Important Announcement
PubHTML5 Scheduled Server Maintenance on (GMT) Sunday, June 26th, 2:00 am - 8:00 am.
PubHTML5 site will be inoperative during the times indicated!

Home Explore Beş Şehir-Ahmet Hamdi TANPINAR

Beş Şehir-Ahmet Hamdi TANPINAR

Published by eminyukseloglukaihl, 2019-10-21 12:22:27

Description: Beş Şehir-Ahmet Hamdi TANPINAR

Search

Read the Text Version

noktalarında bize müjdeler.1807 isyanı Boğaziçi'nde başlayan hayatısöndürmedi; belki sadece sahiplerini değiştirdi.Yeni devrin ricali Selim zamanınkiler kadarkibar ve zarif değildirler. Üst üste bir senede ikiihtilâl İstanbul'un kalburüstü halkını çokdeğiştirmişti. Zevkin yeniden çiçek açabilmesiiçin epeyce beklemek lâzımdı. Fakat II. Mahmudda musikiyi seviyor, Boğaz'dan hoşlanıyor, sıksık binişler tertip ediyordu. Enderun âdeta birmusiki mektebi hâline gelmişti. Bir yığınmuharebe, isyan ve millî felâkete rağmenİstanbul eğleniyordu. Bu, Vâsıf'in \"Eğlenceninbiri bitmeden öbürünü peylerdik\" dediği devirdi.Bununla beraber hayat bu nisbî hürriyeterağmen dardı. Şiir hiçbir şey söylemiyordu.Mimarî zevki soysuzlaşmıştı; saraylar vekonaklar küçük Avrupa burjuvasının evleri gibidöşeniyordu. Von Moltke Beylerbeyi Sarayı'nda

II. Mahmud'un huzuruna kabul edildiği zamanisteye isteye düşülen bu fakirlikten şaşırır.Yalnız bir adam, bu boşlukları doldurur.Dede'nin kendisine has bir melankolisi vardır kine yaşadığı devirle, ne de hayatının arızaları ile,hattâ ne de Mevlevîlikle tamamiy-le izahedilemez. Bununla beraber hepsini, onunlatemasa gelir gelmez bizde uyanan değişik ruhhaletlerimizle beraber içine alır. Bu melankolibelki ruhundaki kesif kader duygusundangeliyordu; kim bilir, belki de bu eserin zamanlabirleştiği tek nokta olan bir sezişti. Çünkü bualtın kasırgası devrin içinde biraz da tekbasınadır. Onun estiği ruhla etrafında çalkalananhayat arasında bir münasebet bulmak epeycezordur. Ne saray, ne şehir, ne tekke, ne de diğersanatlar -ona bazı unsurlar, meselâ büyük birtekâmül mirası ve çalışma imkânları hazırlamış-olmakla beraber böyle bir yüksekliği tabiî

gösterecek seviyede değildirler. Devrinininsanlarına gelince, biz Letaif-i Rivâyât-ıEnderun'da. Vâsıf ve Keçecizâde divanlarında,Şânizâ-de'de ve Esad Efendide, Takvim-i Vekayikoleksiyonlarında onları görüyoruz. Tarihimizinhiçbir devri bu kadar canlı konuşan vesikabırakmamıştır. Hattâ Dede'ye o kadar bağlı olanve aşağı yukarı ölüm döşeğinden kalkıp onaısmarladığı Ferahfeza Ayini'ni dinlemek içinTopkapı Mevlevi hanesi'ne gidecek kadar sevenve beğenen II. Mahmud için bile yaşayış şeklidüşünülürse, ona yabancıydı, denebilir. Veşüphesiz ilk hâmisi III. Selim'le aralarındaki,aynı hamurla yoğrulmuş olmaktan gelen oyakınlık yoktur. O Şakir Ağalar, MehmedAğalar, her gün onun sıcağında verimli birsonbahar gibi kızaran ve olgunlaşan istidatlar da,üslûp ve tekniğinin akislerini taşımakla kalırlar;hiçbirinin tırnak ve dişleri, o kadar derine

geçmez. Hattâ efsanevi avın farkında biledeğildirler: Onlar öğrendikleri bir hüneri, şurasımuhakkak ki büyük bir muvaffakiyetle,tekrarlayan insanlardır.Dede hatırlar. Onun kâinatı, hatırlamanın vehasretin kâinatıdır. Bu şüphesiz Mevlevîterbiyesinden geliyordu. Fakat bu yumuşakruhlu dervişte hayat da ağır basar. İsmail Dede,pagan zevkle imanın birbirine karıştığı XV. asırİtalyan ressamlarına benzer.Bütün Şark, en hâlis mücevher ve madenlerdensızdırılmış bir iksir gibi orada, vahdetneşvesinin, ilâhî hasretin, gurbetin, affetmeyensevgi ve azabın kozmik ışıklar gibi dört birtarafını yaladığı, şaşırtıcı terkiplerle her an yenibaştan bir şehrâyin kurduğu bu eseringecesindedir. Dede'yi sevmek için -her eser içinolduğu gibi- tanımak şarttır. Fakat bu musikininbütün kapılarını bize açabilmesi, sırrın bir alev

parçası gibi etimize yapışması, bir fikr-i sabit,kendimize ait bir azap gibi peşimize takılmasıiçin onunla hiç beklenmeden karşılaşmamız, birkerecik dahi olsa onun bizi gafil avlaması,hulâsa onunla uyanmamız lâzımdır. O zaman,önümüzü ve etrafımızı Ferahfeza veyaAcemaşiran burçlarından, göklerindenseyretmenin ne demek olduğu anlaşılır.Dede ile ölümün ebedî bir visal olarakadlandırıldığı o mistik iştiyaklar ülkesindençıkarız. Onun ölüm ağacı daha gerçek birdünyada yetişir. Tıpkı eski Boğaz bahçelerinde,Üsküdar tepelerinde, İstanbul'un şurasındaburasında tek başlarına yükselen o ihtiyar veyüksek ağaçlar gibi!..Dede'nin musikisinde İstanbul peyzajının veBoğaziçi'nin daima hissesi vardır. Hattâdiyebiliriz ki bir evvelki devirden itibaren dışâleme açılan musikimiz asıl zaferi onunla idrak

eder. Fakat ya-nılmamalı, Garp'ta yetişen eşitlerigibi o peyzajı ve hemen her söylemek istediğiniistediği, gibi veremez. Eski musikimiz insansesinin tabiî işaretiyle konuşur. Ne hususî lügati,ne de tam bir sentaksı vardır. Kudreti de, zaafıda buradadır. Hiçbir zaman kendi başına birsemboller dünyası olamamıştır. Üstün neşesi vezaman zaman ıstı-rabındaki parçalayıcı kudret,çığlığa bu kadar yakın bulunmasında hattâ onunhudutları içinde kal ması ndadır. Söyleyeceğini,insan sesinin billuruna geçirebildiği hâllerdesöyler. Dede işte yukarıda bahsettiğim ve birtürlü anlatamadığım kederi ile, bu peyzajı bizde,dışarı dünyadan sızmış bir şey gibi külçelendirir.Onda müşahhas âlemden hiçbir şeyitanıyamayız. Fakat onun Mâhur'larını,Acemaşiran'larını, Rast'ların, SultanîYegâh'larını, Ferâhfezâ'larını dinlerkenkendimizi birdenbire bir uçta -çünkü nağmesinin

kartalı daima bizi bir yerlere taşır- fakatdünyamızla zenginleşmiş buluruz. Itrî'nin \"Na't-ıMevlânâ\"sı ile Dede'nin herhangi bir âyininiberaberce dinleyiniz, celî yazıdan büyük resmeve peyzaja geçtiğinizi hissedersiniz.Dede'nin bazı bestelerinde Boğaz ve İstanbulpeyzajı bazı büyük mücevherlerde ve kıymetlitaşlarda yüz binlerce sene evvelki oluşdevrinden kalmış filigranlar gibi parlar.Dede istemeden bir masal sahibi olmuştur.Abdülmecid devrinin yeni ve alafranga hayatıbaşlar başlamaz İstanbul'dan kaçmış ve Hicaz'daölmüştür. Temsil ettiği âlem düşünülürse, buölüm hikâyesi insana sembolik bir şey gibigörünebilir.Halbuki asıl eserini verdiği zamanlarınİstanbul'u. Tanzimat'tan sonraki İstanbul'dandaha az alafranga değildir. Yüz elli seneden

fazla süren bir yığın tecrübe bizi garba o kadaralıştırmıştı ki, Yeniçeri ocağı ortadan kalkarkalkmaz bir yığın yenilik modası şehrin hayatınabirdenbire girmiştir.Zaten İsmail Dededen sonra Türk musikisiningelişmesini insan sesine getirdiği o zengin, içli,tarifi güç kıvrılışlarda, bu aslî vasıtayı en geniş,en manalı iç âlem dili yapan hâllerde aramalıdır.Denebilir ki bu musikî başlıca vasıtasını sondevirde tekemmül ettirmiştir. Hiçbir zamanİstanbul'da hafız ve muganni saltanatı Tanzimatsenelerinde ve daha sonraki devirlerde olduğukadar mutlak değildir. Hançere bütün hürriyetinikazanır. Manzara ve ufuklar ona bağlanır. Hertepeden her açık yalı ve köşk penceresinden, herbahçeden o yükselir.Vâsıf bir şiirinde:Vâ 'diniz buse mi vuslat mı unuttum ne idi!diyerek şüphesiz Hristiyan hanımlara -çünkü

Müslüman kadınları bu devirde yalnız başlarınaeğlenmek için sandala binemezleıdi-belki deLamartine'in o kadar beğendiği ve durmadanbaşka memleketlerin güzelleri ile mukayeseettiğf Ermeni kadınlara takılır. FilhakikaLamartine İstanbul'da geçirdiği bu 1833baharında Hristiyan teb'adan hanımlarınsandallarının arkasına koydukları çiçek sepet-leriyle tıpkı bugün Boğaz ve Ada vapurlarındaolduğu gibi sayfiye yerlerinden dönüşlerinianlatır.Lamartine Boğaz'ın güzelliğinden bize çokcoşkun sahifelerle bahseder, bilhassa eskiBeylerbeyi Sarayı'na hayrandır. Şurası var ki,daha sonra \"Ben bu memleketin ışığınıseviyorum\" diyen veAb-dülmecid Hanınkendisine İzmir'de hediye ettiği çiftlikte ömrünübitirmeyi bile düşünen, görmüş geçirmiş

romantik şairi İstanbul'u sevmiş olanlarınbaşında saymak icap eder.Lamartine'in sandalı geçerken II. MahmudBeylerbeyi Sara-yı'nın köşklerinden birindeAhmed Paşa-belki de firari Ahmed Paşa- ileberabermiş ve açık pencereden bu ecnebiyimerak etmiş gibi eliyle kendisini göstermiş.Lamartine de Yeniçerilerin ilgası ile başladığı işisonuna götürüp götüremeyeceğini kestiremediği,fakat cesaretine hayran olduğu hükümdarın bualâkasına hürmetkar bir selâmla mukabele etmişve hattâ bu selâma cevap da almış.Lamartine bu sarayın önünde saltanat kayıklarınıda görür. Birinci kayığın yirmibeş kadem kadaruzanan baş tarafındaki mahmuzu, kanatlarınıaçmış altın bir kuğu bitiriyormuş; ikincisini iseyayından fırlamış bir altın oka benzetir.Emirgân'da rastladığı cuma selâmlığındaLamartine bu kayıkları yine görür. Ve Garp'ta at,

araba, hiçbir şeyin bu kadar debdebeli vehaşmetli olmadığını söyler. Bu cumaselâmlığında Lamartine'in II. Mahmud'dançizdiği portre de çok güzel ve sahihtir.Hükümdar kayıktan atlar atlamaz Namık veAhmed Paşa'ların arasında ve onlarla konuşarakcamiye girer. Geldiği zaman çok endişeli imiş.Yirmi dakika sonra çıkınca yüzünün daha rahatolduğunu söyler. Bütün bu merasim ve namazesnasında askerî mızıka Mozart ve Rossini'denparçalar çalıyormuş.Fakat onun asıl beğendiği ve sevdiğiAbdülmecid Handır. Belki de ısmarlama bir eserolan Türkiye Tarihi'nın başında milletinehürriyet ve şahsî emniyet bahşeden Tanzimatpadişahı ile bir konuşmasını anlatır ve çok itinalıbir portresini çizer.Abdülmecid Hanın biri Nerval'de, öbürüGautier'de iki portresi daha vardır. Bu iki şair

Lamartine gibi görmüş ve geçirmiş, birkaç seneolsa bile politika hayatının en yüksekkademesine çıkmışinsanlar değildi. Onlar gazetecilikle yaşıyorlardı.Arkalarında az çok eğlendirmeye, tecessüslerikadar evvelinden verilmiş hükümlerini detatmine mecbur oldukları bir okuyucu kitlesivardı. Bununla beraber II. Mahmud'un oğlu,ikisini de tesiri altında bırakır.Nerval, Sultan Mecid'in saltanat arabasınaİstanbul'da rastlar ve Unkapanı Köprüsü'ne,oradan Galata Mevlevihanesi'ne kadar bir dostuile beraber peşi sıra yürür. El Desdichaidoşairinin anlattığı iki tekerlekli ve birbiri ardınakoşulmuş iki atla çekilen saltanat arabası bizimtanıdığımız saltanat arabalarına benzemez.Hükümdarın kıyafeti çok basitmiş. Sırtında,yakası boynuna kadar ilikli bir redingot -

İstanbulin- varmış ve fesi elmaslı bir sorguçlasüslüymüş. O zamanki köprüden arabageçemediği için şimdiki Unkapanı'nda arabadaninmiş ve ata binerek Galata surlarının etrafındakipatikalardan Beyoğlu mahallelerine girmiş.Nerval, Abdülmecid'in durgun yüzünü vebakışlarını çok beğenir.Gautier Tanzimat padişahını kendi yaptırdığıOrtaköy Ca-mii'ndeki selâmlıkta görür,haremindeki kadınları düşünerek kıskanır veyanındaki İtalyan hanımına dikkat ettiği için deöğünür.Theophile Gautier'ye, bu hafifmeşrepliği içinkızmayalım. Harem mevcuttu ve Avrupa, Şarkıhemen daima onun kafesleri arkasındaki hayatıtahayyül ederek düşünmüştür. Kaldı kiTheophile Gautier, o kadar kanlı şekilde ilgaedilmiş Yeniçeriler için bizden ve Garp'tan ilkgözyaşı döken şairdir. Sultanahmet'teki

Kıyafethane-i atik'i (şimdiki askeri müzeninbaşlangıcı) gezerken gerçekten içimizdenbiriymiş gibi mazi hasreti duyar, içlenir veüzülür. Zaten aynı sahifede, at üzerindeki MecidHan için çizdiği portre güzeldir ve şimdiTopkapı Sarayı'nda gösterilen büyük resimlerinebenzer.On dokuz yaşında çok ağır şartlarla tahta geçen,o kadar tehlikeli hâdiseyi atlatan ve yarıAnadolu'yu ele geçiren Mehmed Ali Paşaya dizöptüren bu hükümdardan bahsedenlerin hemenhepsi çeh-resindeki durgunlukta ve hüzünlübakışında müttefiktirler. Sultan Mecid'in büyükmeziyeti devrinin istediği adam olması veiktidarıelinde tutmak azmine rağmen Reşid Paşa ekibineçalışma imkânı vermesidir. Şurası var ki her şeyonunla yeniden başlar.Hâtırası, debdebesi ve sanatkâr zevkleri bize

kadar gelen, hayatımızda hâlâ mevcut izlerindenyürüyerek yakalayabildiğimizden dolayı bizimiçin asıl geçmiş zaman ülkesi olan Boğaziçi veÇamlıca bu devrin Boğaziçi ve Çamlıca'sıdır.Filhakika Tanzimat'ın getirdiği şahsî emniyet vemüsavat fikri, sultan hanımların ve vezirleringenişleyen hayatları, bilhassa KırımMuharebesi'nden sonra Mısır hanedanınınİstanbul 'a yaz için gelişleri, yal ı, köşkyaptırmaları, koruları tanzim ettirmeleri Boğaz'ıve Çamlıca'yı değiştirir.Boğaz vapurlarının başlaması, hem Boğazköylerinin nüfusunu, hem de buralardakimesirelere halkın rağbetini arttırır. Kadın kıyafetimüreffeh, zengin sınıfın toplandığı sayfiyeyerlerinde muayyen bir hadden fazla münakaşaedilmez. Ve aşk maceraları bir çeşit müsamahaile görülmeye başlar. Cevdet Paşa, bazı parçalarıbir çeşit hatırat gibi kabul edilmesi lâzım gelen

Tezâkir-i Cevdet'de bu devirde tanınmış insanlarve yüksek memurlar için bilhassa Boğaz'dayazlığa gitmenin nasıl zarurî bir moda olduğunuve umumî zevkin tabiat güzelliğine nasılaçıldığını anlatır.Şehrin yarısı mehtaplı gecelerde suda \"gümüşservi\" seyrine çıkıyordu. Akşamları iseserinlemek için yavaş yavaş kadınların dakatıldığı -tabiî haremağaları ile ve erkekleriyanlarında olmadan-deniz gezintileri vardı.Musikî bu devirde peyzajın çok tabiî birtamamlayıcısı olur. Ve onunla Kanlıca, Bebek,Mihrâbâd gibi aksisa-dalı Boğaz koyları veÇamlıca tepelerinin modası başlar. Şehirlimusikisinin asıl zaferi de bu devirdedir.Hiçbir devirde kayık zevki Abdülaziz'insaltanatından itibaren başlayan devirde olduğukadar hususî bir zevk olmamıştı. Her biri yirmi,otuz altına giydirilen genç ve erkek güzeli

kayıkçıların çektiği masal kuşu biçimli zarifpiyadelerde şemsiye, yaşmak ve mücevherparıltısı içinde şehir, kadın güzelliği denen şeyitadıyordu. Bu daha sonraki zamanlarda HamdiBeyin tablolarında Aşk-ı Memnu un bazı sahifelerine kadar izlerini resimde veedebiyatta takip edebileceğimiz çok ince biryaşama ve duyma tarzı idi.İşte tabiata ve beraber yaşamaya bu açılıştır kisonunda zevk tarihimizin en dikkate değer icadıolan mehtap âlemlerinin doğmasını sağlar.Bütün bir âdâb ve teşrifatı bulunan ve hermehtap gecesi bir yalı tarafından yaptırılan buâlemler maşerî bir opera, bir nevi ay ışığı ibadetigibi bir şeydi ve şehir onunla, Venedikdojlarının denizle evlenme merasimi gibi kendigüzelliğini, yaşama tarzını, kendi sanatını, bütünhususiyetini aldığı denizle tebcil ediyordu. Hissîhayatımızda o kadar yeri olan ve bize bir yığın

asil içlenmeyi telkin eden Boğaz burada enyüksek sanatlarımızdan biri olan musiki ilebirleşiyordu.Başta saz ve hanendenin bulunduğu sandal,arkasında hatırlı davetlilerin bindikleri sandallarbir yığın kayık hattâ pazar kayığı ve mavna ayışığının açtığı yolda bir koydan bir koyagidiyorlar ve sonra geç vakit o geceyi temineden yalının önünde dağılıyorlardı. Gerçekte buİstanbul'un Venedik ve Napoli gibi kendidehasını idrakiydi.Kanunî'nin hiçbir yerde tasvirinerastlamadığımız saltanat kayığı ile IV.Mehmed'in şimdi enkazı Deniz Müzesi'ninloşluğunda kırık bir istiridye kabuğu gibiparlayan ve bulunduğu yeri dalga şıpı rtısına veyosun kokusuna boğan saltanat kayığı ile III.Selim'in Kırlangıç'ı, II. Mahmud'un Kancabaşıile, Abdülaziz'le annesinin biraz daha herkesle

ve şehirliyle birleşmek ister gibi küçülmüş altınve gümüş yaldızlı kayıkları ile başlayan vedevam eden bir zevk böylece bütün hayatı içinealan bir sanat terkibi olmuştu. Çok defa Osmanlıinkırazını düşünürken hatırıma 1914 yazındason mehtap âlemlerinin başkalarındandinlediğim hikâyesi gelir. Ve yıkılanimparatorluğu, ay ışığının altın bir uçurumyaptığı sularda saz sesleri arasında batan birmasal gemisine benzetirim.XVNe kadar çok hâtıra ve insan... Niçin Boğaz'danve İstanbul'dan bahsederken bütün bu dirilmesiimkânsız şeylerden bahsettim. Niçin geçmişzaman bizi bir kuyu gibi çekiyor? İyi biliyorumki aradığım şey bu insanların kendileri değildir;ne de yaşadıkları devre hasret çekiyorum. IV.Mehmed'in saltanat kayığının bir masal kuşu

gibi altın ve mücevherden pırıl pırıl, lâcivertsuları yırta yırta Kandilli'ye yanaştığını görmekyahut doğduğum yılların İstanbul'unda birramazan sergisinde -başımda fes, sırtımdapardesü, bir elimde kuka teşbih, öbüründe ucualtın saplı baston ebediyete Ah-med Rıza Beyintasvirlerinden yadigâr kalan çok düzgünkesilmiş bir sakalla- birbirine karışmış gül yağı,tarçın yağı, her türlü baharat kokusu içindedolaşmak, beni ne dereceye kadar tatminedebilir? Hattâ Kanunî'nin, Sokullu'nunİstanbul'unda bile on dakikadan fazlayaşayamam. Böyle bir şey için ne kadar kazancagöz yummak, benliğimden ne mühim parçalarıkesip atmak lâzım. Süleymani-ye'yi yeniyapılmış bir cami olarak görmek, bizimtanıdığımız ve sevdiğimiz Süleymaniye'yi tıpkıgeceleyin Boğaz koylarında uzanan ışıklarınsuda kurduğu o altın saraylar gibi, zaman içinde

bize kadar uzanan bütün bir saltanattan mahrumbırakmaktır. Biz onun güzelliğini dört asrıntecrübesiyle ve iki ayrı kıymetler dünyasıarasında her gün biraz daha keskinleşenbenliğimizle başka türlü zenginleşmiş olaraktadıyoruz. Yahya Kemal'siz, Mallarme'siz, De-bussy ve Proust'suz bir Süleymaniye veya\"Kanunî Mersiyesi\", hattâ onlara o kadar yakınolan Neşatî ve Nedim'in, Hafız Post ile De-de'ninarasından geçerek kendilerine varamayacağımızbir Sinan ve Bakî tahmin edebileceğimizdendaha çok çıplaktır.Hayır, aradığım şey ne onlar, ne de zamanlarıdır.Boğaz'ın mazisi belki de aradıklarımızıyerlerinde bulamadığımız için bizi öbürlerindendaha fazla çekiyor. Onlar, bütün o Neş'ât-âbâdlar, Humayunâbâdlar, Fe'rahâbâdlar,Kandilli sarayları, XVII. asırdan beri iki sahilboyunca açık kalmış bir'mücevher kutusu gibi

parıldadığını tahayyül ettiğimiz ve bizim ancakbatmakta olan bir güneşin son ışığına şahitolabildiğimiz yalılar, bugün ortada olsa idiler,belki kendimizi daha başka türlü zenginbulacaktık; fakat hiçbir zaman yokluklarınınbizde uyandırdığı duyguyu tatmayacaktık; nesilve zihniyet ayrılıkları yüzünden ancakbayramdan bayrama yüzlerini görmeye razıolduğumuz ihtiyar akrabalar gibi zaman zamanyanlarına uğramakla kalacaktık. Heyhat kiyaldızlı tavandan, gümüş eşyadan ve geçmişzaman hâtırasından çok çabuk bıkılıyor. Hayırmuhakkak ki bu eski şeyleri kendileri içinsevmiyoruz. Bizi onlara doğru çeken bıraktıklarıboşluğun kendisidir. Ortada izi bulunsun veyabulunmasın, içimizdeki didişmeden kayıpolduğunu sandığımız bir tarafımızı onlardaarıyoruz. Merkez Efendi hayatta iken olsa olsa

onun bir dervişi olabilirdim. Yahut da onlardanyolum ayrılır, mücadele eder veya sadece lakaytkalırdım. Şimdi ise onu ve emsalini başka birgözle görüyorum. Hepsi idealin serhaddindesusmuş bu insanların hikmetinde kaybolmuş birdünyayı arıyorum. İstediğime onlarlaerişemeyince şiire, yazıya dönüyorum. Onumusikinin kadehinden istiyorum; kadehboşalıyor, susuzluğum olduğu gibi kalıyor;çünkü sanat da aşk gibidir, kandırmaz, susatır.Ben seraptan seraba koşuyorum. Her başınakoştuğum pınarda muammalı çehreler banauzanıyor; bilmediğim, seslerini tanımadığımdudaklar benimle bitmez tükenmez işaretlerlekonuşuyorlar, fakat hiçbirinin dediğinianlamıyorum; ruhum dudaklarından ayrılırayrılmaz hiçbir şeyin değişmediğini görüyorum.Belki onlar da bana kendi tecrübelerinden, heradımda karşılarına çıkan sert duvarlardan

bahsediyorlar; \"Biz de senin gibiydik,\" diyorlar.\"Hiçbir suale cevap alamazsın. Asıl olan içindekihasrettir; onu söndürmemeye çalış.\" Ve onuneski bir ocak gibi daima uyanık bulunması içinkâh Ferahfeza Peşrevini veya Acemaşiran YürükSemaisini, kâh Süleymanıye'nin beyaz fecirgemisini, kâh Karacaahmet'in serviliklerinikarşıma çıkarıyorlar; Şerefâbâd'ın kırık mermerhavuzlarına benzeyen bir yığın adı, bu hazırkalıpları içimdeki hasretle doldurayım diye banauzatıyorlar.En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede venasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlikbuhranının çocuklarıyız, hepimiz Hamlet'tendaha keskin bir \"olmak veya olmamak\" dâvasıiçinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımızave eserimize daha yakından sahip olacağız.Belki de sadece aramak ve bütün kapılarıçalmak kâfidir.

Çünkü bu daüssılanın kendisi başlıbaşına birâlemdir. Onunla geçmiş hayatın en iyi izahınıyapabiliriz; bu sessiz ney nağmesinde ölülerimizen fazla bağlı olduğumuz yüzleriyle canlanırlarve biraz da böyle olduğu için onun ışığında dahaiçli, daha kendimiz olan bir bugünü yaşamamızkabildir.Tabiat bir çerçeve, bir sahnedir. Bu hasret onukendi aktörlerimizle ve havamızla doldurmamızımümkün kılar. Fakat bu içki ne kadar lezzetli,tesirleri ne kadar derin olursa olsun, Türkcemiyetinin yeni bir hayatın eşiğinde olduğunuunutturamaz. Bizzat İstanbul'un kendisi de buhayatın ve kendisine yeni kıymetler yaratacakyeni zamanın peşinde sabırsızlanıyor.En iyisi, bırakalım hâtıralar içimizdekonuşacakları saati kendiliklerinden seçsinler.Ancak bu cins uyanış anlarında geçmiş zamanınsesi bir keşif, bir ders, hulâsa günümüze eklenen

bir şey olur. Bizim yapacağımız yeni, müstahsilve canlı bugünün rüzgârına kendimizi teslimetmektir. O bizi güzelle iyinin, şuurla hülyanın elele vereceği çalışkan ve mesut bir dünyayagötürecektir.Bej Şelıir'i oluşturan yazıların ilk yayın yerleri:Bursa Tasvir-i Efkâr (8 Mart 1941), Ülkü {Nr. 2-16B.Teşrin 1941, Nr. 32- löNisan 1943); AnkaraÜlkü (Nr. 23 - 1 Eylül 1942); Erzurum Ülkü (Nr.68 - 16 Temmuz 1944); İstanbul Ülkü (Nr. 92 -16 Temmuz 1945, Nr. 93 - 1 Ağustos 1945. Nr.94 - 16 Temmuz 1945). 1946'da birinci baskıdaAnkara, Erzurum. Konya, Bursa, İstanbulsıralaması ile yayınlanmıştır. Tanpınar, 2.baskıda(1960) eseri üzerinde çok değişiklik yapmış,şehirlerin sıralanmasını korumuştur. DergâhYayınları tarafından 1976'dan beri yayınlanannüshalar-daki sıralama farklı idi. Merhum KenanTanpınar'ın verdiği nüshadan ya-pageldiğimiz

bu sıralamayı bu baskıdan itibarendeğiştiriyoruz.DİZİNAb-ı hayat Yaylağı 114Abaza vak'ası 159Abbas, Uyvareri 36Abbasî nüfuzu 76Abdullah Efendi, Mesnevi şârihi Sarı154Abdullah Efendinin Rüyaları (Tanpınar) 47Abdullah el-Kali, Arap lisancısı 37Abdurrahman Gazi 99 Abdülaziz, Sultan, Han54, 100, 123,161, 167, 170-171, 176-177,204Abdülbâkî Efendi 148; - Camii 148 AbdülhakMolla 162 Abdülhamidl.(Evvel) 162, 147, 191,194 Abdülhamid II. 37, 123, 130, 163,

167, 172, 182;-devri İstanbul15Abdülkadir Hoca 38 Abdülmecid, Sultan, Han123, 167,169, 175-176,201-203 Abdürrahim Efendi(Şeyhülislâm)184 Acem. - bezirganları 35; - elçisi 190;-ce 75; - ce şiirler 74 Acemaşiran (Dede) 200Acemaşiran 200; —ağır semaisi 110;— Yürük Semaisi 207 Ada vapurları 201; -lar119; Büyiik-131Adliye 172 Afife kadın 146, 185 Afrika 124Afyon 14 Ağa yokuşu 161 Ağakapısı 167Ağlayan Kadınlar 29 Ahî Şerafeddin'in türbesi17 Ahlat 50, 78,79 Ahmed I., Sultan 103, 152,180 Ahmed III., Sultan 143-144, 146,160, 190-191 Ahmed Paşa 202 Ahmed Rasim129-130 Ahmed Rıza Beyin tasvirleri 206

Ahmed Şah Kazzaz 76 Ahmediye 134209DİZİNIAhmet Muhtar Bey 43Akademi, kahve 172Akbıyık 159, 162Akdeniz 23, 26,70, 74-75, 123,-125, 138;-terbiyesi 9Aksaray 20,78, 159Aksarayî, Ahmed 72,74,77,80Aksaraylı Pir Ali 154Akşemseddin 20Alâeddin76,81,92;-devri78Alâeddin Camii 20; —'nin sekisi 17Alâeddin Keykubad 20-21, 67-73, 75-77, 80,92Alâeddin Tepesi 67,78,80, 81, 91Alâiye 69,78Alevî akideler 73; - temayülleri 153

Ali İzzet Paşa 146Ali Rıza Bey, Kolağası 57Âli Paşa 161Ali. Hz. -'nin Zülfıkâr'ı 88Allom albümü 169Almanya 44Alparslan 25, 50Altıncı Daire-i Belediye 176; —nin karşısındabulunan kahve 167Altınordu 72Amcazade Hüseyin Paşa yalısı 189Amerikan filmleri 165;- heyeti 40Amiel 178Anadolu 8, 14-15, 18,26,34,49,50, 54,60,63,67-70,72-73,75-76, 85, 91,96,98, 153, 172, 187,189, 203; - âbideleri 78; - ahalisi 73; - fatihi 69; -insanı 8; -kadınları 54; - kıt'ası 14; - kıyısı 161; -şehirleri 37,74; -Türkleri 69; - eski - evleri 14; -Doğu - dağlan 30; iç - türküleri

90; - Orta - 13, 55, 65; Orta -türküleri 89; - 78Anadolııhisarı 118, 189-190 Anafartalar 46; -kahramanı 14,47 Ankara (Karaosmanoğlıı) 15Ankara 9,13-14, 16, 18-24,47; - Kalesi 14, 18,24, 26;-Lisesi 15; -memurları 15;-ovası 19,24;- taşı 64; -lı' 23; eski - mahalleleri 15Antalya 69, 77,78Araba Sevdası (Recaizade) 169Arabistan 73; - şehri 117; - vilâyetleri 123Arafat 124Arap - lisancısı 37; - seyyahı 97: -zevki 141;bezirgan 35; diyar-ı -20Argonotlar 120Arnavut beyi 42Arnavutluk 42Arolat,Ali Mümtaz 171Arslanhâne adını alan cami 17Artukoğulları 20Asım Efendi 51

Asmaitmescit 169Asya 70, 75, 84, 96, 107; Müslüman- 66; Orta - 74, 95 Âşık Kerem 28, 38 ÂşıkPaşazade 99Aşk-t Memnu (Uşaklıgil)204 Aşkale 32, 59Aşkî, Meddah 168 At Meydanı 154, 182 Ataç,Nurullah 171, 173 Atatürk Bulvarı 159 Atatürk,Mustafa Kemal 14, 16, 25-26,45-47,63BEŞ ŞEHİRAtâyi 159Ateşpâre (Nnc)63Atina 36, 133Augustus, İmparator 17Avrupa 9, 123, 176, 194, 203; - burjuvası 198;-hasreti 170;-176; - usulleri 123; -lı lokanta 176; -lı ressam 194; - tiyatro ve baleleri 175Avusturya muharebesi 185; - sefirleri 189Ayasofya 136, 147Ayazma Camii 148

Ayazpaşa 156, 169Aydos kalesi 99Aynalı Kahve (Erzurum) 38Aynalıkavak Sarayı 190, 195;-------197Ayvansaray 124, 148, 159Azapkapı çeşmeleri 145Azerbaycan 52Aziz bk. Abdiilaziz 167Aziz Efendi, Kara Çelebizâde 101, 184Aziz Efendi, Şeyhülislâm Karaçelebi-zade 101Aziz Mahmud Hüdayi Efendi, Üsküdarlı Celvetîşeyhi 102-103, 143, 148, 149, 152; - külliyesi152BBab-ı Seraskeri 168Bâb-ı Meryem 143Baba İlyas, Horasanlı 18Baba İshak isyanı 70, 81; -î hareketi

153; -îler isyanı 70 Babıâlî 174Babil 125, 131Bağdat 36Bağlarbaşı 162Bahaeddin bk. Sultan Veled 82Bahaî Efendi yalısı 189Bakırcılar 167Bakırköy 165Bakî 5, 26, 51, 57, 138, 139, 140. 156,160,206Balalayka sesleri 175Balıklı 155Balkan. - dağları 54; - felâketi 106; - harbi 27Bal kaya 64Bar oyunları 39Baraj yolları 13Baron de Hubsch, Danimarka sefiri 195Barres, Maurice 91Basra Körfezi 23Başımıza Gelenler (Mehmet Arif Bey) 38

Battal Gazi 38,47Baudelaire 122, 172Baviera 15Bayezıt 167-170,174-175 ^kahveleri 175; -külliyesi 136;-sergisi 124; -yangın kulesi 166;Baye-zıt-Aksaray yolu 174; - Camii 107, 121,136, 147, 167,170Bayezıt I. bk. YıldırımBayezıt II. 136, 150-151, 158. 180Bayramiye tarikatı 18, 154Bebek 120, 179, 180, 191. 204; -Köşkü 180Beç (Viyana) kalesi 143Bedesten 123Behzad 55210211DİZİNBekir, kıraathaneci 167Bektaşiler 115

Belçika Sefareti 16Belediye Bahçesi (Erzurum) 63Belgrat 36, 103, 187, 188; - ormanı158,193 Beliğ 109\"Belkıs ve Süleyman hikâyesi\" 167 Benderfabrikaları 177 Bentler 118, 119, 158, 193, 194Beste ve Kâr 120\"Bestenigâr\" 130;-'in hikâyesi 130 Beş Şehir(Tanpınar) 5,7-9 Beşiktaş 150, 160, 179;-Köşkü180;- Sarayı 180-181, 197; eski -sarayı 195Beşir, Ağa, Daüssade ağası 193 Beyati AksakSemai 146;-âyini 110 Beyath, Yahya Kemal 5,36, 87, 134,139, 151, 154, 157, 171-174,181,206Beyaz Ruslar bk. Rus 175 Beyazi Efendi 182Beykoz 178, 179; - dalyanları 179; -

korusu 120Beylerbeyi 178;-Camii 121;-Sarayı 198,202Beyoğlu 119, 120, 132, 167-170,174-176, 193; - eğlenceleri177;-mahalleleri 203 Beyşehir 78, 81 Bezm-iAlem Valide Sultan konağı171\"Billur Piyale\" 55 1848 ihtilâli 170 Binbirgece58, 123, 184 Bingöl 52; - çobanlan 29Binyaylak 114Bir Gemi Yelken Açtı (Arolat) 171Birinci Dünya Harbi (Birinci Cihan Harbi,Büyük Harp, Umumî Harb) 30-31, 34-35, 57,122Bitlis 27Bizans 13, 14, 17,67,72,74,77,99, 149; -bazilikası 18, 24; Herak-lius camiası 136; -kartalı 14; -saltanatı 136; -sarayı 75; - -Arapmücadelesi 13; -lı 74; -İmparatorluğu 69-70

Boğaz (Erzurum) 38,48Boğaz 39, 120, 125, 134, 137, 139, 162, 178,180, 183-184, 189, 192, 196, 198, 202, 204-206; -bahçeleri 194; - eğlenceleri 191; - geceleri102; - gecesi 192; - kıyıları 131; - koyları 204,206; - körfezleri 142; -köşkleri 196-197;-köyleri119, 179-180, 204;-mesireleri 131, 170; -yalıları 159; - sırtları 122; -suları 184; - vapurları201, 204; - ve İstanbul peyzajı 201; -dakimehtap eğlenceleri 193; eski -bahçeleri 200Boğaziçi 119-120, 123, 147, 156, 178-179, 183,189-190, 193-194, 198, 200, 204; - mesireleri170Bohemya işi lamba 126Bonnard 183Botan Suyu 27Boulevard Italienne 170Bozdoğan kemeri 132Bozüyük 25

Brugge 133Budin 188, 189212BEŞ ŞEHİRBulgar komitacıları 54Bursa 14, 49, 93-97, 99-104, 106,-111, 115-116, 135, 153; - çeşmeleri 101; — fethi 96; -kahveleri 166; - manzaraları 8; - müzesi 108;-ovası 97, 114,115;-sarayı 100; - sokakları 102; -vakıfları 102; -lı 109, 111; -lı anneler 111; -lıhattatlar 110; -hlar 101Bursalı İsmail Hakkı 57Bursalı Üftade 152Bükreş 122Büyük Ayı 29Büyük Harp bk. Birinci Dünya HarbiBüyük İhtilâl (Fransız İhtilâli) 174Büyük Sultan Hanı 78Büyükada 131

Büyükdere 178, 193;-körfezi 120Büyükdere Yolu 169Cabale geleneğine 167Cafer Paşa 143Caferiye camii 38Canaletto 183Cebeci 15, 16Celâleddin Harezmşah 67, 70Celâleddin Karatay 68Celâleddin-i Rûmî bk. MevlânâCelvetî nefesi 57; - tarikati 149; -lik103Cem 57Cem Sultan 68, 151;-vak'ası 100 Cerrahpaşa 148Cevad bk. Dursunoğlu Cevdet Paşa 204 Cezayir36Cezmi (Namık Kemal) 163Choiseul-Gouffier 194

Cihan Harbi bk. Birinci DünyaCihangir 164Cinis 59,61; - beyleri 59; -li 60, 61Cizre 29Craven, Lady 155Cumhuriyet 62, 168; -in ilânı 46çÇadırcılar 123Çamlıca 118, 123, 131, 134, 156,158, 162, 169, 170, 204; - gezintileri 131;-tepeleri 120,204 Çankaya sırtları 13 Çar'ın baletakımı 175 Çarbağ 190;-suları 65 Çatalca 150,184 Çayhaneler 168 Çaylak Tevfik Bey 176Çekirge 97, 98 Çekmeceler 119, 120, 158Çelebi Mehmed bk. Mehmed I. ÇelebiSalâhaddin 83 Çemberlitaş 130 Çırçır 117Çifte Kartal sokağı 156 Çifte Minare 49, 80Çiftlik 13 Çin ejderhaları 183; - Müslümanları124

Çiroz Ali 165, 166 Çobanyıldızı 29 Çorlulu AliPaşa'nın yalısı 190 Çubuklu 174, 178, 179DDabaklar şeyhi 37, 38213DlZİNDadaloğlu 133Dallavvay 125, 164, 195Danimarka 195Danişmendliler 20Dante 83Daphan köylüleri 59Dav ut paşa 188Debussy 206Dede, - Etendi, Hamam i zade İsmail 8,26,51-52,87, 110, 130, 162, 191, 198-201,206Defterdar Mehmed Paşa 35Defterdarburnu 165, 195Defterhane 154

Degas88Delahey, (Dallaway olmalı) 125Deli Birader (Gazalî) 150Deniz Müzesi 205Dergâh 171;-çılar 172Derviş Ali (hattat) 51Derviş Mehmed Zıllî 143Dicle 98Divan (Keçecizâde)199Divan (Şeyh Galip) 194, 196Divan-ı Kebîr (Mevlânâ) 81-84,92Divanyolu 159, 167, 174Divrik 78Diyonizos rüyası 108Doğancılar 152Doğlu Baba 114Dolmabahçe 180Dördüncü Vakıf Hanı 16Dumlupınar 14, 25, 26, 46; - kahramanı 14,47

Dursunoğlij, Cevat 34, 36,41,43-44Düsturu'l-amel (Kâtip Çelebi) 182Düyun-ı Umumiye 171EbubekirAğa 146, 191Ebulhindili Hamdi Bey 39EbüzziyaTevfik 161, 165Ecdat Tanrı çehresi 29Edebiyat Üzerine Makaleler (Tanpı-nar) 5Edip Hoca 41,42,43Edirne 18,35,49,100,135, 137, 186, 188;-Sarayı184-185Edirnekapı 156, 159, 160Eflâkî 74,81,83Egli,Prof. 16Ekrem Bey bk. Recaizade 169Ekşi Karadut|S|161\"El Desdichaido\" şairi (Nerval) 203Elcezire 74Elif Naci 172

Elmas Mehmed Paşa 104Emir Buharî 110Emir Sultan, Emirsultan 95, 107-110Emirgân 162, 178,181,202;-kahvesi 120; -köşkü 195; - Camii 110Emnâbâd yalısı 191Enderun 198Endülüs 79Envar-ı Şarkiye gazetesi 43Erdede Sultan 23Erenköy 119Erguvan Bayramı 108Ermenek 78Ermeni 74; - kadınlar 201; - meselesi 40; -mezarlığı 40Ermenistan zaferi 31Erzincan 40,47,53,61Erzurum 27, 29-41, 43-52, 55-58, 61,63-64,78,80, 183;-çarşısı

214BEŞ ŞEHİR59; - gümrüğü 35, 36; - ovası 114; - taşı 64; -zelzelesi 47; -lu 40; -lular 39; eski - 35-38; -Halkevi 51;- Kalesi 63; - Lisesi 45\"Erzurum Çarşı pazar\" bk. Sarı Gelin 55Erzurumlu Abbas 35-36Erzurumlu Kâmi 56\"Erzurumlu Tahsin\" (Tanpmar) 47Esad Efendi 199Eski Valde camii 139Eskişehir 67Estergon 143Eşrefoğlu 115Eti arslanı 24Etiler 13, 17Etlik 13 ¦Etnografya Müzesi 16Evkaf Müdürlüğü 130

Evliya Çelebi 22-24, 35, 36, 62, 93, 101, 104,108, 136, 139, 143, 159,166Evliya Efendi 143\"Ey Gaziler\" 54Eyüp 119, 134, 148, 156, 159;-Camii 165;-Sultan 142FFaizi 57Fars şiiri 85Fatih Camii 51;-avlusu 170;-külliyesi 136Fatih, Sultan Mehmet 19, 22, 26, 68, 100-111,132, 136, 149, 153, 159, 180,191Fatiha 152Fazıl Ahmed Paşa 35, 183, 184Fazıl Mustafa Paşa 103-104, 162, 186Fazlı Necip 170Fenerbahçe 159Ferahâbâd 206Ferahfeza Ayini (Dede) 199. 200; -peşrevi 87,

207Ferid Paşa, Damat 172Fetih 93, 158, 180; - şehitleri 149Feyzullah Efendi vak'ası 115, 185Fındıklı 179, 181. 191;-Sarayı 180Fındıklılı MehmedAğa 159. 183, 188Fındıklık Tarihi 187Fırat 98Fidias 140Fikret, Tevfik Fikret 163Fransa 106, 194Fransız, nesri 122; - sefarethanesi 193;-süsleri195;-şiiri 122: -taklidi 190; -tesiri 174;-üslûbu126; - ve Avrupa tiyatro ve baleleri 175;-lar 195Frederik Barborosa |Frederic 1 Bar-berousse| 67Frenk, raks-ı - 56; - seyahatnameleri 169Frigyalılar 13Fuad 47Fuad Paşa bk. Keçeci

GGabriel,M.78Galata 167; - surları 203; - Mevlevi-hanesi 176,203 Galib Dede. Şeyh 5, 87-88, 162.172,176, 195-197 Galland 123, 186, 188 GarbîAnadolu halk musikisi 91 Garp 141.200,203; -âlemi 99;-Or-215DİZİNtaçağı 83; - şehirleri 158; -'taat, araba 202 Gautier, Theophile 46, 155, 167-169,176,202-203 Gaybî 154Gazâlî (Deli Birader) 150 Gazi Terbiye Enstitüsü15, 16 Gedik Ahmed Paşa 151 Gedikpaşa 170Gemeşevi 60Genç Osmanlılar (Ebüzziya) 161 Germeşevisırtları 59 \"Gesi bağları\" 91 Geyik Destanı 39,47

Geyikli Baba 95,96, 97 Gırnata 133 GıyaseddinKeyhüsrev I veli 21, 67,69,71,76-77,81 Gide.Andre 106 Gil Blas(Lesage) 58 Girit 36 Goethe 46Gotik 79; - ve Romen sanatları 9 Goya48, 164Göksu 184Gölpınarlı,Abdülbâki 81 Göztepe 119Gözübüyükler 37; -zade 39 Grand Boulevard170 Greko-Romen arslanlar 17 Güldeste (Beliğ)109 Gümüşhane 31 Gümüşlü 95, 100Gündüzbey 25Gürcü 74; - beylerinin kızları 37 Gürcü kapısı35,36 Gürpınar, Hüseyin Rahmi 129 GüzelSanatlar Akademisi 16, 164,171Güzelce Kasım Paşa 176HHabeş 143Hac kervanı 124


Like this book? You can publish your book online for free in a few minutes!
Create your own flipbook