Important Announcement
PubHTML5 Scheduled Server Maintenance on (GMT) Sunday, June 26th, 2:00 am - 8:00 am.
PubHTML5 site will be inoperative during the times indicated!

Home Explore Charles Dickens - Edwin Drood'un Gizemi

Charles Dickens - Edwin Drood'un Gizemi

Published by eminyukseloglukaihl, 2019-10-30 13:12:13

Description: Charles Dickens - Edwin Drood'un Gizemi

Search

Read the Text Version

ranlık gölgeler birikmeye başladı; taşların üzerindeki yeşil yamalardan rutubet yükseldi; güneş batımıyla bir­ likte, tavandaki renkli camlardan avlunun zeminine yansıyan pırlantalar silinmeye başladı . Horanın parmak­ lıklı kapısının ardında, tepesinde üzerine hızla karanlık çöken kilise orguyla daha da heybetli görünen basamak­ ların üzerinde yavaş yavaş beyaz giysili, loş suretler be­ liriyor, ara sıra yeknesak bir ritimde bir yükselip bir al­ çalan sessiz bir homurtu işitiliyordu. Dışarıda, açık ha­ vada ise; dere, yeşil otlaklar, kahverengi ekilebilir arazi­ ler, sıra sıra tepe ve vadiler günbatımı kızıllığına boyan­ mıştı. Bir yandan da uzaktaki yel değirmenleri ve çiftlik evlerinin minik pencerelerinden yer yer parlak, altın sa­ rısı bir ışık yansıyordu. Artık hepten gri, karanlık ve mezarımsı bir görüntü alan katedraldeki tekdüze ho­ murtu, org ve koro sonunda işlerine koyulup onu bir müzik deryasında boğana kadar da gitgide ölgünleşen bir ses olarak varlığını sürdürdü. Sonra derya dindi ve bu ölgün ses tekrar dirildi, ama derya tekrar kabarıp ho­ murtuların üzerine bu sefer ölü toprağını serpmekle kal­ madı; tavanı kamçılayıp kemerlere hücum ederek, hey­ betli kulenin yüksekliklerini deldi geçti; sonunda derya çekildi ve her şey eski sükunetine kavuştu. Bay Grewgious bu sırada horanın merdivenlerine ulaşmış, yürüyen bu suların dışarı çıkışına yetişmişti. Jasper, hemen Bay Grewgious'un yanına gidip, \"Sizi buraya hangi rüzgar attı; bir sorun yok değil mi? \" diye konuşmaya başladı. \"Hiçbir sorun yok. Kendi isteğimle geldim. Güzel kızımı görmek için gelmiştim, şimdi de tekrar evimin yolunu tutacağım. \" \"Onu nasıl buldunuz, serpilmiş, değil mi? \" l 1 45

\"Serpilmiş, eksik kalır, çiçek açmış, çiçek ! Aslında onunla, rahmetli babalarının vasiyeti olan evlilik konu­ sunu açıklığa kavuşturmaya geldim. \" \"Sizin fikriniz nedir, sizce nasıl bir vasiyettir bu ? \" Soruyu soran beyefendinin dudaklarının bembeyaz oluşu Bay Grewgious'un gözünden kaçmaz, ancak bunu katedralin dondurucu soğuğuna verir. \"Ona tam olarak, taraflardan birinin, aralarında bir sevgi paylaşımı olması ya da bu paylaşımın resmiyete dökülmesi isteklerinde bir değişiklik olması halinde bu evliliğin hiçbir bağlayıcılığının olmadığını anlattım . \" \"lzninle, ona bunu anlatmanın özel bir nedeni var mı acaba diye sormak istiyorum. \" Bay Grewgious nasıl olduysa sert bir yanıt verdi: \"Vazifemi yerine getirmek istemem gibi özel bir nedeni var tabii, efendim. Bu kadar basit.\" Sonra da ekledi: \"Ge­ lin, Bay jasper; sizin yeğeninize olan sevginizi ve derhal onun için en iyisini düşünmeye başladığınızı biliyorum. Sizi temin ederim ki, bu söylediklerimin içerisinde ye­ ğeninize karşı en ufak bir şüphe ya da saygısızlık iması bulunmamaktadır. \" Yan yana yürürlerken, jasper, elini dostane bir bi­ çimde diğerinin koluna bastırarak, \"Daha afili de konu­ şulmazdı herhalde, Bay Grewgious,\" dedi. Bay Grewgious saçlarım düzeltmek için şapkasını çıkardı, eliyle taradıktan sonra, halinden memnun bir tavırla başını öne arkaya salladı ve şapkayı tekrar başına geçirdi. Jasper, gülümseyerek, \"Bahse girerim ki,\" dedi; du­ dakları hala o kadar beyazdı ki konuşurken ısırıp, nem­ lendiriyor oluşundan kendisinin de bunun farkına var­ mış olduğu belliydi: \"Bahse girerim ki Rosa, Ned'den / 1 46

ayrılmak istediğine dair en u fak bir imada olsun bulun­ mamıştır. \" \"Ve bunu söylemekle bahsi d e kazanmış olursu­ nuz,\" diye karşılık verdi Bay Grewgious. \"Ancak anne­ siz büyümüş, böylesi gencecik canlıların ufak tefek be­ karlık hassasiyetlerini hoşgörüyle karşılamalıyız sanı­ rım; bu , benim uzmanlık alanım değil ama , siz ne dersi- nı. z ?. \" \"Şüphesiz ki öyle. \" Bunca zaman Rosa'nın Jasper hakkında söyledikle­ rini aklından çıkarmayıp, lafın oraya gelmesini beklemiş olan Bay Grewgious sözlerini sürdürdü: \"Böyle söyleme­ nize sevindim. Çünkü kızımın bütün hazırlıkların sade­ ce Bay Edwin Drood ve kendisi arasında yapılması ge­ rektiğine dair önemsiz bir hassasiyeti var. Anladınız mı? Yani bizim karışmamızı istemiyor. \" jasper eliyle kendisini göstererek, belli belirsiz bir konuşmayla, \"Beni mi kastediyorsunuz? \" diye sordu. Bay Grewgious da eliyle kendisini göstererek, \"Bizi kastediyorum,\" diye karşılık verdi. \"O yüzden de Bay Edwin Drood, Noel tatili için döndüğünde bırakın da kendi meclislerini kurup küçük tartışmalarını kendi kendilerine yapsınlar. Ondan sonra siz ve ben dahil o­ lur, işin resmi kısmını halletmek üzere son dokunuşları yaparız . \" \"O halde Noel'de geri döneceğinize dair Rosa'yla da anlaştınız demek! Anlıyorum ! \" dedi Jasper. \"Bay Grew­ gious, sizin de biraz önce fevkalade ifade ettiğiniz gibi, benimle yeğenim arasında istisnai bir bağ söz konusu; öyle ki bu sevgili, bahtı açık, mutlu mu mutlu oğlanın refahını kendiminkinden üstün tutarım. Ancak iş bu genç bayana geldi mi, sizin de anlattıklarınıza bakılırsa, l 147

bana da sizden işaretin gelmesini beklemek kalıyor. Ka­ bulümdür. Anladığım kadarıyla Noel'de mayıs için hazır­ lıkları tamamlamış olacaklar ve evlilikleri için gerekli her şey rayına oturmuş olacak, bize de bu trendeki yerimizi almaktan ve Edwin'in doğum gününde gençlerle aramız­ daki vesayet bağını resmen feshetmek için gerekenleri hazırlamaktan başka yapacak bir şey kalmayacak.\" El sıkışırlarken, \"Benim anladığım bu ,\" dedi Bay Grewgious. \"Tanrı ikisini de kutsasın! \" \"Tanrı ikisini de korusun ! \" diye haykırdı Jasper. Omzunun üzerinden bakıp, \"Ben 'kutsasın,' dedim,\" diye tekrarladı. Diğeri de karşılık verdi: \"Ben de 'korusun,' dedim, ne fark var ki? \"

ONUNCU BÖLÜM Arabuluculuk Kadınların, erkeklerin kişilikleri hakkında kehanetlerde bulunma konusunda doğuştan içgüdüsel gibi görünen gizli bir güçleri olduğu sık sık dile getirilmiştir. Ancak bu kehanetlere sabırlı bir akıl yürütme sürecinden ge­ çilmeksizin ulaşıldığından, asla tatmin edici ve yeterli bir gerekçelendirme sunamamaları bir yana, gayet ken­ dinden emin, karşı cins üzerinde yapılan birikimli göz­ lemlerle uzlaşmayan savlarla ortaya çıkmaktan da geri kalmazlar. Ancak bu güçle ilgili (ki bu da pek çok diğer insan özelliği gibi kusurlu olabilmektedir) pek sık dile getirilmeyen bir şey daha vardır ki o da bunun pek çok zaman öz-düzeltmeden tümüyle yoksun oluşu, insanlı­ ğın yolunu aydınla tmış herkesçe başarısız olduğu kanı­ sına varılmış bir düşüncede aksi fikir beyan ettiği halde, ortaya koyduğu kararlılık, getirdiği \"düzeltilemezlik\" yüzünden önyargıdan ayırt edilemez oluşudur. Dahası, 1 149

uzak bir ihtimal gibi görünse de, bu dişi yargının hedefi olan on vakanın dokuzunda, kendi içinde çelişkili olma ya da kanıt yetersizliği gibi büyük bir zayıflık mevcut­ tur: Yine de cazibeli kadın kahin, kendi kehanetlerine işte böylesi şahsi ve sağlam bir bağ ile bağlıdır. Yardımcı Papaz, bir gün annesi, onun küçük kü­ tüphanesinde örgü örmeye oturduğunda yanına gidip, \"Anneciğim, sence de Bay Neville'in üzerine biraz fazla gitmiyor musun? ,\" diye sordu. \"Hayır, gitmiyorum, Yedi Numara , \" diye karşılık verdi yaşlı bayan. \"Hadi bu konuyu biraz tartışalım anne. \" \"Benim tartışmaya bir itirazım yok Yedi Numara. Kendime güvenirim ben, tatlım, daima tartışmaya açı­ ğımdır. \" Bu sırada yaşlı bayanın şapkası, sanki içinden, \"Ayrıca bana fikrimi değiştirebilecek bir tartışma nasıl olacakmış görelim bakalım! \" diye geçirmiş gibi titredi. Annesinin gönlünü almaya çalışır gibi bir tavır ta­ kınan oğlu, \"Çok güzel, anne, tartışmalara açık olmak gibisi yoktur,\" dedi. Anne ise, aslında buna gayet kapalı olduğunu kanıt­ larcasına, \"Umarım öyledir, tatlım,\" diye karşılık verdi. \" Pekala, Bay Neville bu talihsiz olayda kışkırtmalara karşı koyamamıştır. \" \"Bir de sıcak şaraba tabii,\" diye ekledi yaşlı bayan. \"işin içinde şarap olduğunu da itiraf etmeliyim. iki delikanlının da bu açıdan benzer durumda olduklarını sanmama rağmen. . . \" \"Ben sanmıyorum,\" dedi yaşlı bayan. \" Neden, anne?\" \"Sanmıyorum d a ondan,\" dedi yaşlı bayan. \"Ama yi­ ne de tartışmaya açığım. \"

\"Ama sevgili anneciğim, sen bu tavrı takınırsan na­ sıl tartışacağımızı anlayamıyorum ! \" Yaşlı hanımefendi, bir asilzade ciddiyetiyle, \"Bunun için git de Bay Neville'i suçla, Yedi Numara, beni değil,\" diye karşılık verdi. \"Ah benim canım annem! Niye Bay Neville'i suçla­ yayım? \" Bayan Crisparkle, temel etkenleri bir bir sıralayarak, \"Eve içkili geldi, bu evin saygınlığına büyük darbe vur­ du ve bu aileye büyük saygısızlık etti de ondan,\" dedi. \"Bunlar inkar edilemez tabii, anne. Ama geldiğinde de yaptığından pişmandı, şimdi de öyle. \" \"Fakat Bay Jasper, hemen ertesi gün ayinden sonra daha borandan inmeden, cüppesi sırtında, bana dönüp de, 'Umarım çok telaşa kapılmamışsınızdır ya da huzu­ runuz çok kaçmamıştır,' demeseydi, belki de bu yüz ka­ rası olayı ruhum bile duymayacaktı.\" \"Dürüst olmak gerekirse, anne, henüz tam karar vermemiş olmama karşın, elimden gelse bunu senden gizli tutmayı tercih edecektim sanırım. Jasper'ı seninle konuşurken gördüğümde, ben de ona danışmak ve bu mesele hakkında sessiz kalmanın hem onun hem de be­ nim menfaatime olacağını görüşmek için fırsat kollu­ yordum. Ama çok geç kalınmıştı artık . \" \"Doğru, çok geçti, Yedi Numara. Görsen, beyefendi­ nin yüzü, bir gece önce evinde olup bitenlerden ötürü kireç gibiydi.\" \"Eğer bunu senden gizleseydim, anneciğim, emin ol ki bu, h e m senin huzurun v e rahatın için h e m delikanlı­ ların iyiliği için, hem de benim vazifemi en iyi şekilde yerine getirebilmem için olurdu. \" lısı

Yaşlı bayan aniden yerinden fırladı; odanın öbür ya­ nına yürüyüp oğlunu öpüverdi ve, \"Elbette tatlım, bun­ dan kuşkum yok , \" dedi. Bay Crisparkle, kulağını ovuşturarak, \"Ama olay be­ nim denetimimden çıkıp, ağızdan ağıza yayılıverdi işte,\" dedi. Annesi bu sırada sandalyesine dönmüş, tekrar ör­ güye koyulmuştu. \"Daha o zamandan Bay Neville hakkında olumsuz düşündüğümü söylemiştim, \" dedi yaşlı bayan. \"Bay Ne­ ville hakkındaki düşüncelerim hala aynı. O zaman da söyledim, şimdi de söylüyorum, umarım Bay Neville iyinin yolunu bulur, ama şahsen benim bunun olacağı­ na inancım da yok. \" Bunu söylerken şapkası bir kez da­ ha gözden kaçamayacak bir şekilde titredi. \"Senden bunu duyduğuma üzüldüm anne . \" Yaşlı bayan harıl harıl örgü örmeyi sürdürürken, \"Ben de bunu söylediğime üzülüyorum, tatlım,\" diye sö­ ze karıştı, \"ama elimden bir şey gelmiyor. \" Yardımcı Papaz sözlerine devam etti: \"Bay Neville'in fazlasıyla çalışkan ve ilgili olduğunu, hızla ilerleme kay­ dettiğini ve -umarım bunu söylememde bir sakınca yok­ tur- bana arkadaş olduğunu inkar edemeyiz. \" Yaşlı bayan derhal, \"Son söylediğine layık olduğunu sanmıyorum,\" dedi. \"Eğer böyle diyorsa, bu böbürlen­ mesi her şeyden de vahimmiş. \" \"Fakat sevgili anneciğim, o asla böyle bir şey deme­ di ki ! \" \"Belki dememiştir , \" diye karşılık verdi yaşlı bayan, \"ama yine de bunun ilişkinizi doğru ifade ettiğini san­ mıyorum. \" Örgü ören, bu güzel, eski Çin porselenini dikkatle inceleyen Bay Crisparkle'ın o sevecen bakışında en ufak 1 152

bir sabırsızlık alameti yoktu; fakat yüzünden, karşısın­ dakinin hiç de açık açık tartışmaya girilecek bir \"Çinli\" olmadığını anlamanın verdiği muzip ifade de eksik de­ ğildi. \"Ayrıca, Yedi Numara, kardeşi olmadan ona ne ola­ cağını bir sor kendine. O kızın onun üzerinde nasıl bü­ yük bir etkisi olduğunu biliyorsun; nasıl bir kapasitesi olduğunu, seninle okuduğu her şeyi kız kardeşiyle de okuduğunu biliyorsun. Şimdi kız kardeşine de hak etti­ ği övgüyü verdikten sonra bak bakalım, geriye , Neville için söylenecek ne kalıyor! \" Bay Crisparkle bu laf üzerine aklına üşüşen bir dolu düşünceye dalıp gitti. Bu iki kardeşi, kendisine ait eski, akademik bir kitap hakkında derin bir sohbete dalmışken gördüğü günü ; sonra sabah ayazlarında Cloisterham Bendi'ne yaptığı dinçleştirici hac yolculuklarını; bu yol­ culukların ardından kentin en sevdiği noktası olan ha­ vada asılı kalmış o manastır harabesine tırmanıp yüzü rüzgara dönük günbatımını seyredişlerini; bu sırada aşa­ ğısından, bu iki çalışkan suretin, kıyısında ateş ve ışık­ ların yanmaya başlayıp da manzarayı daha da soğuk gösterdiği dere boyundan geçip gidişlerini düşündü. O zaman birden, tek kişiye bir şeyler öğretmekle aslında nasıl da iki kişiyi birden eğitiyor olduğunu anladığı gü­ nü; yavaş yavaş, farkında bile olmadan, anlattıklarını, biri her gün temas halinde olduğu, diğeri ise yalnızca onun aracılığıyla ulaşabildiği o iki akla da uygun olacak bir dil­ le açıklamaya başladığını anımsadı. Rahibeler Evi'nden kulağına gelen, ilkin fazla gururlu ve saldırgan bulduğu için güvenmediği Helena'nın, Peri-gelin'e (Crisparkle Ro­ sa'ya böyle sesleniyordu) teslim olmuş, kendini ondan tüm bildiklerini öğrenmeye adamış olduğu söylentisini / ıs3

düşündü . Dışarıdan fazlasıyla farklı görünen bu iki in­ san arasında kurulan güzel ittifakı düşündü. \"Bütün bu olayların üzerinden, onları hayatımın ayrılmaz bir par­ çası haline getirecek kadar zaman geçti mi ki ? \" diye dü­ şündü. Her zaman olduğu gibi bugün de Bay Crisparkle'ın dalıp gittiğini gören ve bunu şaşmaz bir \"destek talebi\" olarak algılayan sevecen annesi, bu şen, ihtiyar kadın, bir telaşla doğruca yemek odasındaki dolaba gidip, ona destek mahiyetinde bir bardak likör ve anne kurabiyesi getirdi. Bu muhteşem dolap Cloisterham'a da, Yardımcı Papaz Evi'ne de bedeldi. Bu dolabın üzerinde, kafasında karşıkahine doğru uzanan dalga dalga bir peruk, do­ labın içinde ne var ne yok her şeyden haberdar olduğu­ nu ima eden bilmiş bir eda ve tüm armoniyi tek bir ha­ rikulade fügde birleştirmeyi arzular gibi görünen müzi­ kal bir havayla resmedilmiş bir Handel 1 portresi asılıdır. Bu nadide dolabın, sıradan bir dolap gibi bir kerede açı­ lıp içinde ne var ne yok hepsini ifşa eden kaba menteşeli bir kapısı değil, biri yukarı çıkıp diğeri aşağı inen, birbi­ rine dik uzanan ve birleşim yerinde bir kilidi olan iki sürgülü kapağı vardı. Yukarı kapak aşağı çekildiğinde (böylece alt kapağın ardını iki kat gizemli kılıyordu) or­ taya içleri turşu ve reçel kavanozları, teneke konserve kutuları, baharat kaplan, hoş olduğu kadar garip de gö­ rünen mavi beyaz şişeler ve müthiş lezzetli hinthurması ve zencefil konservesi zulaları çıkıyordu. Bu sığınağın, her lütufkar üyesinin göbeğinde , kendi ismi yazılıydı. Örneğin turşuların üzerine canlı ve kahverengi kruvaze bir kumaş giydirilmiş, ucuna da sarı ya da hardal benzeri Besteci ve müzisyen George Friedric Hande\\ ( 1 658- 1 759) (ç.n.). lıs4
















































































Like this book? You can publish your book online for free in a few minutes!
Create your own flipbook