ONUNCU SAHNENevzat - EvvelkilerHUSREV - (Nevzat'ı görünce) Merhabadoktor!NEVZAT - (Gelirken) Merhaba dostum.(Husrev’in elini sıkar. Zeynep'i görür.)Nasılsınız hanımefendi?ZEYNEP - (Gülmeye çalışarak) Teşekkürederim.NEVZAT - (Zeynep'in elini öper. Husrev'edöner.)Herkes piyesinden bahsediyor.Görülmemiş muvaffakiyet doğrusu!HUSREV - Ben bıktım artık ondan.
NEVZAT - Sen bıkabilirsin amma bizbıkmıyoruz. Herkes onur. bir cephesiylealâkadar. Bense marazi tarafıyle.ZEYNEP - (Nevzat'a) Tabiî bir şey. Ruhhastalıkları doktoru başka ne tarafıyle alâkadarolsun?NEVZAT - Ciddî söylüyorum hanımefendi.Bu eser, içindeki marazî psikoloji bakımındanfevkalâde mühim. Ruh doktorluğu ondan birçokdersler alabilir. Zaten üzerinde bir etüdebaşladım.HUSREV - Sakın bu işi yapayım deme!NEVZAT - Niçin?HUSREV - Hilkat galatları, tımarhane tiplerigibi bir de tıp neşriyatına karışmayalım. İşlettiğinhususî klinikte deliler sana kâfidir. Bol bolmevzu ve unsur verebilirler.ZEYNEP - (Nevzat'a) Öyle mi Nevzat Bey?Hususî bir klinik mi açtınız?NEVZAT - Evet hanımefendi! Dört aydan berihususî bir kliniğim var. Gazeteler uzun uzadıya
bahsettiler. Duymadınız mi?ZEYNEP - Hiç duymadım. Bu klinikte tabiîyalnız sinir hastalarına bakıyorsunuz.NEVZAT - Yalnız sinir hastalarına.ZEYNEP - Bari çok mu hastalarınız?NEVZAT - Sormayın efendim, sormayın. Hertaraf asabî hastalarla dolu. Bunlardan bir çoğuda hasta olduklarını bilmezler. Kendilerinidünyanın en sıhhatli insanı farzederler.HUSREV - (Zeynep’e doğru) Nevzat’asorarsam? dünyanın dörtte üçü delidir. Helebütün birinci safta gelenler: Peygamberler,sanatkârlar, âlimler, inkılâpçılar...NEVZAT - (Husrev'e) İnsan durup dururkende tabiî saflardan çıkamaz. Böyle olması içintabiî olmayan bir sebep lâzımdır.HUSREV - (Öfkeli) Boyuna tabiî olmayaninsanı tarif edersiniz. Bir de tabiî insanı etsenize!Kim bilir meydana nasıl bir tip çıkar? Vahşilerinputları gibi bir şey. İnsan şeklinde bir odun.Hafızası, hayali, teessürü yok. İttiğin zaman
gidiyor, bırakınca duruyor. Bu mu tabiî adam?NEVZAT - Yooo! O kadar büyük bir iddiamızyok.HUSREV - Sizin o kadar büyük bir iddianızvar ki deli sandığınız hiçbir insan nevinde bukadarı bulunmaz.NEVZAT - Neymiş o iddia?HUSREV - Hükümleriniz! Hassasiyeti biraztaşkın insanlar hakkında kesip biçtiğinizhükümler! Bütün insanlığın eşsiz bir manzaragibi seyrettiği bir başa, idrak ıstıraplarıyle alevalev yanan bir başa, bir hükmünüzletakabileceğiniz yafta! Bu ne iddia farkındamısınız?NEVZAT - Böyle deme Husrev! Bizimelimizde şaşmaz metodlar var. Şimdi senin ölümkorkusu piyesindeki tipi normal bir adam kabûledebilir miyiz? Babası kendisini bir incir dalmaasmış. Marazîlik verasetle geliyor.HUSREV - Demek babası intihar etmiş herinsan marazîdir?
NEVZAT - Şüphe etme!HUSREV - Hâdiseleri ne kaba çerçeveleriçinde hapsediyorsunuz. Dünya umduğunuz gibidört köşe değil.NEVZAT - (Parmağını Husrev'in ağzınadoğru uzatır) İşte bu mülâhazalar da anormal!HUSREV - Zaten ben senin nazarında birdeliyim.NEVZAT - Amma frenleri sağlam bir deli.Cemiyete faydalı marazîler de seninsınıfindandır. (Zeynep'e döner) Öyle değil mihanımefendi?ZEYNEP - Benim bu işlere aklım ermez.HUSREV - (Zeynep'e) Madem ki aklınızermiyor, merak etmeyin! Siz sıhhatli ve normalbir insansınız.(Camlı kapının solundan Ulviyeve Şerefgörünür. Arkalarından Mansur'la Selmagelmektedir.)
ONBİRİNCİ SAHNEUlviye - Şeref - Mansur - Selma Evvelkiler(Nevzat, Ulviye'ye doğru ilerler. Elini öper.Şerefle el sıkışırlar. Selma ile Mansur'un daellerini sıkar. Şeref de Husrev'e doğru yürüyüpelini sıkar.)ULVİYE - (Misafirlere) Buyurun efendim!Çayımızı içelim.(Husrev'le Selma'dan başka herkes koltuklaraoturur. Nevzat, Şeref, Zeynep sağ plânda.Ulviye, Mansur sol plânda. Husrev ortamasasının sağ kenarında, kollarını çaprazvarigöğsünde kavuşturmuş, ayakta. Selmasemaverin yanında. Fincanlara çay koymakta,
servis yapmakta.)ŞEREF - Husrev Bey! Size bugün gazetemdenbir muharrir gönderdim. Nasıl memnun kaldınızmi?HUSREV - Acaba o benden memnun kaldı midiye sorsanıza!ZEYNEP - (Eliyle Şerefi göstererek) Kocamböyledir. Kimin kime teşekkür etmesi lâzımgeldiğini bilmez.ŞEREF - Hatâmı affedin! Maksadımıanlatamadım.NEVZAT - (Şerefe) Gazete nasıl gidiyor ŞerefBey? Herkesin elinde onu gördüğüme göre çokiyi.ŞEREF - Hakikaten çok iyi. Şimdilik yalnız«Ölüm Korkusu» piyesiyle meşgûlüz. Ona dairen iyi tenkitlerin, en canlı haberlerin bizdeçıkmasını istiyoruz.HUSREV - Çok naziksiniz Şeref Bey, fakat buderecesi fazla. Okuyucunun alâkasını tek birhâdise üzerinde bu kadar bekletmemeli.
Dünyada meraka değer daha neler var.ŞEREF - Bu işi bize bırakın! Bir gazete birticarethanedir. Okuyucunun alâkasını bilmese bugibi şeylerle uğraşır mi?NEVZAT - (Fincan elinde) Günün hâdisesi bupiyestir a! Diyecek yok.ZEYNEP - Ben bu kadar acıklı mevzularısevmiyorum. Hiç içim götürmüyor. Piyeste tamkaza çıktığı vakit o kadar sarsıldım ki.(Ulviye'ye) Nasıl hanımefendi, haklı değilmiyim?ULVİYE - Ben piyesi görmedim efendim.Husrev görmemi istemedi.ZEYNEP - Niçin? Kaza size dokunur diye mi?ULVİYE - Bilmem.NEVZAT - Hayatta kazanın her türlüsü var.ZEYNEP - Evet, fakat bana piyesteki kazavak'ası biraz tuhaf göründü. Bir insantabancasını karıştırırken annesini nasıl vurabilir?Ş E R E F -(Karısına) Teferruatını sahnedegörmedin mi, Zeynep?
ZEYNEP - Gördüm tabiî. Amma banamantıksız geldi. Tabancada kurşun olduğubilinmez mi?ŞEREF - Bilinmiyebilir.NEVZAT - Benim bu hususta takıldığım birnokta yok. Ben zaten piyesin psikolojisiylemeşgûl oldum. Başka taraflarda da aklımı çelenbirşey olmadı. Fakat bunu muharririne soralım.ŞEREF - Ne dersiniz, Husrev Bey!HUSREV - Aktöre sormak daha iyi, oynayano, bakalım o anda bir aksaklık hissetmiş mi?MANSUR - Husrev cevap vermek istemediğiiçin bana havale ediyor. Bence piyeste tabiîolmayan hiç bir nokta yok.HUSREV - Herkes şu talihsiz piyesin birtarafına takılmak niyetinde. Üstünde durulacakdaha değerli cepheler yok mu?NEVZAT - (Husrev'e) İtirazları hoş gör! Birhâdiseyi herkes başka başka cephelerden alır.Dedim ya, ben bu tarafını düşünmedim bile.HUSREV - (Kızmaya başlıyor) Canım
efendim! Bu taraf üstünde düşünülecek ne var?Piyesteki kaza bir vesiledir. Büyük krizin birvesilesi. Her şey bir vesileye bağlı değil mi?ZEYNEP - (Husrev’e) Öyle amma, bakalım buolabilecek bir şey mi?HUSREV - Hayatta neler olur, olduğu içininanırız. İş hayâle binince itirazlar üst üste yağar.Çünkü sadece bir tasavvurdur, bir nazariyedir,hayatın kendisi değil. Ne kadar benzeri olursaolsun, kendisi değil.NEVZAT - Bu doğru.HUSREV - Bu tıpkı manevrayla bir harparasındaki farka benzer. Birinde tahta kurşunatılır, öbüründe sahici; birinde ölü taklidi yapılır,öbüründe ölünür. Buna rağmen harptearanmayan mantığı manevrada ararlar.ŞEREF- Öyle ya, harpte öyle şeyler olur ki, birmanevrada olsa gülünçtür.HUSREV - Hayat bir şeyi yapınca o şeytamamdır. Olur musu, olmaz mısı yoktur. Hayatyapar, izah etmez ve kabûl ettirir. Bütün sanatıburada. Bizse hayattan soramadığımız hesapları
bir tasavvurdan isteriz.NEVZAT - Mantıktan da büsbütün vazgeçemeyiz ya.HUSREV - Kim diyor vaz geçin diye? Ammaonunla her şeyi halletmeye bakmayın!Hâdiselerin sim en az mantığındadır. Nasıl kitablonun kıymeti en az çerçevesindedir.Çerçeveyle ne uğraşırsın? Tabloya bak!Korkarsın!(Husrev herkesi süzer. Karşısındakiler tesirialtına girmeye başlamıştır. Birkaç saniye geçer.)ŞEREF - Hayatta ne tuhaf şeyler oluyorsahiden.HUSREV - Evet, kelimesi bu: Tuhaf. Birkahraman düşünün! Dünyada atlatmadığı tehlikekalmamıştır. Ne korkulu işleri kendi iradesiyledoğurmuş, kendi iradesiyle yenmiştir. Bir günbu adam evinden çıkarken ayağı bir taşa takılır,düşer ve ölür. Ne dersiniz?ŞEREF - İnsan ne sefil, ne küçük sebepleremahkûm!
HUSREV - Ben de eserimde hayatın butarafını göstermek istedim. Basit bir sebeptemelinin üstünde kocaman bir azap ve cinnetbinası kurayım dedim. Binaya hayret edenlersebepten şüphelendiler. Sebep dediğiniz de ne?Bir hiç, bir hiç!NEVZAT - Zeynep hanımefendi, söz sizedüşüyor.ZEYNEP - Ben sadece kazayı beklenmedikbir şey gördüm.HUSREV - (Zeynep'e) Güneşli bir havada birgök gürültüsünü bekler misiniz?ZEYNEP -Beklemem.HUSREV - Beklemezsiniz, fakat o gelir.Hayat beklenmediklerle doludur. (Başını tavanakaldırır, parmağıyle tavanı gösterir ve birdensesini yükseltir.) Şimdi şu tavan çöker vehepimiz altında kalabiliriz. Hiç de olamazdemem. Hiç de hayret etmem. (Etrafına bakınır.Gösterilecek bir şey arıyor gibidir.) Ne bileyim,her şey olabilir. (Elini alnına götürür. Yüzündeıstıraplı çizgiler belirir.) Her zaman beynimi
tırmalamış bir misal hatırlarım. Bakın nasıl!Meselâ bir gün, Eminönü meydanında birotomobil bir adamı çiğner. (Eliyle işaretleryaparak canlandırır.) Hâdiseden on dakikaevveline gidelim. Adam, meselâ GülhaneParkının önündedir. Otomobil de farazaTaksim'den geliyor. Manzarayı görüyormusunuz? Geliyor? Bin otomobil içinde birotomobil ve yüz bin adam içinde bir adam. Neadam çiğneneceğini bilir, ne de otomobilçiğneyeceğini. İkisi de bir sürü tesadüflerlebilmeden birbirine doğru yaklaşırlar. Meselâadam bir dükkânın önünde durur. Bir kutu kibritalır. Bir iki adım atar. Bir arkadaşıyle konuşur.Bir vitrini seyreder. Bu masum hareketlerin bilebirkaç dakika sonra kopacak faciada hisselerivardır. Bütün bu hisseler birbirine esrarlı birşekilde geçe geçe nihayet meş'um ânıdoğururlar. O ân gayet basit bir son sebebedayanır. Bir dalgınlık, bir bilgisizlik, şu bu.Tesadüflerin kim bilir nasıl ve nereden idareedilen son derece girift ve içinden çıkılmaz birriyaziyesi vardır.NEVZAT - Sen âdeta kadere inanıyorsun!..
HUSREV - Kadere inanıyor muyum, onu sizkeşfedin! Fakat hayatın gizli bir şuuru olduğunainanmak istiyorum. Öyle bir şuur ki, kendisini,yok gösterecek kadar gizleyebilmiştir. Benhâdiseleri çok girift bulan bir insanım.NEVZAT - Bir bakıma göre de onlar çoksadedir.HUSREV - Elbette! Girift olduğu kadar basit.Biz de onları bu basit çehreleriyle görürüz.Böyle görmeğe mecburuz. Gözlerimiz böylegörmek içindir. Piyesteki kazayı da böylegördük mü soracak bir şey kalmaz.ŞEREF - (Kendi tarafında oturanlara doğru)Canım her yerde, her gün kaza olmuyor mu?NEVZAT - Oluyor tabiî.ŞEREF - Zaten çocuk tabancasını karıştırırkenvuruyor annesini.HUSREV - İşte en basit bir sebep. Belkisadeliğinden tuhaf geliyor insana.ZEYNEP - Bütün bu tefsirleriniz çok güzelHusrev Bey! Fakat bunlar hep felsefe. Bir de
vak'ayı vak'a olarak ele alalım.HUSREV - Alalım. Ne var akla uygungelmeyecek? (Mansur a)Anlat şununteferruatını Mansur!MANSUR - Herkes tiyatroda görmedi mi?NEVZAT - Gördük ama, her şeyi seçmekkabil olmuyor ki orada.MANSUR - Çocuk eşyasını karıştırırkentabancasını buluyor. Derken...HUSREV - (Mansur'un sözünü keser) Yok,yok öyle değil. Annesi odasının bir köşesinde,eğilmiş bir iş yaparken o da bavulunukarıştırıyor. Tabancası eline geçiyor. Durun sizeo tarzda anlatayım ki hiç şüpheniz kalmasın.(Nevzat'a) Tabancan yanında mi?NEVZAT - Yanımda.ULVİYE - Ne o! Nevzat Bey tabanca mitaşıyor?NEVZAT - Evet hanımefendi! Meslek icabıtaşıyorum. Malûm ya, işlettiğimiz hastahaneninbinbir sürprizi vardır.
HUSREV - (Gözleri Nevzat'ta) Delilerdenkorktuğu için tabanca taşır. Sorun hatıralarını!Başından neler geçmiştir. Bir gün az kaldıboğazlıyorlardı onu. Ver tabancanı!(Nevzat arka cebinden tabancasını çıkarıpverir. Husrev tabancayı sol eliyle alır.)ULVİYE - Husrevciğim bırak şu silâhı! Sırasıdeğil şimdi.NEVZAT - Görelim şunu hanımefendi.Korkacak bir şey yok.HUSREV - Ne diyordum? Evet, çocuktabancasını alır. Kurşunlan boşaltmak içinşarjörü çıkarır. (Sağ eliyle şarjörü yerindençıkarıp Mansur'a bırakın. Öyle değil miMansur?MANSUR - Tastamam.HUSREV -(Herkese) Kurşunları şarjördenb o ş a l t ı r. (Sağ eliyle tuttuğu şarjörünkurşunlarını, aynı elinin baş parmağıyle tekerteker masaya dökerek)Şimdi şarjörkurşunsuzdur. Şarjörü bavulun içine atar.Şarjörü masaya bırakarak) Maksat namluda bir
kurşun kalıp kalmadığını muayenedir. (Aynıvaziyette tabancayı sağa sola göstererek) Bakın,bu kolu çekince bir kurşun daha varsa dışarıyafırlar. Madem ki birşey fırlamamıştır, o haldeyoktur. Artık emin. Kurşun yok. Mekanizmayıyerine bırakır. (Mekanizmayı yerine bırakarak vesert bir mekanizma sesiyle tabancayı sağ elinegeçirerek) Halbuki namluda bir kurşun kalmıştır.Ne bileyim ben, şiştiği, yahut paslandığı içinçıkmamıştır. Olamaz mi? Dedik ya, hayatta neaptal şeyler oluyor. Şimdi tabanca, boş olarakkurulu. Tetiği düşürmek lâzım. (TabancayıUlviye'ye çevirerek.)Tabancayı bilmedenannesinin bulunduğu yere çevirir. Annesinigörmüyor. Annesi, bir masanın arkasında,çömelmiş bir iş yapıyor. (Tabanca hep aynıvaziyette iken sesini birdenbire yükseltip) Çeker.(Herkes taş gibi Husrev'i seyrediyor. Selmamasanın camlı kapı tarafındaki sağ nısfınayapışık. Husrev son kelimeyi söyleyince tetiğiçekmez. Tabancayı masanın üstüne hı raim. Sağplânda oturanlara karşı hafifçe döner. Bir adımatar.) Ve tabancası patlar. Tam o ânda annesieğildiği yerden doğrulmuş. Birdenbire kurşuna
hedef olmuştur. Bu kadar...(Selma o anda, artık Husrev'in sözü bittizaımıy/e. boş fincanlardan birini almak içinmasanın, camlı kapı tarafından dolaşarak solnısfına geçiyor. Masaya âdeta yapışık yürür.)NEVZAT - (Husrev'e) Çocuk tetiği çekmeküzereyken annesinin doğrulduğunu görmüyormu?HUSREV - Görmüyor. An meselesi, görse bilene çıkar? Tabanca gûya boş.ZEYNEP - (Gülümsiyerek) Biraz tuhafdoğrusu.HUSREV - (Birdenbire çileden çıkmış) Bununneresi tuhaf?(Selma o ânda eline boş bir fincan almış,masanın sol nısfından, aynı tarzda sağ nısfınageçiyor. Husrev ağzından çıkmaya başlayan ilkkelimeyle beraber, şimşek gibi masanınüstündeki tabancayı kapar. Annesine çevirir.Tetiği çeker. Selma attığı bir adımla Husrev veUlviye arasında. Müthiş bir infilâk.)
ULVİYE - (Keskin bir çığlıkla) Allahım!(Selma hafifçe sarsılır. Ne bir çığlık, ne birşey. Herkes kaskatı. Nevzat insiyaki bir hareketleayakta. Mansur ileriye doğru uzanmış. Selma ikieliyle tuttuğu fincanı, kesik kesik hareketlerlemasaya bırakmak istiyor gibi. Bırakır. Hafifçesoluna döner. Camlı kapı tarafına yıkılıyor.Mansur fırladığı gibi Selma'yı kucağına alır.Arka üstü iki koluna yatırır. Selma'nın başı, sugibi akan saçlarıyle beraber sarkıyor. Ağzındanince bir kan yolu. Husrev, aşağıya indirdiği sağelinde tabanca, donmuş kalmıştır.)NEVZAT - (Elleriyle yüzünü kapayanUlviye'ye) Çabuk bir yatak, bir divan!ULVİYE - (Fırlar. Eliyle sol taraftakipencereye yakın kapıyı göstererek) Buradanburadan!(Bir hamlede herkes vurulanın etrafında,Husrev daima aynı yerde, aynı donmuşvaziyette, kapıyı Nevzat açar ve girer. Ulviye,Zeynep ve Şeref, dehşet içinde onu takip eder.Husrev yalnız. Sağdaki antreden hızla Osmanfırlar. Bir iki adım atar. Durur. Gözleri
alabildiğine açılmış, Husrev'e bakmaktadır.Birkaç saniye aynı hal. Birdenbire, Selma’yıgeçirdikleri kapı açılır. Ulviye, yüzü şimşekleriçinde, eşikte görünür.)
ONİKİNCİ SAHNE Ulviye - Husrev - OsmanULVİYE - (Osman'ı görünce) Koş! Telefonakoş! Hastahaneye telefon. Telefon. Koş!(Osman hızla sağdaki merdivenlerden pat patçıkar. Ulviye Husrev'e bakar, Deminki şimşekleryüzünden uçar. Çizgileri tatlılaşır. Yalvarır birhal alır. Husrev'e yaklaşmaya başlar. Husrevgözlerini, Ulviye'nin açık bıraktığı kapıyadikmiştir. Ulviye Husrev'in bakışı istikametindeyürüyemez. Gittikçe, kollarını Husrev'e doğruaçarak, pencerenin önünden geniş bir kavisleoğlunun sağ yanma geçer.)ULVİYE - (Kolları Husrev'e doğru uzanmış)
Husrev! Evlâdım! Kaybetme kendini!(Husrev hep o. Cevap vermez. Kıpırdamaz.Ulviye kolları uzanmış bekler, birden Husrev'debir hareket başlar. Sağ eli oynar. Tabancayıyavaşça masaya bırakır. Aynı kol, bir ölü kolgibi yanma düşer. Selma'yı götürdükleri odayadoğru, korkunç bir sükûnetle yürür.)PERDE
İKİNCİ PERDE
[Maçka taraflarında bir apartmanın büyüksalonu. Karşıda ve orta yerde, bir buçukmetre genişliğinde, kapısız bir geçit. Bu geçit,salonun yarısı büyüklüğünde, son nısfa isabeteden bir iç odaya açılır. Salonun ortasından, içodanın yalnız sağ köşesi görünür. Bu köşede,kenarlan yastıklarla çevrili bir divan, divanınönünde, duvara bitişik bir tabure. Taburedebir abajur. Salonun sağ duvarının ortasındabir kapı. Kapının bir adım ilerisinde, sağduvara muvâzi bir kanape; kanapenin sağ yanibir paravanaya dayalı. Salonun cephesinde vesağ köşeye yakın bir yerde antreye açılan veparavananın arkasında kaldığı içingörünmeyen bir kapı vardır. Her tarafaserpilmiş koltuklar, iskemleler, sigara masalarıvesaire. Salonun sol duvarı ortasında,kocaman bir endam aynası.]BİRİNCİ SAHNE
Husrev - Ulviye(Husrev orta yerde, sağ dizini bir iskemleyedayamış, garip bir vaziyette. Keskin bir ıstıraplamühürlü yüzü, artık eski Husrev'inki değil.Saçları karma karışık, gözleri sabit kemikleriçıkık. Hatları, mecmun kıvrımlarla akıyor.Ulviye kanapede bezgin bir halde yüzünüelleriyle örtmüş.)ULVİYE - (Ellerini yüzünden indirir) Oğlum,daha ne söyleyeyim? Ne söylesem o!HUSREV - Bir kere daha söyle!ULVİYE - Kırk kere söylesem yine o!HUSREV - Kırk kere daha söyle!ULVİYE - Oğlum yok, söylenecek bir şeyyok,HUSREV - (Tane tane) Babam, kendisininiçin bahçedeki incir ağacına astı?ULVİYE - Ah oğlum, o vakit yine böyleMaçka taraflarında oturuyorduk. Babanınhalinde hiçbir şey yoktu. Sevimli, soğukkanlı,tabiî. Bir kış gecesiydi. Eve gelmedi. Ertesi
sabah haberini aldık. İçinde in cin olmayanyalıya gitmiş. Geceyi orada geçirmiş. Sabahakarşı o işi yapmış. Günlerce şaşkın gezdim.Günlerce ağladım. Daha ne söyliyeyim?HUSREV - Babam bir deli miydi?ULVİYE - Dünyanın en sıhhatli insanıydı.Kendisine o kadar hakimdi ki...HUSREV - O halde onu kim deli etti?ULVİYE - Etme Husrev! Sen ne biliyorsanben de onu biliyorum.HUSREV - (Sakin, fakat korkunç) Senbabamın karısı değil miydin?ULVİYE - (Birdenbire ürker) Husrev, o da nedemek?HUSREV - Madem ki karışıydın, bir şeylerbilmen lâzım. Benden biraz daha fazla bilmenlâzım.ULVİYE - Bilmiyorum Husrev, bilmiyorum.Baban kendisini vermeyen bir insandı.Düşündüklerini hiç söylemezdi. Yüzünden,halinden de bir şey anlaşılmazdı.
HUSREV - Nasıl adam bu böyle? Bu adamısever miydin?ULVİYE - Sorma bana bu sualleri!Görüyorsun halimi, sorma!HUSREV - Öyle ise babam, kendisini niçinbahçedeki incire astı?ULVİYE - (Gözleri yaşarmış) Hep babam,babam diyorsun. Biraz da anneni düşün! Senidoğuran kadını! Eskiden beni ne kadar severdin.Baban öldüğü zaman senin bir sözün olmasaydıben yaşıyabilir miydim? Hatırlıyor musun?Düşün bir kere! Sekiz yaşında var, yoktun.Felâketin ikinci günüydü. Ben bir köşedeçırpmıyordum. Yanıma geldin. Yüzüme safgözlerle baktın. Anne, kendini üzme dedin, benvarım, büyüyeceğim, sana bakacağım. Babamınyokluğunu duymayacaksın. Hatırlıyor musun?(Husrev, gözleri çok uzaklarda, bir ninnidinler gibi annesine kulak vermiştir.. Ulviyelâfını bitirince oğlunun cevap vermesini bekler.Husrev, gözleri aynı sabit noktada ve hafif biryaşla kaplı, başını sallar.)
HUSREV - Hiç hatırlamıyorum. (Ulviyemendiliyle yüzünü örterek ağlamağa başlar.Husrev başını annesine çevirir, ağlayışınıseyreder.)HUSREV- Ne de kolay ağlıyorsunuz! Siz birtakım insanlar, ne de kolay ağlıyorsunuz!Gözyaşlarınız olmasaydı neyle müdafaaedecektiniz kendinizi?(Ulviye ağlamayı keser, eli çenesinde dikkatleHusrev'e bakar.)HUSREV - Bir takım insanlar da var ki,ağlamıyorlar. Ağlamak onlara zor geliyor. Birincir dalına asılmaktan daha zor.ULVİYE - (Haykırırcasına) Husrev!HUSREV - Ben odama dönüyorum.(Husrev ayağını iskemleden çeker.Paravanaya doğru yürür. Paravananınarkası,ıdan geçer. Kaybolur. Ulviye Husrev'inarkasından baka kalır.)ULVİYE - (Başı yukarıda, elleri dizinde,vücudu gergin.) Allahım, muhafaza et bu insanı!
Korkuyorum. Deli olacak diye korkuyorum.Babasının yaptığı işi yapacak diye korkuyorum.(Ulviye hafifçe sağa döner. Başını kanapeninkenarına yaslar. Öylece kalır. Bir iki saniyegeçer. Paravananın arkasından hızla doktorNevzat çıkar.)
İKİNCİ SAHNENevzat - UlviyeNEVZAT - (Telâşlı) Hanımefendi! Otomobilkapıda. Derhal gidebiliriz.ULVİYE - (Doğrulmuştur) Gidip de ne olacakNevzat Bey! Vazgeçsek daha iyi.NEVZAT - Yapmayın, bunu yapmayın!Husrev aramızda kaldıkça, Allah vermesin,tedavisi imkansız bir hale gelir. Sonra pişmanolursunuz.ULVİYE - İçim götürmüyor. Oğlumu nasılhastahanelere kaldırayım?NEVZAT - Bu, bildiğiniz hastahanelerden
değil. Hususî bir klinik. Kendi kliniğim. Benidüşünsenize bir kere. Husrev'in bu kadar yıllıkdostuyum. Hiç ona fena bir şey tavsiye edermiyim? Orada bir ay kalsa sapasağlam geriyedöner. Hiçbir şeyi kalmaz.ULVİYE - Olmaz Nevzat Bey, başka birhastalık olsa ne ise, delilere bakılan bir yereoğlumu gönderemem. O deli değil. Çok ıstırapçekiyor, kuruntular getiriyor, o kadar. 57NEVZAT - Hanımefendi! Si? benimhastahanemde delilere bakıldığını sanıyorsunuz?Ümitsiz hasta, mada ancak birkaç kişi. Delilerinyen başkadır. İsmini bilirsiniz. Oraya giren birdaha çıkmaz. Eğer Husrev'i bana teslimetmemekte fazla ısrar ederseniz, bakın açıkçasöylüyorum, sonra oraya göndermeğe mecburkalacaksınız. Benim hastahanemde hep tedavisikabil krizlerden yatanlar var. Gelin, görün birkere!ULVİYE - Ah Yarabbi! Zorlamayın!NEVZAT - Eğer aklınız yatmaz, içinizgötürmezse, razı olmazsınız. Böylekararlaştırmadık mıydı? Bir kere görecektiniz.
Şimdi niçin vaz geçiyorsunuz?ULVİYE - Bugün hiç odasından çıkmadı.Bütün gün oradaydı. Artık korkmağa başladım.Odasına gidilmiyor ki... Mansur'dan başkakimseyi görmek istemiyor. Demin kendikendisine buraya geldi. Öyle dokunaklı şeylersöyledi ki, aklımı altüst etti.NEVZAT - (Yakın bir koltuğa otururken)Neler söyledi?ULVİYE -Hep aynı hikâye. Babası niçinkendisini asmış!NEVZAT - Gördünüz mü, bu fikri sâbit ondanasıl ilerliyor? Vallahi korkarım ki, tıpkıeserindeki gibi...ULVİYE - (Nevzat’ın sözünü keser) Devametmeyin! Yazılmaz olsaydı bu eser.NEVZAT - Yazmış yazmamış hiçbir şeydeğişmez. Onun yazmış olması da, içinde aynıukdeyi gizlediğini gösterir.ULVİYE - (Başını korku ve hayretlesallıyarak) Ya o kaza, ya o kaza!
NEVZAT - Selma'yı soruyor mu?ULVİYE - Hiç! Aradan beş ay geçti. Bir defabile bahsettiğini bilmiyorum. Yalnız bir kerebiliyorsunuz.NEVZAT - Mezarı nerede diye sormuştu değilmi?ULVİYE - Evet, yerini söyledim. Bir dahasormadı.NEVZAT - Demek başka bir şey sormadı,Selma için.ULVİYE - Hiç!NEVZAT -Acaba? Bir düşünün bakalım!ULVİYE - Niçin bu kadar ısrar?NEVZAT - Bugün olanları bilseniz.ULVİYE - (Heyecanla) Ne olmuş?NEVZAT - Şerefin gazetesinde bugünHusrev'e dair yazılar çıktı.ULVİYE - Yine ne yazılar yazıyorlar?NEVZAT - Biliyorsunuz ki son vak'a, bütün
İstanbul'da çalkalanıyor. Hâlâ ardı arkasıkesilmedi. Öyle ya, meşhur bir muharririn tampiyes oynarken, tıpkı piyesteki gibi bir kazaçıkarması. Hem de o kazadan bahsederken,kazanın felsefesini yaparken. Görülmüş,duyulmuş şey değil-ULVİYE - (Sinirli) Evet, evet?NEVZAT - Tabiî iş her türlü tefsire yol açtı.Bu işte ilk defa Şerefin gazetesi önayak oldu.Piyesteki incir, ağacı vak’asının geçmiş birhâdise olduğunu yazdı.ULVİYE - Bunları biliyorum.NEVZAT - Fakat işin ruhunu bilmiyorsunuz.Gazeteler yalnız olanı biteni haber vermeklekalmadılar. Her şeyi büsbütün esrarlı gösterdiler.Onlarca en meçhul taraf kazanın kurbanıydı.Herkes Selma'yı, sadece Husrev'in akrabasıbiliyordu. Sadece halasının kızı.ULVİYE - (Heyecanla ayağa kalkar)Bilinecek başka ne var?NEVZAT - (O da ayakta) Bugünkü gazete.Selma'nın Husrev'i için için sevdiğini yazıyor.
Gûya kazadan biraz evvel Husrev Selma'yıMansur'la evlendirmek istemiş de Selma razıolmamış.ULVİYE - Aman Yarabbi! Böyle şeyleri miyazıyorlar?NEVZAT - Dahası var. Gûya gazete,Selma'nın tuttuğu bir takım notları ele geçirmiş.Selma'nın Husrev'i sevdiği ondan anlaşılmış. Bunotlan yakında neşredeceklermiş.ULVİYE - (Elleriyle başını kavrar) Husrevbunları duyarsa ne hale gelir?NEVZAT - Gazete okuyor mu?ULVİYE - Hizmetçi kız her gün odasınabırakıyor. Hem kendisi istiyor, hem de bazan hiçbakmıyor. Yazılanların çoğunu her halde hiçbilmiyor. Fakat belli olmaz. Bugün bakıverinNEVZAT - Demeyin! Gazetenin ilksahifesinde onun da, Selma'nın da resimleri var.Görmemesi kabil değil. ULVİYE - Ne yapacağızşimdi?NEVZAT- Çağırın hemen hizmetçiyi, soralım!
(Ulviye hızla döner. Kanapenin kenarındazilin kordonunu bulur, zile basar. Uzak bir ses.Ulviye kendisini kanapeye bırakır. Nevzat eliçenesinde düşünür.)ULVİYE - Ne insanlar var bu dünyada! Nasılelleri gider, nasıl dilleri varır?NEVZAT - Menfaatinden başka bir şeydüşünen var mi?(Hizmetçi kız, paravananın arkasından çıkar.)
ÜÇÜNCÜ SAHNEHizmetçi Kız - EvvelkilerULVİYE - (Hizmetçi kıza) Kızım, bugünbeyefendinin odasına gazete götürdün mü?HİZMETÇİ KIZ - Bir saat evvel götürdümefendim.ULVİYE - (Çok telâşlı) Okudu mu?HİZMETÇİ KIZ - Bilmiyorum efendim. Beniçeriye girdiğim zaman beyefendi yatağındaoturuyordu. Eliyle bırak diye işaret etti. Ben debir iskemlenin üzerine bırakıp çıktım.ULVİYE - Peki kızım!
(Hizmetçi kız geldiği yerden gider. Ulviyeayağa kalkar. Nevzat'a korku dolu gözlerlebakar.)ULVİYE - Demin buraya geldiği vakit herhalde daha okumamıştı. Fakat şimdi odasında.Ya okursa?NEVZAT - Yapacak bir şey göremiyorum.ULVİYE - Odasına girip belli etmedengazeteyi alamaz mıyız?NEVZAT - Büsbütün şüphelenir. Hemkimseyi istemiyor, demiyor musunuz? Bizgidelim hastaneye kadar. Şuracıkta. Beş dakikasürmez. Hemen döneriz. Şu yeri bir kere görün!Kaybedecek vaktimiz yok.ULVİYE - Durun, şimdi durun! Gazete işinihalletmeden bir yere gidemeyiz.NEVZAT - Hatırıma bir şey geldi. Siz hemengiyinin! Zaten beraber çıkmıyacak mıydık?Husrev'in odasına gider, benimle sokağaçıktığınızı söylersiniz. Allahaısmarladık dersiniz.Bu bir vesile olur. Gazeteyi okumamışsayavaşça alırsınız.
ULVİYE - İyi fikir. Bir kaç saniye bekleyin!Üzerime bir şeyler alayım.NEVZAT - Bekliyorum.(Ulviye sağdaki kapıdan çıkar. İç odanınönüne kadar yürür. İçeriye girer. Divanayaklaşır. O anda paravananın arkasındanMansur fırlar. Çok heyecanlı. Geçidin önündedurur.)
DÖRDÜNCÜ SAHNEMansur - Nevzat(Mansur ve Nevzat, birbirlerini görürler.Nevzat yerinden kalkar. Mansur'a doğru yürür.Salona girer.)MANSUR - Nevzat Bey! Gördünüz müŞerefin yaptığı namussuzluğu?NEVZAT - Sakin olunuz dostum, sakinolunuz. Biz de şimdi hanımefendiyle onukonuşuyorduk.MANSUR - Fakat bu adamın kırdığı ceviz biniaştı. Gazetesini satmaktan başka bir endişesiyok. Karşısında bir facia var. Bu faciaya en ufak
bir saygı duymuyor. NEVZAT - Ne yaparsınız?Herkesten yüksek duygular beklenmez.MANSUR - Başka gazetelere baksanıza; onlarda yazıyor. Fakat lisanlarında, alâka tarzlarındabir insanlık var. Bu adam gûya Husrev'in dostu.NEVZAT - Çok yazık!MANSUR - Başından beri böyle. Husrev'inbabasını, peşinden kazayı, sonra adliyesafhasını, sizin verdiğiniz rapor meselesini nasılistismar etti biliyorsunuz. Hiç insan, asabiyeciNevzat, dostu hakkında muvazenesizlik raporuverdi diye yazabilir mi? Raporla kaza büsbütünmazur görüldü diye bir mütalâa yürütülebilir mi?NEVZAT - Bu hareket beni ne kadarmüteessir etti bilemezsiniz. Halbuki ben onugizlice iddia makamına vermiştim. Şükür kiHusrev duymadı.MANSUR - Husrev'in çıldırmak üzereolduğunu ilân etti. Yazdığı piyesi harfi harfineyaşıyor dedi. Bütün bunlardan sonra dabugünkü? Ne yapacak şimdi Husrev görürse?Eğer büsbütün çileden çıkmazsa ne iyi!
NEVZAT - Hakikaten çok feci şeyler. Benbugün Şerefi göreceğim. İcap edeni söylerim.MANSUR - (Yumruğunu eline asabiyetlevurarak) Söylenecek hiç bir şey yok. Olan oldu.(Sağdaki kapı açılır. Ulviye sokak kılığıylegörünür. Daha kapıyı kapamadan gözleriparavananın arkasına mıhlanır, olduğu yerdetaş kesilir. Husrev paravananın sol yanındanmeydana çıkar. Elinde, ucundan taşıdığı birgazete vardır.) (Husrev orta yerde durur.Oradakilere uzun uzun bakar.)
BEŞİNCİ SAHNEHusrev - Ulviye - EvvelkilerHUSREV - (Annesine orta yeri işaret eder.Tonu zehirli.) Gel, şöyle gel! Kanapeninarkasında kalma!(Ulviye, korku içinde kanapeyi dolaşır.Kuvveti kesilmiş bir halde kanapeye ilişir.)HUSREV - (Herkesi süzmekte) Biliyorsunuzdeğil mi yazılanları? Sanki mesul sizmişsinizgibi bir korkunuz var.(Kimse cevap vermez. Mansur asabî, yerebakıyor. Nevzat bir lâf söyliyecekmiş gibiHusrev'e eliyle işaret yapar.)
HUSREV - Daha neler gelecek başıma? Varsabilen söylesin!NEVZAT - (Tatlılaştırmaya çalıştığı bir sesle.)Husrev, dostum.HUSREV - (Gittikçe heyecanına mağlup)Bana dostum kelimesini söyleme! Ellerimde birkarıncalanma duyuyorum. Bu kelimeyiişitmeyeyim. Parmaklarım bir şeyi sıkmakistiyor. (Elindeki gazeteyi havaya kaldırıp birdenbırakıverir.) Al sana dost! (Dili tutulmuş gibisusar. Ortaya doğru uzattığı eli titriyor)Dostlarım malûm! Düşmanımı tanımakistiyorum. Ben senin düşmanınım diyecek kadarnamus aptalı kim var? Onu bulmak, ayaklarınakapanmak istiyorum. (Şaşkın etrafına bakınır.Sanki hitap edeceği kimseyi arıyor) Dostluk, obir maymuncuk, o bir hırsız anahtarı. Evimizinkapısını açıyor, ruhumuzun kapısını açıyor nebulursa yakıp kül ediyor, ne bulursa pazardasatıyor. (Tonu ve hareketi değişir) Beni upuzunbir tabuta yatıracakları gün, arkamdan gelecekdostlarım değil, kefenimin hırsızlarıdır.ULVİYE - (Kendinden geçercesine) Husrev,
yetişir!HUSREV - (Kendi âleminde) Kefen hırsızıyüz para kazanmak için çalar. Fakat dost, hepmüdafaasız bıraktığı insanı en müdafaasızanında bir kere daha vurmaya muhtaç olduğuiçin çalacak. Kefenimi dostum çalacak. Bana üçarşınlık patiskayı bile çok görecek.ULVİYE - Oğlum, Öldürme beni!HUSREV - (Annesini duymaz, ona bakmaz)Nereye gideyim? Başımı alıp nereye kaçayım?Rahat rahat çıldırmak için neresi var? (Nevzat'abir adım sokularak) Sen tımarhaneler kâhyası!Delilerin arkasından teneke çalınmayan, taşatılmayan bir mahalle ismi biliyor musun?NEVZAT - (Son derece yumuşak davranır)Husrevciğim. Ne söylediğini bilmiyorsun.Görüyorum ıstırap içindesin. Fakat dişini sık!Herkesi düşman görecek kadar kaybetmemuvazeneni!HUSREV - (Nevzat'ı korkunç bir dikkatledinledikten sonra) Muvazenemi kaybediyorum,öyle mi? Bana gözümden bir takım perdeler
kalkıyormuş gibi geliyor. Hepinizi başka türlügörüyorum. Hepinizden korkuyorum. Bütünmünasebetlerimden ödüm patlıyor. (Annesinedöner) Anam ki, beni dokuz ay kaniyle besledi,yıllarca kediler gibi taşıdı; o bile bana eskisi gibigörünmüyor.(Ulviye dehşetle yüzünü avuçlarına gömer.Nevzat dişlerini sıkıyor. Mansur endişe ileHusrev'e bir iki adım yaklaşır.)HUSREV - Muvazenemi kaybediyorum, öylemi? Muvazene dediğin ne? Dünyamıkaybediyorum. Dünya benim için artık o dünyadeğil. Kırk sene içinde yaşadığım âlem, o âlemdeğil. Kırk sene inandığım hakikatler, başımı biryastık gibi dayadığım emniyetler, üstüne binalarkurduğum nisbetler, avucumdan kayıp gidiyor.Hiç bir şey eskisini andırmıyor. Her şeyiniçinden bir başka yüz çıkıyor. (Titreyenparmağını eşyanın üzerinde dolaştırır.) Şukoltuk, koltuğa; şu ayna, aynaya benzemiyor.Hangi dünya doğru, bu mu, evvelkisi mi?NEVZAT - Husrev, Husrev, bırak şuvehimleri!
HUSREV - (Büsbütün parlıyarak) Bana hâlâlâf söylüyorlar. Dünyam elimden gidiyor. Bir el,altımdan bir şey çekiyor. Bir masanın örtüsü gibibir şey. Onu çekiyorlar. Herşey devriliyor.Herşey onunla beraber kayıyor. (Geri geri birkoltuğa doğru gidip koltuğun ayaklarınaçarpar) Dünyam elimden gidiyor. Yerine birbaşka dünya geliyor. Nasıl bir dünya,anlatamam. (Koltuğa çöküverir) Etimi cımbızlalif lif koparsınlar, bu dünyayı görmeyim.(Husrev yüzünü avuçlarının içine alır. Herkesdona kalır. Ulviye, birden metanetle ayağakalkar. Oğluna yaklaşır, yanıbaşında durur. Neyapacağını bilemez. Nevzat da Husrev'in yanınagelir. Husrev birden ellerini yüzünden çeker.Annesiyle Nevzat'a bakar.)HUSREV - Ne var, niçin üzerimegeliyorsunuz? Beni yalnız bırakamaz mısınız?Çok rica ederim.NEVZAT - Husrevciğim! Zaten hanımefendiile bir yere gidecektik. İzin verir misiniz?(Ulviye hâkimane elini Nevzat'a kaldıraraksusmasını işaret eder. Husrev, dalgın, bunları
görmez.)HUSREV - Gidin! İyi edersiniz, çok iyiedersiniz.NEVZAT - Müsaade et de Mansur seninlekalsın.HUSREV - Kalsın.(Ulviye şaşkındır. Nevzat, gayet iradeli,Ulviye'nin koluna girer.)NEVZAT - (Ulviye'ye) Buyurun hanımefendi!(Husrev koltukta, başı yana eğilmiş, ürperticibir tavırla oturuyor. Ulviye kendisinisürüklercesine sevkeden Nevzat'ın kolundaoğluna baka baka yürür. Ulviye'nin omuzbaşında yürüyen Nevzat eliyle, Mansur'a,kalması lâzım geldiğini anlatmak ister. Mansurbaşını hafifçe öne eğerek ve gözlerini kırparakanladığını bildirir. Ulviye ve Nevzatparavananın arkasında kaybolurlar. Mansurayakta, gözleri Husrev'de. Saniyeler geçer.)HUSREV - (Tatlı ve hüzünlü bir sükûnetiçinde... Mansur'a bakmadan konuşur...)
Mansur!MANSUR - (Tehalükle) Kardeşim!HUSREV - Sen benim dostumsun değil mi?MANSUR - Dostunum Husrev!HUSREV - Mansur, sana inanıyorum.(Mansur'un başı teessürle göğsüne düşer.Cevap vermez.)HUSREV - Senin yanında gömleğimiyırtabilirim. Senin yanında ağlayabilirim.(Mansur büsbütün ezilir. Teessürünügöstermemek için arkasını döner.)HUSREV - Mansur çok fenayım. Düşüyorum.(Mansur dehşet içinde tekrar Husrev'e döner.)HUSREV - Dipsiz bir uçuruma sarkıyorum.Yakalayabildiğim bir iki ot tutuyor beni. Bu otlarsökülüyor. Yumuşak toprağın içinden kökleriyleberaber geliyor. Düşüyorum.MANSUR - (İnandırmak isteyen bir gayretedası ile) Husrev, sen dünyanın en kuvvetliinsanlarından birisin. Bu buhranı yeneceksin.
Kendini kurtaracaksın eminim.HUSREV - Hiç bir şeye yanmazdım, bu kadargülünç olmasaydım.MANSUR - Gülünç olmak mi? O sana göredeğil. Herkes gülünç olabilir, sen olamazsın.HUSREV - Âlemin maskarası oldum. Zehiryutturulmuş sokak köpeklerinden farkım yok.Kaldırımlar üstünde can çekişiyorum. Genç,ihtiyar etrafımda halkalanmış. Herkes beniseyrediyor. (Parmağını uzatarak meçhul birinigösterir)İşte yazdığını yaşayan adam!(Eli kaskatı düşer) Beni bu gülünç kadere insanirâdesi sokmadı. Tepemde başka bir irâde var.Onu bir kanat gölgesi gibi, üzerimdeduyuyorum. Fakat elimle tutamıyorum. O böyleistiyor.MANSUR - Ne söyliyeyim? Bilmem ki, nesöyliyeyim? Sana kimse yardım edemez. Sanakendinden başka kimse deva bulamaz.HUSREV -(Yerinden doğrularak) Mansur!Âlemden gizli tek bir sırrım kaldı. İçimdekikıyamet! Kimse bir şey bilmiyor. Bakma
Search
Read the Text Version
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
- 9
- 10
- 11
- 12
- 13
- 14
- 15
- 16
- 17
- 18
- 19
- 20
- 21
- 22
- 23
- 24
- 25
- 26
- 27
- 28
- 29
- 30
- 31
- 32
- 33
- 34
- 35
- 36
- 37
- 38
- 39
- 40
- 41
- 42
- 43
- 44
- 45
- 46
- 47
- 48
- 49
- 50
- 51
- 52
- 53
- 54
- 55
- 56
- 57
- 58
- 59
- 60
- 61
- 62
- 63
- 64
- 65
- 66
- 67
- 68
- 69
- 70
- 71
- 72
- 73
- 74
- 75
- 76
- 77
- 78
- 79
- 80
- 81
- 82
- 83
- 84
- 85
- 86
- 87
- 88
- 89
- 90
- 91
- 92
- 93
- 94
- 95
- 96
- 97
- 98
- 99
- 100
- 101
- 102
- 103
- 104
- 105
- 106
- 107
- 108
- 109
- 110
- 111
- 112
- 113
- 114
- 115
- 116
- 117
- 118
- 119
- 120
- 121
- 122
- 123
- 124
- 125
- 126
- 127
- 128
- 129
- 130
- 131
- 132
- 133
- 134
- 135
- 136
- 137
- 138
- 139
- 140
- 141
- 142
- 143
- 144
- 145
- 146
- 147
- 148
- 149
- 150
- 151
- 152
- 153
- 154
- 155
- 156
- 157
- 158
- 159
- 160
- 161
- 162
- 163
- 164
- 165
- 166
- 167
- 168
- 169
- 170
- 171
- 172
- 173
- 174
- 175
- 176
- 177
- 178
- 179
- 180
- 181
- 182
- 183
- 184
- 185
- 186
- 187
- 188
- 189
- 190
- 191
- 192
- 193
- 194
- 195
- 196
- 197
- 198
- 199
- 200
- 201
- 202
- 203
- 204
- 205
- 206
- 207
- 208
- 209
- 210
- 211
- 212
- 213
- 214
- 215
- 216
- 217
- 218
- 219
- 220
- 221
- 222
- 223
- 224
- 225
- 226