Important Announcement
PubHTML5 Scheduled Server Maintenance on (GMT) Sunday, June 26th, 2:00 am - 8:00 am.
PubHTML5 site will be inoperative during the times indicated!

Home Explore Yeraltından Notlar-Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Yeraltından Notlar-Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Published by eminyukseloglukaihl, 2019-10-20 23:37:03

Description: Yeraltından Notlar-Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Search

Read the Text Version

uyanan başka bir duygunun... hükmetmek, sahipolmak arzusunun, sırf kızın yüzüne bakmaktanutandığım için alevlendiğine eminim.Gözlerimde şehvet parıltıları belirdi, Liza’nınellerini hızla sıktım. Ondan son derece nefretettiğim halde öyle arzu duyuyordum ki! Bu ikiduygu birbirini körüklüyordu. Bir çeşit intikamduygusuydu neredeyse!.. Liza’nın yüzünde önceşaşkınlık, hatta biraz da korku belirdi, ama busadece bir an sürdü. Coşkunluk ve tutkuyla banasarıldı.

XBir çeyrek sonra odamda bir aşağı bir yukarıdelice bir sabırsızlıkla dolaşıyor, ikide birparavanaya yaklaşarak, aralıktan Liza’yıseyrediyordum. Başını yatağa dayayarak yerdeoturuyor, galiba ağlıyordu. Çekip gitmiyor ve buda beni deli ediyordu. Artık her şeyi biliyordu.Ona tamir edilmez bir şekilde hakaret etmiştim,fakat... bundan bahsetmenin ne faydası var. Lizaihtiras kasırgasının sadece bir intikam duygusu,ona karşı yeni bir hakaret olduğunu ve deminkinedensiz husumetin bu sefer doğrudan doğruyaona yöneltilmiş şahsi kıskançlıktan kaynaklananbir nefrete döndüğünü anlıyordu... Hoş, kesinolarak anlayıp anlamadığını da iddia edemem;ancak alçağın biri olduğumu, en önemlisi de onuhiç sevmediğimi kesinlikle anlamıştı.Bana bunların imkânsız olduğunu, bu derecekötü, bu derece aptal olamayacağımısöyleyecekler, biliyorum; hatta Liza’yısevmemenin, hiç olmazsa aşkını takdiretmemenin mümkün olmadığını da ilaveedeceklerdir muhtemelen. Halbuki neden

imkânsız olsun? İlkin sevmek elimden gelmezdi,çünkü bence sevmek, manevi üstünlük kurmak,zorbalık etmek anlamına gelir. Ömrüm boyuncabaşka türlü düşünmedim; hatta şimdi bile bazensevginin sevdiğimizin bize gönül rızasıylabağışladığı, kendine zorbalık etme hakkındanibaret olduğunu düşünüyorum. Yeraltıhayallerimde bile aşkı nefretle başlayan vemanevi zaferimle biten bir mücadeleden başkaşekilde kuramıyordum, ama dize getirdiğimvarlığı ne yapacağımı hiç bilemedim. Kadınıcanlandıran, onu uçurumun dibine kadaryuvarlanmaktan koruyarak yeniden doğmasınısağlayan biricik kuvvetin aşk olduğunubiliyorum, ama manevi varlığım o derecebozulmuştu ve \"canlı hayattan\" o kadaruzaklaşmıştım ki, demin bana \"dokunaklı sözler\"dinlemeye geldiğini sanıp kızı rezil etmeyekalkmamın da, dokunaklı sözler dinlemeyedeğil, bana olan sevgisi yüzünden geldiğinianlayamamamın da garipsenecek yanı yokbence. Gene de odamda bir aşağı bir yukarıdolaşarak arada bir paravanın aralığındanbakarken Liza’dan pek öyle nefret ettiğim yoktu.

Bana dayanılmayacak kadar ağır gelen, sadeceburada bulunmasıydı. Bir an önce ondankurtulmak istiyordum. \"Sükûnet\"e kavuşmayı,yeraltımla baş başa kalmayı istiyordum.Alışmadığım \"canlı hayat\", beni öyle birsıkıştırmıştı ki, soluğum kesilecek gibi oluyordu.Birkaç dakika daha geçti, Liza kendindengeçmiş gibiydi, hiç kıpırdamıyordu. Kendimihatırlatmak için arsızca paravanı tıklattım...Birdenbire silkindi, yerinden fırlayıp atkısıylaşapkasını, paltosunu aramaya başladı; sanki o dabenden bir an evvel kaçıp kurtulmak istiyordu...İki dakika sonra paravanın arkasından yavaşadımlarla çıkarak bitkin gözlerle beni süzdü.Çarpık bir gülümsemeyle karşılık verdim, amazoraki, nezaket icabı bir gülümseme olduğubelliydi; hemen sonra bakışlarımı kaçırdım.Kapıya doğru yürürken:— Hoşça kalın, dedi.Birden yanına koştum, elini yakalayıpavucunu açtım ve para sıkıştırdım... ve tekrarkapattım. Sonra, yüzünü görmemek için sırtımı

çevirerek kendimi hızla odanın öbür ucunaattım...Az kalsın şu anda bile yalan söyleyecek, buhareketi kazara, kendimi bilmeden,düşüncesizliğimden yaptığımı yazacaktım. Fakatyalan istemiyorum artık; bu yüzden açıkçasöylüyorum ki, avucunu açıp para sıkıştırmamıntek nedeni... kötülüğümdür. Bunu daha Lizaparavanın arkasındayken ve ben odanın içindeaşağı yukarı dolaşırken düşünmüştüm. Yalnızşunu da söylemeliyim: Bu kötülüğü bile isteyeyapmıştım, ama içimden, kalbimdengelmediğine, muzır kafamın işi olduğunaeminim. Merhametsizliğim o kadar yapmacık,zoraki, sadece kafa mahsulü ve kitap gibiydi ki,yaptığıma bir dakika bile dayanamadım; önceyüzünü görmemek için kendimi bir köşeyeattım, sonra utanç ve ümitsizlikle Liza’nınpeşinden koştum. Antre kapısını açıp dinledim.Merdivenlere doğru, çekinerek:— Liza!.. Liza!.. diye seslendim.Cevap yoktu; merdivenin alt basamaklarında

adımlarını duyar gibi oldum ve daha yüksek birsesle:.— Liza! dedim.Gene cevap yoktu. Tam o sırada aşağıdancamlı sokak kapısının gıcırdayarak güçlükleaçıldığını, sonra sert bir vuruşla kapandığınıduydum. Merdivenleri bir uğultu kapladı.Gitmişti. Düşünceli bir halle odama döndüm.Son derece üzgündüm.Masanın önünde, oturduğu sandalyeninyanında durmuş, boş gözlerle önümebakıyordum.Böylece bir dakika kadar geçtikten sonrabirden ürperdim: Tam önümde, masanınüzerinde, demin onun avucuna sıkıştırdığım beşrublelik buruşuk, mavi banknotu görmüştüm. Buaynı banknottu; başkası olamazdı, zira evdebundan başkası yoktu. Şu halde Liza, benkendimi odanın öbür ucuna attığım zaman bunumasaya fırlatmayı becermişti.Ya ne olacaktı başka? Ondan bunu

beklemeliydim. Peki beklemiş miydim? Hayır. Oderece bencildim, insanları öyle hiçesayıyordum ki, Liza’nın bunu yapacağı aklımınköşesinden bile geçmemişti. Bunadayanamadım. Hemen deli gibi giyinmeyebaşladım; elime geçenleri, hiç bakmadanaceleyle giyip Liza’nın peşinden dışarıyafırladım. O sırada Liza henüz iki yüz adım bileuzaklaşmamış olmalıydı.Sokak sessizdi; hızını artıran ve dimdik yağankar, beyaz bir çarşaf gibi tenha sokağı,kaldırımları örtmüştü. Yollarda tek bir canlıyoktu, etrafta çıt çıkmıyordu. Hüzün dolu sokakfenerleri boş yere göz kırpıyordu. Kavşağakadar iyi yüz adımlık mesafeyi koşarakgeçtikten sonra durdum.\"Ne yana gitti? Hem ne diye peşindenkoşuyorum? Niçin? Önünde diz çöküppişmanlık gözyaşları dökmek, ayaklarını öpüpaffedinceye dek yalvarmak için mi?\" Evet, bunuistiyordum; göğsüm parçalanacak gibiydi ve oanı asla ama asla soğukkanlılıklahatırlayamayacağım. \"Fakat ne lüzumu var?\"

diye düşündüm, \"Belki hemen yarın, sırf bugünayaklarını öptüğüm için ondan nefret etmeyecekmiyim? Onu mesut edebilir miyim hiç? Bugünbelki de yüzüncü olarak değerimi anlamadımmı? Hayatını cehenneme döndürmez miyimkızın?\"Karın altında durmuş, bakışlarımla bulanık,puslu havayı delmeye çalışarak bunlarıdüşünüyordum.Az sonra, daha evdeyken kurmaya başladığım,içimi kaplayan sızıyı köreltecek hayalleredaldım: \"Hakaretin silinmemesi onun için dahaiyi, değil mi? Hakaret en yakıcı, en azaplı duyguda olsa, bir arınmadır! Nasılsa yarın gene ruhunukirletecek, kalbini kıracaktım. Fakat uğradığıhakaret artık asla içinden çıkmayacak; düştüğübatak ne kadar zorlu olursa olsun, ruhunuyükseltecek, kinle arındıracak olan da yinehakaretimdir... hımm... belki de bağışlar... İyiama bütün bunların ona ne faydası olur ki?\"Şimdi de kendi kendime şu lüzumsuz sualisoruyorum: Kolay elde edilmiş bir saadet mi,yoksa insanı yücelten ıstırap mı daha iyidir?

Evet, hangisi daha iyi?Bütün bunları o gece evde manevi, ama sahicibir ıstırabın bitkinliği içinde düşünmüştüm. Buderece azap, pişmanlık duyduğumu hiçhatırlamıyordum; peki Liza’nın peşinden sokağafırlarken, yarı yoldan döneceğime dair hiçşüphem var mıydı? Liza’yla bir daha nekarşılaştım ne de hakkında bir şey duydum.Şunu da ilave edeyim: O gün kederimdenhastalanacak hale gelmekle beraber, hakaretin,kinin faydasına ait cümlem beni son derecememnun etmişti.Şimdi bile, üzerinden bunca yıl geçtiği haldebu hatıraları anmakla epey kötü oluyorum. Gerçinice kötü hatıram var ama... bu \"Notlar\"a buradamı son vermeli acaba? Sanırım bunları yazmaklahata ettim zaten. Daha doğrusu, bu hikâyeyiyazarken yeterince utandım: Yani bu, edebi bireserden ziyade günahlarımın kefaretini ödemekoldu. Bir köşeye çekilip ahlak bozukluğumlabütün bir ömrü nasıl heba ettiğimi, kötücül, boşgururum yüzünden yaşayan âlemle her türlübağı keserek nasıl yeraltına çekildiğimi uzun bir

öykü gibi anlatmanın hiçbir ilginç yanı yokelbette; hem romanda bir kahraman olmalıdır,halbuki benimkinde bir kahramanın tersi olan nekadar özellik varsa kasten bir antikahramandatoplanmış. Bütün bu yazdıklarımın tatsız bir etkiyaratacağına da eminim, zira hepimiz yaşamlabağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idareeden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesinekopuğuz ki, gerçek \"canlı hayata\" karşı adetatiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahikatlanamıyoruz. Öyle bir hale gelmişiz ki,gerçek \"canlı hayat\" bize adeta bir iş, bir ödevgibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyiyeğliyoruz. Peki neden bazen telaşa kapılır, kimikaprisler, çılgınlıklar yaparız? İstediğimiz nedir?Bunu kendimiz de bilmeyiz. Kaprislerimiz,isteklerimiz yerine gelse bundan ilk biz zararlıçıkarız. Bize daha fazla serbestlik vermeyi,ellerimizi çözmeyi, hareket alanımızıgenişletmeyi, üstümüzdeki vesayeti kaldırmayıdeneyin bir... sizi temin ederim, o anda tekrarvesayet altına girmeye can atarız. Biliyorum,belki bu sözlerime kızacak, bağırıp tepinmeyebaşlayacak, \"Böyle konuşacaksanız yalnız

kendinizden, o sefil yeraltınızdan bahsedin; ‘biz,hepimiz’ gibi tabirler kullanmaya kalkışmayın!\"diyeceksiniz. Müsaade buyurun baylar, ben buhepimizlikle kendimi haklı çıkarmak peşindedeğilim. Ben kendi hayatımda, sizin cesaretedemeyip yarıda bıraktığınız şeyleri sonunakadar götürdüm, o kadar; üstelik siztabansızlığınıza sağduyu diyor, böylece kendikendinizi aldatarak avunuyorsunuz. Buna göreben sizden daha \"canlı\"yım. Daha yakındanbakın! Biz bugün \"canlı\"nın nerede yaşadığını,neden ibaret olduğunu, adını sanını bilebilmiyoruz. Bizi tek başımıza bırakın, elimizdenkitapları alın o saat şaşkına döner, ne yanagideceğimizi, kimden yana çıkacağımızı, kimisevip, kimden nefret edeceğimizi bilemeyiz.İnsan olmak, yani gerçek, kendi vücudunasahip, kanlı canlı bir insan olmak dahi bize güçgeliyor; bundan utanıyor, ayıp sayıyor, bildik,genel anlamda insan olmaya çabalıyoruz hep.Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız; zatençoktandır canlı olmayan babalardan dünyayageliyoruz ve bundan da gittikçe daha çokhoşlanıyoruz. Bundan zevk alıyoruz. Yakında

bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleriolarak dünyaya geleceğiz. Ama yeter bu kadar;daha fazla \"Yeraltından\" yazmak istemiyorum...Gene de bu çelişme düşkününün \"notları\"burada bitmiyor. O kendini tutamadığı içinyazmaya devam etti. Ama biz burada durabilirizsanırım.[24]

DİPNOTLAR[ ] Gerek “Notlar” yazarının, gerek “Notlar”ın1tamamen hayal mahsulü olduğu şüphesizdir.Bununla beraber, çevremizdeki insanlarüzerinde biraz düşünülürse, bu notların yazarıgibi şahısların aramızda bulunmasının yalnızmümkün değil, muhakkak olduğu anlaşılır. Bensadece pek yakın bir zamanın sıradan bir tipinidaha açık olarak kamu huzuruna çıkarmakistedim. Bu, henüz hayatta olan kuşağıntiplerinden biridir. “Yeraltı” adı verilen bölümdebu şahıs kendisini, fikirlerini tanıtırken, nedenmuhitimizde yer aldığını ve bunun nedenkaçınılmaz olduğunu açıklamak ister gibidir.İkinci bölümdeyse, bu şahsın hayatına ait bazıolayları anlatan gerçek “Notlar” yer almaktadır.Fyodor Dostoyevski[ ] Tabiat ve gerçek adamı. (Fr.)2[ ] XIX. yüzyılın tanınmış bir Rus ressamı.3[ ] Saltıkov-Şçedrin’in 1863’te Sovremennik4dergisinin 7. sayısında yayımlanan “Nasılİsterseniz?” makalesine gönderme. (Rd.n.)

[ ] Henry Thomas Buckle, İngiliz tarihçisi,51821’de Lec’de (Essex) doğmuş, 1862 deŞam’da ölmüştür.[ ] Stenka Razin, Volga sahillerini titreten asi6Kazaklardan bir eşkıya.[ ] Kitabın yazıldığı yıllarda Kleopatra’nın adı7basında sıkça anılıyordu. (Rd.n)[ ] Evcil hayvanlar. (Fr.)8[ ] Kostancoğlu Gogol’ün Ölü Canlar’ından,9Pyotr İvanoviç de Gonçarov’un Hep AynıHikâye romanından birer tip.[10] Gogol’ün Bir Delinin Güncesi adlıeserinin kahramanı Poprişçin’in kendisiniİspanya Kralı sanması kastediliyor. (Rd.n.)[11] Verşok, arşının on altıda biridir. EskidenRusya’da askere alınanların boylarının en az ikiarşın olması şart olduğu için orduda boylar hepbu iki arşından arta kalan kısımla söylenirdi.[12] Gogol’ün “Neva Caddesi” adlıöyküsünden.

[13] Zamanın büyük edebi dergilerinden biri.[14] Eski Petersbug’un ana caddesi ve piyasayeri.[15] Petersburg’un en büyük çarşısı.[16] Bey hakkı.[17] Speech: Nutuk. (İng.)[18] Sükut (İng.)[19] Vanka, İvan’ın küçültülmüş şeklidir.Arabacıları, köylüler arasında çok kullanılan buisimle çağırmak âdetti.[20] Puşkin’in “Atış” adlı öyküsününkahramanı. (Rd.n.)[21] Büyük ve Küçük Meşçanski Sokağı vardı.[22] Nekrasov’dan.[23] İjitsa, Rus alfabesinde artık kullanılmayanbir harftir, “î” okunur, “V” şeklinde yazılır.[24] Yeraltından Notlar ilk olarak 1864’teEpoha (Çağ) dergisinin Ocak, Şubat, Nisan

sayılarında yayımlanmıştır.


Like this book? You can publish your book online for free in a few minutes!
Create your own flipbook