c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C *** “24 Ekim 2005 tarihinde MGK’da görüşülüp, Bakanlar Kurulu- na gönderilen MGSB’ nin içeriği hakkında bir bilgimiz yok. Basına sızan haberlerden, aşırı sağın ve ılımlı solun bir tehdit olarak gö- rülmediği, irtica, bölücülük ve aşırı solun ise belgede iç tehdit olarak yer aldığı anlaşılmaktadır... İç tehdit saptaması uygulamaya nasıl yansır, önce bunu an- lamaya çalışalım. Öncelikle: “Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi” ne uygun olarak hazırlanmış olan direktif, planlama emirleri ve planlar, üstten aşağı- ya doğru indikçe; bürokratik kadrolar içinde fişleme, bölünme ve ayrışma başlayacaktır. Sonra, aşırı sağcı, milliyetçi ve ılım- lı solcu olarak görünenler ile İslâmî dini duyarlığı az olan ve İslam’dan başka bir inanca sahip olanlar kendilerini gösterme- ye başlayacaklar ve kritik görevlere bunlar getirileceklerdir. Aşırı solcu, mürteci ve bölücü damgasını yiyenler de kritik görev ve kadrolardan uzaklaştırılacaklar ve bir uydurma kulp takılarak Devletten tasfiye sürecine girecekler. Devlet çarkına bu uygulamanın getireceği zararı tahmin güç olmasa gerek. Liyakate kimse bakmayacak ve kimliğe önem verilecektir. Bu belge Bakanlar kurulu tarafından onaylanarak yürür- lüğe girerse; geçmişteki ile birlikte bir on sene daha devam edecek uygulama ile, 20 senelik bir dönemde Devlet kadrolarındaki Kamu görevlilerinin fotoğrafını bu günden çekersek karşımıza, İslâm dışı inançlara sahip, milliyetçi soldan aşırı sağa kadar uzanan bir yelpaze içerisine girebilen kişilerin hakim olduğu bir BÜROK- RAT kadrosu çıkacak demektir... Devlet kadrolarındaki tasfiye devam ederken, en uç garnizon- lara kadar ulaşan EMASYA Planları vasıtasıyla; Devletin istih- barat birimleri ve güvenlik güçleri, sorumluluk bölgelerinde, c51C
c ADNAN TANRIVERDİ C insanları fişlemeye devam etmek mecburiyetinde olacaklar. Zaten bu görevi seve seve yapacak kadrolar da oluşmuş olacak. Artık isteseniz de, bu bölme çarkının önüne geçmeniz zor olacak. Yeni dönemde, İslâmı, yaşam tarzı olarak hayatlarına uygu- layanlar ile, etnik kimliklerini öne çıkaranlar sıkıntı çekecek- ler; Devletten ve Devletin faaliyet alanlarından tecrit edileceklerdir. Devletin gücü, tehdit olarak değerlendirilen Milletin geniş bir kitlesi üzerinde bir baskı unsuru olarak kullanılacaktır. Dış tehdide yönelmesi gereken güç ve imkânlar heba edilecektir. Özellikle Alevi-Sünni ve Türk-Kürt bölünmeleri, bu dönemde Devletin uygulamaları nedeniyle artacaktır. Vatan’ın bütünlü- ğü ve üniter yapı tartışılır hale gelecektir. Yeni dönemde milliyetçi sol ile milliyetçi sağ, devlet tara- fından himaye görecek ve bu yelpaze içinde yer alan siyasi partiler, iktidar yapılmaya çalışılacak, özellikle manevi değerle- re sahip olan partiler tasfiye sürecini yaşayacaklardır. Muhtemelen milliyetçi sağ bir parti iktidara, milliyetçi sol bir parti de ana muhalefete getirilmeye çalışılacaktır. 08 Kasım 2005 *** “...Basından öğreniyoruz ki “Milli Güvenlik Siyaset Belgesi” (MGSB) 24 Ekim 2005 tarihli Milli Güvenlik Kurulunda teklif edil- diği şekliyle Bakanlar kurulu tarafından onaylanmış. İrtica, Bö- lücülük ve Aşırı sol Devlete tehditmiş.! Geriye tehdit olmayan kaç kişi kaldı ki?.... MGSB’nin onayı: Başını TSK’nin çektiği Bürokratik Otori- te ile, Siyasî Otorite arasında mevcut olan iktidar mücadelesinin; bu dönemde de Bürokratik Otorite tarafından kazanıldığının ve 28 Şubat Kararlarının uygulanmasının devam ettiğinin; Siyasî iktidar tarafından da ilanı anlamına gelmektedir...... c52C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Belgenin Onayı ile: Devletin Bürokratik Kadrolarının kapıla- rının, irtica ile mücadele etmeyi prensip edinen, milliyetçi sol- dan- aşırı sağa kadar uzanan bir yelpaze içine girebilen kişile- re açılacağının (Çünkü, belgeye göre; devlete tehdit olarak görülme- yen inanç ve düşünce sahipleri sadece bunlardır.) , bunun dışında kalanların da tasfiyesinin bir güvenlik meselesi olduğunun; Devlet Bürokrasisine görev olarak verildiğinin kabulüdür. İmzalayanların ayrıca, mevcut Siyasî İktidarın tasfiyesi için bu belge ile Bürokratik Otoriteye, meşru zemin hazırladıkları- nın bilincinde olup olmadıkları hususu da merak konusudur. 20 Mart 2006 *** Yukarıdaki değerlendirmeler, beş yıl önce yapılmış değer- lendirmelerdir. 1990’ lı yıllardan itibaren hazırlanan MGSB ‘lerindeki iç tehdit değerlendirmeleri, bu gün Devletin tepesinden taba- nına kadar, bölünmeye ve cepheleşmeye sebep olmuştur. İç tehdit olarak gösterilen eğilimler, belgede kalması için değil, tedbir alınması için belgeye konulmaktadır. Bu belgeler hazırlandıktan sonra, iç tehditler ve bunla- ra karşı alınacak tedbirler, planlara sokularak, başta TSK olmak üzere, Kamu Kurumlarının en uç unsurlarına kadar yayımlanır. Kurumların amirlerine de iç tehditle aktif mücadele gö- revleri verilir. İç Tehdit Değerlendirmesi, Kamu Personelinde (bürokra- side) Cepheleşmeye Sebep Olmuştur; Son belgede, İRTİCA, BÖLÜCÜLÜK VE AŞIRI SOL iç teh- dit olarak gösterilirken, AŞIRI SAĞ ve IRKÇILIK tehdit olarak gösterilmemiştir. c53C
c ADNAN TANRIVERDİ C Bunun anlamı, içinde irticai ve bölücü (kürtçü) unsur ba- rındırmayan aşırı sağ ve ırkçılık Devletin RESMİ İDEOLO- JİSİ olarak kabul edilmiştir. Yani resmi ideoloji (seküler, kavmiyetçi, devletçi, ılımlı sol yel- paze), TSK başta olmak üzere Devletin bütün gücü ile des- teklenirken, tehdit kapsamına giren ideoloji, inanç ve etnik kimlik baskı altına alınıyor demektir. Bu baskı ve ayrışma önce kamu personelinde başlamıştır. Tehdit görülenler tasfiye edilinceye kadar cepheleşme ol- muş; tasfiye tamamlanınca da Devlet Kurumlarında, Resmi İdeoloji kadrolaşmıştır. Resmi ideoloji, cuntacı organizasyonlar oluşturarak, teh- dit olarak gösterilen ideoloji mensupları ile, hukuk dışı, gayri meşru mücadele yöntemleri uygulama gayreti içine girmiştir. Bunun sonucunda, silahlı terör örgütü olmakla itham edilen “Ergenekon Terör Örgütü” yargı önüne getirilmiştir. Bu gün pek çok açık delillere rağmen, başta TSK olmak üzere, resmi ideoloji temsilcileri iddiaları kabul etmemekte ve gayri ciddi olarak nitelendirmektedir. İç Tehdit Değerlendirmesi TBMM’de de zıtlaşmaya se- bep olmuştur; Resmi ideoloji, TBMM’ de de hem kendisine taraftar siyasi partileri hem de tehdit kapsamında gösterilen siyasi partileri bulmuştur. Özellikle, seçimle iktidara gelme ümidi olmayan partiler ya resmi ideolojiye sahip devlet kurumlarına sahip çıkma gay- reti içine girmiş, ya da terörün gölgesinde kalmıştır. Zıtlaşma o dereceye varmış ki, kamu kurumlarını arka- sında bulan partiler, iktidar projelerinin Ülkemiz için gerekli olanlarını dahi engellemeyi vazife bilmiş, toplumsal barışın bozulmasından medet umar hale gelmişlerdir. c54C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C 11. Cumhurbaşkanının seçimi engellenmiş ve Cumhur- başkanlığı seçimi krize dönüştürülmüştür. Ergenekon Soruşturması ile yargı tarafından ortaya dökü- len delilleri yeterli bulmayarak, Örgütün avukatlığına soyu- nan partilerle, davanın yargıda sonuçlanması için gayret eden iktidar partisi arasında cepheleşme oluşmuştur. Temel hak ve özgürlüklerin, hakkaniyetle kullanılması önündeki engellerin kaldırılmasında bile zıtlaşma yaşanmıştır. İç barışın sağlanması için, etnik kimliğe ve dini hayata sağlanması gereken serbestî dahi siyasi bölünmeye sebep ol- muştur. TBMM resmi ideoloji ve karşıtları şeklinde bölünmüştür. Çünkü, MGSB de dindarlık ve etnik kimlik iç tehdit ola- rak gösterilmiştir. İç Tehdit Değerlendirmesi Milleti de Cephelere Bölmüştür; Kamuda başlayan kutuplaşma, tasfiye getirmiş, Milletin önünde cereyan eden tasfiye de, sokaktaki vatandaşı kampla- ra bölerken, aile ve akrabalar arasında bile kopmalara sebep olmuştur. Bir taraftan bölücü olarak nitelendirilen Kürt Vatandaşla- rımız devlete küstürülürken, diğer taraftan da dindar insan- ların devletten soğuması için azami gayret gösterilmiştir. Dini simge taşıyan vatandaşlarımızın, eğitim kurumları- na, Üniversitelere ve bir kısım kamu kurumlarına girişleri yasaklanmıştır. İnsanların, televizyonları, gazeteleri, alış veriş yerleri, hatta mekanları bile ayrılır hale gelmiştir. Bu ayrışma hayra alamet değildir. Tek sebebi, 28 Şubat 1997 sürecinde Silahlı Kuvvetler ta- rafından başlatılan, Milletin bir bölümünü diğer bölümüne karşı tehdit olarak gösteren devlet politikasıdır. c55C
c ADNAN TANRIVERDİ C Bu politika, MGSB’ ne birinci derece iç tehdit olarak İR- TİCANIN, ikinci öncelikli iç tehdit olarak da BÖLÜCÜLÜ- ĞÜN yerleştirilmesi ile başlamıştır. Devlette kadrolaşmanın, Millette kutuplaşmanın ve dar- belere dayanak yapılmasının önüne geçmenin en önemli şartı, MGSB’ den iç tehdit değerlendirmesinin kaldırılma- sıdır. Bir fiil ceza kanunlarında suç kabul ediliyorsa, bu fiille- ri işleyenler tasnif edilip devletin en üst güvenlik belgesinde tehdit olarak gösterilmese de, güvenlik güçleri, failleri tespit ederek yargıya teslim etmek durumundadır. Darbecilik iç tehdit olarak gösterilmediği halde, bu gün yargı önünde hesap verilebiliyorsa, ceza kanunlarında ta- nımlanan diğer suçların failleri de yargı önüne getirilebilir. İç barışın sağlanması için; ön yargı ile, suç olmayan fiil- lerinden dolayı Milleti kamplara ayırmaya sebep olacak iç tehdit değerlendirmelerinden vazgeçilmelidir. MGSB, 2010 yılında yeniden hazırlanacaktır. Milletin bir kısmının hassasiyetleri, tehdit olarak değer- lendirilerek, bölücü 28 Şubat zihniyetinin değirmenine su taşınmamalıdır. Geçmişteki hatalar tekrar edilmemelidir. 27 Şubat 2010 TSK İç Hizmet Kanunu,Madde 35 - Silahlı Kuvvetlerin vazife- si; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhu- riyetini kollamak ve korumaktır.” (10.01.1961) 21961 Anayasasında Millî Güvenlik Kurulu.; MADDE 111.- (Değişik : 20/9/1971 - 1488 S. Kanun/md. 1 ) Millî Güvenlik Kurulu, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve ka- nunun gösterdiği bakanlar ile Kuvvet Komutanlarından kuruludur. c56C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Millî Güvenlik Kuruluna Cumhurbaşkanı Başkanlık eder; bulun- madığı zaman, bu görevi Başbakan yapar. Millî Güvenlik Kurulu, millî güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağ- lanmasında gerekli temel görüşleri Bakanlar Kuruluna tavsiye eder. 1982 Anayasasında Milli Güvenlik Kurulu: MADDE 118. – (Değişik: 3.10.2001-4709/32 md.) Millî Güven- lik Kurulu; Cumhurbaşkanının başkanlığında, Başbakan, Genelkur- may Başkanı, Başbakan yardımcıları, Adalet, Millî Savunma, İçişle- ri, Dışişleri Bakanları, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ve Jandarma Genel Komutanından kurulur. Gündemin özelliğine göre Kurul toplantılarına ilgili bakan ve ki- şiler çağrılıp görüşleri alınabilir. 2. (Değişik: 3.10.2001-4709/32 md.) Millî Güvenlik Kurulu; Devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonunun sağlan- ması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirir. Kurulun, Devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmez- liği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alın- masını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulunca değerlendirilir. Millî Güvenlik Kurulunun gündemi; Başbakan ve Genelkurmay Başkanının önerileri dikkate alınarak Cumhurbaşkanınca düzenlenir. Cumhurbaşkanı katılamadığı zamanlar Millî Güvenlik Kurulu Başbakanın başkanlığında toplanır. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevle- ri kanunla düzenlenir. 3. 1972 yılından önce yürülükte bulunan 22Nisan 1341-1925- tarihli ve 636 sayılı “Şûurayı Askerinin Teşkilat ve Vezaifi kanuna” göre “Âli Şûrayı Askeriye” ismi ile görev yapmıştır. 4. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin Tarihi Gelişimi http:// www.msb.gov.tr/ayim/Ayim_menu.asp?IDNO=25 c57C
c ADNAN TANRIVERDİ C 5. E.Kur.Alb.Ahmet Uludağ, Yüksek Askerî Şûra’da Derin Şüpheler, Çalış Ofset, Haziran2007, s.62,82 6. 1982 Anayasasının 146. Maddesi: Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden kurulur. Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçer. Yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri ile üst kademe yöneti- cileri ve avukatların Anayasa Mahkemesine asıl ve yedek üye seçile- bilmeleri için, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş veya öğrenim kurumlarında en az onbeş yıl öğretim üyeliği veya kamu hizmetinde en az onbeş yıl fiilen çalışmış veya en az onbeş yıl avu- katlık yapmış olmak şarttır. Anayasa Mahkemesi, asıl üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve bir Baş- kanvekili seçer. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler. ihttp://www.adnantanriverdi.com/index.php/aske- ri-konular/milli-guvenlik-konulari/milli-guvenlik-siyaset- belgesi/136-mgsb-onay-surecindeki-olaylar-26-nisan-2006.html iihttp://www.adnantanriverdi.com/index.php/aske- ri-konular/milli-guvenlik-konulari/milli-guvenlik-siyaset- belgesi/115-bitsin-bu-saltanat-kavgasi-08-kasim-2005.html iiihttp://www.adnantanriverdi.com/index.php/aske- ri-konular/milli-guvenlik-konulari/milli-guvenlik-siyaset- belgesi/126-iktidar-burokratik-otoritenin-onaylanan-mgsbne- bir-yorum-20-mart-2006.html c58C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C DİN İŞLERİ İÇİN 10 SUBAY YETER Mİ? Genelkurmay Başkanlığı resmi web sitesinde yaptığı bilgi- lendirme notunda; ‘’1983 yılında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulacak zorunlu dersler arası- na alınmasından sonra, ortaya çıkan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni ihtiyacı, İlahiyat Fakültesi mezunlarından temin edilerek karşılanmaktadır. Halen, TSK’da öğretmen sınıfı ilahiyat branşından çeşitli rüt- belerde, 10 subay istihdam edilmektedir. Mevcut öğretmenlerin bir kısmının emeklilik gibi nedenlerle sistemden ayrılması, ayrıca geri kalanların da rütbelerinin yükselmesi, bunun doğal sonucunda emekliliklerinin yaklaşması sebebiyle, ortaya çıkan öğretmen ihtiya- cının karşılanması için ihtiyaç duyulan, 3 İlahiyat Fakültesi mezunu sözleşmeli subay temini planlanmıştır.’’ demektedir. TSK’nin İlahiyat Fakültesi çıkışlı sözleşmeli personel alıyor olması, basında sansasyon yaratmıştı. Dini duyarlığı olan basın ümitlenirken, yandaş basın ne oluyor demeye getiren yazılar yazmaya başladı. Genelkurmay Başkanlığı, zihniyet değişikliği oluyor algıla- masından rahatsız oldu ki, İlahiyat mezunlarını alma gerekçe- sini açıklayan yukarıdaki notu sitesine koydu. Sanki bu tür personel almak zorunda kaldığı için özür di- liyor. c59C
c ADNAN TANRIVERDİ C Disiplinsizlik gerekçe gösterilerek, dindar subay-astsubay- ların tasfiyesinin yoğun bir şekilde başladığı 1995 yılından sonra ilk defa bu tür personel alımına gidiliyor olmasını yine de dikkat çekici bir gelişme olarak görmek gerekmektedir. YAŞ kararı ile re ‘sen emekli edilen Öğretmen Bnb. Arif Çe- lenk ve Öğretmen Yüzbaşı Murat Balçık ile, aynı akıbete uğra- mamak için istifa etmek zorunda kalan Öğretmen Yb. İbrahim Erkek ve Öğretmen Bnb. Selahattin Arslan’ı hatırlamamak mümkün değildir. Liyakatlerine ve disiplinlerine kefil olabi- leceğimiz bu güzide arkadaşlarımız o zaman, Askerî Lise ve Astsubay Hazırlama Okullarında Din Kültürü ve Ahlak Bilgi- si Derslerini veriyorlardı. Böyle acayip bir şey olabilir mi? Gençlere dini bilgiler vermek için eğitim görmüş ve eğitim- leri ile ilgili bir meslekte görev yaparken, irtica paranoyasına tutulmuş zihniyet tarafından, tasfiyeye tabi tutuluyorlar. İnsan dindar olmasa İlahiyat Fakültesine gider mi? Öğrendiğini yaşamayacaksa, konunun öğretmeni olur mu? Peki, 28 Şubatçılar ne yaptıklarını biliyor mu? 28 Şubat öyle bir ters rüzgar estirmişti ki, ayrılan öğretmen- lerin yerleri yedek subaylık yapan İlahiyat kökenli öğretmen- lerce, yasak savma kabilinden doldurulmaya çalışılıyor; sınıf- lar birleştirilerek, dersler konferans salonlarında veriliyor ve TSK’ nın tepesindeki zihniyet nedeniyle de, öğrenciler dersle- re ilgisiz kalıyorlardı. Genelkurmay’ın açıklamasından, ilahiyat kökenli 10 öğret- menin kaldığı anlaşılmaktadır. Bunların da, orta öğrenim seviyesinde bulunan dört Askerî Lise ile, üç Astsubay Hazırlama Okulunda “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi” öğretmenliğinde görevlendirildiği anla- c60C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C şılmaktadır. Dindar insanlar tasfiye edildiğine göre, Zekeriya Beyaz Hoca emsali, din sosyolojisi ve din felsefesi okumuş İlahiyat Fakültesi mezunu bulmak zor olmasa gerek. Tam 28 Şubat zihniyetine uygun, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğret- meni istihdam etme imkanı sağlanmış olur. Türk Ordusuna 10 İlahiyatçı yeter mi? Osmanlı Ordusunda alaylarda müftülükler ve taburlar- da da tabur imamlıkları vardı. Yani yaklaşık 1000 kişiye bir imam, 3000 kişiye de müftü görevlendiriliyordu. Tabii o za- manlar, şimdiki gibi namaz kılanlar değil kılmayanlar Harp Okullarından atılıyorlardı. Alay Müftülük ve Tabur İmamlık Kadroları Cumhuriyetle birlikte kaldırıldı. 1948 de ihtiyaç duyulduğu için yeniden ihdas edilen bu kadrolar, 1967 de tekrar kaldırılarak yerine, İlahiyatçı Subay- lardan oluşan “Din İşleri Subaylığı” şekline dönüştürüldü. Ancak, Din İşleri Subaylarına, personel mevcudunu %100’e çıkaran sefer kadrolarında yer verildi. Genelkurmay açıkla- masından da anlaşılacağına göre, BİR MİLYONLUK TÜRK ORDUSUNDA 10 TANE DİN İŞLERİ SUBAYI bulunmakta ve onlarda, zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğret- menliği yapmaktadırlar. Bu subayların eşleri tesettürüne dik- kat etmek isterse veya kendileri ibadetlerini yerine getirirler- se, irtica nedeniyle re ‘sen emeklilik tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadırlar. Bu hali, Müslüman Türk Milletine yakıştırabilenler, beri gelsin. Birleşmiş Milletlere üye 195 Ülkeden, bizimle birlikte 21 tanesinin silahlı Kuvvetlerinde “Din İşleri Subayı” bulunma- maktadır. Silahlı Kuvvetler personelinin dini bilgilerinin ve ibadet ih- tiyaçlarının karşılanmasını, moral değerleri ve muharebe gü- c61C
c ADNAN TANRIVERDİ C cünü arttıran, önemli bir faktör olarak kabul eden devletlerin tutumu ise ibret alınacak seviyededir. ABD her 1200 kişiye, Almanya 1500 kişiye, Fransa 1000 ki- şiye, Avustralya 550 kişiye bir Din İşleri Subayı istihdam et- mektedir. ABD; Savunma Bakanlığında, “Silahlı Kuvvetler Din İşleri Su- bayları Kurulu”, Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıklarında, dini ve ah- laki konularda müşavirlik yapmak üzere “Din İşleri Başkan- lıkları”, Kuvvet Komutanlıklarının her birinde “Din İşleri Subay Okulu”, Taburlarda ve gemilerde “Din İşleri Subayları” bulunmak- tadır. ABD Ordusunun din işleri başkanı Tümgeneraldir. Din işlerinin düzenlenmesini bir esasa bağlamak üzere talimnameleri bulunmaktadır. (Bütün sınıf talimnameleri ABD talimnamelerinde tercüme edilmiş olmasına rağmen, bu talimname TSK envanterinde bulunmamaktadır.) Kara Kuvvetlerine ait olanının 3. maddesi “Ordu dini esaslar üzerine kurulmuştur. Din İşleri Subayı, bu temeli sağlamlaştırmak suretiyle orduyu dini prensiplerin bir kal ‘ası yapar. Böylelikle aske- ri, morali sağlam, memleketine sadık olur.” kesin yargısını içerir. Aynı talimnamenin 109. maddesinde “Tanrıyı askere, aske- ri Tanrıya yaklaştırmak; muharebede garnizondakinden daha fazla gereklidir. Bir muharibi, Allah’ından başka hiç bir şey takviye edemez.” ifadesi yer almaktadır. ABD din işlerindeki yapılanmada Osmanlı Ordusundaki yapılanmayı örnek almıştır. c62C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Laik sistemin beşiği olan Fransa’nın Ordusundaki dini ya- pılanma ise; her semavi dine mevcutları kadar yer veren bir duruma sahiptir. 459 000 kişilik Fransız Ordusunda 431 Din İşleri Subayı görev yapmaktadır. Bunların 283’ü Katolik, 91’i Protestan, 45’i Yahudi ve 12’i Müslümandır. Ordudaki Müslü- man sayısının artarak 40 000’e ulaşması nedeniyle, 2010 yılı- na kadar, Müslüman Din İşleri Subay sayısını 40’a çıkarmayı planlamıştır. Derdimizi anlatmak için tarihimiz bize yeterken, bizden örnek alıp kurulan ordulardan gerekçe göstermek ne kadar incitici. ASDER, Silahlı Kuvvetlerdeki din eğitiminin önem ve ihti- yacını milletimizin dikkatine sunmak üzere 02 Mart 2008 tari- hinde, alanlarında uzman altı panelistin katılımı ile bir panel gerçekleştirmiştir. Paneldeki bildirileri ASDER Bülteninin 8. sayısına, 96 sayfalık bir ek olarak yayınlamıştır. E. Öğretmen Bnb. Arif Çelenk’in, “Modern Ordularda Din Eğitimi” başlıklı bildirisi de tam bu konu ile ilgili. Meseleyi geçen yıl ele alarak, üzerimize düşeni yaptığımıza inanıyoruz. Söylediklerimizin bir gün dikkate alınacağından da ümitliyiz. Milletimizi bu hale getirenler, askeri bu milletin nüvesi ol- maktan çıkaranlar, milletin dinini tehdit görenler, askeri okul- larda, kurumlarda ve kışlalarda ibadeti yasaklayanlar, din öğrenimini engelleyenler, dindar subayları tasfiye edenler, bu millete ve devletine yaptıklarından dolayı tarihe hesap vere- meyeceklerdir. Türk Ordusunda en az 1000 adet, ehil Din İşleri Subayı bu- lunması gerekirken, sadece 10 subayın bulunması ve bunların emekliliği nedeniyle boşalacak yere yeni üç subayın alınması üzerine Genelkurmayın açıklaması, ibretle tarihin sayfalarına geçmesi için burada not düşüyorum. c63C
c ADNAN TANRIVERDİ C Bu gelişmelerden üzülüyorum. Müslüman Milletimizin bir ferdi ve Ordumuzun eski bir mensubu olarak da utanıyorum. Ama bu mesele askerin ihtiyarına bırakılamayacak kadar önemlidir. Siyasîler sahip çıkmaz ise, Millet sahip çıkmalıdır. 25 Temmuz 2009 c64C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C POSTMODERN ERGENEKON’A KARŞI ALINACAK TEDBİRLER Ergenekon ile ilgili dava yargıda görülmektedir. Ülkeyi badirelere sokanlar hak ettiklerini bulacaklardır. Benzeri ör- gütlenmenin veya postmoderninin tekerrür etmemesi için tedbirler almak gerekmektedir. Milli İradeye müdahale ediyor diye, dış tehdit için vaz- geçilmez bir güç olan, Silahlı Kuvvetlerin düzenli ve GNH Kuvvetlerini güçsüz bırakma düşüncesi, kesinlikle kabul edilebilir bir yaklaşım olamaz. Ama, Millet tarafından kontrol edilemeyen bir gücün, ken- di Silahlı Kuvvetlerimiz de olsa, millete verebileceği zararları yakın tarihimizde defaatle görmek mümkündür. Bu nedenle, TSK’ nin hem düzenli hem de Gayri Nizami Kuvvetlerinin, Milli İradenin yansıma yeri olan TBMM ve onun içinden çı- kan Hükümetinin, kontrolü altında bulunmasını sağlaya- cak mevzuat düzenlemeleri ve denetim tesis edilmelidir. Bu çerçevede: TSK’nin profesyonelleştirilerek, Milletin Ordusu olmaktan, Devletin Ordusu olma hüviyeti almasına mani olunmalıdır. Topyekün savunma ve milletin değerlerinin korunması için profesyonel ordu uygun değildir. c65C
c ADNAN TANRIVERDİ C Profesyonel kadrolara ve GNH teşkilatına alınacak perso- nelin, milletin inanç dokusuna uygun olup olmadığı hususu Cumhurbaşkanı ve TBMM’nin kontrolü altında tutulmalıdır. TSK ile ilgili olarak Anayasa, yasa ve ilgili mevzuatta ve uygulanmasında aşağıdaki düzenlemeler yapılmalıdır. Manevi değerlere zıt kadrolaşmanın kırılabilmesi için, ön- celikle hukuk dışı tasfiyelerin durdurulması ve bu yetkiyi ve- ren Anayasanın 125. maddesi değiştirilmeli, profesyonel kad- rolara yeni personel alımı denetim altında tutulmalıdır İç Hizmet Kanunun 35. maddesi, hep yanlış yorumlanarak, darbelere dayanak yapılmaktadır. Yanlış anlamayı önleyecek şekilde bu madde de değiştirilmelidir. Milli Güvenlik Kurulunun (MGK) görevi, görevi zaten mil- li güvenliğin sağlanması olan, Yüksek Askerî Şûra’ya (YAŞ) verilmeli, Bakanlar Kurulundan katılan üyeler de YAŞ’a dahil edilmelidir. MGK’u Cumhurbaşkanı Başkanlığında “DEVLET ŞÛRASINA” dönüştürülmeli, üyeleri TBMM, Yüksek Yargı, Yürütme ve Bağımsız Kurumların temsilcilerinden oluşmalı, bu kurulda TSK’ni sadece Genelkurmay Başkanı temsil et- melidir. Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kadrosu tamamen sivilleştirilmeli, “Devlet Şûrası Genel Sekreterliği” haline dönüştürülmelidir. Askeri Mahkemeler muhafaza edilmeli, ama yargıçları si- vil olmalı, terfi, tefeyyüz ve atamaları Adalet Bakanlığı tara- fından yapılmalıdır. Milli Savunma Bakanlığının tamamı asker olan yönetici kadroları sivilleştirilmelidir. Dış güvenlik askere, iç güvenlik İçişleri Bakanlığına veril- melidir. c66C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Milli Güvenlik Siyaset Belgesindeki, Toplumun bir kısmını, Devletin Kurumlarına, Devlet Düşmanıymış gibi gösteren iç tehdit değerlendirmeleri (İrtica, Bölücülük vb) kaldırılmalıdır. Topyekün savunmanın organizasyonu için GNH Teşkilatı- nı yaygınlaştırmak ve etkin halde bulundurmak, Milletimi- zin refahı, Devletimizin güvenlik ve bekası için hayati ehem- miyet arz etmektedir. Yanlış amaçlarla kullanılmasını önlemek için aşağıdaki tedbirler alınmalıdır. Gayri Nizami Harp unsurları kesinlikle, Ülkenin fiili ola- rak, düşman silahlı kuvvetleri tarafından işgal edilen bölge- lerinde ve düşman gerisinde görev yapacak şekilde dizayn edilmelidir. Bunun dışındaki zaman, durum ve yerlerde aktif görev verilmeleri ve yapmaları engellenmelidir. Sefer görevi olarak, GNH Teşkilatında görev verilecek personel, TSK’nin muvazzaf profesyonel personeli gibi dü- şünülmeli, bir siyasi partiye veya herhangi bir derneğe üye olmasını önleyecek hükümler konulmalı, hatta GNH görev- lerine son verildikten sonra bile aktif siyasete girmeleri en- gellenmelidir. GNH Teşkilatında görev verilecek personelin Kamu Hiz- metinde görev alması da engellenmelidir. GNH Teşkilatında görev verilen personel bilgileri ve en- vanterine sokulan silah ve malzeme kütüklerinin birer sureti Cumhurbaşkanlığı makamında da bulundurulmalıdır. Böy- lece, hem ideolojik bir kadrolaşma önlenebilir, hem de “b” ve “c” fıkralarında istenen hususlar kontrol edilebilir. GNH Teşkilatının personel ve malzeme envanterleri ile teşkilatlanma ve savaşa hazırlık durumları, Cumhurbaşkan- lığınca görevlendirilecek ehil heyetler tarafından periyodik olarak denetlenmelidir. c67C
c ADNAN TANRIVERDİ C En faydalı güç kontrol edilebilen güçtür. Devlete, Anayasaya, Rejime ve Cumhuriyete Ordu değil, Millet sahip çıkmalıdır. 19 Ocak 2009 1.http://www.adnantanriverdi.com/index.php/aske- ri-konular/asker-siyaset-iliskisi/siyasi-beyanatlarla-ilgili- yorumlar/203-ceteleri-devlette-hangi-kurumlar-korur-15- aralik-2008.html 2.http://www.adnantanriverdi.com/index.php/aske- ri-konular/asker-siyaset-iliskisi/siyasi-beyanatlarla-ilgili- yorumlar/205-yeni-gnh-konseptinin-ulke-savunmasina- kazandiracaklari-2-22-aralik-2008.html 3.http://www.adnantanriverdi.com/index.php/as- keri-konular/asker-siyaset-iliskisi/siyasi-beyanatlarla- ilgili-yorumlar/208-gayri-nizami-kuvvetler-ic-guvenlikte- kullanilamaz-3-06-ocak-2009.html 4.http://www.adnantanriverdi.com/index.php/aske- ri-konular/asker-siyaset-iliskisi/siyasi-beyanatlarla-ilgili- yorumlar/209-gayri-nizami-harp-konsepti-4-09-ocak-2009. html 5.http://www.adnantanriverdi.com/index.php/aske- ri-konular/asker-siyaset-iliskisi/siyasi-beyanatlarla-ilgili- yorumlar/210-postmodern-ergenekon-senaryosu-5-14- ocak-2009.html c68C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C SINIR ÖTESİ HAREKÂT TERÖRLE MÜCADELE TEKNİK VE TAKTİKLERİNE UYGUN OLMALIDIR TBMM 17Ekim 2007 tarihli oturumunda; “uluslararası hu- kuktan doğan haklarımızı kullanmak adına ve uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tedbirleri almak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı hükümetimizce belirlenecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının, Irak’ın kuzeyinden ülkemize yönelik terör tehdidinin ve saldırılarının bertaraf edilmesi amacıyla sınır ötesi harekat ve müdahalede bulunmak üzere Irak’ın, PKK teröristlerinin yuvalan- dıkları, Kuzey bölgesi ile mücavir alanlara gönderilmesine ve görev- lendirilmesine Anayasa’nın 92. maddesi uyarınca 1 yıl süre ile” izin vermiştir. Türkiye bu kararla, bölücü terör karşısında, iktidarı ve mu- halefeti ile, askeri ve sivili ile devletimizin tek vücut ve nerede olursa olsun, nereden gelirse gelsin terörle mücadeleye kararlı olduğunu dosta düşmana göstermiş oldu. Mücadelede kararlılık kadar, ülke içinde uygulanacak yön- temler ve sınır ötesi harekâtın hududu, şümulü, hedefleri, tek- nik ve taktikleri ile zamanı önem kazanmaktadır. Sorunun esas önemli bölümünün dışarıdan ziyade içeride olduğu bilinci ile hareket edilmelidir. Terörün silahlı gücünün ve uygulandığı kırsal alanın buz dağının görünen kısmı ol- c69C
c ADNAN TANRIVERDİ C duğu kabul edilip, meselenin bütün boyutları ile masaya ya- tırılarak, imkanların ve devletin bütün güç unsurlarının aynı zamanda ve topyekün harekete geçirilmesinin son derece önemli olduğu bilinmelidir. Bu anlayış içerisinde; Esas mücadele sınırlarımızın içerisinde hızlandırılmalı, Büyük şehirlerde, güvenlik tedbirleri arttırılmalı, arama ve baskınlarla teröre destek verdiği bilinen hedefler kontrol al- tında bulundurulmalı, ihtimal dahilindeki sabotaj ve tahripler etkisiz hale getirilmelidir. Kırsal alanda, teröristlerin kullandığı bilinen ve kullana- bileceği üs ve bölgeler ile arazideki ikmal depo ve stoklarına operasyonlar sıklaştırılmalıdır. Yurt içinde topyekün başlatılan bu mücadeleyi destekle- mek amacıyla sınır ötesinde de; Özel harekât teknik ve taktikleriyle, komando ve özel bir- likler kullanılarak, terör örgütünün sınır ötesinde tespit edi- len somut hedeflerine ve terör gruplarına nokta operasyonları icra edilmelidir. Terörle mücadelenin başarılı bir şekilde yapılabilmesi, et- kin bir istihbaratla mümkündür. Bu nedenle, özel timlerden oluşturulacak, muharebe güçlü keşif kolları, gizli harekât teknikleri ile hedef bölgelerine sızdı- rılmalı, oralarda örtülü kalıcı tedbirler alınmalı, elektronik ve teknik imkanlarla da desteklenerek; terör üs ve tesislerinin, li- derlerinin yer ve faaliyetlerinin, ikmal depo ve ikmal faaliyet- lerinin, terör gruplarının hareket ve intikallerinin, ülkemize giriş ve çıkışlarının 24 saat gözetlenme imkanı sağlanmalıdır. Elde edilen sağlıklı, doğru, güvenilir ve ayrıntılı istihba- rat bilgilerine dayanılarak, yurt içi veya sınır ötesindeki gizli c70C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C harekât üslerinde bekletilen özel eğitilmiş birliklerimiz tara- fından, anında, taktik akın ve cebri keşif tipi hareketlerle he- deflere yaklaşılarak, baskın ve pusularla, bir nevi gayri nizamî harekât uygulayarak, nokta operasyonları icra edilmelidir. Bu harekatlar, askerî yoğunluk gösterilmeden, fark ettiril- meden, örtülü olarak ve tam bir gizlilik içinde icra edilmeli, tesirinden başka bir belirtisi görülmemelidir. Bu operasyonlarla, her gün terör örgütünün dış desteğine, nereden ve nasıl geldiğini anlayamadığı, ancak şaşkına çevi- ren etkili darbeler vurulmalıdır. Örgüt liderleri başlıca hedef- lerden olmalıdır. Darbeler, propagandası bizzat terör örgütü tarafından yapılacak şekilde etkili olmalıdır. Küçük, özel yetişmiş çevik unsurlarımız tarafından yapı- lan operasyonlar, silahlı kuvvetlerimizin düzenli bölümünün kullanılması tehdidi ile de psikolojik olarak desteklenmeli, ancak düzenli kuvvet mümkünse hiç kullanılmamalıdır. Alı- nan sonuçlar, terör örgütünü sınır ötesinde de barınamaz hale getirmelidir. Sadece Kuzey Irak değil, terör örgütünün Avrupa Ülkele- rindeki Büro ve Temsilciliklerinin kapatılması ve etkisiz hale getirilmesi için de organizasyon hazırlanmalı, ülkeler nezdin- deki politik girişimler sonuç vermediği takdirde operasyonlar uygulanmalıdır. Askerî Harekâtın yoğunluğu 2007 aralığının 15’ine kadar sürdürülmeli, ancak kış sezonunda da kazanımlar korunma- lıdır. Askeri harekât, içerde ve sınır ötesinde, azimli bir şekil- de devam ettirilirken: TBMM’de, oluşturulacak (her görüşü temsil eden bölge mil- letvekilleri+ iktidar ve muhalefet partilerinin temsilcileri+ böl- c71C
c ADNAN TANRIVERDİ C ge sorunları ile ilgili STK’ ları+TSK ve diğer kurumlarımızın temsilcileri+Hükümet temsilcileri) terörle mücadele komisyonu tarafından, terörü destekleyen sorunlar masaya yatırılmalı, cesaretli çözümler üretilmeli, gerekenler kanunlaştırılmalı ve geciktirilmeden uygulamaya konulmalıdır. Gelişmeler etkili bir şekilde bölge halkına anlatılmalı ve Devletin himayesi ve şefkatini gösterecek yapıcı propaganda- lar yapılmalıdır. Mülkî, adlî, idarî, güvenlik ve askerî görevlilerin idealist- leri ve bölge halkının ortak değerlerini paylaşabilecek kişiler bölgede görevlendirilerek, Devletin halkla kaynaşmasını sağ- layacak tedbirler geliştirilmelidir. Sorun çözüldü diyebileceğimiz zamana kadar, Bakanlar Kurulu, bir-iki haftalık periyotlarla, Bölge İl ve İlçelerinde top- lanmalı; ekonomik, sosyal, kültürel, idarî, askerî ve adlî sorun- lara yerinde çözümler getirmelidir. Sorun çözülünceye ve son terörist teslim oluncaya kadar, kış yaz demeden büyük karargahların komuta yerleri en kritik yerlerde tesis edilmeli ve askerî harekât buralardan takip edil- melidir. Temizlenen kırsal kesim, teröristin tekrar yerleşmesi- ne imkan vermemek için, gayri müsait mevsim şartlarında da terk edilmemelidir. İçeride yaratılacak barış havası, içerde ve dışarıda terörle mücadelede elde edilecek askerî başarıların sağlayacağı güçle; diplomatik girişimler başlatılmalı, Kuzey Irak’taki Yerel Kürt Yönetimi dahil, İşgale karşı organize olan mukavemet grupla- rı dahil, Irak Hükümeti, ABD, Koalisyona dahil Devletler ve diğer Avrupa ülkeleri nezdinde Terör Örgütünden destekleri- ni çekmeleri, bürolarını kapatmaları ve liderlerini teslim etme- leri konusunda baskı uygulanmalıdır. c72C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Özellikle bölge halkımız ile devlet ilişkilerinde ve sınır öte- si girişimlerde, sivil halk ile asker ilişkilerinde hukukun dışına çıkılmamalı, adaletin olmadığı yerde devletten bahsedilemi- yeciği bilincinde hareket edilmelidir. Meseleyi çözmek istiyorsak bütün imkanlarımızı seferber ederek, topyekün savaş anlayışı ile, kararlılıkla ve cesaretle sorunun üzerine gidilmelidir. 18 Ekim 2007 http://www.adnantanriverdi.com/index.php/siyaset- konulari/dis-siyaset/irak-dosyasi/162-sinir-otesi-yetmez- topyekun-mucadele-gerekir-23-ekim-2007.html c73C
c ADNAN TANRIVERDİ C KÜRT MESELESİ VE BÖLÜCÜ TERÖRİZM İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ Askeri Tedbirler: Terörle mücadele kuvvetleri özel birlikler olmalıdır: PKK saldırılarının başladığı 15 Ağustos 1984 tarihinden iti- baren terörle mücadelede; bölgedeki sabit jandarma birlikleri, seyyar ve sınır jandarma birlikleri, jandarma komando birlik- leri, polis özel kuvvetleri, Silahlı Kuvvetlerin bölgedeki kara birlikleri, bölgedeki komando birlikleri, bölge dışından geti- rilen iç güvenlik kara birlikleri, bölge dışından getirilen ko- mando ve hava indirme birlikleri ve özel birlikler; kara, hava ve deniz kuvvetlerine mensup helikopterler, hava kuvvetleri uçakları kullanılmıştır. Bölgede, jandarmanın, emniyetin, MİT’in ve Silahlı Kuv- vetlerin istihbarat unsurları koordinesiz olarak faaliyet göster- miştir. Getirilen birliklerle sonuç alınamayınca, bölgeye tabur se- viyesinde yeni birlikler yığılmış, bölgedeki birliklerin emrine verilmiştir. Birlikler eğitimlerini bölgede tamamlamış, tam yararlanıla- cağı zaman yükümlülerin askerlik süreleri sona ermiştir. Kış mevsimini birlikler kışlalarında geçirirken, teröristler, köylerde ve kırsal kesimde propaganda ile örgüte eleman ye- c74C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C tiştirmiştir. Kış aylarında, yollar güvenlik kuvvetlerinin, kırlar teröristlerin olmuştur. Terörle mücadele özel eğitilmiş, özel donatılmış, özel ve zor hava ve arazi şartlarında harekat yapması kolaylaştırılmış, gündüz hareket eder gibi gece hareket edebilen, kış şartların- dan asgari etkilenen birliklerle yapılmalıdır. Hasılı, bu hare- katta kullanılacak birlikler, bölge insanının özelliklerini tanı- tacak psikososyal eğitimin yanı sıra, arazide uzun süre hayatı idama ettirebilecek kontrgerilla taktik ve tekniklerine vakıf olacak yeterli eğitime tabi tutulmalı; Devletin bütün imkan- ları seferber edilerek, komprime gıda ve yükte hafif yiyecek maddeleri, en modern, silah, muhabere irtibat ve hedef tespit vasıtaları, gece ve gündüz atış kontrol ve nişan sistemleri, ma- yın arama ve tahrip sistemleri, sıcak ve soğuğa karşı koruyucu giyim kuşam ve barınma imkanları, karda ve kötü hava şart- larında hareket imkanları ile donatılmalı ve bu teçhizat müm- kün olan hafiflikte olmalıdır. Aslında bu tür mücadele için, Özel Kuvvetler Komutanlı- ğına bağlı özel harekât timleri mevcuttur. Harekât ihtiyacına yetecek derecede bu birliklerin miktar ve kadrolarını, geçici olarak arttırmak yeterlidir. Hizmet tamamlanınca kadrolar tekrar ihtiyaç miktarına indirilebilir. Ancak, terörle mücadele için özel eğitilmiş birlik ihtiyacını profesyonel kadrolarla karşılamak etkili bir çözüm olamaz.. Çünkü bu görevler, bedeni yeterlilik ister. Uzman kadrolar, yaşları ilerledikçe, yeniçeri ocağına döner. Ticaretle uğraşa- nından, bedenî yeteneğini kaybedenine kadar; ordu, görevini aksatan personel deposu haline gelir. İç güvenlik amacıyla profesyonel birlikler kurmak ve bun- ları Silahlı Kuvvetlerin kuruluşunda bırakmak demek, Silahlı Kuvvetleri iç güvenliğe tahsis edip kolluk kuvveti haline dö- nüştürmek demektir. c75C
c ADNAN TANRIVERDİ C Askerlik yükümlülük esasına göre, bütün vatandaşlar ta- rafından yerine getirilmelidir. Çünkü, vatan savunması bir yükümlülük olduğu kadar, aynı zamanda bir haktır. En iyi çözüm, iç güvenlik harekât ihtiyacı için, yükümlülerden muvazzaflık hizmetleri sırasında, eğitim merkezlerindeki temel eği- timi müteakip yetenekli oldukları tespit edilenlerden, gönüllü olan- lardan, ücretleri karşılığında, hizmet sürelerini 3-4 yıla çıkarmak suretiyle özel birlikler teşkil etmek ve bu birliklerin personelini özel eğitime tabi tutmak; bu şekilde eğitilen personelden oluşan birlik- lerin görev süreleri sona ermeden önce, onların yerine görevlerini teslim alacak yeni birlikler oluşturularak ve görev bölgelerinde birlik değiştirmesi ile sorumluluk devir teslimi yapmak; olabilecek zayiatın bütünlenmesi için de eğitim merkezlerinde ihtiyaca yetecek eğitimli personeli sürekli hazır bulundurmak ve bu birliklerin hazırlanması sorumluluğunu da İçişleri Bakanlığına vermektir. Terörle mücadelede sorumluluklar yeniden tespit edil- melidir: Asayiş görevleri yasal yetki ve sorumluluklar bakımın- dan polisin ve jandarmanın, yani İç İşleri Bakanlığının uh- desindedir. Dış tehditlere karşı sorumluluk da Genelkur- may Başkanlığının görev ve sorumluluğundadır. Bölgede hakim olan terörün, yurt içi ayağı olduğu gibi sınır ötesi üs, destek ve bağlantıları da olduğu bilinen gerçektir. İç güvenlikte, Hedef tespiti, haber kaynaklarının kullanıl- ması, istihbarat temini ve operasyonların icrası, hem yasal yetki ve sorumluluklar bakımından, hem beynelminel hukuk açısından, hem de tecrübe ve donanım bakımından jandarma ve polis, Silahlı Kuvvetlere nazaran daha etkin ve sonuç alıcı- dır. Zaten bölgeye gönderilen Silahlı Kuvvetler unsurları da jandarmanın emrine sokularak terörle mücadelede kullanıl- maktadır. c76C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Terörle mücadelede, muhtelif birliklerin aynı harekât böl- gelerinde kullanılması, koordinasyon sorununu ortaya çıkar- makta, emir komuta birliği prensibine aykırı olmakta, sorum- lulukların üslenilmesini engellemekte ve sayısal olarak büyük birliklerden istenen verim alınamamaktdır. İç güvenlik: Gerçek sorumlusuna bırakılmalı ve sınırlarımızın için- deki terörle mücadele İçişleri Bakanlığınca yürütülmelidir. Jandarmanın, Genelkurmay ile bağlantısı kesilmeli, kır po- lisine dönüştürülerek Emniyet Genel Müdürlüğüne bağ- lanmalıdır. Personeli, Silahlı Kuvvetler kaynağından değil, polis kaynağından desteklenmelidir. Terörle mücadele için iyi bir teşkilatlanma, eğitim kadar önemlidir. Dış güvenlik ise: Silahlı Kuvvetlerimizin asli görevidir. Gayri nizami kuvvetlere karşı harekât da Silahlı Kuvvet- lerimizde, Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanlığının ihtisas ve sorumluluğundadır. Bu nedenle, Genelkurmay Başkanlığı, terörün, sadece dış destek ve bağlantılarını yok etmekten sorumlu tutulmalı; Sınır ötesi harekât icra etmek için de Özel Kuvvetler Ko- mutanlığı görevlendirmelidir. Terörün dış desteği tamamen söndürülünceye kadar; te- röre üs veren ülkelerle olan sınırımızdaki Sınır Karakolları da, hem dışarıdan gelecek tehditlerin ilk hedefi olması, hem de sınır ötesi harekâtın son basamak noktası olması nede- niyle, Jandarmanın değil Silahlı Kuvvetlerin kontrolünde bulunmalıdır. Karakollar, yukarıda belirtilen nitelikteki özel yetiştirilmiş personelden oluşan birliklerle korunmalıdır. Sınır birlikleri, bir taraftan sınırları korurken, diğer taraftan, sınır c77C
c ADNAN TANRIVERDİ C ötesi operasyonlarda kullanılacak özel kuvvetlere üs görevi yapmalıdırlar. Sınır ötesi harekât: Özel harekât teknik ve taktikleriyle, komando ve özel bir- likler kullanılarak, terör örgütünün sınır ötesinde tespit edi- len somut hedeflerine ve terör gruplarına nokta operasyonları icra edilmelidir. Terörle mücadelenin başarılı bir şekilde yapılabilmesi, et- kin bir istihbaratla mümkündür. Bu nedenle, özel timlerden oluşturulacak, muharebe güçlü keşif kolları, gizli harekât tek- nikleri ile hedef bölgelerine sızdırılmalı, oralarda örtülü kalıcı tedbirler alınmalı, elektronik ve teknik imkanlarla da destek- lenerek; terör üs ve tesislerinin, liderlerinin yer ve faaliyetle- rinin, ikmal depo ve ikmal faaliyetlerinin, terör gruplarının hareket ve intikallerinin, ülkemize giriş ve çıkışlarının 24 saat gözetlenme imkanı sağlanmalıdır. Elde edilen sağlıklı, doğru, güvenilir, güncel ve ayrıntılı istihbarat bilgilerine dayanılarak, sınır karakollarında veya sı- nır ötesindeki gizli harekât üslerinde bekletilen özel eğitilmiş birliklerimiz tarafından, anında, taktik akın ve cebri keşif tipi hareketlerle hedeflere yaklaşılarak, baskın ve pusularla, bir nevi gayri nizamî harekât uygulayarak, nokta operasyonları icra edilmelidir. Bu harekatlar, askerî yoğunluk gösterilmeden, fark ettiril- meden, örtülü olarak ve tam bir gizlilik içinde icra edilmeli, tesirinden başka bir belirtisi görülmemelidir. Bu operasyonlarla, her gün terör örgütünün dış desteğine, nereden ve nasıl geldiğini anlayamadığı, ancak şaşkına çevi- ren etkili darbeler vurulmalıdır. Örgüt liderleri başlıca hedef- lerden olmalıdır. Darbeler, propagandası bizzat terör örgütü tarafından yapılacak şekilde etkili olmalıdır. c78C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Küçük, özel yetişmiş çevik unsurlarımız tarafından yapı- lan operasyonlar, silahlı kuvvetlerimizin düzenli bölümünün kullanılması tehdidi ile de psikolojik olarak desteklenmeli, ancak düzenli kuvvet mümkünse hiç kullanılmamalıdır. Alı- nan sonuçlar, terör örgütünü sınır ötesinde de barınamaz hale getirmelidir. Sadece Kuzey Irak değil, terör örgütünün Avrupa Ülkele- rindeki Büro ve Temsilciliklerinin kapatılması ve etkisiz hale getirilmesi için de organizasyon hazırlanmalı, ülkeler nezdin- deki politik girişimler sonuç vermediği takdirde operasyonlar uygulanmalıdır. Sınır içinde Jandarma ve polis de yukardakine benzer tek- nik ve taktiklerle teşkilatlanmalı ve hareket etmelidir. Asker, bölge halkı ile bütünleşmelidir: Terörle mücadelede başarının ilk şartı, teröristin bölge hal- kı ile irtibatını kesmek ve mahallinden ikmal ve desteğini ön- lemektir. Bunun en kestirme yolu, devletin ve güvenlik güçle- rinin halkla bütünleşmesidir. Silahlı Kuvvetler, değerleri, örf-adet-gelenek ve kültürleri- ni benimseyip bölge halkı ile kaynaşamamaktadır. Bölge in- sanı tarafından, Silahlı Kuvvetler mensuplarına başka bir ül- kenin askeriymiş gibi; Silahlı Kuvvetler mensupları da, bölge halkına düşman muamelesi yapmıştır. Hep birbirine kuşku ile bakmışlardır. Bu mesafeli duruş terörizmin işine yaramıştır. İç güvenliğin İçişleri Bakanlığının sorumluluğuna veril- mesi ve terörle mücadele için özel birlik oluşturulması, bölge halkı ile mevcut olan kopukluğun giderilmesi için de uygun olacaktır. Kış mevsimi teröristlere bırakılmamalıdır: Bölgede sekiz ay kış, dört ay yaz hüküm sürmektedir. Te- rörle mücadele dört-beş aya sığdırılmaktadır. Takviye birlikle- c79C
c ADNAN TANRIVERDİ C rinin gelişi, sorumluluk bölgelerine yerleşmesi, kış girmeden toplanıp, kışlalarına intikal etmeleri de bü sürenin içindedir. Yılın geri kalan yedi-sekiz ayı, takipten kurtulan teröristler, yeni mevsime kadar toparlanma imkanı bulmaktadır. Kış şartlarına göre de eğitilip donatılmış özel birliklerle te- rörle mücadele kış aylarında da sürdürülmelidir. Teröristlerin kışı geçirmek için köy ve mezralara yerleşmeleri, buralarda barınmaları ve buralardan ihtiyaçlarını temen etmeleri önlen- melidir. Üst Karargahlar Komuta Yerlerini bölgeye taşımalıdır. Birliklere gayret vermek, problemleri yerinde tespit ederek tedbirleri zamanında uygulamaya sokmak ve harekâtı yerin- den sevk ve idare etmek için büyük karargahların komuta yerleri de harekât bölgesine taşınmalıdır. Askerin karşılaştığı sorunlarla komutanlar da karşılaşırlarsa, tedbirler vaktinde alınır. Komutanlar, başarı için, en kritik yer ve zamanda bulunma- lıdırlar. Ülkemizin güvenliğini tehdit eden en kritik yer terö- ristlerin üslerinin ve faaliyet alanlarının bulunduğu bölgeler- dir. Üst düzey komutanlıkların karargahları bölgeye taşınırsa, terör uzun süre varlığını devam ettiremez. Asker nerede ise komutanlar da orada olmalıdır. Asker arazide ise komutanı da arazide, asker kışlada ise komutanı da kışlada bulunmalıdır. Köy Koruculuğu sistemi islah edilerek devam ettirilme- lidir. Geçici Köy Koruculuğunun kaldırılmasını en çok PKK is- temektedir. Güvenlik kuvvetleri, kırsal kesimde köyleri ve mezraları tek tek savunma imkanına sahip değildir. Teröristlerce, ge- celeyin basılan pek çok köye, haberdar edilmelerine rağmen güvenlik kuvvetlerinin yetişemediği çok olay bulunmaktadır. c80C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Teröristin varlığını devam ettirebilmesi için bölgede haki- miyetini tesis etmesine ihtiyacı vardır. Siyasî seviyede de, tak- tik seviyede de PKK için bu zarurettir. PKK’nın köylerine girmesini istemeyen, eylemlerini ve amaçlarını paylaşmayan, devlete bağlı çok Kürt Köyü vardır. Devletin yeterli koruma sağlayamadığı bu köyleri, silahsız ve tedbirsiz olarak PKK’nın insafına bırakmak, Devletin ayıbı ol- duğu gibi, terörün hedefine de yardım edecek en büyük hata olur. Köy Koruculuğu sistemi islah edilerek devam ettirilmeli- dir. Düzenli bir teşkilata sokularak eğitilmeli ve Abdülhamit Han’ın aşiret alaylarına benzer sistem içinde geliştirilerek, kendi köy ve yerleşim yerlerinin PKK’ya karşı korunmasında görevlendirilmelidir. 20 Mart 2009 http://www.adnantanriverdi.com/index.php/askeri- konular/milli-guvenlik-konulari/kurt-dosyasi/224-kurt- meselesi-07-mart-2009.html c81C
c ADNAN TANRIVERDİ C “KEŞKE BU OLAY YAŞANMASAYDI” DEMEK YETER Mİ? Sanatçı Nejat Uygur’u, 2007 yılında, hasta olarak yattığı GATA’ya bağlı TSK Rehabilitasyon Merkezinde, ziyaret etmek isteyen, Başbakan Erdoğan’ın eşi Sayın Emine Erdoğan’ın, türbanlı olması nedeniyle, ziyaretinin engellendiği haberleri, basında yer aldı. Silahlı Kuvvetlerinin, çağdaş kıyafet saplantısını, yakın- dan bilmeyenleri, yaşanan olay şaşırttı. Sayın Genelkurmay Başkanı, Hürriyet Gazetesi Genel Ya- yın Yönetmeni Enis Berberoğlu, Yazı İşleri Müdürü Tufan Tü- renç ve Metehan Demir’i kabulünde verdiği mülakatta konu ile ilgili aşağıdaki açıklamayı yapmış. “S:.Bu konu gündemde çok yoğun tartışılıyor. Herkes TSK’nın başındaki isim olarak bu konuda ne söyleyeceğinizi merak ediyor. C: -Evet. Bu konu çok gündemde. Sayın Başbakan’ın eşinin GATA’yı ziyareti konusunda bir şeyler söylenmesi kanaatindeyim. Tabii bu olayda aslında ben baktığım zaman Sayın Başbakan’ın eşi var olayda. Çok sevdiğimiz saydığımız bir sanatkar Nejat Uy- gur var. Ki o da bir asker çocuğuymuş. Bir de tabii ki Sayın Nejat Uygur’un eşi var. Şimdi üçü olayın odağında. Açıkça söyleyeyim, bu özel bir durum. Altını çizmemiz lazım. Bu nedenle de, bu özel durumlarda olaylara insani boyuttan bakmak doğru olur diye düşünüyorum. Dolayısıyla bu olay, tabii bu kapsamda özel de olduğu için gerçekten insani boyut içeriyor. c82C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C S: -Peki, insanı boyuttan bakınca bunu savunmak kolay mı? C: -Değil? Bunu da açıkça ifade etmek istiyorum. Keşke o şekilde bu olay yaşanmasaydı. Keşke o olay yaşanmasaydı. Bu çok özel bir olay genellenecek bir olay değil. Kimseyi de suçlamak istemiyo- rum. Bazen olaylara karar verirken o andaki şekli de bilmek lazım. Olayda Sayın Başbakan’ın eşi de üzülmüştür. Belki de en çok üzülen Uygur’un eşidir. S: -Peki, tamamen konuyu netleştirmek için soruyoruz. Yani, keşke girebilse miydi, diyorsunuz? C: -Keşke olmasaydı. Keşke bu olay yaşanmasaydı. İnsani bo- yuttan bakarsak bu olayı bugün savunmamız mümkün değil.” Bazıları, Genelkurmay Başkanının, “İnsani boyuttan bakar- sak bu olayı bugün savunmamız mümkün değil.” sözüne dayana- rak, konuşmayı olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorlar. Biz aynı iyimserlikle meseleye yaklaşamıyoruz. Söylenenleri, uygulama alanına geçirilmeyecek popülist bir yaklaşım olarak görüyoruz. Zaten, yapılan uygulamayı, bu gün savunabilecek bir ba- bayiğit de göremiyorum. İfade dikkatlice incelenirse, irtica algılaması ve başörtüsü konusundaki katı tutumun devam ettiği anlaşılmaktadır. Durumun, “çok özel bir durum” olduğunun altı çiziliyor. Sa- vunamamanın sebebi olarak, özel durum gösteriliyor. Bunu genele uygulamanın mümkün olmadığına işaret ediliyor. “Keşke bu olay yaşanmasaydı” deniliyor. Bu ifade, Sayın Emi- ne Erdoğan’ın girişi engellenmeseydi anlayışından çok, keşke Sn. Erdoğan ziyaret teşebbüsünde bulunmasaydı anlayışına daha yakındır. Bu beyanat; Sosyal tesisleri dahil askerî tesislere, İslam’ın şiarı olan başörtüsünün girmesinin yasak olduğunun, eşinin c83C
c ADNAN TANRIVERDİ C başı İslâmî esasa göre örtülü olan subay ve astsubayların, sa- kıncalı olmaya ve YAŞ mağduru olmaya devam edeceğinin, Üniversitelerde ve Kamu kurumlarında başörtü yasağının destekleneceğinin ve TSK’nın önceki anlayış ve uygulamala- rında bir değişiklik olmayacağının işareti olarak algılanmalı- dır. Genelkurmay Başkanının beyanı, Başbakanın eşine yapılan büyük saygısızlık nedeniyle, toplumda uyanan infial karşı- sında, tepkiyi savuşturmak ve vaziyeti idare etmek anlamına gelmektedir. Toplumsal barışın sağlanması için yapılacak giri- şimlerin ilk adımı olmaktan çok uzak görünmektedir. Yanılmayı yeğlerim. *** c84C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C SİLAH ALTINDAKİ ASKER İBADETİNİ YAPABİLİYOR MU? Genelkurmay Başkanı, “Balyoz Emniyet Harekat Planı” ile ilgili olarak yaptığı bir açıklamasında da, “Allah, Allah diye asker taarruz ediyor. Şimdi ben sizlere soruyorum, vicdansızlara so- ruyorum. Allah, Allah diye askerine hücum ettiren bir ordu nasıl Allah’ın evi camiye bomba attırmayı düşünür.” Tabii en doğru söz, bu sözdür. Daha önce de, Harp Aka- demileri konferansında, “Silahlı Kuvvetler halk arasında Pey- gamber Ocağı olarak bilinir” demişti. Keşke söylenenler icraata konulsa. Bu asker, silah altında iken, inancını yaşaması için teşvik ediliyor mu? Kışlalarında, dini yönden önderlik edecek, din görevlileri bulabiliyorlar mı? İbadetlerini yerine getirmeleri için imkanlar sağlanıyor mu? Kışlalardaki mescitlerinde Cuma Namazlarını kılabiliyor- lar mı? Bu askere komuta edecek subay ve astsubaylar, korkmadan, sakınmadan, dini vecibelerini yerine getirebiliyor mu? Subay ve astsubayların eşleri inançları gereği giyinebili- yorlar mı? c85C
c ADNAN TANRIVERDİ C Bu sorulara evet diyebildiğimiz zaman, Ordumuz doğru yola girmiş demektir. Evet diyemiyorsak, gerisi lafı güzaftır. Çünkü, dini eğitim almayan, dini telkinde bulunulma- yan asker, ölüme götüren yolda, Allah Allah diye taarruz edemez *** EMASYA PROTOKOLÜ; EMASYA Protokolünün iptalindeki mutabakat, memnu- niyet verici bir gelişme olarak kaydedilmesi gerekir. Ama, Sn. Genelkurmay Başkanının belirttiği gibi, bu proto- kole gereğinden fazla önem atfedildi. Belki cuntacı zihniyetin işini kolaylaştıracak hükümleri vardı. Ama, bu protokol yapılmadan önce de darbeler yasal dayanak buluyordu. Bu protokol olmadan önce de, garnizon komutanlıkların- da, EMASYA planları hazırlanıyor, emniyet ve asayiş görev- leri yapılıyordu. Bu protokol iptal edildi diye ; EMASYA planları hazırlanmayacak mı? Silahlı Kuvvetlerin ve Kamu kurumlarının içinde, şüpheli ve sakıncalı personel ayırımı yapılmayacak mı? Sivil halkın içindeki fişlemelere son mu verilecek? Yasal sivil toplum kuruluşları ve gazeteler, yandaş ve za- rarlı kategorisine ayrılmayacak mı? Askerin siyaset yapmasının önüne geçilecek mi? İnançları nedeniyle Silahlı Kuvvetlerdeki tasfiyeye son mu verilecek? Bu sorulara evet demek mümkün değildir. İç Hizmet Kanunun 35. Maddesi, TSK’ne rejimi koruma görevi veriyor. Bu görev, kanun maddesi olarak kaldığı süre- c86C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C ce TSK, siyasi iktidarları kontrol altında bulundurmak ve kendince belirlediği kriterlere göre, tehdit değerlendirmesi yapıp, koruma ve kollama görevi ifa etme zorunda olduğu duygusuna kapılacaktır. Güvenlik planlamasının anayasası sayılan MGSB’ de, be- lirtilen iç tehdit alanlarına dikkatini çevirerek, bu alanlardaki gelişmeleri takip ve faillerini düşman kategorisine sokarak, bunlara karşı savunma planları hazırlamayı, kontrolü kaçır- ma risklerine karşı da müdahale yöntemlerini devreye sok- mayı görev bilecektir. 13 üyesi bulunan, TBMM’nin de üzerinde bir istişare ku- rumu olan Milli Güvenlik Kurulunun beş üyesinin asker- den (Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet (Jandarma dahil) Komutan- larından) oluşması, TSK’nin tepesindekilerin iç ve dış siyase- tin ortasında görev yapmalarına sebep olacaktır. Askeri darbeye götüren ve siyasete bulaştıran yasal daya- nak esas bunlardır. Bunları yeniden düzenlemeden, EMAS- YA Protokolünü iptal etmek, çok fazla bir şey ifade etmeye- cektir. *** JANDARMA, ASKER MİDİR? YOKSA KOLLUK KUVVETİ MİDİR? İç Hizmet Kanununun birinci maddesi, Jandarmayı, TSK’nin içinde göstermektedir. 926 Sayılı TSK Personel Kanununun birinci maddesine göre Jandarma Genel Komutanlığı bünyesindeki subay ve astsubaylar da özlük hakları bakımından TSK mensubu sa- yılmaktadırlar. Jandarma subayları Kara Harp Okulunda yetiştirilmektedir. Jandarma Genel Komutanları Kara Kuvvetlerine mensup Orgeneraller arasından görevlendirilmektedir. c87C
c ADNAN TANRIVERDİ C Bir üst rütbeye terfi edecek Jandarma Generalleri ile gene- ral olacak Jandarma Subaylarının durumları İç İşleri Bakanı- nın bulunmadığı YAŞ’da belirlenmektedir. Jandarma Genel Komutanlığının profesyonel personeli dışındaki yükümlü yedek subay, erbaş ve erlerinin, yok- lama ve askere sevkleri Milli Savunma Bakanlığınca yapıl- maktadır. Ama hizmet bakımından Jandarma Genel Komutanlığı İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk kuvvetidir. Bu iki başlılık, Genelkurmay Başkanlığının etki alanını genişletmektedir. Milli İradenin TSK dahil Anayasal tüm kurumlara hakim olabilmesi için, en önemli tedbir; dış güvenliğin TSK’ne, iç güvenliğin de İçişleri Bakanlığına verilmesidir. Bu durumda Jandarmanın Genelkurmay ile olan göbek bağının da kesil- mesi gerekmektedir. TSK, deniz aşırı ve kıtalar arası ittifak ve takviye görevle- ri de dahil, dış güvenlik ve stratejik hedeflere yönlendirilmeli, teşkilat ve donanımı bu hizmetleri yapacak şekilde düzenlen- melidir. Bu görevlerin yanında, büyük toplumsal olayların kontrolü ve tabii afetlerin zararlarının azaltılması görevleri- ne de hazırlıklı olmalıdır. Jandarma Genel Komutanlığı da, İçişleri Bakanlığı bünye- sinde, tamamen profesyonel hale getirilerek, terörle müca- dele dahil iç güvenliğe angaje edilmelidir. *** YASAL MEVZUATTA YAPILACAK DÜZENLEMELER YETERLİ MİDİR? Çin bilgini Konfüçyüs’e atfedilen bir söz var. “Hükümdar adil ise, kanuna gerek yok, c88C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Hükümdar adil değil ise kanunun hükmü yoktur.” Bunun için yasalarda yapılan düzenlemeler yeterli de- ğildir. Kadrolar da adil olmalıdır. Fırsatçılara fırsat vermemek için de siyasi istikrar muhafa- za edilmelidir. Milletin görevi, siyasî istikrarı gözetmek, seçtiği iradenin görevi de, kamu kurumlarında adil şahıslar istihdam etmek ve vesayete imkan veren yasaları düzenlemek olmalıdır. 06 Şubat 2010 c89C
c ADNAN TANRIVERDİ C MGK VE YAŞ’I YENİDEN DÜZENLEMENİN TAM ZAMANI 1961 Anayasası ile getirilen ve 1982 Anayasası ile de pekiş- tirilen, otoritenin TBMM’i ve Hükûmetinden alınarak, Anaya- sal Kurumlara verilmesi uygulamasının en önemli iki Kuru- mundan biri Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ikincisi de Yüksek Askerî Şûra (YAŞ)’dır. Bununla ilgili olarak, 2008 yılının Ka- sım ayında “12 Eylül Gölgesinde Yeni Anayasa Çalışmaları” konulu bir panelde sunduğum bildiride bu iki kurum incelen- dikten sonra, sonuçta, bu kurumların mevzuatında yapılması gereken değişikliği aşağıdaki şekilde ifade etmiştim. “1. Yüksek Askeri Şûra’nın kararları yargı denetimine açılmalı; Silahlı Kuvvetlerden re’sen emekliliğin yargı kararla- rı dışında yapılamaması için 926 Sayılı Silahlı Kuvvetler Perso- nel Kanununda ve sicil yönetmeliklerinde gerekli düzenlemeler yapılmalı; hukuk dışı tasfiyelerle ortaya çıkan mağduriyetle- rin telafisi için, çıkarılacak yasal düzenlemelerin yürürlük ta- rihleri 1982 Anayasasının kabul tarihine götürülmelidir. 2. Milli Güvenlik Kurulunun (MGK) görevi; görevi zaten milli güvenliğin sağlanması olan, Yüksek Askerî Şûra’ya (YAŞ) verilmeli, Bakanlar Kurulundan MGK’ya katılan üyeler de YAŞ’a dahil edilmelidir. 3. MGK’u Cumhurbaşkanı Başkanlığında “DEVLET ŞÛRASINA” dönüştürülmeli, üyeleri TBMM, Yüksek Yargı, c90C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Yürütme ve Bağımsız Kurumların temsilcilerinden oluşmalı, bu kurulda TSK’ni sadece Genelkurmay Başkanı temsil etmelidir. Mil- li Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin kadrosu tamamen sivilleştirilmeli, “Devlet Şûrası Genel Sekreterliği” haline dönüş- türülmelidir...” Milli Güvenlik Kurulu beş Orgenerali bünyesinde bu- lundurarak, TSK’yı politikanın göbeğine oturtuyor ve istişarî bir organ olsa da, TBMM’nin üzerinde bir kurula askerler emir komuta sistemine uygun olmayan bir yoğunlukta üye veriyor. Milli Güvenlikten TBMM’ne karşı Bakanlar Kurulu sorum- ludur. Bu nedenle Bu Kurul Başbakanın başkanlığında toplan- malıdır. Başbakanın Başkanlığında toplanan YAŞ olduğuna göre YAŞ Bünyesinde değişiklik yapılarak, MGK’nun görevle- ri de bu kurula verilmelidir. YAŞ görevleri MGK’nın görevleri ile zaten örtüşüyor. MGK’ na katılan diğer Hükümet Üyeleri yani, Başbakan Yardımcıları, İçişleri, Dışişleri ve Adalet Ba- kanları da YAŞ’ a dahil edilmelidir. Jandarma ile ilgili meseleler ve terfiler YAŞ’ta görüşülüyor ama İçişleri Bakanı YAŞ üyesi değil... Milli Güvenlik, güvenlik planları, stratejileri, tatbikat ve manevralar YAŞ’ta görüşülüyor, ama dış politikanın, milli politikanın tespit ve uygulamasından sorumlu olan Dış İşleri Bakanı YAŞ’ ta yok. Askerî Yargı başlı başına bir olgu, hukuk dışı tasfiyeler ve askerî yargıyı ilgilendiren meseleler, YAŞ’ ta görüşülüyor, ama Adalet Bakanı bu kurulda yok. Savunma, İç İşleri, Dış işleri ve Adalet, Devletin Asli faa- liyet alanlarıdır. Bu bakanlar da YAŞ’a dahil edilirse devletin asli fonksiyonları, güvenlikten sorumlu Başbakanın Başkanlı- ğında toplanacak bu kurulda görüşülebilir. c91C
c ADNAN TANRIVERDİ C Diğer taraftan, Başbakanın olmadığı zamanlarda, Kabine- ye Başbakan Yardımcıları vekalet etmektedir. Sonra koalisyon hükûmetlerinde, koalisyon ortaklarına başbakan yardımcılık- ları veriliyor. Hem YAŞ’ ya kabinede sorumlu bir bakanın başkanlık yapması, hem de koalisyon ortaklarını YAŞ dışın- da bırakmamak için Başbakan Yardımcıları da YAŞ’ ya dahil edilmelidir. YAŞ’ nın görevlerini düzenleyen 3. maddede, fıkralar “gö- rüş bildirmek” şeklinde bitiriliyor. İstişarî bir kurul olduğu, daha da vurgulanmalıdır. Yani burada alınan kararların ayrı- ca, icraya dönüşebilmesi için yetkililerin onayına ihtiyaç var demektir. Yetkililer de, ya ilgili bakandır, ya bakanlar Kuru- ludur, ya da Bakan, Başbakan ve Cumhurbaşkanıdır. Olağan dışı toplantılarına, Genelkurmay Başkanı veya Milli Savunma Bakanının teklifi ile Başbakan Karar vermeli. Gündemi için Başbakanın onayı alınmalı. Gerek duyuldu- ğunda YAŞ’ a Cumhurbaşkanı Başkanlık edebilmelidir. Yukarıdaki şekildeki bir değişikliğin, Milli iradenin hákimiyeti için gerekli ve yeterli olduğu kanaatindeyim. 31 Mart 2010 http://www.adnantanriverdi.com/index.php/askeri- konular/milli-guvenlik-konulari/kurt-dosyasi/224-kurt- meselesi-07-mart-2009.html c92C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C TÜRK ORDUSU DEMOKRATİKLEŞEBİLİR Evet bu mümkün dür. Belge krizinde, Genelkurmay Milleti karşısına aldı. Belki gerçekten, ortaya çıkan belge, Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün, Genelkurmay’a komplosudur. 3.Bilgi Destek Şubesi bünyesinden veya ilişkili bir birim- den, Ergenekon uzantısı bir subay, Dz.P.Kur.Alb. Dursun Çicek’in imzasını taklit ederek (her halde çok deneyerek mümkün olabilir), ortada dolaşan belgeyi hazırlamış; sonra aslını muha- faza ederek, fotokopisini Haziran’da, aslını da Ekim’de servis etmiş olabilir. Bu kişi, vatansever subay olarak basına yansıyan, ıslak im- zalı belgeyi ve ortada dolaşan bir kısım bilgileri de ekleyerek ihbar eden kişi de olabilir. Yani hakikaten Genelkurmay, Ergenekon’un bir koplosu ile karşı karşıya kalmış olabilir. Bu belge Genelkurmay Başkanının direktifi ile hazırlanmış irtica ile mücadele planının aynı olsa idi, Birkaç subay feda edilip bu meselenin içinden sıyrılınabilirdi. Genelkurmay Başkanı Org. Sn. İlker Başbuğ, gerçekten Si- lahlı Kuvvetleri Hukuk çizgisine çekme gayreti içinde bulu- nabilir. Bu ihtimal kuvvetli bir şekilde mevcuttur. c93C
c ADNAN TANRIVERDİ C Bu bakımdan Genelkurmay Başkanımıza seslenmek isti- yorum. Durum böyle ise, Silahlı Kuvvetleri Hukuk Çizgisine çek- me gayretinde, uygulanan strateji çok yanlıştır. Mensubiyet duygusu ile Silahlı Kuvvetlerin darbeci geçmi- şine sahip çıkılarak ve meseleler örtbas edilerek sağlıklı sonu- ca varılamaz. Sonra sorumluluk almadığınız dönemlerin faturasını da size ödettirirler. Kimseyi de kendinize inandıramazsınız. Vic- danınızla Ergenekon zihniyeti arasında sıkışır kalırsınız. Gerçekten, darbeler döneminin geçtiğine, Silahlı Kuvvetle- rin siyasete bulaşmamasına ve hukuk çizgisinde kalması ge- rektiğine inanıyorsanız, “Silahlı Kuvvetlerin Demokratikleş- mesi” meselesini Kasım sonu veya Aralık başında yapılacak yılın ikinci Şûra toplantısına getirmelisiniz. Demokratik olması için, kararın Yüksek Askerî Şûra’da alınması da ayrı önem taşır. Şûra’da; Silahlı Kuvvetleri siyasetle ilgilenmek zorunda bı- rakan, darbe ve müdahalelere sevk eden, Milletin Jandarması konumuna sokan, kışlasından çıkaran, iç güvenliği dış güven- liğin önüne geçiren sebepler görüşülmeli ve sonunda, Millete aşağıdaki açıklama yapılmalıdır. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda, Silahlı Kuvvetlerimizin üstlendiği, Cumhuriyeti koruma ve kollama misyonu, Dev- letin Yasama, Yargı ve Yürütme Erkleri ile bilinçlenmiş sivil toplum kuruluşları tarafından etkili bir şekilde üstlenilebile- ceğinden, artık bu görev silahlı kuvvetlerimizden alınmalıdır. Bunun için TSK İç Hizmet Kanunun 35 inci maddesi, TSK’nin, idareye re’sen el koymasına yasal dayanak yapılamayacak şe- kilde değiştirilmelidir. c94C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Genelkurmay Başkanı dahil beş Orgeneralin Milli Güven- lik Kuruluna üye olması, Silahlı Kuvvetlerimizin üst Komuta Kademesini ve Karargahlarını iç ve dış siyaset ile aktif olarak ilgilenmek mecburiyetinde bırakmaktadır. Olumsuzluklara sebep olan bu durumun düzeltilmesi için MGK ‘nun oluşumu ve görevleri ile ilgili yasal mevzuat yeniden düzenlenmelidir. Milli Güvenlik Siyaseti Belgesinde (MGSB) belirtilen iç teh- ditlere karşı tedbir alma görevi verildiğinden, Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan “İrtica İle Mücadele” ve benzeri iç güvenlik görevlerine ait planlar, TSK’ ni millete karşı savun- ma planları hazırlayan, Milletin bir kısmını tehdit ve düşman olarak algılayan bir güç konumuna sokmakta ve Millet ile TSK’nin arasına büyük uçurumlar koymaktadır. Bu tür teh- ditler, asayiş meselesi olarak algılanmalı ve bertaraf edilmesi görevi Silahlı Kuvvetlere verilmemelidir. Silahlı Kuvvetler personeli, savaş hukukuna göre yetişti- rildiğinden, iç güvenlik görevlerinde kullanılması, kendi va- tandaşlarımıza karşı hukuk dışı uygulamalara sebep olmak- tadır. İç güvenlik ve asayiş görevleri, hukuk nosyonuna sahip güvenlik güçleri tarafından üstlenilmeli, Silahlı Kuvvetler, ta- mamen dış tehditlere karşı donatılıp eğitilmelidir. Bu nedenle, Silahlı Kuvvetlerimiz, aşamalı olarak aktif iç güvenlik görev- lerinden çekilmelidir. Yüksek Askerî Şûra, Silahlı Kuvvetlerimiz ile ilgili Kanun, Tüzük ve Yönetmelik Taslakları, Strateji, konsept, hedef ve ana programlar hakkında görüşler bildiren bir istişare orga- nıdır. 1982 Anayasası ve daha sonra 926 sayılı TSK Personel Kanununda yapılan değişikliklerle, bu kurula verilen yetkiler ve bu yetkilerin yargı denetimi dışında tutulması, YAŞ’nın hukuk dışı uygulamalar yapan bir kurum olarak algılanma- sına ve bazen de keyfiliğe sebep olmaktadır. Askerliğin teme- c95C
c ADNAN TANRIVERDİ C li disiplin, disiplinin olmazsa olmazı da İTAAT ve HUKUKA riayettir. Her ne sebep olursa olsun, idarî işlemler yargı dene- timine kapalı olmamalıdır. Bunun için Anayasa’da ve Kanun- larda gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Kuruluş amacı Askerî Disiplinin temini olan Askerî Mah- kemelerde, askerî sistem içinde, hakim güvencesi zedelendi- ğinden, yargı birliği sağlanacak şekilde, ama askerî disiplinin zedelenmesini önleyecek tedbirler alınarak, Askerî Yargı Siste- mi yeniden düzenlenmelidir. Kuvvet Komutanlıkları kuruluşunda bulunan askerî okul- lar Milli Savunma Bakanlığına bağlanmalı; askere alma işlemi ve sorumluluğu, yükümlülerde olduğu gibi profesyonel per- sonelde de MSB lığına bırakılmalıdır. Uygulamalı eğitimi içe- ren sınıf okulları ise Kuvvet Komutanlıklarına bırakılmalıdır. Eğer ilk Yüksek Askerî Şûra veya Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Sn. Genelkurmay Başkanının teşviki ile, asgari yukarıdaki alanlarda benzer kararlar alınarak Kamu Oyuna açıklanır ise; Silahlı Kuvvetlerimizin üst yönetimi ile Milletimiz arasında oluşan soğukluk yerini sevgi ve muhab- bete bırakacaktır. Sayın Genelkurmay Başkanımızın 14 Nisan Harp Akade- mileri konuşmasında sivil-asker ilişkilerindeki sözlerini hatır- larsak, Genelkurmay Başkanının yetkilerini devretmeye istek- li görülmemektedir. Ancak, 26 Ekim tarihli Genelkurmay Bilgilendirme Notun- daki; “Türk Silahlı Kuvvetleri, her ortamda, hukuk devleti ilkeleri- ne, hukukun üstünlüğüne, soruşturma usul ve yöntemlerine bağlı olduğunu söylem ve eylemleriyle ortaya koymuştur ve koymaya da devam edecektir.” sözüne baktığımızda, yukarıdaki düzenleme- lerin asker tarafından kabul edilmesi zor olmayacaktır. Yukarıdaki düzenlemelere, bir sonraki olmazsa, ondan son- raki Genelkurmay Başkanı rıza göstermek zorunda kalacaktır. c96C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Dünyadaki değişimin farkına varılmalıdır. Darbeler ve dayatmalar dönemi geçmiştir. Genelkurmay Başkanı Sn. İlker Başbuğun değişimin tetiği- ni çekmek için şansı büyüktür. Yakın çalışma arkadaşları ile, emir komuta bağlantısı dışın- da, hoca-talebe ilişkisi; yakın çalışma arkadaşlarının da emrin- deki üst düzey generaller arasında da aynı bağ bulunmaktadır. Eğer, ortada dolaşan belge gerçekten Genelkurmay Baş- kanlığında hazırlanmamışsa ve Silahlı Kuvvetlerin eylem ve işlemlerine hukuk hakim kılınmak isteniyorsa, köklü değişik- lerin yapılma zamanı gelmiştir. Yapın bu değişiklikleri... Türk Tarihine, Devletin ayağına köstek vuran değil, De- mokrasi Kahramanı olarak geçin. Meselenin esas çözümü buradadır. Yoksa, 10-15 subay dar- be teşebbüsünden ceza alıp, meselenin kapatılması, çözüm değildir. Sistem böyle kaldığı sürece, Çiçekler gider, böcekler gelir. Şahıslarla uğraşmayı bırakıp, sistemi gözden geçirelim. Taşlar yerine oturtulursa, belki Ergenekon yargılamasında 28 Şubat sorumluları da yargıç önüne çıkarılır. Ama, gerilim ortadan kalkarsa, bölücülere tanınan açılım imkanı, darbe sa- nıklarına da tanınır. Millet de onları gönül rahatlığı ile affeder. Asker-Millet yeniden kaynaşır. Darbe ve müdahaleler tari- he karışır. Milletin ayağındaki prangalar kırılmış, Devletimiz de Dünya Milletler ailesinde layık olduğu yüksek yerini alır. Arada bir maceracı çıkarsa da, çıkarırız yargı önüne, hukuk da onun hakkından gelir. Her şey, herkes için daha iyi olur. 02 KASIM 2009 c97C
c ADNAN TANRIVERDİ C POLİTİKA, ASKERÎ GÜCÜ KULLANABİLMELİDİR Devletler, milli güç unsurlarını kullanarak oluşturduğu po- litikalarla, milli dış politik hedeflere ulaşabilirler. Askerî güç, milli hedeflere ulaşmada, uygulanacak politi- kaların belirleyici önemli bir unsurudur. Coğrafi konum, ekonomik, psiko-sosyal, politik güç ve in- san gücünün yanı sıra askerî güç, devletlerin politik alanda, savaşa kadar giden uygulamalarla, başka devletler üzerinde uygulanacak yaptırımları belirlerler. Barıştan-Savaşa Askerî Gücün kullanılması; Güvenlik meselesi devletlerin asli fonksiyonlarındandır. Modern silahlarla donatılmış, iyi eğitilmiş disiplinli ve ye- terli büyüklükteki bir ordu düşmanca davranışlar besleyen dış güçler için caydırıcı bir milli güçtür. Ordunun barış faaliyetleri hasmı caydırıcı ve saldırıyı önleyici etkinlikleri içermelidir. Barışta; Her türlü eğitim ve özellikle basına açık, büyük birlik se- viyesindeki her kuvvetin münferit veya birden fazla kuvvetin müşterek yaptığı kapalı salon (plan tatbikatı, plan semineri, harp oyunları) ve arazi tatbikatları (sonbahar ve kış tatbikatları); c98C
c DAHA GÜÇLÜ ORDUYA C Deniz Kuvvetlerimizin, kendi denizlerimizde, uluslar arası sularda ve uzak denizlerde bayrak göstermesi, liman ziyaret- leri, tatbikatlar ve karakol görevleri; Seferberlik deneme tatbikatları; Müttefik ülkelerle müşterek ve birleşik tatbikatlar icra edil- mesi; Birleşmiş Milleteler barış gücüne birlik gönderilmesi; Sınır ötesinden yönelen sinsi tehditlere karşı, sınır ötesi ör- tülü harekât icrası; Gerginlik Dönemi ve Savaşta; Enterne, tecrit, ambargo ve abluka uygulamaları; Alarm ve kısmî veya genel seferberlik ilan edilmesi; Askeri birliklerin sefer görev bölgelerine intikal ettirilmeleri; Sınır ötesi, önleyici taarruzî savunma harekâtı icra edilmesi; Sınırlardan itibaren genel savunma planlarının uygulan- ması; Ülkenin işgale maruz kalması halinde, Gayri Nizami Kuv- vetler dahil bütün varlığı ile topyekün savunmanın uygulan- ması; faaliyetleri Silahlı Kuvvetlerimizin yurt savunmasında, barıştan-savaşa varan bir sürecte, görevleri ve bu görevlerin takip edeceği safhalardır. Milli Politika; Kısaca, milli hedeflere ulaşmada milli güç unsurlarının kullanma yöntemleri olarak tanımlanabilir. Yani askerî güç milli politikada kullanılacak önemli bir un- surdur. Milli hedefler ve uygulanacak politikalar, Türkiye Büyük Millet Meclisinden onay almış hükümet programlarında be- lirlenir. c99C
c ADNAN TANRIVERDİ C Milli Güvenlik Siyaseti Belgesinde detaylandırılır. TBMM denetiminde, Bakanlar Kurulu sorumluluğunda Dı- şişleri Bakanlığı tarafından uygulama alanına sokulur. Savunma, adalet, içişleri ve dışişleri İCRANIN aslî faaliyet alanlarıdır. Bu faaliyet alanlarını düzenleyemeyen topluluklar devlet olma vasfını kazanamazlar. Adalet ve içişleri, içeride hukuku hakim kılıp, asayiş ve dü- zeni sağlarken; savunma ve dışişleri devletin sınır ötesi alaka ve menfaatleri ile dışa karşı güvenliğini sağlayan organizas- yonlardır. Dış Politika Milli Güç Unsurlarına Dayanmalıdır. Diplomatik girişimler, arkalarındaki gücü tanırlarsa ve neye muktedir olunduğunu bilirlerse, ülke menfaatlerini daha iyi savunabilirler. Bu bakımdan, askeri gücün ve fiili savaşın yönetilmesi dı- şında, yukarıda sayılan askeri görev ve faaliyetler, milli politi- kanın belirlenme ve uygulanma sorumluluğu olan kurumlar tarafından yönlendirilip, takip ve kontrol edilmelidir. Yani, Kara Kuvvetlerinde Kolordu ve Ordu seviyesinde, De- niz Kuvvetlerinde saha komutanlıkları ve donanma Komutan- lığı seviyesinde, Hava Kuvvetlerinde kuvvet seviyesinde yapı- lan plan tatbikatı, plan semineri, harp oyunu, arazi tatbikat- ları ve manevraların, konusu, yeri ve zamanının Genelkur- may Başkalığının da görüşü alınarak, Dışişleri Bakanlığının önerileri ve Bakanlar Kurulunun kararı ile belirlenmelidir. Bu seviyedeki tatbikatlara, Dışişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı katılmalı veya gözlemci göndermelidir. Aksi takdirde; 2003 yılında olduğu gibi, hükümet ABD’nin Irak’ı işgal krizini atlatmaya çalışırken, 1. Ordu Komutanlığında, darbe c100C
Search
Read the Text Version
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
- 9
- 10
- 11
- 12
- 13
- 14
- 15
- 16
- 17
- 18
- 19
- 20
- 21
- 22
- 23
- 24
- 25
- 26
- 27
- 28
- 29
- 30
- 31
- 32
- 33
- 34
- 35
- 36
- 37
- 38
- 39
- 40
- 41
- 42
- 43
- 44
- 45
- 46
- 47
- 48
- 49
- 50
- 51
- 52
- 53
- 54
- 55
- 56
- 57
- 58
- 59
- 60
- 61
- 62
- 63
- 64
- 65
- 66
- 67
- 68
- 69
- 70
- 71
- 72
- 73
- 74
- 75
- 76
- 77
- 78
- 79
- 80
- 81
- 82
- 83
- 84
- 85
- 86
- 87
- 88
- 89
- 90
- 91
- 92
- 93
- 94
- 95
- 96
- 97
- 98
- 99
- 100
- 101
- 102
- 103
- 104
- 105
- 106
- 107
- 108
- 109
- 110
- 111
- 112
- 113
- 114
- 115
- 116
- 117
- 118
- 119
- 120
- 121
- 122
- 123
- 124
- 125
- 126
- 127
- 128
- 129
- 130
- 131
- 132
- 133
- 134
- 135
- 136
- 137
- 138
- 139
- 140
- 141
- 142
- 143
- 144