HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ TÜRK DİLİ- I DİL VE KÜLTÜR Yazarlar Hasan GÜZEL (Ünite 1) Prof. Dr. Nurettin DEMİR (Ünite 2) Dr. Suhan OKTAY ve Dr. Seçil DAYIOĞLU ÖCAL (Ünite 3) Hasan HAYIRSEVER (Ünite 4) Dr. Öğr. Üyesi Mikail CENGİZ (Ünite 5) Prof. Dr. Mustafa DURMUŞ (Ünite 6) Prof. Dr. Emine YILMAZ ve Dr. Canan ÖKTEMGİL TURGUT (Ünite 7) Doç. Dr. İbrahim Ahmet AYDEMİR (Ünite 8) Prof. Dr. Mevlüt ERDEM (Ünite 9) Doç. Dr. Sema ASLAN DEMİR ve Prof. Dr. Nurettin DEMİR (Ünite 10) Dr. Öğr. Üyesi Barış AYDIN (Ünite 11) Dr. Gül ULUĞTEKİN (Ünite 12) Editörler Prof. Dr. Mustafa DURMUŞ Öğr. Gör. Dr. Hüseyin GÖÇMENLER Öğr. Gör. Dr. Gül ULUĞTEKİN
Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Hacettepe Üniversitesine aittir. Hazırlanan bu kitabın bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan izin alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz, dağıtılamaz. Kitapta yer alan bölümlerin etik sorumluluğu yazarlara aittir.
İÇİNDEKİLER 1.Ünite 2. Ünite Önsöz 3. Ünite Dile Giriş 4. Ünite I. Dil Nedir? II. Dilin Kökeni III. İnsan Dilinin Özellikleri IV. Dünya Dilleri V. Dillerin Sınıflandırılması VI. Dilde Varyasyon Önerilen Kaynaklar Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Dil ve Kültür Giriş I. Dil I.1. Dil ve Varyasyon I. 2. Dil ve İşlevleri II. Kültür II.1. Dil ve Kültür II.2. Kültürlerarası İletişim Sonuç Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Dil ve Dilbilim Giriş I. Türk Dilinin Genel Özellikleri II. Dilbilimin Temel Alanları III. 1. Mikro (Küçük Ölçekli) Dilbilim Alanları IV. 2. Makro (Büyük Ölçekli) Dilbilim Alanları Sonuç Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Türkçenin Tarihî Gelişimi Giriş
I. İlk Türkçe II. Ana Türkçe III. Eski Türkçe IV. Orta Türkçe IV.1.Doğu Orta Türkçesi IV.1.1.Karahanlıca Dönemi IV.1.2.Harezm-Kıpçakça Dönemi IV.1.3.Çağatayca Dönemi IV.2.Kuzey Orta Türkçesi IV.3.Batı Orta Türkçesi IV.3.1.Eski Anadolu Türkçesi ve Osmanlıca IV.3.2.Türkiye Türkçesi Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Dil Temasları, Dil Politikaları ve Türk Dillerinde Çeşitlenme 5. Ünite I. Dil Temasları II. İletişim Seviyesine Göre Diller III. Tehlikedeki Diller IV. Dil Politikası ve Dil Planlaması V. Türk Dil ve Değişkelerinde Çeşitlenme Okuma Parçası Önerilen Kaynaklar Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Türkçenin Dünya Dilleri İçerisindeki Yeri 6. Ünite Giriş I. Coğrafi ölçütlere göre dil sınıflandırmaları ve Türkçe II. Yapılarına/tipolojik özelliklerine göre dil sınıflandırmaları ve Türkçe III. Kaynaklarına / kökenlerine göre diller ve Türkçe IV. Sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik etkilerine göre diller ve Türkçe Kaynakça 7. Ünite 7. Ünite (İkinci Bölüm) Ses Bilgisi, Ses Bilim Giriş I. Ses Bilimi ve Ses Bilgisinin İnceleme Alanları II. Ses Bilgisi ve Ses Bilimin Alt Alanları Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Ses Bilgisi II I. Türkçede Sesler II. Türkçenin Hece Yapısı III. Türkçenin Ses Özellikleri IV. Ses Olayları ve Nedenleri IV.1.Ses Olayları IV.2. Ses Olaylarının Nedenleri
V. Vurgu 8. Ünite 9. Ünite Kaynakça 10. Ünite Sıra Sizde Cevap Anahtarı Kelime Türleri Giriş I. İsimler II. Fiiller III. Sıfatlar IV. Zarflar V. Sayılar VI. Sontakılar VII. Belirleyiciler VIII. Zamirler IX. Bağlaçlar X. Ünlemler XI. Koşaçlar XII. Parçacıklar Sonuç Önerilen Kaynaklar Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Sözdizimi Giriş: Sözdizimi ve diğer alanlar I. Sözdizimi nedir? II. Sözcük türleri III. Kelime grupları IV. Öbek çeşitleri V. Dilbilgisel (gramatikal) ilişkiler VI. Cümle yapısı VII. Bağımlı cümlecikler VIII. Çatı (değer değiştirme): Biçim-sözdizimsel etkileşimler Sonuç Önerilen Kaynaklar Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Anlambilim Giriş I. Anlam türleri II. Sözcük ve sözlükbirim III. Anlambiliminin bir uygulama alanı olarak sözlükler IV. Sözcüklerde anlam ilişkileri V. Anlam değişmeleri
Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Göstergebilim 11. Ünite Giriş 12. Ünite I.Göstergebilimin Evrimi I.1. Ferdinand de Saussure’ün Göstergebilim Anlayışı I.2. Charles Sanders Peirce ve Göstergebilim I.3. İletişim Göstergebilimi I.4. Roland Barthes ve Anlam Göstergebilimi I.5. Umberto Eco ve Kültür Göstergebilimi I.6. A. J. Greimas ve Göstergebilim I.6.1. Anlatım ve içerik düzlemleri I.6.2. Anlatı Şeması I.6.3. Göstergebilimsel Dörtgen Sonuç Önerilen Kaynaklar Kaynakça Sıra Sizde Cevap Anahtarı Popüler Dil Tartışmaları ve Türkçe Giriş Türkiye Türkçesinin yok olma tehlikesi I. “Dil kirliliği” II. Diller arası ilişki ve kopyalama III. Dilin standart dil dışındaki varyantları IV. Bilim dili olarak Türkçe V. Yazım (imla) meselesi VI. Anlatım bozuklukları VII. Söyleyiş kusurları VIII. Sonuç Önerilen Kaynaklar Okuma Parçası Kaynaklar Sıra Sizde Cevap Anahtarı
ÖNSÖZ Sevgili öğrenciler/okuyucular, Türk Dili dersleri uzun yıllardır üniversitelerde zorunlu bir ders olarak okutulmaktadır. Ancak ders içeriklerinin günümüzde ortaya çıkan öğrenci ihtiyaçlarını karşılamaktan gittikçe uzaklaştığı görülmektedir. Buradan hareketle öğrenci ihtiyaçları dikkate alınarak ve dersin işlevselliği göz önünde bulundurularak yeni bir bakış açısı ile Türk Dili derslerinde okutulmak üzere kitabımız hazırlanmıştır. YÖK’ün Türk Dili dersi için çizdiği çerçevenin dışına çıkılmadan ders içeriklerine işlevsellik kazandırılmaya çalışılmıştır. İnsan anladıkça, anlattıkça ve anlaşıldıkça hayata daha çok tutunur ve hayatı anlam kazanır. Bu açıdan dil ile düşünce arasında çok güçlü bir bağ bulunmaktadır. Düşüncenin gelişebilmesi için dilin etkin ve yetkin kullanımı gerekir. Öte yandan insan, toplum içerisinde sosyal bir varlık olarak yaşadığı ve bu yönünü güçlendirmesi önem kazandığı için iletişim kavramı ön plana çıkar. Şüphesiz bu kavramların/düşüncelerin bir ders kapsamında öğretilmesi/aktarılması/uygulanması mümkün değildir. Ancak bu kavramlar üzerinde düşünmek, bu kavramları işlemek ve hayatın içinde etkili bir şekilde kullanabilmek için farkındalık kazanmak önemlidir. Kitabımızın temel amacı öğrencilerimizi hayata bu yönüyle hazırlamak ve hayatla dil arasında güçlü köprüler kurmalarını sağlamaktır. Bölümlerin yazımında alanında uzman akademisyenlerin seçilmesine özellikle titizlik gösterildiğini belirtmek isteriz. Yazarlarımıza bu kitabın hazırlanması fikrinden bahsettiğimizde hiçbir karşılık beklemeksizin öğrencilerimiz ve üniversitemiz için böyle bir kitapta yer almaktan çok büyük mutluluk duyacaklarını belirttiler. Kendilerine buradan bir kez daha içtenlikle teşekkür etmek isteriz. Kitaba dilin ne olduğu, kökeni, özellikleri gibi konuları ele alarak başladık. Ardından ikinci bölümde dil ve kültür arasındaki ilişkinin önemi üzerinde durduk. Üçüncü bölümde dilbilimsel yaklaşımdan yararlanarak dile ilişkin genel bir değerlendirme sunduk. Dördüncü bölümde Türkçenin tarihî gelişiminden bahsettik. Beşinci bölümde dil temasları, politikaları ve Türk dillerindeki çeşitlenme konusuna yer verdik. Altıncı bölümde Türkçenin dünya dilleri içindeki yerinden bahsettik. Yedinci bölümde dilimizi daha iyi tanıyabilmek için ses bilgisi ve ses bilimi konularına yer verdik. Sekizinci bölümde kelime türleri, dokuzuncu bölümde sözdizimi konularına değindik. Onuncu bölümde anlambilim ve on birinci bölümde göstergebilim konularına yer verdik. Son bölümde ise popüler dil tartışmaları üzerinde durarak kitabımızı tamamladık. Türk diliyle ilgili pek çok meselenin yer aldığı böyle bir kitapta elbette tartışmaya açık konular da bulunmaktadır. Bilimsel bir kitapta aynı konular üzerinde farklı düşüncelerin ve yaklaşımların olması kaçınılmazdır. Bu noktada yazarlarımızın yaklaşımlarına saygı duyduk ve kitabın mutlak bilgiyi önceleyen bir çerçevede hazırlanmasından ziyade farklı bakış açılarına yer veren bir yapıda oluşturulmasını uygun bulduk. Söz gelimi gramer konusuna geleneksel ve
modern yaklaşımları olabildiğince karşılaştırmalı biçimde sunmaya çalıştık. Benzer biçimde “Azerice mi, Azeri Türkçesi mi, Azerbaycan Türkçesi mi denmeli?” gibi konularda yazarların görüşlerine müdahale etmedik. Zira farklı yaklaşımların varlığını öğrencilerimiz için bir zenginlik olarak değerlendiriyoruz. Üniversite düzeyinde bir ders kitabında mutlak bilgi yerine farklı bakış açılarının ortaya konması, öğrencilerimizin farklı yaklaşımlardan haberdar olmalarını sağlayarak eleştirel düşünme becerilerine ve muhakeme yeteneklerine katkıda bulunacaktır. Bu düşüncelerin/ifadelerin/kavramsallaştırmaların derste tartışılmasını oldukça faydalı bulduğumuzu vurgulamak isteriz. Birbiriyle kesişen konular çerçevesinde bazı kavramların birden fazla ünitede incelenmiş olduğu görülebilir. Her ünitenin kendi gerekleri bağlamında yazarlar tarafından ele alınan temel kavram ve konular, kitabın bütünü içinde kısa tekrarlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu tekrarların konunun kavranmasında ve pekiştirilmesinde faydalı olacağını düşünüyoruz. Türk Dili dersi, üçlü bir sac ayağı şeklinde tasarlanmıştır. Bunlar; dersin öğretim görevlisi, ders kitabı ve dijital içerikler şeklindedir. Böylece öğrencilerimiz, anlamakta güçlük çektikleri ya da tartışmak istedikleri bir konuyu rahatlıkla dersin öğretim görevlisi ile tartışarak/konuşarak açıklığa kavuşturabilir. En büyük arzumuz öğrencilerimizin merakını tetikleyerek dilleri üzerinde düşünmesini sağlamak ve dillerini daha güzel, doğru ve yetkin kullanmalarına öncülük edebilmektir. Kitabımızla ilgili düşünceleriniz, geri bildirimleriniz şüphesiz daha iyi bir kitabın hazırlanmasına yardımcı olacaktır. Kitabımızın tüm öğrencilerimize ve Türk dilini gönüllerine ve nesillerine mayalamışlara faydalı olmasını temenni ediyoruz. Prof. Dr. Mustafa DURMUŞ Öğr. Gör. Dr. Hüseyin GÖÇMENLER Öğr. Gör. Dr. Gül ULUĞTEKİN
1. Ünite DİLE GİRİŞ Hasan GÜZEL Kazanımlar Bu ünite sonunda; • Farklı dil tanımlarını karşılaştırabilecek, • Dilin doğuşu ile ilgili görüşleri öğrenecek, • Toplumsal yaşamımızda dilin nasıl çeşitlendiğini kavrayacak, • Dil aileleri hakkında yapılan sınıflandırmaları sıralayabileceksiniz. Anahtar kavramlar • Dil tanımları • Dilin kökeni • Dilin özellikleri • Dillerin sınıflandırılması • Dilde varyasyon Tartışma soruları 1. Dil nasıl ortaya çıkmıştır? 2. İngilizce, Çince diğer dillerden üstün müdür? 3. Tehlike altında olan diller var mıdır? 4. Bir ülke sınırları içerisinde neden herkes standart dili konuşmaz? 5. Teknolojinin gelişimi dilimizi nasıl etkiler? İçindekiler I. Dil Nedir? II. Dilin Kökeni III. İnsan Dilinin Özellikleri IV. Dünya Dilleri V. Dillerin Sınıflandırılması VI. Dilde Varyasyon I. Dil Nedir?
İnsan yaşamının merkezinde yer alan dil, çoğunlukla insanı diğer canlılardan ayıran temel özellik olarak görülmüştür. Birçok çalışmada hayvanlar arasında da bir bildirişim olduğu kanıtlanmış olmasına rağmen insanlar arasındaki bildirişim yüksek düzeyli bir sisteme bürünmüştür. Nedensiz simgelerin bir araya gelmesiyle oluşan ve sesli bildirişim sağlayan bu sistem, elektrokimyasal özellikleri nedeniyle başlı başına bilişsel bir süreçtir. Bununla birlikte bu bilişsel süreç kolektif bir etkinlik ile şekillendiği için aynı zamanda toplumsal bir eylemdir. Bugüne kadar dilin bu farklı yönleri ön plana çıkarılarak çeşitli tanımlamalar yapılmıştır. Ferdinand de Saussure, dili toplum üyelerinin etkin bir şekilde doldurduğu bir veri tabanı olarak görmüştür. Ona göre dil, her insanın beyninde potansiyel olarak yer alan ya da bireylerin bir bölümünün beyninde daha özel olarak bulunan dil bilgisel bir sistemdir (1969, s. 30). Dilin kültürel yönüne vurgu yapan Edward Sapir, dili, yalnızca insana özgü olan; düşüncelerin, duyguların ve isteklerin, istençle (irade göstererek) üretilmiş semboller kullanarak iletilmesini sağlayan ve içgüdüsel olmayan bir yöntem olarak görmektedir (Sapir, 1921, s. 8). İnsan türünün doğuştan dil yeteneğiyle dünyaya geldiğini savunan Noam Chomsky’e göre dil, her biri sonlu uzunlukta ve sonlu bir üyeler kümesinde oluşturulan (sonlu ya da sonsuz) cümleler kümesidir (Chomsky, 1957, s. 13). Türkçenin dil bilgisi üzerine önemli çalışmalar yapan Tahsin Banguoğlu’na göre dil, insanların ihtiyaçlarını anlatmak için kullandıkları bir sesli işaretler sistemidir. Elle, başla, gözle işaretler yaparak da bazı duygularımızı, düşünce ve dileklerimizi anlatırız. Fakat en mükemmel anlatma (expression) vasıtamız dildir. Konuşma (parole) insana vergi olan ve onu hayvandan ayıran bir yüksek işleyiştir (function). İnsan konuşma yeteneği ile doğar. Fakat dil doğuştan bilinmez. Çocuk içinde yaşadığı topluluğun dilini, ana dilini (langue maternelle) uzun bir çıraklık devresi süresince öğrenir. Aslında her dil (langue) bir insan topluluğu arasında binyıllar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal kurumdur (Banguoğlu, 1986, s. 9). Dilbilimci Doğan Aksan ise dili; düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan, çok yönlü ve çok gelişmiş bir dizge olarak tanımlamıştır (Aksan, 2003, s. 55). II. Dilin Kökeni Dilin ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıktığı insanlık tarihinin en önemli bilinmezlerinden birini oluşturur. Eski Yunan filozofu Sokrates’ten (MÖ 469-399) günümüze kadar düşünürlerin ve bilim insanlarının sorduğu soru şu olmuştur: Anlamlı sözcükler ve belirli kurallarla sınırsız
dizgiler yaratma yetisini insan nasıl kazanmıştır? Her ne kadar 19. yüzyılın ikinci yarısında Britanya Akademisi (British Academy) ve Paris Dilbilim Derneği (Société de Linguistique de Paris), üyelerine dilin kökeni ile ilgili tartışmalardan uzak durmaları yönünde uyarıda bulunmuş olsa da etkisi kısa süreli olmuş ve dillerin kökeni yeniden bilim dünyasının en ilgi çekici sorularından biri olmuştur. Dilin kökeni ile ilgili ilk varsayımlar inanç kaynaklı olmuştur. İnanç kaynaklı açıklamalar toplumlara göre farklılık göstermiştir. Çinlilerin su kaplumbağası, Babillilerin deniz canavarı, Hintlilerin dil tanrısı Vâk, Mısırlıların Tôt adlı tanrısı, İbranilerdeki Babil kulesi anlatısı, inanç kaynaklı açıklamalardan bazılarıdır1. Mitoloji, efsane, yaratılış eksenli dinî görüşler 18. yüzyıla kadar gücünü korumuştur. 2 Resim 1: Babil Kulesi Pieter Brueghel (1563) (https://tr.wikipedia.org/wiki/Babil_Kulesi) 1 “Çinlilerde, bir su kaplumbağası, sırtındaki çizgili şekillerde yazının sırrını taşıyarak imparatorun önüne gelip yazıyı öğretmiştir. Babillilerde, yarı balık yarı insan bir deniz canavarı, sudan karaya çıkarak kendilerine yazıyı öğretmiştir... Hintlilerde, baş-tanrı Brahma, kendi görünüşlerinden birisi olan ve insan dilinin tanrısı sayılan Vâk aracılığı ile dünyayı ve içindeki varlıkları yaratmıştır. Mısırlılarda, baş-tanrı Ra, isteklerini, kendi dili ve habercisi saydığı tanrı Tôt aracılığı ile yerine getirmiştir... İbranilerde, tanrı yarattığı canlılara isim vermesi için Adem’i görevlendirir. Adem’in bütün canlıları çağırış şekillerine göre her birisinin ayrı bir ismi olur...Tufan’dan sonra, dünyada tek bir dil vardı. İnsanlar, Tanrı katına erişmek için Babil’de göğe doğru bir kule yapmaya başladılar. Tanrı o zaman insanların dilini karıştırıp hepsini dünyanın dört bucağına dağıttı.” (Başkan, 2003. ss 21-22.) 2 Ayrıntılı bilgi için bk. Karabulut, F. (2021). Dilin efsanevi kökenleri kurgudan gerçekliğe dilin macerası. Ankara: Nobel Yay.
İnanç kaynaklı yaklaşımlar dışında “yansıma kuramı”3, “jest-mimik kuramı”4, “iş kuramı”5, “ünlem kuramı”6 ve “müzik kuramı”7 dilin kökenini açıklamaya yönelik öne çıkan varsayımlardır. 20. yüzyılda dilin kökeni ile ilgili açıklamaların temelinde insan türünün biyolojik ya da kültürel evrimi yer almaktadır. Bu yüzyılda Noam Chomsky alanda çığır açan eserlerini yayımlamış ve bunun devamında köken tartışmaları tekrar alevlenmiştir. Chomsky, dilin kültürel bir olgu olmadığını, insanların doğuştan dil yetisine sahip olduğunu ifade eder. Yani ona göre insan bu yetiyi kültürel bir evrimle değil, muhteşem bir mutasyon sonucunda bir anda edinmiştir (1988, ss. 168-169). B. F. Skinner gibi davranışçılar ise insan zihninin boş olduğunu, diğer tüm davranışlar gibi dilin de sonradan öğrenildiğini savunmuştur (bk. Skinner, 1957). 20. yüzyılın en önemli çalışmalarından biri S. Pinker ve P. Bloom’un yayımladığı Natural Language and Natural Selection adlı makaledir. Bu yazıda insan dilinin doğal seçilimle evrimleşmiş olması gerektiği savunulmuştur (bk. Pinker ve Bloom, 1990). Bu çalışmadan sonra dili evrimsel süreçle birlikte ele alan çalışmaların sayısı artmıştır. Günümüzde dilin kökeni ve gelişimi çalışmaları arkeoloji, antropoloji, psikoloji, nöroloji, biyoloji gibi bilim dallarının katkılarıyla bir kimlik kazanmıştır. III. İnsan Dilinin Özellikleri Neredeyse bütün canlı organizmalar kendi türleri arasında iletişim sağlar. Canlılar işitsel, görsel, kimyasal vb. birçok değişik yolla iletişim kurarlar. Örneğin, kedilerde sesin kuvveti tehlike ya da çiftleşme isteği gibi farklı anlamlar içerebilir. Köpeklerin ya da sürüngenlerin selamlaşma ya da saldırganlık durumlarındaki kuyruk hareketleri ise görsel iletişime örnek gösterilebilir. Bazı canlılar, farklı iletişim biçimlerini aynı anda kullanabilirler. Arılar görsel, işitsel, kimyasal vb. sinyali gönderebilen çoklu iletişim sistemine8 sahiplerdir. Ama insana özgü olan dilin, en gelişmiş iletişim biçimi olduğu vurgulanabilir. 3 Ding-dong adlı kurama göre dil, insanın doğada işittiği çeşitli farklı seslere refleks olarak çıkardığı seslerden doğmuştur. Platon gibi önemli düşünürlerin de katıldığı bu görüşe göre insanlar nesnelere isim verirken çıkardıkları seslerden yararlanmışlardır. Yansımaya dayalı bir diğer açıklama ise Bow-wow hipotezi olarak adlandırılır. Bu görüşe göre dil insanların hayvan seslerini taklit etmesiyle ortaya çıkmıştır. Miyav, hav vb. 4 Darwin’in ileri sürdüğü bir görüş olan jest-mimik kuramı (Ta-ta hipotezi) dilin ortaya çıkışını beden hareketlerine bağlamaktadır. Buna göre ilk sözcükler, el hareketlerinin dudaklarla gösterilmesinden doğmuş ve gelişmiştir. 5 İş kuramına göre (Ye-he-ho hipotezi) insanlar bir arada çalışırken çıkardığı sesler insan dilinin kökenidir birlikte iş yaparken çıkardıkları seslerin dilin kökenini oluşturduğunu savunur. 6 Bu hipoteze göre (pooh-pooh hipotezi) göre insan dili, kişinin mutluluk, heyecan, acı gibi durumlarda çıkardığı ünlemlerden gelişmiştir. 7 Müzik kuramı (La-la hipotezi), insan dilinin kökenini oyun ve şarkılara dayandırır. 8 https://youtu.be/LA1OTMCJrT8
İnsan dilinin temel işlevi iletişimdir. İnsan dilleri, bildiğimiz hâliyle iletişimde kullanılan en gelişmiş ve en esnek sistemlerdir. Bu sistemlerin özelliği, karmaşıklık derecesi ne olursa olsun her mesajı inanılmaz çabuklukta ve etkinlikle iletmek üzere kullanılabilmeleridir (Janson, 2016, s. 21). İnsan dili sistemdir. Bu sistem kurallar bütününden oluşur. Diller hakkında az kurallı, çok kurallı, kuralsız şeklindeki değerlendirmeler bilimsel olmayan öznel değerlendirmelerdir. *gibi insan senin görmek ifadesi keyfî kurulmuştur. Oysa her dilde olduğu gibi Türkçenin yapısal özellikleri vardır. Bu ifade Türkçenin sistemine uymadığı için uygun değildir. İnsan dili üretkendir. Sınırlı sayıda sözcük ve sınırlı sayıdaki dilbilgisi kuralıyla sınırsız sayıda cümle kurma imkânı sunar. Örneğin aşağıdaki örneklerde para, almak, Ali, dün, banka, gitmek sözcükleri zaman, kişi, kip vb. ekleri alarak farklı anlam ve işlevde kullanılmıştır. (1) Ali dün bankaya para almaya gitti. (2) Dün para alan Ali bankaya gitmeli. (3) Ali dün parayla bankayı almaya gitti. (4) Dün giden Ali bankadan para aldı. İnsan dilinde göstergeler nedensizdir. Kardeş kavramının göstereni olan k-a-r-d-e-ş ses dizilişiyle herhangi bir bağlantısı yoktur. S-e-s, c-a-n vb. bir diziliş de bu kavramı gösterebilir. Saussure (1985) ve sonraki dilbilimcilerin de belirttiği gibi gösteren ile gösterilen arasında göreceli bir nedenlilik vardır. /kılıç/ ses dizisiyle /KILIÇ/ kavramı arasında ilişki nedensiz, ama kılıç balığının adı bir dereceye kadar nedenlidir. (Erkman, 1987, s. 41) İnsan dili biyolojik olduğu kadar toplumsaldır. Her dil bir topluluk tarafından konuşulur. Birey kendi başına bir dil oluşturamaz. İhtiyaçlarını gidermek isteyen insan, sosyalleşme ihtiyacı duyar. Sosyalleşen insan toplulukları arasında dil de şekillenir. Toplumsal dönüşümlerin izlerini sosyal bir kurum olan dilde görmek mümkündür. İstanbul’da konuşulan dilin 17. yüzyıl Osmanlı’sında Arap, Fars ve 21. yüzyıl Türkiye’sinde ise Batı etkisinde olması dilin toplumsal bir olgu olduğunun kanıtıdır. IV. Dünya Dilleri Dünyadaki dil sayısını kesin olarak söylemek zordur. Bunun bazı nedenleri vardır. Öncelikli sorun küçük diller üzerine yapılan çalışmaların yetersizliğidir. İngilizce, İspanyolca, Çince gibi konuşur sayısının fazla olduğu diller üzerine birçok araştırma yapılmasına rağmen Uzak-Doğu Asya, Afrika ya da Kafkasya’da konuşulan dil çeşitleri üzerine yeterli araştırma yapılmamakta,
bu durum da bu bölgelerde güncel dil sayısını kesin olarak saptamayı engellemektedir. Ayrıca dilsel varyantları dil, lehçe, ağız gibi terimlerle sınıflandırırken belirli dilbilimsel ölçütlerin de kullanılamıyor olması dil sayısının kesin olarak tespit edilememesinde rol oynamaktadır. Günümüzde dünya dillerinin hangi bölgelerde konuşulduğu ve bu dillerin ne tür tipolojik özellikler gösterdiği, WALS9 ve Ethnologue10 gibi kaynaklardan takip edilebilmektedir. Uluslararası dil ansiklopedisi Ethnologue’un 15. baskısında dünyada 6912 dilin konuşulduğu belirtilmiştir. Dünya dillerini nüfusa göre değerlendirdiğimizde büyük bir dengesizliğin söz konusu olduğu görülür. Dünyada ana dili olarak konuşur sayısı en çok olan diller Etnologue’un 22. baskısında (2019) şöyle sıralanmıştır: Dil Ana Dili (milyon) Dünya Nüfusuna Göre Oran 1. Mandarin Çincesi 918 % 11.922 2. İspanyolca 480 % 5.994 3. İngilizce 379 % 4.922 4. Hintçe 341 % 4.429 5. Bengalce 300 % 4.000 6. Portekizce 221 % 2.287 7. Rusça 154 % 2.000 8. Japonca 128 % 1.662 Tabloda görüleceği üzere 7,6 milyar olan dünya nüfusunun yaklaşık %40’ı bu sekiz dili ana dili olarak konuşmaktadır. Dünya nüfusunun %60’ı ise diğer dilleri konuşmaktadır. Dilbilimciler yakın gelecekte küçük dillerin birçoğunun kaybolacağını öngörmektedirler. Bu durumun ortaya çıkmasında en büyük etken, küçük dillerin işlevlerinin azalmasıdır. Birçoğu 9 WALS, Max Planck Enstitüsü tarafından yürütülen projenin çıktısıdır. Martin Haspelmath, Matthew S. Dryer, David Gil ve Bernard Comrie editörlüğünde 2005 yılında Oxford Üniversitesi yayını olarak basılan bir kitaptır. Kitabın tüm içeriği bilgisayar programcısı Hans-Jörg Bibiko’nun geliştirdiği yazılıma yüklenmiş bir CD kitap ile satışa sunulmuştur. 2008 yılında internet kaynağı olarak kullanıma sunulan WALS’in elektronik versiyonuna, http://www.wals.info adresinden ulaşılabilmektedir. 10 Ethnologue: Languages of World (kısaca Ethnologue), dünyada konuşulan diller hakkında bilgi sunan en geniş kaynaklardan biridir. Dillerin konuşulduğu bölgeler ve ülkeler başta olmak üzere konuşur sayıları, dillerin ait oldukları dil grup ve aileleri ile diğer bazı ansiklopedik bilgileri görsel materyallerle sunar. Günümüze kadar birçok baskısı yapılan kitabın ilk baskısı 1951 yılında yayımlanmıştır. 2015'te 18. baskısı çıkmıştır. Kaynağın interaktif elektronik versiyonuna, şu adresten ulaşılabilmektedir: http://www.ethnologue.com
sadece sözel olarak yeni nesillere aktarılan küçük dillerin ölümü aynı zamanda kültürel zenginliğin ve çeşitliliğin yok olmasına neden olmaktadır. Ayrıntılı bilgi için siz de aşağıdaki kaynaklara bakabilirsiniz. Bazı diller zayıf mıdır? Bazı dillerin geniş alanlarda konuşulması ya da bazılarının tehlike altında olması dillerin zayıf/güçlü özelliklerinden mi kaynaklanmaktadır? Hepimiz hayatımız boyunca “İngilizce en gelişmiş dildir.”, “Almanca en zengin dildir.” veya “Bu dil ile felsefe yapılmaz, yeterli derin anlamlara sahip sözcükleri yoktur.” türünde cümleler duyarız. Türkçe ile ilgili de olumlu ya da olumsuz içerikli cümlelerin kurulduğuna zaman zaman tanıklık ederiz. Gerçekten bazı diller daha gelişmiş sistemler midir? Bu tür cümleler çağdaş dilbilime göre bilimdışıdır. Çünkü her dil ile sonsuz üretimler yapılabilir. Her dilin mevcut sözcük dağarcığı konuşulduğu toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. At ile ilgili Kırgızcada, deve ile ilgili Arapçada ve kar ile ilgili Eskimo dilinde çok sayıda sözcük vardır. Aynı şekilde yazısı olmayan Kaşkayca ile dünyanın birçok yerinde konuşuru bulunan ve ikinci dil olarak öğretilen İngilizce arasında dilbilimsel açıdan bir fark yoktur. Her iki dil de işlevlerinin geliştirilmesi durumunda farklı sosyal ortamlarda konuşulabilir. V. Dillerin Sınıflandırılması Bir bütün hâlinde insan dilinin tarihi olduğu gibi çeşitlilik gösteren sistemlerin de kendi tarihleri vardır. İngilizce, Sanskritçe vb. dillerin tarihleri incelendiğinde bu dillerin ortak bir atadan geldiği saptanmıştır. Dillerin belirli özellikleri temel alınarak gruplar altında sınıflandırma denemeleri 18. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkar. Tarihsel dilbilimin altındaki karşılaştırmalı çalışmalar, belirli ses ve biçim denkliklerinden yola çıkılarak yapılmıştır. Günümüzde de diller, çeşitli ölçütler kullanılarak sınıflandırılır. Diller çoğunlukla köken ve yapı açısından sınıflandırılır:
Köken Bakımından Diller Dünya üzerinde yaygın olarak konuşulan dillerin, geriye doğru gidildikçe bazı dillerle benzerlik gösterdikleri görülmektedir. Bugün konuşulan birçok dil, ortak bir ana dilden gelişmiştir. Toplulukların farklı coğrafyalara göçmeleriyle birlikte konuştukları diller de farklılaşmıştır. Uzaklığın durumu ortak atadan gelen dillerin birbirinden uzaklaşma derecesini de etkilemiştir. Birbirine benzeyen bu dillerin birbirlerinden ne zaman ayrıştıkları Türkçe-Türkmence ya da İspanyolca-İtalyanca örneklerinde olduğu gibi bazen bilinir. Bununla birlikte Sanskritçe ve Farsçanın birbirinden ne zaman ayrıştıkları tam olarak bilinmemektedir. Aynı kökenden gelen diller, dil aileleri oluşturur. Günümüzde ortak atadan geldiği düşünülen diller sınıflandırılarak incelenir. Hint-Avrupa dilleri, Çin-Tibet dilleri vb. dil aileleri gibi. Peki dünya üzerinde kaç dil ailesi vardır? Dünya üzerindeki dil aileleri konusunda net bir sayı vermek zordur. Bazı dilbilimcilere göre yüzden fazla dil ailesi mevcuttur. Burada, dil sayısının en fazla olduğu dil ailelerini öğrenelim. AİLE DİL 1. Nijer-Kongo 1.535 2. Avustronezya 1.225 3. Trans-Yeni Gine 4. Çin-Tibet 477 5. Hint-Avrupa 455 Toplam 445 4.137 Yukarıdaki tabloda görüleceği gibi yeryüzünde konuşulan dillerin büyük bir bölümü beş büyük dil ailesine mensuptur. Türkçenin içinde yer aldığı Altay dil grubu sahip olduğu 62 dil ile nispeten küçük dil ailesi sınıfına girmektedir. Peki konuşur sayısı bakımından dil aileleri nasıl sıralanır? Aşağıdaki tabloya göz atalım: AİLE KONUŞUR 1. Hint-Avrupa 3.290.000.000 2. Çin-Tibet 1.400.000.000 3. Afroasyatik 4. Nijer-Kongo 583.000.000 571.000.000
5. Avustronezya 327.000.000 Toplam 5.171.000.000 Dil sayısı bakımından en üstte yer alan Nijer-Kongo ve Avustronezya dillerinin konuşur sayısı açısından gerilerde olduğu görülür. Dünyanın en çok dil sayısına sahip üçüncü dil ailesi olan Trans-Yeni Gine grubu ise konuşur sayısı açısından ilk beş dil ailesine girememektedir. Türkçenin de içinde yer aldığı Altay dil ailesi dil sayısında olduğu gibi konuşur sayısı açısından da en kalabalık dil aileleri arasında yer almaz. Şekil 1: Dünya Dilleri (https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_language_families#/media/File:Primary_Human_Lang uage_Families_Map.png) Siz de https://www.ethnologue.com/guides/largest-families sayfasını ziyaret edip ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Yapı Bakımından Diller Diller ses, biçim bilgisi ve söz varlığı özellikleri açısından da sınıflandırılır. Söz yapımı biçimsel sınıflandırmaların en yaygın ölçütüdür. Söz yapım ölçütüne göre diller, tek heceli (yalınlayan), bükümlü (kaynaşmalı) ve eklemeli olmak üzere üç grupta incelenir. Tek heceli dillerde her sözcük kök hâlindedir, sözcüklere ek gelmemiştir. Bu dillerde sözcükler her zaman aynı biçimi korurlar ama sözcüklerin sıralaması değiştiğinde anlam değişir. Bu grubun en önemli dilleri Çince ve Vietnamcadır. Bükümlü dillerde işlevler sözcüklerin kökündeki değişikliklerle ifade edilir. Sözcüğün kökü ve eki arasındaki sınır kesin değildir. Hint-Avrupa dilleri ve Arapça bu yapıdaki dillere örnek gösterilebilir. Arapçada her sözcüğün birincil ünsüzleri vardır. Yeni sözcükler bu ünsüzlerin
önüne, arkasına ve ortasına eklemeler yaparak oluşturulur. Örneğin ketebe “o yazdı”, mektup “yazılmış” sözcüklerinin kökünde k, t, b ünsüzleri bulunur. Eklemeli dillerde sözcüğe ek ve takılar eklenerek çekim ya da türetim yapılır. Her ekin kendine özgü bir işlevi vardır. Bu dillerde sözcük kökü ve ekler arasındaki görünüm genellikle şeffaftır. Türkçe ve Moğolca en tipik eklemeli dillerdir. Örneğin Türkçede /uçtum/ dizimi uç- köküne eklenmiş /-tu/ zaman eki ve /-m/ kişi ekinin eklenmesiyle oluşturulmuştur. Yapı Bakımından Diller Bükümlü Diller Eklemeli Diller Tek Heceli Diller İngilizce, Fransızca Türkçe, Moğolca Çince Almanca, Arapça Korece, Japonca Tibetçe Farsça, Rusça Fince, Macarca Vietnamca Bununla birlikte eklemeli ve bükümlü dillerin özelliklerini aynı anda taşıyan diller de mevcuttur. Örneğin bükümlü diller arasında yer almasına rağmen İngilizcede ön ve son ekler bulunur: ir-responsible > irresponsible “sorumsuz”, care-less > careless “dikkatsiz”. Türkçe eklemeli diller arasında yer almasına rağmen Türkçede bükümlü dillerde olduğu gibi ekleşme sırasında kökte gerçekleşen değişimlerle karşılaşılır: ben > bana, sen > sana gibi. VI. Dilde Varyasyon Televizyonda izlediğimiz kültür programlarındaki dil kullanımı11, pazarda, kuaförde vs. karşılaşılan dil kullanımından farklılık gösterir. Kendinizi düşünün. Üniversitede bilimsel bir sunum yaparken kullandığınız dil ile kafede arkadaşlarınızla sohbet ederken kullandığınız dil aynı mı?12 Rize’de konuşulan Türkçe ile Burdur’da konuşulan Türkçe neden farklı özellikler gösterir? Dil, bireysel ve toplumsal yönü olan bir sistemdir. Diller kişilerin yaş, cinsiyet, sağlık durumu gibi bireysel ya da sosyal statü gibi toplumsal etkenlere göre çeşitlenirler. Bu etkenlerden hangisi daha baskın ise dilsel çeşitlenme o yönde gerçekleşir. Kişiler olası biçimlerden birini yaşamlarında sürekli olarak değiştirip kullanır. Dilin değişken olması varyantların keyfî ve kuralsız olduğu anlamına gelmez. Çeşitlenme belli kurallar çerçevesinde ortaya çıkar. Çeşitlenme söz konusu olduğunda da ses, biçim ve sözdizim kuralları dikkate alınır. Örneğin uzun adam dizimi adam uzun biçimine dönüşemez. Türkçenin sözdizim 11 https://youtu.be/5U35Q42FHQs 12 https://youtu.be/vVCgfobBv3M
tipolojisi belirli sayıda çeşitlenmeye izin verir. Aynı şekilde son çekim ekleri başa getirilemez, eklerin sırası keyfî biçimde değiştirilemez. Biçim düzeyindeki çeşitlenmeler Türkçenin yapısal kuralları ile sınırlı kalır. Örneğin gelmorum “gelmiyorum” kullanımı mümkün iken kişi ve zaman ekinin yer değiştirdiği gelummor Türkçenin tipolojisine uygun değildir. Bireyler bu kullanımın sınırlarını, resmî kurumlarda dilbilgisi eğitimini almadan edinirler. Her türlü dilsel çeşitlenmeyi bu kurallar çerçevesinde gerçekleştirirler. Modern dilbilimsel bakış açısına göre standart dil, ağız, yaş ve cinsiyet jargonları, özel diller, meslek dilleri gibi dilin farklı çeşitleri aynı değere sahiptir. Bu dil çeşitleri birbirinden üstün, güzel, zengin ya da değerli değildir. Standart Dil Standart dil, kullanıldığı bölge içinde iletişim alanı en geniş olan biçimdir. Millî dil, edebî dil gibi farklı şekillerde adlandırılan standart dil, farklı ağızları konuşan insanlar arasında bir iletişim aracıdır. Bölgelerüstü olan standart dil, tarihsel gelişmeler sonucunda hem politik hem de kültürel merkez olarak görülen bir bölgenin prestijli varyantının kodlandırılıp işlevinin genişletilmesi ve toplumca benimsenmesiyle oluşur. Standart dil şu aşamalardan geçer: seçim > kodlama > yerleştirme > işlevlerinin geliştirilmesi (konuyla ilgili olarak bk. Haugen, 1972, s. 110; König, 1991, s. 68). Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra standart dil olarak toplumsal saygınlığı olan İstanbul ağzı seçilmiştir. Kodlaştırma olarak adlandırılan ikinci aşamada bir kurum standart dilin kurallarını belirler. Türkiye’de Türk Dil Kurumu bu görevi üstlenmiş, kuralları belirlemiştir. Üçüncü aşamada standart dilin işlevlerini genişletmek için belirlenen kurallar yaygın olarak yazılı dilde, tüm devlet işlerinde ve eğitimde kullanılır. Son aşamada ise standart dil olarak belirlenen dil, toplumca kabul görmelidir. Bu süreçleri başarıyla tamamlayan varyant, toplumsal açıdan saygınlık kazanır ve birleştirici özelliği olan standart dil hâline bürünür. Standart dilin özelliklerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz: • Bölgede konuşulan diğer dil varyantlarına göre daha prestijlidir. Standart dilin öğrenilmesi ve kullanılması toplumsal yaşamda saygınlık kazandırır. • Standart dilin özellikleri kodlanmıştır. Kuralları kurumlar tarafından belirlenir. Standart dilin doğru kabul edilen özellikleri kurumların yayın organları tarafından topluma öğretilir. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde standart dil olarak kabul edilen İstanbul varyantı Türk Dil Kurumu tarafından belirlenen kurallara göre kullanılır. • Standart dil aynı zamanda yazı dilidir. Resmî kurumlarca seçilen standart varyant ile kitap, dergi vs. yayınlar çıkarılır. Okullarda bu varyantın nasıl yazılacağı öğretilir.
• Standart dil yerel izler taşımaz. Kodlanmış kuralların egemen olduğu standart dilde yaş, eğitim, sağlık gibi kişisel etkenler dışında varyasyon azlığı söz konusudur. • Bir dilin işlev alanı en geniş olan varyantı standart dildir. Bölgesel ağızlar kendi doğal sınırları veya yakın bölgelerde işlevsel iken standart varyant, bir dilin konuşulduğu tüm alanlarda işlevsel olabilir (Demir, 2010, ss. 96-99). Yerel Varyasyon Aynı dili konuşan kişiler sözcük seçimi, ses ve sözdizimi özellikleriyle standart dil kullanımından farklılaşırlar. Bölgesel varyasyon en kolay fark edilebilen türüdür. Bir dilin ses, biçim ve sözdizimi açılarından bölgeden bölgeye değişiklik gösteren varyasyonlarına bölgesel dil türleri adı verilmektedir (König, 1991, s. 63). Bölgesel dil türleri için ağız, lehçe, şive gibi terimler kullanılmaktadır. Bu adlandırmalar üzerinde fikir birliği yoktur (Ağız, şive ve lehçe tartışmaları için bk. Demir 2006). Muharrem Ergin’in defalarca baskısı yapılan Dil Bilgisi kitabı bu terimlerin yaygın bir şekilde kullanımını sağlamıştır. Ergin’in tanımı şöyledir: “/…/ bir dilin muhtelif lehçeleri, şiveleri ve ağızları bulunur. Bunlardan Lehçe bir dilin bilinen ve takip edilebilen tarihinden önce, karanlık bir devrinde kendisinden ayrılmış olup çok büyük ayrılıklar gösteren kollarına denir. Şive bir dilin, bilinen tarihî seyri içinde ayrılmış olup bazı ses ve şekil ayrılıkları gösteren kolları, bir kavmin ayrı kabilelerinin birbirinden farklı konuşmalardır. Ağız ise bir şive içinde mevcut olan ve söyleyiş farklarına dayanan küçük kollara, bir memleketin çeşitli bölge ve şehirlerinin kelimeleri söyleyiş bakımından birbirinden ayrı olan konuşmalarına verdiğimiz addır. Ağız’larda ses (söyleyiş), şive’lerde ses ve şekil, lehçe’lerde ise ses ve şekilden başka kelime ayrılıkları, kelime sahasına inen ayrılıklar bulunur” (1998, s. 10). Ancak bu açıklamalar günümüzde sıklıkla eleştirilmektedir. Örneğin, Kıbrıs varyantı sadece ses farklılıklarıyla değil kitabı aldım, okudum oni ve Yok unudasıñ beni ‘Beni unutma’ örneklerinde görüldüğü gibi sözdizimi farklılıklarıyla da standart Türkiye Türkçesinden ayrılır. (bk. Demir, 2006). Ağız araştırmaları uzmanı olan Demir’in tanımlaması ise daha kapsayıcıdır. Demir, ağızları, “aynı kökenden geldiği üst sistem durumundaki bir standart dile bağlı, doğal olarak ortaya çıkmış; aile ve dost çevresinde, iş yerlerinde; okur yazarlığı az, bulunduğu bölgeden uzun süre ayrı kalmamış insanlarca sözlü iletişimde dilin başka türleriyle karşı karşıya gelme oranına göre değişen biçimde kullanılan, resmi ortamlarda kullanılmasından kaçınılan, yazılı bir gelenek oluşturamamış, iletişim alanı sınırlı, bağlı olduğu üst sistemden dilin her alanında karşılıklı anlaşmanın korunacağı oranda ayrılabilen, prestiji standart dile göre daha az yerel konuşma biçimleridir” (Demir, 2002, s. 113) şeklinde tanımlar.
Toplumsal Varyasyon Dilsel çeşitlenmede toplumsal etkenler de önemli rol oynar. Dil dış etkenler olarak görülen yaş, cinsiyet, meslek, bulunulan sosyal statü dilin kullanımını etkilemektedir. Bu etkenlerin bazıları diğerlerine göre daha kolay fark edilebilir durumdadır. Örneğin sosyal statünün dil çeşitlenmesindeki etkisi kolay fark edilebilir. Birçok modern dilbilimsel çalışma yaşın farklı dil kullanımlarında etkisi olduğunu göstermiştir13. Her yaş grubu kendine özgü bir söylem tarzı geliştirmektedir. Örneğin kanka hadi şunu trolliyelim! cümlesindeki sözcük seçimi bu ifadenin genç bir kişiye ait olduğunu düşündürmektedir. Türkçede çeşitlenmeye yol açan bir diğer dil dışı etmen cinsiyettir. Toplumsal yaşamda dil farklılığına neden olan şey biyolojik cinsiyet değil toplumsal cinsiyettir. Söz konusu olan toplumsal cinsiyet ise toplumsal roller aracılığıyla var olmakta ve toplumsal yaşamı düzenlemektedir. Burada sosyal olarak ortaya kurulmuş erkeklik ve kadınlık kategorilerine roller ve anlamlar yüklenmektedir (Bilton, 2008, s. 129). Türkiye’de toplumsal yaşamda dayatılan roller nedeniyle Ayy ben bunu nereden bileceğim ayol! cümlesinin bir kadın tarafından, oğlum bugün coşuyoruz! cümlesinin ise söylem tarzı açısından bir erkeğe ait olduğu kolaylıkla tahmin edilebilir. Aynı meslek grubunda çalışan kişiler kendileri arasında özel bir söylem geliştirirler. Jargon adı da verilen bu farklılaşma, meslek terimlerinin kullanılması, bazı kelimelere özel anlamlar yüklenmesi, bireyler arasındaki ilişkiler ağını gösterecek kalıp ifadeler vb. özelliklerin kulllanılması şeklinde olabilir (Demir, 2010, s. 101). Elekçi, çerçi, kalaycı gibi meslek gruplarının kullandıkları dil bu çeşitlenmeye örnek gösterilebilir. Kişiler dinleyiciye göre de farklı söylem geliştirirler. Bir iş yerinde patron ve çalışanlar arasında gerçekleşen şu diyaloga bakalım: İşçi: Bugün bu işleri yetiştirmek istiyoruz. Patron: Bugün bu evraklar tamamlanacak! Yukarıdaki diyalogda işveren sosyal statü olarak daha üstündür. İşverenin kurduğu cümle yapısal olarak bir emir/istek cümlesi değildir. Bu cümle işçi tarafından kurulsaydı gelecekle 13 https://youtu.be/1GYDkNZ19VE
ilgili bildirim içerdiğini anlardık. Ama işveren tarafından kurulan bu ifadenin ileri derecede bir istek ya da emir içerdiğini ana dili konuşuru olarak fark edebiliyoruz. Sosyal statüye göre çeşitlenmeye plaza dilini de örnek gösterebiliriz. Çoğunlukla sosyoekonomik olarak orta ya da orta-altı kesimden kişilerin işçi olarak çalıştığı plazalarda yabancı dil etkisiyle yeni bir varyant ortaya çıktığı görülmektedir. Diğer ülkelerde olduğu gibi çoğunlukla plazalarda çalışan kişiler sosyal statü olarak kendilerini daha farklı ve üst statüde hissettiren bu dil türünü kullanmaktadırlar.14 Burada göze çarpan şey yabancı dilden kopyalamalardır. Aşağıdaki örneklere bakalım: - Bu yılki vergiyi gördükten sonra down olmuş durumdayım. - Arkadaşlar öncelikle bu iş bizim için must mı nice to have mi ona karar vermemiz gerekiyor. - Toplantıdan önce raporu print alıp hard copysini hazır edelim. Bilim dünyasındaki gelişmeler toplumsal yaşamımızı etkilemektedir. Telefon ve bilgisayar gibi iletişim araçları düşünme ve yaşama biçimimizi değiştirdiği gibi dilde de varyasyona neden olmaktadır. İletişim araçlarında e-mail, yazışma ya da düşünce ifade etme (tweet yazma gibi) vb. durumlarda, kişiler hızlı bir haberleşme için gereksiz gördükleri ünlüleri yazmama, noktalama işareti kullanmama ya da Türk alfabesinde bulunmayan harfleri değiştirme eğilimi göstermektedirler. Örnek olarak: slm, nbr, aeo (Allaha emanet ol), tmm, grs (görüşürüz). Resmî kurumlar, mesajlaşma dili ya da internet dili terimleriyle de anılan yazışma varyantlarının standart dile uygun olmadığını dile getirmekte ve kampanyalar düzenlemektedir. Ama standart dil kullanımın zorunlu olmadığı bu tür alanların kontrolü zor olduğu için mesajlaşma dilinde kullanıcıların tercihi ön plana çıkmaktadır. Şekil 2: BTK Kampanyası (https://twitter.com/BTKbasin/status/898968574953443328?s=20) 14 https://youtu.be/ELyVadhFpTk
Farklı dilleri konuşan insanların etkileşimi de dil kullanımı üzerinde etkili olmaktadır. Dil ilişkisi denildiğinde çoğumuzun aklına sözcük alışverişi gelir. Oysa dil ilişkileri sonucunda ilişkinin yoğunluğu ve süresine göre yapısal birçok özelliğin alışverişi söz konusu olabilir. Hatay’da konuşulan Türkçede Arapçanın etkisini görebilirken Artvin’in ilçelerinde Gürcücenin, Kıbrıs’ta ise İngilizcenin etkisini tespit edebiliriz. Bu bölgelerde varyantlaşmanın en belirgin nedeni dil ilişkileridir. Sıra Sizde 1. Aşağıdakilerden hangisi Hint-Avrupa dillerindendir? a. Farsça b. Türkçe c. Arapça d. Tibetçe e. İbranice 2. Hangisi standart dilin özelliklerinden değildir? a. Prestijlidir. b. Bölgelere göre farklılık gösterir. c. İşlev alanı geniştir. d. Kodlanmıştır. e. Okullarda eğitim dili olarak öğretilir. 3. Hangisi dilin özelliklerinden biri değildir? a. Üretkendir. b. Göstergeleri nedenseldir. c. Sistemlidir. d. İletişim aracıdır. e. Kurallıdır. 4. Hangisi bölgesel dil türüdür? a. Mesaj dili b. Plaza dili c. Ağız d. Standart dil e. Yazı dili 5. Aşağıdaki dil ailelerinden hangisi dil sayısı açısından en aşağıda bulunur? a. Avustronezya b. Hint-Avrupa c. Hami-Sami d. Çin-Tibet e. Trans-Yeni Gine Önerilen Kaynaklar
Derek, B. (2012). Adem'in Dili İnsan Lisanı Nasıl Yarattı Lisan İnsanı Nasıl Yarattı (Çev. Mehmet Doğan). İstanbul: Boğaziçi Yayınevi. Deutscher, G. (2015). Dilin Aynasından Kelimeler Dünyamızı Nasıl Renklendirir (Çev. Kemal Yardımcı). İstanbul: Metis Yayınları. Diller ve Kullanım Alanları: https://youtu.be/0GLJ_P4gn4g Konuşma Dili: https://youtu.be/kYRiRQHc_go Bir dilde konuşmayı nasıl bu kadar çabuk öğrenebiliyoruz? https://youtu.be/4gMv4rHqvfs Dilin Kökeni: Biyoloji mi Kültür mü? https://youtu.be/IquL-YHPx1I Kaynakça Aksan, D. (2003). Her yönüyle dil ana çizgileriyle dilbilim. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları. Banguoğlu, T. (1986). Türkçenin grameri. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları. Bilton, T. (2008). Sosyoloji. (çev. K. İnal). Ankara: Siyasal Kitabevi. Chomsky, N. (1988). Language and problems of knowledge-the managua lectures. Cambridge: MIT Press. Chomsky, N. (2009). Bilgi sorunları ve dil-managua dersleri. (Çev. Veysi Kılıç), BGST Yayınları: İstanbul. Chomsky, N. (1957). Syntactic structures. The Hague: Mouton. Demı̇ r, N. (2002). “Türkiye’de Özel Diller”. Yeni Türkiye 43. Türkoloji ve Türk Tarihi Araştırmaları Özel Sayısı I, 422-428. Demir, N. (2002b). “Ağız Terimi Üzerine”. Türkbilig 4, 105-116. Demir, N. (2006). “Türkiye’de Dil-Lehçe-Şive-Ağız Tartışmaları”. (Der. Astrid Menz – Christoph Schröder), Türkiye’de Dil Tartışmaları içinde. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, 119-146. Demir, N. (2010). “Türkçede Varyasyon Üzerine”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi 17, 2: 93-106. Ergı̇ n, M. (1998). Edebiyat ve eğitim fakültelerinin türk dili ve edebiyatı bölümleri ı̇ çin Türk dil bilgisi. İstanbul: Bayrak Yayınları. Erkman, F. (1987). Göstergebilime giriş, Alan Yayıncılık, İstanbul: Alan Yayınları. Haugen, E. (1972). \"Dialect, Language, Nation\" Sociolinguistics. J.B. Pride and Janet Holmes (eds.) Penguin, 97-111. König Çağlar, G. (1991). “Toplumdilbilim Açısından Dil ve Dil Türleri”. Dilbilim Araştırmaları, Ankara: Hitit Yayınevi. Pınker, S. ve Bloom, P. (1990). “Natural Language and Natural Selection”. Behav, Brain Sci., 13, 707-784.
Sapir, E. (1921). Language. New York: Harcourt Brace. Saussure, F. (1985). Genel dilbilim dersleri (Çev. Berke Vardar). Ankara. Sıra Sizde Cevap Anahtarı: 1) A 2) B 3) B 4) C 5) E
2. Ünite DİL VE KÜLTÜR Prof. Dr. Nurettin DEMİR Kazanımlar Bu ünite sonunda; • Dil ve varyasyon ilişkisini açıklayabilecek, • Dilin farklı varyantlarını sıralayabilecek, • Dilin işlevini ve kullanıldığı alanlar arasındaki farklılıkları anlatabilecek, • Dil ve kültür ilişkisinin farklı boyutlarını özetleyebilecek, • Kültürler arası iletişimin önündeki engelleri değerlendirebileceksiniz. Anahtar kavramlar • Varyasyon • Ağız • İdiyolekt • Etnozentrizm • Kültürler arası iletişim Tartışma soruları 1) Dilin farklı alanlardaki kullanımları ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? 2) Kültürün dile yansıma biçimlerine hangi örnekleri gösterebilirsiniz? 3) Kültürler arası farklılıkların kültürler arası iletişimi nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? İçindekiler Giriş I. Dil I.1. Dil ve Varyasyon I. 2. Dil ve İşlevleri II. Kültür
II.1. Dil ve Kültür II.2. Kültürlerarası İletişim Sonuç Giriş Dil, insanları diğer canlılardan ayıran en önemli ölçüt, kültür ise insanların genetik mirasının bir parçası olmayan her şeyi kapsadığı için yazı çok kapsamlı iki konuyla ilgilidir. Yazının sınırlı çerçevesinde, dil hakkında genel kültürün bir parçası olacak bilgi verecek ve kültürün dile nasıl yansıdığını kısaca göstermeye çalışacağım. Bunu yapma amacım üniversite öğrencisinin çevresindeki dil durumunu sloganvari yaklaşımlardan uzak bir biçimde kavramasına yardımcı olmaktır. Bunu yapabilmek adına dilin kısa tanımından sonra dildeki çeşitliliği, nedenlerini ve ve dilin toplumda ne işe yaradığını kısaca anlatmaya çalışacağım. İkinci olarak dil ile kültür arasındaki ilişkiyi, kültürel farklılıkların dile nasıl yansıdığını az sayıda seçilmiş örneklerle göstermeye çalışacağım. Burada daha önceki çalışmalarımdan ciddi olarak yararlanmak suretiyle bir araya getirdiğim konular hakkında daha ayrıntılı bir okuma yapmak isteyenler, Demir ve Yılmaz, 2007; Demir, 2009a; 2009c; 2009d; 2010 tarihli yayınlara bakabilirler. I. Dil Dil, insana özgü, temelinde sesler olan bir iletişim aracı, başka hiçbir şeyi paylaşmayan insanların ilk karşılaşmalarında anlaşmalarını sağlayan ortak mirasıdır. Seslerin dile özgü kurallar çerçevesinde bir araya gelmesiyle kelimeler ve ekler ortaya çıkar. Bunlar da yine dile özgü kurallar çerçevesinde kelime gruplarını ve cümleleri oluşturur. Her dil, konuşanların ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte üretkendir. Gerektiğinde dillerde yeni ses, biçim, söz dizimi kalıpları gelişebilir. Türkçede eskiden olmayan ama günümüzde bulunan /f/, /j/ seslerini, sıra-matik, tercih-matik gibi kelimelerde görülen ve ek olmadığı hâlde Türkçede ek olarak kullanılmaya başlanan -matik ve bilgisayar teknolojisiyle ilgili kelimeler buna örnek gösterilebilir. Doğal diller zamana, mekâna, sosyal gruplara ve başka dillere ilişkilere bağlı olarak değişikliğe uğrar. Zaman içindeki değişmeyle tarihsel dilbilim, mekândaki değişmelerle diyalektoloji, toplum içindeki çeşitli nedenlerle ortaya çıkanlarla sosyolinguistik, başka dillerle ilişkiler sonucu ortaya çıkan değişmelerle de dil ilişkileri ilgilenir.
Dil araştırmaları daha çok yazılı metinlere dayanır. Bu yüzden dil denince akla yazı dili gelir. Ancak insan önce sözlü dili edinir, yazı daha sonra kazanılan bir beceridir. Yazılmayan dillerin konuşurları, okur yazar olmayanlar, okul öncesi çocuklar da ana dillerini doğru biçimde kullanır. Diller sonraki nesillere sözlü biçimiyle aktarılır. Okullarda öğretilen, standart yazım ve standart dildir. Dilin tek biçimli olması idealize edilmiş, varyasyonlu oluşu ise normal bir durumdur. İnsanlar dili kullanırken sahip oldukları dil bilgisinin tamamından yararlanmazlar. Bireyler kişi durum, zaman, mekân, muhatap, konu gibi nedenlere bağlı olarak dili farklı biçimlerde kullanır. Diyalektoloji ve sosyolinguistik başta olmak üzere dilin varyasyonla ilgilenen kolları, herhangi bir doğal dilde tarihsel, bölgesel, sosyal, kişisel ve durumsal çerçevede birbiriyle rekabet hâlinde olan birden çok konuşma biçimi (Yun. lektos) olduğunu ortaya çıkarmıştır (bk. Dittmar, 1997, s. 173 vd.). Araştırmalarda yerel, sosyal ve tarihsel sebeplerle ortaya çıkan çeşitlenme daha çok araştırmaya konu olmuştur. Dil içindeki çeşitlenmelerin tamamını adlandırmanın zorluğu yüzünden her farklı biçimi varyant olarak adlandırma eğilimi vardır (bk. Crystal, 1995, s. 24; Dittmar, 1997, s. 173 vd.) Türkçedeki lehçe ve şive tartışmaları için (bk. Demir, 2006). Standart dil, yerel ağızlar, sosyal ağızlar, farklı yaş ve cinsiyet gruplarının jargonu, meslek dilleri, kısaca dilin her tür gerçekleşme biçimi bir varyanttır. Hiçbiri dilbilim açısından diğerlerinden daha üstün, daha güzel, daha doğru veya teşvike daha layık değildir. Ama ortaya çıkış nedenleri, işlev alanları, sahip oldukları prestij gibi dil dışı nedenler, bunlardan birinin diğerlerinden daha üstün görülmesine, daha fazla teşvik edilmesine neden olabilmektedir. I. 1. Dil ve Varyasyon “Dil zaptiyeleri” yanında zaman zaman eğitimli insanlar arasında da “doğru” ve değişmez bir dil olduğundan hareket edilir. Bu nedenle gençlerin, alt sınıfların “bozuk” konuştuğu görüşü yaygındır. Oysa doğal dillerde, dilin kullanıldığı her ortamda kolayca gözlenebilen basit bir dil gerçeği vardır: Dil değişkendir. Değişkenliğin açıklanabilir nedenleri vardır. Dilbilgisi kuralları ve mantık açısından kabul edilebilir, iletişim işlevini yerine getiren her cümle, aslında aynı dil sisteminden yararlanır. Konuşurlar; belli bir zamanda var olan dil kuralları ve söz varlığı hakkındaki aktif ve pasif bilgilerini eğitim, deneyim ve bilgileri çerçevesinde duruma, bağlama, konuya ve muhataba uygun biçimde kullanırlar. Değişkenlik, kuralsızlık anlamına gelmez. Standarttan ne kadar saparsa sapsın, bir ifadenin dilbilgisel açıdan kabul edilebilir olması gerekir. Örnek olarak isme gelen ekler fiile, fiile gelen ekler isme, son çekim ekleri başa getirilemez; eklerin sırası rastgele değiştirilemez. Söz diziminde sınırlı sayıda devrik yapı mümkündür ancak her şey her şeyin yerine geçemez. Güzel
hava, hava güzel aynı kelimelerden ibaret olmakla birlikte aynı şeyi ifade etmez. Bir dilsel ifade, ben gitmek istasyon örneğinde olduğu gibi belli bir iletişimi sağlasa bile ancak ilgili dile özgü kurallara uyduğu müddetçe “doğru” olabilir. Standart Varyant Standart varyant dilin farklı biçimlerinden yerel ve sosyal iz taşımaz. Okullarda öğretilir. Dilin kullanıldığı bölgelerin tamamında kullanılır ve dilden beklenen bütün ihtiyaçları karşılar. Sosyal prestiji yüksektir. Ayrıca çoğu ülkede bağımsızlık sembolüdür. Resmî, yarı resmî ortamlarda kullanılması beklenir. Eğitim, devlet yönetimi, hukuk, ulusal basın yayın organları gibi alanlarda kullanılması beklenir. Ana dili ve yabancı dil olarak öğretilen biçimdir. “Doğru” biçimleri, yazım kılavuzu, sözlükler ve dilbilgisi kitapları gibi başvuru kaynaklarında kaydedilmiştir. Bu doğru biçimler, eğitim kurumlarında yıllar süren çabalarla öğrenilir. Standart varyant, normları daha katı kurallara bağlanmış yazılan bir varyanttır. Okullar, medya, çevre gibi çeşitli aracılar yardımıyla yazı dilindeki kadar katı olmayan bir norm; konuşma dilinde de oluşabilir ancak yazılı biçimle birebir örtüşmez. Doğal diller yazıldığı söylenmez, söylendiği gibi yazılmaz. Yazım kuralları gereği olacak ve yapıyor yazılan kelimeler söyleyişte olucak ve yapıyo biçiminde söylenir. Standart varyant, diğer varyantlardaki değişmelerde yön göstericidir. Standart dışı varyantları konuşanlar, karşı karşıya geldikleri zaman standart varyanta yaklaşan biçimleri kullanmaya çalışırlar. Öteki varyantlardaki değişmeler standart varyantı örnek alır. Standart diller, diğer varyantlardan farklı olarak kurumsal desteğe sahiptirler. Türkiye’de dil konusundaki resmî yetkili organ Türk Dil Kurumudur. Bu kurumca belirlenen “doğru” biçimlerin yaygınlaşmasında eğitim kurumları, basın yayın gibi kurum ve kuruluşlar önemli rol oynar. Standart dışı kullanımlar Türkçe dil tartışmalarında sevilen bir tartışma konusudur. Ancak standart dışı bir yapı, sürekli görülüyor ve işlev kaybına neden olmuyorsa bu, dilcilik açısından eksik, kusurlu bir yapı olarak algılanmaz. Bu durumda sistemde bir yenilenme ortaya çıkmış kabul edilir. Yeni biçimin yaygınlaşmasına paralel olarak sözlü standart, yazılı standarttan uzaklaşacağı için zamanla yazılı standardı değiştirme ihtiyacı doğar. Yazı dili ile konuşma dilinin gelişme hızları farklıdır. Konuşma dilinde çoktan sonuçlanmış bir değişme yazı diline çok daha sonra yansıyabilmekte veya bazen yansımamaktadır.
Ağızlar Dilin ikinci geniş türü, bir standardın geçerli olduğu alanda, bölgelere has konuşma biçimleridir. Ağızlar, aynı kökenden geldiği üst sistem durumundaki bir üst dile bağlı, doğal olarak ortaya çıkmış; aile ve dost çevresinde, iş yerlerinde konuşulan varyanttır. Bulunduğu bölgeden uzun süre ayrı kalmamış insanlar daha fazla ağız konuşur. Resmî ortamlarda kullanılmasından kaçınılan, yazılı bir gelenek oluşturamamış sözlü iletişim; bir varyanttır. İletişim alanı sınırlıdır, örnek olarak ders kitaplarında, yasa metinlerde kullanılamaz. Ancak bağlı olduğu üst sistemden dilin her alanında ayrılır. Prestiji standart dile göre daha azdır ve okullarda öğretilmez (bk. Demir, 2002). Ağızların alanı kullanılan ölçütlere göre değişir. Örnek olarak göz kapı kelimesindeki söz başında kullanılan /k/ sesini ölçüt olarak alırsak kapı ve gapı olmak üzere iki büyük ağız grubundan söz edebiliriz. Ancak ölçütlerin sayısını artırırsak ağızların sınırlarını daraltabiliriz. Geçerli oldukları bölgelerde ağızların da kendilerine has standartları vardır. Bu standardın sınırları standart dilinkinden daha esnektir ancak sanıldığı gibi aşırı geniş değildir. Örnek olarak şimdiki zamanı Gelirem örneğinde olduğu gibi yapan bir ağızda geliyorum ilgili ağza uygun düşmez. Akraba diller arasında olduğu gibi ağızlar arasında da keskin sınırlar yoktur. Ağızlar arttıkça ağızların ortak özellikleri azalır, hatta birbirinden çok uzak iki ağız birbirini standart dil olmadan anlayamayabilir. Sosyal Ağızlar Dillerde aynı bölgede yaşayan insanların konuşmaları arasında da ciddi farklar vardır. Nesiller, cinsler, meslek grupları, hiyarerşik yapı gibi toplumsal yapının ögeleri dilde de ifadesini bulur. Geleneksel ağız araştırmaları dildeki sosyal tabakalaşmaların en yoğun olduğu bölgeler olan şehirlerden uzak dururken sosyolinguistik özellikle şehirlerdeki dil farklarına odaklanır. Toplumsal dilbilimin ilgi alanına giren varyantlardan bazıları diğerlerine göre daha kolay belirlenebilmektedir. Dilin toplumda çeşitlenmesinin kolay gözlendiği alanlardan biri yapılan işlerdir. Aynı işi yapan, günün büyük bir bölümünü bir arada geçiren insanlar, zamanla aralarındaki ilişkiyi yansıtacak bir dil geliştirir. Sosyal statü farkı olan yerlerde, örnek olarak öğretim üyeleri ile öğrenciler arasındaki ilişkide, öğretim üyesi öğrenciye oğlum, kızım diye hitap edebilirken öğrenci öğretim üyesine Türkiye’de hocam diye hitap eder, ancak anne veya baba, abi, kardeş gibi öğrenciler arasında normal karşılanabilecek bir ifadeyi kullanamaz. Sosyal statü farkı gramatikal yapıların doğru anlaşılmasında da önemlidir. Örnek olarak bir iş yerinde Buralar temizlenecek gibi basit bir cümle konuşanın sahip olduğu pozisyona göre, “buraları temizleyeceksin” veya “buraları temizleyeceğim” şeklinde yorumlanabilir (ayrıntılar için bk. Aslan- Demir, 2008, s. 44 vd.).
Dilin kullanılması yaşa göre de değişir. Belli yaş grupları kendilerine has bir jargon geliştirir, kullandıkları dille de başka nesillerden ayrılır (bk. Açıkalın, 1991, s. 76-77). Popüler dil tartışmalarında sıkça gençlerin dilinin bozuk, konuşmalarının birkaç yüz kelimeyle sınırlı olduğu türü dil gerçeğiyle örtüşmeyen ön yargılar görülür. Oysa her nesil dili kendine özgü biçimde kullanır. Gençler de rollerinden sıyrılıp örnek olarak öğretmen veya çalışan rolünü üstlendiklerinde kullandıkları dil de rollerine uygun biçimde değişir. Günümüz gençleri çok farklı yerlerden dil uyaranı alabilmektedir. Bu nedenle söz varlıkları ve dili kullanma becerileri önceki nesillerden daha geniş olmalıdır ancak konu araştırılmış değildir. Cinslerin dili farklı kullanmaları dilde varyantlaşma nedenlerinden bir başkasıdır. Türkçede ayol veya (u)lan gibi tipik kadın/erkek diline has ögeler vardır (küfürlerle ilgili bk. Özçalışkan, 1994). Dilin farklı kullanılmasıyla ilgili çalışmalar biyolojik cinsiyeti değil, sosyal cinsiyeti öne çıkarır. Her iki cinsin de kullanabileceği dil yapılarının kadın veya erkek konuşmasında ayrılması, sosyal cinsiyetle ilgilidir. Konuşurlar dili duruma uygun düşecek biçimde kullanır. Örnek olarak konu değişmese bile günlük hayatta yakınlarımızla başka, üst pozisyondaki kişilerle başka, eş değer durumdaki iş arkadaşlarımızla başka, sokakta karşı karşıya geldiğimiz insanlarla başka konuşuruz. Yazı dilinde de tercih edilen dil ve üslup ile konu ve durum arasında bir örtüşme olmalıdır. Örnek olarak evde, okulda yöneticinin karşısındaki resmiyette konuşulmaz. Farklı üslup biçimleri hakkında Ferid Edgü’nün Yazma Eylemi (2005) adlı ilgi çekici çalışmasına bakılabilir. Siyasi tercihler de dilde çeşitlenme nedenidir. Örnek olarak 1980’li yıllarda eş anlamlı sınav- imtihan, yanıt-cevap, sorun-mesele, örneğin-mesela kelime çiftlerinden birinin tercihi, daha çok siyasi tercihlerden kaynaklanmaktaydı. Bunlardan birinin seçilmesi konuşurun dünya görüşü hakkında açık ipuçları vermekteydi. Bugün yeni biçimleri daha yaygın bir kullanım kazanmıştır. Günümüzde hâlâ -sal/-sel ekinin kullanılması veya kullanılmaması, aynı zamanda siyasi anlayış kaynaklı tercihlerdir. Günümüzde bilişim teknolojisindeki gelişmeler, dildeki önemli varyantlaşma nedenlerindendir. E-mail, chat, kısa mesaj yazarken ünlülerin atılması, noktalama işaretlerinin kullanılmaması yanında Türkçeye özgü ğ, ş gibi iletişimi aksatmayacak ne varsa atılabilmektedir. slm, nslsn, mrb türü kullanışlar, kuralcı yaklaşım açısından yanlıştır ancak dilin temel işlevi olan iletişimi aksatmaz. İnternet ortamında kullanılan dil, yabancısı olan biri için anlaşılmaz olabilir. Bu nedenle zaman zaman özellikle kısaltmaların dili bozduğu yönünde şikâyetler görülür. Oysa internet ortamı yeni bir alandır. Bu alanda üst seviyede bir dil ile yazılmış metinlerden, ancak muhataplarınının anlayabileceği şifreli metinlere kadar uzanan bir yelpaze söz konusudur.
İnternet ve dil konusu, başlı başına ilgi çekici bir araştırma alanıdır. Standart dilden farklı, yazı dilinin ve sözlü dilin özelliklerini taşıyan yeni yazılı ve sözlü varyantlar gelişmektedir. Teknolojideki değişmelerin geniş kesimlere yayılması, kolay ulaşılır olması aynı zamanda dilin sınırlarını zorlayan, daha önce hiç görülmemiş dilsel davranışlar gerektirmektedir. İnternette gelişen varyantlar, diğerleri gibi işlevi olduğu sürece kullanılmaya devam edecektir. İdiyolekt Dildeki varyasyonlardan kişiye özgü olanı, diyalekt ve sosyolekt terimleri örneksenerek geliştirilen idiyolektir. İdiyolekt kişiye özgü söyleyiş, söz varlığı, söz dizimi gibi alanlarda ortaya çıkabilir. Bu, bir konuşuru diğerlerinden ayıran sosyal, mesleki, yerel, psikolojik, fizyolojik her türlü özelliği içine alır (bk. Dittmar, 1997, s. 181-183). I. 2. Dil ve İşlevleri Toplumlarda sözlü iletişim, devlet idaresi, eğitim, edebiyat, basın, ibadet, ticaret, eğlence gibi farklı alanlarda dile ihtiyaç duyulur. Tek bir dil, işlevlerin tamamını karşılayabilir veya farklı alanlarda farklı diller kullanılabilir. İşlevlerin bir kısmında standart dile ihtiyaç duyulur, bazılarında duyulmaz. Bütün işlevlerde hem farklı diller hem de aynı dil içindeki varyantlar yarış hâlindedir. Devlet Dili: Bir devletin sınırları içerisinde idarede, hukukta, eğitimde, ticarette ve resmî dil gerektiren diğer durumlarda gerek sözlü gerekse yazılı iletişimde kullanılan dil veya diller devlet dili olarak adlandırılabilir. Devlet dili, devlet kurumlarının kendi aralarındaki ve devletle vatandaş arasındaki iletişimde kullanılır. Türkiye Cumhuriyeti’nin dilinin Türkçe olduğu anayasanın değiştirilemez nitelikteki 3. maddesinde belirtilmiştir. Konuşma Dili: Dil öncelikle konuşurlarının sözlü iletişim ihtiyaçlarını karşılar. Eskiden olduğu gibi günümüzde de yerel ağızlar sözlü iletişimde yoğun olarak kullanılmaktadır. Ancak TRT, eğitim kurumları gibi araçlarla yaygınlaşan, İstanbul konuşmasına dayanan genel geçer bir konuşma dili de vardır. 1990 yılında ulusal televizyon kanallarının kurulmasından sonra bu dil, daha da yaygınlaşmıştır. Dil edinimini 1990’dan sonra tamamlayanların dili standart dile yaklaşmıştır. Edebiyat Dili: Edebiyat dili, edebiyat eserlerinde kullanılan dildir. Günümüzde edebî eserlerde kullanılan dil, konuşma diline oldukça yakındır. Türkçenin edebiyatta, özellikle nesirde altın çağını yaşadığı söylenebilir. Çok sayıda romancı yazdıklarıyla uluslararası şöhrete
kavuşmuştur. Edebî dil ile yazı dili, hatta standart dil sıkça eşdeğer görülür. Standart dilin, sanat değeri yüksek kurmaca metinlerde en iyi şekilde temsil edildiğini düşünenler de vardır. Öyle ki standart dille ilgili sözlük ve gramer çalışmalarında bu tür metinler birinci kaynaklardır. Ancak bu doğru değildir. Edebî metinlerde, standart dışı biçimler hiç de küçümsenmeyecek sıklıkla kullanılır. Şiir, masal, tekerleme, deyim, fıkra, halk hikâyesi, efsane gibi halk edebiyatı ürünlerinde yazımda standartlaştırmaya gidilirse de söz varlığı ve söz diziminde standarttan sapan biçimlerin kullanılması alışılmıştır. Özellikle roman ve öykülerdeki diyaloglarda konuşura göre farklı dil kullanılabilir. Bazı yazarlar ağızlardan yoğun bir şekilde yararlanır. Standart dışı ses, biçim, söz dizimi, söz varlığı ögelerine yer veren çok sayıda eser saymak mümkündür (bk. Demir, 2009d). Eğitim ve Bilim: Eğitim öğretimin farklı kademelerinde ve bilgi üretiminde kullanılan dil, eğitim ve bilim dilidir. Günümüzde Türkçe bütün alanlarda eğitim ve bilim dili olarak kullanılmaktadır. Ancak anaokulundan üniversiteye kadar eğitimin farklı kademelerinde başta İngilizce olmak üzere başka diller de kullanılmaktadır. Türkçe dışında bir dilin eğitim dili olması tartışmalara neden olmaktadır. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin gerisinde kalmak istemeyen, ürettiği teknolojiyi diğer ülkelere daha kolay ulaştırmaya çalışan ülkeler, yaygın kullanılan başka dillere ihtiyaç duymaktadır. Türkiye’nin çeşitli seviyedeki seçkin eğitim kurumlarında eğitim, yabancı dilde yapılmaktadır. Yabancı dille eğitim meselesi, gelişen dünyada birçok ülkenin karşı karşıya olduğu bir durumdur. Bilim ve teknolojinin, ana dili birbirlerinden çok farklı ülkelerde üretiliyor olması, belli bir dilin ortak iletişim dili olarak kullanılmasını pratik bir çözüm olarak ortaya çıkarmaktadır. Böylece değişik dilleri öğrenerek kaybedilecek enerji, zaman ve para başka kanallara akabilir. Ancak diller rekabetinde bir dilin kesin bir üstünlük sağlaması ve herkesin üzerinde anlaştığı ortak bir iletişim aracının geliştirilmesi mümkün görünmemektedir. Tarihte bazı lingua francaların örnekleri vardır. Diller yarışında günümüzde İngilizce öndedir. Dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücünün dili olmasıyla ülkeler üstü bir iletişim aracı olabilmek için gerekli dil dışı desteği de bulmuş görünmektedir. Bu durum karşısında uluslararası rekabette başarılı olabilmek için İngilizce bilmek kaçınılmaz hâle gelmektedir. Yabancı öğrenciler için ülkeyi daha cazip hâle getirmek için İngilizce konuşulmayan ülkelerin üniversitelerinde eğitimi kimi branşlarda İngilizce yapma görüşü vardır. Türkiye’de bu alanda daha da ileri gidilerek bütün branşlarda eğitimin yabancı dilde verildiği okulların açılması tercih edilmiştir. Yabancı dille eğitim ciddi sorunların da kaynağıdır. Her şeyden önce ana dili Türkçe olan bir öğretmen veya öğretim üyesinin bütün inceliklerini çok iyi bilmediği bir dilde, ana dili Türkçe
olan öğrencilere çok iyi kavrayamadıkları, çevrelerinde doğal olarak konuşulmayan bir dilde eğitim vermeye çalışmaları sonucu ortaya çıkan durum başlı başına bir tuhaftır. Bu nedenle İngilizce yapılması gereken derslerde ana diline başvurulduğu sık görülmektedir. Ayrıca eğitim başlı başına zor bir alandır. Öğrenciler, yazılı ve sözlü dil performanslarının düşük olması dolayısıyla dersleri zor anlamakta, derslere aktif olarak katılmaktan çekinmektedir. Yabancı dille eğitimde en önemli sorun, bağımsız ülkelerin bağımsızlıklarının en önemli sembollerinden biri olan dilden, eğitim alanında gönüllü olarak vazgeçmesidir. Eğitimin ve bilimin dili günlük dilden farklıdır ve ana dili konuşurlarının da öğrenmesi gereken bir dildir. Alanlara özgü anlamları olan terimler ve teknik sözcükler, belli yapıların ve ifade kalıplarının kullanılması bu dili belirleyen temel özelliklerdir. Terimler bilim yapılan her yerde sorunlara neden olur. Yeni bulgular yeni terimleri gerektirir, mevcut terimler durumu yeterince açık ifade etmeyecek derece eskiyebilir. Ancak herhangi bir dilin, terim olmaması nedeniyle bilim yapmak için uygun olmayacağını düşünülemez. Terim yetersizliği dilin özünden değil, tamamıyla dilin kullanımından kaynaklanır. Her dilde olduğu gibi özellikle terim alanında ortaya çıkabilecek eksiklikler, türetme, kopyalama vb. yollarla giderilebilir. Yabancı dille eğitimin aynı zamanda bir piyasa işi olduğu da unutulmamalıdır. Yabancı dil bilgisi, bireylere iş hayatındaki rekabette avantaj sağlar. Örnek olarak akademisyen olmak isteyen biri yabancı dil bilmek zorundadır. Yabancı dil, daha çok kaynağa ve bilgiye ulaşma imkânı sunar ve ana dili duyarlılığını da artırır. Basın: Edebî türlerden farklı olarak geniş bir okur kitlesine ulaşmak isteyen gazeteler, anlaşılır bir dil türünü tercih eder. Gazete ve dergiler, Tanzimat’tan sonra yazı dilinin konuşma diline yaklaşmasında büyük rol oynamıştır. Şinasi daha 1860’ta Tercüman-ı Ahval’in ilk sayısının önsözünde, yazıların herkesin anlayacağı bir dille olacağını belirtmiştir. Daha sonraki gazete ve dergiler de bu yoldan yürümüştür. Elbette gazeteler arasında hitap ettiği kesim, gazete yazarlarının dünya görüşü gibi nedenlerle farklılıklar görülmektedir. Ancak bütün olarak bakınca günümüzde basın dili konuşma diline yakındır. Radyo ve Televizyon: İstanbul ağzına dayanan konuşma dilinin yaygınlaşmasında en önemli araç, uzun yıllar, diksiyon eğitimi almış spikerlerin görev yaptığı ve başka varyantlara izin verilmeyen TRT olmuştur. 1990’lı yıllarda özel televizyon kanallarının kurulmasını takiben standart dille diğer varyantlar arasında çok daha yoğun bir etkileşim ortaya çıkmıştır. Standart konuşma dilinin en etkili aracı olan televizyonda, hayran olunan insanlar her gün evlerin başköşesinde “güzel”, “ince”, “kibar” İstanbul ağzıyla konuşmuştur. Ayrıca iç göç nedeniyle
asıl ağız bölgelerinin dışına çıkan insanların da okullardan ve televizyondan tanıdıkları İstanbul ağzına yaklaşan biçimleri tercih etme eğiliminde oldukları gözlenmektedir. Özel televizyon kanallarının kurulmasıyla yerel konuşma biçimleri ve sosyal sınıflara özgü varyantlar da konuşuldukları bölgelerin dışına çıkmış ve daha geniş kesimlerce fark edilir olmuştur. Bunun sonucunda standart dilin ve öteki varyantların kullanım alanında dikkat çekici bir kesişme ortaya çıkmıştır. Yerel konuşma biçimleri, standarda yaklaşmış eğitimli, genç nesiller tarafından daha az kullanılır olmuşlardır. Ancak standart dilin kullandığı araçları kullanarak yerel konuşma biçimleri de bölgelerinin dışına çıkmışlar ve daha önce standart dile özgü bir alan olan televizyonda kullanılır duruma gelmişlerdir. Bu nedenle günümüzde dilin farklı varyantları arasında her zamankinden çok daha karmaşık bir ilişki vardır. İstanbul ağzına dayalı konuşma dilinin en güçlü kanalı olan televizyonlarda; dizilerde, bazı kanalların eğlence programlarında, yerel kanallarda ağza veya başka varyantlara bolca yer verilmektedir. Televizyonlarda, kendine özgü bir dil kullanılan haberler, hava durumu, spor programları gibi, ağız kullanımının alışılmış olmadığı, değişkenliğe yer olmayan programlar vardır. Buna karşılık çeşitli eğlence programlarında ve sevilen dizilerde standart dışı varyantlar farklı derecelerde kullanılabilmektedir. Bunlar dil içindeki değişkenliğe karşı belli bir hoşgörünün oluşması, ilgili varyantı konuşanların ise kendi konuşmalarının utanılacak bir şey olmadığının farkına varması sonucunu doğurmaktadır. Eğlence Sektörü: Sinema, tiyatro, müzik gibi eğlence sektöründe dil yarışı vardır. Bu alanlarda da Türkçenin kendi içindeki çok çeşitli varyantları yanında başka dillere rastlamak mümkündür. Özellikle sinema ve müzik sektöründe İngilizce ile ciddi bir yarış vardır. Tiyatroda yabancı dilli oyunların yaygın ilgi görmesi alışılmış bir durum değildir. Ancak özellikle büyük şehirlerde yabancı filmler dublajsız gösterilebilmektedir. İnternet Teknolojisi: İnternet teknolojisindeki gelişmeye bağlı olarak dille ilgili ortaya çıkan ihtiyaçlar, bir dilin yeni ihtiyaçları karşılamadaki başarısını ölçen bir mihenk taşı, dile karşı alışılmamış bir meydan okuma olarak da algılanabilir. İnternet teknolojisi dilin sınırlarını zorlayan ve genişleten en önemli araçtır. İnternetin getirdiği sınırsız özgürlükten Türkçe de geniş biçimde yararlanmakta, her gün yüzlerce Türkçe metin üretilmektedir. Ayrıca internet teknolojisi, metin üretimine daha önce görülmemiş genişlikte bir katılım imkânı sunmaktadır. İnternette her türlü dil verisi bulunmaktadır: sözlükler, kurmaca metinler, fıkralar, karikatürler, öyküler, romanlar, ağız örnekleri, sosyal gruplara ait metinler, argo, gençlere özgü yazılı, sözlü
ve görüntülü metinler vs. Bunlara ulaşmak, bunları tekrar tekrar okumak ve dinlemek, üzerinde oynamak gibi daha önce görülmemiş şeyler bu teknolojide mümkündür. Ancak internet, dil içindeki mevcut varyantların depolandığı bir veri bankası değildir. Sanal dünyada dil içinde aynı zamanda yepyeni varyantlar ortaya çıkmış, yabancı birinin anlayamayacağı iletişim imkânları gelişmiştir. Bunu, standart dilde bir bozulma olarak algılayanlar da vardır. Oysa dil değişkendir, standart dilin zorunlu olduğu alanlar dışında kimin hangi dili kullanacağının sınırlarını belirlemek de kullanılan dili kontrol etmek de mümkün değildir. İnternetin dili bozduğu görüşü, Türkçe için sınanmış değildir. İngilizce için yapılan çalışmalar ise internet ve kısa mesajda kullanılan dilin bir bozulma değil, bir zenginlik olduğunu, kısaltma yapabilmek için de iyi bir dilbilgisi gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Her ne olursa olsun internetin dil açısından yepyeni imkânlar sunan bir araç olduğu, dilde yaratıcılığın sınırlarını zorladığı ve genişlettiği göz ardı edilemez. İnternet milyonlarca insanın bir şekilde dilin zenginleşmesine katkıda bulunduğu bir araçtır. Türkçenin içindeki zenginliği bugün en iyi yansıtan alanların başında, dil içindeki her tür varyantın temsil edilme şansı bulduğu internet gelmektedir. Günümüzde bir günde sadece twitterde paylaşılan Türkçe metin sayısı ve çeşitliliği, örnek olarak 10. yüzyıl öncesinin tamamından daha fazladır. Sıra Sizde Dil ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez? a. İnsana özgü, temelinde sesler olan bir iletişim aracıdır. b. İnsanların ilk karşılaşmalarında anlaşmalarını sağlayan ortak mirasıdır. c. Konuşanların ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olanları üretkendir. d. Toplumlardaki gelişim hızları birbirine paralel ilerler. e. İnsanları diğer canlılardan ayıran en önemli ölçüttür. II. Kültür Latince cultura ‘toprağı işlemek’ anlamına gelen kelime, Türkçeye 20 yüzyılda Fransızca üzerinden girmiştir (ayrıntılar için bk. Demir, 2020, s. 53). Sözcük, Türkçede kullanılan hars, medeniyet, ekin gibi anlamları karşılamış, zamanla eş veya yakın anlamlı sözcüklerin yerini almıştır. Sözcük, Batı dillerinde olduğu gibi Türkçede de günlük dilde ve akademik çalışmalarda çok geniş bir kavram alanını kapsar (Emiroğlu ve Aydın, 2003, s. 521), kültür çalışmalarında terimin çok sayıda anlamı olduğu vurgusu alışılmıştır.
Kültür, 18. yüzyılda Fransızca kanalıyla ortaya çıkan bir anlamıyla sanat, yaşama biçimi ve toplumsal kurumlar bakımından gelişmiş, diğer toplumlara göre ileri bir aşama olarak algılanır. Türkçede günlük dilde kültür, seçkinci kültür yorumuna bağlı kalınarak belli bir eğitim sonucu kazanılmış güzel sanatlar, (klasik) müzik, mimari, resim gibi konular hakkında bilgiyi kapsayan estetik duyarlılığı göstermek için kullanılır. Türkçede kültürlü (adam) türemesinde de bu anlam vardır. Antropoloji başta olmak üzere kültür çalışmaları, insanın doğuştan genetik miras olarak getirmediği, insanın bir topluma mesup olmak suretiyle miras olarak devraldığı, doğup büyüdüğü sosyal çevrede öğrendiği, sembolik değeri olan, başkalarıyla paylaşılan algı, değer, sembol ve davranışları kültür olarak görür (bk. Lyons, 1983, s. 268). Geniş anlamıyla kültür, algıları geliştirmek için yapılan faaliyetleri değil selamlama, yeme içme, duyguları gösterme, mesafeyi koruma, evlenme, vücut temizliği gibi günlük hayat için gerekli olan sıradan işleri de içine alır (ayrıntılar için bk. Haviland vd., 2008, s. 101 vd.); (Hofstede vd., 2010, s. 5; Güvenç, 2011, s. 121 vd.). Kültür, bir toplumu diğerlerinden ayıran ortak yaşama biçimi ya da bireylerin genetik olmayan, toplumda yaşamak ve kabul görmek için öğrendiği bilgi, inanç ve deneyimlerin bütünüdür. Bu bilgi, inanç ve deneyimler, topluma özgüdürler (Hudson, 1996, s. 71). Kültür en genel hâliyle maddi ve manevi kültür olmak üzere ikiye ayrılabilir. İnsanların ev bark biçimleri, kullandıkları çeşitli alet ve eşyalar, giyim kuşam tarzları, yeme ve beslenme biçimleri maddi kültür; dil, tarih, gelenek ve görenek, hukuk, ahlak gibi hayatın manevi yönünü ilgilendirenler de manevi kültür içinde yer almaktadır. Yaşanılan çevrede öğrenilen kültür, bir sosyal çevrede yaşayan veya yaşamış ama birbiriyle tanışıklığı olması gerekmeyen insanlar tarafından en azından kısmen paylaşıldığı için kolektif bir olgudur. Sosyal çevrede öğrenilen ve toplumsal oyunun yazılmamış kurallarını içeren kültür, Hofstede’ye göre zihnin, bir grubu veya topluluğu başkalarından ayıran kolektif programlanmasıdır (2010, s. 6). Zihinsel programlanmanın kaynakları insanın büyüdüğü ve hayatı boyunca deneyimler kazandığı sosyal çevresinde yatar. Programlanma ailede başlar; komşularla, okulla, gençlik gruplarıyla, iş yeriyle, içinde yaşanan toplumla devam eder (2010, s. 5). İngilizce kültür araştırmalarında mimari, edebiyat, tarihi ve politik figürler, klasik müzik ve besteciler, coğrafya gibi konuları içine alan “big C” ile jestler ve davranışlar, mekân kullanımı, yiyecekler ve mutfak, giyim kuşam ve moda, popüler müzik gibi alanları içine alan “little c” ayrımı da yapılır (Tomalin ve Stempleski, 1993, s. 6; Peterson, 2004, s. 24 vd.). Yabancı dil öğrenen biri açısından küçük “c” içinde yer alanlar hakkında farkındalık daha yararlıdır.
Kültürden söz edilirken buz dağı metaforu da sıkça kullanılır (örn. Peterson, 2004, s. 19). Buz dağının üstünde kalan kısım; yapılar, kılık kıyafet, yeme içme, eğlenceler, müzik, dil, spor, merasimler, güzel sanatlar gibi görünenler, büyük bir bütünün sadece küçük bir parçasıdır. Bunlar bir kültürün taşıyıcısı olan toplumun sosyal yapısı ve kültürü için belirleyici olan değerler, algılar ve davranışlar hakkında çok az bilgi verir. Kültürün görünmeyen kısmı toplumdaki rollerimizi nasıl gördüğümüz, dilimizi nasıl değerlendirdiğimiz, sözel olmayan davranışlar hakkındaki algılarımız, cinsiyetlerin rolleri, aile yapısı, zaman algısı, politik tercihler ve bizi topluma bağlayan bir dizi davranış biçimi gibi soyut ögeleri içine alır (Hidalgo, 1993). Çalışmalarda kültürün farklı boyutlarından söz edilir. Bunlardan biri insanın doğup büyüdüğü (veya göçtüğü) ülkeye bağlı millî boyuttur. Ülkeler, sanılanın aksine tek biçimli değildir. Bu yüzden bölgesel, etnik, dinî ve dilsel açıdan farklı gruplardan oluştuğu için yerel, etnik, dinî ve dilsel boyuttan söz edilebilir. Bunun yanında kadın veya erkek olarak dünyaya gelmiş olmaktan kaynaklanan cinsiyet boyutu vardır. Toplumlar; dedeler, nineler, anneler, babalar ve çocuklardan oluşur, bu kültürün kuşaklar boyutunu oluşturur. Toplumlarda insanların alabildikleri eğitim, yaptıkları iş veya meslekleri farklıdır. Bunların kültüre yansıması söz konusu olduğu için kültürün bir de sosyal boyutu vardır. Kültürel davranışların ortaya çıkmasında bunlar birlikte hareket eder (Hofstede, 2010, s. 18). Kültür; uygulamaları oluşturan semboller, kahramanlar, ritüeller ile değerlerdeki farklarda da ortaya çıkar. Bunu bir soğanla kıyaslarsak en dışta semboller, merkezde değerler, ikisi arasında ise ritüeller ve kahramanlar bulunur. Semboller; aynı kültürü paylaşanların farkında olduğu kelimeler, mimikler, resimler veya nesneler gibi ögeleri içine alır. Bir meslek alanının dili, kıyafetler, saç kesimi, bayrak, statü sembolleri buraya aittir. Elbette var olan kültürel ögelerin yerini hızlı biçimde yenileri alabilir. Bir kültürde bir değere sahip olan yaşayan veya ölmüş, gerçek veya kurgusal kişiler kahramanları oluşturur. Ritüeller, bir kültürde sosyal ihtiyaç olarak görülen toplu etkinlikleri kapsar. Selamlaşma, saygı gösterme, sosyal veya dinî törenler buraya aittir. Kültürün çekirdeğini belli durum, tutum ve davranışları diğerlerine tercih biçiminde ortaya çıkan değerler oluşturur. Değerler aynı zamanda iyi – kötü, kirli – temiz, güzel - çirkin, doğal – yapay, normal - anormal, mantıklı – mantıksız örneklerinde olduğu gibi duyguların olumlu veya olumsuz yönelimini de içine alır. Bunlar çocukluktan itibaren bilinçli olmasa da öğrenilir (Hofstede, 2010, s. 8-10). Kültürel değişmeler, daha çok soğanın dış kabuklarında meydana gelir. Değişme, uygulamalardaki değişiklik anlamına gelir; değerler
kısmında değişme ise daha zor, çok zaman alıcı ve Türk tarihinde de örneklerine rastladığımız üzere büyük sosyal çalkantılar sonucunda ortaya çıkabilir. Kültür görecelidir, kültürlerin birbirine üstünlükleri yoktur. Kültürler, sadece birbirlerinden farklıdır. Ayrıca sanılanın aksine saf, değişmez bir kültür yoktur. Bütün kültürler, tarihî süreçlerin sonuçlarıdır. II. 1. Dil ve Kültür Dil ve kültür arasındaki ilişkiyi değişik boyutlarda ele almak mümkündür. Her şeyden önce dil kültürün taşıyıcısı ve tanığıdır. Bir milletin yaşayışına dair her türlü maddi ve manevi değerler dil ile ifade bulur, tarihten günümüze olduğu gibi günümüzden gelecek kuşaklara da dil ile taşınır. Toplumların eski yaşam tarzlarından, sanat ve estetik anlayışlarından, duyma, düşünme ve algılama biçimlerinden haberdar oluşumuz, en açık biçimde dil verileriyle mümkün olmaktadır. Elbette yazılı belgelerin olmadığı dönemden kalan dil dışı verileri araştıran bilim dalları da vardır. Ama dil malzemesi bulunmayan dönemlere ait kültürel verilerin belgelenmesi dil verilerindekinden daha güçtür. Dil kültür ilişkisinin bir başka boyutu dilin, kültürün yaratıcısı olmasıdır. Kültürel ögelerin bir bölümü, en azından şiirler, şarkılar, türküler, mâniler, masallar, ninniler gibi edebiyatla ilgili olanlar, dil ile yaratılmakta ve birer kültürel öge olarak dil içinde yaşatılıp canlı tutulmaktadır. Aynı şekilde müzik, tiyatro, sinema gibi alanlarda da dil çok önemli bir yer tutmaktadır. Dil ve kültür ilişkisinin diğer bir boyutu, dilin kültürün yansıtıcısı olmasıdır. Bir toplumun dilinden o toplumun kültürüne ve dünya görüşüne inilebilir. Dil verilerinin incelenmesiyle bir ulusun yaşayış biçimi, gelenekleri, dünya görüşü, çeşitli nitelikleri, kısaca eski dönemlerdeki kültür hakkında çok değerli bilgiler ve güvenilir ipuçları edinilebilir. İnsanların hayatlarında önemli olan şeyleri daha ayrıntılı ifade etmeleri doğaldır. Ancak bu husus zaman zaman abartılmış, hatta efsanelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örnek olarak dilciler arasında Eskimo dilinde karı çeşitli açılardan belirleyen birçok sözcük bulunduğu efsanesi yaygındır. Ancak bu doğru değildir. Tek bir Eskimo dili olmadığı gibi karla ilgili sözcüklerin bir kısmı da türemiştir. Ayrıca karı çeşitli açılardan adlandırmak diğer dillerde de mümkündür. Dil-kültür ilişkisinin üzerinde duracağımız son boyutu, kültürel değişmelerin dilde izlenebilmesidir. Örneğin Eski Uygur Türklerinin Budist ve Maniheist çevreye dâhil olmaları dönemin dilinde de izlenebildiği gibi Karahanlı Türklerinin İslami çevreye dâhil olmaları da dilde gözlenmektedir. Batıyla temastan sonra Batı dillerinden giren kelimeler, günümüzdeki
İngilizce kelimeler de toplumsal ve kültürel değişmelerin dile yansımasından başka bir şey değildir. Türkçe, kültürel canlılığın dile yansıması noktasında dikkate değer veriler sağlayabilmektedir. Dil değiştiği için kültürün değiştiği yönünde bir algı da vardır ancak bu doğru değildir. Dil dışı alanlardaki değişmeler, dile de yansımaktadır. Dil ve kültür arasındaki ilişki hakkında görüşler eski ve çeşitlidir. Bunlardan en bilineni antropolog dilbilimci Edward Sapir ve öğrencisi Lee Whorf’a dayanan Sapir-Whorf hipotezidir. Teoriyi Whorf, Hopi Kızılderililerinde “zaman” üzerine çalışırken Sapir’in görüşlerinden hareketle geliştirmiştir (1956, s. 112 vd.). Bu teoriye göre diller sadece düşünceyi ifade etmez, aynı zamanda düşünce biçimini de belirler. Dil, varlıkları ayırmaya yarayan bilinci oluşturur. Bir dilde mevcut olan ayrım başka bir dilde bulunmaz. Tabiatı ancak dilimizin bize tanıdığı imkânlar ölçüsünde gösterebiliriz. Diller farklılaştıkça düşünme biçimleri de farklılaşır. Sapir-Whorf hipotezinden hareketle toplumların dünyayı dillerinin izin verdiği ölçüde algıladıkları, dolayısıyla dilleriyle düşüncelerini ve kültürlerini biçimlendirdikleri sonucuna varılabilir. Örnek olarak Hopi dili zamanı; geçmiş, şimdi ve gelecek biçimde değil de olmakta olan ya da olmuş ve olmayan ya da henüz olmamış biçiminde ayırır. “Whorf, bu farkın, Hopi dili konuşanlarının zaman ve gerçeklik konusunda İngiliz dili konuşanlardan farklı düşünmelerinden kaynaklandığını iddia etmiştir.” (Gezon ve Kottak, 2016, s. 64-65). Ancak bu görüş bugün bütün olarak savunulamaz. Her şeyden önce çok dilli insanların hipoteze göre nasıl değerlendirileceği belli değildir. Ayrıca diller aynı şeyi yapıları gereği farklı biçimlerde ifade edebilmektedir. Örnek vermek gerekirse Türkçe gidiyorum ile İngilizce I am going farklı biçimlerde ifade edilse de sonuç olarak benzer bir durumu göstermektedir. İnsan dilinin düşünceyi veya düşüncenin insan dilini sınırlayıp sınırlamadığını belirlemek de imkânsızdır. Diller arasında başarılı çeviriler yapılabilmektedir. Farklı toplumlar karşı karşıya geldiğinde iletişim ihtiyacını gidermek amacıyla kırma diller ortaya çıkabilmektedir. Örnek olarak İngilizce ve yerel diller temelinde gelişen karma diller (pidgin) kuşaklar boyu konuşulduktan sonra bugün birçok Karayip toplumunda olduğu gibi kırma dil hâline gelmiştir. Bunlar, gelişmiş dilbilgisi kuralları ve kültürlenme sırasında birinci dil olarak öğrenen ana dili konuşurlarıyla birlikte “olgunlaşmış” dillere dönüşebilirler (Gezon ve Kottak, 2016, s. 64). Akrabalık Adları ve Renkler Dil ve kültür ilişkileriyle ilgili çalışmalarda her dilde doğal olarak var olan ögelerin kültüre bağlı olarak dillerde farklı biçimlerde ifade edildiğini özet hâlinde örneklerle gösterebiliriz. Akrabalık, renkler, zaman algısı gibi evrensel olgular; dillerde birinin ötekine üstünlüğü söz konusu olmadan farklı biçimlerde algılanıp adlandırılabilmektedir (bk. Wardhaugh, 2006, s.
221 vd). Örnek olarak Türkçede amca ve dayı, teyze ve hala ayrımı yapılırken Batı dillerinde her ikisi de tek kelime ile gösterilir. Yine algı psikolojisi çalışmalarında da sevilen bir konu olan renk adlarının kapsama alanı, akraba olmayan diller arasında farklılık göstermesi bir tarafa, aynı dil içinde bile farklıdır. Örnek olarak ağızlarda sarı hem sarı hem de turuncu rengi gösterir. Ayrıntılandırmak gerektiği zaman turuncu için goyu sarı, açık sarı, gavuniçi, yavruağzı gibi adlandırmalar tercih edilir. Yine gök kelimesi renk adı olarak mavi yanında turkuaz, lacivert ve zaman zaman yeşilin bazı tonlarını içine alacak biçimde de kullanılır (renklerin dillerde algılanışı hakkında bk. Deutscher, 2013). Selamlaşma İki insan karşı karşıya geldiğinde başlatılan iletişimin giriş cümleleri niteliğinde, evrensel bir olgu olan selamlaşma; kültürlerde ve buna bağlı olarak dilde farklı biçimlerde ifadesini bulur. Türk kültüründe küçüğün büyüğe selam vermesi yönünde bir eğilim vardır. Ancak selamlaşma, karmaşık kültürel bilgileri gerektirir. İlk kim selamlayacaktır? Selamlama nasıl olacaktır? Selamlarken kim hangi sözleri kullanacaktır? Sözel davranışlara hangi sözel olmayan davranışlar, nasıl eşlik edecektir? Yaş, cinsiyet, statü, eğitim gibi farklar selamlaşmada rol oynayacak mıdır? Farklı cinsler nasıl selamlaşacaktır? vb. Türkçede selamlaşmanın kültürel temeli daha en başta, kendine özgü kültürel içermeleri olan alternatif selam sözünün seçiminde ortaya çıkar: Selamün aleyküm. Günaydın. İyi günler / İyi akşamlar. Hayırlı sabahlar/günler/geceler Ne haber? gibi. Selamlaşmadaki çeşitlenmenin dünya görüşü, inanç, eğitim, sosyal çevre, cinsiyet, yaş gibi farklı nedenleri vardır. Seçtiğimiz alternatif selamlaşma biçimlerinin her biri gerçek kullanımda kültürel arka planı yansıtan çağrışımlar içerir. Örnek olarak Ne haber selamlaşanların samimiyetini gösterirken Sabah-ı şerifleriniz hayrolsun gibi bir selamlaşma biçimi ancak mizahi veya eski metinlerde karşımıza çıkar.
Nezaket ve Mesafe Kültürel farkları göstermek için kullanacağımız bir başka örnek de nezaket ve mesafe ifadesidir. İnsanlar arasında yaş, cinsiyet, rütbe, iş hayatında üstlenilen roller gibi bir kısmı doğal, bir kısmı geçici ayrımlar vardır. Bu ayrımlar nedeniyle gözetilmesi gereken nezaket ve mesafe ifadesi her kültürde vardır ancak ifade ediliş biçimi kültürden kültüre değişir. Örnek olarak Türkçede ikinci kişi için bir tekil sen, öteki çoğul siz olmak üzere iki biçim vardır. Siz zamiri aynı zamanda nezaket ve mesafeyi göstermek için kullanılır. Cümlede nezaket ve mesafe, ikinci çoğul kişi ekinin kullanılması biçiminde ortaya çıkar: Buyurunuz! Ayrıca bir de protokol nezaketi diyebileceğimiz üst düzey makam sahiplerinin özne olduğu durumlarda kullanılan dile özgü nezaket ve saygı biçimi vardır: Sayın Rektörümüz geliyorlar. Yine Türkçede abi, abla, kardeş, dayı, teyze, amca, birader gibi akrabalık adları sıkça nezaket ve mesafe için kullanılır. Akrabalık adlarının kullanılması durumunda resmî dilde siz’deki nezaket korunur ama mesafe ortadan kaldırılmış, daha doğrusu mesafenin yerini daha samimi bir yakınlık ilişkisi almış olur. Ayrıca konuşmada Ahmet Bey, Ayşe Hanım örnekleri yanında resmî söylemde Batı dillerinden kopyalanmış Sayın + soyadı kullanımı da görülür: Sayın Yılmaz. Nezaket ve mesafe başka dillerde Türkçedeki gibi ifade edilmez. Örnek olarak Türkçe konuşurların en çok karşılaştığı dillerden olan Almancada Du “sen”, ihr “siz” ve nezaket için büyük harfle yazılan Sie ‘siz’ kullanılır. Ayrıca nezaket ve mesafe Herr “Bay”, Frau “Bayan” ve Fräulein “Bayan, kız için” + soyadı biçiminde gösterilir: Herr Yılmaz; Frau Çelik vb. Yakınlık ise ön ad ve du hitabıyla verilir. Akrabalık adlarını kullanımı ise Türkçedeki gibi alışılmış değildir. Birbirlerine “siz” diye hitap eden insanların “sen” diye hitap etmesi sözlü olarak dile getirilmiş izinle veya üst makam sahibinin veya yaşça büyük olanın du demek suretiyle muhatabına da du deme hakkı vermesiyle gerçekleşir. Almanya’da yaşayan iki dilli Türkleri ve Türkiye’ye her yıl gelen Almanca konuşuru turistleri düşünürsek konuşurlarının oldukça sık karşı karşıya geldiği iki dilde nezaket ifade eden zamir ve nezaket algısı, görüldüğü gibi, farklıdır. Yine bu iki dilde nezaketin ifadesinde, konuşmayı baştan sıkıntıya sokacak başka ayrıntılar da vardır. Örnek vermek gerekirse Türkçede birbirini tanımayan iki kişi arasındaki bir diyalogda büyüğün küçüğe sen diye seslenip ön adıyla hitap etmesi, hatta evladım, yavrum, oğlum, kızım, ablam gibi bir hitap biçimini kullanması yadırganmaz. Küçük ise sen diyebilir ama adın sonuna amca, dayı, teyze, abla gibi bir akrabalık adı getirir. Almancada ise yaş farkından bağımsız olarak nezaket için Sie biçiminde hitap edilmesi, ayrıca soyadın başına Herr, Frau, Fräulein hitabının getirilmesi beklenir. Bu, bütün ortamlar için geçerli bir nezaket kuralıdır. Yaşlı birinin daha genç birine du diye hitap etmesi
ona da du diye hitap etme hakkı verdiği anlamına gelir. Buna karşılık mesafeyi korumak isteyen genç biri, kendisine du diye hitap eden daha yaşlı veya makamca üst pozisyonda birinden Sie biçiminde hitap edilmesini açıkça isteyebilir. Zaman zaman hararetli televizyon tartışmalarında gördüğümüz Lütfen bana siz deyiniz! isteği, Türkçede Batı tarzı bir nezaket biçimini norm sayan eğitimli kesimde görülür. Evrensel bir olgu olan nezaket ve mesafe, karşılaşma oranı çok yüksek olan iki toplumun bireylerinde çok farklı biçimlerde ifadesini bulmakta ve aynı zamanda, defalarca şahit olduğum üzere, ciddi yanlış anlaşılmalara da neden olmaktadır. Yanlış anlaşılma nasıl olmaktadır? Kültürün ihmal edilmesi durumunda sıkça görüldüğü gibi Almanca kanalıyla kültürlenmiş biri Türkçe kanalıyla kültürlenen birini fazla laubali hatta kaba, Türkçe konuşuru ise Almanı fazla soğuk ve mesafeli bulacaktır. Aynı şekilde Almanca üzerinden kültürel mesafe ve nezaketi öğrenmiş olan genç biri, Türkiye’de kendisine siz denilmesini isterse oldukça tuhaf karşılanacaktır. Dilbilgisi ifadelerini doğru bilmek, buradaki kültür kaynaklı yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmaya yetmeyecektir. Bunlar ancak kültürel farkındalık geliştirilerek aşılabilecek bariyerlerdir. II. 2. Kültürlerarası İletişim Kültürlerarası iletişim, başka kültüre ait insanlarla iletişim kurabilme, değerler sisteminden hareketle onları anlayabilme anlamına gelir. 20. yüzyılın ortalarından itibaren popüler bir araştırma alanı hâline gelen kültürlerarası iletişim (intercultural communication), kaynaklarda bulabildiğim kadarıyla ilk olarak 1959 yılında Amerikalı Antroplog Edward T. Hall tarafından The silent language adlı kitapta kullanılır (s. 15). Hall, Amerikan firmalarının Japon firmaları başta olmak üzere yabancı partnerlerle iş birliğini araştırdığı çalışmasında iletişimdeki yanlış anlaşılmalar için açıklamayı kültürel farklılıklarda bulur. Araştırmasında zaman algısındaki kültürel farklar, mesafe algısı gibi kültürel temeli olan örtük boyutların (hidden dimensions) önemini keşfeder. Hall’ın iletişim olarak kültür tanımı ve daha sonra bağımsız bir çalışmada ayrıntılı olarak incelediği örtük boyutlar, kültürlerarası iletişimin bağımsız bir bilim dalı olarak gelişmesini önemli ölçüde etkiler (1966). Kültürlerarası karşılaşmalar ve bu karşılaşmanın güçlükleriyle birlikte yaşamayı ve çalışmayı anlaşılır kılmak, kültürel yanlış anlaşılmaların normal ve yanlış anlaşılmalarla baş etmenin öğrenilebilir olduğunu göstermek, kültürlerarası iletişim çalışmalarının önceliğini oluşturur. Kültürlerarası iletişimin özelliği iletişimin, aynı dili konuşsa bile, iletişim hâlindekilerin farklı kültürlere sahip olmasında yatar. Bu durumda kültür hakkında neler biliniyor, neler
varsayılıyor, neler yorumlanıyor gibi sorunlar ortaya çıkar. Kültürlerarası iletişim, katılımcıların karşı tarafın kültürü hakkında bilgisi olmaması durumunda sağlıklı yürümez. Aynı kültüre mensup olanlar, iletişimde kullanılan araçların ne anlama geldiğini sosyalleşmeleri sırasında öğrenirler. Kültürlerarası iletişimde ise her iki taraf da iletişimdeki araçları kendi kültürel arka plan bilgisine göre kullanır ve yorumlar. Bu durumda muhatabın söylediğinin bir kısmı algılanacak, bir kısmı yorumlanacak, bir kısmı da hissedilecektir. Bu da ciddi iletişim sorunlarını beraberinde getirir. İletişim durumunda, önce iki tarafın da anlayacağı bir dil yanında duruş biçimi, mimikler, el kol hareketleri, iletişim sırasında kullanılan nesneler gibi sözel olmayan iletişim araçlarıyla iletilen bilgiyi çözecek bilgi de gerekir. Birincisi dil bilgisi ve kültürel bilgiyle ikincisi ise doğrudan kültürel bilgiyle olur (bk. Broszinsky-Schwabe, 2017, s. 48). Yine iletişim durumunda çatışmalardan kaçınmak için insanın kime, neyi, nasıl söyleyebileceğini veya ne zaman susması gerektiğini iyi bilmesi gerekir. Bunun içinse kültürel bilgi gerekir. İnsanlığın çoğu, kendi kültürel kural ve normlarının evrensel geçerliliğe sahip olduğunu varsayan etnozentrik bir bakış açısına sahiptir; dünyanın her yerinde aynı kültürün geçerli olduğunu düşünür. Bu, aynı zamanda kendi kültürünün doğru, başkalarının yanlış olarak görüldüğü, bir kültürün ötekinden daha üstün sayıldığı anlamına gelir. Konuşur, davranışını sözel veya sözel olmayan ifadelerine de yansıtır (Broszinsky-Schwabe, 2017, s. 50-51). Kültürlerarası iletişimde önemli sorunlardan biri bu etnozentrik bakış açısıdır. Kültürlerarası iletişimde etkili olan bir şey de karşı tarafın kültürüne karşı genel reddetme veya ilgi ve merak biçiminde ortaya çıkabilen tutumdur. Bu tutum, karşı tarafla iletişime istekli olmayı doğrudan etkiler. Kültürün yabancı, tekinsiz ve tehlikeli algılanması, taşıyıcılarıyla iletişim kurma isteğini en aza indirir veya sonlandır. Yabancı kültür bir zenginleşme olarak görüldüğünde ise rahat bir biçimde iletişim kurulabilir, sabırla karşıdaki yabancı hakkında mümkün olduğunca çok bilgi elde edilmeye çalışılır. Belli iletişim durumlarında, muhatabın kökeni, özellikle “yabancılarla” daha önceki iletişim deneyimleri de işe karışır ve tutumu etkiler. Yabancıya alışkın metropol, liman kentleri gibi yerlerden gelenlerle izole yaşayan dağ köylerinden olanların tutumu farklılaşır. İletişime katılanların aralarındaki ilişkinin eş değer veya hiyerarşik oluşu da iletişimi etkiler. Muhataplardan birinin üst pozisyonda bulunması iletişimin içeriğini, amacını ve akışını önemli ölçüde etkiler. İletişimdeki eşitsizlik durumunun örneklerini her toplumda örnek olarak turizm, resmî daireler, üniversiteler, askeriye, politika gibi alanlarda gözlemek mümkündür.
Kültürlerarası anlaşmada bir başka sorun da her iki taraftaki iletişim becerisidir. Bu, sadece dil ve beden dili bilgisine değil, aynı zamanda sorunlar ve yanlış anlamalar üzerine açıkça konuşabilme becerisine de dayanır. Yabancı olana karşı kültüre özgü tutum da burada işe karışır. Örnek olarak kendi kültüründeki davranış geleneği, yabancı birine karşı bireysel düşüncesini ifade etmesi izin veriyor mu, yabancı kültüre değer vermek değerler geleneğinde yer alıyor mu gibi etkenler iletişime katılanların iletişim becerisini etkiler. Buradaki farklılık ise iletişimde sorun olarak karşımıza çıkar (bk. Broszinsky-Schwabe, 2017, s. 51). Sonuç Bu çalışmada dil, dil türleri hakkında, dilin toplumda ne işe yaradığı gibi konular hakkında bilgilerden sonra kısaca kültür üzerinde duruldu. Evrensel olguların kültürlerde nasıl farklı algılandığı ve dile yansıdığı kısa örneklerle açıklanmaya çalışıldı. Buna ek olarak toplum hayatında çok önemli bir yeri olarak kültürlerarası iletişim ve sorunları hakkında bilgi verildi. Konular kitabın okuyucu kitlesi göz önünde bulundurularak çevredeki dil farklılıkları hakkında dil kültürü oluşturma, yine kültürün dile nasıl yansıdığını göstermek suretiyle kültür kaynaklı davranış ve ifade biçimleri hakkında duyarlılık geliştirmeyi amaçlamıştır. Ele alınan konuların her birini ilgili öğrenci kendi çevresinde yaptığı gözlemlerle sorgulayarak bilgisini derinleştirebilir. Kaynakça Açıkalın, I. (1991). Türk Gençlerinin Yaşıtları Arasında Kullandıkları Konuşma Biçimleri. Dilbilim Araştırmaları, 75-78. Aslan-Demir, S. (2008). Türkçede İsteme Kipliği. Ankara: Grafiker. Broszinsky-S. (2017). Interkulturelle Kommunikation. Missverständnisse und Verständigung. 2. Auflage. Wiesbaden: Springer. Crystal, D. (1995). Die Cambridge Anzyklopaedie der Sprache. Frankfurt-New York. Demir, N. (2002). Ağız Terimi Üzerine. Türkbilig, 4, 105-116. Demir, N. (2006). Türkiye’de Dil-Lehçe-Şive-Ağız Tartışmaları. Derleyenler: A. Menz ve C. Schroeder, Türkiye’de Dil Tartışmaları içinde (s.119-146). İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları. Demir, N. (2009a). Dil ve Varyasyon. N. Demir ve E. Yılmaz (Ed.), Türk Dili Yazılı ve Sözlü Anlatım içinde (s. 15-24). Ankara: Nobel. Demir, N. (2009b). Dil ve İşlevleri. N. Demir ve E. Yılmaz (Ed.), Türk Dili Yazılı ve Sözlü Anlatım içinde (s. 25-34). Ankara: Nobel.
Demir, N. (2009c). Edebi Metinlerde Ağız Kullanımı Hakkında Bir Ön Çalışma. É. Á. Csató vd.(Ed.), Turcological Letters to Bernt Brendemoen (s. 97-108). (The Institute fo Comparative Research in Human Culture.) Oslo: Novus forlag. Demir, N. (2010). 1923-1938 Arasında Türk Dili. O. Horata vd.(Ed.), Cumhuriyet Dönemi Türk Kültürü, Atatürk Dönemi. 1920-1938 içinde (Cilt 2, ss. 871-896). Ankara: AKM: 871- 896. Demir, N. ve Yılmaz, E. (2007). Türk Dili El Kitabı. Ankara: Grafiker Yayınları. Demir, N. (2020). Kültür Öğretimi ve Amaçları. G. Aydın (Ed.), Yabancı/İkinci Dil Öğretiminde Kültür ve Etkileşim içinde (ss. 51-88). Ankara: Pegem. Deutscher, G. (2013). Dilin Aynasında. Ankara: Metis Yayınları. Dittmar, N. (1997). Grundlagen der Soziolinguistik. Ein Arbeitsbuch mit Aufgaben, Tübingen. Emiroğlu, K. ve Aydın, S. (2003). Antropoloji Sözlüğü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları. Gezon, L. ve Kottak C. (2016). Kültür. (Çev. A. Gürsoy vd.). Ankara: Nobel. Güvenç, B. (2011). İnsan ve Kültür. İstanbul: Boyut. Hall, Edward D. (1966). Hidden dimensions. Garden City, New York: Doubleday. Haviland, William A. vd. (2008). Kültürel Antropoloji. (Çev. İ. D. Erguvan Sarıoğlu.) İstanbul: Kaknüs. Hidalgo, N. (1993). Multicultural teacher introspection. T. Perry, and J. Fraser (Eds.), Freedom's plow: Teaching in the multicultural classroom. New York: Routledge. Hofstede, G. vd. (2010). Cultures and Organizations. Software of the mind. Interkultural Cooperation and its Importance for Survival. New York: Mc Graw Hill. Hudson, R. A. (1996). Sociolinguistics. Cambridge: Cambridge University Press. Lyons, J. (1983). Die Sprache. München: CH. Beck. Özçalışkan, Ş. (1994). Kadın ve Erkeklerin Küfür Kullanımı Üzerine. Dilbilim Araştırmaları, 274-287. Peterson, B. (2004). Cultural Inteligences. A Guide to Working with People from other cultures. London: Nicholas Brealey Publishing. Tomalin, B. ve Stempleski, S. (1993). Cultural Awareness. Hong Kong: Oxford University Press. Wardhaugh, R. (2006). An introduction to sociolinguistics. 5th ed. Oxford, Massachusetts: Blackwell. Whorf, B. L. (1956). Language, Thougth and Reality. Selected Writings of Benjamin Lee Whorf. J. B. Carroll (Ed.). Massachusesetts: The M.I.T Press. Sıra Sizde Cevap Anahtarı :Cevap: D
3. Ünite DİL VE DİLBİLİM Dr. Suhan OKTAY ve Dr. Seçil DAYIOĞLU ÖCAL Kazanımlar Bu ünite sonunda; • Dil ve dilbilimin temel kavramlarını bilecek, • Dilbilimin temel alanları hakkında bilgi sahibi olacak, • Günlük yaşantıyla dilbilimin araştırma alanları arasında ilişkiyi kurabilecek, • Dilbilime ilişkin temel kuramları tanıyabileceksiniz. Anahtar kavramlar • Dil • Dilbilim • Dilbilim alanları • Mikro (Küçük Ölçekli) Alanlar
o Anlambilim o Sözdizimi o Biçimbilim o Ses Bilgisi ve Sesletim • Makro (Büyük Ölçekli) Alanlar o Toplumdilbilim o Ruhdilbilim- Psikodilbilim o Edimbilim o Söylem Çözümlemesi o Sinirdilbilim o Bilişsel Dilbilim o Bilişimsel Dilbilim o Biçembilim o Bütünce Dilbilim o Göstergebilim Tartışma soruları Bu bölümde yer alan videolar İngilizcedir fakat Türkçe alt yazılı olarak izlenebilmektedir. • Aşağıdaki bağlantıda yer alan videoyu izleyin. Bu videoyla ilgili aşağıdaki soruları cevaplayınız. a) Size ilginç gelen açıklama hangisidir? Neden? b) Sizin katıldığın veya katılmadığınız görüşler nelerdir? c) Dilbilimi kendi cümlelerinizle nasıl tanımlarsınız? Link: https://www.ted.com/talks/cameron_morin_what_do_all_languages_have_in_common • Dilbilimci Prof. Steven Pinker tarafından hazırlanan bu videoyu izleyiniz. Videoya göre aşağıdaki soruları cevaplayınız. a) Konuşmacının eylemlerle ilgili açıklamasından yola çıkarsak Türkçeyle ilgili neler söyleyebilirsiniz? b) Benzetme (metafor) hakkında verdiği ifade örneklerini Türkçe üzerinde nasıl yorumlarsınız? c) Prof. Steven Pinker’in açıklamalarından hangileri sizce ilginçtir? Neden? Link: https://www.ted.com/talks/steven_pinker_what_our_language_habits_reveal • Dilbilimci Prof. Patricia Kuhl tarafından bu videoda bebeklerin dil edinimi anlatılmaktadır. Videoya göre aşağıdaki soruları cevaplayınız. a) Bebekler Türkçede hangi sesleri ve hangi kelimeleri ilk olarak çıkartmaktadır? Siz söylediğiniz ilk kelimeyi biliyor musunuz? b) Bebeklerin ana dillerini öğrenmelerinde gösterdikleri başarıyı Prof. Kuhl nasıl açıklamaktadır? c) Türkçenin edinimi sürecinde sizce bebeklerin söyledikleri sözcükler ve kurdukları cümleleri tartışınız. Link: https://www.ted.com/talks/patricia_kuhl_the_linguistic_genius_of_babies#t-25709 İçindekiler
Giriş I. Türk Dilinin Genel Özellikleri II. Dilbilimin Temel Alanları III. 1. Mikro (Küçük Ölçekli) Dilbilim Alanları IV. 2. Makro (Büyük Ölçekli) Dilbilim Alanları Giriş Dilbilim en temel tanımıyla dili bilimsel olarak inceleyen bir bilim dalıdır. Dili bilimsel olarak inceleme ses sistemlerini, kelime bilgisini, cümle olan ve olmayan ifadeleri ayırt etme gibi bilgileri içerir. Dilbilim, dil olgusunu ve dil kullanımını açıklayan kuramlar geliştirme ve dili anlama yollarıyla ilgilenir. Dili konuşulduğu şekilde açıklamaya çalışır, dilin nasıl konuşulması gerektiği ile ilgilenmez. İnsanlığın en gizemli yanı olan dille ilgili eminim kafanızda bir sürü soru işareti var. Mesela dil nerden çıktı? Dil kelime midir? Sesler midir? Peki kelimesiz ve sessiz ifade ettiğimiz el hareketlerimiz, yüz ifadelerimiz ve mimiklerimiz ne anlama geliyor? Bir araştırmaya göre mesajların %70’i vücut dilimizle iletilirken sadece %30’u ses ve kelime gibi dil ögeleriyle iletilmekte. Aynı zamanda ses demek kelimeleri oluşturan seslerden başka vurgu, tonlama ve perde kavramlarını da taşımaktadır. “Ayy ne güzel bir pasta” ifadesini gerçek bir beğeni olarak sunduğumuzdaki vurgu, tonlama ve perde sanırım kulaklarınızda çınladı. Peki şimdi de aynı ifadeyi iğneleme olarak düşünüp duymaya çalışın. Aradaki fark oldukça anlamlı ve ikisi de karşı tarafta bambaşka tepkiye neden olacaktır. İlkinin olası cevabı “Teşekkür ederim, çok naziksiniz” iken ikincisi “Ne demek istediniz? Beğenmediyseniz yemeyin” şeklinde tersleyici bir cevaba neden olabilir. Dille en çok bir arada gördüğümüz kavram, iletişimdir. İletişim en az bir alıcı – bu kişi dinleyicidir- ve en az bir vericinin – bu kişi de konuşandır- olduğu ortamlardaki karşılıklı bir paylaşımı anlatır. Bizler fark etsek de etmesek de içinde bulunduğu iletim sürecinde dinleyici de etkin bir durumdadır. Karşıdan gelen tüm mesajları çözümler ve mesajlara uygun eylemleri gösterir. Tıpkı bilgisayarın kullanıcısıyla ilişkisi gibi değil mi? Peki insanların kurduğu iletişim, bilgisayar ve kullanıcısı arasındakinden nasıl farklıdır diye bir soru geliyor mu aklınıza? Bu konuda yapılan araştırmalar insan dilinin yaratıcılığından ve sürekli dönüşümünden bahsederken yapay zekâ ve bilgisayar dillerinin ise sınırlılıkları olduğunu göstermektedir. Dil, insanla özdeşleşmiş özel yeteneklerden biridir.
Search
Read the Text Version
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
- 9
- 10
- 11
- 12
- 13
- 14
- 15
- 16
- 17
- 18
- 19
- 20
- 21
- 22
- 23
- 24
- 25
- 26
- 27
- 28
- 29
- 30
- 31
- 32
- 33
- 34
- 35
- 36
- 37
- 38
- 39
- 40
- 41
- 42
- 43
- 44
- 45
- 46
- 47
- 48
- 49
- 50
- 51
- 52
- 53
- 54
- 55
- 56
- 57
- 58
- 59
- 60
- 61
- 62
- 63
- 64
- 65
- 66
- 67
- 68
- 69
- 70
- 71
- 72
- 73
- 74
- 75
- 76
- 77
- 78
- 79
- 80
- 81
- 82
- 83
- 84
- 85
- 86
- 87
- 88
- 89
- 90
- 91
- 92
- 93
- 94
- 95
- 96
- 97
- 98
- 99
- 100
- 101
- 102
- 103
- 104
- 105
- 106
- 107
- 108
- 109
- 110
- 111
- 112
- 113
- 114
- 115
- 116
- 117
- 118
- 119
- 120
- 121
- 122
- 123
- 124
- 125
- 126
- 127
- 128
- 129
- 130
- 131
- 132
- 133
- 134
- 135
- 136
- 137
- 138
- 139
- 140
- 141
- 142
- 143
- 144
- 145
- 146
- 147
- 148
- 149
- 150
- 151
- 152
- 153
- 154
- 155
- 156
- 157
- 158
- 159
- 160
- 161
- 162
- 163
- 164
- 165
- 166
- 167
- 168
- 169
- 170
- 171
- 172
- 173
- 174
- 175
- 176
- 177
- 178
- 179
- 180
- 181
- 182
- 183
- 184
- 185
- 186
- 187
- 188
- 189
- 190
- 191
- 192
- 193
- 194
- 195
- 196
- 197
- 198
- 199
- 200
- 201
- 202
- 203
- 204
- 205
- 206
- 207
- 208
- 209
- 210
- 211
- 212
- 213
- 214
- 215
- 216
- 217
- 218
- 219
- 220
- 221
- 222
- 223
- 224
- 225
- 226
- 227
- 228
- 229
- 230
- 231
- 232
- 233
- 234
- 235
- 236
- 237
- 238
- 239
- 240
- 241
- 242
- 243
- 244
- 245
- 246
- 247
- 248
- 249
- 250
- 251
- 252
- 253
- 254
- 255
- 256
- 257
- 258
- 259
- 260
- 261
- 262
- 263
- 264
- 265
- 266
- 267
- 268
- 269
- 270
- 271
- 272
- 273
- 274
- 275
- 276
- 277
- 278
- 279
- 280
- 281
- 282
- 283
- 284
- 285
- 286
- 287
- 288
- 289
- 290
- 291
- 292
- 293
- 294
- 295
- 296
- 297
- 298
- 299
- 300
- 301
- 302
- 303
- 304
- 305
- 306