Tsunoda (2006, s. 57-8) bir dilin tehlikelilik sürecine girmesine yönelik etkenleri genişleterek daha kapsamlı bir şema çizer. Bunlar ona göre daha çok politik, sosyal ve/veya ekonomik etkenlerdir: • Bir bölgenin ilhakı • İnsanların başka bir yere tehciri • Nüfusun kaybı ya da azalması • Yerleşim yerlerinin izole oluşunun bozulması • Nüfusun dağılması • Farklı dil konuşurlarının karışması • Sosyoekonomik baskı, ekonomik statü kaybı, sömürge, baskın egemenlik, ayrımcılık, politik yaşama katılımdan men, sosyal kontrol, taciz. • Topluluğun düşük statüsü ve düşük prestiji: Kötüleme, utanç • Dil tutumları: Negatif tutum, pozitif tutum, farklılaşmış tutum vb. • Dil politikaları ve asimilasyon politikaları • Yerel dil ve edebiyatların ilişki yoksunluğu • Sosyal gelişmeler, modernleşme, sanayileşme, kentleşme • Doğal çevrenin tahribi • Din yayılımı • Kültürel etkileşim ve kültür çatışması. Amerikan Dilbilim Cemiyeti’nin 1994’te yayımladığı ilke raporu tehlikedeki diller konusunda ciddi bir uyarı yapmaktadır: “İnsan dilinin yapısının entelektüel başarısının önemli bir şahidi olduğu göz önüne alınırsa, dilbilim dünyasındaki genetik çeşitliliğin kaybı … muhtemelen biyolojik dünyadaki genetik çeşitliliğin kaybından bile önemlidir” (Crystal, 2007, s. 49’dan naklen: Tehlikedeki Diller ve Korunması Komitesi, 1994, s. 5). IV.Türk Dillerinde Çeşitlenme Altay dilleri teorisine göre Türk dilleri, Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Altay dilleri ailesinin diğer kolları Moğol dilleri, Mançu-Tunguz dilleri, Kore dili ile bazı araştırmalara göre Japon dilidir. Ancak bu bir teoridir. Hint-Avrupa, Hami-Sami dilleri gibi varlığı kesin
olarak ispatlanamamıştır. Türkiye’deki çalışmalarda ise Altay dilleri genel olarak kabul görür. Geniş anlamı ile Türk dili (Turkic) terimi genel olarak Türkçe (Türkiye Türkçesi), Azeri, Türkmen, Özbek, Yeni Uygur, Kazak, Kırgız, Tatar, Başkurt, Altay, Hakas, Tuva, Yakut vb. gibi soyca akraba olan epeyce kalabalık bir diller grubunu belirtmek için kullanılır. Dar anlamı ile Türk dili, yalnızca Türkiye Türkçesini ifade etmek için kullanılmaktadır. Varsayımsal Altay Dil Birliği Dönemi’nden ayrılan ilk Türkçe Dönemi (Pre-Turkic), Çuvaş- Türk Dil Birliği Dönemi aşağı yukarı çağımızın başlarına kadar sürer. Bu dönemde Çuvaşçanın atası olan Ana Bulgarca ile diğer Türkçelerin atası olan Türkçe ortaktır. Ana Türkçe Dönemi (Proto-Türkçe) kabaca 1.-6. yüzyıllar arası varlığını sürdüren yine varsayımsal bir dönemdir. Bu dönemlerin varsayımsal olmasının başlıca nedeni yazılı malzemenin yok denecek kadar az olmasıdır. Türkçenin yazılı ilk dönemi yaklaşık 6. ve 13. yy.lar arasında varlığını sürdüren dönemdir. Yazılı ilk malzemeler bu dönemde ortaya konulmuştur. Türk dillerinin tarihsel olarak çeşitlenmesi de bu dönemde yazılı malzemelerin varlığı ile tanıklanmaya başlamıştır. Eski Türkçenin en eski değişkesini oluşturan Orhon Türkçesi, 7.-9. yüzyılları kapsamaktadır. II. Köktürk devleti döneminde bu diyalektin eşsiz eserleri ortaya konulmuştur. I. Köktürk devletinden kalan tek anıt olan Bugut yazıtı (m. 581) ne yazık ki Türkçe değildir. Yazıtın üç yüzü Soğd, bir yüzü de Sanskrit ya da güncel verilere göre eski bir Moğol dilindedir. Türklerin kullandığı en eski alfabe olarak bilinen Runik alfabesi ile yazılmış en eski Türkçe yazıtlar II. Köktürk devleti döneminden kalmadır. Bu yazıtların başlıcaları sırasıyla şunlardır: Çoyren Yazıtı (yak. 688-692 yılları arası: tespit edilen ilk Türkçe yazıt), Ongin Yazıtı (720?), Küli Çor (İhe-Hüşötö yazıtı), (yak. 720-725), İhe Ashete yazıtı (724?), Tunyukuk yazıtı (720- 725? arası), Kül Tegin yazıtı (732) ve Bilge Kağan Yazıtı (735). Orhon ya da Köktürk Türkçesinin devamında Türkçe, çeşitli dallarda bilim dili olarak Uygurlar döneminde gelişmeye başlamıştır. Harf kalıplarıyla ve hareketli harflerle ilkel bir baskı makinesini kullanan ilk Türk topluluğu olan Uygurlar, dönemin çeşitli bilim dallarında eserler vermişler, çeşitli bilim terimleri türetmişlerdir. Farklı dinleri benimsemeleri, Türkçenin erken dönemde pek çok dille temasta bulunmasına zemin hazırlamıştır. Eski Uygurlar döneminde yazılı Türkçe farklılaşmaya başlamış ve en az 3 diyalekte ayrılmıştır.
Uygurca yazılı yapıtların pek azı Soğd alfabesiyle, büyük bir bölümü Soğd yazısının işlek biçimden gelişmiş olan Uygur alfabesi ile, küçük bir kısmı da Mani alfabesi ile yazılmıştır. Bu dönemde Maniehizm, Budizm, Hıristiyanlık gibi farklı inanç sistemlerini benimseyen Uygurlar tarafından çok sayıda din kitabı Soğdca, Çince, Toharca, Sanskritçe ve Tibetçeden Uygurcaya çevrilmiştir. En çok eserin verildiği ürünler kuşkusuz Budizmin anlatıldığı metinlerdir. Resim 2. Çoyr Yazıtı Resim 3. Eski Uygur yazısı ile yazılmış bir parça (U 351). Eski Türkçenin devamı olan Orta Türkçe Dönemi ise İslam medeniyet dairesi içerisine giren Türklerin Doğu Türkistan’da merkezi Kâşgar olan Karahanlı Devleti’nde konuştukları Türkçe olan Karahanlıca ile başlar. Bu dönemde İslami çevreye ait metinler yazılmaya başlanmış ve birçok önemli eser verilmiştir. Hakaniye Türkçesi olarak da bilinir. İslami çevredeki Türklerin ortak bir yazı dili biçiminde gelişmiştir. Oğuzlar, Kıpçaklar ve Karlukların Müslüman olan zümreleri bu yazı dilini kullanmıştır. Bu dönemdeki eserler arasında en önemlileri, Yusuf Has Hacib’in kaleme aldığı Türk dilinin ilk felsefe eseri olarak nitelendirilebilecek Kutadgu Bilig’i (Mutlu Olma Bilgisi) (1069), ünlü dilci Kâşgarlı Mahmud’un Divanü Lugati’t-Türk’ü (1073) ve Edib Ahmed Yügneki’nin Atabetü’l-Hakayık’ı olarak sayılabilir. Ayrıca satır arası Kuran çevirileri de bu dönemin önemli eserlerindendir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken husus, bu dönemde bir taraftan Budist Uygurlara ait eserlerin de verilmeye devam etmekte olduğudur. Bir tarafta İslami çevreye ait metinler Arap ya da Uygur alfabesi ile verilirken diğer tarafta daha çok Budist çevreye ait metinler ağırlıklı olarak Uygur harfli olarak yazılmaktaydı.
Orta Türkçe dönemi kabaca aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. Bu sınıflandırma Türk yazı dilindeki çeşitlenmenin orta Türkçe döneminde coğrafi faktörlerin de etkisi ile artığını göstermektedir: Karahanlı Türkçesi (11-13. yy) Harezm Türkçesi (14. yy) Kıpçak Türkçesi (13-17. yy) 1. (Altın Orda-Kıpçak Türkçesi) 2. (Memlûk Kıpçak Türkçesi (14-16. yy) 3. Ermeni Kıpçakçası (16-17. yy) Eski Anadolu Türkçesi (13-15.yy) Çağatay Türkçesi (15-17.yy) Osmanlı Türkçesi (15-19. yy) Resim 4. Kâşgarlı Mahmud’un eserinde yer alan ve Türk dünyasının yer aldığı harita. Karahanlı ile Çağatay Türkçeleri dönemi arasında bir geçiş evresi olan Harezm Türkçesi, yaklaşık 14. yüzyılda doğuda şekillenen Türkçenin yazı dili dönemidir. Bu dönemde bir taraftan edebî eserler verilirken diğer taraftan İslami çevreye ait metinler yaygınlık kazanmaya başlamış ve bu içerikte eserler üretilmiş ya da çevrilmiştir. Bu dönemin devamı
sayılabilecek Çağatay Türkçesi ise 14 ve 17. yüzyıllar arasında özellikle Özbekler, Uygurlar, Kırgızlar, Kazaklar ve Tatarlar gibi Türk toplulukları tarafından yazı dili olarak şekillendirilmiştir. Bu dil ağırlıklı olarak Türkistan coğrafyasındaki Kıpçak Türklerinin yazı dili olma özelliğini barındırmaktadır. Dönemin kuşkusuz en önemli edibi Ali Şir Nevaî’dir. Türk edebiyatında dönemi itibariyle en çok eser üreten yazar ve şairlerdendir. Bu bakımdan Çağatay Türkçesine âdeta Nevaî dili demek mümkündür. Bu dönemde, Hindistan’a egemen olan Babür Şah’ın yazmış olduğu eserler de göze çarpmaktadır. Üç farklı alt döneme ayrılan Kıpçak Türkçesi, Harezm Altın Orda sahasında yazı dili olarak şekillenen devre ile başlar. Bunun yanı sıra Mısır coğrafyasına egemen olan Kıpçakların eserler ürettikleri 14 ve 16. yy.lar arasındaki dönem Memlûk Kıpçak Türkçesi olarak adlandırılır. Bu döneme paralel olarak özellikle Anadolu sahasında, 13. yüzyılın sonlarından itibaren Eski Anadolu Türkçesi de şekillenecektir. Eski Anadolu Türkçesi Osmanlı Türkçesinin öncülü olması bakımından, günümüzde Türkiye Türkçesi olarak konuşulan dilin arkaik biçimidir. Eski Anadolu Türkçesi; Eski Oğuz Türkçesi, Eski Osmanlı Türkçesi gibi terimlerle de anılagelmiştir. Yunus Emre’nin şiirleri, Dede Korkut gibi pek çok önemli metin bu dönemde ortaya konulmuştur. Eski Anadolu Türkçesi hem Osmanlı hem de Azerbaycan edebî dillerinin atasıdır. 13., 14. ve 15. yüzyıllarda kullanılan Eski Anadolu Türkçesi, siyasi olarak Anadolu Selçuklularının son dönemini, beylikler devrini, Karakoyunlu ile Akkoyunlu devletlerini ve Osmanlıların ilk iki asrını içine almaktaydı. 16. yüzyılda Osmanlı Türkçesi denilen dönem başlar, Osmanlı'nın hâkim olduğu bütün sahalarda edebî dil olarak kullanılır ve 20. yüzyıl başlarında Genç Kalemler hareketinin yarattığı terkipsiz Türkçeyle sona erer. Bu dönemin devamı olarak Anadolu sahasında Türkiye Türkçesi devresi ya da modern Türkçe başlar. Türkçenin tarihsel dönemlerinden de görüleceği üzere Türk dillerindeki çeşitlenme, bu tarihsel etkileşimlerin sonuçları olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle Türk dillerinin yazı dili olarak şekillenmesinde ve çeşitlenmesinde başat rol oynamıştır. Diğer taraftan farklı baskın kültür ve dillerin de etkisiyle ya da farklı temaslarla modern döneme uzanan Türk dilleri oluşmaya başlamıştır. Bunda özellikle Çarlık Rusyası’nın ve Sovyetler Birliği’nin oldukça yoğun bir etkisi söz konusu olmuştur. 19. yy.’a kadar ağırlıklı olarak Osmanlı ve Çağatay olmak üzere iki baskın yazı dilini kullanan Türkler, sonrasında sayısı otuza yaklaşan farklı yazı dillerini kullanmaya başlayacaktır. Diğer taraftan bu etkileşimi ve çeşitlenmeyi Türklerin kullandığı alfabelerde de görmek mümkündür. Tarih boyunca Türkçe; Köktürk, Uygur, Arap, Latin, Kiril, Ermeni, Grek, İbrani gibi pek çok farklı alfabe ile yazılmıştır.
Günümüzde de Türk dillerinde farklı alfabeler kullanılmaya devam etmektedir. Türk dil ve değişkeleri 7 bağımsız, 13 özerk cumhuriyette konuşulmaktadır. Bu cumhuriyetler şöyledir: Bağımsız Cumhuriyetler Özerk Cumhuriyetler Azerbaycan Altay Kazakistan Balkar Kırgızistan Çuvaşistan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dağıstan Özbekistan Gagavuzya Türkmenistan Hakasya Türkiye Karaçay-Balkar Karakalpakistan Nahçıvan Tataristan Tuva Yakutistan Bunların dışında pek çok bölgede yine Türk dil ve değişkeleri konuşulmaktadır. Bunlardan bazıları Çin’de konuşulan Fu-yü Kırgızcası, Lopnur, Salır, Sarı Uygur Türkçeleri; İran’da konuşulan Halaç, Sungur, Horasan, Kaşkay Türkçeleri; Sibirya’da konuşulan Kumandı, Çalkandu, Tuba, Teleüt, Şor, Tofa, Çulım, Soyot, Sibirya Tatar Türkçeleri; Kırım’da konuşulan Kırımçak, Karay, Kırım Tatar ve Urum Türkçeleri gibi Türk dil ve değişkeleridir. Ayrıca Romanya, Bulgaristan, Polonya, Litvanya gibi ülkelerle birlikte Balkan coğrafyasında da farklı Türk dil ve değişkeleri konuşulmaktadır. Aynı zamanda Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren işçi göçleriyle Türkler gitmiş ve bu bölgelerde de Türkçe konuşulmaya başlanmıştır. Örneğin Türkçe Almanya’da Almancadan sonra en çok konuşulan ikinci dil
konumundadır. Sonuç olarak Türkçenin bütün bu değişkeleriyle birlikte toplam konuşur sayısı yaklaşık olarak 250 milyondur. Resim 5. Türk Dilleri Haritası (Tekin ve Ölmez, 1999) Sıra Sizde 1- Dünyada kaç dil konuşulmaktadır? 2- Türkçenin tarih boyunca kullanıldığı alfabeler nelerdir? 3- Türkçe yaklaşık kaç kişi tarafından konuşulmaktadır? 4- Türkçe ne zaman yazı dili hâline gelmeye başlamıştır? 5- Türkçe tehlikede altında mı?
Okuma Parçası Babil Kulesi Efsanesi Efsaneye göre insanoğlu binlerce yıl önce tek bir dil konuşuyor, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar birbirleriyle bu sayede rahatça iletişim kuruyordu. Ta ki insanlar Tanrı katına yükselmek ve Tanrı’nın gizlerine ulaşmak, onları öğrenmek için Babil Kulesi’ni inşa etmeye başlayana kadar. Bunu kendisine karşı bir saygısızlık, bir meydan okuma olarak gören Tanrı, tek bir dil konuşan ve aralarında anlaşan bu saygısız kullarının dil birliğini bozmuş, kuleyi inşa eden her insana farklı bir dil vermiş, aralarına nifak ve bölücülüğü yerleştirmiş. İnsanlar birbirleriyle anlaşamadıkları için kulenin yapımı da durmuş ve dünya üzerinde çok sayıda ulus ve bu uluslara ait binlerce dil ortaya çıkmış. Bu yönüyle Babil Kulesi’nin efsanesi yeryüzündeki dillerin türeyişi hakkında bilinen ilk efsanedir. Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ın Yaratılış (Tekvin) bölümünde bu efsane benzer şekilde anlatılır: “Başlangıçta yeryüzündeki insanlar aynı dili konuşur, aynı sözleri kullanırlardı. Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova buldular ve oraya yerleştiler. Ve birbirlerine “geliniz kerpiç keselim ve onları ateşte pişirelim” dediler. Ve kerpiç onlara taş yerine, yer katranı dahi kireç yerine geçti. Ve sonra, geliniz, bütün yeryüzüne dağılmamak için kendimize bir kent ile tepesi göğe kadar yükselen bir bina yapalım, nam kazanalım, dediler. Tanrı, insanların yaptığı kenti ve kuleyi görmek için aşağıya indi ve şöyle dedi: “Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre düşündüklerini gerçekleştirecek, hiçbir engel tanımayacaklar. Gelin, aşağı inip dillerini karıştıralım ki birbirlerini anlamasınlar.” Böylece Tanrı, onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. Bu nedenle kente Babil adı verildi; çünkü Tanrı, bütün insanların dilini orada karıştırdı ve onları yeryüzünün dört köşesine dağıttı.”
Resim 6. Flaman ressam Pieter Brueghel tarafından 1563 tarihinde çizilen Babil Kulesi tablosu. Günümüze iki versiyonu ulaşan tablonun biri Viyana’da, diğeri Rotterdam’dadır. Babil efsanesi dillerin farklılaşması ile ilgili en ilginç efsanelerden biridir. Önerilen Kaynaklar Daniel Nettle, Suzanna Romaine (2017). Kaybolan sesler dünya dillerinin yok oluş süreci. İstanbul: Profil Kitap. David Crystal (2015). Dillerin katli. İstanbul: Profil Kitap. Merritt Ruhlen (2006). Dilin kökeni anadilin evriminin izinde, İstanbul: Hece Yayınları. Nevzat Özkan, (2021). Türk dilinin yurtları. Bilge Yayınları. Umberto Eco (2017). Avrupa kültüründe kusursuz dil arayışı. İstanbul: Literatür Yayınları. Kaynakça Appel, R. ve Muysken, P. (2006). Language contact and bilingualism. London: Edward Arnold.
Austin, P.K. & Sallabank, J. (2011). The cambridge handbook of endangered languages. Cambridge University Press. Boz, E. (2013). Dillerin kaybolması ve çevre dilbilimi. Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi 746. 60-3. Crystal, D. (2007). Dillerin katli bir dilin katli bir milletin ölümüdür. İstanbul: Profil. Crystal, D. (2008). A Dictionary of linguistics and phonetics. 6. Baskı. Blackwell Publishing. Dalby, A. (2003). Language in danger: the loss of linguistic diversity and threat to our future. New York: Columbia University Press. Demir, N. (2003). Popüler dil tartışmalarına dil ilişkileri açısından bakış. Cumhuriyetimizin 80. Yılında Türkçemiz. Ankara. 37-44. Ercilasun, A. (2004). Başlangıçtan yirmibirinci yüzyıla Türk dili tarihi. Ankara: Akçağ Yay. Edwards, J. (1994). Multilingualism. London: Routledge. Eker, S. (2010). Çağdaş Türk dili. Ankara: Grafiker Yay. Fishman, J. A. (1971). The sociology of language. Advances in the Sociology of Language. The Hauge: Mouton. Grenoble, L. A. (2011). Language ecology and endangerment. Peter K. Austin, & Julia Sallabank, (ed.), The Cambridge Handbook of Endangered Languages içinde. Cambridge University Press. Grenoble, L. A. ve Whaley L. J. (2006). Saving languages an ıntroduction to language revitalization. New York: Cambridge University Press. Hammers, J. F. ve Blanc, M. H. A. (2004). Bilinguality ve bilingualism. Cambridge University Press. Harrison, K. D. (2007). When languages die. Oxford & New York: Oxford University Press. İmer, K., Kocaman, A. ve Özsoy A.S. (2011). Dilbilim sözlüğü. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yay. Johanson, L. (1992). Strukturelle Faktoren in Türkischen Sprachkontakten. Sitzungsberichte der Wissenschaftlichen Gesellschaft an der Johann-Wolfgang-Goethe-Universität Frankfurt am Main; 29,5. Stuttgart: Steiner
Karaağaç, G. (2004). Türkçenin dünya dillerine etkisi. V. Lefke Edebiyat Buluşması. (29-30 Nisan 2004). Killi Yılmaz, G. (2010). Kuzey ve güneydoğu sibirya dillerinin dil durumu. Ankara: KÖKSAV. Krauss, M. (1992). The world’s languages in crisis. Language. Volume 68, Number 1 (1992). Matras, Y. (2009). Language contact. Cambridge: Cambridge University Press. Meçkovskaya, N. B. (2001). Obşçeye yazıkoznaniye. strukturnaya i sotsial’naya tipologiya yazıkov. Moskva: Flinta-Nauka. Mühlhäusler, P. (1996). Linguistic ecology language change and linguistic ımperialism in the pacific region. London & New York: Routledge. Nettle, D. ve Romanie, S. (2002). Kaybolan sesler dünya dillerinin yok oluş süreci. İstanbul: Oğlak. Sallabank, J. (2011). Language Policy for Endangered Languages. Peter k. Austin, & Julia Sallabank (ed.), The Cambridge Handbook of Endangered Languages içinde. Cambridge University Press. Skutnabb-Kangas, T. (1984). Bilingualism or not: the education of minorities. Clevedon: Multilingual Matters 7. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu. (2015). Kişisel ve siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi. 15 Ağustos 2021 tarihinde TBMM genel ağ sayfasından erişildi. Tekin, T. ve Ölmez, M. (2014). Türk dilleri - giriş – İstanbul: Bilgesu Yay. Thomason, Sarah G. (2001). Language contact. an introduction. Edinburgh: Edinburgh University Press. Thomason, Sarah G. & Kaufman, Terrence S. (1988). Language contact, creolization and genetic linguistics. Berkeley: University of California Press. Tsunoda, T. (2006). Language endangerment and language revitalization. Berlin & New York: Mouton de Gruyter. Universal Declaration of Linguistic Rights. (1996). 27 Ağustos 2021 tarihinde Kültürel Haklar genel ağ sayfasından erişildi: http://www.culturalrights.net/descargas/drets_culturals389.pdf
Vardar, B. (2002). Açıklamalı dilbilim terimleri sözlüğü. İstanbul: Multilingual Yay. Sıra Sizde Cevap Anahtarı 1- Dünyada rakamları değişmekle birlikte yaklaşık 7000 dil konuşulmaktadır. Bununla ilgili en kapsamlı veri tabanı, dünya dilleri ile ilgili veri tabanı çalışması yürüten SIL’in yayımladığı ethnologue adlı genel ağ sayfasıdır. 2- Türkçe Köktürk, Uygur, Arap, Latin, Kiril, Ermeni, Grek, İbrani gibi pek çok farklı alfabe ile yazılmıştır. Çin ideogramları da Türkçenin en erken verileri göstermek bakımından önem taşımaktadır. Bu ideogramlarla yazılan ilk kelimelerden biri king- lo (*kin-lak) “kasap bıçağı, satır”dır. 3- Türkiye Türkçesi yaklaşık 95 milyon kişi tarafından konuşmaktadır. Ancak genel anlamda bütün Türk dil ve değişkelerini yaklaşık 250 milyon kişi konuşmaktadır. Kesin bir rakam verilememesinin nedeni farklı ülkelerde azınlıkta yaşayan Türklerin kesin nüfuslarının bilinmemesidir. Çin, İran, Afganistan gibi ülkelerde nüfus sayımlarında etnik bilgi yer almadığından ana dillerin tespiti de mümkün olmamaktadır. 4- Türkçenin yazı dili olarak ortaya çıkması 7. yüzyıla rastlar. Bilinen ilk Türkçe yazıt Çoyr ya da Çoyren yazıtıdır. Türkçenin yazı dili tarihi bu özelliği ile dünya üzerinde bugün yaygın olarak konuşulan İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca gibi dillerden çok daha eskilere gitmektedir. 5- Günümüzde Türkçe hiçbir dönemde bu kadar geniş bir konuşur kitlesine sahip olmamış, bu kadar geniş bir coğrafyada konuşulmamıştır. Tarihte hiçbir dönemde Türkçe bu denli kayıt altına alınmamış, farklı türlerde eserler üretmemiştir. Bu nedenle Türkçe tehlikede değildir. Yabancı sözcüklerin yoğun olarak girdiği tarihsel dönemler söz konusu olmakla birlikte bu durum günümüzde o denli yaygın değildir.
6. Ünite TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ İÇERİSİNDEKİ YERİ Prof. Dr. Mustafa DURMUŞ Kazanımlar Bu ünite sonunda; • Bir dilin dünya dilleri arasındaki yerini belirlemede kullanılan ölçütleri tanıyabilecek, • Türk dilinin coğrafi ölçütlere göre sınıflandırmalarda yerini anlatabilecek, • Türk dilinin tipolojik/yapısal özelliklerini dünya dillerine göre değerlendirebilecek, • Türk dil ve diyalektlerinin kökeni ve tasnifiyle ilgili bilgi edinecek, • Sosyal, siyasi, kültürel ve ekonomik bağlamlar çerçevesinde Türk dilini değerlendirebilecek, • Dünyada eğitim ve öğretim dili olarak Türkçenin konumu hakkında bilgi edineceksiniz. Anahtar kavramlar • Türkçe • Dünya dilleri ve Türkçe • Türkçenin değişkeleri • Coğrafi ölçütlere göre diller • Tipolojik özelliklere göre diller • Kökenlerine göre diller • Dillerin genetik akrabalığı • Sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik bağlamlar ve Türkçe • Dillerin karşılıklı anlaşabilirliği Tartışma soruları 1) Bir dilin dünya dilleri arasındaki konumunu belirlemede kullanılacak ölçütler neler olabilir? 2) Dil akrabalıkları, söz konusu dillerin çağdaş konuşurları için ne ifade eder? 3) Türkçenin bugünkü konumuna bakarak önümüzdeki yıllarda sosyal ve kültürel bakımdan nasıl bir gelişim göstereceğini düşünüyorsunuz? İçindekiler Giriş V. Coğrafi ölçütlere göre dil sınıflandırmaları ve Türkçe VI. Yapılarına/tipolojik özelliklerine göre dil sınıflandırmaları ve Türkçe VII. Kaynaklarına / kökenlerine göre diller ve Türkçe VIII. Sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik etkilerine göre diller ve Türkçe Giriş Türkçenin dünya dilleri arasındaki yeri ile ilgili şu ana kadar ortaya konmuş bilgiler; bu dilin eski zamanlardan günümüze kesintisiz bir geçmişe sahip oluşuna, geniş bir coğrafyada
konuşulduğuna, konuşur sayısının fazlalığına, işlenmiş bir dil olduğuna, başka dillerin konuşurlarınca öğrenilmeye değer bulunan diller arasında yer aldığına işaret etmektedir. Burada sıralanan özelliklerin her biri, dile ilişkin farklı bir ölçütle sağlanan veriler sayesinde anlatılabilir ve anlaşılabilir. Bu durum da bir dilin dünya dilleri arasındaki yerine dair bilgi sunabilmek, değerlendirme yapabilmek için çoklu bakış açısının ve birden fazla ölçütün gerekliliğini işaret etmektedir. Türkçenin dünya dilleri arasındaki yerine dair bilgi sunabilmek ve değerlendirmeler yapabilmek için öncelikle Türkçe ile hangi dilin anlaşılması gerektiğini ve ayrıca yukarıda işaret edilen ölçütleri belirlemek gerekmektedir. “Türkçe” terimi hakkında İlgili alanyazında Türkçe, 1. Türkiye’de ana dili, resmî dil, standart dil olarak konuşulup yazılan ve Türkiye’de ve Türkiye dışında (KKTC ve Balkanlardaki değişkeleriyle birlikte) yaklaşık 90 milyon konuşur sayısına sahip olan dil için; 2. Ortak bir kökenden gelmiş olmakla birlikte tarihî dönemlerde içerisinde bulundukları sosyal, kültürel, coğrafi, ekonomik, askerî, siyasi çevre koşullarında belirli dilsel (sözcüksel, sesbilgisel, biçimbilgisel hatta sözdizimsel) özelliklerindeki gelişmelere/değişmelere bağlı olarak farklı düzeylerde ayrışan değişkelerin (dillerin/lehçelerin) tamamı için (bir çatı terim olarak) kullanılmaktadır. İlk tanım ile kavramsal çerçevesi çizilen Türkçe için ilgili alanyazında Türkiye Türkçesi terimi de kullanılmaktadır. Türkiye Türkçesi teriminin seçiminin ardında da iki kavramsal duyarlılık belirleyici olmaktadır. Bunlardan ilkine göre geniş anlamda Türk dili ailesinin tüm üyelerini içine alan Türkçe terimi ile karşıtlık kurarak kavramsal karışıklığı ortadan kaldırmak; ikincisine göre tüm Türk dili ailesi üyelerini “… Türkçesi” ortak paydasında buluşturarak birleştirici vurgu yapmak söz konusudur. Bu ikinci duyarlılığın ardında, dilbilimsel ölçütlerin yanı sıra duyuşsal, kültürel hatta ideolojik tercihlerin de bulunduğunu belirtmek gerekir. Çünkü aynı duyarlılığa göre Türkiye Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Türkmen Türkçesi vb. kullanımlar karşısında/yerine Türkçe, Kırgızca, Özbekçe, Türkmence vb. kullanımlar Türk Dünyası bağlamında aynı kökten gelen dil ailesi üyeleri için birleştirici tutum yerine farklı diller olduğuna vurgu yapan ayırıcı tutum göstergesi kabul edilebilmektedir. Türk dili ailesi üyelerini adlandırma ile ilgili söz konusu problematiğin farkında olmanın yanı sıra adlandırma ölçütleri
(dilbilimsel, duyuşsal, kültürel, ideolojik, siyasi, idari vb.) arasında seçim yapmak veya bu ölçütlerden birden fazlasını birlikte işe koşarak adlandırmada bulunmak söz konusu olabilir. Görüldüğü gibi dillerin adlandırılması problematiğine, adlandırma için bir ölçüt belirleme problematiği eşlik etmektedir. İkinci tanım ile kavramsal çerçevesi çizilen Türkçe için Türkî diller teriminin de kullanıldığı görülmektedir. Dar anlamda Türkiye’de konuşulan Türkçe ve geniş anlamda Türk dili ailesinin tüm üyeleri için çatı terim olarak Türkçe arasında kavramsal karışıklığı gidermek üzere karşıtlığa duyarlı kullanımlar başka dillerde de bulunmaktadır. Türkiye’de konuşulan Türkçe için İngilizcede Turkish (language), Rusçada Turetskiy (yazık) ve Türk dili ailesinin tüm üyeleri için çatı terim olarak İngilizcede Turkic (languages), Rusçada Tyurskiy (yazık) terimleri kullanılmaktadır. Dilbilim alanyazınında yukarıda sunulan iki tanım için kuşatıcı bir başka terim önerisi değişkedir. Değişke, bir dilin standart biçimi ve onun yerel ağız türlerinin yanı sıra yine o dilin tarihî dönemlerde ortaya çıkan ve aynı kökten gelen üyelerini birlikte ifade etmek üzere de kullanılabilmektedir. Bunun için örneğin Türkçe değişkeler kullanımı, bağlama göre bir standart dili ve onun yerel varyantlarını ifade ederken; bir başka bağlama göre bir dilin tarihî dönemlerde ortaya çıkan ve aynı kökten gelen üyelerini birlikte ifade edebilir. Açıklayıcı sözcüklerle birlikte kullanıma uygun adlandırma örneği birinci bağlam için “Türkçe ve yerel değişkeleri”, ikinci bağlam için “Türkçe ve tarihî değişkeleri” şeklinde olacaktır. Türkiye Türkçesi ve Türk dili ailesinin tüm üyeleri için iki farklı terimin işaret ettiği her bir bağlama göre veriler doğal olarak farklılık gösterecektir. Bu yazıda söz konusu kavramsal ve bağlamsal karşıtlığa duyarlı olarak Türkçe ile Türkiye’de konuşulan ve ilk tanımda kavramsal çerçevesi çizilen dil ile KKTC’de ve Balkanlarda konuşulan yerel değişkeleri esas alınmaktadır. Ancak Türkiye Türkçesinin dünya dilleri arasındaki yeri, Türk Dünyasından ve Türk dili ailesinin varlığından soyutlanarak ele alınamayacağından yeri geldikçe buna uygun olarak değerlendirmeler yapılmaktadır. Türkçenin dünya dilleri içerisindeki yerini hangi ölçütlere göre ele almak mümkün? Diller, yaygın tercihler dikkate alınarak şu ölçütlere göre sınıflandırılabilmektedir: I. Coğrafi ölçütlere göre II. Yapılarına/tipolojik özelliklerine göre III. Kaynaklarına / kökenine göre
IV. Sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik etkilerine göre I. Coğrafi ölçütlere göre dil sınıflandırmaları ve Türkçe Bu ölçüt, tek başına dillerin dünya dilleri içerisindeki yerini ve oluşturduğu grupları anlamak için yeterli olmaz. Çünkü bu sınıflandırmaya göre aynı coğrafi bölge içerisinde farklı genetik ve tipolojik/yapısal özelliklere sahip diller bir arada gösterilmektedir. Örneğin Hint-Avrupa dillerinin üyelerinin ağırlıklı olduğu Avrupa’da, bununla birlikte Türkçe (Altay), Fince, Macarca, Estonca (Fin-Ugor), Baskça (?) gibi Hint-Avrupa üyesi olmayan diller de bulunmaktadır. Aşağıdaki liste, ilgili alanyazında geçen coğrafi bölgelere göre dil grupları adlandırmaları için örneklerden bazıları: • Kuzey ve Orta Amerika dilleri • Güney Amerika ve Karaip dilleri • Afrika dilleri • Asya dilleri • Avrupa dilleri • Pasifik dilleri… Aşağıda dünya dillerinin daha genel bir coğrafi dağılımı/kümelenmesi gösterilmektedir. https://www.ethnologue.com/guides/how-many-languages Türkiye’nin ve Türkçenin hangi coğrafi bölgeye dâhil edilmesi gerektiği konusunda görüş farklılığı olduğu anlaşılmaktadır. Bu sorun, bir ülkenin ve dilinin sınırlarını çizmede hangi ölçütlerin kullanılması gerektiği konusundaki belirsizlikten kaynaklanmaktadır. Dünyada pek
çok ülke ve dili için bu konuda bir uzlaşma sorunu bulunmazken bazı ülkeler ve diller için bu durum bir alanyazın sorunu oluşturmaktadır. Türkiye ve Türkçe; tarihî, kültürel, sosyal, ekonomik vb. nedenlerle bir yandan Avrupa’nın öte yandan Orta Doğu’nun, Kafkasların hatta Orta Asya’nın bir parçası kabul edilmektedir. Türkiye’nin adı geçen bölgelerde yaşanan gelişmelerden çok yönlü olarak etkilenmesi ve bu bölgelerdeki gelişmelerin diplomatik tarafı olması, söz konusu bölgesel aidiyet düşüncelerinin sonucudur. Bu düşünce, yalnızca Türkiye tarafında taşınan bir düşünce de değildir. Türkiye’nin ve Türkçenin birden fazla bölgenin doğal parçası olduğu düşüncesi, Türkiye’yi ve Türkçeyi birden fazla bölgenin dilleri arasında ele alma zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Bu yazının ileriki bölümlerinde ele alınacak ölçütlerle birlikte görülecektir ki Türkçe, coğrafi ve jeopolitik konumu ile dünyada çok az dil için geçerli olabilecek bir etki gücüne ve potansiyele sahiptir. Nitekim doğrudan ulaşım ve iletişim bağlantılarıyla etkileşim içinde olduğu; etki alanında tarihî, kültürel, ekonomik, diplomatik nedenlerle en fazla dilin bulunduğu çok az dilden bahsedilebilir. Türkçe, bu ölçütler üzerinden değerlendirildiğinde çok az ülke için geçerli olan bir bölge ülkesi niteliğine ve etki gücüne sahiptir. II. Yapılarına/tipolojik özelliklerine göre dil sınıflandırmaları ve Türkçe Belirli yapısal özellikleri bakımından tipik benzerlikler gösteren diller, tipolojik sınıflar oluşturmaktadır. Sesbilgisel (phonological), biçimbilgisel (morphological), sözdizimsel (syntactic), sözcüksel (lexical) kategorilerin her biri için çok sayıda alt sınıflandırma kategorisi belirlenerek yapılan çalışmaların geniş bir listesi için WALS (The World Atlas of Language Structures Online) 192 sınıflandırma başlığı sunmaktadır. Çekim sistemleri, temel öge dizilişleri, niteleyen-nitelenen sırası, ünlü ve ünsüz envanterleri, sözcük cinsiyetinin bulunup bulunmaması, durum kategorisi en bilinen sınıflandırma başlıkları arasındadır. Örneğin çekim sistemlerine göre diller üçlü ayrım ile gruplandırılmaktadır. Çince, Vietnamca gibi tek heceli/yalınlayan (isolating) dillerde son ekler yoktur, dolayısıyla sözcükler çekimlenmez; dilbilgisel işlevler üstlenen çok kuvvetli bir tonal sistem bulunur; tonlama yanında sözcükler bir araya getirilerek yeni sözcükler ve anlamlar oluşturulur; sözcüklerin cümle içerisindeki yerleri, işlevlerini belirler. Hint-Avrupa dilleri gibi çekimli/bükünlü (inflecting, fusional) dillerde çekim sırasında sözcükte içten bükülme, kırılma yolu yeni anlamlar ve görevler ortaya çıkarılır. Türkçenin de içerisinde yer aldığı eklemeli (agglutinating) dillerde ise sözcüklerin yeni görevleri ve anlamları sözcüklere getirilen ekler yoluyla sağlanmaktadır. Korece, Japonca, Ural dilleri, Dravid dilleri, Bazı Kafkas dilleri ile Sümerce,
Urartuca ve Elamca gibi ölü diller, bu tipolojik sınıflandırmaya göre Türkçe ile aynı grupta yer alır. Temel cümle ögelerinin (özne, nesne ve yüklem/fiil) dizilişi, bir başka yaygın sınıflandırma başlığıdır. WALS çevrimiçi kaynağında Dryer (https://wals.info/feature/81A#2/18.0/153.1), temel cümle ögelerinin dizilişi bakımından toplam 1376 dili dâhil ettiği çalışmasında aşağıdaki dağılımı ortaya koymaktadır. Dryer, bu verilere ek olarak belirli bir baskın dizilişi olmayan 189 dilin bulunduğunu belirtmektedir. özne – nesne – yüklem dilleri (564 dil) özne – yüklem – nesne dilleri (488 dil) yüklem – özne – nesne dilleri (95 dil) yüklem – nesne – özne dilleri (25 dil) nesne – yüklem – özne dilleri (11 dil) nesne – özne – yüklem dilleri (4 dil) Türkçenin komşu dillerinin bu kategoriye göre farklı tipolojik özellikler göstermesi, ilk bakışta, Türkçe tipi temel cümle ögeleri dizilişinin, dünya dilleri arasında yaygın bir özellik olmadığı düşüncesi oluşturabilmektedir. Oysaki Dryer’ın sunmuş olduğu veriler, Türkçe tipi öge dizilişinin dil sayıları bakımından en yaygın diziliş olduğunu göstermektedir. Öte yandan salt dil sayıları üzerinden veri oluşturmak, söz konusu öge dizilişinin dünyada en yaygın diziliş olduğunu göstermez, çünkü ikinci sıradaki özne – yüklem – nesne dillerinin toplam konuşur sayısının, Türkçenin de aralarında yer aldığı özne – nesne – yüklem dillerinin konuşur sayısından daha fazla olduğu görülmektedir. Köken bakımından aynı aileden olup öge dizilişi bakımından aile dışında özellik gösteren diller de vardır. Örneğin Hint-Avrupa dili olan Farsça, Türkçe gibi öge dizilişi gösterir. https://wals.info/chapter/81
Yukarıdaki tablo, söz konusu tipolojik özelliklerin her birinin dünya genelinde sergilendiğini işaret etmektedir. Yaygın tipolojik sınıflandırma ölçütlerinden bir diğeri, niteleyen-nitelenen dizimidir. Sıfat yancümleciği ile onun nitelediği ad arasındaki ilişkiyi gösteren dizime göre ise dünya dillerinde yaygın diziliş ad-sıfat yancümleciği (579) şeklindedir. Türkçe tipi diziliş olan sıfat yancümleciği - ad (141) dizilişi daha az örneği olan bir özellik olarak görülmektedir. WALS çevrimiçi kaynağında bu verileri sunan Dryer’a (https://wals.info/feature/90A#2/24.2/153.1)göre birkaç istisna niteliği taşıyan dil yanında araştırmaya dâhil edilen 824 dilden 64’ü de karışık özellikler göstermektedir. Benzer yapısal/tipolojik özellikler gösteren dillerin aynı zamanda kökenlerinin bir olduğu, bir başka ifadeyle genetik akrabalık taşıdığı iddia edilemez. Örneğin Türkçe gibi eklemeli dil özelliği gösteren Swahilice, Bantu dil ailesinin üyesiyken; Baskça, genetik akrabalığının konu edilmediği Çin-Tibet dilleriyle aynı çekim özellikleri göstermektedir. III. Kaynaklarına / kökenlerine göre diller ve Türkçe Sesbilgisel, biçimbilgisel, sözdizimsel ve sözcüksel ölçütlerle kurulan denklikler sayesinde belirli diller bir dil ailesinin akraba üyeleri kabul edilir. Dil çalışmaları içerisinde tarihsel dilbilim alanının konusu olan bu dilbilimsel kanıtlar üzerinden tarihsel olarak geriye gittikçe bu dillerin ortak bir kökten geldikleri, genetik olarak akrabalıkları ortaya konur. Bu yöntemle ortaya konulan veriler sayesinde dünya dilleri “dil aileleri” oluşturur. Dil ailelerinin her bir üyesi, ailenin başka yer hatta zamandaki diğer üyeleriyle aynı karakteristik özellikleri gösteren birer cins (genus) olarak kabul edilirler. Cins teriminin kullanımı, 19. yüzyıl tarihsel dilbilim çalışmalarının özellikle biyoloji alanının etkisinde, bu alanın yöntem ve kavramlarını kullanma eğilimini de göstermektedir. Bunun örnekleri olarak dil ailesinin üyeleri arasındaki ilişkileri belirtmek üzere genetik akrabalık (genealogical consanguinity), iç akrabalar (inner languages), dış akrabalar (outer languages), kız evlat diller (daughter languages), kız kardeş diller (sister languages) vb. biyoloji ve genetik terimleri kullanılmaktadır. Dünya genelinde dil sayıları, tehlikedeki diller, dil aileleri vb. makro ölçekli konularda veri sunan Ethnologue’un çevrimiçi kaynak olarak web sayfasında dil ailelerine ve her bir dil ailesi içerisinde kaç dilin yer aldığına ilişkin sunduğu liste aşağıda görülmektedir:
https://www.ethnologue.com/browse/families WALS, aynı soydan geldiği düşünülen 258 dil ailesi sıralıyor. (https://wals.info/languoid/genealogy) Dil ailelerine ilişkin sunulan listeler arasında farklılıklar söz konusudur. Örneğin WALS Türk, Moğol, Tunguz dili ve lehçelerini birlikte Altay dilleri olarak listede tek bir dil ailesi olarak gösterirken Ethnologue her birini ayrı dil ailesi olarak listelemektedir. Ortak kaynaktan gelen dil aileleri ile ilgili olarak sınıflandırmanın tamamlanmadığını ve uzlaşılmış bir listesinin olmadığını belirtmek gerekir. Bu konuyla ilgili önemli bir başka nokta da dil akrabalıkları ile etnik akrabalık arasında her zaman doğrudan ve anlamlı bir bağ olup olamayacağı sorunudur. Bu da konuyla ilgili alanyazında kesin bir yargının oluşmadığı meselelerden biridir. Dil akrabalıkları, söz konusu dillerin çağdaş konuşurları için ne ifade etmektedir? Bu sorunun cevabı bilimsel, duyuşsal, kültürel, diplomatik açılardan toplumlara ve bireylere göre farklılık gösterebilir. Özellikle de dillerin birbirleriyle ilişkileri, iletişimi kolaylaştıran psikolojik mesafeler hakkında da fikir verebilmektedir. Diller arasındaki akrabalık ilişkileri, pek çok
ortaklık taşıyan belirli bir tarihsel arka plana dayanmaktadır. Özellikle de din birlikteliğinin eşlik ettiği dil akrabalıklarının, özel durumlar haricinde kültürel, ekonomik ve diplomatik olarak geliştirilecek ilişkiler için güçlü bir zemin oluşturduğu görülür. Türkiye’nin, Türk Dünyasının cazibe merkezi olması da elbette ki her şeyden önce Türkçenin, diğer Türk dili ailesi üyelerine göre sahip olduğu nitelikler ve dil akrabalığı ile oluşturduğu bu güçlü temel sayesinde gerçekleşmektedir. Konuyla ilgili önemli bir başka husus, genetik akrabalığı olduğuna inanılan diller arasında karşılıklı anlaşabilirlik (mutual intelligibility) oranıdır. Altay dilleri içerisinde Türk dili değişkelerinin Moğolca, Tunguzca (ve Korece, Japonca) ile arasındaki karşılıklı anlaşabilirlik oranı sıfır düzeyindedir. Bu durum başka dil aileleri için de geçerli olabilmektedir. Örneğin Hint-Avrupa dillerinden İngilizce ile Farsça arasında bu oran %0’a düşebilmektedir. Türk dili ailesinin üyeleri arasındaki karşılıklı anlaşabilirlik oranları hakkında ne yazık ki hiçbir ciddi çalışma yoktur. Ancak alan uzmanları tarafında hazırlanmış, Türk dili değişkelerine ilişkin sınıflandırma denemeleri sınırlılıklar içerse de bu konuda belirli bir fikir verebilmektedir. Çok sayıda örneği olan sınıflandırma denemelerinden biri olarak Talat Tekin’in (1989, 161-7) “Türk Dil ve Diyalektlerinin Yeni Bir Tasnifi” başlığıyla ortaya koyduğu sınıflandırma denemesi şöyledir: I. r-/grubu: Çuvaşça II. hadaq grubu: Halaçça III. atah grubu: Yakutça IV. adaq grubu: Tuvaca (Karagas d•yalekt• •le b•rl•kte) V. azaq grubu: Hakasça; Orta Çulım, Mrass, Taştıp, Matur ve Yukarı Tom d•yalektler•; Sarı Uygurca VI. tağlığ grubu: Kuzey Altay diyalektleri (Tuba, Kumandü, Çalkandü, Aşağı Çulım, Kondon, Aşağı Tom VII. tūlu grubu: Altayca (Güney diyalektleri: Asıl Altay, Telengit, Teleüt)
VIII. tōlū grubu: Kırgızca IX. tağlıq grubu: Özbekçe, Yeni Uygurca (ET. aġız, aşuq > Öz. åğiz, åşiq ; YU. eğiz, oşuq) X. tawlı grubu: Tatarca, Başkurtça, Kazakça (Karakalpakça ile birlikte), Nogayca, Kumukça, Karaçayca-Balkarca, Karayca, Baraba Tatarcası, Kırım Tatarcası XI. tağlı grubu: Salarca XII. dağlı grubu: Türkmence, Horasani, Özbekçenin Harezm-Oğuz diyalektleri Azeri (Kaşkay-Aynallu, Kerkük, Erbil diyalektleri ile birlikte), Türkçe (Gagauzca ile birlikte) Tekin’in sınıflandırmasına göre Türkçeye en yakın Türk dili değişkeleri “Türkmence, Horasani, Özbekçenin Harezm-Oğuz diyalektleri, Azeri (Kaşkay-Aynallu, Kerkük, Erbil diyalektleri ile birlikte), Gagauzca” iken Çuvaşça ise en uzak olanıdır. Türkçeye en uzak değişke olan Çuvaşçanın diğer Türk dili değişkeleri içerisinde en erken ayrılanı olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere Altay dilleri kuramından önce Türk dili değişkeleri, Strahlenberg’in 1730 yılında yayımladığı Das Nord und Östliche Teil von Europa und Asia (Asya ve Avrupa'nın Kuzey ve Doğu Bölümü) adını taşıyan ünlü kitabından itibaren diğer Altay dilleri ile birlikte Ural-Altay dil ailesi içinde ele alınmaktaydı. Hem Ural-Altay hem de Altay dil ailesi içindeki dilleri birlikte ele alma fikrine zemin oluşturan çok sayıda dilsel ortaklık ve denklik söz konusudur. Bu dilsel ortaklıkların sağladığı psikolojik yakınlıklar; söz konusu ülkeler arasındaki kültürel, ekonomik, diplomatik ilişkiler için fırsatlar oluştururken aynı zamanda bu dillerin konuşurlarının aynı aileden diğer dilleri öğrenmelerini, bilişsel süreçleri destekleyerek kolaylaştırmaktadır. IV. Sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik etkilerine göre diller ve Türkçe Yaşayan en eski diller arasında Türkçe Bir dilin dünya dilleri arasındaki yeri ele alınırken göz önünde bulundurulması gereken önemli hususlardan biri de o dilin tarihî arka planı/derinliği bakımından başka dillere göre durumudur. Bu ölçüt üzerinden değerlendirildiğinde Türkçe, dünyanın yazı dili üzerinden takip edilebilen en eski dillerinden biridir. MÖ 1100’lere ulaşan yazı dili tarihiyle Çince, MÖ 1000’lere tarihlenen İbranice, MÖ 900’lerden beri yazıya geçirilen Yunanca yanında Farsça, Tamilce yine milattan öncesine uzanan yazı dilleridir. Türkçenin en eski yazılı ürünleri olarak 6. yüzyıldan günümüze ulaşan Yenisey Yazıtları ile Türkçe, kesintisiz olarak 6. yüzyıldan itibaren takip edilebilen, yaşayan en eski yazı dillerinden biri olma özelliği taşımaktadır. Yazıda esas alınan Türkiye Türkçesi lehçesinin yazı dili tarihi, mevcut örneklerle 13. yüzyıla uzanırken; 6. yüzyıla tarihlenen yazıtların dili, bütün Türk Dünyası için bilinen daha eski ortak yazı dili olarak kabul
edilmektedir. O nedenle bütün Türk dili ailesi üyelerinin kendi yazı dili tarihlerini 6. yüzyıl ile başlatabilmesi mümkündür. 20. yüzyılın ortalarında Kazakistan’daki kazı çalışmaları sırasında ünlü Altın Elbiseli Adam giysisi ve daha başka pek çok eşya ile birlikte bulunan gümüş kâse üzerindeki yazının okuma denemelerinden biri Göktürk alfabesi üzerinden yapılmış ve orada yazılanların Göktürkçe olduğu belirtilmiştir. MÖ 5. yüzyıla tarihlenen bu eşyalarla birlikte Türkçenin yaşına ilişkin yargılar da pek çok kaynakta ihtiyat kaydıyla bu tarihe göre ortaya konulmaktadır. Türkçenin yaşına ilişkin bu bilgilerin kanıtlanması durumunda yazı ile takip edilen diller arasında Türkçe, çok az sayıda dilin sahip olduğu ayrıcalıklı bir yer edinmiş olacaktır. Konuşur sayısı en fazla olan diller ve Türkçe Konuşur sayıları, dillerin dünya dilleri arasındaki yerini değerlendirmek için dikkate alınan ölçütlerden biridir. Ethnologue’un çevrim içi olarak sunduğu aşağıdaki veriler, konuşur sayısına göre ilk 20 dili işaret ediyor. Bu sıralamada Ethnologue’un Türkçe için belirtmiş olduğu sayı, AB ülkelerindeki Türk vatandaşları ile birlikte toplam sayıdır. Ancak Ethnologue’un diğer diller için, anlaşma oranları üzerinden, farklı ülkelerin dillerini bir araya getirme konusundaki esnekliği, Türkçe için göstermediği görülmektedir. Nitekim Türkiye’de konuşulan Türkçeyi hemen komşu bölgelerde günlük iletişimde büyük oranda anlayanlar (KKTC, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Kosova Türkleri; Azerbaycan, İran, Irak ve Suriye’deki Azerbaycan ve Türkmen Türkleri) da dikkate alındığında, bu bölgelerin önemli bir kısmında kesin ve güvenilir nüfus bilgileri olmadığından tam bir sayı belirtmek mümkün olmamakla birlikte, mevcut Türkçe konuşur sayısının bunun iki katına çıktığı söylenebilir. Ayrıca Türk Dünyasında konuşulan tüm dillerin konuşurları bir arada değerlendirildiğinde toplam sayı daha da artacaktır.
https://www.ethnologue.com/guides/ethnologue200 Dünyada İngilizceden sonra en çok öğrenilmek istenen dillerden biri olarak Türkçe Türkçe, dünyada öğrenilmeye değer bulunmasının bir göstergesi olarak İngilizceden sonra en çok tercih edilen diller arasında yer almaktadır. Bu önemli gelişmeyi kanıtlayan çok sayıda veri bulunmaktadır. Türkiye’nin kendi sınırlarının dışında Türkçe öğrenme taleplerini karşılamak ve tabii bununla birlikte kültürel faaliyetlerle dünyada Türk imajına olumlu katkılar sunmak üzere görevlendirilen kurumlar vardır. 2009 yılında ilk kültür merkezini Bosna Hersek’te açarak söz konusu faaliyetlerine başlayan Yunus Emre Enstitüsü, şu an 48 ülkede 58 kültür merkezi ve 50 ülkede 101 Türkoloji bölümü ile dünya genelinde 74 ülke ve 159 irtibat noktasıyla bu konularda faaliyetler yürütmektedir.
https://www.yee.org.tr/sites/default/files/yayin/faaliyet_raporu_2021_28.06_kucuk.pdf Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye dışında pek çok ülkede üniversitelerdeki Türkoloji bölümlerinin öğrencilerini; ayrıca kimi üniversitelerde de Türkçe dersini seçenleri desteklemek üzere Türkoloji Projesi kapsamında çalışmalar yürütmektedir. Aşağıda bu kapsamdaki çalışmaların yürütüldüğü bölgelere ilişkin 2020 yılı verileri bulunmaktadır: https://www.yee.org.tr/sites/default/files/yayin/faaliyet_raporu_2021_28.06_kucuk.pdf Yunus Emre Enstitüsünün desteklediği çalışmalardan biri olarak müfredat ve araç-gereç geliştirme süreçleriyle birlikte dünyada ilk ve orta dereceli pek çok okulda İngilizce dışında
seçmeli ya da zorunlu yabancı dil dersi olarak Türkçe dersleri yürütülmektedir. 2020 yılında bu çerçevede yürütülen Türkçe derslerine ilişkin bilgiler aşağıda yer almaktadır: https://www.yee.org.tr/sites/default/files/yayin/faaliyet_raporu_2021_28.06_kucuk.pdf Türkiye dışında pek çok ülkede açılan Türk okulları yine Türkçenin öğretildiği önemli merkezlerdir. Türkiye Maarif Vakfına bağlı olarak açılan bu okullarda 2016 yılından itibaren Türkçe öğretim faaliyetleri yürütülmektedir: 2020 Performans Programı-5e410dce75c74.pdf Eğitim ülkesi olarak Türkiye ve Türkçe Türkiye, özellikle yükseköğretimde her yıl cazibesini artırmakta; bu programların çok büyük bir kısmında eğitim-öğretim dili Türkçe olduğundan bu durum Türkçe öğrenme oranlarını da önemli ölçüde etkilemektedir.
UNESCO'nun 2019 verilerine göre dünyada en çok uluslararası öğrenci çeken ülkeler şöyledir: 1. ABD 976.853 2. Birleşik 509.160 Krallık 3. Avustralya 489.019 4. Almanya 333.233 5. Rusya 282.922 6. Kanada 279.168 7. Fransa 246.378 8. Çin 225.100 9. Birleşik Arap E. 215.975 10. Japonya 202.907 11. Türkiye 154.505 http://uis.unesco.org/en/uis-student-flow 2014 yılında 48 bin 183 olan ülkemizdeki uluslararası öğrenci sayısı 2019'da üç kattan fazla artarak 154.505'e yükselmiştir. Öte yandan YÖK’ün 2020-2021 eğitim-öğretim yılı verilerine göre Türkiye’deki uluslararası öğrenci sayısı 224.048 olarak kaydedilmektedir. Bu da listedeki ülkelerin güncel uluslararası öğrenci sayıları bilinmemekle birlikte, söz konusu tabloya göre Türkiye’de bulunan uluslararası öğrenci sayısı Türkiye’nin ve tabii bununla birlikte Türkçenin, yukarıdaki sıralamada Çin ile hemen hem aynı düzeylerde olduğunu göstermektedir. Türkçenin tarihte ve günümüzde dünya dilleri içerisindeki yeri ile ilgili veriler, tespitler bu yönde sunulabilirken bir başka önemli hususun da Türkçenin geleceğine ilişkin projeksiyonlar olduğu söylenebilir. Bu gelecek projeksiyonları da hiç kuşkusuz salt dilsel olmayıp ilgili disiplinlerle birlikte değerlendirilmesi gereken hususlardır. Örneğin, ekonomik göstergeler ilgili toplumların kültürel, dilsel gelişmelerini yorumlamada fikir verici olabilmektedir. Dünyanın en büyük mali denetleme şirketlerinden Pricewaterhouse’un 2016-2050 raporuna göre 2050’de küresel ekonomik tabloda E(merging)7 ülkelerinin yükselişi sürecek ve bu ülkeler ile G(roup of seven)7 ülkeleri arasında önemli sıra değişiklikleri olacak.
https://www.pwc.com.tr/tr/publications/arastirmalar/assets/world-in-2050/2050-de-dunya- raporu.pdf Gelişmekte olan yeni büyük ekonomiler olarak E7 ülkelerinin ekonomik performanslarına, onları eğitim ülkesi olarak görme, o ülkenin dilini öğrenme talebi de aynı şekilde, artan oranda paralellik göstererek eşlik ediyor mu, gelecekte de edecek mi? UNESCO’nun 2019 uluslararası öğrenci hareketliliği verilerine göre E7 ülkelerinin eğitim-öğretim konusunda ev sahipliği yaptığı öğrenci sayıları aşağıdaki gibidir: 1. Rusya Federasyonu 282.922 2. Çin 225.100 3. Türkiye 154.505 4. Hindistan 49.348 5. Meksika 33.271 6. Brezilya 21.803 7. Endonezya 7.677 http://uis.unesco.org/en/uis-student-flow Yukarıdaki tablo, E7 ülkeleri içinde Rusya Federasyonu ve Çin ile birlikte Türkiye’nin, ekonomik büyümelerinin yanı sıra öğrencilerin kariyer planlarında çok önemli hâle gelerek bu öğrenciler tarafından dillerinin öğrenilmeye değer bulunması dikkat çekicidir. Hindistan, Meksika, Brezilya, Endonezya için ekonomik büyümeleri ile dünyadaki kültürel imajları arasında aynı oranda dengeli bir tablonun olmadığı değerlendirilebilir.
Türkçe, tarihinde en güçlü döneminde Bir dilin kendi kültürel sınırlarında toplumun tüm dilsel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi, zenginlik ölçütlerinden biri kabul edilebilir. Resmî dil, konuşma dili, yazı dili, edebiyat dili, eğitim dili, medya dili vd. olarak Türkçe, Türk toplumunun tüm dilsel ihtiyaçlarını karşılayabilen zengin bir dildir. Tarihte toplumların bu ihtiyaçlarının tümünü birlikte karşılayan dillerin sayısı bir elin parmaklarını geçmemektedir. Çünkü tarihte Batıda Latince, Türk İslam dünyasında Arapça ve belirli ölçülerde de Farsça gibi medeniyet dillerinin baskın işlevleri yanında kültür dilleri daha çok günlük iletişim alanlarına sıkışmış olarak sınırlı işlevler üstlenmişlerdir. Günümüzde popüler dil tartışmalarında sıklıkla ve özensiz genellemelerle dile getirilen “Türkçenin yok olduğu”, “dilimizin kirlendiği”, “eskiden dilimizin daha iyi durumda olduğu” vb. sözel yaklaşımlar, büyük ölçüde bilimsel olmayan, duygusal tepkilerdir. İfade edilenlerin, ne ölçüde dillerin değişerek seyreden hayatları, dillerin doğal tarihsel gelişimleri içinde değerlendirilebileceğine; ne ölçüde konuşurların ana dillerine yönelik farkındalıkları ve dilsel yetkinlikleriyle ilişkili olarak ele alınması gerektiğine bu yazının konusu olmadığından ayrıca değinilmeyecektir. Ancak özellikle belirtilmelidir ki Türkçe, tarihin hiçbir döneminde “bu kadar geniş konuşur kitlesine sahip olmamış, bu kadar çok dilsel işlevi birlikte yerine getirmemiş, bu kadar geniş bir coğrafyada konuşulmamış, bu kadar kayıt altına alınmamış ve bu kadar kitlesel bir duyarlılığa sahip olmamış” idi. Kaynakça Tekin, Talat (1989). Türk Dil ve Diyalektlerinin Yeni Bir Tasnifi, Erdem, 141-168. Elektronik Kaynakça Ethnologue, https://www.ethnologue.com/browse/families Pricewaterhouse (2017), The Long View How will the global economic order change by 2050? https://www.pwc.com.tr/tr/publications/arastirmalar/assets/world-in-2050/2050-de- dunya-raporu.pdf Türkiye Maarif Vakfı Faaliyet Raporu 2016-2021, 2020 Performans Programı- 5e410dce75c74.pdf UNESCO Global Flow of Tertiary-Level Students, http://uis.unesco.org/en/uis-student-flow WALS, https://wals.info/ Yunus Emre Enstitüsü Faaliyet Raporu, https://www.yee.org.tr/sites/default/files/yayin/faaliyet_raporu_2021_28.06_kucuk.pdf Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 2020 Yılı Performans Programı, YTB 2020 Performans Programı-5e410dce75c74.pdf
7. Ünite SES BİLGİSİ, SES BİLİM Prof. Dr. Emine YILMAZ Kazanımlar Bu ünite sonunda; • Ses bilgisi ile ilgili ön bilgileri kazanabilecek, • Dil-ses ilişkisini kurabilecek, • Ses bilim ve ses bilgisinin inceleme alanlarını ve alt alanlarını kavrayabileceksiniz. Anahtar kavramlar: • Ses • Ses bilimi • Ses bilgisi İçindekiler Giriş III. Ses Bilimi ve Ses Bilgisinin İnceleme Alanları IV. Ses Bilgisi ve Ses Bilimin Alt Alanları Giriş Bu bölümde, aşağıdaki konuları daha iyi anlamamızı sağlayacak olan bazı ön bilgilerle başlamak yararlı olacaktır. Seslerin ve Eklerin Yazımı Eklerdeki çeşitlenmenin nedeni ünlü ve ünsüz uyumlarıdır. Tek biçimli az sayıda örnek dışında ekler ünlü ve ünsüz uyumlarına göre çeşitlenirler. Değişken sesleri göstermenin iki yolu vardır. Birinci yol bütün değişkeleri ayrı ayrı yazmaktır. Bu yapılırken ekin sahip
olduğu ünlü ve ünsüzlere göre farklı alternatifler ortaya çıkar. Örnek olarak sadece düz geniş bir ünlüye veya düz geniş bir ünlü ve başta değişken olmayan bir ünsüze sahip olan ekler, art ve ön ünlülü olmak üzere iki farklı biçimde karşımıza çıkabilir: -a, -e -lar, -ler Eğer ek, düz geniş bir ünlüye ve başta ünsüz uyumuna giren bir ünsüze sahip ise bu defa ikisi ünlüden ikisi de ünsüzden kaynaklanan dört farklı biçimde karşımıza çıkar: -da, -de, -ta, -te Ek, dar bir ünlüden ibaretse veya bir dar ünlüsü varsa ve ünsüz uyumuna girmeyen bir ünsüzle başlıyorsa dört farklı biçimde karşımıza çıkar: -(y)ı, -(y)i, -(y)u, -(y)ü -mış -miş, -muş, -müş Ek dar bir ünlüye ve ünsüz uyumuna giren bir ünsüze sahipse dördü ünlüden ve ikisi ünsüzden kaynaklanmak üzere sekiz farklı biçimde kullanılır: -dı, -di, -du, -dü, -tı, -ti, -tu, -tü Geniş yuvarlak ünlüler olan /o/ ve /ö/ ilk hece dışında bulunamaz. Şimdiki zaman eki - (X)yor, bağımsız bir eylem iken sonradan ekleşmiş olduğu için istisnadır: gel-e yorı-r>gel-e yorur>geleyor>geliyor Eklerin bilimsel çalışmalarda gösterilmesinin ikinci yolu ise eklerin bütün varyantlarını yazmak yerine hepsini temsilen semboller kullanmaktır. Burada alışılmış uygulama, değişken seslerin temsilen büyük harfle verilmesidir. Buna göre yukarıda verilen ekler şöyle gösterilebilir: Sembol Açılımı -A -a, -e -lAr -lar, -ler -DA -da, -de, -ta, -te -(y)X (y)ı, -(y)i, -(y)u, -(y)ü -mXş -mış -miş, -muş, -müş -DX -dı, -di, -du, -dü, -tı, -ti, -tu, -tü Birinci sütunda yazıldığı gibi ses grubunu temsilen kullanılan işaretler ve açılımları şöyledir: A: a, e I: ı, i U: u, ü X= ı, i, u, ü
C = c, ç D = d, t K = ḳ ve k (art damak ve ön damak k sesleri) G = ġ ve g (art damak ve ön damak g sesleri) Pratik bir bilgi olarak ekin bünyesine dâhil olmayan yardımcı seslerin gösterimi üzerinde kısaca durmakta yarar vardır. Türkçede eklerin bir kısmı ünlüden ibarettir veya ünlüyle başlar, bir kısmı ise ünsüzden ibarettir veya ünsüzle başlar. Bu nedenle eklenme sırasında Türkçenin ses yapısıyla çelişen durumlar ortaya çıkabilir. Örnek olarak ünlüyle biten bir sözcüğe tek ünsüzden ibaret olan birinci kişi iyelik ekinin eklenmesi durumunda bir sorun yoktur: kapı-m Ancak aynı eki ünsüzle biten bir sözcüğe eklediğimizde Türkçede sonda bulunamayan ünsüz çiftleri oluşur: *evm Bu çakışmanın önüne geçmek için sözcükle ek arasına yardımcı ses veya bağlama ünlüsü dediğimiz bir dar ünlü girer ve eklenmede ortaya çıkan, Türkçenin yapısıyla ilgili çakışma giderilmiş olur: ev-i-m Benzer şekilde ünsüzle biten bir sözcüğe ünlüyle başlayan bir ek eklendiğinde Türkçenin yapısı açısından bir sorun yoktur. ev-e Ancak ünlüyle biten bir sözcüğe ünlüden ibaret olan veya ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde yine Türkçenin, “Türkçede ikiz ünlü yoktur” biçiminde özetleyebileceğimiz kuralıyla bir çakışma ortaya çıkar: *kapıa Bu çakışma, araya yardımcı ses veya bağlama ünsüzü denilen /y/ sesinin girmesiyle giderilir: kapı-y-a Ekler gösterilirken, ekin bünyesine dâhil olmayan bu sesler parantez içinde verilir. Sözcüklerin ekleri ayrıştırılırken de asıl ekten araya konan tire ile ayrılır: -(X)m: ev-i-m -(y)A: kapı-y-a Eklerin Önünde ve Eylemlerin Sonundaki Tire: -
Eklerin bağımsız olarak kullanılamadıklarını, ancak bir sözcüğe eklenmek suretiyle kullanılabileceğini göstermek için bitişme yerine bir çizgi konur. Ek, eğer isim türeten bir ek ise isimler cümlede yalın olarak da kullanılabildikleri için çizgi sadece ekin başına getirilir. Eylemden eylem türeten bir ek ise hem başına hem de sonuna tire konur. Bunun nedeni emir 2. tekil kişi dışında, eylemlerin de ancak bir çekim eki alarak kullanılabilmesidir. Bunu göstermek için akademik çalışmalarda eylem köklerinin sonuna da tire konur: Eylem Eylem İsim türeten türeten ek ek al- al-dır- al-ım gör- gör-üş- gör-gü ver- ver-il- ver-im Bazı çalışmalarda eylem ve isim gövdelerini ayırmak için isme gelen eklerin önüne “+”, eylem türeten eklerin önüne ise “-” işaretinin konulduğu da görülmektedir. Bu çalışmada böyle bir ayrım yapılmamış, bütün ekler önlerine konan bir tire ile gösterilmiştir. Yıldız İşareti: * Sözcüklerin başına konan yıldız işaretinin iki temel işlevi vardır. Eğer etimoloji yapılıyorsa, önüne yıldız konan sözcük, tarihî kaynaklarda belgelenmemiş ama öyle olması gerektiği varsayılan biçimi gösterir. Örnek olarak kaynaklarda *kȫk diye bir sözcük yoktur. Ancak günümüz Türkçesinde sözcüğün sonundaki /k/ sesinin eklenmede ötümlüleşmesi veya /v/’ye dönüşmesinden, Türk dillerinden Çuvaşçada aynı sözcüğün kĭvak, Yakutçada küöḫ, Halaççada kiek biçimlerinde bulunmasından hareketle, bunların hepsine kaynaklık eden kökün uzun ünlülü olduğunu anlarız. Bu nedenle eski yazılı belgelerde geçmediğini, ama öyle olması gerektiğini göstermek için *kȫk sözcüğünün önüne bir yıldız koyarız. Yıldız işaretinin ikinci işlevi de kabul edilemez biçimleri göstermektir. Örnek olarak iyelik 1. tekil kişi eki -m’dir. Ancak eklenme sırasında *evm biçimi Türkçenin yapısı gereği kabul edilemez durumdadır. Burada yıldız işaretinin anlamı, “böyle olması beklenirdi, ama böyle olamaz”dır.
Gelişme İşaretleri: < > Bu işaretler dil incelemelerinde ele alınan ögenin eski ve yeni biçimlerini, bir başka ifade ile gelişimini gösterir. Okun açık tarafı eski biçimi, yeni olana kaynaklık edeni; uç kısmı ise gelişme sonucu ortaya çıkan daha yeni biçimi gösterir. Eski Türkçe kel->günümüz Türkçesi gel- Farsça cāmeşūy>Türkçe çamaşır Eğik Çizgiler: // Ses bilgisi araştırmalarında dillerden bağımsız olarak, seslerin köşeli parantez içinde, bir dilin sesbirim olan seslerinin ise iki eğik çizgi arasında verilmesi alışılmış bir durumdur. Bu çalışmada kitabın okuyucu kitlesi de göz önünde bulundurularak, ses ve sesbirimler için sadece eğik çizgiler kullanılmıştır: /a/, /y/ vb. Alternasyon İşareti: ~ Alternasyon işareti, eş zamanlı kullanımları olan dil ögelerini, yani dilde aynı anda var olan biçimleri göstermek için kullanılır. omuza ~ omza, evrak-ı ~ evrağ-ı Büyük Harfli Heceler Kaynaklarda vurgu, vurgulu hecenin başına, sonuna, ünlüsünün üstüne konan işaretlerle veya vurgulu hecenin büyük harfle yazılması gibi farklı biçimlerde gösterilebilmektedir. Bu çalışmada didaktik amaçlarla vurgu, vurgulu hece büyük harflerle ve koyu yazılarak gösterilmiştir: boYUN, MAsa vb. Uzunluk İşareti: ̄ Ünlünün üzerine konan yatay çizgi ünlünün uzun olduğunu gösterir. Uzunluğu gösteren ve “şapka” olarak da bilinen düzeltme işareti, yazım veya düzeltme işaretinden söz edilirken kullanılmış, diğer durumlarda kullanılmamıştır: ā, ū vb.
Sıfır İşareti: ø Ortası eğik çizgili sıfır işareti, düşmüş veya artık kullanılmayan ses ve biçimleri göstermek için kullanılır. Kısaltmalar Alm.: Almanca Ar.: Arapça AT: Ana Türkçe ET: Eski Türkçe Far.: Farsça Fr.: Fransızca İt.: İtalyanca TDK: Türk Dil Kurumu Yun.: Yunanca I. Ses Bilimi ve Ses Bilgisinin İnceleme Alanları Türkçe dil bilgisi çalışmalarının genelinde karşılaşılan terim ve adlandırma sorunu ses bilgisi alanı için de geçerlidir. Uluslararası yayınlarda kullanılan fonetik ve fonoloji terimleri Türkçede de alışılmıştır. Ama bunların yanında bu terimleri karşılamak için sırasıyla ses bilgisi/ses bilimi yanında ses bilimi/ses bilgisi de kullanılabilmektedir. Dil biliminin insan dilinin sesleriyle ilgilenen iki farklı kolu vardır: fonetik ve fonoloji. Her iki alan arasındaki ilişki kimya/fizik veya antropoloji/sosyoloji ilişkisi gibi ayrılması güç bir ilişkidir. İki alan arasındaki farklar hakkında ana hatlarıyla kısaca şunlar söylenebilir. Fonetik insan dilindeki tanımlanabilen gerçek sesleri inceler. Bunu yaparken, herhangi bir dile bağlı kalmaz. Genel olarak sesler nasıl çıkarılmaktadır, nasıl oluşmaktadır, boğumlanma özellikleri nelerdir; ölçülebilir akustik dalgalar olarak fiziki özellikleri nelerdir, üretilmelerindeki fiziksel ilkeler ve sesletim süreleri nedir, kulaktan başlayıp beyindeki işlenmelerine kadar olan işitme organlarında nasıl algılanmaktadırlar, gibi sorulara cevap arar. Seslerin bu özellikler açısından nasıl tanımlanabileceği, nasıl yazılabileceği veya yazılı olarak nasıl gösterilebileceği de fonetiğin konusudur (Kortmann, 1999, s. 19). İnsan konuşmasındaki gerçek fiziksel seslerle ilgilendiği için fonetik terimi karşılığında Türkçede ses bilimi teriminin kullanılması uygundur.
Fonoloji ise zihinsel dil bilgisindeki kurallarla ilgilenir, seslerin bir dilin ses sistemi içindeki işlevlerine odaklanır. Fonolojinin temel sorusu, bir sesin belli bir dilin ses sisteminde anlam ayırıcı işlevinin olup olmadığı, bir dildeki iki ses arasındaki farkın anlamı ayırıp ayırmadığıdır. Fonetiğin aksine belli bir dildeki seslerin o dildeki işlevlerini, birbirleriyle etkileşimlerini, diziliş ve değişim kurallarını inceler. Fonolojinin konusu gerçek sesler değil, soyut seslerdir. Örnek olarak alfabede /a/ işareti, gerçek bir sesi değil farklı biçimlerde çıkarılan ses grubunu gösterir. Kapı sözcüğünün ilk hecesindeki ses, av sözcüğünün başındakinden daha dardır, ancak fonolojik incelemeler açısından her ikisi de tek bir işaretle gösterilir. Yine /v/ harfiyle gösterilen ses var ve tavuk sözcüklerinde /var/ ve /tawuk/ biçiminde farklı söylendiği halde Türkçede her ikisi de aynı sesbirimin farklı gerçekleşme biçimleridir. Fonoloji iki farklı söyleyişin dilde anlam ayırıcı olup olmadığını göstermek için çeşitli karşılaştırmalar yapar. Bu yönüyle görevsel ses bilgisi olarak da adlandırılır ve Türkçede ses bilgisi terimi ile karşılanması uygundur (krş. Topbaş ve Kopkallı 1994; Odden 2005). Ancak yukarıda da belirtildiği gibi, Türkçe kaynaklarda ses bilim, fonoloji karşılığında, ses bilgisi de fonetik karşılığında kullanılabilmektedir. İnsan dili bir sistemdir. Bu sistem yukarıda da işaret edildiği gibi en küçük biçimiyle seslerden, seslerin belli bir düzen içerisinde bir araya gelmesiyle oluşan morfemlerden, sözcüklerden ve sözcüklerin belli kurallar içinde bir araya gelmesiyle oluşan cümlelerden meydana gelir. Doğal dillerde var olan sesler her dilde o dile özgü kurallar çerçevesinde bir araya gelerek anlamlı sözcükler oluşturabilir. Bu anlamlı sözcükler ancak o dile özgü kurallara bağlı olarak “doğru” cümleler ortaya çıkarabilirler. Demek ki var olan malzeme insan dilinin oluşabilmesi için belli bir düzene göre bir araya gelmekte, ancak dile özgü düzene uyulduğu zaman anlamlı olabilmektedir. Buna Türkçe kaynaklarda dizge de denilmektedir. II. Ses Bilim ve Ses Bilgisinin Alt Alanları Ses bilim genel olarak sesleri inceler. Bu yapılırken herhangi bir dil göz önünde bulundurulmaz. Burada gerçek anlamda ölçülebilen fiziksel sesler vardır. Seslerin gösterilmesi için uluslararası fonetik alfabe geliştirilmiştir. Bu alfabedeki işaretler ve seslerin söylenişini internette http://en.wikipedia.org/wiki/IPA adresinden görmek ve dinlemek mümkündür.
Ses Bilimi Ses biliminin, diller üzeri bir yaklaşımla insan dilindeki seslerin fiziksel özelliklerini incelediği belirtilmişti. Ses bilim bunu üç ayrı alanda gerçekleştirir: Söyleyiş Ses Bilimi, Titreşim (Akustik) Ses Bilimi ve İşitsel Ses Bilimi. Söyleyiş Ses Bilimi, seslerin çıkarılışı sırasında konuşma organlarının durumunu, seslerin boğumlanma biçimlerini inceler ve sesleri bu açıdan sınıflandırır. Örneğin, seslerin çıkarılışı sırasında soluğun, ses aygıtının herhangi bir yerinde bir engelle karşılaşıp karşılaşmamasına göre bütün dillerdeki sesler önce ünlüler ve ünsüzler olarak ikiye ayrılır. Daha sonra konuşma organlarının pozisyonlarına bağlı olarak dar, geniş, düz, yuvarlak, akıcı, patlamalı vb. sınıflandırmalar yapılır. Ünlülerle ünsüzler arasındaki en önemli fark, ünlülerin tek başlarına hece oluşturabilmesi, buna karşılık ünsüzlerin ancak bir ünlü ile hece kurabilmeleridir. Kaynaklarda yarı ünlü denen /y/ sesi bile hece kurabilmek için mutlaka bir ünlüye ihtiyaç duyar. Kaynak: www.dilbilimi.net Titreşim Ses Bilimi ise seslerin süre, titreşim, sıklık, yükseklik gibi ölçülebilen fiziksel değerleriyle ilgilenir. Örneğin, erkek ses tellerinin saniyedeki titreşim sayısı 65-262 arasında
iken bu sayı kadınlarda 128-523 arasındadır. Bu özellik kişiden kişiye değişebildiği için belli bir sesin kime ait olduğu belirlenebilmektedir. İşitsel Ses Bilimi işitme organları üzerinde yoğunlaşır. İşitmeyi gerçekleştiren kulak ve beynin işitmeyle ilgili bölümünü, seslerin insan kulağı tarafından nasıl işitildiğini, farklı ana dillere sahip dinleyicilerin sesleri nasıl algıladıklarını vb. inceler. Örneğin ana dili Korece olan bir dinleyici /r/ ve /l/ seslerini aynı şekilde işitir veya ana dili İngilizce olan biri söz sonundaki /r/ sesini duyamaz vb. (ayrıntılı bilgi için bk. Aksan, 2000, s. 9-77; Hatiboğlu, 2006). Yine Trakya ağızlarında söz başındaki /h/ sesi, Fransızcada olduğu gibi kaybolur: Hasan>Asan, hem>em. Başta /h/ sesini söylemeyenlerin işitmede bu sese karşı duyarlılıkları daha azdır. Ses Bilgisi Ses bilgisinin inceleme alanları ses, harf, seslerin anlam ayırıcı özelliği, sesbirim, ünlüler, ünsüzler, sesdizimi, ünlü ve ünsüzlerle ilgili kurallar, sesler arasındaki etkileşimler, ses değişimleri, ses olaylarıdır. Ses Aygıtı Bir sesin oluşması sürecine herhangi bir şekilde katılan organlara ses aygıtı denir. Bunlar akciğerler, diyafram, nefes borusu, ses telleri, küçük dil, burun, damak, dil, diş, dudak vb.dir. Ses Konuşma dilinin söylenip işitilebilen en küçük parçasına ses denir. Ama ses bilgisindeki bu en küçük parça anlayışı bir varsayımdır. Çünkü konuşma sırasında sesler gerçekte birbirinden ayrı söylenmezler, aralarında herhangi bir doğal kesinti yoktur. Tersine konuşma, devamlılık gösteren bir süreçtir. Ancak belli ses bilgisel incelemeler sonucu soyut sesler, yani dilin ayrılabilen parçaları ortaya çıkarılabilir (Bussmann, 2002, s. 392-393). İnsanın ses aygıtı aslında herhangi bir doğal dilde bulunandan çok daha fazla sesi çıkarabilecek niteliktedir. Ancak diller sınırlı sayıda sesle yetinirler. Her dilin kendine göre bir ses dağarcığı vardır. Dünyadaki tüm bebekler ilk aylarda benzer sesleri çıkarırlar ve teorik olarak çıkarabilecekleri farklı ses sayısı sonsuzdur. Ancak zamanla ana dillerindeki sesleri, yani ana dillerinin sesbirim olarak seçmiş olduğu, anlam ayıran sesleri çıkarmaya başlarlar ve sesbirim olmayan seslere karşı duyarlılıkları azalır. Bu nedenle de belli bir yaştan sonra yabancı dil öğrenilirken yabancı seslerin fark edilmesinde güçlük yaşanır (Huber, 2008, s. 129). Sesbirim Çağdaş dil incelemelerinde seslerin anlam ayrıcı olup olmaması önemlidir. Dilde anlam ayırıcı en küçük ögeye sesbirim (fonem) denir (sesbirim teorisi hakkında genel bilgi için bk. Demirci, 2011). Mesela al ile el sözcüklerinin anlamlarını birbirinden ayıran özellik, /a/ ve
/e/ ünlülerinin her ikisi de açık, düz ünlüler oldukları için, önlük-artlıktır. Aynı şekilde üç ve uç sözcükleri arasındaki anlam ayırıcı özellik, her iki ünlü de yuvarlak ve dar olduğu için yine önlük-artlıktır. Dil incelemelerinde, buradaki gibi tek bir özellikle anlamca birbirinden ayrılan sözcüklere en küçük karşıt çift (minimal pairs) denir. Bu tanıma göre şu örnekler birer en küçük karşıt çifttir: al - el - ol - öl - il al - ar bol - kol gül - kül Buna karşılık mesela al ve kadın sözcüklerindeki /a/ seslerinin söylenişi farklıdır. Birinci sözcükteki /a/ ikinci sözcüktekinden daha açıktır. Ancak bu söyleyiş farkı anlam ayırıcı bir özellik taşımaz. Bir sesin farklı söyleniş biçimlerine dil bilimde alt sesbirim (alofon) denir. Bir dilin alfabesinde her harfin gösterdiği ses, sesbirim olmayabilir. Örneğin /ğ/ sesi Türkçede anlam ayırıcı bir öge, yani bir sesbirim olmadığı hâlde alfabede bir harfle karşılanır: Yazılış Okunuş dağ dā doğ dō soğuk souk ağır ār Buna karşılık ön a sesi anlam ayırıcı olduğu hâlde alfabede ayrı bir harfle gösterilmez: Normal a ile Ön a ile yar “uçurum” yar “sevgili” kalp “sahte” kalp “yürek” Bu iki sözcük çiftindeki /a/ seslerinin farklı nitelikte olduğunu çekim sırasında da gözleyebiliriz: yardan düş- fakat yare git- kalpazan fakat kalpten gel- Görüldüğü gibi ilk sözcükler art ünlülü, ikinciler ön ünlülü ekler almaktadır. Ancak Latin kökenli Türk alfabesinde ön a sesi için ayrı bir harf belirlenmemiştir. Bunun nedeni ön a sesinin Türkçe kökenli sözcüklerde bulunmayışıdır.
Standart dil ile ağızlar arasında da sesbirimler açısından farklar olabilir: Örnek olarak kapalı e adıyla bilinen /ė/ sesi standart dilde sesbirim değildir, yani anlam farkı yaratmaz. Bunun için alfabede ayrı bir işaret de bulunmaz. /e/ sesinin /i/-/e/ arasında yer alan bütün alt sesbirimleri aynı harfle (/e/ ile) gösterilir. Standart dilde el “organ” ve el “yabancı” sözcükleri aynı biçimde yazılır ve farklı söylenseler de eşsesli kabul edilirler. Standart Türkçe konuşuru için iki ses aynıdır. Ağızlarda ise ilki açık e dediğimiz /a/ sesine daha yakın bir sesle, ikincisi de kapalı e dediğimiz /i/ sesine daha yakın bir sesle söylenir. Azeri Türkçesinde bu iki ses anlam ayırıcıdır, sesbirimdir ve alfabede iki ayrı harfle gösterilir. Gerçekte ağızlarda ve Azeri Türkçesindeki durum Eski Türkçeye ait bir özelliktir. Kapalı e sesi 8. yüzyıldan beri izleyebildiğimiz tarihsel Türkçe metinlerde hep özel yazılışlarla bazen de özel bir harfle gösterilmiştir. Bugün de bu ses Azeri Türkçesi gibi kimi Türk dillerinde sesbirim olarak korunurken diğerlerinde /i/ veya /e/ seslerine değişmiştir. Standart Türkiye Türkçesinde ise bu açıdan tutarlılık yoktur. Kapalı e sesi bazı sözcüklerde /i/ bazılarında /e/ olmuştur: Eski Türkçe Günümüz Türkçesi ėki “2” iki kėd- “giymek” giy- bėş “5” beş yėti “7” yedi (Kapalı e sesi hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Yılmaz, 2007). Benzer bir durum on “10” ve oñ- “düzelmek, iyileşmek” sözcükleri için de geçerlidir. Bu iki sözcük Eski Türkçede ve ağızlarda /n/ ve /ñ/ sesbirimlerinden ikincisinin geniz sesi olmasıyla birbirinden ayrılırken standart Türkiye Türkçesinde eşseslidir. Çünkü geniz n’si dediğimiz ses standart dilde korunmamıştır. Harf Harfler sesleri, sesbirimleri gösteren işaretlerdir. Aynı sesin gösterimi için farklı alfabelerde farklı işaretler kullanılır. Zaman zaman ses ve harf terimlerinin birbiriyle karıştırıldıkları görülür. Bir dilin söylenişinde yer alan tüm sesler alfabede gösterilmiyor olabileceği gibi (örneğin kapalı e sesi, ön a sesi, sol “sol taraf” sözcüğünü nota adı sol’den ayıran ön damak /l/ sesi), alfabede olduğu hâlde sesbirim olmayan sesler de bulunabilir: yumuşak /ğ/. Son sözü edilen harfin, laboratuvar çalışmaları sonucunda, ön ünlülü sözcüklerde /y/ gibi
söylendiği, art ünlülü sözcüklerde ise çevresindeki ünlünün uzaması şeklinde kendini gösterdiği ortaya çıkmıştır. Türkçedeki “şapka” sorunu da harf ve ses ilişkisinden kaynaklanır. Bilindiği gibi Türkçede ünsüzün ön ya da art oluşunu ünlü belirler. Yani kalmak eyleminde /a/ art ünlü olduğu için ünsüzleri de art sıradan, gelmek eyleminde /e/ ön ünlü olduğu için ünsüzleri de ön sıradandır. Ancak alıntı sözcüklerde, art ünlüler yanında da ön damaksıl (ince) ünsüzler bulunabilir. Bunlar /l/, /g/, /k/ ünsüzleridir: lale, kemal, tezgâh, kâmil, kâfi Bunlardan /g/ ve /k/ seslerinin ön ve art damak biçimleri, Arap harflerinin kullanıldığı yazı sistemlerinde ayrı harflerle gösterilir: örneğin Osmanlıcada art damak /g/ sesi gayın harfiyle ()غ, art damak /k/ sesi kaf ( )قharfiyle, ön damak /g/ ve /k/ sesleri ise kef ( )كharfiyle gösterilirdi. Latin kökenli yeni Türk alfabesinde ise bu ünsüzler için ayrı harf bulunmadığından, yazımda, yanlarında bulunan ünlü üzerine “şapka”19 konularak gösterilirler: tezgâh, kâmil, kâfi vb. Ancak bu gösterim “şapka” işaretine iki ayrı görev yüklenmesinden ötürü sorunludur. kâmil, kâfi gibi sözcüklerin ilk ünlüleri uzundur ve “şapka” işareti bu uzunluğu da göstermektedir. Ayrıca kendinden önceki ünsüzün de inceliğini göstermektedir. Bir gösterene iki ayrı değer yüklenmesi dil bilimsel açıdan doğru değildir. Ancak bu tip ünsüzler sadece alıntı sözcüklerde bulundukları için alfabede ayrı bir harf belirlenmemiştir. Türk Dil Kurumu, bu tip sözcüklerin yazımını Yazım Kılavuzu’yla düzenlemektedir. Tereddütlü durumlarda ilgili kaynağa bakılmalıdır. Yazım Kılavuzu’nun son baskısında “şapka” işareti kullanımı azalmıştır, ancak tamamıyla kalkmamış, özellikle karışma olacağı düşünülen sözcüklerde korunmuştur. Alıntı sözcüklerdeki bu ön damaksıl ünsüzler kimi durumlarda anlam ayırıcıdır. Örneğin sol notasının sonundaki /l/ ön damak sesidir. Bu sözcüğü sol (yön adı) sözcüğünden ayıran tek özellik /l/ ünsüzünün ön damak ünsüzü olmasıdır. Bu tür seslerden biri de kar “kazanç” sözcüğündeki /k/ sesidir. Bu sözcükte /a/’nın üzerine konan işaret /k/ sesinin ön damak ünsüzü olduğunu göstermek içindir. Sözcük /k/ sesinin ön ünsüz olmasıyla art damak ünsüzüne sahip kar sözcüğünden ayrılmaktadır. “Şapka” sorununun bir başka boyutu da Batı dillerinden alınan sözcüklerdir. Dilimize girmiş gol, rol gibi sözcüklerde de art bir ünlüden sonra gelen, ön damaksıl /l/ sesi bulunmaktadır ama bu sözcüklerde /l/ ünsüzünden sonra bir ünlü bulunmadığı için hiçbir zaman “şapka” ile 19 Düzeltme işareti veya imi (^).
gösterilmemişlerdir. Buna rağmen bu sözcüklerin söylenişi doğru olarak edinilebilmektedir. Bu da konuşmanın yazıdan değil kulaktan öğrenilmesi gerçeğiyle ilgilidir. Dillerde, yazılışları veya söylenişleri aynı olan ve hiçbir işaret kullanılmadığı hâlde dilin doğal konuşurları tarafından asla karıştırılmayan yığınla örnek bulunur: ben “birinci tekil kişi zamiri” ben “ciltteki leke” sağ “yön adı” sağ “sağlam, iyi durumda” yüz “100” yüz “çehre” Bunlara sesteş veya eşsesli sözcükler denir. Türkçe kökenli sesteş sözcükleri yazımda ayıracak hiçbir işaret bulunmadığı hâlde bunlar konuşurlar tarafından bağlam içinde kolayca ayırt edilebilmektedirler. Yabancı kökenli sesteş veya eş yazılışlı sözcüklerde karışacakları nedeniyle düzeltme işaretinin kullanımının ısrarla savunulduğu durumlarda bile Türkçe kökenli sesteş sözcüklerin karışabileceği hiçbir zaman gündeme gelmemiştir. Bu da düzeltme işaretinin kullanılma gerekçesinin ne kadar zayıf olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Düzeltme işareti, Arap harfleriyle yazılan Osmanlıcanın yazımının günümüze yansımasından başka bir şey değildir. Her dilin sesbirim envanteri birbirinden ayrıdır. Bu nedenle diller, başka dillerden sözcük kopyalarken, kendilerinde olmayan sesleri kendilerinde olan en yakın eşdeğerleriyle karşılarlar. Örneğin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencilerinin birinci sınıfta Osmanlıca derslerinde öğrendiği üzere Arapçada, birden fazla /z/ (ze, zel, dat, zı) ve /s/ (se, sad, peltek s) sesbirimi varken, bu dilden alınan sözcüklerdeki söz konusu sesbirimler Türkçede tek bir /z/ ve /s/ sesi ile karşılanmaktadır. Aynı durum Türkçeden başka dillere geçen sözcüklerde de görülür: Alıcı dildeki sözcük zaman zaman verici dilde tanınmayacak kadar değişmiş olabilir. Örneğin açık>Rumence acíc, küçük>Macarca kis /kiş/, yoğurt>Almanca Joghurt vb. Alfabe Alfabe, bir dildeki ses ya da sesbirimleri gösteren harflerden oluşan bir dizgedir. Hiçbir alfabe bir dilde kullanılan seslerin tümünü içermez ve söyleyişi eksiksiz olarak yansıtmaz. Ancak üzerinde anlaşmaya varılmış işaretlerle söyleyiş hakkında genel bir fikir verir. Çağdaş sesçil alfabelerin kökenlerinin resim yazılara dayandığı bilinmektedir. Önceleri insanlar, ifade etmek istedikleri varlıkların resimlerini mağaralarda hâlâ görebildiğimiz çizimlerle gösterirken zamanla bu resimlerden, anlatılmak istenen varlığa benzeyen semboller ortaya çıkmıştır. Bu semboller kimi alfabelerde heceleri gösteren işaretlere dönüşürken (hece yazı) kimi alfabelerde de tek tek sesleri gösterecek biçimde
düzenlenmişlerdir (sesçil yazı). Hem hece hem harf gösteren işaretler taşıyan alfabeler de vardır. Örneğin Orhon Türkçesinin yazımında kullanılmış olan Runik alfabede bazı harfler heceleri bazıları da sesleri gösteriyordu: ᛎ = ok, ko, uk, ku ᛇ = a, e vb. Bugün Türkçenin yazımında kullanılan alfabe her sese bir harf denkliğine büyük oranda uyulan bir sesçil alfabedir. Bu alfabe eski Fenike-Yunan-Latin çizgisinde gelişmiş bir alfabeye dayanır. Alfabe adı da Yunancada, bu alfabenin ilk iki harfine verilen alpha ve beta adlarının birleşmesinden oluşmuştur. Türkçede alfabe için alfabenin ilk üç sesinden oluşan abece terimi de kullanılmaktadır. Türkçeden önce pek çok Batı dili zaten bu alfabeye dayanan yazı sistemleri ile yazılmaktaydı. 1 Kasım 1928 tarih ve 1353 sayılı kanunla kabul edilen bugünkü Türk alfabesinde sekizi ünlü, yirmi biri ünsüz harf olmak üzere toplam 29 harf vardır. Türkler tarih içinde Runik alfabe, Uygur alfabesi, Arap alfabesi gibi başka alfabeleri de kullanmışlardır (bk. Tekin, 1997; User, 2006). Transkripsiyon Ses bilgisi her şeyden önce seslerle ilgili olduğu için seslerin incelenirken nasıl gösterilebileceğinden de kısaca söz etmek gerekir. Sözlü ağız malzemesinin konuşulduğu anda veya kaydedilerek daha sonra yazıya aktarılması, Türkçe kaynaklarda transkripsiyon veya yazıya aktarma/yazıya geçirme olarak adlandırılır. Transkripsiyon ayrıca bilinmeyen, yaygın olmayan bir alfabeyle yazılmış bir metni ses değerlerini koruyarak yorumlu bir biçimde, bilinen bir alfabeye, çoğu zaman Latin harflerine aktarmak anlamında da kullanılır. Her yazıya aktarma ancak bir ön yorumlamayla mümkün olduğundan, transkripsiyon aynı zamanda kısmen bir incelemedir (bk. Löffler, 1980, s. 66). Örnek olarak standart dildeki var sözcüğünün var, vår, vár, war vb. biçiminde yazılması veya Arap alfabesinde kef ve lam harfleriyle yazılmış bir sözcüğün gel mi yoksa gül mü okunacağına karar vermek aynı zamanda sözcüğü yorumlamak demektir. Konuşma dilini araştırmanın farklı amaçları ve yolları vardır. Ancak nasıl bir amaç güdülürse güdülsün, bir kerelik bir dilsel davranış olarak ortaya çıkan sözleri tekrarlanabilir, kontrol edilebilir ve incelenebilir duruma getirmek için yazıya aktarmak gerekir. Sözlü metinleri okullarda öğretilen standart yazımla vermenin yanı sıra pek çok özel işaretten yararlanarak aslına yakın biçimde yazmak da mümkündür.
Metinler yazıya geçirilirken nasıl bir yol izleneceği, yazılı biçimde ne kadar ayrıntının gösterileceği, karar verilmesi gereken başlı başına bir konudur. Burada izlenebilecek yolu kabaca üçe ayırmak mümkündür: standart yazımla, fonolojik yazımla, fonetik yazımla (bk. Gemalmaz vd., 2010, s. 83; Demir, 2011a). Bu üç yazımın her birinin kendine özgü yararlı ve sakıncalı tarafları vardır. Romanında ağızlara yer veren bir yazar için standart harfler ihtiyaçlarını karşılamaya yeterken ağızları çalışan veya konuşma dilini inceleyen bir araştırmacının daha fazla ayrıntıyı göstermesi gerekir (konuyla ilgili ayrıntılar için bk. Demir, 2011a). Transliterasyon Kaynaklarda transkripsiyon yanında transliterasyon terimi de geçer. Transliterasyon için harf çevrimi terimi de kullanılır. Anlamı ise bir alfabe ile yazılmış bir metni yorum yapmadan başka bir alfabe ile göstermektir. Başka bir açıklama yapılmamışsa transliterasyonda harfler, transkripsiyonla karışmamaları için büyük harfle yazılır. Eğer Arap alfabesinde olduğu gibi harekeler varsa bunlar küçük harfle gösterilirler. Transkripsiyonda yorum varken transliterasyonda yorum söz konusu değildir. İkisinin arasındaki farkı bir örnekle şöyle gösterebiliriz: Orijinal Transliterasyon Transkripsiyon œﮐ KL gül, gel, kel, göl آل Aal al, el SIRA SİZDE 1. Bilimsel çalışmalarda, ekler gösterilirken, ekin bünyesine dâhil olmayan sesler aşağıdaki işaretlerden hangisiyle gösterilir? A) parantez B) yıldız C) tire D) eğik çizgi E) gelişme işareti 2. Aşağıdaki işaretlerden hangisi dil incelemelerinde ele alınan ögenin eski ve yeni biçimlerini gösterir?
A) eğik çizgi B) parantez C) gelişme işareti D) yıldız E) tire 3. Etimoloji çalışmalarında önüne yıldız konan sözcük aşağıdakilerden hangisini gösterir? A) Tarihi kaynaklarda belgelenmemiş, ama öyle olması gerektiği varsayılan biçimi B) Sözcüğün bağımsız olarak kullanılamadığını C) Sözcük sonundaki sesin değişken olduğunu D) Sözcüğün ad kökü olduğunu E) Sözcüğün fiil kökü olduğunu 4. Değişken seslerin gösteriminde, aşağıdaki ses grubunu temsilen kullanılan işaretler ve açılımların hangisinde yanlışlık yapılmıştır? A) I: ı, i B) U: u, ü C) C = c, ç D) D = d, t E) K = ḳ, g 5. Aşağıdaki sözcüklerin hangisi aldığı ekler bakımından yanlış ayrılmıştır? A) al-dı-r-ma-dı B) gel-ecek C) dur-gun-du D) zor-la-ma-dı-k E) bil-giç 6. Aşağıdakilerden hangisi dilin özelliklerinden biri değildir? A) Seslerden oluşması B) İletişim aracı olması C) Toplumsal olması D) Değişmez olması E) Üretken olması 7. Gösterge-gösterilen ilişkisi bakımından aşağıdakilerin hangisi yanlıştır? A) Aralarında gösteren-gösterilen ilişkisi bulunan her nesne ya da durum bir göstergedir. B) Gösterge ilişkisinin oluşabilmesi için bir gösteren ve bir gösterilen gereklidir. C) Göstergeler kendiliğinden oluşabileceği gibi üzerinde anlaşmaya varılarak da oluşturulabilir. D) Gökte siyah yağmur bulutlarının yağmur oluşturması doğal bir göstergedir.
E) Trafik ışıkları karşısında yayaların hareket etmesi doğal bir göstergedir. 8. Aşağıdakilerden hangisi ses biliminin alanlarından biri değildir? A) Söyleyiş ses bilimi B) Titreşim ses bilimi C) Akustik ses bilimi D) İşitsel ses bilimi E) Görsel ses bilimi 9. Ses Biliminin, seslerin çıkarılışı sırasında söyleyiş organlarının durumunu, seslerinin boğumlanma biçimlerini inceleyen ve sesleri bu açıdan sınıflandıran alanına verilen ad aşağıdakilerden hangisidir? A) Görsel ses bilimi B) Söyleyiş ses bilimi C) Akustik ses bilimi D) Titreşim ses bilimi E) İşitsel ses bilimi 10. Dilde anlam ayırıcı en küçük sese verilen ad aşağıdakilerden hangisidir? A) fonetik B) sesbirim C) fonoloji D) alofon E) sesçil KAYNAKÇA Aksan, D. (2000). Her yönüyle dil, Ana çizgileriyle dilbilim. (2. cilt, 2. Baskı), Ankara: TDK Yayınları. Bussmann, H. (2002). Lexikon der sprachwissenschaft. Dritte, aktualisierte und erweiterte auflage, Stuttgart: Kröner. Coşkun, M. V. (2010). Türkçenin ses bilgisi. 2. baskı, İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık. Demir, N. (2011a). Şindi her şiy ceylan. Ankara örneğinde ağızların belgelenmesi. Ankara: TDK (baskıda). Demirci, K. (2011). Fonem teorisinin önemi hakkında. Turkish Studies 6(2): 357-364. Gemalmaz, E. (2010). Türkçenin derin yapısı. Ankara: Belen Yayıncılık. Hatiboğlu, Ç. (2006). Sesbilgisi (phonetics) ve sesbilim (phonology). A. Kocaman (Ed.). Dilbilim, (s. 15-42). Ankara: Dil Derneği Yayınları.
Huber, E. (2008). Dilbilime giriş. İstanbul: Multilingual. Kortmann, B. (1999). Linguistik: Essentials Anglistik, Amerikanistik. Berlin: Cornelsen Verlag. Löffler, H. (1980). Probleme der dialektologie, eine einführung. Darmstadt: Wissenschaftliche Buchgesellschaft. Odden, D. (2005). Introducing phonology, Department of Linguistics Ohio State University. Cambridge, New York, Melbourne, Madrid, Cape Town, Singapore, São Paulo: Cambridge University Press. Ruhlen, M. (2006). Dilin kökeni, ana dilin evriminin izinde. İ. Ulutaş (Çev.), Ankara: Hece Yayınları. Tekin, T. (1997). Tarih boyunca Türkçenin yazımı. Ankara: Simurg. Topbaş, S. ve Handan K. (1994). ‘Sesbilim’ ve ‘Sesbilgisi’ terimleri üzerine. DA, 5: 310-322. User, H. Ş. (2006). Başlangıcından günümüze Türk yazı sistemleri. Ankara: Akçağ. [http://en.wikipedia.org/wiki/IPA] Yılmaz, E. (2007). Ana Türkçede kapalı e ünlüsü. L. Károly, N. Demir, E. Yılmaz (Ed.), Turcology in Turkey. Szeged: University Press. SIRA SİZDE CEVAP ANAHTARI 1. A 2. C 3. A 4. E 5. A 6. D 7. E 8. E 9. B 10. B
Search
Read the Text Version
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
- 9
- 10
- 11
- 12
- 13
- 14
- 15
- 16
- 17
- 18
- 19
- 20
- 21
- 22
- 23
- 24
- 25
- 26
- 27
- 28
- 29
- 30
- 31
- 32
- 33
- 34
- 35
- 36
- 37
- 38
- 39
- 40
- 41
- 42
- 43
- 44
- 45
- 46
- 47
- 48
- 49
- 50
- 51
- 52
- 53
- 54
- 55
- 56
- 57
- 58
- 59
- 60
- 61
- 62
- 63
- 64
- 65
- 66
- 67
- 68
- 69
- 70
- 71
- 72
- 73
- 74
- 75
- 76
- 77
- 78
- 79
- 80
- 81
- 82
- 83
- 84
- 85
- 86
- 87
- 88
- 89
- 90
- 91
- 92
- 93
- 94
- 95
- 96
- 97
- 98
- 99
- 100
- 101
- 102
- 103
- 104
- 105
- 106
- 107
- 108
- 109
- 110
- 111
- 112
- 113
- 114
- 115
- 116
- 117
- 118
- 119
- 120
- 121
- 122
- 123
- 124
- 125
- 126
- 127
- 128
- 129
- 130
- 131
- 132
- 133
- 134
- 135
- 136
- 137
- 138
- 139
- 140
- 141
- 142
- 143
- 144
- 145
- 146
- 147
- 148
- 149
- 150
- 151
- 152
- 153
- 154
- 155
- 156
- 157
- 158
- 159
- 160
- 161
- 162
- 163
- 164
- 165
- 166
- 167
- 168
- 169
- 170
- 171
- 172
- 173
- 174
- 175
- 176
- 177
- 178
- 179
- 180
- 181
- 182
- 183
- 184
- 185
- 186
- 187
- 188
- 189
- 190
- 191
- 192
- 193
- 194
- 195
- 196
- 197
- 198
- 199
- 200
- 201
- 202
- 203
- 204
- 205
- 206
- 207
- 208
- 209
- 210
- 211
- 212
- 213
- 214
- 215
- 216
- 217
- 218
- 219
- 220
- 221
- 222
- 223
- 224
- 225
- 226
- 227
- 228
- 229
- 230
- 231
- 232
- 233
- 234
- 235
- 236
- 237
- 238
- 239
- 240
- 241
- 242
- 243
- 244
- 245
- 246
- 247
- 248
- 249
- 250
- 251
- 252
- 253
- 254
- 255
- 256
- 257
- 258
- 259
- 260
- 261
- 262
- 263
- 264
- 265
- 266
- 267
- 268
- 269
- 270
- 271
- 272
- 273
- 274
- 275
- 276
- 277
- 278
- 279
- 280
- 281
- 282
- 283
- 284
- 285
- 286
- 287
- 288
- 289
- 290
- 291
- 292
- 293
- 294
- 295
- 296
- 297
- 298
- 299
- 300
- 301
- 302
- 303
- 304
- 305
- 306