olduğu itikâf günleridir. duayı yapmak da yapılabilecek en güzel işler ara- İtikâf; beş vakit namaz kılınan bir mescitte, gün- sındadır. lük işlerden uzak, gündelik konuşmalardan sıy- Bir oruçluya iftar yemeği ikram eden kimse de rılarak, Kur’an-ı Kerim okuma, tefekkür, gözyaşı ayrıca oruç sevabı kazanmaktadır. İftar etmeden ve dua ile geçecekbir saat, bir gün ya da bir süre oruç tutmaktan ise mü’minler menedilmiştir. beklemektir. Kadınların da evde itikâfa girmeleri tavsiye edilmektedir. Oruç, tutmaktır. Teravih sünnettir. Oruç, kişinin kendisini belli bir müddet belli Camilerde veya evlerde kılınan teravih namazı, şeylere karşı tutmasıdır. Şartlarına uygun olarak, kadın erkek herkes için toplu bir eğitimdir. Kaç ibadet mantığı ve hassasiyeti ile sadece Allah rı- rekât kılınıyorsa kılınsın namazın kabul olma zası için tutulan oruç da mü’mini kıyamet günü şartlarına uygun olarak eda edilmelidir. cehenneme karşı, dünyada da şeytanın vesvese- Ramazan başlı başına bir temizliktir. lerine karşı tutacaktır. Orucu tutanı, oruç da Al- lah’ın razı olmayacağı şeylere karşı tutacaktır. Ramazan ayı; manen kişinin kendisini günahlar- dan arındırması, tövbe ederek yeni bir hayata ka- 21 paydos]

Gülçin Anmaç Geçmişten Geleceğe RAMAZAN GELENEKLERİMİZ İbrahim Okuyan Ramazan ayı İslam toplumu için birlik, beraber- yüz tutmuş çok sayıda kültürel öge ve gelenekten lik ve kardeşliğin yoğun duygularla yaşatılması ve bahsedilebilir. İslam toplumunda unutulan gele- pekiştirilmesinde geçmişten günümüze önemli neklere en net örneklerden biri de Ramazan ayı- bir konuma sahiptir. Bu ayı sadece oruç ibadeti na özel geleneklerdir. Dönemin teknolojik geliş- ile kısıtlamak haksızlık olacaktır. Zira İslam top- meleri, küreselleşme, siyasi politikalar ve yaşam lumu, Ramazan ayına ayrı bir önem atfetmiş ve şartlarının değişimi gibi birçok sebep, bu tür ge- hassasiyetle bu aya özel birtakım hazırlıklar yap- leneklerin unutulması ya da yok olmasına zemin mıştır; böylelikle Ramazan ayları İslam toplumu hazırlamıştır. Burada önemli olan ise, unutulan için hem dinî hem de kültürel açıdan zenginleş- ya da unutulmaya yüz tutmuş olan geleneğin bir tirilerek en verimli şekilde yaşanmaya özen gös- şekilde günümüze ve de geleceğe aktarılmasıdır. terilmiştir. Buna binaen unutulmaması gerektiğini düşün- Geçmişten günümüze varlığını sürdüren kül- düğümüz Ramazan geleneklerimizden bazılarını türel mirasın yanında hiç şüphesiz unutulmaya şu şekilde sıralayabiliriz: [paydos 22

Sadaka Taşı Zimem Defteri • Sadaka Taşı ve Zimem Defteri • Ramazan Hilalinin Gözlemlenmesi Osmanlı Devleti’nde uygulanagelmiş zarif bir İslami gelenekte, namaz vakitleri, oruca başlama yardım yolu olarak sadaka taşları, ihtiyaç sahibi ve iftar vakti gibi güneşin hareketlerine ve ge- insanların gururlarını incitmeden onların elle- ce-gündüz ayırımına göre belirlenen bazı ibadet- rinden tutma yoludur. Şehrin çeşitli yerlerindeki ler hariç tutulursa; Ramazan orucu, hacc, zekât, cami avlularına, fakir semtlere veya vakıf bahçe- fıtır sadakası, kurban ve bayram namazları gibi lerine dikilen, bir metre uzunlukta ve baş tarafı edası yıl içinde belirli vakitlere bağlanmış olan oyuk olacak şekilde tasarlanan bu taşlar vasıta- ibadetlerin vakit ve sürelerini tespitte kamerî sıyla, alan elin veren eli görmeyeceği şekilde ih- aylar esas alınır. Nitekim Hz. Peygamber (a.s) tiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilmiştir. İhtiyaç hilalin gözlemlenmesini, hilal görüldüğünde sahibinin ihtiyacı kadarını aldığı bu taşlardan oruca başlanmasını ve tekrar görüldüğünde iftar günümüze sadece birkaç örneği ulaşsa da, aynı edilmesini nasihat etmiştir. Kamerî ayların ölçü anlayışın farklı şekillerde yaşatılmaya çalışılması alındığı bu tür ibadetlerin zaman ve sürelerinin ve geliştirilmesi toplumumuz adına övünç vesi- doğru tayin edilebilmesi için hilalin gözlemlen- lesidir. mesinin İslami gelenekte öteden beri var olduğu Yine ihtiyaç sahiplerinin mahcup edilmemesi bilinmektedir. Bu gelenek yaşadığımız topraklar- adına gizlice yapılan yardım çeşitlerinden biri de, da da yakın zamana kadar devam ettirilmiş, 1978 günümüzde farklı şekillerde uygulanmaya çalışı- yılında İslam dünyasından temsilciler ile ger- lan zimem defteri (veresiye defteri) geleneğidir. çekleştirilen Ru’yet-i Hilâl konferansında alınan Alan elin veren eli görmemesi üzerine bina edilen “gelişen teknolojinin kullanılması ve hilalindün- bu yardım türü, ihtiyaç sahiplerinin kendilerin- yanın herhangi bir yerinde görülmesiyle Rama- den habersiz bir şekilde borçlarının kapatılması zan ayına başlanması” kararı ile artık bu gelenek üzerinedir. Ramazan aylarında hâli vakti yerinde unutulmaya yüz tutmuştur. Buna rağmen yine olan kişiler, tanımadıkları mahalle bakkallarına yaşadığımız topraklarda az sayıda da olsa bu ge- ya da günümüze güncellenen versiyonlarına gi- leneğin devam etmesi adına Ramazan hilalinin derek “Zimem defteriniz var mıdır?” diye sorar, gözlemlenmesi yapılmaktadır. esnaf defteri çıkarınca, yardım yapacak kişi im- kânı ölçüsünde defterin bir kısmını ya da tama- 23 paydos]

mını satın alarak bu kişilerin borçlarını öderdi. Böylelikle borcu ödeyen kimse kimin borcunu ödediğini, borcu ödenen ise kim tarafından bor- cunun ödendiğini bilmezdi. Bu gelenekte amaç gizliliktir. • Tekne Orucu ve Oruç Satın Alma Geçmişten günümüze özenle uygulanagelmiş Ramazan Tenbihnamesi Ramazan geleneklerinden biri de hiç şüphesiz tekne orucudur. Oruca teşvik edilmek istenen • İftar Davetleri ve Diş Kirası çocukların heyecanla sahura kaldırılıp oruca ha- zırlık yaptırılması ve öğle vaktine kadar oruçları- nı tutan çocuklara iftar ettirilmesiyle sanki tam bir oruç tutma havası yaşatılmaktadır. Böylelikle çocukların dinî kaidelere yabancı kalmamaları ve Ramazan ayını idrak etmeleri sağlanmıştır. Bununla birlikte yine çocukların Ramazan ayının İslam toplumlarının devam ettiregeldikleri, pan- heyecanını yaşamaları ve oruç tutmalarına teşvik demi döneminde aksamaya uğrasa da vazgeçi- amacıyla, büyükleri tarafından pazarlık usulü ile lemeyecek en güzel geleneklerden biri de iftar tutulan oruçlar satın alınmış ve hediyeler sunul- davetleridir. Oruçluya iftar ettirmenin ne denli muştur. Bu uygulama da geçmişten günümüze kıymetli bir kazanç olduğunu bilen ve bundan yaşatılan ve de yaşatılması gereken gelenekler- mahrum kalmak istemeyen Müslümanlar, Rama- dendir. zan ayı boyunca birçok eş dost ve yakınlarına ve • Ramazan Tenbihnameleri dahi çevrelerindeki garibanlara sofralarını açmış, Osmanlı Devleti’nde Ramazan’a özel uygulanan onlarla birlikte iftar etmenin hazzını tatmışlardır. güzelliklerden biri de tenbihnamelerdir. Rama- Bu tarz davetler toplumumuzda iki farklı yöntem zan ayının yaklaşmasıyla birlikte sosyal, kültürel, ile ifa edilmektedir: idari ve politik konular başta olmak üzere uya- İlki yardımlaşma amaçlı iftar davetleridir ki gü- rılar yapıldığı bilinmektedir. Devlet tarafından nümüze de iftar çadırları olarak yansımıştır. Os- bu tür tenbihatlar imamlar vasıtasıyla camilerde manlı döneminde bu davetler kapısı herkese açık yapılır ve özellikle umumi yerlerde, edep ve haya olarak konaklarda gerçekleştirilirdi. İftar davet- kurallarına uygun davranmaları halka nasihat li-davetsiz, zengin-fakir, tanıdık-tanımadık her- edilirdi. Günümüzde bu uygulamanın yansıma- kese açık olurdu. ları, adı Ramazan tenbihnamesi olmasa da, dev- İkincisi ise halkın kendi aralarındaki iftar davet- let eliyle, özellikle yine imamlar tarafından cami- leridir. Eş dost ve yakın akrabaların öncelendiği, lerde uygulanmakta, insanların birbirini hayra bunların yanında garip gurabanın da gözetildiği davet etmeleri ve kötülüklerden uzaklaştırmaya iftar davetleridir ki günümüzde de çokça yaygın çalışmaları tembihlenmektedir. bir şekilde devam ettirilmektedir. Böylelikle bir oruçluya iftar ettirilirken bir yandan da birlik, be- [paydos 24

raberlik ve kardeşliğin yoğun duygularla yaşatıl- ması ve pekiştirilmesi sağlanmaktadır. İftar davetlerinde uygulanagelen bir güzellik de “diş kirası”dır. Kutadgu Bilig’de “tiş teri” olarak zikredilen bu güzellik, maddi durumu elverişli olan insanların, evine iftar yemeğine davet ettik- leri kimselere yemek sonrası hediyeler sunması- dır. Özellikle gariban ve öğrencilere sunulan bu ikram, günümüzde az da olsa yaşatılan güzellik- lerdendir. • Mukabele ikinci on beş günü ise hüznü yansıtan veda ter- “İki şeyi birbiriyle karşılaştırmak” anlamına ge- kipleri yer almaktadır. Ramazan ayının ilanı ve len mukabele, özellikle Ramazan aylarında cami, heyecanı halka bu şekilde de yansıtılmaktadır. mescit ve evlerde; ekseriyetle sabah, öğle ve Ramazan ayının vazgeçilmezlerinden biri de ikindi namazları öncesinde, Kur’an hafızları ya “Ramazan davulcuları”dır. Halkı sahura uyandır- da Kur’an’ı güzel okuyanlar tarafından okunan mak için sokak sokak gezen ve çaldığı davula mâ- Kur’an’ı takip etmek suretiyle hatim indirme ge- nilerle eşlik eden Ramazan davulcuları, özellikle leneğidir. Pandemi dolayısıyla aksamaya uğrayan çocukların görebilmek için sahura uyanıp pence- bu gelenek günümüzde de çokça ifa edilmektedir. reden gözledikleri gizemli kişilerdir. Ramazan’ın • Arife Çiçeği ortasında ve sonunda topladığı bahşişle geçinen Bayramların özellikle çocuklar için önemi bü- davulcular, hâlen yaşadığımız topraklarda önem- yüktür ve farklı bir heyecana bürünen çocuklar li bir geleneği ifa etmektedirler. bayramın gelmesini dört gözle beklerler. Osman- Son olarak bahsedeceğimiz Ramazan gelenek- lı döneminden miras kalan “arife çiçeği” kavramı; lerimizden biri de “top atışı”dır. Osmanlı döne- bayramdan birkaç gün önce yapılan alışverişin minde yaygın olarak gerçekleştirilen top atışları, ardından, çocukların sabırsızlıkla bayramlık kı- günümüzde sadece Ramazan aylarında iftar ve yafetlerini giyerek bayramdan bir gün önce dışa- sahur vakitlerinde, geleneği sürdürmek adına ya- rıda dolaşmalarıdır. pılmaktadır. • Mahya Geleneği, Ramazan Davulcusu ve Unutulmamalıdır ki; bir toplum geçmişten miras Top Atışı olarak aldığı geleneklerine ne kadar bağlı kalırsa geleceğe bir o kadar sağlam adımlar atacaktır. Osmanlıda Ramazan aylarında çift minareli ca- Benliğimizi yitirmeden nice Ramazanlara… milerin minareleri arasına gerilen ipler ve kandil- Ramazan-ı Şerifleriniz hayrolsun… ler, günümüzde ise yine minareler arasına geri- len ledler vasıtasıyla yazılan yazılara ve motiflere “mahya” denir. Mahyalarda, Ramazan’ın ilk on beş günü sevinç ve mutluluğu yansıtan terkipler, 25 paydos]

BİR RAMAZAN YAŞAMAK Ayşe Acar Biz sanıyoruz ki; güneşin her doğuşunda ısıttık- Değerini ve azametini Kur’an’dan alan Rama- ları ve ışıttıkları aynıdır, her gün batımıyla bir- zan’ın bir anlamı da yağmursa; kurak toprağa, likte aynı şeylere nokta koyulur, her esen rüzgâr tozlu yollara yağıp, toprağı yumuşatıp yeşerten, aynı rayihayı taşır, içimize çektiğimiz her nefeste kirleri temizleyen bir yağmur gibi nur olup yağa- aynı havayı soluruz… Gözle görülmeyen iklimi bilir Kur’an bu ayda kalbimize. görecek başka bir gözümüz mü kalmamış yoksa? Toprak yağmuru emer emer sonra tohumları bes- Oysa, Sezai Karakoç’un ‘‘kararmaya yüz tutmuş ler ve yeşertir kâinatı. Bu rahmetin coştuğu ayda kalpte küçücük beyaz bir benek’’ dediği o Rama- da kimi kalpler, bu rahmeti emer, yağmur dinin- zan’ın ilk gününden önceki güneş batarken, ön- ce suları kuruyup hiçbir şey olmamış gibi devam ceki batışları gibi değildi. Esen rahmet rüzgârla- etmez hayatına da kulluk tohumunu besler, filiz rıyla, tüm umutsuzluklarımızı, unutmalarımızı, verir. Filiz güçlenir, köklenir. Ta bayramı Cennet bir türlü çıkışı bulamayışlarımızı, isyana dalma- oluncaya dek, yağmurun kokusunu yayar etrafa. larımızı karanlığa gömebilirdi, biz onları sakla- Ramazan’la yakaladığı kıvamı bozmadan, bir masak en kuytu yerlerimizde. sonrakine ulaşırsa daha çok iştiyakla karşılamaya İncecik bir ağartı olarak gökte titreyen Ramazan niyet ederek, yaptığı ibadetlerin kabulünü dile- hilali, ‘‘Bak ben şimdi yalnızca bir ışıltıyım ama yerek bir yılın âdeta kalbi olan bir ayı yaşamak, her gün ışıltımı çoğaltıp kendime dolunay dedir- bir kalbin tüm vücuda yetmesi gibi tüm seneye teceğim. Sen de bir yerlerden başla parlatmaya yetişir. kalbini, ayın sonunda ben dolunay neşesi, sen bayram sevinci yaşarsın.’’ diye seslenirdi, eğer biz 1. Ebû Hureyre RadıyallâhuAnh’ten rivayet edildiğine göre, o gümüş çizginin getirdiği Ramazan muştusuna Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘‘Ramazan ayının yüzümüzü dönseydik. birinci gecesi olunca şeytanlar ve cinlerin şerlileri zincire Ramazan’da esen rüzgârla ‘‘Ey hayır dileyen, gel! vurulur, cehennemin kapıları kapatılır ve hiçbir kapısı açıl- Ey şer dileyen, vazgeç!’’1 kokulu haykırışı doldu- maz; cennetin kapıları açılır, hiçbir kapısı kapatılmaz ve bir rabilirdik ciğerlerimize, şayet o sesin hasretini münadi şöyle seslenir: ‘Ey hayır dileyen, (ibadet ve kulluğa) hissetseydik. gel! Ey şer dileyen, (günahlarından) vazgeç! Allah’ın cehen- nemden azat ettikleri vardır.’ Bu iş (Ramazan boyunca) her gece yapılır.’’ (Tirmizî, Savm, 1; İbn Mâce, Sıyâm,2) [paydos 26

İllüstratör: Muzaffer Fırat paydos] 27

Arınma ve Yenilenme Ayı RAMAZAN Dr. Bekir Tok Müslümanların sevinci, yılın en değerli ve bere- yanlışlıkların üst üste yapıldığı Ramazan ayı, bize ketli günlerindeyiz. Bu günleri tefekkür, imanı rahmet değil, hem bir eziyet hem de kaçırılan bü- tazeleme ve ibadet açısından değerlendirme fır- yük bir fırsat hâline gelmektedir. satını, beslenme yanlışlarından dolayı kaçırıyo- Ramazan’da tutulan oruç ne kadar kolaylaştırılır- ruz çoğu zaman. Bu yazımızda, Ramazan’ın ma- sa, hayata dair yanlışlarımızı değerlendirme, gü- nevi atmosferini engelleyen beslenme ve günlük zel kararlar almaya yönelik tefekkür gücümüz ve yaşamdaki hatalarımızı değerlendirerek, elimiz- diğer ibadetlere olan takatimiz de o denli kolayla- den geldiğince tavsiyelerde bulunacağız. şacaktır. Böylece bu Ramazan, hayatımızda yeni 1. BÖLÜM bir dönüm noktası olma konusunda bize Allah’ın Ramazan’daki oruç ibadetinin hikmeti halk ara- büyük bir hediyesi olabilir. sında “açların ve susuzların” hâlinden anlama 2. BÖLÜM şeklinde basitleştirilse de, kudsî hadislerden an- Sabah gözlerimizi açtığımızda, aç-bitap, susuz ve ladığımız kadarıyla, Allah ile kul arasında olduk- üstüne üstlük idrara sıkışmış bir vaziyette kalktı- ça ulvi bir konumda olmasıdır. Ramazan, açlık- ğımızı hatırlarız birçoğumuz Ramazan sabahla- la boğuşulan, bağımlı olduğumuz maddelerin rında. Oysa susamayalım, acıkmayalım diye bö- özlemi ile geçen, geceleri midenin çöp variline rekleri, ekmekleri, pilavı, kahvaltılıkları tıka basa dönüştürüldüğü, televizyon başında beyinlerin yemişizdir sahurda. Şimdi uyanır uyanmaz bu ne dumura uğratıldığı, geç saatlere kadar gündüzün açlık, ne susuzluk!.. İftar vaktine ise daha saatler intikamı çıkarılan, gündüz de öğle saatlerine ka- var. dar orucun uykuya tutturulduğu bir zaman dili- Sindirim sistemimiz makro planda bir fabrika mi olduğunda, ondan alacağımız güzellikler de gibi değil, bir atölye gibi çalışır. Ne demek istiyo- oldukça azalmaktadır. Ramazan sadece oruç ayı rum? Sırayla siz istediğiniz gibi besinleri art arda değil, aynı zamanda “Kur’an ayı”, infak ayı, na- maz ayıdır… Yeme içmeye dikkat edilmeyen ve [paydos 28

gönderdiğinizde, otomasyon sisteminin bir tara- la ve sevinçle imsak vakti öncesi son hazırlıklar fından giren gıdalar diğer taraftan sırayla sindi- yapılır. Büyükler, küçüklerin önüne zorla börek- rilerek çıkmıyor. Tam tersine hormonal, sinirsel leri, çörekleri koyar “İyi ye, bak acıkırsın!” gibi ve salgısal sistemlerle sindirim sistemi her öğüne teşviklerle de orucun kolay geçmesini temenni özel olarak, baştan sona, ağızdan makata kadar ederler. Ezana dakikalar kala, art arda sular lıkır odaklanarak sindirimi tamamlıyor. Yemeğe niyet lıkır mideye doldurulur. Ne kadar içilirse, gün edildiğinde beyinde bazı bölgelerin uyarılması içerisinde o denli rahat edilecek hissiyatı hâkim- ile tükürük salgılanır ve sindirim başlar. Bundan dir. Peki, gerçek öyle mi? sonraki süreç, boşaltım yapılana kadar tüm sin- Eminim hepimizin etrafında, bir bardak su içip dirim sisteminin bölümlerinin birbirini uyararak yatan, hatta sahura uyanmaya bile tenezzül etme- ve engelleyerek oluşturduğu bir süreçle tamam- diği için geceden su içip yatanlar vardır. Sahurun lanır. O yüzden İbn-i Sînâ başta olmak üzere bir- lezzetini ve bereketini kaçıran, öncesi ve sonrası çok eski hekim, büyük abdest gerçekleşmeden ibadetlerden mahrum kalan ve Ramazan’ı adet yeni bir öğünün sağlığa zararlarından bahsetmiş- yerini bulsun diye sadece oruç ibadetine has kı- tir. Dışkılama gerçekleşmeden sürekli yeni bir sü- lan insanlar, orucu gayet rahat tuttuklarını söy- reci başlatmak sindirim sisteminde kaosa, birçok lerler. Söylerler de genelde inanılmaz ve cesaret besinin tam olarak sindirilmemesine, büyük bir de edilmez bu yönteme. “E ne yapalım sahur yap- kısmının gaza dönüşmesine ve vücutta mineral mayalım mı?..” Tabii ki yapalım ama geleneksel ve vitamin eksikliklerine yol açmaktadır. ve modern yanlışlarımızla birlikte sahur sofrala- Yukarıda anlattığımız ve sürekli yaşadığımız se- rımız orucumuzu kolaylaştırmıyor, zorlaştırıyor, naryonun sebeplerini teker teker ele almaya baş- farkına varalım. Öyle ki bir bardak su içip yatan- layalım. lar bizden daha rahat günü geçiriyorlar. Bahsettiğimiz sindirim mekanizması nedeniyle, Sahur sünnettir ancak olayı bu kadarıyla anlarsak iftar ile sahurun vakit olarak yaz aylarında yakın yanılırız. Çünkü sahuru çevreleyen başka sün- olmasından dolayı iftar ile sahur arasında sindi- netler de vardır, bunlar unutulduğunda sahur, rim sisteminin yukarıdaki mekanizma ile sürekli eziyet hâline geliyor. Çok yememek, doymadan çalıştırılması, en son da sahur yemeğinin üzeri- kalkmak, karışık yememek, sahurdan sonra na- ne uykuya geçilmesi, sabahki senaryonun en bü- maza kadar beklemek ve sabah namazından son- yük suçlularından birisidir. Yarı sindirilmiş, yarı ra işrak vaktini beklemek de birer sünnettir. Tüm sindirilmemiş birçok besin, bağırsaklarda büyük bunları bir araya getirdiğinizde, yatmanız gerekse bir kaosla bir an önce dışarı atılmayı beklemek- bile sahur yemeğinden sonra iki saat kadar daha te, ciddi oranda gaz oluşmakta, bu da oruçluyu uyanık olmanız gerekecektir ki, bu da sindirimin rahatsız etmektedir. Oluşan gaz, mesaneye baskı mide aşamasının tamamlanması demek. Yemeği yapmakta, sahurda bardak bardak -neden hata yedikten sonra üzerine yatmak, sindirim sistemi- olduğunu ilerleyen bölümlerde ayrıca ele alaca- ni bloke edeceği için hazmı zorlaştırmakta, reflü ğız- içilen suyun etkisiyle idrara sıkışılmaktadır. şikâyetlerini artırmaktadır. Sabah ağızda acı bir 3. BÖLÜM tadla uyanmaya neden olmaktadır. Sahur sofraları Ramazan ayının vazgeçilmezidir. İftardan kalan besin artıkları atılamadan üzerine Bütün aile sofra başında toplanır, büyük bir iştah- yenilen ağır bir sahur yemeği, sindirim sistemi- ni kaosa sokmakta ve öğle vakitlerine kadar gaz, 29 paydos]

karın ağrısı bazen ishal gibi durumlarla sindirim lece şişkinlik yaparak sindirimi zorlaştırmasıdır. sistemi bu ağır yükten kurtulmaya çalışmaktadır. Bir diğer nedeni de, sindirimin mide aşamasında olmazsa olmaz olan mide asidini seyreltmesidir. 4. BÖLÜM Hem bir anda bu miktarda içilen suyu vücut kal- Bağırsaklardan kana şeker akışı ne kadar hızlı dırmaz, kısa süre içerisinde aldosteron ve korti- olursa, insülin salgısı da o denli hızlı ve fazla olur. zol gibi diüretik (idrar atıcı) hormonlarla atmaya Kan şekeri, hızlı bir şekilde yükseldiği için karşı- başlar. Kortizol stres hormonudur ve sabahları lığında defansif olarak sert salgılanan insülin onu daha çok salınır. hızla aşağı çeker. Bu da daha birkaç saat önce tıka Sahurda diüretik sıvılar ve besinler almak da yine basa yemek yiyen kişinin kan şekerinin, defansif vücudu susuz bırakır. Sık tüketilenler olarak çay insülin salgısıyla hızla düşmesine ve kısa sürede ve karpuzu bu anlamda örnek olarak verebiliriz. tekrar açlık hissetmesine sebep olur. Yani sahuru Sahur için doğrusu; susamamak için, sindirim yaptınız ve daha öğle olmadan açlık hissettiniz, esnasında su tüketen proteinli gıdalar (et, süt, anlatmaya çalıştığım bu… Şekerden kasıt, sadece peynir vs.), tuzlu gıdalar ve karbonhidratlardan bildiğimiz anlamda toz şeker olmayıp tüm kar- uzak durup sindirim sırasında vücuda su veren bonhidratları kapsamaktadır (unlu mamuller, gıdaları tüketmektir. Sindirim sırasında vücuda ekmek vs.). Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin su veren ve siz su içmeseniz bile gün boyu susuz- ikinci dezavantajı, karbonhidratların sindirilir- luk anlamında sizi rahatlatacak gıdalara sonraki ken vücuttan su çekmesidir. Yani sahurda yediği- bölümde değineceğiz. niz börekler, çörekler, saatler ilerledikçe ve sindi- 5. BÖLÜM rim devam ettikçe sizi daha çok susatacaktır. İlk dört bölümü toparlamak gerekirse; sindiri- min her aşamasında suyun bolca harcandığı ve Sahur için doğrusu; susama- rebound insülin salgısı nedeniyle hızla acıktıran mak için, sindirim esnasında gıdalardan sahurda uzak durmak, sindirimi de, su tüketen proteinli gıdalar (et, atıklarının temizlenmesi de çok su harcanmasına süt, peynir vs.), tuzlu gıdalar ve sebep olmayan gıdaları tüketmek sahur için ide- karbonhidratlardan uzak du- aldir. rup sindirim sırasında vücuda Hayvansal proteinlerden et ve et ürünleri; sin- su veren gıdaları tüketmektir. dirimi zor, atıkların temizlenmesi de hem uzun hem de vücudun suyunun fazla miktarda kulla- Hem susamak hem de hızlı insülin cevabı ile nıldığı bir süreç olduğu için tercih edilmemelidir. çabucak acıkmak… Modern sahur mantığımız Yumurta ise, rafadan tarzda tercih edilebilir, sin- buna neden oluyor. dirimi de, atıkların atılması da çok daha kolaydır. Sahurda akşama kadar susamamak için yapılan Yağlar miçelizasyon mantığı ile, fazla miktarda hatalardan birisi de, bardak bardak su içmek. Bu, suyla birlikte emilir. Sindirilirken vücutta ilerle- sahurda yenilen yiyeceklerin hazmını zorlaştırır. yen saatlerde su açığa çıkarır. Bu da vücudun su- Nedeni, tok karna içilen suyun mideden geçeme- suzluğunu giderir. Sağlıklı yağlar; rafine edilme- yip, midedeki kimusun hacmini artırması, böy- miş soğuk sıkılmış zeytinyağı, tereyağı ve benzeri yağlardır. [paydos 30

Bitkilerin neredeyse hepsi sindirilirken çok az su Kan şekeri, vücutta mükem- harcanır, lifli gıdalar olduğu için sindirimi uzun mel bir mekanizma ile çalışan sürer. İçeriğindeki suyu yavaş yavaş bağırsaktan hormonların kontrolü altın- kana verir. Yağlarla desteklemek bu süreci daha dadır. Açlığınız üç güne bile yavaş ve daha olumlu yönde etkiler. Birkaç tane ulaşsa, bu hormonlar mutlaka hurma da bu anlamda sahur için ideal bir besin- kana şeker akışını sağlamak dir. için sindirecek bir şeyler bulur O hâlde toparlamak gerekirse; mevsim sebze- ve kan şekeri dengeli bir şekil- lerinden yaptığınız güzel bir salata, üzerinde de süregider. gezdirdiğiniz soğuk sıkım zeytinyağı güzel bir tercihtir sahurda. Havuç hem tok tutar hem de ğunu, ilk günlerde zorlansa da sonraki günlerde günün ilerleyen saatlerinde bağırsaktan suyu alışmaya başladığını söyledi. Bu psikolojiyi bize emilir. Tereyağlı yumurta yine tercih edilebilecek kim aşıladı bilmiyorum ama biz kan şekerimizin bir öğün olabilir. Kavrulmamış taze kuruyemiş- dengesini ve açlık hissinin kontrolünü, iki üç sa- ler de abartılmamak koşuluyla eklenebilir, yağı ve atte bir beslenmeye bağlı zannediyoruz. Bu kanı- proteini oldukça fayda sağlar, antioksidan etkileri nın hurafe olduğunu Ramazan bize öğretiyor. ile vücudun arınmasına fayda eder. Kan şekeri, vücutta mükemmel bir mekanizma Tüm bunlar ekmeksiz, çaysız, tatlısız, böreksiz ile çalışan hormonların kontrolü altındadır. Açlı- olmalıdır. Bahsettiğimiz şekilde sahur yapılsa ğınız üç güne bile ulaşsa, bu hormonlar mutlaka bile üzerine en az iki saat yatılmamalıdır. Eğer kana şeker akışını sağlamak için sindirecek bir yatılması illaki gerekecekse bir bardak su, tüm şeyler bulur ve kan şekeri dengeli bir şekilde sü- bunlardan daha hayırlıdır. Eğer iftardan bu yana regider. Peki neden birkaç saatlik açlıklarda kan hafif bir beslenmeyle sahura ulaşmışsanız ve sa- şekerimiz düşüyor? Bunun cevabı önceki bölüm- huru da bu standartlarda yapmışsanız, gün boyu de anlattığımız rebound insülin olayında… faydasını göreceksiniz Allah’ın izni ile. 6. BÖLÜM Ramazan ayında tuttuğumuz oruçların bize öğ- İlk günler oruçluda baş ağrısı olmasının nedeni, rettiği en önemli hususlardan bir tanesi de, aç- sigara tiryakisinin baş ağrısı ile aynı. Karbonhid- lığın midenin boş olması ile alakalı olmadığı, ratlar da kan şekeri mekanizması üzerinden biz- tamamen beynin yanıltmacası olduğudur. Sahur- de bağımlılık yapıyor. Kan şekeri düştükçe, vücut dan birkaç saat sonra sabah dolu mide ile açlık “ekmek” istiyor. Buna alışması dört beş gün sü- hissetmenin ama iftara yakın saatlerde, geçen on rüyor. ikion üç saate rağmen açlık hissinin daha az ol- Oruçken ders çalışamayan, ezber yapamayan, masının nedenini oruç günlerinde anlıyoruz. işine konsantre olamayanların sorunu yine açlık Bir keresinde günde iki öğün beslenmeyi önerdi- değil, sahur ve iftar dengesinin iyi kurulamama- ğim bir hastam, kan şekerinin çok düştüğünü ve sıdır. Anlattığımız ilkeler Ramazan’ı kolay ge- buna asla dayanamayacağını söyledi. Ramazan’da çirmek, acıkmamak, susamamaktan ziyade; gün oruç tutup tutmadığını sorduğumda, oruç tuttu içerisinde ibadetlerimize ve işlerimize daha kolay 31 paydos]

adapte olmak, manevi olarak arınma ayını aynı trafik azalmaya başladığı için bağışıklık sistemi- zamanda vücut olarak da arınmaya vesile kılabil- nin de yükü azalır ve vücuttaki arızalara ayıra- mektir. İbadetleri zorlaştırmak İslam’ın mantı- cakları vakitleri olmaya başlar. Artık vücutta iyi ğında yoktur. O yüzden sahur son vaktine kadar işlemeyen, kanserleşen ya da iltihabi dokular için geciktirilirken, iftar için de acele edilir. daha kapsamlı operasyonlara çıkacak bir bağışık- 7. BÖLÜM lık sistemimiz var demektir. Vücutta Allah’ın (cc) yarattığı harika sistemlerden Bir de, kan dolaşımı sindirim sistemindeki ağırlı- birisi de bağışıklık sistemidir. Bağışıklık sistemi, ğını başka organlara vermeye başlar. çeşitli rütbelerde trilyonlarca askerin bulunduğu İşte bu yüzden oruç, bağışıklık sistemini güçlen- dev bir ordu gibidir. Kimi keşif yapar günümüz dirir. Birçok hastalıkta kötüleşmeye değil, teda- bekçileri gibi; bir mikrop, bir kanser hücresi tes- vi için fırsata olanak sağlar. Kronik hastalıkların pit ettiğinde merkeze bildirir. Kimisi iş bitiricidir, birçoğunda da bahsettiğimiz ilkelere riayet edil- operasyon ile olay büyümeden orada imha eder diğinde rahatça oruç tutulabilir. Tabii ki hastayı düşmanı. Kimi zaman (tüberküloz/verem gibi) bilen bir hekimin görüşü alınarak. düşman amansızdır, mücadele etmek zordur, bu 8. BÖLÜM sefer ordu etrafını sarar ve yıllarca kuşatmada Oruç akşamları, iftar ile başlar. İftar, “oruçlunun tutar mikrobu. Yıllar sonra bile akciğerde “leke” iki sevincinden birisi”dir. İftar, Allah’a amelleri- var olayı, işte bu kuşatmanın röntgene yansımış ni “şirksiz” bir şekilde sunan Müslüman’ın gün hâlidir genelde. boyu sadece Allah için yemeyi içmeyi bıraktığı İşte bağışıklık sistemi bizim hayal edebileceği- amelinin sonunu, şükrün doruğunu ve amelinin mizin kat kat üzerinde mükemmel bir sistemle, eksikliklerine rağmen kabul isteğinin mahcubi- Allah’ın “el-Hafîz” ismine istinaden vücudumuzu yetini yaşadığı andır. korur. Bu koruma sadece vücudun hücrelerinde İftara hurma, su ya da tuz ile başlamak sünnet- olmaz, büyük bir problem de ülkenin surların- tir. Elbette bunda birçok hikmet olsa da, sadece dadır. Kalenin kapısından günde sayısız besin sünnet olduğu için böyle yaparız. Orucu açtık- molekülü ve bunların arasına karışmış mikrop- tan sonra, akşam namazını kılmak, doyma his- lar, ağır metaller, yabancı kimyasallar vs. geçmek sini çoktan oluşturur ve iftarda “freni boşalmış istemektedir ve bağışıklık sistemi kapı kontrol kamyon” hesabı tüm günün kazanımları çöpe sistemi ile bunları ayrıştırmak zorundadır. Sur- atılmamış olur. Hormonal sistem, ilk besin mi- lardan kastım bağırsaklardır, bağırsakların içi as- deye düştükten sonra, yaklaşık on dakika içinde lında ülkenin dışıdır, ağızdan makata kadar olan beyni doyduğuna ikna eder. Namaz kadar süre, yol vücudun içi değil dışıdır bu minvalde. Bu ge- midemizden önce gözümüzü doyurur. Aslında çiş-kontrol sistemini (emilim), bağırsak boyunca namazdan sonra hafif bir iftar, vücuda yetecektir, yerleşmiş lenf dokuları (“MALT” diye de bilinir), sandığımız gibi bizi eksik bırakmayacaktır. bağırsaktaki (probiyotik) bakterilerle birlikte yardımlaşarak yürütür. Bağışıklık sistemi, anlayacağınız oruç günleri dı- İftar bu sürecin en zor virajı. İnsanın kendini tut- şında sürekli olarak tam mesaidedir. Çünkü bo- ması, az yemesi, karışık yememesi, çok çiğneme- ğazımız hiç durmuyor… Oruçta ise bağırsaktaki si, tatlıdan ve diğer zararlılardan uzak durması [paydos 32

oldukça zor. Nefis bir anda hepsini istemekte. Bu larda, genel olarak orucun hastaya kötü değil, iyi süreci yara almadan atlatan, sıhhat anlamında geleceği düşüncesindeyim. İlerlemiş vakalarda kazanır. İftarda yine içilen su sınırlı tutulmalı- hekim görüşü alınmalı. Bazı nörolojik hastalık- dır. Belki yarım bardak, belki bir bardak. Sofrada larda susuz kalmak hastayı kötüleştirebilmekte, içecek varsa, bu da hesaba katılmalı. Yemek mi- bu tür durumlarda ısrarla oruç tutacağım yakla- deden ayrıldıktan sonraya, yani iki saate kadar şımında olmamalı. başka içecek içilmemeli. İki saatten sonra birkaç Hamile ve emziren bayanlar için de sorular çok- bardak çay ve bol miktarda su içilebilir. Ramazan ça gelmekte. Hamilelik döneminde ve emzirme akşamlarının en büyük hatası meyveler, çerezler döneminde bebeğin kötüleşeceğinden korkulur- ve tatlılardır. Tüm bunlar, ertesi gün orucunu bile sa, İslam’da ruhsat söz konusudur. Hamilelikte etkiler, daha zor geçmesine neden olur. bebek, anneden alması gerekenleri alır, anne iyi İftar, oruçlunun en büyük imtihanlarından birisi- beslenemediğinde kendi vücudu daha fazla etki- dir aslında, zordur, olabildiğince dik durmak ge- lenir. Gün içinde vücudu aşırı hâlsizleşen anne- rekir. Oruç tutan çocuklarımıza iftarlık adı altın- ler oruç tutmamalı. Hamilelikte ilk altı ay, bebek da “çöp gıdalar” alınmamalıdır. Yeni alternatifler anne sütünden başka bir şey almıyorsa ve oruç üretilmelidir. sırasında bebek doymuyorsa yine orucu ertele- Elbette her gün birbirini tutmaz. Bir gün ağır bir mek daha iyidir. Bebek beş ayı geçmişse, bu da yemek yediysek -ki yenmeyecek diye bir kural Ramazan’a denk gelmişse, ek gıdaya biraz daha yok- en az üç dört gün hafif iftar yapmalı. Bir gün erken başlanabilir. Yani hamilelikte kıstas anne, tatlı yemişsek, en az bir hafta kendimize hâkim emzirirken bebektir. olmalı. Herkes bunu kendi bünyesine göre düze- Ramazan ayının Müslümanlar için bağışlanma- ne sokmalı. ya, kalanlar için ise tefekküre ve hidayete bir ve- 9. BÖLÜM sile olmasını temenni ediyorum. Bu son bölümde, Ramazan’la ilgili bahsetmemiz gereken kalan meseleleri ele alalım… Öncelikle “Şu kimse oruç tutabilir mi?” tarzında sorulara çokça muhatap oluyoruz. Hastalıklar konusunda her hastayı kendi doktoru en iyi şe- kilde bilir. Denirse ki kendi doktoru bu konuda hassas değil, tersini düşündüğümüzde yani has- sas olup da hastayı tanımayan doktorun görüşü de geçerli değildir. Çünkü yanlış bir karar verip hastanın aleyhine bir durum ortaya çıkarabilir. Bunlar ağır kronik hastalıklar için geçerli. Ancak, ilerlememiş kanserlerde, insülin kullanıl- paydos] mayan diyabette, böbrekleri aşırı derecede tahrip olmamış hipertansiyonda, romatizmal hastalık- 33

Gelecek Ramazanlara Bahar Eşrefoğlu İçimden Sonra yine söyleyeceğim kafadan Ansızın bir hesap veriş ‘Ah o eski Ramazanlar’ türküsünü Hazırlanıyor bütün varlığım bu yolculuğa: Bugünden geçmişe sığınacak Bu kez en güzeli olacak Ramazan, yine gelecek Ramazanlara ısmarlanacak En mükellef sofradan Yeniden ‘Bismillah’ diyeyim Allah’ım Okuyayım yine Doyacak bu nefis Sırada bekleyenler arasından seçip kendimi Coşkuyla sesleniyor içimden vaadler: Çekip çıkarayım Ruhuma sarayım kollarımı Ramazan, az kaldı sana geleceğim Eriyip yeni bir kalıba çıksın benliğim Ve sonra sende duracak ve dinleneceğim Kimse çağırmasın Allah’ım Kaçacak yüreğimin derinliğinden kederler O eski Ramazanları Daha güzel olsun Bu kez barışacak ruhumla bedenim Bu yıldan sonra gelecek yıl, sonra, sonraki yıl Yapmak isteyeceklerimi sıralayacağım önce Sarılalım bir elden sarılalım Öyle güzel geçirelim ki bu yıl Ramazan’ı Sonra o yapma anı gelince Ellerimiz açılsın göğe: Yarınlara erteleyeceğim Ömrümüz Ramazan Vuslatımız bayram olsun diye Bugünleri yarınlarda hayal edip yaşarken Zamanı zihnimin boşluğunda eriteceğim Bir ay nasıl da bitiverecek başlamadan Tam alışmışken diyeceğim yine Bu kez istediğim kişi olabilecektim Zamanla Ramazan akıp gitti avuçlarımdan [paydos 34

Kendini Tut ki TUTTUĞUN ORUÇ OLSUN! Mustafa Eser Mitolojik bir hikâyeye göre tanrılar insanı var verilecek çok fazla cevap oluşuyor. Çünkü so- kıldıktan sonra insanı insan yapan sırrı, nereye rumluluğu kuşanan kişi hiçbir şey için “Banane!” koyacaklarını uzun süre tartışmışlar. Kimileri diyemez oluyor. Ama soru şu şekilde soruldu- bu sırrı yerin dibine gömmeyi düşünmüş. Ama ğunda cevap daha kolay oluyor. İlk önce kime insanın merakı o kadar güçlüdür ki yerin dibine ya da neye karşı sorumluluk? El-cevap: İlk önce muhakkak bakacaktır, diyerek vazgeçmişler. Bir kendimize karşı sorumluluk. Bu sıralama bir ef- kısmı uzayın en ücra köşelerinden birine sakla- daliyet sıralaması değil elbette, bir mağduriyet ya yalım, demişler. Ama aynı gerekçe ile bundan da da acziyet sıralamasıdır belki de. Kendimizle baş- vazgeçmişler. Öyle bir yer olmalı ki insan oraya layan bu sorumluluk nihai kertede Allah’a karşı bakmayı hep ihmal etsin ama oranın hâkimini sorumluluk ile kemale ulaşacaktır. Kendine gelen kendisi zannetsin ve hep orada olduğunu veh- kendini bilecektir. Kendini bilen ise Rabb’ini bi- metsin, demişler. En yakını aslında en uzağıdır, lecektir. Ama ben bu cümleyi şöyle tashih etmek diyerek sırrı insanın kendisine saklamışlar. istiyorum: Kendine gelen, kendini tanıyacaktır. Sümer’den Babil’e, Mısır’dan Yunan’a kadar insan Kendini tanıyan ise Rabb’ini tanıyacaktır. “Men merakının hep dışarıya yöneldiği görülür. Hâlbu- arafe nefsehû fekad arafe Rabbehû!” A-r-f, bilmek ki aradığımız cevap içeridedir: Kendimizde. değil tanımaktır. “Bilme”de daha çok özne-nesne Oruç bir tutma eylemidir. Tutup bırakmamaya ilişkisi hâkim gibi gelir bana. “Tanıma”da ise öz- ise kulluk denir. Orucu emreden ayetten anla- ne-özne ilişkisi vardır sanki. Dolayısıyla marife- dığımız kadarıyla orucun maksadı takvaya ulaş- tullah’tan ilhamla, bilmek değil tanımak! maktır. Takvaya yani sorumluluk bilincine… Tutmalardan en zoru belki de kişinin konuşması- Peki, neye ya da kime karşı sorumluluk? Sorum- nı tutmasıdır. Nutk-u haricîyi tutmak için nutk-u luluk kuşatıcı bir bilinç düzeyi. Öyle ki kişide bu dâhilîye kulak vermek icap eder. Bunun için en bilinç hâli başlayınca kime ya da neye sorusuna münasip vakit Ramazan ayıdır. Kişinin tutma ey- lemini bolca deneyimlediği ay. 35 paydos]

Muhyiddîn Şekûr şöyle der: “Kalp araçtır, aşk ve şehvet meziyetlerinin nasıl terbiye edileceği- amaç. İnsanı sevmek için tanımak gerekir, Allah’ı ne dair bir usuldür. Aklın, irade kabiliyetini nasıl tanımak için ise sevmek…” O hâlde marifetullah kullanacağının usulü. için önce sevmek icap ediyormuş. Sevmek, kalbin Yemek, içmek ve cinsellik söz konusu olduğun- doğal eylemi. Onu hiç yormayan en duru eyle- da beşerî yönümüzde bir ilkellik söz konusu olur. mi… Bunu ne derece dizginlersek o derece insanî yö- İnsan katmerli bir yapıya sahip. Kimyası öyle kar- nümüzün hayatımızı yönlendirmesine izin ver- maşık ki mahdut bir tanım neredeyse mümkün miş oluruz. Şayet dizginleyemez ve hayatımıza olmuyor. Kabaca beşerî ve nazarî ya da beden ve hâkim olmasına müsaade edersek, ortada ne akl-ı ruh olmak üzere iki boyutunu zikretmek mak- selim ne kalb-i selim ne de zevk-i selim kalır. Bu sadımız için yeterli olacaktır. Her iki boyut da selametten yoksun hayat ise, sadece organizma birbirinden müteessir hâldedir tabi. Aralarında faaliyeti olan yaşamdan öteye geçemez olur. akışkan ve geçişken bir ilişki olduğu birçok çalış- Kulluk, bilinçli bir tanzim hâlidir. Sınırlara ma- ma ile ispat edilmiş. Ama insanın bedenî, beşerî ruz kalma değil, bilakis ilkelere talip olma hâlidir. yönünü yani zahirini tertip etmek kolayken; na- Teslimiyet bilinçli bir ayıklama ardından gelmiş- zarî, ruhî yönünü tertip etmek neredeyse ömür- se kulluk başlamış demektir. Kim kimin nefsini lük bir emek istemektedir. Bedenin ihtiyaçları terbiye edebilir?! Kişi ancak kendi nefsini hizaya ile ruhun ihtiyaçları kıyas bile edilemeyecektir. çekebilir. Terbiye bir süreçtir. Ve ilk adımı talep- Hakeza bedenin kiri ile ruhun kiri… Bu muka- tir. Kişi “adam” olmaya, yani “âdem” olmaya talip yese uzayıp gidebilir. İşte oruç ameliyesi, insanın olmalıdır. Oruç, bu talebin samimiyetine delalet- kendine gelebilmesi için; kendini, ağyardan arın- tir. dırarak tam bir arınma halidir. Buna ise en edna İnsanlığın varlık sahnesine ilk çıktığı hikâyeyi bir beşerî ihtiyaçlarına kısıtlı bir süre gem vurarak hatırlayın. Hz. Âdem de Hz. Havva da “Yeme!” başlıyor. Kul bir ay boyunca, ömürlük bir tutma ikazını dinlemediler. Kendilerini tutamadılar, ar- ve kapatma eylemini prova etmiş oluyor. Kendisi zularının esiri oldular ve yediler. Ardından ise, ile arasındaki bu engelleri aşmak yani cevherine kendi beyanları ile, zalimlerden oldukları için ulaşmak; ancak bütün arazları, posaları ayıkla- bağışlanma talep ettiler. Kıssanın metaforik yanı- makla mümkün oluyor. na paralel olarak, dikkat ediniz, iştah da şehvetle İnsandaki kuvveleri üç başlık ile anlatır İmam aynı kökten gelir. Gazâlî: - Kuvve-i Gadabiyye Açlığa maruz kalmanın kendisi ibadet olabilir - Kuvve-i Şeheviyye mi? Amaçlar ıskalanırsa kulluktan bahsetmek - Kuvve-i Akliyye mümkün olmaz. Orucun ahkâmı önemli evet İnsan ya kaçar ya da koşar. Etrafındaki bütün ama bu ahkâmın illeti unutulmamalı, usul feti- oluşlara karşı ya çekici ya da itici duygular hisse- şizmi ile “asıl” itibarını kaybetmemelidir. der. İlki arzu ikincisi ise öfkedir. Akıl ise bu ikisi- Açlığın zillet olarak algılandığı bir düşünce şek- ni tanzim eder. Akıl şayet makbul bir olgunlukta linde orucun ubudiyet boyutundan bahsetmek ise, hangi meziyete ne derece fırsat tanıyacağını mümkün olmayacaktır. İhlas, aleni olanın ne- zamanı ve mekânı geldikçe tertipler. Oruç, arzu resindedir? Orucun amacı takva ise, açlık biniti [paydos 36

ile takva menziline nasıl ulaşılabilir? Gözü saatte Modern insanın durmamasının sebebi kaçıştır olan ve iftarı birkaç öğünlük yemekler ile geçiren sanki. Bu bir kaçışsa neden ya da kimden kaç- bireyin takva amacına yaklaşmış olması, ihtimal maktadır insan? Buna verilecek en can yakıcı ce- dâhilinde olacak mıdır? vap, kendisidir. İnsan kendinden kaçış hâlindedir. Hakikat tesettürlüdür. Varlık âleminde bütün Kendinden, yani mesuliyetten, vâkıf olmaktan, mevcudat bir örtünme içindedir. Buna oruç da anlamaktan… Varoluşsal sancıdan kaçılmayaca- dâhildir. Orucun setri, bedenî açlığın dilden de ğını anlayanlar ise durmaya ve kendileri ile yüz- gönülden de çıkarılmasıdır. Ruhun doyurulma leşmeye karar verirler. Zira kişi, kaçtığı kendisi- işine mahrem bir dünyada devam edilmelidir. ni hep kendinde taşımaktadır. Kendinden kaçış Tetikte, diri, farkında, içe ve dışa dönük, samimi mümkün değilse yapılması gereken, kişinin ken- bir âdem olur kulluk içinde olan. Bu bir çaresiz- di karanlığının gözlerinin içine bakması ve alma- lik, zillet ya da mecburiyet hâli değil bizatihi ça- sı gereken kararları almasıdır. Kendini tutmaya renin kulluk olduğunun farkında oluştur, izzettir. başlamasıdır. Gerçek teslimiyet yatay düzlemde değil dikey Maalesef insan kendini dinlemiyor. Kendine vakit düzlemde olur. Aşağıdan yukarıyadır bu seyir. ayırmıyor ve kendini işitmiyor. Hevâ ve hevesini Kişi ne ile teselli oluyorsa ancak ona teslim olur. kendisi zannettiğinden belki de kendisine gere- Bunun gayrısı insan onuruna halel getirecektir. ken değeri vermiyor. Bu ise bütün mücrimiyâtın Oruç, beşerî arzulara teslim olmayıp, ulvî gayele- ilk adımı oluyor. Kendini kaybeden insan hevâ- re odaklanabilmektir. sının peşinde sürüklenerek bir ömrü ziyan ede- Durmak bazen en büyük eylemdir. Düşünüp biliyor. Hâlbuki şifa tutmaktadır, tutunmaktadır. durmadaki “durma”dan bahsetmiyorum; durup, İnsan kendini ihmal ederek düşüşünü başlatıyor. düşünmedeki “durma”dan bahsediyorum. İnsan Aramak tamamlanma arzusundandır. Farkında sık sık durmalı ve düşünmelidir: Bu gidiş nere- olanlar arar. Kaybolduğunu fark etmeyen ise ara- ye? Bu durmalar hem niyet tazelemek için hem maya hiç başlamaz. “Sizin için her yol gidilebi- de adımları kavileştirmek için elzemdir. Bu bağ- lir ise siz kaybolmuşsunuz demektir.” der, İsmet lamda oruç modern dünyanın dayattığı bütün Özel. Her yolun doğru yol olmadığını bilmek kapital yığına karşı, kıyam hâli, yani bahsettiği- ve doğru yol için kendine vakit ayırmak, kendi- miz durma halidir. Durup düşünme ve ardından ni tutma yürüyüşü ile başlayacaktır. Her adımın direnme hâlidir. kendine yaklaştırdığı bu yürüyüş ile alnı terle- yenlere binler selam olsun! Modern insan durmuyor. Durmaya da niyet et- miyor. Bu onun gündeminde hiç yok. Sahici eylemler sakinlik gerektirir. Sakin, sükûn, mü- sekkin, sekine, teskin… aynı kökten kelimeler. Sakinlik durmakla mümkündür. Yine mesela v-g-f kelimesi de durmak için kullanılır. Vukufi- yet kesbetmek, yani anlamını içselleştirmek. Bu derin zihnî eylem için de durmak, durulmak icap etmektedir. Oruç tutan hem sekine yaşar hem vâ- kıf olur. Dem bu demdir. 37 paydos]

Şerafettin Kalay ile RAMAZAN’A DAİR Elif Kartlar - Fikriye Bilge Bircan - Sena Coşkungönül Paydos 37. sayımızda; Avrupa İslam Üniversitesi öğretim üyesi, İnsan Vakfı eğitim danışmanı ve hâlen Siyer Vakfı’nda muallimlik yapmakta olan; fıkıh ve siyer alanındaki çalışmalarıyla tanımış ol- duğumuz Dr. M. Şerafettin Kalay hocamız ile Müslümanların aylar içerisinde hasretle beklediği bir ay olan ‘‘Ramazan Ayı’’ üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Hasbihâl tadında gerçekleşen bu söyleşi- mizde, bilhassa Ramazan ayının ruhunu, bize emanet edeceği sorumlulukları ve ona yaraşır şekilde sürdürebileceğimiz ibadet şuurunu ele aldık. Kalay hocamız, her bir paragrafı bir ders niteliğinde olan oldukça ufuk açıcı değerlendirmelerde ve tavsiyelerde bulundu. Kıymetli hocam, malumunuz olduğu üzere muhatabı oluyoruz. Ancak şunu unutuyoruz ki rahmet mevsimlerinden bir ay olan Şaban Ramazan ayı hicretten iki yıl sonra oruç ayı ola- ayının son günleri içerisindeyiz. Recep ayın- rak tayin edildi ve Ramazan orucu farz kılındı. dan bu yana kavuşmayı arzu ederek dualar Daha bu yılın içerisinde, oruç farz kılındığı yıl- ettiğimiz Ramazan ayına sayılı günler kaldı. da Resulullah Efendimiz (sav) Bedir Gazvesi için On bir ayın sultanı olan Ramazan ayını sa- yola çıktı. Bunu şunun için söylüyorum; Rama- habe efendilerimiz nasıl karşılardı, bize nasıl zan Kur’an ayıdır, Kur’an’ın nazil olduğu aydır. karşılamamızı tavsiye edersiniz? Ramazan oruç ayıdır. Ramazan ibadetlerin bu- luşma ayıdır. Namazla orucun, daha sonra insan- Biz genellikle ‘‘Sahabiler Ramazan’ı nasıl geçirir- ların gönlü yumuşadığı için fitrenin ve zekâtın, lerdi?’’ veyahut da ‘‘Peygamber Efendimiz Rama- umreler Ramazan ayında hacc ecri kazandığı için zan günlerini nasıl geçirirdi?’’ sorularının sık sık umrenin, kısaca neredeyse birçok ibadetin aynı [paydos 38

anda buluşma ayı olduğu için kıymetlidir, önem- beklerlerdi. Ramazan ayının gelişini tespit için lidir. Ama bunların yanında en önemlisi Rama- hilâli gözlerlerdi. Hilâli gözetlemek insanların zan ayı zaferler ayıdır. üzerine vaciptir. Terk edilirse bir vacibin terki Bedir zaferi bu aydadır. Savaş Ramazan’ın on ye- olur ve bu, ümmetin hatasıdır; bundan dolayı dinci günü, neredeyse tam ortasında yapılmıştır. vebal yüklenilir. Sadece takvimlere, kişilere itibar Bedir Medine-i Münevvere’ye yaklaşık olarak 150 edilirse, bu vebal devletlerin, milletlerin üzerin- kilometre civarındadır. Yani bu mesafe Rama- den kalkmaz. zan ayında gidilmiştir ve Ramazan ayının içinde O bekleyişlerin içerisinde Ramazan’ın gelişi- dönülmüştür. Daha da var detayları ama sadece ne hasret duyma vardır. Sen evde iç dünyanla birini daha zikredeceğim. Ayrıca Mekke-i Mü- hemhâl iken pat diye gelen gibi değildir. Yollara kerreme Ramazan ayında fethedilmiştir. Huneyn çıkmak, ufuklara bakmak, uzaklara bakmak, ge- Gazvesi’ne bundan sonra yapılmıştır. Dolayısıyla lenin acaba karaltısı görünüyor mu gözüyle ona Ramazan fetihler ayıdır. bakarak bekleyiş içerisinde olmak, ufuktan gö- Şimdi hicretin ikinci yılı deyince geriye ömürden rülünce duyulan o sevinç çok farklı bir sevinçtir. kaldı sadece dokuz yıl. Peygamber Efendimiz Aynı şey Ramazan için de geçerlidir. Biz gelece- için bakıyorum; şimdi dokuz yıl kaldı. Bunun bi- ğimiz zaman, rahmetli babaannem beni çok se- risi Bedir Gazvesi’ydi birisi de Mekke-i Mükerre- verdi, yaylada bir tepecik vardı, oraya kadar gelir, me’nin fethiydi. Daha başkaları da var... uzaktan görünüyor mu diye bakar ve dolayısıyla Peygamber Efendimiz rahat rahat hanelerinde hep beklerdi. Ben de ona gizli gelmeye çalışırdım, oturma, orucunu tutma, akşam olunca önüne if- gizliden önüne çıkmaya arzu ederdim. Bu bekle- tar sofrasının hazırlanması, sonra oturularak ra- yiş, bu bakış, bu arzu ediş çok farklıdır. Biz biraz hatça iftarını yapma gibi bir imkân elde edemedi. bunu kaybettik. Hâliyle Peygamber Efendimiz’le birlikte saha- Eskiden sahabilerde de vardı, bizde de vardı. Ra- bilerin çoğu da bu imkânı elde edemediler ama mazan ayı gelince erişteler hazırlanır, tarhanalar buna rağmen Ramazan ayı hep beklendi, göz- hazırlanır, Ramazan’a özgü yemekler için bir ön lendi... Bir dostu beklercesine, insanın sevdiğini hazırlığa girişilirdi. Çocuklar da bu hazırlığın te- gurbetten beklercesine beklendi. Bilemiyorum laşına bürünür, heyecanlanırdı. Sahabiler de bu günümüzde, haberleşme imkânlarının çokluğu heyecanla, bütün sıkıntılarına rağmen, bu ayı ile herkesin birbirinden her an haberdar olduğu böyle beklerlerdi. Bizim kadar yiyecekleri olmasa zamanda, fazlaca şahit olduğunuz bir durum mu- da, sadece hurma taneleriyle de olsa bunu bek- dur, öyle zannetmiyorum ama köylerimizde eski- lerlerdi. Çünkü bu ay rahmet ayıydı, ibadet ayıy- den birisi gurbetten döneceği vakit veya askerden dı, Kur’an’ı Kerim ayıydı. Çünkü o, Resulullah’ın döneceğinde neredeyse bütün köy onu duyardı. (sav) teravih namazı kıldığı bir ay olup yatsıdan Sonra insanlar yollara dökülür, yollarda karşılar, sonra Allah Resulü teravih kılacak mı diye ümitle elinden bavulunu alır, dostlar, akrabalar kucak- bekledikleri bir aydı... lar, hoş geldin derlerdi. Bambaşka bir atmosfer Biliyorsunuz, Peygamber Efendimiz teravih na- olurdu. Beklemenin bir kıymeti olurdu. Şimdi mazlarının bütününü hiç camide kıldırmadı. Bir gidiyorsunuz uzaklara, hoş gelmişsin gibi bir eda gün yine çıktı, sahabilerinin camiyi doldurmuş, ile karşılaşıyorsunuz. Sevilen insanı beklemenin, avluya taşmış olduğunu görünce gerisin geri hasret gidermenin tadı öbür türlü çıkıyordu. Ra- döndü. Çünkü yirmi rekâtlık bir namaz, uzun bir mazan’ın tadı da öyle çıkıyor. Ama sahabilerimiz 39 paydos]

namaz. Ümmetinin üzerine farz olsun istemiyor- elinde, depoların ağzına kadar gıda dolu ve sen du. Yazı vardı, kışı vardı... İnsanların tarladan, kendini aç bırakıyorsun, neden?’’Cevap veriyor, bağdan bahçeden yorgun geldiği anlar vardı. Yaz ‘‘Aç olanları, muhtaç olanları unutmamak için.’’ aylarında, bizde de olduğu gibi, gecelerin kısa ol- diyor. Hem onları unutmamak hem de kendi duğu günler vardı. O (sav), ümmetine karşı çok muhtaciyetimizi unutmamak içindir. Dolayısıy- rahmetliydi. İlk kez Hz. Ömer (ra) devrinde ta- la zaman zaman ifade ettiğim gibi, ben Ramazan mamı mescitte kıldırılmaya başlandı. Ama bura- ayına ‘‘yılın manevi baharı’’ demeyi tercih edi- yı da şunun için söyledim; o insanların iştiyakla yorum. Çünkü bahar mevsimi gelince duygular sadece iftarı değil, aynı zamanda Cenab-ı Allah tazelenir, o çıplak görünen ağaçlar, bakarsınız için, beş vakit namaza ilave olarak eda edecekleri yeniden tomurcuklanır ve sonra çiçeklere du- ibadet saatini ve ibadet şeklini beklediğini görü- rurlar. Bazısı önce yaprak açar, sonra çiçek açar. yoruz. Bu da müthiş bir duygudur. Onlar Rama- Kimisi de önce çiçek, sonra yaprak... Ama çiçek- zan’ı seviyorlardı, bereketini de seviyorlardı, in- lerde de, o tomurcuklarda da, çıkan yapraklarda şallah ümmeti de sever. da yeni bir yılın başladığının izleri görülür. Hani çocukların, bebeklerin elleri gibi tazeliğin hisse- Peki hocam her ay her gün kıymetliyken, ay- dildiği yepyeni bir canlılık vardır. Yeniden dallar lar içerisinde Ramazan ayı hususiyetle niçin çiçeklenir, sonra meyveye durur, sonra yapraklar vardır, bu ayda oruç tutmanın dışında bizden genişler, ağaçlar büyür, genişler, yepyeni bir hayat beklenenler nelerdir? başlar ve tazeliğin, yeni başlamanın tadını hisse- deriz. Şimdi tabii şöyle başlayalım; oruç tutmak ne de- Ramazan ayı da böyledir. Ramazan ayında da mektir? Manevi olan manasıyla vurguluyorum: yepyeni bir manevi canlılığın, yılın monotonlu- ‘‘Bir insanın, fecr-i sadıktan güneş batıncaya ka- ğunun dışında yeni bir hareketlenmenin, yeni dar olan zamanında, nefsini orucu bozan şeyler- bir tazeliğin canlılığı hissedilir. Diğer ibadetlerle den alıkoymasıdır.’’ Niçin alıkoyar? Allah rızası de buluştuğu için insanların gönlü yumuşar. En için. Yemez, içmez nefsinin arzularına gem vu- çok ibadetinin yapıldığı ay Ramazan ayıdır. Zekât rur; iradesine hâkim olur. Bu, iradeyi ciddi şe- vermenin bir yılı, bir ayı yoktur ama dikkat edin kilde güçlendirmedir. Bu güçlendirmeye ihtiyaç insanların çoğu zekâtını Ramazan ayında verir, vardır. Nasıl namaz ruhun gıdası ise oruç da fark- diğer ibadetlerle buluştuğu için yine insanlar lı bir gıdadır. İnsanın Allah rızası için iradesine umreye Ramazan ayında giderler. İnşallah dua hâkim olması, nefsine gem vurmasıdır. Hem de edin, üzerimizden bu musibetler kalksın, tekrar gıda için, nefes almak için, su içmek için Rabb’ine gitmek nasip olsun. muhtaciyetini, Rabb’i bunları vermezse hayatını Dostluklar bu zaman diliminde yayılır. Yine in- devam ettiremeyeceğini, kişi olarak makamı ne sanların birbirlerine ikramlarda bulunması daha kadar yüksek olursa olsun, emrinde kaç bin insan çok bu ay içerisindedir. Komşuların düşünülme- bulunursa bulunsun, ne kadar dünya malı, varlığı si, akrabaların düşünülmesi hep bu ayın içerisin- olursa olsun, neticede bu gıdaya, bu suya muhtaç dedir. Neden? Manevi atmosfer yükseldiği için. olduğunu hissetmenin bir numunesidir. Hem bu ayın gerçeği unutmayalım, orucun niçin tutulduğu şuurunu unutmayalım hem de orucu- Yusuf Aleyhisselâm’ın bize gelen bilgilere göre muzu uykularımıza tutturmayalım. çokça oruç tuttuğu biliniyor, Edebü’d Dünyâ- ve’d-Dîn eserinde İmam Mâverdî anlatıyor: Bir gün ona diyorlar ki, ‘‘Dünyanın hazineleri senin [paydos 40

Ramazan ayında arada yemek olmadığı için vak- öğrenelim öğretelim, paylaşalım, tefekkür ede- timiz daha çoktur, bunu değerlendirelim. Özel- lim, müzakere edelim, ta ki hayatımıza da aktara- likle ikindi sonu iftar saatini beklerken bu vakti lım. Ama şu gerçeği de unutmayalım. Resulullah değerlendirelim. İftar saatini bekleyerek yorul- (sav), ‘‘Ramazan ayını geçirip de bağışlanamaya- mak insanın zihnini gerer, insana orucu ağır tut- na yazıklar olsun.’’ buyuruyor. Sakın bu gerçeği turur. Kendimizi meşgul edelim, bir işimiz olsun, de unutmayalım. Bu ay rahmet ayıdır. Dolayısıy- bir gayretimiz olsun ve yaptığımız bir şey olsun la bu ayda feyiz ve bereket almayı başaramazsak ki akşamın nasıl geldiğini bilemeyelim. hakikaten büyük ziyandayız. Ben bahar gelince Ama asıl vurgulamak istediğim, sizin de belki bazen takılıyorum, yine bahar geldi, yine çiçekler bana sorarken düşündüğünüz, bu ayın Kur’an ayı açtı ancak bu çiçekler geçen yılın çiçekleri değil, olmasıdır. O bizim hidayet rehberimizdir. O bi- onlar döküldü, meyveye durdu, sonra yapraklarla zim bilim, ilim ve irfan kaynağımızdır. Bu ayda karıştı ve gitti. Yeni bir çiçek açtı, bunun mana- indirilmiştir. Hâliyle bu ayda indirilen Kur’an’ı sı nedir? Ömrümüzden bir yıl gitti, bir yıl kay- hem tilavet ederek hem anlamaya çalışarak hem bettik. Bunun karşılığında ecir kazandıysak, bir de anladığımızı hayatımıza aksettirerek, çok defa adım ilerlediysek, hak davaya hizmet etmiş ve direkt söylemeden söylediklerini ve hikmetlerini dünya ve ahiretimiz için gayret ettiysek, bu yıl o idrak ederek ve tefekkür ederek Ramazan ayımızı zaman boş geçmedi. Ama hep isyan ettiysek veya özümsemeye çalışmalıyız. Biz zikir deyince çok hiçbir şey yapmadıysak, hem ömrümüzden bir defa Allah Allah demeyi, Lâİlâhe İllallâh deme- yıl kaybettik hem de karşılığında hiçbir şey ka- yi zannediyoruz. Ama Kur’an-ı Kerim zikirlerin zanmadık veyahut da cehennemde kendimize efendisidir. Çok defa bazı şeyleri de yanlış kul- yer hazırladık. Bu dehşet bir manzaradır. Onun lanıyoruz. İyiliğin karşısına rakip olarak bir baş- için bu Ramazan dolu geçmeli, canlı geçmeli, be- ka iyilik çıkarılmaz. Kur’an hayat düsturu olması reketli geçmeli. Mağfirete erişen insanlar olmalı- için indirilmiştir, bu doğru; mezarlıklarda oku- yız. İlmimize ilim, dostluklarımıza dostluk, gay- yun diye indirilmiştir, bu da doğru. retimize gayret katmalı ama muhakkak Kur’an’la Bu, Kur’an-ı Kerim tilavet edilemez, ölen insan- hemhâl olan bir tilavetle iç içe olmalıyız. Bunu larımıza ecri ve sevabı bağışlanamaz demek de- şunun için söylüyorum, bir de okuma üslubuna ğildir. Bu, Kur’an’ı okuyun, tilavet edin, ecrini ka- bir misal olsun diye söylemek istiyorum. İçinden zanın, dilinizden ve gönlünüzden Allah’ın kelamı çok ibret alınacağına inanıyorum. dökülsün ve yalnızca bu kadar olmadığını, onun Bir ayet-i kerime var ki sık sık tekrar ediyoruz bir hayat nizamı olduğunu, hayatınıza onu yansı- ‘‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.’’ Peygamber tarak, onu cemiyetlere de aktararak, böylece ima- Efendimiz, ‘‘Hûd suresi ve kardeşleri saçlarımı nınıza iman katışınızı unutmayın, terk etmeyin ağarttı.’’ buyuruyor. Geçmiş milletlerin ahvali demektir. Mü’min tarif edilirken nasıl tarif edi- anlatılır bu surelerde. Rivayete göre o surelerden liyor Enfâl suresinde? Esteîzübillâh, ‘‘Mü’minler bu ifadeyle bahsettiği ayet, bu ayetlerdir. ‘‘Emro- ancak o kimselerdir ki: Allah anıldığı zaman kalp- lunduğun gibi dosdoğru ol.’’Resulullah’ın (sav) leri ürperir, onlara Allah’ın ayetleri okunduğun- zatında bu ayet hepimizedir. Ağır bir yüktür. da bu, imanlarını artırır ve yalnızca Rabb’lerine Ben canıgönülden inanıyorum ki, Allah Resulü tevekkül ederler.’’Bu gerçeği sakın unutmayalım. elbette ki dosdoğru olandır. Ancak burada duru- Hayata aksettirmenin karşısına okumayı ve tila- yoruz, bazen garip yerlerde duruyoruz. Bundan vet etmeyi çıkartmayalım. Okuyalım, okutalım, sonraki ayetlerde, ‘‘Sana bağlı olanlar, senin yo- lunda yürüyenler, önlerine önder olup düştükle- 41 paydos]

rin, onlar da dosdoğru olsunlar.’’ İfadesi, gerçek- de ayet okumaları ayımızı bereketli kılar. İlim ten saç ağartan bir şeydir. Kolay bir hadise de hiç meclisleriniz, ayrıldıkları zaman insanların, iyi değildir. Ayet birden üslup değiştiriyor sonraki ki geldik, iyi ki dinledik dedikleri meclisler olsun satırlarda: ‘‘Sakın azgınlaşmayın!’’ Geri döndük inşallah. Bunun için gayret ediniz. şimdi... Hitap direkt Resulullah’ın (sav) kendisiy- ken şimdi, asıl ilk muhatap bütün insanlık oldu. Muhterem hocam, az evvel de dediğiniz gibi Hitap edilen kimdir; Allah Resulü ve ashaptır. bu güzide ay Kur’an ayı. Asırlar evvel pey- Azgınlık nasıl olur; kibirlenmekle, doğru yoldan derpey nazil olan Kur’an karşısında ashap, şaşmakla, ölçüyü kaçırmakla, isyanla... her daim yeni bir ayetle kavuşma heyecanı Ayeti biz okurken çok defa, neler düşünmek ge- yaşıyor, bu doğrultuda da hayatlarına ayet- rekiyor diye arkasını önünü hesap etmek yerine, leri aksettirebiliyorlardı. Bugün asırlar sonra düz okuyup kelimelerin içerisinde nelerin sak- aynı peygambere inanmış mü’minler olarak, landığını es geçiyoruz. Bu ayda Kur’an-ı Kerim’i Kur’an iki kapak arasında elimizin altınday- biraz da böyle okumaya gayret edelim. Zaman ken biz neden ve nasıl bir ayetle değişemiyor, zaman yalnız bir iki ayet üzerinde ince okumalar alışkanlıklarımızdan vazgeçemiyoruz? yaparak ayetleri tefekkür edelim. Bir misal daha vereyim ki belki ağır olacak ama Maalesef insan yaşadığı toplumun izlerini taşır. her zaman duyduğumuz bir ayettir: ‘‘Allah’a ve Bundan vazgeçmek çok zordur. Ama sahabe- peygamberine eziyet edenlere, Allah dünyada ye bakınca, iman ettikten sonra sanki başka bir da ahirette de lanet eder; onlara alçaltıcı bir azap âleme adım atmış gibi olduklarını görmemiz hazırlar. ’’Birinin Allah’a ve peygamberine mad- çok mümkün. İsmini duydunuz mu daha evvel di olarak eziyet vermesi mümkün müdür? Asla! bilmiyorum, yeri geldikçe ilim meclislerinde Peki nasıl eza verilir? Bir insan Allah’ı tanımazsa, adını andığım bir sahabidir. Arap cahiliye ede- peygamberinin yoluna uymazsa, peygamberin biyatındaki Hatim et-Tâî’nin kabilesindendir ve ashabına karşı muhabbet beslemezse eza vermiş o kabilenin reisidir. Adı Zeydü’l-Hayr’dır. Pey- olur. Bir zat diyor ki Ebûbekir’i (ra) işaret ederek: gamberimiz, Müslüman olduktan sonra adını bu ‘‘Sakın bu adamın gönlünü kırmayın, o adamın şekilde koymuştur. Müslüman yaşantısı oldukça gönlünü kıran Resulullah’ın (sav) gönlünü kırmış az sürmüştür. Peygamberimizden kabilesine da- olur. Resulullah’ın (sav) gönlü kırılırsa Rabb’imiz vet üzere müsaade alır. Peygamberimiz onu kabi- gücenir ve biz helak oluruz.’’ diyor. Şimdi kim lesine yolcu eder ve arkasından onu uğurladıktan ashaba dil uzatırsa, Resulullah’a (sav) ve Allah’a sonra şöyle der: ‘‘Ne adamdır bu! Şayet Medine eza vermiş olur. Neticede ise Allah, o kişiye lanet humması yakasını bıraksaydı nice işler yapacak- eder ve o kişi azaba muhatap olur. tı!’’ der. Bu sahabi yolda hastalanır fakat tedaviyi Bir sonraki ayet-i kerime ise başörtüsü sıkıntı- kabul etmeden yoluna devam eder. Atın üzerin- larında en çok aklıma gelen ayetti. Bir yazımda de duramayınca onu hevdecin üzerine alırlar. Bir da yazmıştım, o yazıma da ceza verdiler. Buyuru- süre gittikten sonra yolda dururlar. Ne olduğunu yor ki Rabb’imiz:‘‘Hak etmedikleri hâlde mü’min sorar Zeyd. erkek ve mü’min kadınları incitenler, apaçık bir bühtan ve günah yüklenmiş olmaktadırlar. ’’Bu Derler ki: ‘‘Efendim Kaysoğulları’nın toprakla- ayetleri ezberlemenizi tavsiye ederim. Bu şekil- rından geçeceğiz. Nöbetçilerinin nerede olduğu- nu öğrendik, gecenin karanlığında girip sakince çıkacağız. ’’Zeyd, ‘‘Hayır’’ der,‘‘Yaşadığımız kan davası cahiliyenin ahmaklıklarıydı. Şimdi beni [paydos 42

kardeşlerimin yanına götürün. ’’Kaysoğulları çocuklarına hoca olmaya kalkmasınlar. Zeyd’in geldiğini duyunca ona karşılama töreni Evet, anne babadan hoca olmaz ama çocuklar yapmışlardır. Keşke bugünkü gibi drone olsaydı en güzel anne babadan öğrenir. Sosyal medya- da bu buluşmanın anlarını gökyüzünden izleye- da denk geldiğim bir manzara, belki gördünüz; bilseydik. çocuk annesiyle birlikte ekmek yapıyor. Tıpkı annesinin açtığı gibi açıyor, el hareketlerini ona Bugün kalplerimiz mi katılaştı, zevklerimize mi bakarak yapıyor. Yani çocuk, gördüğünü işliyor. takılıyoruz bilemiyorum ama keşke bunun bir Dolayısıyla evde güzel sözler konuşmalıyız. Eşler ilacı, hapı olsaydı da hepimiz bu ilacı içip, eski evde birbirlerine güzel hitaplarla seslenmelidir. alışkanlıklarımıza ‘‘Onlar benim cahiliye ahmak- Çocuklar bir süzgeç gibi bütün bu sesleri emer. lıklarımdı!’’ diyebilseydik. İnşallah bunun için En önemli dil, ana dildir. Kimse anadili kadar gayret edenlerden olalım. bir başka yabancı dili konuşamaz. Her dilin ke- lime vurgusu, hitap şekli vardır. Her ailede de Kıymetli hocam, son bir senedir küresel ola- tıpkı böyle bir ana dil vardır. Çocuklar bu dille rak mücadele ettiğimiz covid-19 salgını sebe- büyürler. Çocukların anadili ne kadar terbiyeliy- biyle her zamankinden daha fazla ailemizle se, o çocukların karakteri de aynı şekilde kaliteli etkileşim hâlinde olduğumuz ikinci Ramazan olacaktır. Ramazan ayında bu bağlamda aile içi ayımızı yaşayacağız. Aile bireylerinin arasın- ilişkilerimizi de dinç ve güzel tutmalıyız. daki muhabbetlerini tazelemeleri için neler tavsiye edersiniz? Aile içi muhabbet için öncelikle belirli bir günü Peki hocam genellikle Ramazan’a hazırlık ayırmak lazım. Gönül isterdi ki cuma olsun bu aşamalarını konuştuk. Ramazan ayı sonrasın- gün ama maalesef. Ramazan ayında ikindi nama- da da bizi bekleyen bir süreç var. Bu sürece ve zından sonra ailece bir araya gelelim. Evde kimler Ramazan ayında kazandığımız ibadet şuuru- Kur’an okumayı biliyorsa ve bilhassa çocuklar- nu korumaya dair neler söylemek istersiniz? dan başlayarak birer ayet de olsa Kur’an tilavetin- de bulunulmalı. Resulullah (sav) buyurdu ki: ‘‘Bir Ramazan ayına bahar ayı demiştik ama bahar kimse ki, Kur’an’ı akıcı okuyorsa ecir vardır. Fakat ayının meyveleri de sonra düşer. Yani Ramazan Kur’an’ı, (işlek olmadığı için) okurken zorlanıyor, ayının da meyvelerini sonraki aylarda toplamalı- (buna rağmen) Kur’an okumaya devam ediyor. yız. Küçükken gittiğim camide hoca, ‘‘Aman na- İşte bu kimseye iki ecir (sevap) vardır.’’ Biri Kur’an mazlarınızı oruçlarınızla güle güle diyerek uğur- okuma sevabıdır, biri de çektiği zorluk ve zahme- layanlardan olmayın!’’ derdi, aklımızda da öyle tin sevabıdır. Kısaca zor okuyanlar bir ayet iki kalırdı. Her Ramazan bizi bir derece yükseltmeli, ayet, akıcı okuyanlar da bir sayfa iki sayfa Kur’an bir adım daha bizi ileriye taşımalıdır. Ramazan okuması yapılmalı. Daha sonra ya bir örnek nesil bizi beslemelidir; azim ve kararlılıkla Ramazan ya bir âlimin hayatı okunmalı, sohbet havasında sonrası için de ilme, okumaya devam etmeliyiz. öğretim yapılmalı. Çocuklar en etkili öğrenme- Bu Ramazan’ı biz oldukça dolu dolu geçirmeli ve yi paylaşarak elde eder. Şimdi tersten okuyalım sonraki aylarda da bu iştiyakı devam ettirmeliyiz. durumu. Anne ve babadan hoca olmaz, bilesiniz Bunun için de yine çokça dua etmeyi ihmal et- ki kocadan da hoca olmaz. Aileyle, eşle çok gü- memeliyiz. zel istişare edilir ama ilim için birbirlerine hoca olmaları zor bir ihtimaldir. Hâliyle anne babalar, 43 paydos]

Son olarak, sizlerden gençler için bir Rama- önemserler. Siz güzel bir koku duyduğunuzda, o zan reçetesi yazmanızı istesek bu reçetede ne- koku sevmediğiniz bir insandan geliyorsa o an- ler yer alırdı? dan itibaren o kokuyu da sevmezsiniz. Bu, fıtra- tımızdan gelen bir davranıştır. Tevazuyla, güler Şüphesiz gençler gemiler gibidir. Gemiler, yol yüzle kendisini sevdiren insanların fikirleri de uzunsa, okyanussa bir adaya yaklaşırlar. O adada sevilir. yolun geriye kalanı için su, yiyecek, neye ihtiyaç- Davranışlar tebliğde çok defa önemlidir. Kibir ları varsa onları depolarlar. Sonra yeniden yelken hiçbir insanı yükseltmez bilakis daima alçaltır. açarlar ve uzaklaşıp giderler. Gençler de bu gemi- Şunu da unutmayalım; Kur’an en büyük mucize- ler gibidir. Kendi ihtiyaçları için bir limana yana- dir. Kur’an’ın en büyük mucizesi de beyanıdır. Biz şır ve gerekli olan ilmî, fennî bütün kazanımları de bu Kur’an’ın ümmetiysek beyan kabiliyetimizi elde eder, zihinlerine depolarlar. Gençler hayatla- hem yazı dilinde hem de sözlü ifadelerde güzel- rında daima bu yöntemle yol almalıdır. Gençler; leştirmeliyiz. Ama yapmacık kullanmamalıyız. kendi şahsiyetlerini oluşturan, filizlenip büyüten Samimi olmalıyız, içten olmalıyız, mütevazı ol- ve cennette özel gölgeliklerin altında gölgelene- malıyız. Belagat sahibi insan demek, en iyi nutuk cek olan yedi zümreden biri olacak şekilde iba- atan insan demek değildir. Neyi, nerede, nasıl ve detlerinden kopmamalıdır. Nasıl bir olimpiyatta ne şekilde söylediğini bilen insan demektir. Ne başarı elde etmek isteyen insan kaslarını güçlen- olur Ca’fer Hazretleri’nin Habeş kralı Necâşî’nin dirmek için çalışıyorsa; atletse koşarak, halter önünde İslam’ı ve Müslümanları savunuşunu bir kaldıracaksa kaldırma güçlerini kuvvetlendirerek de bu bağlamda tefekkür ediniz. Çok net bir ör- çalışıyorsa, gençlerimiz de aynı şekilde zihinleri- nektir. Bu yolda gayret edenlerden olunuz. Gele- ni ve bedenlerini güçlendirmelidir. Hak davanın ceğe iyi hazırlanınız. Dünyanız güzel, ahiretiniz yolcuları olarak bu davanın tebliğcileri olmalıyız. güzel olsun, hak davaya muzaffer olunuz. İlk önce kendimiz yaşamalıyız, daha sonra bu ya- Selam ve dua ile… şamışlığın samimiyeti içerisinde bunu duyurma- lıyız. Hem ifade kabiliyetimizi güçlendirmeliyiz hem de bir mü’min olarak sevilmeliyiz. Kişiler ancak sevdikleri insanın tavsiyelerini, fikirlerini [paydos 44

TARİFSİZ Elif Kartlar Bir yerinden başladık yaşamaya. Yaşarsam tekrar dolanacağım zehirli dillere Dualar hediye ettim Kulaklarım sancıyacak bin kere! Bazı sancılardan sonra ölmek istiyorum, toprağın altına ilk giren kuş hatırına Titriyorum... nereye baksam değil, Yaşarsam derdim olacak Ölürsem derdimi gömecekler göğsüme. nereden baksam yanımdaydın. Yağmur! Suyum olur musun? Kelimelerimi sana çıkan yollardan topladım Kurudu dudaklarım. Korkarım zehirlenirse dilim yürürken ayaklarımı melekler taşırdı Ama ölürsem sade ve saf. ne vakit kaybolacak olsam Yaşarsam karıncalara soracağım o kuş beni buldu. “Ben kimim?” Varınca bitmeyecek yolun varıncası korkuttu. Göğsümde atan saatin tıkırtısı ölüm karıncası. Unuttum Ne zaman konuşsam bir adam kalkıyor yerinden: ve dalmışım dedim pek çoklarına. “Sen kimsin?” Fakat aslında yenildim bir kefen parasına. Ölürsem yanıtlamam Ben ölümüne acıdığınız o çocuğum Ya yaşarsam... Yaşarsam ne diyeyim? Şimdi o yoldan dinleyin beni Sadece sana anlatırım Çünkü kalbime değil ona güveniyorum. Ben kimim, Kurulan bazı cümlelerin sonunda ölmek istiyorum Ne için konuşurum, Korkarım o cümlenin noktası olurum. Ne için ağlarım, Ne için ölür, Fakat yaşarsam, Ne için yaşarım? belki... Beni sen tanı, Beni bil Rabb’im. Silerim izlerini harf harf. 45 paydos]

TANECİKTE GİZLİ Nefise Beyza Erdem Bir yaz akşamı. Uyandım. Güneşin doğuşuyla birlikte, çantamı sırtıma, kendimi bisikletime atıp çıktığım ve dağların, orman- ların arasında toprak yollarda takır tukur yokuşlar çıkıp yokuşlar inip, nihayetinde güneşin batışıyla döndüğüm gezintinin sonucudur bu: Bir yaz akşamı, uyanmak. Ormanların bol oksijenli havasının bir yan etkisi diyebilirim çöken bu tatlı rehavete. Tüm bu ayrın- tılar önemli olduğundan değil de, bu vakitlerde uyanınca insan, önce yatarken gözlerini bir noktaya dikip bu tür düşüncelerle uyku hâlini üzerinden atmaya çalışıyor sanırım. Yeterince oyalandıktan sonra doğruluyorum minderimden, oturur pozisyona geçiyorum. Karnım ikiye katlanınca, midemin boşluğunu hissediyorum, hemen sonra eşlik eden gurultular acıktığımı iyice doğruluyor. Sağa doğru biraz eğilip bir el hareketiyle çantamı yakalayıp çekiyorum kendime. İçinden, sabah ne olur ne olmaz diyerek yolculuğum için koyduğum ikinci ekmekarasını çıkarıyorum. Ezilmiş görüntüsüne aldırış et- meden paketini açıp yemeye başlıyorum. Açken hazır bir şeyler bulup yiyivermek gibisi yok. 46 [paydos

Karın gurultularım ve açlık hissim kesilince, dikkatim kendimden uzaklaşıyor, böylece cırcır böcekle- rinin seslerini fark ediyorum. Beni çağırıyorlar. “Geliyorum!” Boynumu ve belimi bükerek, küçücük mekânımda bir ceket aramaya koyuluyorum. Kambur olmadan bulsam iyi olacak. Üst üste gelişigüzel katlanıp konmuş kıyafetlerimi sağa sola aktarırken bir portakal görüyorum. Hadi yine iyiyim, yemeğin arkasına bir tatlı güzel gidecek. Ceketimi de bulup hızlıca giy- dikten sonra, çadırın fermuarını açıp derin bir nefesle ve büyük bir gayretle dışarı çıkıyorum. “Oh be, dünya varmış!” Sandalyemi güzel bir konuma çekip oturuyorum. Yanımdaki masadan bıçak alıyorum ve portakalımı soymaya başlıyorum. Tepesinden bir yuvarlak, tabanından bir yuvarlak kestikten sonra yukarıdan aşağı çizgiler çekiyorum bıçağın ucuyla. Artık başparmağımla kabukları tek tek ayırıyorum. Her par- çayla birlikte tazeleniyor, burnuma doğru yükselen kokusu. Şimdi sıra, kabuğundan ayrılan portakalı dilimlerine ayırmakta. Birden, yeni bir ses doluyor kulaklarıma, fark ettiriyor kendini, yaklaşık elli metre aşağıda ve yüz metre önümdeki denizin kıyıya vuran dalgaları. Orkestra tamamlandı. Bir dilim atıyorum ağzıma, gözlerimi kapatıyorum. Hafif bir serinlik dokunuyor saçlarıma, zerreleri- me yayılıyor, portakalın tadını, kokusunu, denizin ve böceklerin sesini yanına alarak. Gözlerimi açıp başka bir siyahlığın içinde kayboluyorum ve siyahın içindeki bembeyaz, muhteşem yıldızlarda... Bu sırada, içimde yıllardır cevapsızlıkla kıvranıp duran eski bir soru kendini gösteriyor, dolaşmaya başlıyor yeniden derinlerde. Kalan son portakal dilimini de ağzıma atmadan önce, onu biraz incelemeye koyuluyorum, Nasıl ki portakalın ‘portakal olma’sına hizmet eden bir tadı, kokusu, rengi, suyu, dokusu varsa ve bun- lar onun her bir taneciğinde gizli ise; ben de kendimi, bir portakalın onu oluşturan tanecikleri gibi, parçalara ayırıp, hayatımı, zevklerimi, amaçlarımı, gördüklerimi, duyduklarımı, isteklerimi, her şeyi; yerleştiriyorum her bir parçama, zerrelerime. Aradığım sorunun cevabını bulmak ümidiyle bir gezintiye çıkıyorum tüm bunların arasında. Görü- yor ve anlıyorum ki; Birkaç zerrem gecenin karanlığına dalıp sonsuzluğun tefekküründedir, bir zerrem kalem tutup şiir yazıp kaybolur dizelerde, bir zerrem rüyaların garip hissini anlamlandırmaya çalışırken kendini kay- beder, bir zerrem bir yağmur damlasına karışıp teşekkürü öğrenir, yapraktan toprağa süzülürken ve içerken yaprak onu. Ve Eksiklik yaşayan diğer zerreye yardıma koşar her bir zerre. Birleşmek için yaşarlar. Yaşamak için görevlerini hakkıyla yaparlar. Benim ruhum, onları besler. Onlar, ruhumun o koskocaman sorusunun cevabını besler, “Bu dünyada benimle ne kastedilmiş olabilir?”in cevabını. ... Nasıl ki, portakala tadını, kokusunu, suyunu onun taneciklerine ulaştıran bir ağaç ve bunun için uy- gun bir mevsim varsa, Benim için de bu sorunun, bu cevabın her bir zerreme girişini kolaylaştıran ateşleyici bir gücün, zamanın ve mekânın olması gerekmez mi? Öyleyse bu öykünün tarih ve mekânını tek kelimeyle not düşelim şöyle: “Ramazan” 47 paydos]

RAMAZAN’DA DİRİLMEK Seyfettin Huca Ramazan ayına yaklaşıyoruz (ya da Ramazan ayı Ramazan ayı, Zilhicce ayının ilk on günü, Kadir bize yaklaşıyor). Şimdi, Ramazan ayı hakkında Gecesi ve cuma günü Allah’ın rahmet ve bereke- konuşurken veya yazarken bir konuyu zihnimiz- tinin her zamankinden fazla umulduğu zaman- de, kalbimizde, bilincimizde netleştirmemiz ge- lardır. rek, diye düşünüyorum: Ne yapmak istiyoruz? Allah’ın Resulü, en güzel örnek; anne ve baba, Ramazan ayını övmek ve bu ay ile ilgili güzel, cennet kapısı olan insanlardır. etkileyici sözler söylemek/yazmak mı, yoksa bu İlim ve zikir meclisleri meleklerin kuşattığı, Al- ayda ne yapmak istediğimizi, ne yapabileceğimi- lah’ın övgüyle söz ettiği ortamlardır. zi düşünüp, planlayıp bir yol haritası oluşturmak Şimdi biz bu mekânları, zamanları, insanları ve mı? ortamları övmekle onlardan umulan hayırları Haydi, hafızamızı tazeleyelim. Allah bazı mekân- elde edemeyeceğimizi biliyor muyuz? Evet, bili- lara, bazı zamanlara, bazı insanlara ve bazı or- yoruz. tamlara özel bir değer bağışlamış ve onları değer- Konuyla ilgili ayet ve hadislerde açıkça belirtil- li kıldığını bize kitabıyla veya elçisinin sözleriyle miştir ki; elde edilmesi umulan, istenilen güzel haber vermiştir. sonuçlar bizim bunlarla kurduğumuz ilişkiye Kâbe, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ, kılınan bağlıdır. Yani iş insanda;“ben”de bitiyor. Diyebi- namazların daha kıymetli, yapılan duaların daha lirsiniz ki; “Bunun böyle olduğunu hepimiz zaten kabule şayan olduğu mekânlardır. [paydos 48

biliyoruz.” Doğrudur, arkadaşlar/dostlar elbette Ramazan ayı oruç, Kur’an, infak ve ibadetle- çoğumuz bunu biliyoruz. Peki bildiğimiz doğ- ri çoğaltma ayıdır. Bunları bize hatırlatan ve bu ruların aynı zamanda farkında yani bilincinde konuda agâh olmamıziçin bizi uyaran ayetler ve olduğumuzu da aynı rahatlıkla söyleyebilir misi- hadisler var. Resulullah Aleyhisselâm’ın güzide niz? İnsanın tutum ve davranışlarını yönlendiren örnekliği var. Bunları okuyor, dinliyor ve önemi- asıl unsur bilgiden ziyade bilinçtir. ne de yürekten inanıyorum. Şimdi yine aynı so- Esasen, birçoğumuz konuşmalarımız ve yazma- rular üzerinden yürüyelim. larımızda hitap ettiğimiz kişilere Amerika’yı ye- Oruç, Kur’an, infak ve ibadetleri artırma, bende niden keşfettirme çabasında değiliz ama onlara ve ilgili olduğum, etkili olduğum veya etkilen- “Gözünüzün önünde duran Amerika’yı niye gör- diğim çevrelerde ne kadar karşılık buluyor, nasıl mezden geliyorsunuz?” uyarısı yapma derdinde- gerçekleşiyor? yiz. Ramazan ayı bittiğinde “Çok şükür keyifli ve be- Kitaplarımız, sitelerimiz, dergilerimiz Hz. Pey- reketli bir ay geçirdim.” demeye mi, yoksa “Tüh gamberi öven yazılarla, şiirlerle dopdolu. Sık ya, koca ayı boşa geçirdim!” demeye mi adayız/ sık onun (neredeyse erişilemez ve hatta benzeri adayım? olunamaz fikri ve hissi oluşturan bir üslupla) er- Uzun yıllardan beri öğretmenlik yapıyorum. demlerini, yüceliklerini ifade eden yazılar oku- Resmî ve sivil ortamlarda insanlara bir şeyler an- yor, konuşmalar dinliyoruz. Hâlbuki asıl üze- latmaya, öğretmeye gayret ediyorum. Bu süreçte rinde düşünmem ve hatta belki de konuşmam/ edindiğim önemli tecrübelerden biri de şu: Bir yazmam gereken,“ben”im onunla kurmam gere- kişinin bir konuda uzun ve güçlü bir çabaya gi- ken ve ama kurmadığım ilişkiler olmalı değil mi? rişip girişmeyeceği, o konuda güçlü ve kararlı bir Öğüt, uyarı ve hatırlatmalar olabildiğince “kişiye isteği olup olmamasına bakılarak tahmin edilebi- özel”e kadar indirilmeli ve somutlaştırılmalı diye lir. Ve yine bir kişinin bir konuda güçlü bir isteği düşünüyorum. Ancak o zaman işimize yarayabi- olup olmadığı, o hedefe ulaşmak için gerçekçi ve lir ve bizi (“ben”i) daha iyi olmaya sevkedebilir somut bir plan, bir yol haritası hazırlayıp hazırla- kanaatindeyim. madığına bakılarak anlaşılabilir. Aynı şeyleri Ramazan ayı için de söyleyebilirim. Yani süreç; “güçlü istek—gerçekçi/doğru planla- Ramazan ayı bir rahmet iklimidir. Elbette, canı ma—kararlı uygulama” yoluyla neticeye ulaşıyor. gönülden inanıyorum buna. Şimdi somutlaştır- Şimdi, benim tavsiyem şu: Önce her birimiz ken- maya çalışalım bu hüküm cümlesini. di iç dünyamızda ciddi bir nefis muhasebesi ya- Ne anlıyoruz “rahmet iklimi”nden? palım; bakalım, Ramazan ayını ömrümüzün be- Bu hakikat bende, ailemde, akraba, eşdost ve reketli bir ayı olarak geçirmeyi gerçekten istiyor arkadaşlarımda, şehrimde ve ülkemde nasıl bir muyuz/istiyor muyum? Eğer bu hususta iç dün- karşılık buluyor, nasıl gerçekleşiyor? yamızda çok güçlü bir motivasyon bulamıyorsak, Bu hükmün, ya da isterseniz inancın diyelim, ya- bu durumda hemen Ramazan ayının önemi, fa- şanan bir gerçekliğe dönüşmesinde “ben”im kat- ziletleri, bize kazandırabileceği büyük hayırlara kım ne kadar ve nasıl görülüyor? ilişkin motivasyon yazıları okuyup, etkili konuş- macıların Ramazan’a dair vaazlarını dinleyelim. Kabul ediyorum, her zaman kendi nefislerimizde 49 paydos]


Like this book? You can publish your book online for free in a few minutes!
Create your own flipbook