Important Announcement
PubHTML5 Scheduled Server Maintenance on (GMT) Sunday, June 26th, 2:00 am - 8:00 am.
PubHTML5 site will be inoperative during the times indicated!

Home Explore 46 - Derin Tarih_Ocak 2016

46 - Derin Tarih_Ocak 2016

Published by sedatfurkanileri, 2019-10-27 11:49:34

Description: 46 - Derin Tarih_Ocak 2016

Search

Read the Text Version

Türk Tarihi halifesinin onlara diyecek tek bir ter” diye haber gönderdiğinde Tuğ- Doğrusu Türkmenler hiçbir siyasî sözü bile yoktu. Bağdat’ta bir Türk- rul Bey Halife’ye “Benim askerlerim sınıra riayet etmiyorlardı. Bir yan- menin öldürülmesi üzerine Tuğrul pek çoktur ve bu ülkeler onlara yet- dan yeni dinin verdiği coşku, gaza Bey, “Halifeye saygım olmasaydı miyor” cevabını vermişti. ve fetih arzusu, diğer yandan ye- bütün Bağdat’ı kılıçtan geçirebilir- ni yurt arayışları onları rakipleri- dim” demiş, bu da halifenin kula- Hakikaten Türkmenler “karınca- ne karşı daha güçlü kıldı. Bu sayede ğına gitmişti tabii. O da biliyordu lar ve çekirgeler gibi” batıya doğru Azerbaycan kısa sürede Türkleşmiş ki, Türkmenlerin önünde duracak akıyordu. Aslında İran’da merkezî ve Anadolu için önemli bir insan de- hiçbir güç yoktu. Bu yüzden Tuğrul bir yönetim oluşturmaya çalışan posu haline gelmişti; ama Türkmen- Bey’e “Fethettiğiniz ülkeler size ye- Selçuklu idaresinin de ana politi- lerin yığıldığı tek yer burası değildi. kası Türkmenlerin daha batıya git- mesiydi. Çünkü onlar istikrarsızlık Dandanakan’ın üzerinden daha unsuruydular ve sık sık ayaklanma 20 yıl geçmeden Kuzey Suriye top- çıkarıyorlardı. Sınır boylarına git- rakları Hanoğlu Harun, Sunduk, Şöklü, Atsız, Afşin ve Kurlu Beyler meleri ülkenin yeni toprak- tarafından zapt edildi (1060-70). Bu lar kazanmasına da arada kendilerine Yavgıyye (Yabgu- vesile oluyordu. lular)denilen bir grup Türkmen, Fi- listin topraklarına girip yerleşmiş- lerdi bile. Başlarında Erbasgan Bey bulunuyordu. Erbasgan (ya da İlba- san) Alparslan’ın eniştesiydi. Ona itaatsizlik ettiği için Sultan’ın hış- mından korkup Bizans’a sığınmıştı. Yavgıyye Türkmenleri de Kurlu, Atsız ve Şöklü’nün idaresinde “Fi- listin’e giren ilk Türkler” olarak önce Balka ve Numan Kalesi’ni ele geçirdiler. Daha sonra Ku- düs yakınlarındaki Remle’yi zaptederek burayı merkez yaptılar. Kurlu Bey burada bir Türkmen Beyliği mey- dana getirdi. Ama kısa sü- re sonra Remle Fatımîle- rin eline geçtiği gibi Kurlu Bey de vefat etti. Onun yerine geçen At- sız Bey Remle’yi geri al- dı. Bununla kalmayarak beyliğin sınırlarını hızla genişletti. Sur, Akka, Ku- düs, Trablusşam, Humus, Rafendiye şehir ve kaleleri Atsız’ın hakimiyetine gir- di. 1076’da ise Dımaşk, ya- ni Şam Mısır Fatımîlerinin elinden alındı. O zamana ka- dar Dımaşk camilerinde oku- nan Şii ezanındaki “Hayya a’lâ hayri’l-amel” ibaresi de kaldırılıp Sünni ezanına dönüldü. 2016 OCAK / DERİN TARİH 49

Türk Tarihi Atsız’ın genişlettiği Selçuklu ha- tesis edilen Memluk idaresinin de da nüfus sevk ettiler. Dulkadirliler kimiyeti Sultan Melikşah’ın kar- en önemli askerî gücünü oluşturdu- ve Ramazanoğulları beylikleri on- deşi Tutuş’u bölgeye göndermesiy- lar. ların eseri olarak ortaya çıktı. Dö- le daha da güçlendi (1078/79). Tutuş ğerler Akkoyunlulara, Şamlular da 1080’de Halep’te Mirdasoğlu idaresi- Yassıçemen Savaşı’nda (1230) Ha- Safevilere geniş destek verdiler. Or- ne son verdi. Öte yandan Anadolu rezmşahların Moğollara yenilmesi ta Anadolu’daki Bozok adı da yine fatihi Kutalmışoğlu Süleymanşah bölge tarihini derinden etkileyen Suriye Türkmenlerinin bir hatırası da Antakya’yı ele geçirmiş (1084), bir dizi olayın kapısını araladı. Mo- olarak meydana çıktı. hakimiyetini Kuzey Suriye’ye doğ- ğol istilasının önündeki Harezm- ru genişletmeye başlamıştı. Artık şah seddinin yıkılması Moğollara Yavuz Sultan Selim’in Mısır se- Anadolu ile Suriye arasında sınır sadece Ortadoğu kapısını açmadı; feri Suriye Türkmenlerini Osmanlı kalmamıştı. onların önünden kaçan Türkmen- Devleti ile birleştirdi. Osmanlı ida- ler önce Azerbaycan’ı, sonra Ana- resi bölgenin vergi gelirlerini ya- Kadere bakınız ki, Selçuklu ai- dolu’yu doldurdular. Bu yeni nüfus zarken onları Halep Türkmenleri, lesinin iki kolu, Arslan Yabgu’nun gücü Anadolu’daki Türk nüfusunu Şam Türkmenleri, Salur ve Çoğun Türkmenleri ile Tuğrul Bey’in Türk- artırmakla kalmadı. Bunlardan 40 Türkmenleri adlarıyla kayda geçir- menleri Suriye topraklarında yeni- bin çadırlık bir grup Memluk Dev- diler. Bu onların neredeyse 400 yıl den birleştiler. Ama güçlü bir itti- leti’nin sınırlarını aşarak Kuzey Su- sahiplenecekleri yeni adları oldu. fak yerine pis bir nifak içine düşüp riye topraklarına girdi. Memluk Sul- Aynı zamanda imparatorluk sınır- birbirleriyle mücadeleye giriştiler. tanı Baybars da bunlara Gazze’den ları içinde serbestçe seyahat etme Halep’e birkaç fersah mesafedeki Diyarbekir’e kadar olan sahada özgürlüğü de kazandılar. Bu sayede Aynu Seylem’de Tutuş’un ordusuy- yurtluk verdi. yaylak için Sivas, Kayseri, Nevşehir la karşılaşan Süleymanşah yenildi. hattına çıkmaya başladılar. Bazıla- Tutuş’un karşısına elleri bağlı çık- Döğer, Avşar, Köpekli, Gündüzlü, rı kışlak sahalarına, yani Suriye’ye mayı kendine yediremeyip bıçağını Kutbeğli, Özerlü, Bayat, Harbende- dönmeyip ya bölgedeki aşiretlerin kalbine sapladı. lü, İnallu, Doğancıoğulları, Bozok- arasına karıştılar ya da yerleşik ha- lu, Üçoklu gibi isimler taşıyan bu yata geçtiler. Haçlılara rağmen... Türkmenler zaman içinde Mem- luk Devleti’ne 180 bin asker verecek Halep Türkmenleri Beğdili, Dö- Kardeşler savaştı savaşmasına nüfus gücüne ulaştılar. Hatta 14. ğer, İnallu, Köpeklü Avşarı, Gündüz- da Kuzey Suriye uzun yıllar Türk- yüzyıl boyunca Memluk sahasında lü Avşarı, Beğlik Avşarı, Harbende- men hakimiyetinde kalmaya de- meydana gelen pek çok siyasî geliş- lü, Bayad, Peçenek-Şah Meliklü gibi vam etti. Yıllar içinde Zahireddin mede etkin rol oynadılar. büyük tayifelere ayrılıyordu. Göçer Tuğtekin, Nureddin Zengî gibi hayvancılıkla uğraşan bu kitle Şam, güçlü beyler Türkmenleri et- Türkmenler yaşamlarını sa- Antep, Birecik, A’zâz, Hamâ, Sürûc, raflarında toplamayı başardı- dece Suriye’de sürdürmediler. Râvendân, Menbiç, Rumkale, Gün- lar. Haçlı baskılarına rağmen Vaktiyle Azerbaycan’ın oyna- düzlü, Bakrâs, Behisni, Kınık ve Ma- Türkmenleri bölgeden çı- latya’ya kadar geniş bir alanda ha- karmak mümkün olma- dığı nüfus deposu rolünü yatlarını sürdürüyorlardı. Elbette dı. Üstelik Suriye’nin en üzerlerine alarak Anado- zaman içinde kendi bölgelerinde de kuvvetli savunucusu lu’ya külliyetli miktar- yerleşik hayata geçiyorlardı. 16. yüz- oldular. Bölgede yılın sonlarına doğru tahmini nü- fusları 50-70 bin arasındaydı. 50 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Haseki lerin Türkiye ile bağlarının kopa- rılması için elinden geleni yap- Halep Rakka maktan geri kalmadı. Türkmenler Müslüman-Suriye vatandaşı kate- Lazkiye İdlib gorisinde ele alınıp kültürel kim- lik haklarından mahrum bırakıldı. Hama Deyrizor Her ne kadar Ankara İtilafname- si’nde İskenderun Sancağı’ndaki Tartüs Türkler için dil ve kültürün geliş- tirilmesi bahsi konulmuşsa da bu Humus konu Suriye’nin geneline teşmil edilemedi. Türkiye de bu konuda Şam hiçbir çabanın içinde olmadı. Küneytire Suriye Türkmenlerinin nüfusu Dera Süveyde » Haritadaki kırmızı alanlar konusu da hiçbir zaman tam ola- rak bilinmedi. Çünkü görünürde Türkmenlerin yoğun olarak Suriye yönetimi Müslüman kim- yaşadığı bölgeleri gösterir. liklerin hepsini Arap sayıyordu. Bu yüzden nüfusa dair ayrıntılı açık- » Mazlum lamalar yapılmıyordu. Ancak yine Türkmenler önüne alınmadı. Vaktiy- de en az 1,5 milyon Türkün varlı- Demiryolu tarihî Günümüzde le büyük umutlarla in- ğından söz edilmektedir. Bu Türk- iç savaştan şa edilmiş olan Bağdat menler Şam, Halep, Humus, Ba- bağları kesti muzdarip mazlum Demiryolu hattı Suriye yır-Bucak (Lazkiye), Hama, Golan İlginçtir, Suriye Türkmenlerin ile Türkiye’yi bıçak gibi (Kuneytra), Tartus, Rakka, Idlib ve Suriye’nin kuzey Dera’da şehir merkezlerinde ve et- Türkmenleri ya da Os- rafında yüzlerce köyde yerleşik halde yaşıyorlar. manlılardaki adıyla Ha- kesti. Lazkiye bölgesinde yaşayan lep ve Şam Türkmenleri ve batı sınırlarında Türkmenlere buradaki Bayır ve Bu- cak adlı iki ilçeden dolayı Bayır-Bu- bir yandan Anadolu’ya yoğunlaştığı Görüşmeler sırasın- cak Türkmenleri deniliyor. Şam ve etrafındaki köylerde yaşayanlara nüfus transfer eder- görülür. da Osmanlıların atası Şam Türkmeni, Halep şehri ve et- rafındakilere de Halep Türkmen- ken, Osmanlı idaresi de Süleymanşah’ın türbe- leri adı veriliyor. Diğer bölgelerde- kiler ise genel olarak Türkmenler Suriye bölgesine Türk- sinin bulunduğu Caber diye anılıyor. men iskân ediyordu. 1690’dan itiba- Kalesi’nden geçirilmesi arzulanan Bundan dolayı son günlerde her ren Rakka, Beliç, Münbiç bölgesine sınır çizgisi daha kuzeye çekilerek ne kadar sadece Bayır-Bucak Türk- Anadolu’dan çok sayıda Türkmen şimdiki haline getirildi. Caber Ka- menleri ifadesi sıkça kullanılsa da aşireti gönderilerek mecburî is- lesi ise sembolik olarak Türk top- gerçekte Suriye’nin köşe bucağı kân yapıldı. Amaç bir yandan Ana- rağı olarak tanındı. Sınırın diğer Türkmenle doludur ve onları Tür- dolu’da istikrarsızlık unsuru olan yanında kalanlar için “öte taraf”, kiye’den sadece bir sınır ayırmış- grupları zapt u rapt altına almak, pasaportla geçilebilen karanlık bir tır. diğer yandan yine onlar sayesinde ülkeye dönüşürken demiryolu bı- hac yolunun güvenliğini sağlamak- çağı aynı zamanda akrabalık bağ- Tufan Gündüz larını da kesti. Türkmen adı Türki- Prof. Dr., Hacettepe Üniversitesi Türkiyat tı. Bunda kısmen başarılı olundu. Araştırmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi. Suriye Türkmenlerinin kaderi- ye ile bağlantısı olmayan bir siyasî ni belirleyen en önemli olay, hiç kimliğe büründürülüp yıllarca şüphe yok ki 1. Dünya Savaşı ve gözlerden kaçırıldı. Halbuki Türk- ardından yaşanan Millî Mücadele ler ya da Suriye Türkmenleri sade- dönemi oldu. Suriye İngiliz işgali- ce bir sınır çizgisiyle Anadolu’nun ne uğradı. Sonra Fransızlar geldi. dışına itilmişlerdi. Türkmenlik ise Ama daha büyük felaket 1921’de onların soy köklerinin Anadolu Fransızlarla imzalanan Ankara İti- Türkleriyle bağını göstermekten lafnamesi’nde yaşandı. Türkiye ile başka bir şey değildi. Ama işler öy- Suriye arasındaki sınır çizilirken le gitmedi tabii. Suriye yönetimi de Türkmen- etnik veya dinî hususlar hiç göz 2016 OCAK / DERİN TARİH 51

KÜTÜPHANE FİKRİ OLMAYAN BİR İLİM VE DÜŞÜNCE DÜNYASI OLUR MU? DEFTER Bir üniversite düşünün ki kütüphanesi olmasın! Veya bir kütüphanesi var kimse- nin umurunda değil! Acı gerçek şudur ki son yıllarda binaları, maddi şartları hayli iyileştirilmiş Türk üniversitelerinin kahir ekseriyeti kitap ve kütüphane açısından böyledir. İSMAİL KARA geçtiği/hâlâ geçmekte olduğu ve “Milli ra’ya, Ankara, TTK Basımevi, 1982, Kütüphane” ile alakalı bulunduğu için 181 s.) ilgimi ve ümitlerimi artırmıştı. » Prof. Dr., Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi temsil gücü yüksek olmalı: Belki oğlu Tevfik Bey’in, bir Diyanet İslam Felsefesi Emekli Öğretim Üyesi. reisinin evrakına, notlarına da ulaşa- 1989 yılının ilk günlerinde o sırada bilirdik. K itap-kütüphane fikri ve bunun- TRT İstanbul Televizyonu müdürü la alakalı olarak kütüphanelerin olan sayın Mustafa K. Gerçeker’le gö- Konuşmalarımızdan anlaşıldı ki bizzat kendileri (kitap türleri, yapıları, rüşmeye gitmiştim. Sebeb-i ziyaretim Mustafa Bey’in bu konularda yeter- iç donanımları, çalışma mekânları ve Mustafa Bey’in ilk Şeriye ve Evkaf li bilgisi yok, ilgisi de çok fazla değil. imkânları, personeli, hizmetleri, tasni- vekili, aynı zamanda Millî Mücadele Yalnız önemli bir şey söyledi bana; fi, hedef kitlesi…) herhalde tek başına kahramanı, ulemadan Mustafa Fehmi babasının vefatından sonra Mustafa ele alınamaz. Bu konu bir ülkenin, bir Gerçeker’in torunu ve Diyanet İşle- Fehmi Gerçeker evrakını Millî Kütüp- “ortam”ın, bir iddia ve davanın eği- ri başkanlarından Tevfik Gerçeker’in hane’ye vermişler. Eski harfli oldukları tim sistemiyle, ilim, kültür ve sanat oğlu olmasıydı. O yıllarda ilgilendiğim için bu evrakın ne olduğuna dair tam anlayışıyla, üniversitelerinin/akademi konular itibariyle Cumhuriyet’in ilk bir malumata sahip değil fakat ba- mensuplarının ufku ve kapasitesiyle, yıllarını görmüş-yaşamış hoca ve şeyh- basından duyduğuna göre bu evrak kitap kültürü, zevki ve okuma alışkan- lerle, tarikat mensuplarıyla, medrese- arasında Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin lığıyla, nihayet bütün bu alanlarla ilgi- lilerle görüşmek ve kendi meslek ve evrakı da varmış, bakanlık 3 Mart li kişileri/bürokrasisiyle zaruri olarak meşrepleriyle ilgili neler yaşadıklarını, 1924’te lağvedilince evrak bunlara in- irtibatlıdır. Birçok alanla iç içe, bitişik din eğitimini yahut tarikat terbiyesi- tikal etmiş. yahut yan yana bir mesele. ni nasıl sürdürdüklerini, bugünden o zamanları nasıl değerlendirdiklerini İzi sürülecek bir işaretti bu benim Onlarcasıyla karşılaştığım (kitapse- öğrenmek, tesbit etmek peşinde idim. için… ver meslektaşlarımızın binlerce benze- Vefat etmiş olanların da hatıralarını, riyle karşılaştığı) bir hikâye anlatarak notlarını arıyordum. Mustafa Fehmi İlk Ankara’ya gidişimde Millî Kü- yazıya başlamak münasip olur sanı- Efendi’nin hatıralarının kısmen yayın- tüphane’de bu evrakın peşine düştüm. rım. Hikâye siyasî merkez Ankara’da lanmış olması (Karacabey’den Anka- Önce böyle bir evrak ve kayıt yok dediler. Alışık olduğumuz bir laf bu. Biraz ısrar edince kaydını buldular fa- 52 DERİN TARİH / 2016 OCAK

kat tasnif edilmediğini söylediler. Bu da tanıdık bir laf. Olsun, ben umumi ola- rak görsem o da yeter dedim. Bu sefer bin dereden su getirdiler ama ben ısrar edince lütfettiler, bir görevliyi çağırarak beni depolardan birine, evrak çuvalla- rını veya sandıklarını görmeye gönder- diler. Bilmem kaçıncı kata indik, dola- narak bilmem kaç nolu deponun önüne vardık. Bu sefer de bir-iki düzine anah- tar içinde o deponun anahtarı bir türlü bulunamadı. Gerçekten anahtarı kayıp mı idi yoksa bu gösterilmek istenmeyen, vaziyeti itibariyle gösterilemeyecek olan evrak için tatbik edilen bir geçiştirme ve yıldırma usulü mü idi bilmiyorum ama şüphelenmedim de değil. Netice- de kapı açılamadı, saatler sonunda ben vaz geçtim, onların da canına minnet, rahatladılar. İş yapmayarak, vazifeleri- ni yapmamak için çok yorulmuşlardı. Çıktık. “Millî Kütüphane” böyle » İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kütüphanesi, tertip olursa… numarası: 39, umumi numara: 992 (Altta). Kütüphanesi’nden hurdacıya giden Bu evrak için bir daha Millî Kütüp- kitaplardan… Kitabın kendisi zaten önemli, bu hane’ye gitmedim, gidemedim fakat nüsha çağdaş Türk düşüncesi tarihi çalışma alanları için bana danışan ve Louis Büchner’in meşhur ve cazip, bir açısından daha önemli ama üniversite Ankara’da ikamet eden meslektaşlarım- o kadar da “tehlikeli” kitabının Fransızca kütüphanesinden, kim bilir hangi kitap dan, talebelerimden bir daha bakma- tercümesi Force et Matiere’in Paris ve evrakla birlikte hurdacıya, oradan larını, tekrar yoklamalarını rica ettim. 1894 baskısı. Türkçe tercümesinin adı sahaflara intikal ediyor, atılıyor, satılıyor Kaç kişiye ve kaç defa! (Son giden Ak- Madde ve Kuvvet. Sol sayfanın üstünde ve kimsenin umurunda değil. seki çalışması için Rabia Karakoyun ol- II. Meşrutiyet devri Türk aydınlarından malı). Hiçbir ses çıkmadı, hiçbir netice Ahmet Şuayıp’ın Fransız tarzı imzası var: Ve eğitimden, kültürden, medeniyetten alınamadı. A. Chuaib. İç kapağında kütüphane kaydı bahseden her meslek ve meşrepten ve yine Ahmet Şuayıp imzası: Darülfünun insanlar; bu konularla doğrudan ilgili Aradan neredeyse 25 yıl geçti, çeyrek kurumlar, yetkililer, kişiler, sorumlular… asır. Ne iktidarlar, ne kültür bakanla- nim hikâyem de binlerce hikâye ile bir- rı, ne müsteşarlar, ne genel müdürler likte kesin olarak orada, o isyan edenler Mustafa Tevfik [Fehmi] Gerçeker’in ba- geldi geçti! Kütüphaneler ve Millî Kü- arasında olmalıydı: ğışladığı koleksiyon ve elyazmalarının tüphane meselesi (evet Ankara’daki bulunduğu depolarda tespit edilen eser- Millî Kütüphane) kimsenin derdi olma- “Türkiye’nin belleği konumunda- lerin çürümeye terk edildiği görüldü. dı (Bugün de değil maalesef. Varın siz ki Millî Kütüphane’nin depolarından, Kütüphanedeki durumun ortaya çık- diğer kütüphaneleri hesap edin). Ama bugüne kadar çürümeye terk edildiği masının ardından eserlerin kurtarılması bir gün depolar, çuvallar, sandıklar bu anlaşılan 346 bin eser çıkarıldı. Koleksi- için çalışma başlatıldı. İlk iş olarak pa- vurdumduymazlığa, bu kitap-kültür yon, aralarında Atatürk Belgeliği, Türk toloji, restorasyon bölümü oluşturula- düşmanlığına, bu bürokrasi bataklığına Ocağı tarafından 1976’da kütüphaneye cak. [Âcil servisi de olan bir sahra has- isyan etti, “patladı”. Gazetelere intikal bağışlanan 40 bin kitaptan ve yüzlerce tahanesine ihtiyaç var aslında.] Fizikî eden başlıkları, haberleri görünce he- Osmanlıca eserden oluşuyor. alana, yetersiz koşullara dair sorunlar men tanıdım. Hüzünle, acıyla ağır ağır çözülecek, mevcut depoların ıslahı için okumaya başladım (Dilimde bir mısra: TBMM’nin kuruluşundan itiba- başlatılan proje ihale aşamasına geti- Bu kaçıncı bahçe gördüm târümâr). Be- ren görev yapan din ve siyaset adamı 2016 OCAK / DERİN TARİH 53

DEFTER İSMAİL KARA rildi. Çıkarılan eserlerin sınıflandırıl- » Kıymetli yazmaların kıymetli gerçek şudur ki son yıllarda binala- ması, künyelerinin çıkarılması ayrıca rı, maddi şartları hayli iyileştirilmiş el-yazmaları eserler için de üç ayrı mahfazaları… Türk üniversitelerinin kahir ekseri- komisyon kuruldu. Sınıflandırmaları Kıymetli yazmaların sadece hattı, yeti kitap ve kütüphane açısından tamamlanan, künyeleri oluşturulan böyledir. (Üniversite rektörlerinin oy yapıtlar kataloglanarak sisteme yer- kâğıdı ve cildi değil onlar için kullanan akademik personel sayıları leştirecek” falan filan… (28 Kasım deriden yapılan, kitabın ehemiyeti çok olduğu için ağırlıklı olarak tıp ve 2013 tarihli Zaman’daki haberin baş- ve sahibiyle/yaptıranıyla mütenasip mühendisliklerden seçilmesi kütüpha- lığı “Millî Kütüphane’nin deposun- özel mahfazaları (kutuları) da değerli neler, kitap ve kültür açısından hiç dan 346 bin kitap çıktı”. Aynı günün ve önemli olur. Her bakımdan bir de hoş bir şey değil. İstisnaları ha- Cumhuriyet’indeki “Atatürk belgele- sanat eseri; derileri, süslemeleri, riç bunlar rahatlıkla ve fütursuzca ri açığa çıkarıldı” başlıklı haber daha kenar yazıları, işçiliği… Burada birkaç “bugünün dünyasında kütüphaneye tafsilatlı bilgiler ihtiva ediyor). örneğini gördüğünüz harika mahfazalar ne ihtiyaç var, pdfler, dijital tara- Yıldız Kütüphanesi’nden İstanbul malar, e-kitaplar… her tarafta, tuşa Bir kısmı vakıf ve hibe, yani ema- Üniversitesi Eski (şimdi Nadir) Eserler bas gelsin” diyorlarmış… Yeri burası net olan yazma-basma kitapların, Kütüphanesi’ne intikal eden yazma değil ama kanunen olmasa da teamü- nâdide ve mühim evrakın tıkıldığı kitaplara ait. Beş altı sene evvel birileri len üniversite rektörlerinin her sefe- depolar, sandıklar, çürümeye ter- tarafından kim bilir kaç tanesi çıkarılmış, rinde ayrı bir fakülteden/farklı bir kedildiği çuvallar isyan edip patladı atılmış, hurdacılar üzerinden sahaflara akademik kariyerden seçilmesi/tayin da ne oldu? Bu kadar kitap ve sayısı düşmüş. edilmesi yoluna mutlaka tekrar dö- belli olmayan binlerce evrak bugün nülmeli.) ne durumda? Ya yetkililer ve sorum- Ne zaman? Bu kitapları toplayan, bu lular? Bilmiyorum, sor(a)madım. yazmaların kendisine takdim edildiği Yıllardır İstanbul Üniversitesi kü- Yıllardır kültürle bir ilgisi kalmamış Sultan Abdülhamid’i evliya padişah tüphanelerinden, depolarından önce Kültür Bakanlığı’ndan, kütüphane- kabul eden yöneticilerin bakanlıklarda, hurdacılara sonra sahaflara kitap ve lere bakan dairelerden, ayrıca birinci rektörlüklerde, dekanlıklarda, velhasıl evrak dökülüyor. Onlarca, yüzlerce. derecede ilgili makamlardan bilen var her kademede bulunduğu bir Üzerlerinde eski harfli Darülfünun mı acaba? Onu da bilmiyorum, sor(a) dönemde. İnşaallah içlerindeki kitaplar ve yeni harfli İstanbul Üniversitesi madım. Sorduklarımın, peşine düş- duruyordur. Çünkü 1999 depreminden mühürleri ve kayıtları var. İstanbul tüklerimin hikâyeleri hep çok acı ve sonra -hâlâ kıymetli evrakı, Abdülhamid Hukuk Fakültesi mühürleri başta ol- yorucu oldu çünkü. Sağırlara duyur- katalogları yeterince tasnif edilmemiş- mak üzere fakülteye kayıtlı olanlar da mak, körlere göstermek, cahil bilgiçle- bu mühim kütüphane tamir onlarca, yüzlerce, hem eski hem yeni re anlatmak çok zor oluyor. Hele gözü gerekçesiyle birkaç defa taşındı. Nasıl ve harfli. Sıradan kitaplar zannetmeyin; siyasette, kulağı paslı bürokrasi çark- hangi titizlikle?! Fransızca, İngilizce, Arapça, Osman- larının dönüş tıkırtılarında ise… lıca, Almanca, Farsça, Ermenice, La- tince… çok kıymetli kitaplar bunlar. Sadece Diyanet’te tanıdığım bir Bazılarının cildi hususiyet arzediyor. üst düzey yetkiliye bu durumu haber İmzalıları var. vererek hiç değilse Şer’iye ve Evkaf Vekâleti evrakının kendisini veya ta- Ya evraklar! Hurdacıya giden mek- ramalarını almalarını söyledim. Di- tuplar, yazışmalar, kayıtlar, personel yanet’i bilmek ve anlamak biraz da klasörleri… Arasında Babanzâde Ah- Ankara’ya mahsus bir tecrübe olan met Naim, Mehmet Ali Ayni, Ahmet Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’ni bilmek ve Hamdi Tanpınar, Abdülbaki Gölpı- anlamaktan geçer de onun için. Di- narlı gibi Darülfünun’da/Üniversi- yanet bu bakanlık lağvedilerek, hayli te’de hoca olarak çalışmış zevatın tam aşağıya çekilerek, her bakımdan daral- tekmil özlük dosyaları var. (Bu özlük tılarak kurulan bir müessese. dosyaları kadrukıymet bilen bir sa- haf ve kitap aşığı Ali Birinci hocamız Ya üniversite kütüphaneleri! sayesinde TTK arşivine intikal etti.) Yıldız Kütüphanesi’nden İstanbul Bir üniversite düşünün ki kütüp- Üniversitesi’ne intikal eden paha biçil- hanesi olmasın! Veya bir kütüphane- mez yazma kitapların sanat eseri deri si var kimsenin umurunda değil! Acı 54 DERİN TARİH / 2016 OCAK

mahfazaları/kutuları da hurdacılara, » Kitap kültürü, kütüphane, okumak,“Bizim sahaflara intikal etti, ediyor. Medeniyetimiz”!!! Üniversitenin bir önceki en yetkili Osmanlı tebaası Araplara Türkçe öğretmek kişisi dahil birçok idareciye, ilgiliye hususi haber gönderildi, bizzat söylen- için yazılmış ve 1877 yılında Beyrut’ta basılmış di. Sonuç: Tam bir sağırlık ve sorum- eserlerden biri, Kitabu’t-Tuhfeti’l-Lübnaniyye fî suzluk; duvar... Usûli’l-Lugati’l-Osmaniyye kitabının kapağı. İki yazarlı; Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) Dört-beş sene önce Marmara Üni- mezunlarından ve Lübnan Mutasarrıflığı’nda versitesi merkez kampüsündeki kü- ikinci Türkçe mütercimi Esed Hubeyş ile Lübnan tüphane rivayetlere bakılırsa “yer Meclis-i İdare azalarından İbrahim Bey el-Esved darlığı”ndan tasfiye edildi. Hem de birlikte yazmışlar. Üzerinde iki mühür var, ikisi de resmî olarak, kurullarda görüşülerek… Darülfünun Hukuk Fakültesi Kütüphanesi’ne yani Dönemin İlahiyat Fakültesi dekanı İstanbul Üniversitesi’ne işaret ediyor. Hurdacıya, (Raşit Küçük hoca) “bizim kütüpha- oradan sahaflara intikal etmiş, türünde önemli ve ne binamız müsait, sosyal bilimlerle nadir eserlerden... ilgili olanları biz alabiliriz” dediği için bir kısmı benim de çalıştığım kuruma Sahibi, mesulü kim, kimlerden hesap sorulacak? intikal etti, bu sayede Nurettin Top- Cevapsız, karşılıksız fakat ağır sorular bunlar… çu’nun mühürlü kitapları da diğer birçok kitap gibi kurtuldu. Gerisinin kurumlarda yönetici ve çalışan olarak Şu anda Türkiye’de eski harflerle akıbeti meçhul. Ve yetkili hiçbir ma- birçok insanın emeği geçti, birçok ze- basılmış bütün Türkçe yahut Türk- kamdan hiçbir muhalefet işitmedik, vat kıymetli bağışlarda bulundu ama çe-Arapça, Türkçe-Farsça, Türkçe-Er- herhangi bir hesap sorma, bir şekilde İSAM Kütüphanesi için Tayyar Altı- menice… gazete ve dergileri bulabile- cezalandırma duymadık. kulaç’ın, IRCICA Kütüphanesi için ceğiniz herhangi bir kütüphane yok de Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adını biliyor musunuz? Hâlbuki bugünün Ali Fuat Başgil gibi büyük bir zikretmeden geçmek kadirbilmezlik şartlarında dünyaya da hizmet vere- hukukçunun, demokrasi mücadelesi olur.) Binası, düzeni ve okuyucu hiz- cek böyle bir kütüphane kurmak ve/ veren bir insanın, milliyetçi-muha- metleri açısından da başarılı olan bu ya oluşturmak bilgi ve bakış açısından fazakâr çevrelerin çok okuduğu bir iki yüzakı kütüphane hadisesi 80’li yıl- sonra sadece kararlılık ve birkaç yıllık yazarın paha biçilmez kütüphanesi, ların başlarında, 12 Eylül-Özal devri sabır istiyor. (Doktorası sırasında Ali dosyaları, notları, özel evrakı İstan- şartlarında, YÖK-Doğramacı tasallu- Suavi’nin gazete ve dergilerdeki yazı- bul’da bir Hukuk Fakültesi’ne, diye- tu altında, yani ilim ve irfanın, kül- larına ulaşmak için tozlu kütüphane lim ki Haydarpaşa Kampüsü’ne hibe türün, kitabın pek de önemsenmediği raflarında, kütüphane depolarında va- olarak getirilip bırakılsa o fakültenin bir dönemde teşekkül etmeye başladı kit kaybeden Hüseyin Çelik bakanlığı muhafazakâr-mütedeyyin dekanından, ve bazı badireler atlatmakla beraber sırasında buna tevessül eder gibi oldu, hocalarından, yetkililerinden, hatta devam etti. sonra kendisi de, halefleri ve meslek- talebelerinden ne beklersiniz? taşları da unuttu.) Özel/Vakıf üniversitelerden bilebil- Getirildi, bırakıldı ve kötü akıbet diğim kadarıyla ikisi kütüphane işini Peki, bütün Osmanlı toprakların- onların da başına geldi, yazık oldu. önemsemiş gözüküyor; biri Bilkent di- da basılmış her dilden, her alfabeden ğeri İstanbul Şehir (Belki Sabancı, bel- kitapların bulunduğu bir kütüphane Kütüphanelerin, üniversite kütüp- ki Koç üniversiteleri de önemsiyordur oluşturmak fikrine ve ufkuna ne der- hanelerinin, kitap ve kütüphane fikri- ama ben bilmiyorum, görmedim). siniz? Ya İslâm dünyasında istisnai ol- nin umumi manzarası maalesef böyle. duğumuz alanlardan biri olarak yazma * kütüphanelerimiz?! İki istisna Şu anda Türkiye’de eski harflerle basılmış bütün Türkçe kitapları bula- * Hem bir hakkı teslim etmek hem de bileceğiniz bir kütüphane yok biliyor Aslında baştaki soruyu rahatlıkla bilgi, ciddiyet, takip ve ısrar olunca ol- musunuz? Hâlbuki bugünün şartla- değiştirebiliriz: Kitap-kütüphane fikri maz gibi görünen şeylerin olabileceğini rında İstanbul’daki eski harfli eserler olmayan bir memleket olur mu? Bir gösteren iki cesaret verici ve istisnai bakımından zengin bir kütüphaneyi eğitim sistemi, ilim, kültür ve sanat teşebbüsten, her türlü övgüye layık ve bununla da görevlendirerek mevcut dünyası, üniversitelerinin ufku ve ka- ümit verici iki başarıdan bahsetmek olmayanları başka kütüphanelerin mü- pasitesi, kitap kültürü, okuma alışkan- hakkaniyet gereğidir; İSAM Kütüp- kerrerlerinden temin ederek, olmazsa lığı ve bütün bu alanlarla ilgili amatör hanesi ve IRCICA Kütüphanesi. (Bu fotokopi ve dijital kayıtlarla tam bir kişileri, profesyonel bürokrasisi olma- koleksiyona ulaşılabilir. yan bir ülke… 2016 OCAK / DERİN TARİH 55

SULTAN ABDÜLHAMİD MİLLÎ SERMAYENİN DE MİMARIYDI Geleneksel dünyanın yeri- ni modern ulus-devletle- faaliyete geçen yabancı bankalara rin almaya başladığı ve mukabil, millî bir finans sistemi te- sis edilememişti. Bu durumdan en bütün kurumların yapı- çok muzdarip olan kesim ise çiftçi- larının değiştiği bir devirde ayakta lerdi. Bu boşluğu doldurmak mak- durmaya çalışıyordu imparatorluk- sadıyla Midhat Paşa öncülüğünde lar. Değişimin odağında ise banka- Memleket Sandıkları kuruldu. cılık vardı. Bunun yansıması ola- 1863’te çiftçilerin oluşturduğu rak, Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. kaynakla kurulan bu organizasyon yüzyılın ikinci yarısından itibaren millî bankacılığın ilk örneği olup, 56 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Öteki Tarih Ziraat Bankası’nın da temellerini at- Sultan Abdülhamid, bir taraftan Harp sonrası banka tekrar bütün- mıştı. Ardından Memleket Sandıkla- ülke içinde reformlar yaparken lüğünü elde etti ve 1924’te çıkarılan rı’nın yerini Menafi Sandıkları almış diğer taraftan iktisadî açıdan dev- Bütçe Kanunu ile bir devlet mües- ve 1888’de modern bir kuruluş ola- leti kalkındırmak düşüncesindey- sesi olmaktan çıkarılıp anonim rak Ziraat Bankası vücuda gelmişti. di. Böylelikle hem dış borçlar öde- bir şirket haline geldi. Bu yıllarda niyor, hem de ülkede tesis edilen Türkiye’yi başka bir felaket bekli- Çiftçiler mağdur edilmesin banka işlemleri ve krediler günden yordu: Sıtma. Bütün dünyayı kasıp güne artıyordu. Çiftçiler üzerinde kavuran sıtma salgını Türkiye’yi de Göz ardı edilen bir başka husus müspet neticeler veren bu uygula- tesiri altına almış, köylüler tarlala- vardır ki, o da Sultan II. Abdülha- maları Sultan Abdülhamid yakın- rını terk ederek harmanlarını yüz mid’in teşebbüsleriydi. Hünkâr, dan takip ediyor, tarımın yanında üstü bırakmıştı. çiftçilerin mağdur edilmemesi hayvancılık konusunda da finans için büyük çabalar sarf etmekte, sağlanıyordu. Sıtmadan korunmak ve tedavi yurt dışından araç-gereç ve maki- etmek için geliştirilen kinin ilacı, nalar getirtmekteydi. En iyi gübre Acaba hürriyet propagandası ya- hükümet tarafından taşraya gönde- ve tohumlar temin edilmiş, ziraat panlar bunları görüyor muydu der- riliyordu. Yurt dışından tedarik edi- makinalarının Osmanlı ülkesinde siniz? Heyhat! len kininin ithalatı Sağlık Bakanlığı yapımı için büyük gayretler sarf tarafından yapılırken, ilacın dağıtı- edilmişti. Çiftçilerin yüksek faiz ile Millî Mücadele’nin finansörü mını Ziraat Bankası üstlendi. Sınırlı borçlanması onları sarraflara muh- imkanlarla bu zor vazifeyi yerine taç etmekteydi. Sultan Abdülhamid’den sonra getiren bankanın bu insanî hizmeti artık Ziraat Bankası ile alakalı ka- takdire şayandı. İşte bu noktada Sultan Hamid, nun çıkarılmış ve tohum kredisi Ziraat Bankası’nın esaslarını tespit, dahi verilmişti. Millî Mücadele’nin 1929 Dünya Ekonomik krizi ve faaliyetleri için yetkilileri teşvik buhranlı yılları bankanın bünyesini II. Dünya Savaşı’nın menfi tesirle- etmişti. Bankanın sermayesi, aşar olumsuz etkilese de kurum ayakta rini atlatmakta yine mühim bir rol vergisine yüzde 20 zam yapılmak kalmayı bilmiş, sonraki yıllar için oynayan Ziraat Bankası, ekmeğin suretiyle tedarik edildi. Zamanla kendini yenilemişti. karneyle verildiği günlerde halkı banka işleyişinin de oturmasıyla tasarrufa alıştırmak için çeşitli im- bu yüzde 20’ler de sahiplerine iade İstiklal Harbi esnasında da aktif kanlar sundu. edildi. Bankanın merkezi Dersaa- rol alan banka, Yunanistan’a karşı det’te kuruldu ve her vilayet mer- oluşturulan Kuva-yı Milliye müf- Günümüze kadar birçok format kezinde birer şube açıldı. rezelerinin giderlerini karşılamak değişikliği geçiren banka halihazır- için finansör vazifesi gördü. da faaliyetlerini sürdürmektedir. 2016 OCAK / DERİN TARİH 57

RUSLAR TÜRK DÜNYASINI NASIL İSTİLA ETTİLER? Altın Orda Devleti’nin yıkılmasının ardından kurulan Türkî hanlık- lar asırlarca Çarlık Rusya’nın katliam ve sürgün politikasına maruz kaldı. Binlerce soydaşımız katledildi, bir o kadarı insanlık dışı yön- temlerle topraklarını terke zorlandı. İşte SSCB’nin dağılmasına ka- dar Türk halkları üzerindeki Rus mezaliminin envanteri. 58 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Dosya » Ruslar Sibirya’da Ruslar tarafından ‘Sibirya Fatihi’ diye anılan Yermak’ın Sibir seferini anlatan Vasiliy Surikov’a tablo. NADİR DEVLET niş yer bulmuştu gündemimizde; 16. yüzyıldan bu yana Türklük ancak şimdi kaçımızın hatırında- bir taraftan tarihin en güçlü ve en [email protected] lar? Bu yüzden zamanın hafızala- uzun ömürlü devleti Osmanlı İm- usya Federasyonu ile rımızı öğüten çarkına teslim olma- paratorluğu (1299-1920) ile en par- siyasî-ekonomik ve kültü- mak ve hakikati akıntıya kapılarak lak devrini yaşarken, diğer taraf- rel ilişkilerimiz bozulma- değil, ona karşı yüzmek pahasına tan kuzeydeki Türkler Rusların saydı oradaki soydaşları- dile getirmek gerek. ağına düşüyordu. Altın Orda (di- mızın esaretini gündeme getirmeyi limizde yaygın olarak Altın Ordu pek de gerekli bulmayabilirdik. Ma- Vaktiyle Rusya’daki Türkîlerin şeklinde kullanılmakta olup dos- dem ki ok yaydan çıktı, genel ola- temsilcileri, akademisyenleri, sa- yamızda literatürdeki kullanım rak mazlum halkların, özel olarak natkârları, talebeleri ve sıradan tercih edilmiştir - DT) İmparator- da dünyadaki değişik adlardaki vatandaşları ülkemize gelip gitti, luğu’nun (1240-1502) dağılması dö- Türkîlerin kederli kaderlerini hatır- bizler de onları ziyaret ettik. Rus bo- neminde bu bölgede Kazan (1437- lamamak olmazdı. yunduruğunu böylece unutmuş ol- 1552), Kırım (1441-1783), Astrahan duk! Çünkü tasma gevşetilmişti ve (Ejderhan-Hacıtarhan) (1466-1556), Şu anda Suriye’deki Türkmenler artık o kadar da sıkmıyordu. Şimdi Kasım (1445-1681) ve Sibir (1220- (aslında onlar özbeöz Osmanlı Tür- şartlar değişti. Gerçeği yazmak en 1598) hanlıkları kuruldu. Bu küdür, Türkmen adı Arap rejimler azından benim için farz oldu. tarafından takıldı) konuşulsa da, hatırlayacaksınız bir süre önce Çin hâkimiyeti altındaki Uygurlar ge- 2016 OCAK / DERİN TARİH 59

hanlıklar önceleri Rus knezlerine » Kırım’ın makus talihi hine devamlı surette genişlettiler. (prensliklerine) korku dolu anlar 1593-1604 arasında Sibirya tama- yaşattılar. Fakat iç mücadelelerini 1783’de Rus işgaline uğrayan Kırım, sona erdiren Ruslar, Batı’nın tekni- Türk illerine yapılan zulümlerden en men Rusların eline geçti. 1604’te ğinden, Türk hanlıkları arasındaki çok zararı gören bölgedir. Stalin 2. Astrahan ile Kırım arasında yaşa- kavgalardan ve her hanlığın iç kar- Dünya Savaşı’ndan sonra buradaki yan Nogay urukları Rus hâkimiye- gaşalarından faydalanmayı bildiler. Türkleri sürgüne tabi tutmuş, birçok ti altına alındı. 1628’de Yukarı Ye- kişi bu sürgün sırasında hayatını nisey boyundaki Kırgızlar, 1731’de İlk olarak Kazan Hanlığı Çar IV. kaybetmiştir. Kırım Hanlarının de Türkî Kazak topluluğundan (Korkunç) İvan tarafından 1552 yı- kullandığı Bahçesaray’daki sarayın Küçük Cüz (Orda) Rusya’ya bağ- lında ele geçirildi. Bu gelişme Rus- cepheden görünüşü. Bugün yine landı. 1783’te Kırım ilhak edildi, ya tarihinde yeni bir devir açacaktı. Rus işgalinde bulunan Kırım’ın 1859’da Kuzey Kafkasya, 1865’te Taş- Kazan Hanlığı uzun süre Rusların rengini gök mavisinden alan bayrağı kent Ruslar tarafından zapt edildi. İdil (Volga) boyunca Hazar Denizi’ne üzerindeki tarak damga (sağda). 1868’de Buhara Hanlığı Rus hâkimi- doğru ilerlemelerine ve aşağı Ural yetine girdikten sonra 1873’te Hive sahasında yayılmalarına en büyük na, diğer yandan Azak kalesi civarı- Hanlığı ve 1876’da Hokand Hanlığı engeldi. Kazan’ın düşmesiyle Rus- na sokulmuşlardı. 1558-82 arasında aynı akıbete uğradılar. 1880-84’te ların Türk illerini istilası kolaylaş- yapılan silahlı mücadelelerle Sibir Türkmenistan’ın zaptıyla Uygurla- tı. Rusya’nın yalnız Rus halkından Hanlığı’nın bağımsızlığı sona ermiş rın yaşadığı Doğu Türkistan hariç, müteşekkil bir devlet olmaktan çı- ve 1598’de tamamen Rusların eline Türk ülkelerinin hepsi Rusların eli- kıp çeşitli milletlere hâkim bir geçmişti. 16. yüzyıldan beri Sibir- ne geçmiş oldu. imparatorluk haline gelmesi ancak ya üzerinden Çin’e, Türkistan üze- Kazan Hanlığı’nın zaptıyla müm- rinden Hindistan’a ve Kafkasya üze- İstilacılar yalnızca şehirleri al- kün olmuştu. rinden İran ve Türkiye’ye ulaşmak makla kalmadılar, bu topraklarda- isteyen fakat 18. yüzyılın başına ka- ki cami, mescit, kütüphane gibi İs- Kazan’ın düşmesi Rus devlet sınır- dar Türkistan’a doğrudan bir askerî lam-Türk kültür eserlerini tahrip larının kısa zamanda Hazar Denizi saldırıda bulunamayan Ruslar, uğ- edip halkları sürdüler. Hıristiyanlı- kıyılarına ve Kafkaslara dayanması- radıkları yenilgilere ve direnişlere ğı kabul etmeyenlere eziyet ettikle- nı sağladığı gibi, Ural sahasının da rağmen nüfuslarını Türk illeri aley- ri de kaynaklarda zikredilir. Rusların eline geçmesiyle Sibir(ya) ve Türkistan istikametinde yayıl- Yalnız Kazan’da çıkan isyanda 10 malarının önü açıldı. Rusların Os- manlı Devleti ile sınırdaş olabil- meleri yine Kazan Hanlığı’nın düşmesinin bir neticesiydi. Çünkü Kazan alındıktan dört yıl sonra Ast- rahan Hanlığı da Moskova’nın eline geçmiş, hemen ardından bir taraf- tan Kafkaslarda Terek Nehri boyu- RUS TOPRAKLARININ MÜSLÜMAN BEKÇİLERİ Kuzey Kafkasya’da Türkîler dışında etnik gruplar da bulunur. 1) Kuzeybatı (Abhaz-Adige) grubu: Abhaz, Abaza, Çerkez, Adige, Kabarday, Ubuh. Güney (Hartvel) grubu ki ekserisi Gürcüler ve alt gruplarıdır. 2) Kuzeydoğu (Çe- çen-Dağıstan) grubu: Çeçen-İnguşlar ayrı bir gruptur, benzer diller konuşurlar. 3) Dağıstan grubu: Avar, Andi, Dido, Lezgin, Lak, Dargin. Bu halkların bir kısmı- nın kendi adına cumhuriyetleri vardır: Adige, Karaçay-Çerkes, Kabarday-Bal- kar, Kuzey Osetin, Çeçen, İnguş ve 14 halktan oluşan Dağıstan Cumhuriyeti. Bu toplulukların ekseriyeti Müslümandır. 130 yıl önce Osmanlı’ya sığınan soydaş- larıyla aynı inancı paylaştığımızdan Türkiye ile manevî bağları vardır. 60 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Dosya bin Tatarın öldürüldüğünü biliyo- edilerek halkın sürüldüğü kaynak- Bugün Orta İdil (Volga) bölgesin- ruz. Bu isyanın akabinde Rus bas- larda zikredilir. Kazan şehrinin nü- de Mari, Udmurt, Mordva adlı Fin kısına ve haksızlıklara karşı daha fusu mağlubiyetten önce 40 binin cumhuriyetleri ile Çuvaş, Tatar, birçok ayaklanma meydana geldi. üstündeyken Kazanlıların şehirden Başkurt adlı Türkî cumhuriyetler Kazanlılar, hanlık düştükten sonra sürülmeleri ve öldürülmeleri neti- ve aşağı İdil’de Kalmuk adlı bir Mo- 1552-57 arasında Ruslara karşı kah- cesinde 1557 yılında koca şehirde ğol cumhuriyeti bulunuyor. Bu böl- ramanca mücadele ettiler. 6 bin Rus ile bir o kadar Tatar kal- genin tamamı 460 yıldan fazla za- mıştı. Rus hâkimiyetine karşı yapı- mandır Rusya’nın işgali altında. Can Ali isyanı (1615-19), Stepan lan mücadelelerde onbinlerce Türk Bunun dışında 1468-1598 arasında Razin ayaklanmasına katılma yok olurken, 1654-56 yıllarında çı- Sibirya’da Sibir veya Küçüm Hanlığı (1669), Bulat Batır isyanı (1670-71), kan kolera salgını da 49 bin kişinin mevcuttu. O hanlığın da Ruslar ta- Sait Yaferoğlu-Telekey Batır isya- ölümüne yol açmıştı. rafından ortadan kaldırıldığını yu- nı (1682-84), Tarhan Aldar İsekey karıda zikretmiştik. Ondan neşet isyanı (1702-12), Kilmek Norış-A- Rusların Kazan Hanlığı’na esas eden Altay, Tıva, Yakut (Saha) Hakas kay Küçem-Karasakal isyanı (1735- hücumu başlamadan az önce, 24 cumhuriyetleri el’an mevcut. De- 40), Batırşah isyanı (1755-56), Pu- Mayıs 1551’de İdil (Volga) Nehri sahi- mek ki onlar da en az 417 yıldır Rus gaçev-Salavat Yulay ayaklanması linde, Kazan’dan uzak olmayan bir hâkimiyeti altındalar. (1773-75) en önemli mücadeleler ola- yerde Züye adlı şehrin kurulmaya rak dikkat çeker. başlanması dolayısıyla yapılan sa- Altın Orda Devleti’nin çözülme yımda ‘ayakta durarak ok atabilen’ döneminde Cengiz Han veya toru- Yüzbinlerce Tatar katledildi 40 bin erkek tespit edilmişti. Alman nu Batu Han soyundan gelen han tarihçi B. Spuler de Evliya Çelebi’ye soylularının kurduğu beş hanlık- Kazan Hanlığı’nın Rusların eline (VII., s. 811) dayanarak, Rus İmpara- tan biri Kırım Hanlığı (1441-1783) geçtiği tarihte (1552) İdil-Ural bölge- torluğu topraklarında 1665-66’da 1 idi. 1475’te Osmanlı hâkimiyeti al- sinde yaşayan Türklerin sayısı hak- milyon 200 bin Müslüman ve 77 bin tına giren bu toprakların hanla- kında kesin bir rakam yok. Ancak caminin bulunduğunu kaydeder. rı padişah tarafından belirleniyor, mücadelenin ilk yıllarında 300-400 Kısacası, Kazan Hanlığı düştüğü yıl- Kırım-Tatar askerleri Osmanlı’nın bin Tatarın öldürüldüğü, ilk 15 yıl- larda (1552-56) bölgedeki Türklerin seferlerine katılmakla sorumlu tu- da (1552-66) 206 Türk köyü ve 60 bü- sayısı birkaç milyona ulaşmıştı. tuluyorlardı. 1774 Küçük Kaynar- yük çiftliğin Ruslar tarafından gasp ca Antlaşması ile bağımsızlıklarını kazandıklarını biliyoruz. Ancak bu güçsüz hanlık da 1783’te Rusya’nın işgalinden kurtulamayarak di- ğer hanlıklarla aynı kaderi paylaş- tı. Bundan sonra değişik tarihlerde yüzbinlerce Tatar Osmanlı toprak- larına sığındı. 1918 yılına gelindiğinde Kırım’da ancak 250 bin kadar Tatar ve Nogay kalabilmişti. Sovyetler döneminde Kırım Özerk Sovyet Cumhuriyeti kurulmuş, Tatarca resmî dil kabul edilmişti. Ancak 1941’de 2. Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın işga- line maruz kalan Kırım’ı 1944 Ni- san’ında Sovyet orduları tekrar ele geçirdiler. Bir ay sonra Almanlarla işbirliği yaptıkları suçlamasıyla bu- radaki Tatarları, Yunanları ve Erme- nileri başka yerlere sürdüler. Mustafa Cemilev (Kırımoğlu) li- derliğindeki mücadeleleri saye- 2016 OCAK / DERİN TARİH 61

» Bozkırın liderleri ti altında kaldıktan sonra Güney ruğu altına girmesine yol açmıştır. Kafkasya’da bulunan üç halk 1991 1828’de İran ile Rusya arasında Kazak Hanlığı’nın kurucuları kabul sonunda Sovyetler Birliği’nin çök- edilen Kerey ve Canibeg Hanlar adına mesinin ardından -tek bir kurşun yapılan Türkmençay Antlaşması’y- Kazakistan’da yaptırılan heykel. Hanlık atmadan- bağımsızlıklarına kavuş- la Azerbaycan’ı kuzey-güney ola- bundan tam 551 yıl önce kurulmuştu. tular. Bunlar Gürcistan, Ermenis- rak bölen sınır çizilmişti. 1917 Bol- tan ve Azerbaycan idi. şevik ihtilalinden sonra Azeriler sinde bir kısmı Kırım’a dönebildi. 28 Mayıs 1918’de kuzeyde bağımsız 1954’te Sovyetler Birliği Komünist Kafkasya tarih boyunca kavim- Azerbaycan Devleti’ni kurabilmiş- ler göçüne sahne olmuş bir geçit lerse de bu durum uzun sürmemiş, Partisi Genel Sekreteri Hruşçov Kı- bölgesi olduğundan burada Hun, 1 yıl 11 aylık bir bağımsızlıktan rım’ı Ukrayna’ya bağlamıştı. Sovyet- Avar, Hazar, Peçenek, Uz, Selçuk ve sonra 27 Nisan 1920’de Kızıl Ordu ler Birliği’nin dağılmasından sonra Osmanlı izleri mevcuttur. Bugün işgaline uğrayarak Sovyetler Birli- Rusya ile Ukrayna arasında Kırım Rusya boyunduruğundaki Kuzey ği’ne dahil edilmişti. bir sorun olmaya devam etti ve Mart Kafkasya’da bu değişik Türk boy- 2014’te Rusya Federasyonu Devlet larından kalan ve millî kimlikleri- 10 milyon soydaşımız Başkanı Vladimir Putin’in emriyle ni az çok muhafaza eden belli baş- tekrar Ruslar tarafından işgal edildi. lı Türkî boylar şunlardır: Kumuk, 1991 sonunda üç Slav cumhuri- Böylece Kırım Tatarları tekrar Rus Karaçay, Balkar, Nogay ve Kafkasya yeti Belarusya SSC, Ukrayna SSC ve hâkimiyeti altına girdiler. Diyebili- (Stavropol) Türkmenleri. Azerbay- Rusya Federatif Sovyet Cumhuriye- riz ki, 232 yıldır Kırım Tatarlarının can’da 14. yüzyıldan itibaren Küba, ti SSCB’yi dağıtarak yerine her biri başucunda Rus borusu ötüyor. Bakü, Gence, Karabağ, Nahçıvan, -gerçek anlamda- bağımsız olan Ba- Talış gibi hanlıklar ortaya çıkmış ve ğımsız Devletler Topluluğu’nu kur- Kafkas dağları Kafkasya bölge- 18. yüzyıl sonlarına kadar varlıkla- ma kararı aldılar. Ortaya 15 cum- sini kuzey ve güney olarak ikiye rını sürdürmüşlerdir. Şehir beylik- huriyet çıktı. Bunların 5’i Türkî böler. 1828’den beri Rus hâkimiye- leri görünümündeki bu hanlıklar kökenli Azerbaycan, Türkmenis- arasında Azerileri birleştirecek güç- tan, Kazakistan, Kırgızistan ile Öz- te bir hanlığın ortaya çıkmaması bu bekistan devletleridir. Doğrusu bu yöre Türklerinin yabancı boyundu- bağımsızlıkta -üç Slav devletinin yöneticileri dışında- hiçbir cumhu- 62 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Dosya » Adım adım Rus işgali Rus ordularının işgal ettiği bir diğer hanlık da Astrahan’dı. Bu işgalle Ruslar Kafkaslarda Terek Nehri boyuna, diğer yandan da Azak kalesine yakın sahalara kadar sokulmuşlardır. Astrahan’a ait bir gravür (yanda-üstte) ve Tatar kadınlar (altta). riyetin, KGB ile devlet başkanının si 67 yıl Rus (Sovyet) hâkimiyetinde Karaçay, Balkar, Nogay, Kumuk ve rolü olmadı. Tarihte belki de ilk de- yaşadı. Türkmenler ise 1881’de Rus diğer Kafkasya halkları, Sibirya’da fa tek bir kurşun atılmadan bir dev hâkimiyeti altına girmişlerdi. Baş- yaşan Altay, Tuva, Hakas, Yakut (Sa- imparatorluk parçalanmış oldu. ka bir ifadeyle 110 yıl Rus hâkimiye- ha), Şor, Dolgan, Karagas ve diğer Si- ti altında yaşadılar. birya halklarından 10 milyonu aş- Kazakistan bozkırları 1730 yılın- kın soydaşımızdan uzak düştük. dan itibaren 70-80 yılda Rusya hâ- Özetle, İdil-Ural, Kafkasya, Sibir- kimiyeti altına girdi. Burada Bozkır ya ve Orta Asya’da yaşayan değişik Temennimiz yüzlerce yıldır esa- Genel Valiliği kuruldu. Sovyet döne- Türkî topluluklar en eskisi 463, en retleri devam eden ve bu hadiseyle minde ise 1925’te Kazakistan Sovyet yenisi 67 yıl Rus boyunduruğu al- hürriyetin kıymetini bir kez daha Sosyalist Özerk Cumhuriyeti adını tına kalmış bulunuyor. Bazılarının idrak eden bu Türkî halkların po- aldı, 1936’da Birlik Cumhuriyeti sta- esareti ise hâlâ devam ediyor. litik gündemin kaotik ortamından tüsü verildi. Bu sayede 1991’de ba- en az zararla çıkması. ğımsızlığını kazandı. Kırgızlar için Sovyetler Birliği yıkılınca Türki- de aynı şey söz konusuydu. ye gerek Rusya Federasyonu, gerek- Kaynaklar: se diğer bağımsız devletlerle iyi iliş- Akdes Nimet Kurat, Rusya Tarihi, TTK: 1987. Kazak-Kırgızlar takriben 160 ila kiler kurmak için çok uğraştı. Bu George Verdansky, Rusya Tarihi, Selenge: 2009. 185 yıl Rus hâkimiyeti altında kaldı- ilişkiler belli bir düzeye de geldi. Nadir Devlet, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi lar. Orta Asya veya diğer adı ile Tür- Ancak 24 Kasım 2015’te talihsiz bir kistan’ın esas zaptı ancak 1847’den olay Rusya ile ilişkilerimizi kopardı. (1905-1917), TTK: 2014. sonra, yani 1837-47 arasında Sır- İdil-Ural’daki Tatar, Başkurt, Çuvaş Nadir Devlet, Çağdaş Türkiler, Çağ: 1993. Derya yolunu Rus kıtalarına kapa- ve diğer Fin halkları, Kırım’daki Kı- lı tutan Kazak Hanı Kenesarı isyanı- rım Tatarları, Kuzey Kafkasya’daki Nadir Devlet nın bastırılmasından sonra başlar. Prof. Dr., Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Eski Müdürü. Bu coğrafyada birbirleriyle müca- dele eden başlıca üç bağımsız han- lık vardı. Ancak ekonomik, kültürel ve askerî anlamda geri kalmış, Or- taçağ’dan kurtulamamışlardı. Do- layısıyla teknik ve silah açısından üstün az sayıdaki Rus kuvvetlerine fazla direnç gösteremediler. 1919’un sonunda Kızıl Ordu İdil’den Orta As- ya’ya doğru sarktı; Hive Hanlığı (Aralık 1919) ile Buhara Emirliği’nin (Şubat 1920) ortadan kaldırılmasına giriştiler. Her iki hanlık Harezm ve Buhara Halk Cumhuriyetleri şekli- ne dönüştürüldü. 1924’te onlar da ortadan kaldırıldı ve Sovyetler Birli- ği’ne dâhil edildiler. Neticede ahali- 2016 OCAK / DERİN TARİH 63

RUSLARA KALSA İSTANBUL’U BİLE İSTERLER! Uçak düşürme krizi hararetini korurken Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi ve Kı- rım tarihi uzmanı Prof. Dr. Hakan Kırımlı ile konuştuk. Rus kimliğinin inşasından Moskova Knezliği’nin ortaya çıkışına, Altın Orda Devleti’nden Osmanlı-Çarlık ilişkileri ve Türk dünyası aleyhine gelişen Rus yayıl- macılığının kodlarına kadar merak edilen pek çok meseleyi sorduk. KONUŞANLAR: MUNİSE ŞİMŞEK - OLCAY CAN KAPLAN [email protected] - [email protected] Ruslar kimdir? Rus kimliği nasıl inşa Rus Prensliğinin güçlü olduğu yer le beraber, 10-12 knyazlık (prenslik) Kiev’dir ki, burada Ukrain halkı ya- halinde yaşadı. Dolayısıyla Türk ka- edildi? şamaktadır. vimleriyle sonradan Rus, Ukrain ve Belarusların içinden teşekkül ede- Rus dediğimiz halk Doğu Slavla- Bugünkü Rusya Devleti’nin orta- ceği kadim Rus halklarının tarihi rın en kalabalığıdır. Ama “Rus” keli- ya çıkışı çok uzun bir süreçte gerçek- iç içe geçmiştir. Aslında bu halkla- mesi Slavcadan gelmiyor. Bu sözün, leşmiştir. Kadim Rus prenslikleri, rın münasebetleri, Osmanlı-Rus iliş- 9. yüzyılda Doğu Slav halklarının ortaya çıkışlarından itibaren, Kara- kilerinin kurulmasından en az 800 yaşadığı bölgeye yani bugünkü Uk- deniz’in kuzeyine hâkim olan Türk sene evvel başlamıştır. Doğu Slavla- rayna, kısmen Belarus ve Rusya’nın kavimleriyle yakın ilişkiler kurdu- rın, bu meyanda Rusların en önem- Batısına -elbette ki bugünkü büyük lar. Başlangıçta Hazarların hâkimi- li destanı İgor Bölüğü Destanı’dır ve Rusya coğrafyasına değil- hâkim yeti altında kaldılar. Hatta Hazarları 12. asırda İgor isimli bir prensin Kıp- olan Viking kabilelerinden birinin yenen ilk Rus Prensi Svyatoslav, ba- çaklara esir düşmesini anlatır. ismi olduğu biliniyor. “Rus” adlı bu ğımsızlığının sembolü olarak Türk- Vikingler yerli Slav halklarını kont- çe “Kağan” unvanını kullanmıştı. Rusların Hıristiyanlığı seçmelerinin rol ederek prenslikler kurdular. Za- Karadeniz’in kuzeyindeki muazzam man içinde yerli halkla karışan stepler çok eski devirlerden beri Bul- bölgede etkili olmalarında payı var mı? Vikingler isimlerini de bu topluluk- garlar, Hazarlar, Peçenekler, Oğuz- lara verdiler. Dolayısıyla eski doğu lar ve Kıpçaklar gibi Türk kavim- Tabiî ki Hıristiyanlığın etkisi çok Slav ahalisi yahut kadim Ruslar sa- lerinin hâkimiyetinde kalmıştır. büyük. Şunun altını tekrar çizmek dece bugünkü Ruslar değildir. Uk- Eski Ruslar, 9. asır sonrası dönem- isterim ki, bahsettiğimiz kadim rain ve Belarus halkları da aynı ta- de sayısı zaman zaman değişmek- Ruslar bugünkü Ruslar değildir. Ka- rihî kökene dayanır. Hatta o kadim dim Rusların Hıristiyan olması doğ- 64 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Dosya © TARIK BAKICI rudan Bizans’la bağlantılıdır. Hıris- -Roma Katolik Hıristiyanlığından Moğolların bu coğrafyaya gelmesi ne tiyanlık öncesinde onlar varlıklarını diyelim- papazları dinler, fakat on- esas olarak ormanlık arazide sür- ları da çok sıkıcı bulur. Sonra Kons- tür sonuçlar doğurdu? dürüyorlardı. Böylelikle steplerdeki tantinopolis’e iki adam gönderir. Bu tehditten uzak durmaya çalışıyorlar- vekiller Ayasofya’yı görünce hay- 1240’ların başlarında Cengiz dı. Kadim Rusların Hıristiyanlığa ge- ran olurlar. Ortodoksluğu öğrenir- Han’ın kurduğu imparatorluk Maca- çişiyle ilgili kendi kroniklerinde ge- ler. Gelince hayranlıklarını prens- ristan’ın içlerine kadar ilerlemişti. çen klasik bir hikâye vardır: Knyaz leriyle paylaşırlar ve böylece Ruslar Cengiz Han aslen Moğol bir kabile (Knez) Vladimir yahut Volodimir (ki Bizans’ın dinine girerler. Bu sadece reisiydi ama ordusunda Moğollar- yüzlerce cariyesi olup pek de Aziz ti- Hıristiyan olmak anlamına gelmez, dan çok daha fazla sayıda Türk ve/ pine uymayan biridir) makul bir di- Bizans oryantasyonuna da girmiş veya Müslüman unsurlar da vardı. ni kabul etmenin diplomatik açıdan olurlar. Türklerin Müslümanlaştık- Cengiz Han’ın tarihte benzeri gö- faydalı olacağını düşünür. Semavî tan sonra Araplarla kurdukları kül- rülmemiş genişlikteki imparatorlu- dinleri araştırmaya başlar. Önce İs- türel bağları gibi Ruslar da Grek ğu 50 sene geçmeden fiilen dörde lamı anlatması için İdil (Volga) Bul- kültürüyle hemhal oldular. Bugün bölündü. Bunların en kuvvetlilerin- garlarından bir molla çağırtır. Onu kullanılan Kiril alfabesi de Bizans’ın den olan Altın Orda, Deşt-i Kıpçak’ı, dinlediğinde İslamiyet hoşuna gider Slavlar için oluşturduğu bir alfabe- Rus ülkelerinin tamamını, kuzey ve Müslüman olmaya karar verir. dir. Grek kültürü Rus halklarının Balkanları, Türkistan’ın kuzey ke- Ancak içkinin yasak olduğunu du- en önemli değerlerinden biri haline simlerini ve Kuzey Kafkasya’yı hâ- yunca, “Biz içkisiz yapamayız” diye- geldi. Bir taraftan da Katolik dünya- kimiyetine alan başlı başına muaz- rek imamı geri yollar. Almanlardan, sına karşı keskin bir çizgi çekildi. zam bir imparatorluktu. İdil (Volga) Nehri üzerindeki Saray, başşehirle- riydi. Altın Orda teşekkülünden 2016 OCAK / DERİN TARİH 65

Dosya 50 sene geçmeden tamamen Türkle- HAKAN KIRIMLI Rus prensliklerinin hiçbirisini orta- şip Müslümanlaştı. (Unutmadan söy- KİMDİR? dan kaldırmamış, knyazlarını ken- leyeyim: Cengiz Han’ın sikkeleri de disi tayin etmekle birlikte onları iç Arapçadır. O Müslüman değildi ama 1958 yılında Balıkesir’de doğan işlerinde serbest bırakmıştı. bütün paralarının üzerinde “La İla- Hakan Kırımlı ilk, orta ve lise eğiti- he İllallah” yazılıydı.) Altın Orda’nın mini Ankara Koleji’nde tamamladı. Yani Altın Orda asimilasyon yapmadı… Kıpçak Türk ve Müslüman olan aslî Lisans (İktisat) ve yüksek lisansı halkına da Hıristiyanlar ve Araplar (Tarih) Hacettepe Üniversitesi’nde Hayır, kesinlikle hiç yapmadı. “Tatar” adını verdiler ve bu tabir yer- bitirdi. Münih’deki Ukrayna Hür Yapsa Rusların yerinde bugün yal- leşip kaldı. Kısacası, Rus toplulukları Üniversitesi’nde başladığı doktora nızca sarışın mavi gözlü Müslüman- tam 200 sene Altın Orda, yani Müs- ihtisasını Madison’daki Wisconsin lar olurdu. Ancak Rusya Altın Orda lüman ve Türk hâkimiyetinde yaşa- Üniversitesi Tarih Bölümü’nde ta- topraklarını hâkimiyeti altına alın- dılar. Bugün Türkçe asıllı kelimele- mamladı. 1991’de Bilkent Üniversi- ca tam tersini yapacaktı. Şunu ra- ri Rusçadan çıkarırsanız bu dil en tesi’nde çalışmaya başladı. 1995’de hatlıkla söyleyebilirim: 14. yüzyılın önemli kelimelerinden mahrum Türk Tarih Kurumu aslî üyeliğine en kudretli devleti Altın Orda idi. kalır. Bakın “Kremlin” kelimesi da- seçildi. Halen Bilkent Uluslararası Gelin görün ki şu an Saray şehrinin hi Kıpçak Türkçesi “kermen” (kale) İlişkiler Bölümü’nde Rusya-Sov- izi bile kalmamıştır. sözünden gelir. Rusların para mana- yet tarihi ve politikaları derslerini sına gelen deneg/dengi kelimesi Al- vermekte. Kıımlı; Rusça, İngilizce, Şu halde dünya tarihleri Altın Orda’ya tın Orda para biriminden gelir. Hâlâ Almanca, Kırım Tatarcası, Kıpçakça onu kullanıyorlar. Böyle sayısız keli- ve Orta Asya dillerini bilmekte- hak ettiği yeri vermiyor, öyle değil mi? me var bugün. dir. Eserleri: Eski Fotoğraflarda Bir Zamanlar Kırım (TTK: 2006), Evet, bu çok büyük bir problem. Altın Orda sayesinde Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Bırakın zikrettiğimiz muazzam top- yükseldi Milli Hareketler (1905-1906) (TTK: rakları, bugün Macaristan dediği- 2010), Türkiye’deki Kırım Tatar miz yer 10 yıla yakın, Bulgaristan ise Bu ortamda Moskova Knyazlığı nasıl ve Nogay Köy Yerleşimleri (Tarih 100 yıl Altın Orda hâkimiyetinde bu- Vakfı: 2012). lunmuştu. Altın Orda İpek Yolu’nun sivrildi? büyük kısmını doğrudan kontrol et- yanlığa dâhil edebilmesi bu dönem- tiği için muazzam bir ekonomik gü- 12. yüzyıla geldiğimizde Kiev ve de gerçekleşmiştir. Başta bugünkü ce ulaşmıştı. Altın Orda Mısır’daki Vladimir gibi knyazlıklara kıyasla Rusya’nın içinden doğacağı Moskova Kıpçak Memlûklerle de çok yakın Moskova Knyazlığı küçük ve önem- olmak üzere bütün Rus knyazlıkları ilişki içerisindeydi. Altın Orda’nın ne sizdi. Ancak ilginç bir şekilde yükse- mutlak olarak Altın Orda Hanı’nın olduğunu görmek için İbn Battuta’yı len, Moskova oldu. Altın Orda Han- hâkimiyeti altındaydı. Rusların dil okumak yeterli. Çünkü o dönemde ları o bölgeden toplanacak asker ve ve kıyafetlerinde Şark kültürünün dünyanın bütün şehirlerini gezmiş- vergileri kendilerine en büyük sa- izleri açıkça görülür. 16. yüzyıl Rus ti. Saray şehrini Konstantinopolis’le, dakati gösteren ve bu sebepten en miğferlerinde Kur’an ayetleri dahi Bağdat’la, Kurtuba’yla, Şam’la, Mek- güvendikleri prensliğe, yani Mos- görülürdü. Bu bir anlamda tama- ke ve Medine’yle, Çin’le mukayese kova’ya bırakmışlardı. Bu sebeple men kültürel bir geleneğin yahut ederek, “Ben böyle bir şehir görme- Moskova’nın yükselişi ve Rus knyaz- modanın tezahürüdür. dim” diyor. Ama bugün bu şehirden lıkların en güçlüsü haline gelmesi toprak üstünde bir parça taş bile bu- tamamen Altın Orda’ya bağlıdır ve “Rus’u kazırsan altından Tatar çıkar” lamıyoruz. Kazılar yapılıyor ama ye- Altın Orda’nın böyle olmasını iste- sözü doğru o zaman? terli değil. Saray, yüzlerce yıl sonra mesinden kaynaklanmıştır. 200 yıl bile efsane olarak anlatılan bir şe- İslâm ve Türk hâkimiyetinde yaşa- Tabiî ki doğru. Ruslar üzerindeki hir. Altın Orda devrinde kurulan sa- yan Ruslar Altın Orda tarafından hâkimiyeti 15. asrın sonlarına kadar yısız cami, medrese, imaret ve diğer Müslüman yapılmadıkları gibi, pa- devam eden Altın Orda İmparatorlu- bayındırlık eserleriyle bezenmiş ve radoksal bir şekilde içlerinde Hıris- ğu parçalanınca yerine Kazan Hanlı- özellikle aktif ticaretle büyük refah tiyanlaşma arttı. Zira Altın Orda ğı, Kırım Hanlığı ve Hacıtarhan (Ast- seviyesine ulaşmış olan Eski Saray, hanları Ortodoks Kilisesi’ni himaye- rahan) gibi devletler kuruldu. Onlar Macar, Solhat (Eskikırım), Bulgar ve leri altına almıştı. Arkasına bu gücü birbirleriyle savaşırken Moskova Kn- başka şehirler vardı. alan Kilise’nin henüz Hıristiyanlaş- yazlığı da diğer Rus prensliklerini mamış Slav topluluklarını Hıristi- yuttu. Çok ilginçtir ki, Altın Orda bu Bazılarının dediği gibi o dönemi üstünkörü “Moğollar geldiler, yak- 66 DERİN TARİH / 2016 OCAK

tılar, yıktılar, taş üstünde taş bırak- kendisi olarak adlandırdılar. Aslın- Altın Orda’yı Timur değil madılar” şeklinde anlamak tarihî da Ruslar da başlangıçta bu hanlık- veba yıktı hakikatlere uygun değil. Altın Or- ları öyle görüyorlardı. Ancak artık da bugün de hâlâ düşmanlarının birden fazla Altın Orda olduğu için Bazı tarihçiler Rusya’nın güçlenmesi- çizdiği ilkel sterotiplerle biliniyor. Moskova’nın hangisine tâbi olması Batılı tarihçiler Altın Orda’yla sade- gerektiği yahut bunların araların- nin nedenini Timur’un Altın Orda’yı ce Rusya ile ilişkisi itibarıyla ilgile- daki çekişmelerden Moskova’nın na- niyor, onun asıl kendi yapısını ve ta- sıl yararlanabileceği meselesi ortaya yıkmasına bağlıyorlar. Bunun Rusların rihini bir kenara bırakıyorlar. Oysa çıktı. Nitekim bazen o, bazen de bu Rus ülkeleri Altın Orda hâkimiyeti- ata oynayarak Moskova Knyazlığı güçlenmesinde payı var mı hakikaten? nin kenarındaki bölgelerden başka aradan sıyrılmayı başardı, hatta so- bir şey değildi. Altın Orda’nın oryan- nunda bağımsızlığını elde etti. Niha- Bu yaygın bir iddia. Timur zama- tasyonu ve dikkatini verdiği yön ik- yet 16. asırda Ruslar Kazan ve Hacı- nını hatırlayalım. Rusya Knyazlıkla- tidar mücadelelerinin yaşandığı İdil tarhan Hanlıklarını yuttular. rını kim biliyordu? Adları bile anıl- (Volga) boyu ile onun güneyi ve do- mıyordu. Timur’un meselesi Altın ğusuydu. Öte yandan, Altın Orda ta- Bu kimsenin öngörebileceği bir Orda Hanı Toktamış ile idi. Bu bir rihi anlaşılmadan Rus tarihi kesin- şey değildi. Artık işler tersine dönü- aşk-nefret ilişkisi. Çünkü Toktamış likle anlaşılamaz. Altın Orda tarihi yordu. Yine de, artık Rusya olarak ad- Han’ın başa geçmesinde Timur’un Rus tarihinde bir parantez falan de- landırabileceğimiz Moskova 18. asra birinci derecede rolü vardı. Ancak ğildir. Rus resmî ideolojisinde her za- kadar kesinlikle Kırım Hanlığı’ndan bir Türk olan Timur, Cengiz soyun- man öyle gösterilmeye çalışıldı, ama güçlü değildi ve ona haraç ödemeyi dan gelmediğinden olağanüstü kud- gerçeğin hiç de böyle olmadığını gö- sürdürüyordu. Ruslar Osmanlılarla retine rağmen hanlık meşruiyetine rüyoruz. ilişkilerini de 17. yüzyıl sonlarına ka- sahip değildi. Bu sebepten hiçbir za- dar tamamen Kırım Hanlığı üzerin- man ‘Han’ unvanını kullanamamış, Altın Orda’nın parçalanmasından son- den kurdular. Osmanlılara ilk defa ancak ‘Emir’ payesini taşımıştır. Bu Moskova’dan elçi gelmesi 1492 yılın- sebeple, Cengizli hanedanı mensu- ra Rus prensliklerinin akıbeti ne oldu? da olmakla birlikte, bütün Rus elçi- bu olan Toktamış Han ona tâbi ol- lerinin önce Kırım Hanlığı’na ve ora- mayı kabul etmemiştir. Altın Orda yıkılınca mirasçıla- dan İstanbul’a gönderilmesi kaideye rı olarak Kırım, Kazan ve Hacıtar- bağlanmıştı. Moskova’nın Osmanlı Bu sırada Rus Knyazlıkları Ti- han (Astrahan) gibi hanlıklar ortaya ile doğrudan ilişki kurabilmesi an- mur’un umurunda değildi, esasında çıktı. Meselâ Kırım Hanlığı diyoruz cak 1681’deki Bahçesaray Anlaşması kimsenin umurunda değildi! Çün- ama onlar kendilerini her zaman ile mümkün olmuştur. kü dediğim gibi Altın Orda’nın asıl “Uluğ Orda” yani Altın Orda’nın ta iktidar arazisi İdil boyuydu. Hanlar İdil boyu, Kırım ve Harezm’e yöne- lirdi ve buralardaki gelişmelerle il- giliydi. Rus knyazlıkları ise iktidar arazisi dışında yaşıyorlardı. Ti- 2016 OCAK / DERİN TARİH 67

Dosya » Kazan’dan yadigâr Türk kanı taşımayan Rus Kazan’daki Kul Şerif Camii 1552’deki Rus bulmak çok zor mur’un Rus knyazlıklarının yüzyıl- işgaliyle yerle bir oldu. Şair bir imam olan lar sonra çok büyük devlet olacağını ve camiye de adını veren Kul Şerif Ruslara Ruslar için Kazan’ı almak çok önemliy- öngörmesi mümkün değildi. Biri bu- karşı savaşarak şehit düşmüştü. Yeniden nun olacağını söylese ona deli mua- inşa edilip 2005’te, Kazan’ın 1000. kuruluş di öyleyse. melesi yapılırdı. Bugün biri meselâ yıldönümünde ibadete açıldı. “Slovakya dünyayı ele geçirecek” de- Nasıl önemli olmasın? Tatar de- se, nasıl tepki gösterirsiniz? “Ürdün denilince bugün akla doğrudan Rus- dikleri adamlar yenilmez olarak gö- dünyayı işgal edecek, tedbir alın” de- ya geliyor. Hâlbuki 16. yüzyılda ve rülüyordu. Onların başşehrini ele sek, bize ne derler? Geleceği öngör- öncesinde orası Müslümanlık ya da geçirmek Ruslar için ancak bir rü- mek mümkün değil. 14. asırda Rus- Türklük ile özdeşleşmişti. Moskova ya olabilirdi. Bu olay onlar için Fa- ların büyük bir devlet kuracakları Knyazlığı Kazan Hanlığı’nı aldıktan tih’in Konstantinopolis’i alması ka- şeytanın bile aklına gelmezdi. Ti- sonra Kazan’ı yerle yeksan etti. dar önemliydi. Emin olun sembolik mur’un o günlerde Rus knyazlıkları- mânâsı da çok büyüktü. Bu olaydan nın tam olarak nerede olduğunu bil- Kazan dünya güzeli, benim âşık sonra tarihteki roller değişiyor. diğinden bile pek emin değilim. Bu olduğum bir şehirdir. Lakin pek ya- sebeple yüzyıllar sonra Moskova’nın zık ki, bugün orada Kazan Hanlı- Kazan’da öyle bir katliam süreci yükselmesinden bu mânâda kimse ğı’ndan ayakta kalmış -kazılarla çı- yaşandı ki, bırakın 16. yüzyılı, 18. sorumlu tutulamaz. karılan bazı kalıntılar hariç- hiçbir asrın sonlarına kadar Kazan Müslü- şey bulamazsınız. Herkesin bildiği manlara yasaklandı. Ancak 18. yüz- Doğrudur, Timur istilâsı ile Altın Süyümbike Minaresi’nin de mevcut yılın ikinci yarısında II. Yekaterina Orda büyük darbe almış, en önem- haliyle Kazan Hanlığı’ndan kaldı- zamanında Kazan’da ilk caminin lisi de Kıpçak Steplerinde muaz- ğı şüphelidir. Moskova deyince ak- yapılmasına izin verildi. Bu iki yüz- zam araziler boşalmıştır ki, bu du- lınıza önce Kızıl Meydan’daki Aziz yıl içinde cebrî Hıristiyanlaştırma rum sonraki gelişmelere zemin Vasiliy (Vasiliy Blajennıy) Katedrali çok oldu. Ayrıca Altın Orda’daki taht hazırlamıştır. Ancak Altın Orda’yı gelir. Bu ünlü mabed Kazan’ın Kor- mücadelelerinden Rus knyazlıkları- Timur’dan öncesinde de sarsan bir- kunç İvan tarafından alınması üze- na kaçanlar da zaman içinde Hıris- çok hadise var. En önemlisi 14. asrın rine 1555-61 arasında yaptırılmıştı. tiyanlaştılar. ortasında çıkan veba salgını. Oradan Sekiz kulesi vardır. Bu sekiz kulenin Avrupa’ya geçmiş ve nüfusunun ya- Kazan’daki Kul Şerif Camii’nin sekiz Rus asilzadelerinin pek çoğu- rısını yok etmiştir. Böyle muazzam tane olduğunu bildiğimiz minarele- nun ceddi Müslümandır. Mimar Si- bir katliamı hiçbir savaş yapmadı. rine nispetle böyle yapıldığı, hatta nan’ın aslının Hıristiyan olmasının Bir de 14. yüzyılın ikinci yarısında ona benzetilerek inşa edildiği söy- hatırlatılması nasıl birilerinin işi- Altın Orda’da kanlı taht kavgaları ve lenir. Acaba Rusya hâkimiyeti altın- ne gelmiyorsa, bu gerçek de şove- istikrarsızlar yaşanıyor. Timur da o da yıktırılmış olan Kul Şerif Camii nist Rusların hoşuna gitmez. Hiçbir sebeple devreye girmişti zaten. buna mı benziyordu? Bilemiyoruz, Rus Turgenyev’in soyadının Kıpçak çünkü camiye ait tek bir resim yok. Türkçesindeki “turğan” kelimesin- Öyleyse Rus yayılmacılığını Altın Or- den yani Türkiye Türkçesindeki da’nın yıkılışından başlatmak gereki- Rusların tarihini kazıdığımızda yor… altından İslâm çıkar ve bu Rus şove- nistlerinin ve resmî ideolojinin hiç Yayılmayı bırakın, gerçek mânâ- hoşuna gitmez! da varlığını bu yıkılışla elde etti di- yebiliriz. Moskova Prensliğinin yükselmesi böl- gedeki Türk hanlıklarının kaderini na- sıl etkiledi? 1550’li yıllarda Moskova Knyaz- lığı IV. İvan (Korkunç İvan) zama- nında hem Kazan Hanlığı’nı, hem de Hacıtarhan (Astrahan) Hanlığı’nı yuttu. Yutmakla kalmadı, ilk defa İdil (Volga) boyuna indi. Volga boyu 68 DERİN TARİH / 2016 OCAK

“durmuş”tan geldiğini kabullenmek Kıpçak kabilelerini yerleşik hayata istemez. Yine Rahmaninov’un soya- geçirdi. Böylece yerleşik hayata ge- dının “Rahman”dan geldiğini çoğu çenler yerli halkla da karışarak bu- adam aklına bile getirmez. Pan-Sla- günkü Kırım Tatarlarını meydana vizmin babaları diyebileceğimiz Ak- getirdiler. Yoksa Deşt-i Kıpçak’ın ka- sakov kardeşlerin soyadına bakmak deri Kırım için de geçerli olacaktı. bile yeter. İslâm ile Rus kültürü sa- nıldığından çok daha fazla iç içe gir- Yayılma ve işgaller sırasında Rusların miştir. Bu coğrafyada Türk kanı taşı- mayan Rus bulmak kadar Slav kanı motivasyonunu sağlayan nedir? olmayan Türk bulmanız da çok zor. Tıpkı Müslümanların gaza anla- Moskova Knyazlığı meşruiyetini nelere yışı gibi onlar da Hz. İsa’nın bayrağı- nı yüceltmek iddiasıyla yapıyorlardı dayandırdı? bu istilâları. Çeşitli nedenlerle nü- fus kaybeden stepleri serflerle ve di- Çarlık 16. asırda ortaya çıktı. Av- ğer unsurlarla doldurmayı başaran rupa geleneğinde bir Batı Roma, Ruslar hem bölgedeki nüfus denge- bir de Doğu Roma tacı vardı. İstan- sini dönüştürdüler, hem de geleceğe bul’un fethiyle birlikte bir tacın sa- dönük Ruslaştırma politikalarının hipsiz kaldığı inancı yayıldı. Mosko- temellerini attılar. 16. yüzyıl sonla- va da münhal kalan tacın –yegâne rında Moskova Knyazlığı ile Kırım bağımsız Ortodoks devleti olması Hanlığı arasındaki sınır Moskova’nın hasebiyle- kendi hakkı olduğunu 100-200 kilometre güneyindeydi. iddia etti. Roma’ya dayanarak “se- zar” kelimesinden bozma “çar”ı (aslı Fantezi gibi gelebilir bu söyledik- “tsar”) kullanmaya başladı. Üçüncü lerim, ama hepsi tarihî hakikattir. Roma olduklarını iddia etti. Ama o Ön karakol/garnizon olarak kur- dönemde kimse bu söylemleri ciddi- dukları birimleri besleyebilmek için ye almadı. kim ile mümkünse iskân ettiler. Sü- rekli bu ön karakolları bir adım, bir Ruslar bölgede kalıcı olmayı nasıl ba- adım daha güneye ve doğuya taşıdı- lar. Yayılmaları esas olarak böyle ol- şardılar? du. Böylece bölgedeki nüfus tedricî olarak Türkler aleyhine değişti. Bu- Rusya doğu ve güneyde Türk ve gün Kırım gibi kadim bir Türk ülke- Müslüman devletlerin birbirleriy- sini bile Rusya’nın vazgeçilmez ve le savaşmasından, batıdada Lehis- tarihî toprağı olarak sunulduğunda tan-Litvanya’nın gerileme sürecine dünyada ve Türkiye’de pek çok ta- girmesinden faydalanarak gücüne rih cahili bu masalı yutmakta zor- güç kattı. Yeni topraklar ele geçir- lanmıyor. di. Nüfus artışını olumlu yönde kul- lanmaya yönelik bir iskân politikası “Ruslar İstanbul’u geliştirdi. Rusları bu bölgede kalı- isteyecektir” cı yapan unsur uyguladıkları iskân politikasıdır. Türk/Müslüman dev- Rusların yükseldiği dönemde Osman- letleri arasındaki savaşlarla boşalan stepler onların önünü açmıştır diye- lı Devleti çok güçlüydü. Peki, Osmanlı biliriz. Tabiî Kırım Hanlığı dışında- ki diğer hanlıkların göçebe kuvvet- Rusya’yı önemsemedi mi? lerini yeteri kadar yerleşik hayata geçirememeleri de Rus politikaları- 1699 Karlofça Antlaşması’na ka- nın başarısını arttıran diğer bir fak- dar Lehistan-Litvanya, 1700’deki İs- tördür. Özellikle I. Sahib Geray Han tanbul Anlaşması’na kadar da Rusya Kırım’da tabiri caizse sopa zoruyla Kırım Hanlığı’na resmen haraç öde- mekteydi. Devletlerarası hiyerarşiyi göstermek için söylüyorum bunları. Osmanlı Devleti’nin temel kaygı- 2016 OCAK / DERİN TARİH 69

ları Habsburglara ve Safevîlere yö- lar Osmanlı Devleti’nin ilgisinin bi- iktidara geldiğinde Osmanlı Devleti nelikti. Onlar için henüz Rusya’nın rinci derece odaklandığı yer değildi. Batılı güçlerle savaş halindeydi. Fır- dış siyaseti önemli değildi. Daha ön- Rusya adım adım ve gayet sistema- sat bu fırsattır diyerek anti-Osmanlı ce vurguladığım gibi Osmanlı uzun tik olarak güneye ilerlerken Kırım koalisyonda yer alınca kazançlı çıka- süre Ruslarla ilişkiyi Kırım Hanları Hanlığı orduları da Safevîler üzeri- cağını düşündü. İşte Rusların İstan- üzerinden kurmuştur. Kırım Han- ne gönderilmekteydi. Ayrıca o dö- bul rüyası böyle başlamıştır. Daha ları da Rus bölgesini âdeta bir tarla nemde Osmanlı’nın da, Kırım Han- öncesinde Moskova Knyazlığı’nın İs- olarak görüyorlardı. Hasat toplar gi- lığı’nın da gözetmesi gereken farklı tanbul’u alacağı fikri ancak gülünç bi her yıl sefere çıkarak ganimet ve sosyo-ekonomik dengeler vardı. Os- olabilirdi. Son derece merhametsiz, esir topluyorlardı. manlılar, Rusya ile ancak 18. yüz- acımasız bir hükümdar olan Pyotr yılda dış siyaseti güneye doğru in- Rusya’yı askerî, bürokratik ve tekno- Fakat 18. yüzyılın başında II. Dev- mek üzerine şekillendiğinde gerçek lojik yönden hayran olduğu Batı ve let Geray Han, Rus tehlikesini fark manâda karşı karşıya geldiler. Orta Avrupa devletleri seviyesine ge- etmiştir. Onun, “Bunlara dikkat et- tirebilmek için fevkalâde radikal de- mezsek yarın Kırım’ı bile kaybedebi- Şark meselesini bu bağlamda değerlen- ğişimlere imza atabildi. İlk iş olarak liriz” ifadesi çok önemlidir. İstanbul Osmanlıların en önemli kalelerin- bu cümleyle ilgilenmedi. Hatta Os- direbilir miyiz? den Azak’ı alıyor, yani İstanbul’un ta- manlı ricalinden (aynen bugün bazı- hıl ambarını. Osmanlı Devleti ve Kı- larının Türkiye’de dedikleri gibi) bu Rusya Şark Meselesi’nin sacayağı- rım Hanlığı bu olay karşısında âdeta ifadelerin abartılı olduğunu, Kırım dır. Denizlere çıkışı olmayan coğraf- şok geçirdi. Bundan sonra Pyotr’un Hanı’nın kendi menfaatini gütmek yayı ‘deniz devleti’ haline getirmek yeni ve gerçek hedefi artık İstanbul için Rusya ile Osmanlıların arasını isteyen bir adamla karşı karşıyayız: idi. Bugün de kudretli Rusya impa- bozmaya çalıştığını iddia edenler I. Pyotr (Büyük Petro) yahut Osman- ratorluğu hayalleri görenler için (ki çıktı. Karadeniz’in kuzeyi o zaman- lıların söylediği şekliyle Deli Petro. bunlar şu anda kesinlikle Rusya’nın İmkânsızı başarmak istiyor. I. Pyotr iktidar elitidir) hâlâ öyledir. Yüzyıl- lardır hâkim devlet mantığı anlaşıl- madan Rusya’yı anlayamayız. Rusya’nın Ortadoğu ve Türkiye’ye kar- şı emelleri değişmedi mi, diyorsunuz? Rusya, bir imparatorluk olarak kaldığı sürece Ortadoğu ve Türki- ye için de, Avrupa için de bir teh- dittir. Rusya’nın şu an da bilfiil bir imparatorluk, hem de tarihin en geniş imparatorluklarından biri ol- duğu akıllardan çıkmamalıdır. Pa- sifik Okyanusu kıyısındaki Kam- çatka’dan Baltık kıyısındaki bir zamanlar Prusya’nın taht şehri olan Königsberg’e (pardon, Stalin’in ver- diği gülünç adla Kaliningrad’a!) ka- dar uzanan bir ülke başka ne olabi- lir ki? Bu sebeple Türkiye’nin tarihî rakibi ve hasmı olmuş bir ülkeye enerji ve diğer konularda böylesine bağımlı olmak akıl alacak iş değil- di ve çok büyük bir tarihî hataydı. Ümit ederim, son gelişmeler bunun böyle olduğunu yetkili insanlara geç de olsa öğretmiş olsun. 70 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Dosya » Sultan’a mektup derasyonu idarî açıdan etno-millî dağılması kanunsuzmuş. Bu em- Ivan Sirko komutasındaki Slav asıllı Zaporojya birimlerden ve sadece teritoryal bi- peryal mantığa göre kanunsuz olan Kazakları Kırım’daki Sivastopol’u ve rimlerden (yani sıradan vilâyetler- mevcut durumu demek ki “kanun- Bahçesaray’ı yağma etmişlerdi. Bunun üzerine den) oluşmaktadır. lu” hale, yani eski haline getirmek Osmanlı Sultanı IV. Mehmed kendilerine bir gerekiyor! mektup yazarak Osmanlı Devleti’ne boyun Putin bu etno-millî birimlerin eğmelerini istedi. Buna karşılık Zaporojya ortadan kaldırılarak bütün idarî bi- 2014’te Kırım’ın yeniden işgali bu Kazakları alay ve hakaret içeren cevabî bir rimlerin âdeta üniter bir devletin siyasetin ilk adımlarından biridir. Kı- mektup yazdılar Sultana. Rus ressam Ilya sıradan vilâyetleri haline getirilme- rım’ı alınca şimdi olduğu gibi Doğu Repin’in bu anı tasvir ettiği tablosu (1891). si gayesinde olduğunu her zaman Ukrayna’yı isteyecek, sonra “Rus ta- açıkça söyleyegeldi. Her halükârda, rihinin tarihî merkezi” Kiev diyecek, Bugün Rusya’da ne kadar Müslüman Rusya için İslâm çok önemlidir. Bun- onu verseniz Lvov’u (yani Lviv) isteye- yaşıyor? dan 135 yıl önce İsmail Bey Gaspıra- cektir ve böyle devam edecektir. lı, “Rusya dünyanın en büyük Orto- 15-20 milyon kadar olduğu tah- doks ve Hıristiyan devletidir. Ama Öyle veya böyle eski emperyal sı- min ediliyor, fakat sayılarını kesin dünyanın da en büyük İslam devlet- nırlara ve hedeflere bakılarak, bir olarak hesap etmek pek kolay de- lerinden biridir” diyordu. duvara çarpana kadar çağdışı ihti- ğil. Putin geldikten sonra Sovyetle- raslar sürdürülecektir. Aksini sa- rin bile yapmadığını yaparak nüfus Orta Asya cumhuriyetleri yeniden işgal nanların Rusya’nın ne tarihinden, kâğıtlarındaki milliyet hanesini çı- ne bugününe hâkim olan çağdışı karttı. Bunun gayesi elbette ki gay- edilebilir mi? zihniyetin mantığından haberleri ri-Rus milletlerin millî kimlikleri- yok demektir. Burada kast ettiğim nin kemikleşmesini önleyebilmek Tabii ki öyle. Putin ve yandaşla- elbette ki dünyadaki her halk ile ay- ve onların Ruslar içinde asimilasyo- rına göre 20. yüzyılın en büyük fe- nı temel insanî vasıfları taşıyan Rus nunu hızlandırabilmekti. Rusya Fe- laketi Sovyetlerin dağılmasıymış. halkı değil, yüzyıllardır kabukları Bunu trajedi olarak görüyorlar. Dün- değişse de onun üzerindeki hâkimi- yanın 20. asırda yaşadığı devasa felâ- yetini dış fetihler büyüsüyle örtme- ketler ve bizzat Sovyetler Birliği’nin ye ve meşrulaştırmaya çalışan dik- faili olduğu korkunç kitle cinayet- tatoryal yapılar ve onların temsil leri değil de, bu totaliter diktatörlü- ettiği zihniyetlerdir. ğün dağılması trajediymiş! Putin’e göre Sovyetler Birliği’nin 2016 OCAK / DERİN TARİH 71

RUSYA’NIN ORTADOĞU HAYALLERİ Rusya’nın sıcak denizlere inme rüyası bugünlerde yeniden revaçta. Putin sahiden Deli Petro’nun hayallerini mi gerçekleştirmek istiyor? Cevabı “büyük rüya”nın tarihî kodlarında arıyoruz. SIRADIŞI TARİH Peki bu ideal nasıl gerçekleşecekti? görürüz. En çarpıcı iki örnek Haçlı Rusların güney sınırlarını Seferleri ve Kudüs’tür. MEHMET ÇELİK çevreleyen bir İslam coğrafyası vardı. Bunun liderliğini dönemin en güçlü Kudüs Yahudiler, Hıristiyanlar ve » Prof. Dr., Celal Bayar Üniversitesi devleti Osmanlı İmparatorluğu Müslümanlarca kutsal kabul edilen Fen - Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı yapıyordu. Sıcak denizlere inebilmek bir belde. Hz. Ömer (ra) bu önem- için ya Osmanlı’yı yıkacak ya da en li şehri fethettiğinde ‘İbrahimî, Ki- [email protected] azından bu coğrafyada bir koridor tabî’ kabul edilen üç dinin mensu- açacaktı. 18. yüzyılın sonlarına doğru plarının dinî inançlarını barış içinde T ürkler için Kızıl Elma tabir Osmanlı Devleti güç kaybına uğrasa rahatça ve özgürce yaşayabilmeleri edilen ‘Turan’ hayali neyi if- da bu düşüncenin gerçekleşmesi yine için bir “Emannâme” çıkarmıştır. ade ediyorsa, Ruslar için de ‘sıcak de zordu. On yıllarca sürecek böyle Hz. Ömer’den sonra gelen bütün İs- denizlere inme’ aynı anlama gelir. Bu bir savaşı Çarlık Rusya’sının göze al- lâmî yönetimler de bu uygulamaya ülkede lise mezunu herkes Rusya’nın ması düşünülemezdi. Ancak zaman, özen göstermişlerdir. Bu özgürlükçü, bu hayallerini tarih hocalarından din- askerî ve ekonomik alanda Rusya’nın adil, insan hak ve hürriyetlerine önem lemiştir. Bu düşüncenin sembol ismi, güçlenmesine, Osmanlı Devleti’nin ise veren, farklı dinî inançlara serbestiyet Rusların ‘Büyük Petro’ diye andıkları, kan kaybetmesine şahitlik ediyordu. getiren yönetim anlayışı Müslüman, bizim ‘Deli’ lakabıyla küçümsediğimiz 19. yüzyılın ortalarına doğru artık Yahudi ve Hıristiyanlar arasında bir Çar I. Petro’dur. Bizde Kanuni ne ise bu gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya problem çıkarmazken Hıristiyan Rus tarihinde I. Petro odur. çıkmıştı. Rusya açısından ihtiyaç du- mezhepleri arasında kutsal mekânların yulan tek şey, diplomatik anlamda kullanımı açısından bazı problemlerin Kuzeyde Buz Denizi, güneyde Os- uluslararası meşruiyet sağlayacak bir yaşanmasına engel olamamıştır. manlı topraklarıyla çevrili bir dev- bahanenin bulunmasıydı. letin ticaret damarları adeta yok Tarihin tozlu sayfalarına bak- Kudüs Yavuz döneminde Osman- olmuştu. Denizcilikten gelen Pet- tığımızda devletlerin diplomasi aracı lı hâkimiyetine girince Hıristiyan ro güçlü bir devletin ancak sıcak olarak kullandıkları argümanlar mezhepleri arasındaki sürtüşme ve denizlere açılarak dünyayla temas arasında dinin ve kutsal mekânların kavgalara son vermek düşüncesiyle kurabileceğini, zenginleşip güçlenebi- ne kadar önemli bir yer işgal ettiklerini kutsal mekânların kullanımıyla ilgili leceğini görmüştü. Hayatı boyunca da yeni düzenlemeler yapıldı (Nişan-ı Hü- bunun mücadelesini verdi. Bu anlayış kendisinden sonra gelen çarların da mayun metni için bkz. Yavuz Ercan, Kudüs ideali olacaktı. 72 DERİN TARİH / 2016 OCAK

» Kudüs barışının mimarı Hz. Ömer (ra) Emannâmesi, Kudüslülerin canlarına, mallarına, inançlarına, kiliselerine, haçlarına, yerleşik ve göçebe bütün fertlerine verilen bir teminattı. Emannâmenin mermer üzerine hakkedilmiş sureti. Ermeni Patrikhanesi, 1988, s. 15-17). Ka- rilemiyordu. Her gün yeni bir bahane da Rusya’nın Osmanlı Devleti’nin iç nuni döneminde Fransa’ya verilen bulunuyor, kavgalar devam ediyordu. işlerine müdahalesine ve Makamat-ı iktisadî imtiyazlar (kapitülasyonlar) Mukaddese meselesini bahane ederek Kudüs’teki kutsal mekânlardan fay- İç işlere müdahale sıcak denizlere inme hayallerine zemin dalanmakla ilgili dinî imtiyazları da hazırlayacaktı. kapsıyordu. 18. yüzyılın ortalarına doğru Bal- kanlarda kıpırdanmalar başlayınca Os- Bu ferman sadece Rum Ortodoks Bu yeni uygulama Katolik-Orto- manlı Devleti siyasî ve askerî konular- cemaatinin elini güçlendirmiyor, daha doks gruplar arasında çekişmeyi be- da bazı sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. önemlisi Çarlık Rusya’sının bölgedeki raberinde getirdi. Özellikle Kıyamet, Bunları aşmak için bazı tedbirler aldı. emellerinin tahakkuku için bir meşrui- Beyt el-Lehm’deki Doğuş, Merkad-ı İsa Bunlardan biri de ‘Kilise Kartı’ idi. yet zemini oluşturuyordu. Rusya’nın ve Meryem Kiliseleri bu çekişmelerin Balkanlardaki dinî çalkantıları kontrol bu zeminden hareketle Kırım ve Eflak- odak noktalarını oluşturuyordu. Dev- altına almak üzere Rum Kilisesi’ne Boğdan sorunlarına müdahale ettiğini let çatışmaları sona erdirmek için sık daha çok önem vermeye başladı. görüyoruz. Yaşananların akabinde sık yeni düzenlemelere gitti, tarafları Kudüs’teki kutsal mekânlarla ilgili de sahiller ve adalarda konsolosluklar memnun etmek için elinden gelen yeni bir düzenlemeye gidildi. açacak, nihayet 1774 yılında Küçük her şeyi yaptı, en ufak ayrıntıyı dahi Kaynarca, 1779’da Aynalıkavak ve göz ardı etmedi. Bütün bu uğraşlara III. Mustafa döneminde, 1773 1830’da Edirne Antlaşmaları ile Os- rağmen Hıristiyan cemiyetleri arasın- yılında yayınlanan ferman kutsal manlı tabiiyetinde bulunan Ortodoks daki sürtüşme ve kavgalar sona erdi- mekânlardaki kavga ve çatışmaları Hıristiyanlarının hamiliğini elde etm- sonlandıramadığı gibi 19. yüzyıl- eye gayret edecekti. 1812 yılında yapılan Bükreş Ant- laşması’nda ise “…savaş sürecinde Devlet-i Aliyye’ye karşı düşmanca harekette bulunan teb‘anın affed- ilmesi” yer alınca Çarlık Rusya’sı tıpkı Balkanlardaki gibi Anadolu, Suriye, Filistin ve Kudüs Ermenil- erinin de hamiliğini dolaylı da olsa üzerine almış oldu. Bu antlaşmalar- da yer alan maddeler Rusya’nın, ile- ride de görüleceği gibi Makamât-ı Mukaddese meselesinde ‘müdahillik’ hakkının dayanağını oluşturacaktır. (Fraşerli, 2008: 97-98;, Nihat Erim, Dev- letlerarası Hukuku ve Siyasi Tarih Metinleri I (Osmanlı İmparatorluğu Anlaşmaları), 1953, s. 156; Akdes Nimet Kurat, IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Ka- vimleri ve Devletleri, 1970, s. 51; Arzu Taş- can, “Makâmât-ı Mukaddese Meselesi”, Fırat Üniv. Sosyal Bilimler Dergisi, 2012, s. 3). Çarlık Rusya’sı artık hedefini 2016 OCAK / DERİN TARİH 73

SIRADIŞI TARİH MEHMET ÇELİK netleştirmişti: Ortodoks kartı Osman- lı’yla dalaşmak için bir maymuncuk » Deli Petro’nun izinde görevi görecekti. Fransa’nın bölge- deki sıkıntıları Rusya için ba- ileri marş! haneler üretiyordu. Örneğin Kırım, Gürcistan derken şimdi 1842 yılında Kudüs’te kutsal de Ortadoğu’ya uzanan türbenin kubbesinin tami- Rusya, Çarlık dönemine geri ri meselesinde Fransa ile dönüyor adeta. Rusya’nın Deli Rusya’nın, birinin Kato- Petro (solda) ile başlayan sıcak liklerin, diğerinin Ortodok- denizlere inme politikasını Suriye sların hamisi maskesiyle üzerinden hayata geçirmeye çalışan Osmanlı Devleti’ne baskı Putin, sık sık hayalini gerçekleştirmeye soyunduğu modern Rusya’nın kurucusuyla özdeşleştiriliyor. yapmaları diplomatik krize sebep olur. Bu gerginliğe her gün yeni bir bahane eklenir, kriz isteklerini (örneğin sadece Orto- büyütülerek süreç devam eder. dokslar değil, hiçbir Hıristiyan hacı 1850’ye gelindiğinde diplomatik 10 gün sonra Bab-ı Âli’ye davet edilen Kudüs’te kötü muameleye maruz kriz tavan yapmıştı. Fransa, Bab-ı Mençikof, tıpkı bu gün Putin’in yaptığı kalmayacak, Ortodoks Kilisesi’nin Âli üzerindeki baskılarını artırdı ve gibi saçma sapan istekleri nota formatı- Fatih döneminden itibaren elde ettiği Beyt el-Lehm Kilisesi’nin tamirat işi- na çevirip devletin önüne koydu. Bu kazanımlar/imtiyazlar teminat altın- ni almayı başardı. Çar I. Nikola bunu ipe sapa gelmez isteklerin en önemlisi dadır, bunlar hiçbir şekilde değişmey- fırsat bilerek Ortodoksların hamisi “Osmanlı Devleti Ortodoks Kilisesi’nin ecek, ihlal edilmeyecek, bu konuda sıfatıyla Bab-ı Âli’ye bir itiraz notası imtiyazları hakkında sağlam ve hiçbir sadece Rusya’ya değil, tüm Hıristiyan verdi. Devlet ciddi bir krize sebebiyet zaman, hiçbir gerekçeyle değişmeyecek dünyasına teminat verilecektir) kabul vermemek için bir komisyon kurdu güvencelerin verilmesi” idi. Mençikof etti. ve meselenin iki tarafı da rahatsız et- uluslararası diplomasinin tüm kural ve Ancak tüm “Ortodoksların ha- meyecek şekilde çözülmesine çalıştı. nezaket ölçülerini bir tarafa bırakarak miliğini” talep eden ana madde red- Ancak bu çaba ve yaklaşım Rusya’yı beş gün içinde kendisine net bir cevap dedildi. Çünkü bu madde devletin tatmin etmedi. Çar I. Nikola 28 Şubat verilmemesini notalaştırarak Bab-ı hükümranlık hakkını ihlal ve Rusya’ya 1853 günü Denizcilik Bakanı ve Baltık Âli’ye sunmuştu. içişlerimize müdahale imkânı tanıyor- Donanması Başkomutanı olan yeğeni Gerginliğin bu derece tırmandırıl- du. Prens Mençikof’u İstanbul’a gönderdi. ması Bab-ı Âli’yi bir hayli sıkıntıya Tabii Mençikof’un bahane olarak Bab-ı Âli hem iki devletin ciddiyeti- soktu. Bir yandan Fransa’nın baskısı, talep ettiği isteklerin kabulü ve esas ni ölçmek, hem de makul bir çözüm diğer yandan Rusya’nın baskıyı aşan isteğin reddi Rusya’yı tatmin et- üretmek için Mençikof’a 10 gün ran- tutum ve davranışı üzerine mesele Me- medi. Mençikof çok sert bir açıkla- devu vermedi. clis’e taşındı. 10 Mayıs 1853 günü to- mayla karara tepki gösterdi. Rus Bu durum Rusya’yı daha da gerdi. planan Meclis-i Umumî, Mençikof’un Büyükelçiliği’ni kapattı, tüm per- KİLİSELERİ AYDINLATMADA BİLE AYRIŞTILAR sonelle beraber 18 Mayıs 1853 günü İstanbul’dan ayrıldı. Bu, savaş ilanı demekti! Nitekim kısa süre sonra Sultan III. Mustafa döneminde 1773 asılı 15 lamba bulunmaktadır ki, bun- Rus orduları Eflak-Boğdan’a, ardın- yılında yayınlanan fermana göre Rumlar, lardan beşi Katoliklere, dördü Rumlara, dan Kırım’a girdiler. Balkanlarda var Katolikler, Ermeniler, Süryaniler ve Kıptîler dördü Ermenilere, biri de Kıptîlere aittir. olma savaşı böyle başladı. İsa-Mesih’in doğduğuna inanılan mağa- Merkâd-ı İsa’nın mezar taşının üzerinde 43 Putin yeni Petro mu? rada (Hücre-i Tulû‘) ikişer lamba yakma lamba asılıdır. Katolik, Rum ve Ermenilerin hakkına sahiplerdi. Rumlar, Katolikler 13’er, Kıptîlerin ise dört lambaları vardır. Çar I. Nikola da Deli Petro’nun ve Ermenilerin bu mekânların etrafında Her cemaatin burada ibadet etme saatleri hayalini gerçekleştiremedi, kendisin- ‘mum’ve resmî (dinî) günlerde ‘günlük’ ayrı ayrı belirlenmiştir (Mehdi Fraşerli, Os- den sonra gelen çarlar da. 93 Harbi yakma hakkı da vardı. Merkâd-ı İsa’da manlı Devletinde Kapitülasyonların Uygulanışı (1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı) ded- yine bu cemaatler lamba yakabiliyorlardı. (İmtiyâzât-ı Ecnebiyenin Tatbikât-ı Hazırası), Haz.: iğimiz savaşta bir koldan İstanbul Buradaki Melek Türbesinin kapısı üzerinde F. Tızlak, Fakülte Kitabevi: 2008). önlerine (Yeşilköy), diğer koldan Er- 74 DERİN TARİH / 2016 OCAK

zurum’a kadar gelen Rusların hay- Rusya Suriye’ye hava, İran da kara » Küçük Dünya savaşı alleri İngilizler tarafından önlendi. harekâtı başlattı. Rusya Osmanlı topraklarındaki 1. Dünya Savaşı sırasında Doğu ABD ve partnerlerinden (İsrail, Ortodoksların hâmiliğini üstlenmek Anadolu üzerinden İskenderun’a inme İngiltere, Almanya, Fransa) ses seda isteyince karşısında Fransa ve İngiltere’yi hayalleri yine kursaklarında kaldı. çıkmadı. Meğer Obama, “Tiran” ben- buldu. 1853’te başlayan Kırım Harbi 1979-89 arasındaki Afganistan’ın zetmesiyle Rusya’ya paratoner görevi Rusya’nın mağlubiyeti ile sonuçlandı. işgali de bu açıdan tam bir hayal üstleniyormuş. Meydan artık Putin’e Savaş sırasında gerçekleşen Balaklava kırıklığı oldu. Şimdi de görünen o ki, kalmıştı. Rusya, Suriye’de Esed mu- Muharebesi’nde hastaların sandallara Çarlığa heveslenen Putin aynı hayalin haliflerinin bölgelerini bombalarken, bindirilişini tasvir eden bir resim. peşinde. Suriye’de olaylar başladığı sınır ihlali yapan bir Rus savaş uçağı günden itibaren Rusya Esed rejiminin angajman kuralları dahilinde Türkiye Asıl mesele ne? arkasında durmakta. ABD’yle hangi tarafından düşürüldü. hesaplar yapıldı, ne verildi, ne alındı? Rusya’nın bölge üzerinde planları bilemiyoruz. Uluslararası hukuk açısından bu var. Uçak oltaya takılan yemdi. Putin konunun özeti şudur: o günden beri bir devlet başkanı gibi 1 Ekim 2015 günü Putin ile Obama davranmıyor, bir istihbarat örgütü Suriye konusunu görüştüler. Basına Bir yabancı uçak 10 dakika içinde şefi gibi hareket ediyor. Yalan, iftira yansıdığı kadarıyla Suriye hususunda beş kez uyarılmasına rağmen sınır demeden her türlü belge ve bilgiyi anlaştılar, ancak Esed hususunda an- ihlaline devam etmişse uluslararası Batı medyasına servis ediyor. laşamadılar. Obama basına verdiği de- sınır ihlali hukukuna göre icraat meçte “Suriye’deki sorunu çözmek için yapılmıştır. Bu durumda iki ülke Bu bulanık ortamda Ortadoğu’nun Rusya ve İran dahil her ülkeyle çalış- “üzüntülerini” bildirir ve bir daha ol- her yanına silah tahkimatı yaptı. maya hazırız! Bu kadar kan dökülme- maması için el sıkışırlar. Muhtemel bölgesel savaşın safları da sinden sonra savaş öncesi statükoya belirginleşmeye başladı. Rusya, Esed, geri dönülemeyeceğini de kabul et- Putin (nam-ı diğer II. Petro), ilk İran, Irak ve Ermenistan aynı safta memiz lazım” diyerek siyasî geçişin günden beri ortamı gerdikçe gerdi. yer almaya başladılar. Esed’siz olması gerektiğini vurguladı. Türkiye ne kadar alttan almaya ve Görüşmenin hemen ardından Obama, gerginliği sona erdirmeye çalıştıysa da Konu artık Türkiye’nin mesele- Esed’e “tiran” dedi. Dört yıldır işe yaramadı. Akla hayale gelmeyen si olma noktasını çoktan aşmıştır. Obama ilk defa Esed’e karşı bu derece saçmalıkları bu gerginliğe malzeme Rusya bölgeye yerleşmek düşüncesiyle sert bir sıfatla hitap ediyordu. “Tiran” yaptı. Ortamdan faydalanarak Or- hareket etmektedir. “Deli Petro’nun vurgusu Esed karşıtı Türk medyasın- tadoğu’ya ağır silahlar sevk etti. Bu hayali gerçekleşiyor mu?” diye bir da ve siyasî aktörler nezdinde adeta yazının kaleme alınmasından bir hafta soru akla gelirse cevabı bize Batı’nın bir ümit ışığı oldu. Biz bu hayalle önce Suriye’ye S-400 füzelerini, birkaç tutumu gösterecek. tatlı ve huzurlu bir uykuya dalarken, gün önce de İran’a S-300 füzelerini yerleştirdi. Ve Putin’in derdinin düşen Yaşarsak hep beraber göreceğiz! uçak olmadığı net olarak anlaşıldı. 2016 OCAK / DERİN TARİH 75

RUSYA’NIN OSMANLI SİYASETİ Osmanlı’nın parçalanması doktrininin Rus dış politikasının değişmeyen hedefi olduğu pek sorgulanmayan bir kabuldür. Oysa Petersburg’un İstanbul’a yaklaşımı siyasî konjonktüre göre farklılık göstermiştir. TARİHÇİ GÖZÜYLE ri seçenekleri ciddi biçimde gündemi- yelpazedeki seçenekleri hayata geçir- ne almış, Osmanlı’nın parçalanmasını meye çalışırken, Osmanlı Devleti’nin M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU ise ancak 1. Dünya Savaşı sürecinde bunun dışındaki toprakları haricinde müttefikleriyle beraber temel siyaseti genel olarak mevcut düzeni koruma » Prof. Dr., Princeton Üniversitesi Yakın Doğu haline getirmiştir. Bu, Rusya’nın söz siyaseti izlemiştir. Çalışmaları Enstitüsü Öğretim Üyesi. konusu dönemde Boğazlar ve Osmanlı [email protected] pâyitahtı üzerinde yoğunlaşan talep- 1875-76 Doğu Krizi’nin diplomatik lerinden vazgeçtiği anlamına gelmez. yollarla çözülememesi, tarihimizde 93 O smanlı-Rus ilişkilerinin 19. asır- Keçecizâde Mehmed Fuad Paşa, “ben- Harbi olarak atıfta bulunulan ve de- daki gerginliği ve bu süreçte iki deniz de Mosko vükelâsından olsa idim ğişik cephelerinde Gazi Ahmed Muh- devlet arasında yaşanan savaşlar, po- İstanbul’u zabt için dünyayı altüst tar ve Gazi Osman Paşalar tarafından püler kültürün varsaydığı “ülkemizi eder idim” yorumunu yaparken bu kazanılan başarılara karşılık ağır bir parçalamaktan başka amacı olmayan” bölgenin Rusya için değişmesi müm- yenilgi ile neticelenen çatışmayı te- bir dış siyaset yapımının fiilen uygu- kün olmayan stratejik ehemmiyetinin tiklemişti. Bunun sonucunda Rusya, landığı tezinin yaygın kabul görmesi- altını çizmişti (Mehmed Galib, “Tarihden Ayastefanos Anlaşması ile Osmanlı ne yol açmaktadır. Çar I. Nikola’nın Devleti’ne son derece ağır şartlar da- 1853 yılı Ocak ayında İngiliz elçisi Sir Bir Sahife: Âlî ve Fu’ad Paşaların Vasiyetnâ- yatmış, ama Avrupa dengesinin diğer George Hamilton Seymour’a, daha meleri”, Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmua- üyeleri bunları kabul etmeyince, 1878 sonra Osmanlı Devleti için kullanılan yazında toplanan Berlin Kongresi bir sıfat haline gelecek “hasta adam”ı sı, 1/2 [14 Haziran 1910], s. 79). Doğu Sorunu’na kapsamlı bir çözüm paylaşmayı önerdiği doğrudur. Ancak getirme iddiasıyla “status quo”yu ye- bu, Rusya’nın “hiç değişmeyen” dış si- Ancak Fuad Paşa’nın stratejik ne- niden tesis etmişti. yaset doktrini olmamıştır. denlerden dolayı “düşman-ı tabiî” (doğal düşman) olduğunu düşündüğü Sonuç Rusya için şüphesiz ciddi bir Rus dış siyaset yapımı değişik dö- Rusların dış siyaseti, 1878 sonrasında hayal kırıklığı idi. Ancak Petersburg nemlerde farklı Osmanlı siyasetleri iz- Pan-Slavizm ideolojisinin etkisinin gene de amaçladığı değişimlerin önem- lemiş ve imparatorluğun son 40 yılında yükseldiği dönemlerde dahi realpoli- li bir bölümünü yaptırmaya muvaffak “status quo”nun korunması, güneyba- tik yaklaşımını bütünüyle bir kenara olmuştu. Rusya, Doğu Anadolu’daki tı komşusu ile 1833 yılındakine benzer bırakmamış ve Osmanlı Devleti ile üç Osmanlı vilâyeti (Kars, Ardahan, olumlu ilişkilerin yeniden tesisi benze- ilişkileri bu çerçevede değerlendirmeye Batum) ve Güney Beserabya ile sınır- gayret etmiştir. Bunun neticesi olarak lı kalan toprak kazançlarının yanı sıra Rusya Boğazlardaki statüyü lehine de- Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın ğiştirecek, Hünkâr İskelesi benzeri bir bağımsızlıklarını sağlamalarını temin anlaşmadan bölgeyi ilhaka uzanan bir 76 DERİN TARİH / 2016 OCAK

etmişti. Bunların yanı sıra sadece kâğıt genişletmesi Rusya’nın hoşuna gitme- » Devcileyin fil kaplana karşı mişti; ancak buna karşı durabilmesi üzerinde Osmanlı Devleti’ne tâbi bir mümkün değildi. Konferansa Lord 20. yüzyılın başında Avrupa, Asya ve Salisbury tarafından sunulan İngiliz Afrika ülkelerinin sınırlarını gösteren bu Bulgaristan yaratılmış, Şarkî Rumeli’ye resmî açıklamasında Boğazların savaş karikatürümsü haritada Rusya gözünü halinde harp gemilerine kapatılması- güneye dikmiş bekleyen devasa bir geniş muhtariyet verilmiş, Makedonya nın Osmanlı Sultanının iradesine bağlı ayı, İngiltere domuz-balık karışımı bir olduğunun savunulması daha sonra İn- amfibi, Türkiye ise bir kaplan olarak olarak adlandırılan bölge Osmanlı’ya gilizlere karşı aşırı müsamahakâr dav- tasvir edilmiş. ranması nedeniyle eleştirilere muhatap iade edilirken, burada Hıristiyanlar le- olacak olan Kont Şuvalov tarafından edebilme ve Balkanlarda mevcut dü- bir karşı bildiri ile çürütülmeye çalı- zenin korunması üzerine yoğunlaşmış- hine reform yapılması uluslararası gü- şılmış, ama tartışma fazla uzamamıştı. tır. Beklenenin tersine Bulgaristan, Rusya’nın Balkanlardaki üssü haline vence altına alınmıştı. Benzer şekilde Sadece Boğazlar gelmemiş ve kısa süreli bir balayı son- rasında, bilhassa 1882 yılından itiba- Ermeni nüfusun yoğunlaştığı 6 Doğu İlginç olan, Rusların 1841 yılında ren iki ülke ilişkileri hızla bozulmuş- karşı çıktıkları bir ilkeyi sahiplen- tur. 1885 Şarkî Rumeli Krizi sırasında Anadolu vilâyetinde (Vilâyât-ı Sitte) meleriydi. Bu da Rusya’nın göreceli Rusya, Bulgaristan’ın bu mümtaz eyâ- güçsüzlüğü ve Boğazlar üzerindeki leti ilhak etmesine şiddetle karşı çık- benzer ıslahatın gerçekleştirilmesiyle taleplerini İngiltere’ye kabul ettirebil- mıştır. mesinin imkânsızlığından kaynaklanı- Ermenilerin, Kürtler ve Çerkeslerin yordu. Petersburg bunun yanı sıra mev- cut düzenin korunması adına Avus- saldırılarından korunması da konferan- Berlin Konferası’ndan itibaren Rus turya-Macaristan ile ortak hareket dış siyaseti, Boğazların statüsünde siyasetini de hayata geçirmiştir. sın kararları arasındaydı. Petersburg lehine değişiklikler elde Dolayısıyla Rusya 1878 yazında toprak genişlemesi ve Slavlar başta olmak üzere Balkan Hıristiyanlarının bağımsızlık mücadelelerine katkı ver- me alanlarında elde edebileceği neti- celere ulaşmıştı. Avrupa devletlerinin bundan fazlasına müsaade etmeyeceği ortada idi. Avusturya-Macaristan’ın Bos- na-Hersek ve Yenipazar Sancağı üze- rinden Balkanlardaki nüfuz alanını 2016 OCAK / DERİN TARİH 77

TARİHÇİ GÖZÜYLE M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU 1881 gizli anlaşmasıyla Rusya, Sır- Osmanlı Terakki ve İttihad Cemi- manlı Devleti’nden ele geçirdiği Özi bistan’ı Avusturya-Macaristan nüfuz yeti Manastır Şubesi, 1908 Mayıs’ı (Oçakov) Kalesi’ni iade etmesi için bir alanı olarak kabul etmiş, 1885-86 sonlarında Makedonya sorunu hakkın- deniz harekâtı yapılması teklifi sırasın- Sırp-Bulgar savaşının uzaması bu ül- da, Rusya’nınki dışındaki konsoloslara da yükselmeye başlayan Russofobia, keleri işgal tehdidinde bulunan Rusya hükümetlerine iletilmesi talebiyle bir bir asrı aşkın bir süre İngiltere dış si- ve Avusturya-Macaristan tarafından Mémoire sunmuştu.2 Söz konusu lâyiha yaset yapımının temel ilkelerinden biri beraberce engellenmiştir. Çar I. Niko- metininde de ağır biçimde suçlanan3 olmuştu. la’nın 1885’te General Obruçev’e söy- Rusya’nın diplomatik temsilcilerine lediği gibi, “Boğazlar ve İstanbul dı- bu metnin verilmemesinin nedeni, bu İngiltere’nin 19. asırda Osmanlı şında Balkan yarımadasındaki bütün ülkenin Makedonya’yı Osmanlı Dev- Devleti’ne yönelik desteğinin temel sorunlar Rusya için ikincil önemde” leti’nden koparmak isteyen en önemli nedeni de Rus yayılmasını önleme dü- idi. Ancak Dışişleri Bakanı Kont Mu- güç olduğunun varsayılmasıydı. Bu şüncesi idi. Viscount Palmerston’un raviev’in 1897’de İstanbul’daki Rus ise yukarıda zikrettiğimiz gibi oldukça açıkça belirttiği gibi İngiltere’nin ama- elçisi Zinoviev’e belirttiği gibi Rusya abartılı bir değerlendirme idi. Rusya, cı Rus genişlemesini durdurmak idi: kendisi için hayatî önem taşıyan bu Avusturya-Macaristan ile birlikte mev- “Biz savaşa [Kırım Harbi] Sultan ve mesele üzerine yoğunlaşabilecek du- cut “status quo”yu radikal olmayan Türkiye’deki Müslümanları korumak rumda değildi, o nedenle de konunun ıslahât ile sürdürmeye çalışırken, Os- için değil, Rusları Türkiye’den uzak ertelenmesi gerekmekteydi.1 manlı’nın koruyucusu olduğu varsayı- tutmak için girdik.”4 lan İngiltere, bölgeye daha kapsamlı ve Rusların Boğazlar dışında “status Hıristiyan temsili ile uluslararası kont- Ancak “Great Game (Büyük quo”yu koruma yaklaşımları Anadolu rolü artıracak muhtariyet verilmesinin Oyun)” adı verilen Asya’daki İngi- için de geçerliydi. Ruslar, Ermeniler altyapısını hazırlamaya uğraşıyordu. liz-Rus rekabetinin Hindistan’ı teh- lehine yapılacak ıslahat konusunda da, dit eden bir boyut kazanması ve bunun kendi idareleri altındaki Erme- Ancak Terakki ve İttihad Cemiye- Kitchener’in başını çektiği Hindistan ni nüfus üzerinde yapabileceği olum- ti’nin bu eyleme geçmesinden yaklaşık idaresi yöneticilerinin baskıları netice- suz etkiler nedeniyle fazla ısrarcı de- 9 ay önce Rus dış siyasetinde devrim sinde Britanya yöneticileri 20. asır ba- ğillerdi. Bu dönemde Osmanlı Devleti etkisi yaratan bir gelişme yaşanmıştı. şında bir diplomatik devrim yapmaya ile Rusya arasında diplomatik alanda- William Pitt the Younger’ın 1791’de karar vermişlerdi. 1907 Ağustos’unun ki en önemli sorun Doğu Anadolu’da kabul görmeyen Rusya’ya karşı, Os- son günü imzalanan Rus-İngiliz antan- demiryolları inşa edilmesi olmuştu. tı, iki devletin İran, Afganistan ve ayrı Petersburg, 1900 Karadeniz Anlaşma- » Çar I. Nikola bir anlaşma ile Tibet üzerindeki reka- sı ile Osmanlı Devleti’ne bu bölgede betini sonlandırmayı amaçlıyordu. Çar tarafından onaylanacak şirketler dışındaki kuruluşlara demiryolu imti- Bu şüphesiz Osmanlı koruyuculu- yazı verilmemesini kabul ettirmiştir. ğunu uzun süredir bir kenara bırakmış olan İngiliz siyasetinin Rus taleplerine Osmanlı kamuoyundaki genel daha sıcak bakmasını sağlayacak bir kanaatin tersine Rusya, Makedon- gelişme idi. Bunun karşılığında İngil- ya sorununun da düzen bozulma- tere de başta Makedonya ve Arap ya- dan çözülmesini savunuyordu. Lord rımadası olmak üzere değişik Osmanlı Lansdowne’un, Lord Salisbury’nin topraklarının geleceğini şekillendirme Tersane Konferansı’ndaki taleplerini konusunda güçlü bir müttefik bulacak- andıran önerilerinin tersine Rusya, tı. Ancak burada temel sorun, İngilte- Avusturya-Macaristan ile birlikte çok re’nin Rusya’nın Osmanlı üzerindeki daha muhafazakâr bir ıslahât progra- temel talebi olan Boğazlar konusunda mı olan 1903 Mürzteg Reform proje- kapsamlı bir taviz vermeye yanaşma- sinin mimarlığını yapmıştı. 1904-05 ması idi. 1897’de Lord Salisbury, İn- Rus-Japon Harbi ve 1905 İhtilâli ile giltere’nin Ortadoğu’daki çıkarlarının başlayan iç sorunlar, müdahale gücü merkezi olarak İstanbul’u değil, Kahi- fazlasıyla azalan Rusya’nın “status re’yi gördüğünü ilân ettiğinde önem- quo”nun korunması yolundaki siyase- li bir dış siyaset doktrini değişimini te daha sıkı biçimde sarılmasına neden ortaya koymuş, ancak Boğazlardaki oldu. “status quo”yu korumayı sürdürecek- lerinin altını çizmişti. 78 DERİN TARİH / 2016 OCAK

» Şartlar Avrupa dengelerine uymayınca... 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) ağır bir yenilgiyle neticelenmiş, Rusya Ayastefanos Anlaşması’nın şartlarını dayatmıştı. Ancak bu, Avrupa güç dengesinin işine gelmeyince anlaşma geçerliliğini yitirecekti. Muharebelerden birini tasvir eden bir tablo. Dolayısıyla sürpriz İngiliz-Rus ya- diğinin ötesine geçen bir vaadin sunul- Eylül 1908’de Buchlau’da mevkida- kınlaşması, Makedonya konusunda farklı bir yaklaşımın benimsenmesini duğunu destekleyecek bilgi bulunma- şı Graf Aehrenthal ile buluştuğunda sağlayabilirdi (İngiliz Kralı ile Rus Çar’ı arasındaki Reval [günümüzde maktadır.5 Avusturya-Macaristan’ın Bosna-Her- Estonya’da bulunan Tallinn]’de 1908 Haziran’ında gerçekleşecek buluşma- sek’i ilhakına karşı çıkmamak karşılı- da bunun kararlaştırılacağını düşünen Terakki ve İttihad Cemiyeti, siyasî çe- “İnkılâb-ı Kebir”den Harb-i ğında Boğazların, Karadeniz’de sahili telerinin eylem plan ve zamanlamasını değiştirmişti), ancak “Boğazlar ve İs- Umumî’ye bulunan ülkelerin savaş gemilerine tanbul” henüz İngiltere için çok yüklü bir fatura idi. İngiliz Dışişleri Bakanı Bu nedenle İngiliz-Rus antantı kısa açılması konusunda destek talep et- Sir Edward Grey bu konudaki Rus taleplerine 1907 yılında “uygun bir vadede Rusya’nın Osmanlı siyasetinde mişti. İki dışişleri bakanı buluşmada zaman ve fırsatın doğması” durumun- da konunun ele alınabileceği yolunda dramatik bir değişime neden olmamış- genel bir mutabakata varmışlar ancak “olumlu” ama taahhüt altına girme- meye özen gösteren bir cevap vermişti. tı. Rusya’nın temel arzusu Aehrenthal’in ilhak kararını Izvolskii, Reval mülâkatı sırasın- Boğazlarda kendisi için üç hafta sonra açıklama- da Sir Charles Hardinge ile özel bir görüşme yapmış ve Rusya’nın Bo- daha avantajlı bir statü- sı ve mülâkatta ne tür ğazlar konusundaki taleplerini ye- niden iletmişti. Sir Charles, 1903’te nün tesisi idi. Bu yeni bir anlaşma sağlandığı Rus Büyükelçisi Beckendorff ile İn- giliz-Rus yakınlaşması girişimlerini uygulama diplomatik hakkında ileri sürü- başlatan diplomattı, daha sonra da Petersburg’da elçi olarak görev yap- yollarla kazanılabi- len çelişkili iddia- mıştı. Rus kaynakları İngilizlerin Izvolskii’nin girişimine karşılık konuya leceği gibi ilhak lar, Rus-Avustur- olumlu yaklaşacakları sözünü verdiği- ni savunmaktadır. Ama elde bulunan ile de sağlanabi- ya ilişkilerinde belgelerde, Sir Edward’ın 1907’de ver- lirdi. Dolayısıyla tamiri mümkün 1908 sonrasında olmayacak tahri- Rus dış siyaseti bu bata neden olmakla değişimin diplomatik kalmamış, tarihçile- altyapısını hazırlama » Lord Salisbury rin “1. Dünya Sava- üzerine yoğunlaşmıştır. şı’nın ilk provası” olarak Bunun dışında 1908 İh- tanımladıkları bir krizin tilâli sonrasında Makedon- doğmasına sebep olmuştur. ya sorununun anayasal rejime geçişle Uzun süren krizde Rusya 1909’da çözülebileceğini düşünen Rusya, Os- Alman ültimatomuna boyun eğerek, manlı üzerinde herhangi bir paylaşım prestijine vurulan ağır darbeyi sineye planı geliştirmeyi anlamlı görmüyor- çekmek zorunda kalmış ve Bosna-Her- du. Zaten Stolypin-Izvolskii dış siya- sek’in Avusturya tarafından ilhakını set yapımı “ne pahasına olursa olsun kabul etmiştir. Kriz Izvolskii’nin de barış” ilkesini ön plana çıkartıyordu. dışişleri bakanlığından ayrılmasına Rus Dışişleri Bakanı İzvolskii, 15 neden olmuştur. Ancak bu göre- 2016 OCAK / DERİN TARİH 79

TARİHÇİ GÖZÜYLE M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU » Rusya’nın hayal kırıklığı Stolypin liderliğindeki dış siyaset lehine değişimler konusunda İstanbul yapıcıları bu çerçevede 1909’da Rusya ile Petersburg arasında yeni bir uzlaş- 1878 yazında Doğu Sorunu’na kapsamlı liderliğinde Balkan ülkelerinin hepsi- manın sağlanması alanında gerçekleş- bir çözüm getirme iddiasıyla “status ni (Bulgaristan, Karadağ, Sırbistan, tirildi. quo”nun yeniden tesis edildiği Berlin Osmanlı İmparatorluğu, Romanya ve Kongresi’nde görüşmeler sürerken. Fesli Yunanistan) içine alacak ve Avustur- İkinci girişimin altyapısı Rus dı- Osmanlı delegeleri (sağda). ya-Macaristan yayılmacılığını durdu- şişlerinde hazırlanırken, Stolypin’in rarak mevcut düzeni koruyacak bir bir suikast sonucunda öldürülmesi ve ve Sergei Sazonov’un getirilmesi ge- ittifak tesisi için girişimler başlatmış- Sazonov’un da hastalanması planın nel siyasetlerde önemli bir değişiklik lardı. Bu çabalar doğal olarak Osman- hızlı, hazırlıksız ve iyi koordine edil- yaratmamıştır. Rus dış siyaseti bü- lı karşıtı Balkan ittifakının oluşumu meden uygulanmasına neden olmuş- yük çapta başbakan Pyotr Stolypin sonrasında durdurulmuştur.6 tu. Bu çerçevede yeni başbakan Vla- tarafından belirleniyordu. Sazonov, dimir Kokovtsov ile Dışişleri bakan başbakanın kayınbiraderiydi ve Vati- 1911 Kasım’ında, saldırdığı Trab- yardımcısı Neratov, İstanbul’daki elçi kan’da Izvolskii’nin yardımcısı olarak lusgarb’da beklemediği bir direnişle Nikolai Çarikov’a, Boğazlar ve Balkan çalışmıştı. Bu çerçevede eski bakan karşılaşan İtalya’nın savaşı, denizde- İttifakı konusunda Rus planlarını Os- döneminde başlayan Almanya’nın tec- ki üstünlüğünden istifade ederek Os- manlı hükümeti ile tartışma talima- rit edilmesi ve İngiltere ile yakınlaşma manlı kıyılarına yaymaya karar ver- tını vermişlerdi. Çarikov da 12 Ekim siyaseti sürdürülmüştür. mesi, Rusya’da iki önemli girişimde 1911 günü Bâb-ı Âlî’ye Balkan güçleri bulunmasına neden olmuştur. Bun- ile İstanbul arasındaki ilişkilerin dü- Rusya ile Avusturya-Macaristan lardan birincisi İtalyan saldırılarına zeltilmesi, kapsamlı bir ittifak oluştu- arasında 1908’in başlarında Metrovi- karşılık olarak Osmanlı Devleti’nin rularak “status quo”nun korunması, çe-Uvać arasında bir demiryolu hattı Boğazları ulaşıma kapamasının ön- 1900 yılında demiryolu inşa şartları (Sancak demiryolu) inşa edilmesi gi- lenmesiydi. Osmanlı Devleti 18 Nisan konusunda ulaşılan anlaşma şartları- rişimi nedeniyle başlayan gerginlik, 1912’de İtalyan donanmasının Çanak- nın esnetilmesi ve kapitülasyonlarda Buchlau buluşması ve ilhak krizi son- kale Boğazı’ndaki istihkâmlara yaptı- Osmanlı lehine değişiklikler yapılma- rasında tırmanmıştı. Rusya, bu ne- ğı saldırı sonrasında Boğazları taraf- sı karşılığında Rus savaş gemilerinin denle kendisi için hayatî önem taşıyan sız devlet gemilerine de kapattı; ama Boğazlardan geçişini kolaylaştıracak Boğazlar sorunu dışında Balkanlarda Rusya’nın ağır baskısı sonrasında 20 değişikliklere gidilmesini teklif eden Avusturya-Macaristan karşıtı bir itti- Mayıs günü ulaşıma yeniden izin ver- bir metin sunmuştur. fak oluşturulması amacıyla Osmanlı di. İkinci girişim ise krizden istifade Devleti’ne yaklaşmayı kararlaştırmıştı. ederek Boğazların statüsünde Rusya Bunlar şüphesiz elçiye verilen tali- matın ötesine geçen girişimlerdi. Rus 80 DERİN TARİH / 2016 OCAK

dışişlerindeki yetki karışıklığı Çari- Rusya açısından tehdit olarak görü- nırlamalar Rusların bu tezini fazlasıy- kov’un Kasım ayında Osmanlı yöne- lüyordu. Nitekim Bulgarların Edirne la tartışmalı kılmaktadır. Ancak Rus ticilerine yeni bir teklif götürmesiyle ve Osmanlı payitahtını ele geçirmeleri belgeleri Petersburg’un Ermeni soru- neticelenmiştir. Bu son öneri Rus sa- ihtimali belirdiğinde, Rusya duruma nunu büyüteceği düşüncesiyle bir “il- vaş gemilerinin Boğazlardan geçişini müdahale etmişti. Sazonov, Bulgar hak”a karşı olduğunu ve uluslararası sağlayacak yeni bir statü karşılığında yetkililere Edirne’nin Ayastefanos An- denetim ile sorunu en azından bir süre Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne toprak laşması’nın çizdiği Bulgaristan sınır- daha ertelemeyi ve kendi kamuoyun- bütünlüğü garantisi vermesini de içe- ları içinde olmadığını söylemiş, İstan- daki baskıları da ortadan kaldırmayı riyordu. bul’a girmeye kalkmaları durumunda hedeflediğini ortaya koymaktadır. ise müdahale edeceklerini belirtmişti. Bu düşünceler 1909’dan beri Rus Ruslar daha sonra Edirne konusun- 1913 sonunda Otto Liman von dış siyaset yapıcıları ve Stolypin’in daki itirazlarından vazgeçtiler, ancak Sanders ve Alman askerî heyetinin katıldığı değişik toplantılarda dile İstanbul konusundaki kararlılıklarını İstanbul’a gelmesi ise Rusya’nın çok getirilmişti. Ancak Çarikov kendisi- sürdürmüşlerdir.7 Sorun Bulgarların daha şiddetli itirazlarına ve 1895 yı- ne verilen görüşmeleri başlatma tali- Çatalca’da durdurulması ile çözül- lından sonra ilk kez Osmanlı Devleti matını fazlasıyla aşarak onları resmî müştür. ile savaş ihtimâlini tartışmasına ne- öneriler haline getirmişti. Diplomatik den olmuştur. Rusya, Alman gene- tarihçiler, bir elçinin yetkisi ötesinde Büyük Devletler Balkan Savaşları ralin İstanbul’daki bir askerî birliğin girişimlerde bulunmasının ilginç ör- sonrasında Osmanlı Devleti’nin gele- başına getirilmesini bölge üzerindeki neklerinden olan bu gelişmeyi “Ça- ceği konusunda tartışmalarını yeniden taleplerine vurulan büyük bir darbe rikov Uçurtması” olarak adlandır- başlattıklarında Rusya, İngiltere’nin olarak görmüş ve müttefikleri İngil- maktadırlar. Bu gelişme sonrasında başını çektiği Ermeni reform pro- İngiltere’nin baskısıyla Çarikov 1912 jesini sahiplenmiş ve Osmanlı tere ve Fransa’ya da başvuru- Mart’ında Petersburg’a geri çağrıldı dağılmasının ancak Andrei Man- rak kapsamlı bir diplomatik ve emekliye sevkedildi. delştam’ın mimarı olduğu proje- kriz çıkartmıştı. Kriz, Alman nin yürürlüğe konulmasıyla önle- generalin rütbesinin yüksel- Osmanlı ile yakınlaşmayı hedefle- nebileceğini savunmuştu. Yeniköy tilmesi (Osmanlı ordusunda yen bu girişimler başarısız olurken, reform programının, Osmanlı görev yapan Alman subaylar Rus diplomasinin de yardımıyla Bul- egemenliğine Said Halim Paşa’nın ek bir rütbe alıyorlardı) ve garistan ile Sırbistan’ın Osmanlı kar- “her yeri Lübnanlaştırıyorlar”8 müşir olarak görev tanımının şıtı bir ittifak üzerine anlaşmaları ve ifadesiyle dile getirdiği ciddi sı- değiştirilmesi ile çözülmüştü. daha sonra Yunanistan ve Karadağ’ın Ancak Rus diplomasisi Bo- da buna dahil olması, Rus dışişleri- » Amacını aştı ve... ğazlar üzerindeki taleplerinin nin 1908-12 dönemindeki planlarının gerçekleştirilmesinin çok daha dışında bir yapılanmanın doğmasına 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda zorlaştığının farkındaydı. Bu neden olmuştur. Bu gelişmelerde de Türk topraklarında ölen Rus alandaki Rus emellerinin ger- Çarikov gibi Petersburg’dan verilen askerlerinin anısına 1895’te çekleşmesi ancak büyük bir talimatları geniş yorumlara tabi tutan Yeşilköy’de diktirilen Ayastefanos Avrupa savaşıyla mümkün diplomatlar önemli rol oynamışlardı. Anıtı. 1. Dünya Savaşı sırasında olabilecekti. 93 Harbi’ndeki yenilginin Rusya açısından sorun, İtalya ile sembolü olarak gösterilince 1909’da varılan Racconigi anlaşması yıktırılmış ve yıkımı da filme sonrasında Izvolskii ile İtalyan mev- alınmıştır. kidaşı Tittoni arasında teâti edilen notlarda da vurgulandığı gibi, “he- gemonist dış güçlerin” yani Avustur- ya-Macaristan yayılmasının önlen- mesiydi. Bunun Osmanlı ya da diğer Balkan devletleri tarafından gerçekleş- tilecek olması, Rusya için hayatî önem taşımıyordu. Ancak Balkan ülkelerinin Rume- li’deki paylaşımlarını bir adım ileri götürerek Boğazlara yaklaşmaları 2016 OCAK / DERİN TARİH 81

TARİHÇİ GÖZÜYLE M. ŞÜKRÜ HANİOĞLU » Karadeniz’de koptu kıyamet yaklaşmıştır. Müttefiklerinin kabulü elde ettiğine benzer bir statünün te- ve savaş mağlubu durumuna düşecek sise çalışırken diğer Osmanlı sorunla- 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı sırasında Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın rına pragmatik biçimde yaklaşmıştır. bir Osmanlı gemisinin batışını tasvir itiraz edememeleri, Rusya’nın düşleri- Petersburg, 1908 ilâ 1912 arasında ise eden çizim bir Fransız mecmuasında ni gerçeğe dönüştürebilecekti. Netice- Balkanlarda yükselen Avusturya-Ma- yayınlanmış. de İngiltere fazlasıyla gönülsüz olarak, caristan nüfuzuna karşı Osmanlı ile Fransa ise beklenmedik şekilde ayak ciddi bir yakınlaşmanın anlamlı oldu- 1878 sonrasında “büyük sürüyerek Rus taleplerini kabul etmiş- ğunu düşünmüştür. resim” lerdir. 10 Nisan 1915 günü, İstanbul ve Boğazlar için gerekli garantileri eline Bu açıdan bakılacak olursa Rus- Liman von Sanders krizi 1914 ba- aldığında Sazonov asırlardır arzula- ya’nın 1878 sonrası siyaseti, Osmanlı şında çözüldüğünde Petersburg’daki nan hedefe ulaştığına inanmıştı. Geri koruyucusu olarak görülen İngilte- genel kanaat, Rumeli topraklarının kalan Osmanlı paylaşımı Rusya için re’ninkinden çok da farklı değildir. büyük bölümünü kaybeden, Ermenile- büyük önem taşımıyordu. Nitekim Sa- İngiltere, Tersane Konferansı’ndaki re yönelik kapsamlı bir ıslahat proje- zonov, Sykes-Picot paylaşım taslağını tutumu, Mısır’ı işgali, Penjdeh Krizi sini kabul etmek zorunda kalan, buna kabulde oldukça isteksiz davranmış, sonrasında benimsediği siyaset, “İs- karşılık “Alman nüfûzu” altına giren buna, adeta İstanbul Anlaşması karşı- tanbul yerine Kahire” doktrinini be- Osmanlı Devleti’ne yönelik 1878 son- lığında verilen bir taviz ve yük olarak nimsemesi, Arabistan yarımadasında rası Rus siyasetinin başarısız olduğu yaklaşmıştır. yarattığı nüfuz alanları ve Liberal yolundaydı. Rusya’nın bütün gücüy- Parti hükümetlerinin Makedonya pro- le odaklandığı Boğazlar üzerindeki 1878-1914 dönemi Rus dış siya- jeleri göz önüne alınırsa bu dönemde girişimleri başarısız olurken, ikincil setine bakıldığında bunun Osmanlı Osmanlı Devleti açısından daha tah- sorunlar olarak gördüğü Osmanlı Bal- Devleti’ne yönelik dostâne emelleri ripkâr bir dış siyaset izlemiştir. kan toprakları ile Ermeni nüfusun yo- yansıttığını söyleyebilmek mümkün ğunlaştığı bölgelerde büyük değişimler değildir. Ancak Rusya’nın genellikle Dolayısıyla 1914 yılında imzalanan gerçekleşmişti. varsayıldığı gibi katı ve değişmeyen Anglo-Turkish Convention bunu unut- bir Osmanlı parçalanması doktrinine mamıza ve 1878 sonrasında Rusya’yı Ancak Temmuz Krizi ve arkasın- sahip olduğunu savunmak da anlamlı Osmanlı dağılmasının aslî faili olarak dan başlayan savaş bu tabloyu değiş- olmaz. Rusya bu dönemde Boğazlarda görmemize neden olmamalıdır. tirmiş, Rusya ilk kez Boğazlar ve İs- kendisine avantaj sağlayacak, 1833’de tanbul üzerindeki emellerine bu denli Dipnotlar: 1Alan Bodger, “Russia and the End of the Ottoman Empire,” The Great Powers and the End of the Otto- man Empire, ed. Marian Kent (Londra, 1996), s. 78. 2Fransızca metin için bkz. Heathcote’dan Barclay’a, Manastır, 3 Haziran 1908, NA/F.O. 195/2297. Türkçe tercümesi, Ahmed Niyazi, Hatırât-ı Niyazi yahud Tarihçe-i İnkılâb-ı Kebîr-i Osmanîden Bir Sahife (İs- tanbul, 1326 [1908]), ss. 51-61’de verilmektedir. 3“Binaenaleyh asırlardan beri çekdiğimiz fenâlıkların kâffesini münhasıran Rusya’nın tevsi‘-i memâlik politikası yüzünden çekdik. Rusya’nın hâl-i hâzır politikasında dahi bize ta‘allûk eden işlerde asla bize riâyet eseri göremiyoruz. Hâlâ câ‘lî din ve Ortodoksluk maskesi altında Ruslar bizim içün pek muhataralı bir takım âmâl-ı hodgâmâne beslemekde ve ta‘assub-i dinîyi tahrik ederek milel-i muhtelifeyi birbiri üzerine hücûm etdirmekden ve sûrîş ve ihtilâl efkârı ilga eder- ek muharebe-i dahîliye uyandırmakdan ibaret olan ayn tarîk-i siyasîden zerre kadar inhirâf etmemekded- irler.” A.g.e., s. 58. 4W. E. Mosse, The Rise and Fall of the Crimean System, 1855-71: The Story of a Peace Settlement (London: MacMillan, 1963), s. 1. 5Konunun detaylı değerlendirmesi, D. W. Sweet ve R.T.B. Langhorne, “Great Britain and Russia, 1907- 1914,” British Foreign Policy under Sir Edward Grey, ed. F. H. Hinsley (Cambridge, 1977), ss. 244-45’de yapılmaktadır. 6Igor Vasil’evich Bestuzhev-Lada, Bor’ ba v Rossii po voprosam vneshnei politiki, 1906-1910 (Moskova, 1961), ss. 338 v.d. 7Ronald Bobroff, Roads to Glory: Late Imperial Russia and the Turkish Straits (Londra, 2006), ss. 44 v.d. 8Said Halim Paşa bu ifade ile 1861 yılında kabul edil- erek Cebel-i Lübnan’a muhtariyet veren nizamnâmeye atıfta bulunmaktadır. 82 DERİN TARİH / 2016 OCAK



TABULARI YIKAN ARKEOLOG WARWICK BALL: ROMA ANCAK DOĞU’YU FETHEDİNCE GERÇEK BİR İMPARATORLUK OLDU KONUŞAN: ÖZLEM KOCUKELİ ÖZBAY [email protected] arihî ezberleri yerle bir eden cengaverleri mumla aradığımız bir dö- nemdeyiz. Tabii istisnalar da kabuklarından birer birer çıkmıyor de- ğil. Warwick Ball bunlardan biri. Avustralya doğumlu olsa da Orta- doğulu köklerini hiç unutmamış. Unutmak ne kelime, bu toprakların sırrını çözmeye adamış ömrünü. Kitaplarının can alıcı kısımlarından yöneltti- ğimiz soruları samimiyetle cevapladı. Bu efsanesavar yazarı müstakbel bir söy- leşinin sözünü almadan bırakmadığımızı çıtlatmış olalım. Ortadoğu Sibirya’dan Avrupa’ya Türklerin izini yazılmıştır. Bu tarihin çıkış nokta- kökenli arkeolog sı, Avrupa halklarının, kültürleri- adım adım sürüyorsunuz. Sizi bu kar- nin, değerlerinin vs. yayılmasıdır. ve yazar Burada bir dengenin varlığını or- Warwick Ball maşık rotaya katılmaya ikna eden ne taya koymak istedim, yani asılla- Roma’nın ve rı itibariyle Avrupa dışından gelen Batı’nın Doğulu oldu? insanların çoğunlukla Avrupa’nın kökleri ile İran, yayılışından önce dünyaya Türkler hakkında kendime şu yayıldıklarını, bu yayılmanın da Irak, Suriye, soruyu sorup durdum: İşe nereden en az Avrupalılarınki kadar uzun Afganistan ve başlayacağım? 1453 İstanbul’un fet- süreli ve etkili olduğunu göstermek Türk halklarının hi ya da 1071 Malazgirt Savaşı gibi istiyordum. Türkler de bu dünyaya milatlar pek işe yaramıyordu. Bu yayılan milletlerden biriydi. Tıpkı tarihini yüzden daha gerilere gitmek ve da- Araplar gibi. araştırıyor. ha geniş bir coğrafyaya bakmak zo- Bazı kitapları runda hissettim kendimi. İlaveten “Batı” ve “diğerleri” şeklinde bir ka- Türkçeye de başından beri aklımda iki düşünce çevrilen Ball vardı. İlki şu: 1970’li yıllarda İran tegorileştirmeye karşısınız. Peki Ba- ile tarihteki ve Afganistan’da çalışmış ve bura- çarpıcı noktalar larda sürekli olarak kendilerine tı-Doğu ayrımı kimin başının altın- “Türk” diyen insanlarla tanışmış- üzerine tım. Irak’ta bulunduğum 1980’ler- dan çıktı? konuştuk. de kendilerini “Türkmen” olarak tanımlayan insanların yaşadığı Belli bir başlangıç noktası or- Telafer yakınlarında çalıştım. Tür- taya koymak oldukça zor. Elbette kiye hakkında doğru düzgün bir ki pek çok kültür “biz” ve “onlar” bilgi edinmeden önce, “Türk” ta- arasında ayrım yapar ve bu ikilik- nımı benim için Türkiye’nin te “onlar” çoğunlukla daha düşük içindekileri olduğu kadar dışında- bir değere sahiptir. Ama bu ayrım ki insanları da kapsayan bir ifadey- bir kural olarak Doğu-Batı şeklinde di. İkinci düşüncem ise şuydu: İn- yapılmak zorunda değildir. Örne- giltere’de “Avrupalıların dünyaya ğin, Çin’de bu ayrımın daha çok ku- yayılışı” üzerine çok sayıda kitap zey-güney ekseninde yapıldığını 84 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Söyleşi 2016 OCAK / DERİN TARİH 85

» Taşta temsil edilen Severuslar Septimius Severus zafer takında tasvir edilen Severus imparatorluk ailesi. Sağdaki üçlü sakallı haliyle Septimius Severus ve iki oğlu Caracalla ile Geta. Julia Domna (solda) onlara bakıyor. görürüz; keza Roma İmparatorlu- yan Türkler İslamı kabul etmeyip lamın Avrupa ve Kuzey Amerika’ya ğu’nda da kuzey-güney ayrımı var- Hıristiyan (ki bazıları olmuştur) ya yayılmasında en büyük rolü oyna- dır. Doğu-Batı’nın oldukça modern da Musevi (Hazarlar gibi) olsaydı yan şey modern göçlerdir. bir ayrım olduğunu, tarihinin de Türklerin yükselişinde ve yayılma- 19. yüzyıldan geriye götürülemeye- sında bir farklılık olur muydu? Bu- Türk hanedanların en önemli özellik- ceğini söyleyebiliriz. nun cevabını verebilmek imkânsız. lerinden biri fethettikleri topraklar- Roma’nın Sultanları adlı kitabınızda O halde soruyu tersten soralım. İslamın belirttiğiniz gibi Ortadoğu’da İslamla daki hâkim kültürü kucaklamaları. buluşan Türk esirler İslam ordusunda Batı’ya yayılmasında Türklerin rolü asker olarak görev almışlar; Osmanlı Türk toplulukları ele geçirdikleri top- İmparatorluğu kanalı ile 1. Dünya Sa- nedir? vaşı sonuna kadar Ortadoğu’ya hâkim rakların halkı ve kültürüyle nasıl bir olmuşlardı. Sizin deyişinizle “esaret- Batı’yı bir bütün olarak düşündü- ten efendiliğe” uzanan bir süreç bekli- ğümüzde elbette Türklerin burada bağ kuruyor, bunu nasıl bir zenginlik yordu Türkleri. Bu yükselişe İslam na- etkili olduğu inkâr edilemez, fakat sıl hizmet etmişti? bu etki Balkanlarla sınırlı olmuş- avantajına çeviriyorlardı? tur. İslamı İspanya’ya getiren Arap- Tabii ki Türk tarihinin önemli lardır (ki İspanya’da Müslümanlık Çeşitli Türk gruplar her şeyden bir kısmı İslamla şekillenmiştir ve büyük oranda ortadan kalkmışsa önce bir hareketle tanımlanmıştır, İslam, Türklerin yükselişine katkı da etkileri hâlâ güçlü bir biçimde nihayetinde de bin yılı aşkın sağlamıştır, bunu kimse inkâr ede- hissedilmektedir), Moğollarsa İsla- bir tarih neticesinde oluşanın mez. Bunun tersi de doğrudur: İs- mı Rusya ve Doğu Avrupa’ya taşı- Sibirya’dan Avrupa’ya uzanan hare- lam tarihinin önemli bir kısmı da mıştır. Burada Tatar nüfus arasında ketler bütünü olduğu söylenebilir. Türklükle şekillenmiştir ve Türk- İslamın halen devam ettiğini görü- Ancak bu hareketler çoğunlukla ler de İslamın yayılmasına katkıda rüz (Tatarlar Rusya sınırları içinde kitlesel değildi. Türkler bir bölgeye bulunmuşlardır. Orta Asya’da yaşa- Ruslardan sonra en büyük nüfusu yerleştiklerinde yerli halkı yerin- meydana getiren halktır), ancak İs- den etmiyor, azınlık olarak varlıkla- rını sürdürüyorlardı. Her ne kadar elit bir grubu meydana getirseler de azınlıklardı. Örneğin Selçukluların Anadolu’daki ilk yıllarında yaşamış gözlemciler Türklerin buralarda 86 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Söyleşi etnik bir azınlık olduğunu belirtir. düşünüyorum: Osmanlılar bir » Roma ve Türk diyarı Dolayısıyla bu Türk elitler, yerleş- Ortadoğu İmparatorluğu olmadan tikleri bölgelerdeki halklar ve kül- önce Avrupa İmparatorluğu oldu- ondan sorulur türlerle bir ortak yaşama ilişkisi ge- lar. İstanbul’un fethi, Avrupa’nın Dünyanın birçok bölgesine kültür gezileri liştirmek zorundaydılar. (yani Batı’nın) bir güç merkezinin düzenleyen Warwick Ball bugünkü Libya fethi demekti. Bunu vurgulamak, sınırlarında yer alan Leptis Magna’da Aynı zamanda bu bölgelere gelen Osmanlıların Doğu’dan gelip İstan- (2001). Türk elitler karşılaştıkları yerli hal- bul’u fetheden göçebe bir kavim ol- kı da canlandırdılar. Step gelene- duğu yönündeki halen yaygın (özcü ğini Çin ve İran’a, İran geleneğini bir biçimde önyargılı) imajı aşmak Anadolu’ya, İslam geleneğini de Av- için gereklidir. Aynı şekilde şaşır- rupa’ya taşıdılar. Bu karşılaşmala- tıcı biçimde “otorite” kabul edilen rın neticesinde oluşan yapı kaçınıl- kitaplarda da gördüğümüz gibi Os- maz olarak çok dilli oldu. manlıların fetihten sonra Yunan Konstantinopolis’in adını “Türkçe” Roma’nın restoratörleri İstanbul ibaresi ile değiştirdikleri yönünde su katılmadık bir safsa- Roma’nın Sultanları kimler? Yazdık- tayla karşı karşıyayız. Bu görüş iki açıdan hatalı. Birincisi İstanbul, kö- larınızdan Doğu’nun olduğu kadar keni Yunanca bir kelimedir. İkin- cisi şehrin resmî olarak İstanbul Batı’nın da ürünü olduklarını öğreni- adını alması ancak 1923 yılında ol- muştur. Burada da amacım, sınırla- yoruz. Biraz açalım mı? Doğu ve Batı rı silikleştirmek. nasıl meydana getirdi Roma’nın Sul- Osmanlıları Roma’nın ikinci restora- tanlarını? törleri olarak görüyorsunuz. Neden? Burada belirtmek isterim ki, Fetihten önce Konstantino- Roma’nın Sultanları adlı kitabımın polis neredeyse terk edilmiş, başlığı, kasıtlı bir gizleme içeri- harabeye dönmüş bir taşra şehri yordu. Yalnızca “Doğu” ile özdeşleş- görünümündeydi. Osmanlılar bu tirilen bir unvanı (Sultan) alıp bunu şehri yeniden dünya başkenti hali- yalnızca “Batı Uygarlığı” ile ben- ne getirdiler. zeştirilen başka bir isimle (Roma) birleştirdim. Amacım özgün bir Osmanlı topraklarında yaşayan Hıris- kombinasyon olan kültürel sınır- ları silikleştirmekti. Anadolu Sel- tiyan kadınların hukukî işlemlerin- çuklu ve Osmanlı hükümdarları, hem “Sultan” unvanını almış, hem de Şerî mahkemeleri tercih ettikleri- de bu unvanlarına “Roma” (Rum) ifadesini eklemişlerdi (tabii bu un- ni söylüyorsunuz. Bunu bir Batılıdan vanın tamamen coğrafi bir ima- ya karşılık geldiğini kabul etmek işitmek ilginç oldu doğrusu. gerekiyor: Rum=Anadolu). Her iki beylik de Doğu ve Batı imparator- Burada Margaret R. Hunt’ın luğunun farklı öğelerini bir araya 2010’da yayınlanan ve Women in Ei- getirmişti. Özellikle Osmanlılar Bi- ghteenth Century Europe (18. Yüzyıl zans’ın mirasçıları konumundaydı. Avrupa’sında Kadınlar) başlığını ta- şıyan zihin açıcı kitabını takip et- Yazdıklarınızda İstanbul “Doğu”dan tim. Bu kitap, “Avrupa” tanımına Osmanlı İmparatorluğu’nu da kat- değil, “Batı”dan fethedildi vurgusu tığı için ufuk açıcıdır fakat aynı za- manda yazarın İslam toplumların- öne çıkıyor. Bunun “İstanbul’un atlı da kadın imgesi ile ilgili klişelerin pek çoğuna meydan okuması anla- barbar Asyalılarca ele geçirildiği” mi- mında da çok önemlidir. tini ortadan kaldırmak hususunda nasıl bir etkisi olabilir? Şu noktayı vurgulamanın özellikle önemli olduğunu 2016 OCAK / DERİN TARİH 87

Rome in the East kitabınızda Ro- ifade eder? Septimius Severus’un yük- olarak baş göstermesi pek de boşuna seliş sırrını basitçe Roma’nın impa- değildi” diyorsunuz. Severus’un im- ma’nın  Doğu’yu, yani Suriye ve Mı- ratorluk geleneğindeki liyakat pren- paratorluk idaresinin basamaklarını sibinde mi, yoksa onun ve doğduğu tırmanmasında karısı Suriyeli Julia sır’ı fethettikten sonra gerçek toprakların belli hususiyetlerinde mi Domna’nın ne gibi etkileri olmuştu? aramalıyız? mânâda bir imparatorluk hüviyeti ka- Julia Domna ailesi vasıtasıyla de- Septimius’un Kuzey Afrikalı/ vasa mali kaynaklara erişebilen bi- zandığını belirtiyorsunuz. Neydi bu Fenikeli olmasının buradaki ikti- riydi. Bu, rakipleriyle girdiği ikti- dar mücadelesi bağlamında çok da dar mücadelelerinde çok büyük bir bölgenin hayatî önemi? önemli olduğunu düşünmüyorum. önem arz ediyordu, yani bu kay- Septimius (a) Marcus Aurelius’la da- naklar sayesinde daha güçlü bir Roma Doğu’yu fethettiğinde bir ha önceden ilişkisi ve (b) rakiplerin- destek “satın alması” mümkün olu- cumhuriyetti. O zamana kadar İm- den daha güçlü olması sayesinde yordu. paratorluklar tarihini yaşamış olan imparator oldu. Kuzey Afrika asıllı yalnızca Doğu’ydu, Avrupa’nın böy- olmasının bu bağlamda ilgisi yok- Suriyeli İmparatoriçe Julia Domna hal- le bir imparatorluk geleneği yoktu. tur. Septimius her şeyden önce bir kın önünde, imparatorluk portrele- Dolayısıyla Roma çok kısa bir süre Romalıdır ve imparatorluğun başka rinde, barışçıl resmî geziler ve askerî sonra Doğu’nun imparatorluk gele- bir yerinden gelmiş olsaydı da sonuç seferlerde önce eşinin, sonra da impa- neğini benimsemiş oldu. SULTANS OF ROME rator olan oğlunun yanın- Doğu, Roma’nın kalbinde Warwick Ball daydı. Roma’daki hiçbir imparator ve eşi böyle dav- Arabistan’dan Öteye (Out of Arabia) Interlink Publishing, 2015. ranmamıştı. O dönem diğer Avrupa devletlerinde ka- adlı kitabınızdaki Roma’da 193’ten ARABİSTAN’DAN ÖTEYE dının bu denli öne çıktığı Warwick Ball başka örnekler var mıydı? 249’a kadar iktidarda olan Ayrıntı, 2014. Julio-Claudian soyu- Arap kökenli Severus Ha- nun “kadın reisi” Livia aynı olurdu. Romalılar bizim bugün (Julia Augusta), kocası nedanlığıyla ilgili bölüm sahip olduğumuz modern milliyet- İmparator Augustus ve çilik ve etnisite anlayışına sahip oğlu İmparator Tiberius muhakkak okunmalı. değillerdi. Elbette ki kökenlerinin (Tiberius, Augustus’un taşrada olması, bizzat Roma’nın oğlu değildi) aracılığıyla Peki Roma’da farklı hane- marjinalleşmesinin başlangıcı an- büyük bir etkiye sahip lamına geliyordu. Buna ek olarak olmuşsa da, bu düzeyde danların iktidara gelmesi Septimius’un doğduğu şehir Leptis etkili olan bir başka ka- Magna’yı anıtsallaştırmasının ar- dının varlığından söz etmek güç- nasıl mümkün oluyordu? dında yatan sebebin, Constantin’in tür. Roma dışında ise Britanyalı Roma’nın başkentini başka bir yere büyük savaşçı Kraliçe Boudicca’yı Roma tarihi büyük taşımayı planladığını düşünmesi ol- hatırlayabiliriz ki fazlasıyla roman- oranda farklı gruplar/ai- duğunu ileri sürüyorum. tize edilmiş biridir. leler/önde gelen şahsi- yetler arasında süren bir “Kuzey Afrikalı Poeni’nin (Romalı- Julia Domna’nın öncü ve girişimci ka- iktidar kavgasının tari- ların Fenikeliler için kullandıkları rakteri 19 asır sonrasından, yani bu- hidir. Soya dayalı beylik- ifade) 193 yılında Roma’nın efendisi günkü Arap kadını algısından olduk- ler (şartlara göre kendi- ça farklı. Bu anlamda Julia Domna’nın ni yeniden tanımlayan Roma’ya en kalıcı mirası ne oldu? beyliklerle karşılaştırıl- dığında) oldukça azdır: Evet, Arap kadını imgesinden Julio-Claudian Hanedanı, Flavi- farklı olduğu doğru (gerçi burada us Hanedanı ve Severus Hanedanı Suriyeli Zenobia, Yemenli Erva bint Bizans’a ulaşmadan önce var olan Ahmed ve birkaç kadın daha he- az sayıdaki soy temelli hanedan- men akla gelmektedir). Bence Julia lıklardır (Antoninler kendilerini Domna’nın kalıcı mirası, Doğu’yu şartlara göre tanımlamış impara- torların hanedanıdır). Severus Ha- nedanının hanedanlık sistemine yapmış olduğu vurgu, ailenin Sep- timius Severus’un karısı Julia Dom- na üzerinden sahip olduğu Suriyeli kökenden kaynaklanır. Bu aile her zaman hanedanlık sistemini vur- gulamıştı. 2. yüzyıl sonunda Kuzey Afrika köken- li birinin Roma imparatoru olması ne 88 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Söyleşi WARWICK BALL KİMDİR? Avustralya doğumlu arkeolog ve Or- tadoğu uzmanı Warwick Ball, 1970 yılında Ürdün, Irak, İran, Suriye ve Afganistan’da arkeolojik kazı çalışmalarına katılarak çoğunu yönetti. Bu sahada birçok kitap ve makale kaleme alan Ball, 1972-81 arasında Britanya Afgan Araştırmaları Enstitüsü’nde müdür vekilliği yaptı. Ortadoğu, Orta Asya, Avrupa, Afrika, Çin ve Rusya toprakların- da, aralarında Türkiye’nin de olduğu 50’ye yakın ülkede özel kültür gezileri düzenliyor. Afganistan’ın arkeolojik alanlarını anlattığı The Monuments of Afghanistan: History, Archeology and Architecture adlı kitabı kültürel Ortadoğu araştırmaları dünyasına sesini duyurdu. Asia in Europe and the Making of the West adıyla dört ciltlik bir dizi hazırlamıştır: Sultans of Rome: the Turkish World Expan- sion, The Gates of Europe: the Eurasian Steppe and Europe’s Border, Tek Dünyaya Doğru: Antik İran ve Batı (Ayrıntı: 2014) ve Arabistan’dan Öteye: Fenikeliler, Araplar ve Avrupa’nın Keşfi (Ayrıntı: 2015). Dizinin ilk iki kitabının tercüme çalışmaları devam ediyor. Roma’nın kalbine getirmiş olması- Roma moruna layık demek bel- akıllısı”, “Roma’yı çöküşten kurtaran dır. Kendisinin ve ailesinin Doğu- ki biraz abartılı olur (zaten yaşı da hükümdar” diye söz edilir. Diğer ta- lu dinî gelenekleri himayesi altına çok gençti), ama Elagabalus’un da- raftan onun hükümdarlığını 3. yüzyıl alması, Doğu’dan gelen insanları ha fazla ilgiyi hak eden bir impa- krizlerinin ilk sinyallerinin görüldü- yüksek konumlara getirmesi, oğlu rator olduğunu rahatlıkla söyleye- ğü dönem diye değerlendirenler var. Caracalla aracılığıyla imparatorluk bilirim. üzerinde yaşayan özgür insanlara Burada daha olumlu yorumu be- oy hakkı tanıması ve başka bazı Leonardo de Arrizabalaga y Pra- nimseme yanlısıyım. Alexander 14 uygulamalar yoluyla bunu yapmış- do The Emperor Elagabalus: Fact or Fi- yıllık iktidarı boyunca 3. yüzyılın tır. Kitabımda da ifade ettiğim gibi ction (İmparator Elagabalus: Gerçek mi giderek daha istikrarsız hale gelen bu süreç, Roma’nın “Doğululaşma- Kurmaca mı?, Cambridge: 2010) baş- toplumuna bir soluklanma getir- sı”nın başlangıcıdır. lıklı son kitabında tam bunu yapı- di, istikrar dönemini başlattı. Ama yor ve Elagabalus’a yönelik eski ön- Alexander Roma’yı kurtarmıştır Caracalla’dan sonra imparatorluk, Ju- yargıların önemli bir bölümünü demek abartılı olur. İmparatorluk, lia Domna kadar zorlu kız kardeşi Ju- reddediyor. onun ölümünü takip eden dönem- lia Maesa’nın torununa, Elagabalus’a de çok büyük bir krize girmişti. geçmişti. Kendisinin Roma moruna Elagabalus’tan sonra imparator olan, layık görülen gelmiş geçmiş en ilginç kuzeni Alexander’dan kimi kaynak- Bu güzel söyleşi için teşekkürler. imparatorlardan biri olduğunu söylü- larca “Antoninus’ların altın çağından yorsunuz. beri imparatorların en büyüğü ve en Ben de kitaplarıma gösterdiğiniz teveccüh için teşekkür ederim. 2016 OCAK / DERİN TARİH 89

MUSTAFA KEMAL YKAURZ’DANIN-RI AKMEZRIÎŞİRMT’EEI Mustafa Kemal’in emriyle aslına denk veya aslından üstün olma iddiasıyla Kur’an-ı Kerim tercümeleri yapıldığını, sûrelerin şiirleştirilerek yazıldığını biliyor muydunuz? Maksat İslamı daha iyi anla(t)mak değildi tabii. Kur’an’ı ve İslamı unutturmak, hatta maziye gömmekti. Bazılarının dediği gibi Allah’ın rızasını bırakın, milletin rızasını dahi hiçe sayarak. 90 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Tarih Skandalları YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA [email protected] “E vet, Karabekir, Araboğlu- nı Arap kafası köleliğinden büsbütün meyi okutacak. O züppelerle de işi ala- nun yâvelerini Türk oğulla- kurtarmaktı. Türk Ocağına gittiğimiz ya bağlayarak aklınca Kur’an’ı da, İs- rına öğretmek için Kur’an’ı gün Kur’an’ı çevirmek konusunu açtı lamlığı da kaldıracaktır” (age, s. 86-87). idi. Orada bulunan Kâzım Karabekir: Türkçeye tercüme ettirece- ‘Kur’an-ı azimüşşan Türkçeye çevrile- Karabekir Paşa’nın naklettiklerini mez, Paşa Hazretleri…’ ‘- Niçin çevri- teyid eden bir başka kaynak, şahade- ğim! Ve böylece de okutacağım! Tâ ki lemez efendim? Bu sözünüz Kur’an’ın tinin kıymeti tartışma götürmez olan manası yoktur, demektir.’ ‘-Hayır efen- General Sherill’dir. ABD’nin 1932- budalalık edip de aldanmakta devâm dim ama, mesela elif, lam, mim… Ne 33’te bir sene müddetle Ankara elçisi diyeceğiz buna?’ ‘- Ne demektir elif, olan ve “Tek Adam”la hususi dostluk etmesinler” (Kâzım Karabekir Anlatıyor, lam, mim?’ ‘- Meçhûl efendim…’ ‘- kuran Charles H. Sherrill (1867-1936) Öyle ise karşısına bir sıfır koyar, çevir- onunla muntazaman görüşerek, uzun Haz.: Uğur Mumcu, Tekin: 1993, s. 92-4; meye devam edersiniz’ (Atay, Atatürkçü- lük Nedir?, Ak: 1966, s. 47-8). uzun sohbet ederek hakkında A Ye- Cumhuriyet, 10-29 Haziran 1990). ar’s Embassy to Mustafa Kemal isimli Hâlbuki Karabekir, sadece Kur’an-ı “Tek Adam” bu sözleri 14 Ağustos Kerim’in ehil olmayanlara tercüme et- bir kitap hazırlıyor ve 1934’te New tirilmesine muhalefet ettiğini beyan York’ta ve hemen aynı sene -tabiî ki 1923 akşamında, resmî maarif progra- ediyor. Anlattığına göre, ayrıca bu işe resmî tasviple- İstanbul’da neşredili- devletin müdahil olmasına ve böyle yor: Gazi Mustafa Kemal Hz. Nezdinde mını tesbit etmek üzere teşkil edilmiş bir meselenin bu toplantıda ortaya Bir Yıl Elçilik (Müt.: Ahmet Ekrem, Mu- atılmasına itiraz etmiştir. İlaveten, M. Hey’et-i İlmiye şerefine Türk Ocağı’n- Kemal Paşa’nın başka mahallerde de bu çeşit laflar ettiğini, bunlardan da verilen çay ziyafetinde sarf ediyor. haberdar olan Şer’iye Vekili ve Konya Mebusu Hoca Veh- Rahmetli Kâzım Karabekir’in rivaye- bi Efendi ile güvenilir diğer zevatın kendisine şöyle de- tinden, bu çay ziyafetinde, mezkûr diklerini kaydediyor: Hey’et azalarından başka Hamdullah “Gazi, Kur’an-ı Kerim’i bazı İslamlık aleyhdarı züppelere Suphi Tanrıöver ve Ruşen Eşref Ünay- tercüme ettirmek arzusundadır. Son- ra da Kur’an’ın Arapça okunmasını dın gibi zatların da hazır bulunduğu namazda dahi men ederek bu tercü- anlaşılıyor. Uğur Mumcu gibi Kema- lo-Marksist bir yazar, rivayeti, sahih olduğu kanaatiyle aynen iktibas etmiş. Şimdiye kadar bu rivayeti tekzib eden ciddi bir görüşe de şahsen tesadüf et- miş değiliz. Mezkûr toplantıda “Tek Adam” ile Kâzım Karabekir arasında Kur’an’ın tercümesi mes’elesi hakkında bir tar- tışma geçtiğini kaydeden Falih Rıfkı Atay’ın da bu sözlere (nakletmemiş olsa dahi) şahid olduğu anlaşılıyor: “Son dileği ezandan başka ibadetle- ri de Türkçe yaptırmak ve Türk kafası- 2016 OCAK / DERİN TARİH 91

allim Ahmet Halit Kitaphanesi). Sherill, sebebinin Kur’an’ın Türkler arasında lam aleyhinde bulunmaktan imtina pek manidar bir tavırla İslam diniyle gözden düşmesi olduğu neticesine etmiyor. Mesela Armstrong ve Beno- alakalı olarak “Gazi Mustafa Kemal varıyorum.” (Rifat Bali, Toplumsal Tarih, ist-Méchin’in naklettiği konuşmala- Hazretleri”nin kendisine izah ettiği rında olduğu gibi: “Evet, ahlâksız bir görüşlerden mahzurlu olanlarını ifşa Eylül 2006, s. 14-19). bedevinin İslam denen o saçma ilâhi- edemeyeceğini belirtiyor. Mamafih yatı, hayatımızı zehirleyen çürümüş bunları Amerikan Hariciye Vekiline Filhakika hayatının hiçbir safhasın- bir leştir!” (bkz. Derin Tarih, Aralık 2014). “münhasıran mahrem” kaydıyle gön- da samimiyetle İslama sempati duy- derdiği 17 Mart 1933 tarih ve 423 sa- duğu görülmüyor; sadece İstiklal Har- Mme Corinne’e Çanakkale Harbi yılı gizli raporunda naklediyor. Çünkü bi zarfında emellerine ulaşmak için esnasında Maydos’tan gönderdiği 2 bu mahrem bilgi, Amerika’nın Türki- Müslümanlığı kullandığı müşahede Ağustos 1915 tarihli mektupta ku- ye siyasetini tesbit ederken dikkate ediliyor. Selanik’te çocukluğundan iti- manda ettiği Müslüman askerlerin alması gereken ehemmiyettedir. baren ve İstanbul’da Harbiye/Erkân-ı İslamî inançlarıyle istihza ediyor (bkz. Harbiye’deki talebeliği esnasında, bilâ- Derin Tarih, Kasım 2014). Üç çeyrek asır sonra bu mahrem ra- hare Suriye’de vs. hep Frenk özentisi por Rifat Bali’nin makalesiyle umuma bir hayat yaşıyor (Bu hususta en mühim 1918’de neşrettiği Zabit ve Kuman- açık hale geliyor. Sherill, M. Kemal’in kaynak, Ali Fuad Cebesoy’un Sınıf Arkada- dan ile Hasbihâl adlı kitabında vahye kendisine yaptığı mahrem izahat sa- şım Atatürk kitabı). İktidarı zaptedince yesinde onun, “Kur’an’ın Arapçadan (Medeni Kanun’dan, şapka iktisasın- inanmadığı ve peygamberlerin de, ay- Türkçeye tercüme edilmesi için nasıl dan Harf ve dil İnkılaplarına kadar) nen diğer millî liderler gibi cemiyetin ve neden telkinde bulunduğu” hu- bütün inkılaplar ve kurduğu totaliter ihtiyaç ve emellerinin şahıslaşmış hali susunda doğru bir kanaat edindiğini rejimle ömrünün sonuna kadar İslam- olduğu şeklinde Durkheimcı ve Mark- kaydedip şöyle devam ediyor: la zıdlaşmaya devam ediyor. sist bir bakış açısını benimsemiş oldu- ğu gözleniyor: “(M. Kemal) Türk halkının, uzun za- “Beyni sulanmış hafızlar” mandan beri ezberden okuduğu bazı “İsa, zamanının nihayetsiz sefâlet- Arapça duaların gerçek manasını an- Zaman zaman ve daha ziyade ken- lerini idrak ve ıztırâbât-ı umûmiye ladığı zaman tiksineceğini söylüyor. di dost-yaren muhitinde şiddetle İs- devrinde âlemde tahakkuk etmeye Kur’an’dan alınan bir Arapça bölüm başlamış olan lüzûm-i şefkatperverîyi (Tebbet sûresi) okudu. Bu duada, Hz. Muhammed, amcası ile amca kızının yaptıkları bir şeyden ötürü cehenne- me gitmeleri için beddua eder. ‘- Dü- şünen bir Türk’ün böylesi bir duayı okumaktan elde edeceği dinî ilhamı veya dine ilgi göstermesini tahayyül edebilir misin?’ dedi. Bu fikrini ge- liştirdikçe ben de git gide Kur’an’ın Türkçe okunmasını teşvik etmesinin » Dinde reforma adanan bir hayat Kemalist gazeteci ve tarihçi Cemal Kutay’ın “Türkçe İbâdet Vasıtasıyle Dinde Reform”u müdâfaa eden kitabının -1997’de, kendisi tarafından yapılan- ilk baskısının kapağı. “…Mustafa Kemal, Türk insanın ana diliyle ibâdet hasretinin gerçekleşmesi yolunda kronolojik planını gerçekleştirmeye başladı, 1935 ve 1936 yazlarını Yalova’da, alışılmış yaşantısını bu hedefe dönük emekle doldurmak için düzenledi ve de çok yol aldı” (1997: 146). 92 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Tarih Skandalları din hâlinde tercüme ve ifham etmek » Cüretkârlığın böylesi bütün ders kitapları gibi mecburî ve yolunu bildi” (İst., 1334, s. 13-4; Ata- türk’ün Askerliğe Dâir Eserleri, Ank., 1959). Tank Albayı Enver Tuncalp ve tek kitap olarak) okutulan Tarih II’nin Bilâhare buradaki yaklaşımı kendi Tuncalp’ın Cemal Kutay tarafından şahsına tatbik ederek: “Takdise lâyık neşredilen Millet mecmûasındaki bizzat kaleme aldığı İslamın başlangıç olan, ancak cem’iyet-i beşeriyenin re- “Türkçe Sûreler”inden bir nümûne (5 tarihi bölümünde, Kur’an-ı Kerim’in isi olan kimsedir!” hükmünü ilan ede- Şubat 1948, sayı 105, s. 12). Kutay’dan, ve İslamın Hz. Muhammed’in uydur- cek (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, ATAM: bunların, “Tek Adam” tarafından maları olduğunu isbata çalışıyor (Tafsi- 2006, III/125) ve rejim de bu fermanın Kur’an’a nazîre olarak yazdırıldığını latlı bilgi için bkz. Milletimize Revâ Görülen gereğini yapacaktır. öğreniyoruz. Kültür Jenosidi isimli eserimiz). Kur’an-ı Kerim, “gökten indiği sa- hasr etmeğe mecburdular. […] Türk nılan kitap”, Kemalizm ise tamamen milleti, bir çok asırlar, ne yaptığını, Resmî neşriyat olan Söylev ve De- dünyevîdir: “… Bu prensipleri [CHP ne yapacağını bilmeksizin, adeta, bir meçleri’nde yer alan aşağıdaki sözüyle programının prensiplerini] gökten kelimesinin manasını bilmediği halde indiği sanılan kitapların dogmalarıyla kuranı [özellikle küçük harfle yazmış Kâzım Karabekir ve Sherill’in anlattık- asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamları- -YAY] ezberlemekten beyni sulanmış larını teyid etmiyor mu? mızı, gökten ve gaibden değil, doğru- hafızlara döndüler. […] Hırkasıdır dan doğruya hayattan almış bulunuyo- deye bir palaspareyi, hilafet alame- “Ahiren, Kur’an’ın tercüme edilme- ruz” (TBMM Zabıt Ceridesi, c. 20, 1.11.1937, ti ve imtiyazı olarak altın sandıklara sini emrettim. Bu da ilk def’a olarak koydular, halife oldular. […] Ahiretteki Türkçeye tercüme ediliyor. Muham- s. 9). saadetlerini düşünerek veya bir an ev- med’in hayatına ait bir kitabın ter- vel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına “Öztürkçe Ezan”, “Öztürkçe kavuşmak telkin eden din hissi; dün- Kur’an”, “Öztürkçe ibadet” çalışmala- yanın, acısı duyulan tokatiyle, derhal rına hız verdiği 1350 Ramazan’ında türk milletinin vicdanındaki çadırını (Ocak-Şubat 1932) bu maksadla Dol- yıktı, davetlileri, türk düşmanları olan mabahçe Sarayı’na getirttiği Hafız arap çöllerine gitti” (Afet İnan, Medenî Âsım Şâkir Efendi salona girerken, Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları, onun “Kur’an, nihayet, serbest vezin- de bir şiirdir, Allah tarafından vahye- TTK: 1969, s. 362-70, 470-72). dilmiş olamaz. Muhammed’in kendi sözleridir…” dediğini duyuyor ve bilâ- Yalova’da, Türk Tarihi Tedkik hare kendisinden, -“Öztürkçe Kur’an” Cem’iyeti (Tarih Kurumu) Reisi ve tilavetinin ardından- Kur’an’ın aslın- Cumhurreisliği Umumî Kâtibi Tevfik dan bir sûrenin tilavetini isteyince Bıyıklıoğlu’na hitaben kaleme aldığı Hakkâ Sûresi’ni okuyarak ona cevap 16-17 Ağustos 1931 tarihli mektupta veriyor, ki orada: “Tenzîlün min Rab- Kuran’ı “safsata” diye vasıflandırıyor: bilâlemîn (O, Âlemlerin Rabbi tarafın- dan inzâl edilmiştir)” buyuruluyor (Ali “Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (Ikre, Bismi, Rabbi) safsa- Kemalî Aksüt, “M. K. Paşa ve Kur’an Tercü- tasını esas tutmuş olan Araplar, me- denî cihanlarda, bilhassa Türk zengin mesi”, Sebilürreşad, Şubat 1951, s. 328-30). medenî muhitlerinde bu iptidaî ve Yanından ayırmadığı hemşehrisi cahiliyet devrinin timsali olan düstura dayanarak yapmadıkları tahrifat kal- Âfet Hanım’a dikte ve “din birliğinin mamıştır...” milleti meydana getiren unsurlardan biri olmadığını, Müslümanlığın da Kendi zamanında liselerde (diğer Türk milletinin millî râbıtalarını gev- şetip millî hislerini, millî heyecanını uyuşturduğunu” iddia ettiği Medenî Bil- giler’de şöyle yazdırıyor: “Muhammedin dinini kabul eden- ler, kendilerini unutmağa, hayatlarını allah [özellikle küçük harfle yazmış] kelimesinin her yerde yükseltilmesine 2016 OCAK / DERİN TARİH 93

cüme edilmesi için de emir verdim. » Arapça sûreye Türkçe nazım lerinde, hakiki ve münevver bir din Halk, tekerrür etmekte bulunan bir adamı bulmak şöyle dursun, cami- şey mevcut olduğunu ve din ricalinin Kutay’ın kitabında, Behçet Kemal lerde mihraba geçerek halka namaz derdi ancak kendi karınlarını doyurup Çağlar’ın sûre nazîrelerinden kıldıracak, minbere çıkıp hutbe oku- başka bir işleri olmadığını bilsinler!” numuneler… “Mustafa Kemal’in, namaz yacak bir imam ve hatip bile buluna- sûrelerinin asıl metnine yaraşır Türkçe mamaktadır. Hatta bazı köylerimizde, (Age, 30.11.1929, Vossische Zeitung gazetesin- nazımla hazırlanması vazifesine layık ölenlerin teçhiz ve tekfîni ile ebedî gördüklerinin başında, Behçet Kemal istirahatlarına tevdi gibi en basit dinî de çıkan mülâkattan, III/124). geliyordu. Lütfen [surelerin] Arapçalarıyla bir vazifeyi ifa edecek kimseler dahi Türkçelerini kıyaslar mısınız? Hangisi bulunmamakta ve cenazelerin, kaldı- Çocuklar dinsiz olsun diye sizi daha fazla etkiliyor? Arapça bilseniz rılmadan günlerce ortada kalmakta dahi hangisi daha fazla duygulandırıyor, olduğu senelerdenberi işitilmekte ve Hep aynı sû-i niyetledir ki Türkün düşündürüyor?” (1997: 160, 243). görülmektedir. […] Hariçte ve mektep- dini, tarihi, kıyafeti, musıkîsi, mima- lerde din aleyhdarlığı propagandaları risi, âdetleri, velhasıl hemen her şeyi, yapılmakta, anayasa, din ve vicdan her fırsatta tahkir edilmiş, bunların hürriyetini teminat altına almasına, yerine sistemli bir şekilde ve bir bütün ailelerin kendi çocuklarına din dersle- hâlinde Frenk kültürü ikame edilmek, ri okutmalarına anayasadan başka Me- “Frenklerden hiçbir farkımız kal- deni Kanunun da müsait bulunmasına masın”, o derecede ki, “bir Avrupalı rağmen, tatbikatta buna meydan ve- Türkiye’ye geldiğinde kendini mem- rilmemekte ve değil din dersi, sadece leketinde hissetsin” istenmiş ve buna Kur’an-ı Kerim okuyanlar bile cürm-ü da büyük ölçüde muvaffak olunmuş, meşhûd hâlinde ellerinde Kur’an’la- Ezan-ı Muhammedî, (Mülhid, Mason rı olduğu halde mahkemelere sevk veya Frenk mukallidi zümre hâriç) olunmakta idi. […] Ekalliyetlerde bile milletin tamamının iradesi hilafına, din adamları yetiştiren muazzam din 18 sene boyunca “Öztürkçe” bağır- müesseseleri olduğu halde, halen Di- tılarak günde beş defa millete eziyet yanet İşleri Başkanlığının, kolej şek- edilmiş, dinî tedrisat yasaklanmış, linde olsun, bir meslek mektebi yok- medreseler, İmam-Hatib mektepleri tur. [Bunların neticesi olarak] gerek ve nihayet İlahiyat Fakültesi kapatı- larak dinî hizmet verecek kadroların yetişmesi engellenmiş, Müslüman Türk kültürünün mirası olan nice ta- rihî eserler tahrip edilmiş, tarihî evrak imha edilmiş veya Bulgarlara satılmış, camilerin, mescidlerin mühim bir kısmı yıkılmış, satılmış, aslî gayele- ri dışında kullanılmış, Müslümanlığı murakabe ve baskı altında tutmak kasdiyle Diyanet teşkilâtı ihdas edil- miş, Diyanet camiası sefalet ve zillete mahkûm edilmiş, hakarete uğramış, yeni nesillere Müslümanlık unuttu- rulmaya çalışılmıştır. Öyle ki Rahmet- li Diyanet İşleri Reisi Ahmed Hamdi Akseki’nin, vefatından biraz evvel (18 Aralık 1950’de), Dîn Tedrîsâtı ve Dînî Müesseseler Hakkında Bir Rapor başlı- ğıyle kaleme alıp Başvekil Menderes’e arzettiği hacimli çalışmasında, kale- minden, canhıraş bir feryad halinde şu satırlar dökülüyordu: “…Bugün memleketin birçok yer- 94 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Tarih Skandalları gençlikte ve gerek halk tabakasında » Milletin umuduydu! lümanlara uyduruk bir metnin daya- bir dinî buhran [baş göstermiştir]. […] tılması ayrıca manidardır. Bahis mev- Bizde olduğu gibi, 26 sene, din ders- 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi dinî zuu meâl, Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı lerinin mekteplerde değil, evlerde ve millî açıdan Anadolu halkını hakkıyla bile adını andırmamak gibi bir şey, temsil etmekteydi. Bu niteliğini Mustafa İzmirli merhumun (1869-1946) Türkçe ne Amerika’da, ne dünyanın herhan- Kemal’in “Tek Adam” oluşu sürecinde Kur’an-ı Kerim Tercemesi’dir. Yine Eş- gi bir yerinde [demokratik ülkesinde] kaybetti. Meclis dualar eşliğinde hiçbir zaman vârid olmamıştır. […] açılırken. ref Edîb’in tabiriyle, Miralay Cemil Çocuklarımıza gerek mekteplerde ve Said’in, “yalan yanlış, muharref” ter- gerek başka vasıta ile 26 seneden beri mil Said’in (Arapça aslından da değil) cümesi, Yaşar ve Ali Rıza Efendilerin din ve ahlak aleyhinde söylenebilecek Fransızcadan (Kasimirski’nin Meâl’in- de dâhil olduğu bir grup hafız tarafın- ne varsa hepsi söylenmiş, telkin edil- den) tercüme ettiği Türkçe Kur’an dan camilerde muhtelif makamlarda miş ve kıpkızıl bir dinsiz olmaları için kullanılmıştı (ilk baskısı: 1924, ikinci okunuyor ve aslının yerine ikame her şey yapılmıştır. Bugünkü gençler baskısı: 1926). “O Cemil Said Bey ki, edilmeye çalışılıyor… Bunun üzerine, komünist olmamışlarsa, bunu ailele- Arapça bilmediği halde Kur’an’ı Fran- “Müslüman cemaat etraflarından da- rindeki kuvvetli din terbiyesine borç- sızcadan Türkçeye çevirmeğe kalkışan ğılıyor” ve “bu işin yürümesine imkan luyuz (Sebilürreşad, Nisan-Haziran 1951, ve baştan başa hata ve tahriflerle dolu olmadığı görülerek vaz geçiliyor” (Eş- olarak ‘Türkçe Kur’an’ diye bir eser ref Edîb, aynı makale), V/100-105). neşretmek cür’etinde bulunan zat...” Miralay Cemil Said’in “Türkçe Kur’an’ı tercümesiyle (Eşref Edib, “Dinde Reform Kahramanı”, Kur’an” uydurmasından vazgeçiliyor, ikame etmek ama bundan çok daha tesirli başka İslâm-Türk Ansiklopedisi Mecmuası, Mart metinlerin Kur’an-ı Kerim’in aslı ye- Hafız Yaşar Okur ve Hafız Ali Rıza 1948, II/98: 6-7). Eski Paris ve Tahran As- rine ikame edilmesi davasından hiç Sağman’ın Cemal Kutay tarafından kerî Ataşesi Miralay (Albay) Cemil Said vazgeçilmiyor. Bunlar, aslına nazîre Dikel (1872-1948) o sırada Türkçede olarak kaleme alınan manzum meal- haftalık Millet mecmuasının Şubat, kıymetli bir âlimin titiz çalışmasının lerdir. mahsûlü olan, hiç değilse sû-i niyet Mart, Nisan 1948 nüshalarında neşre- mahsûlü olmayan ve 1925 ile 1932 “Nazîre”, mensur veya manzum Ocak’ında iki baskı yapmış bulunan bir eser veya bir metnin lafız ve mana dilen Hâtırat’ından, aslının yerine ika- bir mealine itibar edilmeyip de Müs- (diğer tabirle hem şekil, hem muhte- va) hususiyetlerinde onunla yarışarak me edilen “Öztürkçe Kur’an” tilaveti HEPSİNİ onun bir dengini veya ondan üstünü- denemelerini muhtelif safahatıyle KALDIRALIM nü meydana getirme gayretiyle ortaya takib etmek mümkündür. Bu deneme- konan bir başka eser veya metindir. lerde, kasd-ı mahsûsayla Miralay Ce- “Tek Adam”ın Kur’an-ı Kerim’in Kısa manzum eserlerde umumiyetle tercümesiyle uğraşmasında yatan nazım kalıbı, vezin, kafiye ve mevzu art niyet, aynen Karabekir’in Kon- aynıdır. (Bkz. meselâ TDV İslam Ansiklo- yalı Mehmet Vehbi (Çelik) Efen- pedisi, “nazîre” maddesi). Bu manada, di’den naklettiği vechiyle: “Kur’an’ın Kur’an-ı Muciz, bütün münkirlere Arapça okunmasını namazda dahi meydan okuyarak, onların, kendisi- men’ederek tercümeyi okutmak ve nin nazîri (benzeri, dengi) olacak bir İslâm aleyhdarı züppe mütercim- kitap, hatta bir tek Sûre dahi meyda- lerle de işi alaya bağlayarak aklınca na getiremiyeceklerini beyan etmiştir Kur’an’ı da, islâmlığı da kaldırmak” olduğu ve 1950 civarına kadar (Bakara -2-: 23-24; Hûd -11-: 13; İsrâ -17-: 88). bir çeyrek asır zarfında bu anla- yışa uygun bir resmî siyaset takib Bu tarif çerçevesinde, aslına denk edildiği içindir ki Rahmetli Diyanet veya aslından üstün olma iddiasıyle İşleri Reisi Ahmed Hamdi Akseki’nin yapılan her tercüme de, bir bakıma, yakındığı korkunç manzara ortaya nazîre demektir. Tabiî, hedef metnin çıkmıştır. bilfiil bu hususiyetleri hâvî olduğu is- bat edilmek kaydıyle… Şu var ki “sa- hih tercüme” anlayışında gaye, kay- nak metni aşan değil, ama ona -hem mana, hem üslup itibariyle- olabildi- ğince denk bir metin inşa etmektir. 2016 OCAK / DERİN TARİH 95

Mamafih, aslının her bakımdan kop- » Rejimin şairi Kerim’in manzum bir tercümesini yası sayılabilecek bir tercüme (yani yapmaması iktiza eder. (Kur’an’dan il- “ideal tercüme”) de muhaldir. Kur’an Kemalist rejimin resmî şairi, hamlar mahiyetindeki manzum veya tercümeleri için kullanılan “Meal” hem Mevlid, hem Kur’an mensur metinler elbette bu hükmün tâbiri de, aslıyla aynı ayarda olmayan nazîrecisi Behçet Kemal haricindedir; zira “ilhâm” olmak itiba- tercüme demektir. İşte Elmalılı Ham- Çağlar (1908-69) ve Mevlid riyle onların ne Kur’an’ı aynen ifade di Yazır merhumun tefsirinin giriş nazîresinden bir sayfa (Yücel etmek, ne de onunla yarışmak gibi bölümünde- izah ettiği vechiyle, muh- mecmuası, Kasım 1942, s. bir emeli vardır.) Aksine, tercümeni- lis Müslüman mütercimlerin “Kur’an 22). zin aslının yerini alabilecek kadar iyi tercümelerine” “meâl” demeleri bu olduğunu iddia ediyorsanız, siz bir sebepledir. ARAPÇASINDAN DA nazîre (aslına muâdil veya onu aşan SALTANATLI! bir metin) yazmışsınız demektir; fakat Hiçbir muhlis Müslüman, yaptığı bunda ne kadar muvaffak olduğunuz, tercümenin Kur’an’a muadil olduğu- “Tek Adam”ın niyetinin pekala mütehassısların tayin edeceği bir hu- nu, binaenaleyh kendi metninin Ki- farkında olan Cemal Kutay, Behçet sustur. tab’ın aslının yerini alabileceğini iddia Kemal’in “Sûreler”inden üç numu- etmez. O, sadece, aslın farklı bir dil ko- ne sunduktan sonra okurlarına şu Oysa “Tek Adam”ın açıkça, aslının nuşan insanlar tarafından anlaşılması- telkinde bulunuyor: yerine ikame etmek kasdıyle tercü- na yardımcı olmak maksadıyle böyle meler yaptırdığı veya evvelden yapıl- bir çalışma yapar. Diğer taraftan, bilir “Lütfen Arapçalarıyla Türkçe mış olanları, bu maksadla kullandığı ki inşa ettiği metin, Kur’an’ın kendisi metinleri kıyaslar mısınız? […] müşahede ediliyor. Öyleyse bunlar, tarafından dîğer bir dilde yapılmış bir Hangisi sizi daha fazla etkiliyor? zımnen “nazîre” olmak iddiası taşıyan tefsiridir ve kendi izini taşımaktadır; Duygu, his, Tanrısal atmosferin ruh tercümelerdir. yani İlahî metin tercümeyle, büyük ve düşünce hazzı ve tatmini bakı- ölçüde beşerîleşmektedir. Bu beşerî- mından… Daha açık deyişle: Arapça Şiirle ibadet komedisi leşme de manzum tercümede en bilseniz dahi hangisi daha fazla yüksek seviyeye ulaşır; buna mebnî, duygulandırıyor? Düşündürüyor?” Yukarıdan beri izah ettiğimiz hadi- muhlis bir mütercimin, asla Kur’an-ı (1997: 243). selerin seyrindeki mantık, Miralay Ce- mil Said’in tercümesinin nazîre oldu- Başka tabirle, Kutay, “Efendi”sin- ğunu veya nazîre olarak kullanıldığını den aldığı ilhamla, Behçet Kemal’in ortaya koyuyor; lakin mesele bununla “Sûreler”ini Kur’anî sûrelerden da kalmıyor. Eşref Edîb’in de tesbit üstün tutuyor! Nitekim “Efendi” de, ettiği gibi, cemaati cezbetmediği mü- Hâfız Ali Rıza Sağman ve arkadaşları şahede edilince, Cemil Said’in Türk- “Öztürkçe Ezân”ın “Tanrı uludur” çe Kur’an’ı terk ediliyor ve akabinde diye başlayan ilk cümlesini makam- daha cazip olabilecek başka tercüme- la okudukları zaman: “Bu, Arapça- ler hazırlatılıyor. sından da saltanatlı olmuş!” demişti Nitekim Mehmed Âkif merhumun (Ali Rıza Sağman’la mülakat, “Atatürk ve Meal’inin de (bittabiî kendisi bundan Din”, Millet mecmûası, sayı 111, 18 Mart haberdar olmamakla beraber) bu 1948, s. 4). maksada hizmet etmesi planlanmıştı; fakat o, bu sû-i niyeti fark edip Meal’i- ni teslim etmeyince, ondan ümid ke- silmiş oldu ve başka kalemlere müra- caat edildi. Bunlardan başlıcası, “Adın besmeledir her işimizde” mısraının ve daha birçok şahısperest şiirin mü- ellifi olan Behçet Kemal Çağlar’dır. Ayrıca Kemalist rejimin resmî şairi mesabesindeki Behçet Kemal, müsec- cel bir nazîrecidir. Onun, “Efendi”si için kaleme aldığı Mevlid nazîresi meşhûrdur: 96 DERİN TARİH / 2016 OCAK

Tarih Skandalları Milletin âdın zikredelim bir kere Milliyet, 20 Aralık 1997, s. 7 Vâcip oldur cümle işte Türklere… duruyor” sözleriyle, tercümelerin pe- » Atatürk’ün hayali: anadilde kulluk kala aslın yerine ikame edilebileceği Ger dilersiz bûlasız od’dan necât kanâatini örtülü bir şekilde ifade et- Cemal Kutay Atatürk’ün Beraberinde mekten kendini alamıyordu. Keza di- Götürdüğü Hasret: Türkçe İbadet kitabını Mustafâ-yı bâ Kemâle esselât ğer tercümeleri, “Kuran’daki, o akılda Milliyet okurlarına tanıtırken (üstte). 26 kolay kalıcı ve ruha işleyici ahenkten Aralık 1965 tarihli Milliyet’in 3. sayfasında Ol Zübeyde Mustafânın ânesi yoksun kaldıkları için beğenmiyor”, Behçet Kemal’in “Ramazan Ayetleri” ve kendi şiirlerini ise Kur’an’daki “şiiriye- “Fil Sûresi” nazîreleri (yanda). Ol sedeften doğdu ol dür dânesi… ti elinden geldiği kadar kaybetmeme- ye ve metnin havası ile kavramından dütten kurtaran sağlam bir kaynak Doğrulup yerden şehîdler sâf sâf ayrılmamaya çalışarak” kaleme aldığı- var: “Türkçe İbâdet Vasıtasıyle Dinde nı belirtiyordu. Mezkûr şiirleri kaleme Reform” fikrinin 1940’lardan itiba- Kâbe misli kıldılar evim tavâf… ilh… almaktaki hakiki maksadı, bu ifadele- ren en kararlı müdafîlerinden birisi rinden istihrac edilebilir: Kur’an’ın olan Kemalist gazeteci-tarihçi Cemal (“Aylık Fikir ve Sanat Mecmuası” aslı yerine kendi şiirlerinin ezberlenip bunlarla ibadet edilebileceği… Kutay’ın Atatürk’ün Beraberinde Gö- Yücel’in –tek cild hâlinde basılan- türdüğü Hasret: Türkçe İbâdet isimli Ârif olan anlar! Fakat elimizde, Eylül-1. Teşrin-2. Teşrin 1942 tarihli bizi böyle bir hükme ulaşmada tered- çalışması… İlk baskısı 1997’de çıkmış, 91-92-93. sayılarının 20-24. sayfala- 2000’de 12. baskıya ulaşmıştı. Kitabın 22 Şubat 1997 süreci vasatında piyasa- rından.) ya çıkmış olması, tabiî ki manâsız de- ğildir: Kitap, başta Cumhurreisi Süley- Fakat Behçet Kemal’in, Resûl-i man Demirel olmak üzere, muhtelif Ekrem’le dolaylı olarak istihza, siyasî liderlere hitaben kaleme alınan “Efendi”sine ise perestiş eden açık mektuplarda, devlet eliyle, “Türk- Mevlid nazîreciliğine ilaveten bir çe İbadet” projesinin gerçekleştirilme- de (“Efendi”si tarafından vazife- sini taleb ediyordu. lendirilmiş) bir Kur’an nazîrecisi (“nazîreperdâz”ı) olduğunu Ce- 1920’ler ve 30’larda Totaliter mal Kutay’dan öğreneceğiz. CHP’nin gazetesi Hâkimiyet-i Milliye’de 1965 Aralığında, Milliyet ga- (1934’ten itibaren Ulus) çalışan ve do- zetesinde, Behçet Kemal’in layısıyle devrin gelişmelerini yakın- “Kur’an’dan İlhamlar” başlığı al- dan takib eden Cemal Kutay’a (1909- tında bazı şiirleri tefrika edilmiş- 2006) nazaran, 1930’larda: “…Mustafa ti. Her biri Kur’an’dan bir surenin Kemal, Türk insanın ana diliyle ibadet ismini taşıyan bu şiirler, alakalı hasretinin gerçekleşmesi yolunda kro- surenin bir uyarlaması mahiyetin- nolojik planını gerçekleştirmeye baş- deydiler. İlk neşirlerinden 30 sene ladı, 1935 ve 1936 yazlarını Yalova’da, sonra (ki bu arada, 1969’da Behçet alışılmış yaşantısını bu hedefe dönük Kemal ölmüştü) aynı isimle kitap emekle doldurmak için düzenledi halinde tekrar piyasaya çıkarıldı- lar. Kültür Bakanlığı, eseri, 12 bin nüsha basarak şiirlerin yeniden geniş bir kitleye ulaşmasını sağla- mıştı. Kitabın başında, devrin Kültür Bakanı ve Marksist Sabataî gazeteci İsmail Cem İpekçi’nin bir takdimi yer alıyordu. Kitaba, Behçet Kemal’in, şi- irlerinin mahiyeti hakkında o zaman Milliyet gazetesine verdiği mülâkat da dercedilmişti. Şair, mülakatında, şiir- lerinin tercüme iddiası taşımadığını, ismi gibi, sadece ilhamlar mahiyetin- de olduklarını beyan ediyordu. Bununla beraber, yine aynı müla- katta, “Allah’ın emirlerini ille Arapça olarak anlamadan ezberlemenin ‘mü- minliğin ilk ve hatta tek şartı olduğu’ şeklindeki dar ve sakat görüşü artık yenmiş ve geriye atmış bulunuyoruz; Türkçe çeviriler birbirini kovalayıp 2016 OCAK / DERİN TARİH 97

» Kıpkızıl bir dinsiz İsmail Kara arşivi. da kaleme aldığı bu şiirleri 1965’te Diyânet İşleri Reîsi Ahmed Hamdi -muhtemelen bazı rötuşlar ve ilaveler- Akseki’nin Başvekil Menderes’e arz ettiği “Dîn Tedrîsatı Raporu”nda, Kemalizmin le- Kur’an’dan İlhâmlar ismiyle kamuf- bitmek bilmeyen dîn mezâlimi, şu vecîz cümleyle hülâsa edilmişti: “Çocuklarımıza le ederek gün ışığına çıkarmış… gerek mekteplerde ve gerek başka vâsıta Kutay, kitabına, “Namazda okuna- ile 26 seneden beri dîn ve ahlâk aleyhinde söylenebilecek ne varsa hepsi söylenmiş, cak Sûrelerin nazım olarak Türkçesin- telkîn edilmiş ve kıpkızıl bir dinsiz olmaları den örnekler” başlığı altında, bu “Sû- için her şey yapılmıştır.” Akseki ile reler”den Fâtiha, Asr ve Yâsîn’den bir Menderes bir arada. kısmını dercediyor. Aşağıdaki cetvelde bunlardan mesela “Asr Sûresi” (103. ve de çok yol aldı” (1997: 146). Onun inançla, dünya nimetlerini iterek, ör- Sûre) Diyânet Meâliyle (Halil Altun- ilk hedefi, Arapça namaz sureleri ye- nek karakter tecellisi içinde gösterdi. taş, Muzaffer Şahin, 2011) mukayeseli rine Türkçelerinin ikame edilmesiydi Şiirlerinde bir Müslümanlık vardır ki olarak okunduğunda metnin hassaten ve bu iş için birinci derecede Behçet bu mısralar, Atatürk’ün gerçek İsla- mana itibariyle ne kadar değişmiş ol- Kemal’i, ikinci derecede Enver Tun- miyet’te görmek ve bulmak istediği duğu hemen fark ediliyor: calp’ı vazifelendirmişti: “İkisi de aziz, yapının sıralanışıdır. Bu sebeple, Mus- gönülden, sevgili dostlarımdı… […] tafa Kemal’in, Namaz Sûrelerinin asıl Behçet Kemâl’in “Asr Suresi”: Atatürk’ün son günlerinde ‘Türkçe metnine yaraşır Türkçe nazımla hazır- İbadet’ için hazırlanmış metinler [on- lanması vazifesine layık gördüklerinin Günün omuzlara çöktüğü saat, lara aiddi]” (1997: 161-163). Şöyle de- başında, Behçet geliyordu” (1997: 160). Yorulmuş insanın hayat yükünü, vam ediyor: Söylene yüksüne çektiği saat, Din inkılâbı O vakti de sever inanan yürek, “Atatürk, şair Behçet Kemal Çağ- lar’ı gerçekten sever, değer verirdi. Kutay’a göre (s. 160), Behçet Ke- Çevresinde sabrı salık vererek. Onun daha iyi, yeterli ve de tercih- mal’in “Namaz Sûreleri” olarak kale- lerine uygun yetişmesi için ilgisini me aldığı şiirlerin o devirdeki ismi, Diyanet Meali: sonuna kadar gösterdi. Behçet Kemal 1, 2) Andolsun zamana ki, insan de bu sevgi ve güvene layık olduğunu Kur’an’dan Seslenişler’di. Bu isim, gizli gerçekten ziyan içindedir. son nefesine kadar mutlak özveri ve 3) Ancak, iman edip de sâlih amel- niyeti de epeyce ihsas ettiriyor. Demek ler işleyenler, birbirlerine hakkı tavsi- ki “Tek Adam”ın talimatıyle 1930’lar- ye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değiller- dir). “Tek Adam” tarafından Behçet Ke- mal’e asıllarının yerine ikame edilip namazda okunmak kasdıyle manzum sûreler yazdırıldığını, Kutay’la aynı hissiyatı paylaşan Milliyet gazetesi baş- yazarı Güneri Civaoğlu da, 16 Mayıs 1998 ve 3 Ekim 2002 tarihli iki baş- makalesinde teyid etmişti. Bunlardan “Türkçe İbadet” başlıklı ilkinde yazdı- ğına göre: “Atatürk, laisizmle birlikte, hatta daha önce, İslamda aydınlanma döne- mini başlattı. Büyük özen ve önemle her gün saatlerce güvendiği din alim- leri ile çalışıyordu. […] Onlarla birlikte ‘Türkçe ezan ve Türkçe ibadet’ kararı- nı oluşturdu. […] Atatürk, nesir dilin- de olan Kur’an’ı Behçet Kemal Çağ- lar’a, nazım diliyle çevirtti. Saadettin Kaynak’a Türkçe ezanı okuttu. Beğen- di... Plak yaptırdı. Ali Rıza Sağman ve 98 DERİN TARİH / 2016 OCAK


Like this book? You can publish your book online for free in a few minutes!
Create your own flipbook