SES BİLGİSİ II Dr. Canan ÖKTEMGİL TURGUT Kazanımlar: Bu ünite sonunda; • Ses bilgisinin temel kavramlarına hâkim olacak, • Türkçenin ünlü ve ünsüzlerini, hece yapısını ve ses özelliklerini tanıyacak, • Türkçenin ses özelliklerinden yola çıkarak dildeki alıntı sözcükleri sözlüğe bakmadan ayırt edebilme becerisini kazanacak, • Ses olaylarını tanıyabilecek, • Türkçenin vurgu özelliklerini ana hatlarıyla kavrayabileceksiniz. Anahtar kavramlar • Ünlüler ve ünsüzler • Türkçenin ses sistemi • Türkçenin hece yapısı • Ses olayları • Vurgu İçindekiler VI. Türkçede Sesler VII. Türkçenin Hece Yapısı VIII. Türkçenin Ses Özellikleri IX. Ses Olayları ve Nedenleri X. Vurgu I. Türkçede Sesler Sesler, oluşumunda ses geçidinin açık veya kapalı oluşuna göre ikiye ayrılır: ünlüler, ünsüzler. Ünlüler Ünlüler oluşumları esnasında herhangi bir engelle karşılaşmazlar ancak ses aygıtında biçimlendirilirler. Ölçünlü (standart) Türkçede alfabede 8 ünlü vardır. Bu ünlüler biçimlendirilme esnasındaki süreçler göz önünde bulundurularak oluşum noktalarına, açıklık- kapalılık derecelerine, dudakların durumuna ve süreye göre dört sınıfta toplanır. 1. Oluşum Noktalarına Göre: Ağız boşluğunun arka tarafında oluşanlara art (kalın) ünlüler, ön tarafında oluşanlara ise ön (ince) ünlüler denir. art ünlüler: a, ı, o, u
ön ünlüler: e, i, ö, ü 2. Açıklık Derecesine Göre:Alt çene açıkken çıkan ünlülere açık (geniş), daha az açıkken çıkan ünlülere kapalı (dar) ünlüler denir. açık ünlüler: a, e, o, ö kapalı ünlüler: ı, i, u, ü 3. Dudakların Durumuna Göre: Oluşumları esnasında dudaklar yuvarlakken çıkan ünlü seslere yuvarlak, düzken çıkanlara da düz ünlüler denir. yuvarlak ünlüler: o, ö, u, ü düz ünlüler: a, e, ı, i 4. Süreye göre: Türkçe kökenli sözcüklerde birkaç istisna dışında uzun ünlü yoktur. Ancak bazı ses olayları ve vurgulama sonucunda uzun ünlüler ortaya çıkabilir: ya:rın, a:bi, va:r olmak, ha:yır. Art Ön Düz Yuvarlak Düz Yuvarlak Geniş a o e ö Dar ı u i ü Tablo 1. Ünlüler Türkçedeki ünlülerin özellikleri: a: art, düz, geniş e: ön, düz, geniş ı: art, düz, dar i: ön, düz, dar o: art, yuvarlak, geniş ö: ön, yuvarlak, geniş u: art, yuvarlak, dar ü: ön, yuvarlak, dar Ünsüzler Akciğerlerden gelen havanın ses organlarında çeşitli şekillerde engellenmesi sonucunda ortaya çıkan seslere ünsüzler denir. Türkçede alfabede 21 ünsüz vardır. Ancak konuşma dilindeki ünsüzlerle beraber sayı bundan daha fazladır. Bu ünsüzler: b, c, ç, d, f, g, ġ h, j, k, ḳ, ł, l, m, n, p, r, s, ş, t, v, y, z. Bu listedeki ġ, ḳ ł art damak ünsüzleridir. Ölçünlü alfabede yer almayan bu üç ünsüz, ses bilgisi konusunun anlatımında sıklıkla kullanılır.
Ünsüzler aşağıdaki şekilde sınıflandırılır: 1. Tonlu-Tonsuz (Ötümlü-Ötümsüz) Oluşuna Göre Ünsüzler: Ses tellerini titreştiren ünsüzlere tonlu, titreştirmeyenlere ise tonsuz denir. Tonlu sesler, ses tellerinin titreşimiyle oluştuğu için boğumlanma noktası zorlanmaz. Tonsuz sesler ise oluşumları sırasında boğumlanma noktasını zorladığı için sert ünsüzler olarak da adlandırılır. Ünlü seslerin hepsi tonludur. Tonlu ünsüzler: b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z Tonsuz ünsüzler: ç, f, h, k, p, s, ş, t 2. Oluşum Yerlerine Göre Ünsüzler Dudak ünsüzleri: İki dudağın birbirine değmesiyle meydana gelen b, m, p sesleridir. Diş ünsüzleri: Dilin ucunun dişlere değmesi veya yaklaşması ile meydana gelen d, n, s, t, z sesleridir. Diş-dudak ünsüzleri: Üst dişlere alt dudağın değmesi ile oluşan f, v sesleridir. Diş-damak ünsüzleri: Dilin ucunun diş etlerine değmesi veya yaklaşması ile meydana gelen c, ç, j, ş sesleridir. Ön damak ünsüzleri: Dilin ön damağa değmesiyle meydana gelen g, k, l, r, y sesleridir. Art damak ünsüzleri: Dilin art damağa değmesiyle ortaya çıkan ġ, ğ, ḳ, ł ünsüzleridir. Bu ünsüzler ve ön damak ünsüzleri alfabede aynı harfle gösterilmesine karşın ses olarak farklıdır. Örneğin gelin ve gayrı sözcüklerindeki g seslerinin çıkış yerleri farklıdır. Gırtlak ünsüzleri: Gırtlakta oluşan h sesidir. 3. Sürekli-Süreksiz Oluşlarına Göre Ünsüzler: Akciğerlerden gelen havanın son çıkış yerinin kısmen kapalı veya tam kapalı oluşuna göre ünsüzler sürekli veya süreksiz olarak adlandırılır. Sürekli ünsüzler: Son çıkış noktasında hava akımı için kısmi bir aralık varsa meydana gelen ünsüzler süreklidir. Bu ünsüzler çıkış yerindeki temas derecesine göre ikiye ayrılır: sızıcı ünsüzler: f, ğ, h, j, s, ş, v, z akıcı ünsüzler: l, m, n, r, y
Süreksiz ünsüzler: Son çıkış noktasında hava akımı için bir açıklık olmadığında bir patlama şeklinde çıkan b, c, ç, d, g, k, p, t ünsüzleridir. 4. Ağızda veya Genizde Oluşmalarına Göre Ünsüzler: Hava akımının izlediği yola göre ünsüzler ikiye ayrılır: Ağız ünsüzleri: Oluşumları sırasında küçük dilin geniz yolunu kapaması dolayısıyla hava akımının ağızdan çıktığı ünsüzlerdir; m, n ünsüzleri dışındaki bütün ünsüzler bu gruba girer. Geniz ünsüzleri: Oluşumları sırasında küçük dilin geniz yolunu açması dolayısıyla hava akımının genizden çıktığı m, n ünsüzleridir. Ayrıca y ve r ünsüzlerinin özel bir durumu vardır. y ünsüzü, çıkışı sırasında organların temas derecesi az olduğu için âdeta i ünlüsü gibi çıkar. Bu nedenle y, yarı ünlüdür. r sesi çıkarken dilin ucu titrediği için bu ses titrek ünsüz olarak adlandırılır. Tonlu Tonsuz Sürekli Sürekli Süreksiz Sızıcı Süreksiz Patlayıcı Patlayıcı Akıcı Sızıcı b f p - s - Dudak m v d ş t z c - ç Diş-dudak - j g - k - ġ h ḳ Diş n ğ - - - Diş-damak - Ön damak l, r, y Art damak ł Gırtlak - Çarpmalı r Yarı ünlü y Tablo 2. Ünsüzler II.Türkçenin Hece Yapısı
Ses organlarının aynı yöndeki hareketiyle ve bir hamlede çıkarılan ses veya ardışık sesler topluluğuna hece denir. Türkçede tek ünlü ile hece kurulabilir ama tek ünsüz hece kurmaya yetmez. Ünsüzlerin hece kurabilmesi için yanında bir ünlü olması gerekir. Hece kurulurken sıralama ünlü-ünsüz değil ünsüz-ünlü şeklindedir. Bu nedenle oya sözcüğü oy-a değil o-ya şeklinde hecelenir. Birleşik sözcükler hecelenirken de aynı kural geçerlidir: ha-nı-me-li. Konuşurken birinci sözcükle ikinciyi bu şekilde birbirine bağlamaya ulama denir. Sözcük içinde iki ünsüz yan yana geldiğinde heceleme ilk ünsüzü önceki heceye, ikinci ünsüzü sonraki heceye bağlamak şeklindedir: as-kı. Ünlüyle biten heceye açık hece, ünsüzle bitene ise kapalı hece denir. Türkçede bir hecede en fazla dört ses bulunabilir: Türk, dinç. Türkçede altı çeşit hece vardır: 1.Tek ünlüden oluşan hece: o, a-na 2. Ünsüz-ünlü: bu, ya-zı. 3. Ünlü-ünsüz: ev, aş, iş, in-ce. 4. Ünlü-ünsüz-ünsüz: art, ilk, üst. 5. Ünsüz-ünlü-ünsüz: bal, bel, dil, kuş. 6. Ünsüz-ünlü-ünsüz-ünsüz: kırk, kulp, sert, Türk. III.Türkçenin Ses Özellikleri Türkçe sözcüklerde seslerin bir araya gelmeleri belirli kurallara bağlıdır. Seslerin aynı hecelerde veya farklı hecelerde yan yana gelmesi, sözcük başında veya sonunda hangi seslerin bulunabileceği gibi özellikler rastgele değil kurallıdır. Bu kurallara Türkçenin ses özellikleri denir. Ancak istisnai durumlar vardır. Yansıma sözcüklerin, çocuk dilinden alınma sözcüklerin, ünlemlerin ve alıntı sözcüklerin bu kurallara uyması beklenmez. Bazı alıntılar değişerek Türkçeye uygun hâle gelmiş olabilir veya bazı Türkçe sözcükler birtakım ses olayları sonucunda değişerek Türkçeye aykırı hâle gelebilir. Tüm bunları göz önünde bulundurarak Türkçenin ses özellikleri iyi bilinirse bir sözcüğün Türkçe olup olmadığını tahmin etmek zor değildir. Ancak daha kapsamlı incelemelerde etimolojik sözlüklere bakılmalıdır. Çünkü bir sözcük alıntı olmasına karşın Türkçenin ses özelliklerine uyabilir veya zamanla değişerek uygun hâle gelebilir.
1. Artlık-önlük (kalınlık-incelik) Uyumu: Bu uyum, Türkçe sözcüklerin en temel özelliğidir. Sözcüğün ilk hecesindeki ünlünün art veya ön ünlü olması izleyen hecelerdeki ünlülerin durumunu belirler. İlk hecede art ünlü varsa sonraki hecelerde art ünlü, ön ünlü varsa sonrakilerde ön ünlü bulunmalıdır: ka-lın-lık, in-ce-lik. Alıntılar bu kurala uymaz ancak bunlara gelen Türkçe ekler, sözcüğün son hecesindeki ünlünün niteliğine göre art veya ön ünlü taşıyacaktır: kim-ya-cı, bib-lo-yu, ma-vi-ler, te-le viz-yon-lar. Artlık-önlük uyumunun istisnaları şunlardır: XI. Bazı Türkçe sözcükler birtakım ses olayları sonucunda değişerek uyuma aykırı hâle gelmiştir: ana > anne, alma > elma, ınan- > inan-, kanı >hani, kangı > hangi, karındaş > kardeş, sışman > şişman, taḳı > dahi. XII. -daş, -gen, -gil, -(I)mtırak, -ken, -ki, -leyin, -yor ekleri sözcüklere bağlanırken bu kurala uymaz: meslek-taş, altı-gen, halam-gil, yeşil-imtırak, uyur-ken, burada-ki, sabah-leyin, yürü-yor. XIII. Son hecesinde ince a bulunan alıntılara gelen eklerin ünlüsü de incedir: dikkat- li, sıhhat-siz, saat-e, harf-i. XIV. Sonunda ön damak ünsüzü olan l bulunan alıntılara gelen eklerin ünlüsü de ön ünlüdür: alkol-lü, hayal-i, rol-e. XV.Sonunda ön damak ünsüzü k bulunan alıntılara gelen eklerin ünlüsü de ön ünlüdür: emlak-e, iştirak-iyle, idrak-siz. 2. Dudak uyumu (düzlük-yuvarlaklık uyumu): Bu uyum, Türkçenin her döneminde görülen bir özellik değildir. Batı Türkçesinin son dönemlerinde belirgin olarak görülür. Bu uyuma göre, Türkçe bir sözcüğün bir hecesindeki ünlünün düz veya yuvarlak olması, daha sonraki hecenin ünlüsünün düz veya yuvarlak olmasını belirler. Dudak uyumuna göre bir hecedeki ünlü düzse ondan sonraki hecenin ünlüsü düz, yuvarlaksa izleyen hecenin ünlüsü ya geniş-düz ya dar- yuvarlak olur. Yani a, e, ı, i düz ünlülerini izleyen hecede, artlık-önlük-uyumunu da dikkate alarak a, e, ı, i ünlüleri bulunabilir: ka-lın-lık, in-ce-lik. o, ö, u, ü yuvarlak ünlülerini izleyen hecede, artlık-önlük uyumunu da dikkate alarak ya a, e ya da u, ü ünlüleri bulunabilir: so-pa-sı, do-lu-ya, ö-lü-ye, ö-te-si. Bu kuralın bir sonucu olarak, Türkçe sözcüklerde ilk heceden sonra o, ö sesleri bulunmaz. –yor eki istisnadır. Bu ek de yorır kelimesinin ekleşmesinin sonucudur. İlk heceden o, ö seslerini bulunduran sözcükler alıntıdır: doktor, horoz, biyoloji.
Bazı alıntı sözcükler tarihsel süreçte değişerek bu kurala uygun hâle gelmiştir: çunki > çünkü, Türkî > türkü.... Alıntılar bu kurala uymasa da bunlara gelen Türkçe ekler uyar: televizyon-u, kâbus-u, goril- den... Eklerin ünlüsü, alıntının son hecesindeki ünlüye uyacak şekilde değişir. Bazı Türkçe sözcükler – avuç, avut-, çamur, kabuk, karpuz, kavun, kavur-, savur- yağmur… - bu kurala uymaz. Bu sözcükler, dudak ve diş-dudak ünsüzlerinin (b, m, p; v) etkisi nedeniyle uyum dışı kalmıştır. Bu ünsüzler, düz ünlüleri yuvarlaklaştırabilir veya var olan yuvarlaklığı koruyabilir. Bazı Anadolu ağızlarında yukarıdaki sözcüklerin kabık, yağmır, çamır gibi hâlleri de kullanımdadır. 3. Ünsüz Uyumu: Tonsuz ünsüzlerle biten sözcüklere tonlu ünsüzle başlayan bir ek geldiğinde ekin ünsüzü tonsuzlaşır: Türk-ce > Türk-çe, kardeş-ce > kardeş-çe, yap-dı > yap > tı, üç-de > üç-te, Of’da > Of’ta, sahaf-da > sahaf-ta, seç-gin > seç-kin... 4. Ünlü-Ünsüz Uyumu: Türkçe sözcüklerde ön damak ünsüzü g, k ve l, art ünlülerle; art damak ünsüzü ġ, ḳ ve ł, ön ünlülerle aynı sözcük içinde bulunamaz. Bu kurala uymayan sözcükler alıntıdır: grev, inkılap, kredi, mentol… Türkçe kökenli art ünlülü sözcüklerde ancak y’den sonra ince l bulunabilir: yayla, ayla, boyla- , soylu. 5. Türkçe sözcüklerde ince a, j sesleri bulunmaz. Dikkat, hakikat, saat, sıhhat gibi ince a taşıyan sözcükler ve jilet, oje, jelatin gibi sözcükler alıntıdır. Türkçe sözcüklerdeki c, f, h sesleri ise ikincil yani başka seslerden değişmiş olarak bulunabilir. Bu sesleri taşıyan sözcükler, Eski Türkçe döneminde kurala uygunken tarihsel süreçte değişerek kurala aykırı hâle gelmiştir: açık- > acık-, sançak > sancak, yinçü > inci, öbke > öfke, taḳı > dahi, kangı > hangi, kanı > hani, yuyka / yupka > yufka. Bazı sözcükler ise istisnadır: ufak, ufalamak... Ah, oh, of gibi sözcükler ünlem; fokurdamak, hırıltı, lıkır lıkır gibi sözcükler yansıma; tuhaf, tezgâh, oje gibi sözcükler alıntı olduğu için kurala uyması beklenmez. 6. Türkçe sözcüklerde istisnalar dışında uzun ünlü bulunmaz. Uzun ünlü bulunanlar, alıntıdır: ha:tıra:, sa:hil, sema: dâ:hi… Bazı ses olayları veya vurgulama sonucunda Türkçe sözcüklerdeki ünlüler uzayabilir: va:r ol-, ya:d eller; ya:rın, yağ > ya:, ağabey > a:bi, eveet.
Bazı alıntı sözcüklerdeki uzun ünlüler Türkçeye uyacak şekilde kısalmıştır ancak bunlara ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde bazılarında uzunluk tekrar ortaya çıkar: mehta:b > mehtap > mehta:bı, huku:k > hukuk > huku:ka, haya:l > hayal > haya:li... 7. Türkçe sözcüklerde kelime kökünde ikiz ünsüz bulunmaz. Bazı Türkçe sözcükler zamanla değişerek kurala aykırı hâle gelmiştir: ana > anne, elig > elli. Bazı sözcüklerdeki ikiz ünsüzler vurgulama sonucunda ortaya çıkar: aşağı > aşşağı, eşek > eşşek. İstisnalar dışında ikiz ünsüz bulunduran sözcükler alıntıdır: millî, kuvvet, berrak, hürriyet... 8. Türkçe sözcüklerde yan yana iki ünlü bulunmaz. Bu nedenle ünlüyle biten bir sözcüğe ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde araya y yardımcı sesi girer: oku-y-an, su-y-u... Alıntılar bu kurala uymaz: aile, saat, fail, faal... 9. Türkçe sözcüklerde ayın ve hemze (kesme) yoktur. Alıntılarda ise bulunabilir: Kur’an, meş’ale, neş’e, san’at… Ancak son üç sözcüğün yazımında artık kesme işareti kullanılmamaktadır, telaffuzları da buna göredir. Bazı alıntılarda ayın ve hemze düşerek yanındaki ünlüyü uzatmıştır: me’mur > me:mur, te’lif > te:lif, rü’ya > rü:ya. 10. Türkçe sözcükler c, ğ, l, m, n, p, r, ş, v, z sesleri ile başlamaz. Yansımalar, çocuk dilinden alınma sözcükler ve alıntıların bu kurala uyması beklenmez: cıvıldamak, cızırtı, lıkır lıkır, mırıltı, şıkır şıkır, şakşakçı, vızıldamak; zırıltı; cici, mama, nine, ninni; ceza, lake, masa, nane, perşembe, refah, şimendifer, vilayet, zaman… Ne sözcüğünden türeyen niçin (ne için), nasıl (ne asıl), nere (ne ara) vb. soru sözcükleri ile uş imdi’den türeyen şimdi sözcüğü; var, var-, ver-, vur- sözcükleri istisnadır. var, var-, ver- ve vur- sözcüklerinin eski hâlleri bar,bar-, ber- ve ur-’dur. Türkçedeki p, ş sesleri ise ikincildir yani b ve s sesleriyle başlayan Eski Türkçe sözcüklerin zamanla değişmesiyle ortaya çıkmıştır: berk > pek, bürge > pire, sış- > şiş- 11. Türkçe sözcüklerin sonunda b, c, d, g sesleri bulunmaz. Ad, od, öd, sac, yad, yed- sözcükleri istisnadır. Bazı sözcükler dışında alıntıların sonundaki b, c, d, g sesleri ise p, ç, t, k’ye dönüşür: serab > serap, ilac> ilaç, etüd > etüt, aheng > ahenk... 12. Türkçe sözcükler çift ünsüzle başlamaz. Çift ünsüzle başlayanlar alıntıdır: blog, kredi, spor.
13. Türkçe sözcüklerin sonunda sadece belirli ünsüz çiftleri bulunabilir: lç, lk, lp, lt: ölç, ilk, alp, alt. nç, nk, nt: dinç, denk, ant. rç, rk, rp, rs, rt: sürçmek, Türk, sarp, sarsmak, art. st: üst. 14. Çok heceli sözcüklerin sonunda p bulunmaz. Zarf-fiil ekiyle biten sözcükler istisnadır: alıp, bulup. IV.Ses Olayları ve Nedenleri Dil durağan değil değişkendir. Bu değişim sözcüklerde de meydana gelir. Sözcüklerdeki sesler değişebilir, dönüşebilir, yer değiştirebilir, sözcüğün aslında olmayan yeni sesler türeyebilir veya var olan sesler düşebilir; heceler düşebilir, kaynaşabilir. Tüm bu değişimlere ses olayları denir. Bazı ses olayları yazıya geçtiği gibi bazıları sadece konuşmada meydana gelir, yazı diline taşınmaz. Özellikle ağızlarda meydana gelen değişimler ölçünlü Türkçeye yansımaz. Çağdaş Türkçedeki ses olaylarını izleyebilmek için sözcüklerin Türkçenin yazılı ilk örneklerinin verildiği Eski Türkçe metinlere veya bizden daha önce yazılı dile geçen komşu toplumların belgelerindeki Türkçe sözcüklere bakılır. Türkçenin kolları arasında aynı sözcüklerin nasıl farklılaştığı karşılaştırılabilir. Kimi zaman ses olayları görece kısa bir süre içinde meydana gelebilir ve çok daha eski dönemlere bakmadan değişmeyi izlemek mümkün olabilir: şiş kebabı > şiş kebap. Alıntı sözcüklerinse orijinaliyle dilimizdeki yeni hâli karşılaştırılır. IV. 1. Ses Olayları Ses Türemeleri Ünlü Türemesi: Sözcüğün asıl yapısında bulunmayan bir ünlünün ortaya çıkmasıdır. Türeme sözcüğün önünde, içinde veya sonunda olabilir. Ön ses türemesinin görüldüğü limon > ilimon, resim > iresim, Rum > Urum örneklerindeki gibi ses olayları, ağızlarda meydana gelmiş ve ölçünlü dile taşınmamıştır. Slav > İslav, stavros > ıstavroz gibi sözcükler ölçünlü dilde de yer almıştır. İç ses türemesinin görüldüğü azcık > az-ı-cık, bir-cik > bir-i cik gibi Türkçe sözcükler fazla değildir. İç ses türemesi daha çok alıntı sözcüklerde ve Türkçenin etkisiyle ortaya çıkmıştır. Ancak alıntılarda türeyen iç ses, sözcük, ünlüyle başlayan bir ek aldığında düşer: meyl > mey- i-l > meyl-i; vakt > vak-i-t > vakt-e; akl > ak-ı-l > akl-a; ömr > öm-ü-r > ömr-ü.
Son ses türemesi ise ağızlarda meydana gelmiştir ve ölçünlü dile taşınmamıştır: yaparken-e, giderken-e. Ünsüz Türemesi: Sözcüğün aslında bulunmayan bir ünsüzün türemesidir. Türeme sözcüğün önünde, içinde veya sonunda olabilir: ur- > vur, örküç > hörgüç, ut- > yut; kılıç > kılınç, tüfek > tüfenk; kehrüba > kehribar. Ünsüz türemesinin özel bir şekli ikizleşmedir. İkizleşme ana > anne, elig > elli gibi örneklerde tarihsel süreçte ortaya çıkmıştır. Kimi zaman da vurgu nedeniyle sözcüklerde ikizleşme görülebilir: aşşağı, eşşek. Ses Düşmeleri Ünlü Düşmesi: Sözcükteki ünlülerden birinin düşmesidir. Sözcüğün önündeki, içindeki veya sonundaki ünlü düşebilir. Ön ses ve son ses düşmesine ısıcak > sıcak, ısıtma > sıtma; taskebabı > taskebap, Erenköyü > Erenköy sözcükleri örnek olarak verilebilir. Son hecesindeki ünlüsü dar olan ve ünsüzle biten iki heceli sözcüklere ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde orta hecedeki ünlü düşer: kıvır-ık > kıvrık, yanıl-ış > yanlış, boyun-u > boynu, ağız- ı > ağzı, ömür–ü > ömrü. Bu ses düşmesinde etkili olan sadece ikinci hecedeki dar ünlü değildir, ünlülerin yanlarındaki ünsüzlerin niteliği de önemlidir. Çünkü ikinci hecesindeki ünlüsü dar olan bazı sözcüklere ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde orta hece ünlüsü düşmez: çalım-ı > çalımı, durum-u> durumu; enik-i > eniği, topuk-u > topuğu; kanıt-ı > kanıtı, koşul- u >koşulu, Ayrıca konuşma dilinde ve ağızlarda meydana gelen ama yazı diline taşınmayan ses düşmeleri de vardır: burada > burda, orada > orda, nerede > nerde, Hatice > Hatçe. Ünsüz Düşmesi: Sözcükteki ünsüzlerden birinin düşmesidir. Düşen ses sözcüğün önünde, içinde veya sonunda olabilir: bol- > ol-; ufakçık > ufacık, minikcik > minicik, oltur- > otur-; ölüg> ölü, afv > af. Ayrıca konuşma dilinde düşen birçok ses vardır. Türkçede söylenmesi en zor olan r ve h ünsüzlerinin konuşmada düştüğü görülür: birçok > biçok, geliyor > geliyo, Mehmet > Memet. Ünsüz düşmesinin özel bir türü ise alıntılarda meydana gelen tekleşmedir. Türkçede sözcük kökünde ikiz ünsüz bulunmadığından alıntılardaki ikiz ünsüzlerden biri düşebilir: hammam > hamam, kassab > kasap, kavvas > kavas, edebiyyat > edebiyat. Hece Düşmesi: Benzer sesler taşıyan ve art arda gelen hecelerden birinin düşmesidir: gelmeyeyim > gelmeyim, gele yorur > geliyor, pazar ertesi > pazartesi, yeterlilik > yeterlik, duyarlılık > duyarlık. (Son iki sözcüğün her iki şekli de Yazım Kılavuzu’nda bulunmaktadır.) Hece Kaynaşması: Zayıf ünsüzler olan ğ, h, y seslerini taşıyan hecelerde hem bu seslerin hem de yanlarındaki ünlünün düşmesi veya ünlünün değişmesidir: ağabey > abi, postahane > postane.
Konuşma dilinde görülen hece kaynaşmaları da vardır: değil mi > di:mi, Zehra Hanım > Zehra:nım. Ünlü Birleşmesi: Birincisi ünlüyle bitip ikincisi ünlüyle başlayan ve bir arada kullanılan iki sözcükten birincinin sonundaki veya ikincinin başındaki ünlü düşer: ne için > niçin, ne asıl > nasıl, bulama aş > bulamaç, kahve altı > kahvaltı, cuma ertesi > cumartesi. Ses Değişmeleri Ses olayları temelde ses değişmeleridir. Bu başlıkta kastedilen değişim, bir sesin başka bir sese dönüşmesidir. Dönüşme ünlülerde ve ünsüzlerde meydana gelir. Ünlü Değişmeleri Uzama: Türkçede uzun ünlü yoktur. Ya:rın örneğindeki uzama galat-ı meşhur, yani yaygın olarak yapılan ve olağanlaşan yanlış telaffuzdur. Va:r olmak, ya: d eller gibi sözcüklerdeki uzamanın nedeni ulamadır. A:bi sözcüğündeki uzamanın nedeni ise yukarıda da anlatıldığı gibi bir ses olayıdır; ğ sesinin düşmesi a sesini uzatmıştır. Vurgulama amacıyla ünlüler uzayabilir: ha:yır, eve:t. Kısalma: Türkçede uzun ünlü yoktur. Bu nedenle bazı alıntılardaki uzun ünlüler kısalmıştır. Ancak bu sözcüklerin bazıları, ünlüyle başlayan bir ek aldığında kısalan ünlü tekrar uzar: haya:t > hayat> haya:tı, sela:m > selam > sela:mı, İsla:m > İslam > İsla:m’ı, ahla:k > ahlak > ahla:ka. Bazılarında ise kısalma ek almakla değişmez: kita:b > kitap > kitabı, şara:b> şarap > şaraba. İncelme: Sözcüklerdeki kalın (art) ünlülerin c, ç, y, ş, z seslerinin etkisiyle ince (ön) ünlüye dönüşmesidir. Eski Türkçe sözcüklerdeki birçok art ünlü bu inceltici seslerin etkisiyle zamanla incelmiştir. Ayrıca Türkçedeki en zayıf ünlü olan ı, bazı sözcüklerde i’ye dönüşmüştür: yaşıl > yeşil, bıç- > biç, tıl > dil, sış- > şiş-, yana > yine, ınan- > inan-, tınla- > dinle. Kalınlaşma: Sözcüklerdeki ince (ön) ünlülerin kalın (art) ünlüye dönüşmesidir: isig > ısı, idisiz > ıssız. Eski Türkçe sözcüklerdeki nazal n’nin (ñ) etkisiyle ince ünlüler kalınlaşmıştır: Teñgri > Tanrı, benke > beñe > bana, senke > señe > sana. Alıntılarda da kalınlaşma görülmektedir: hefte > hafta, hirmen > harman. Düzleşme: Sözcüklerdeki yuvarlak ünlülerin düz ünlüye dönüşmesidir. Eski Türkçe döneminde yuvarlak ünlü taşıyan bazı sözcükler, tarihsel süreçte değişmiştir: büt > bit, üçün > için, törü > töre. Bazı alıntılardaki yuvarlak ünlüler de düzleşmiştir: funduk > fındık, furun > fırın, zeytun > zeytin.
Yuvarlaklaşma: Sözcüklerdeki düz ünlülerin yuvarlaklaşmasıdır. Bunun en önemli nedeni dudak ünsüzleridir. Ancak başka etkenler de vardır: bedük > büyük, divar > duvar, hamir > hamur, yabız > yavuz. Daralma: Sözcüklerdeki geniş ünlülerin daralmasıdır. -yor eki kendinden önce gelen ünlüyü daraltmaktadır. Bunun yanı sıra çeşitli nedenlerle sözcüklerdeki ünlüler daralmıştır: de-yor > diyor, gel-e-yor > geliyor; edgü > iyi, taş > dış, osan- > usan-. Genişleme: Sözcüklerdeki dar ünlülerin genişlemesidir. Hem eski Türkçe sözcüklerde hem de alıntılarda genişleme meydana gelebilir: ıgaç > ağaç, yıl > yol; horuz > horoz. Ünsüz Değişmeleri Tonlulaşma: Günümüzde d tonlu sesiyle başlayan bazı sözcükler daha eski dönemlerde t sesiyle başlamaktaydı: taş > dış, tıl > dil. Tonsuz ünsüzlerle biten çok heceli sözcüklere ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde tonlulaşma görülür: ağaç-ı > ağacı, kitap-a> kitaba, sokak-ı> sokağı, dert-i > derdi. Bazı tek heceli sözcüklerde de tonlulaşma görülür: dip-e > dibe, kap-a > kaba, süt-ü> südü/sütü, tat-ı > tadı, yok-u > yoğu. Tonsuzlaşma: Tonsuz ünsüzlerle biten sözcükler tonlu ünsüzlerle başlayan bir ek aldığında ekteki ünsüz tonsuzlaşır: sokak-da > sokakta, ağaç-dan > ağaçtan, iş-de > işte. Ayrıca, alıntıların sonlarındaki b, c, d, g sesleri p, ç, t, k’ye dönüşür: şarab > şarap, ihrac > ihraç, derd > dert, aheng > ahenk. Süreklileşme: Süreksiz ünsüzlerin sürekli ünsüzlere dönüşmesidir. Eski Türkçe bazı sözcüklerdeki süreksiz ünsüzler bu dönüşümü geçirmiştir: bar- > var-, ber-> ver-, eb > ev, ab > av. Süreksizleşme: Sürekli ünsüzlerin süreksiz ünsüzlere dönüşmesidir. Alıntılardaki j sesi konuşmada c’ye dönüşmektedir: oje > oce, jilet > cilet. Benzeşme: Bir sözcükteki ünsüzlerin oluşum noktası veya nitelik yönünden birbirine benzemesidir. Gerileyici benzeşmede, öndeki ses geridekini kendine benzetir. Çenber > çember, kanbur > kambur sözcüklerinde bir dudak ünsüzü olan b sesi kendinden önceki diş ünsüzünü dudak ünsüzüne dönüştürür. Ayrıca konuşmada yüzsüz> yüssüz, yatsı > yassı örneklerinde görüldüğü gibi öndeki ses geridekini tamamen kendine dönüştürür. İlerleyici benzeşmede ise gerideki ses öndekini değiştirir. Beş-de > beşte, üç-den > üçten örneklerinde gerideki tonsuz ses öndeki tonlu sesi tonsuza dönüştürmüştür. Konuşma dilinde onlar > onnar, binlik > binnik örneklerinde görüldüğü gibi öndeki ses geridekini tamamen kendi cinsinden bir sese dönüştürmüştür.
Aykırılaşma: Sözcüklerde birbiriyle aynı türden olan veya çıkış yeri aynı olan iki ünsüzden birinin başka bir ünsüze dönüşmesidir: tepme > tekme, aşçı > ahçı; attar > aktar, muşamma > muşamba. Göçüşme: Sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesidir. Daha çok ağızlarda görülür. Yan yana olan sesler yer değiştirirse yakın göçüşme denir: çömlek > çölmek, ekşi > eşki, kirpik > kiprik, toprak > torpak, Meryem > Meyrem. Uzak göçüşme ise aralarında başka bir ses bulunan ünsüzlerin yer değiştirmesidir: ileri > ireli, lanet > nalet, ödünç > öndüç. IV.2. Ses Olaylarının Nedenleri Ses olaylarının en önemli nedenlerinden biri en az çaba yasasıdır. En kolay şekilde en az çabayı harcayarak konuşma eğilimi birçok ses olayını açıklar. Bazı ses düşmeleri, değişmeleri, alıntıların Türkçe telaffuza uydurulması bunun sonucudur. Örneğin Arapça cami’ sözcüğünün sonundaki ayın sesi (’) bizim için telaffuzu güç bir sestir, doğal olarak düşer. Ancak bazı ses olaylarının en az çaba yasasına aykırı olduğunu da unutmamak gerekir. Üç hecelik ramazan sözcüğünün ses türemesi sonucu dört heceli ıramazan’a dönüşmesi buna iyi bir örnektir. 1. Türkçenin ses özellikleri birçok alıntı sözcüğü değiştirir. Örneğin Türkçede ikiz ünsüz olmadığı için alıntılardaki ikiz ünsüzler tekleşir veya aykırılaşır, yani ikiz ünsüzlerden biri başka bir sese dönüşür: kassab > kasap, attar > aktar. Alıntılardaki uzun ünlüler kısalır, sözcüklerin sonundaki tonsuz ünsüzler tonlu hâle gelir: haya:t > hayat, kita:b > kitap. Türkçe sözcüklerin sonunda sadece belirli ünsüz çiftleri bulunabildiği için farklı ünsüz çiftleri bulunduran bazı alıntılarda ünlü türemesi olur: akl > akıl. Türkçede yan yana iki ünlü bulunamayacağı için bazı alıntılarda arada y ve v sesleri türer: fiat > fiyat, laboratuar > laboratuvar. Türkçede j sesi olmadığı için alıntılardaki j sesi konuşma dilinde, ağızlarda c’ye dönüşür: jilet > cilet, jandarma > cenderme. Ancak bu kuralın her alıntıyı değiştirdiğini düşünmemek gerekir. Örneğin, saat, aile gibi sözcüklerde bu değişim olmamıştır ancak konuşmada ğ sesini fazla vurgulamadan sağat, ağile dendiği veya sa:t şeklinde a sesinin uzatıldığı görülebilir. Türkçenin etkileşimde bulunduğu diller nedeniyle Türkçe sözcüklerde de ses olayları ortaya çıkar. Örneğin altu:ni:, gümü:şi: sözcüklerindeki u ve ü seslerinin uzamasının nedeni Arapça ve Farsçanın etkisidir; sözcüklerin sonundaki nispet i’si uzun olduğu için sözcüğe eklenince son hecenin ünlüsünü uzatır. Yine radyo ve televizyonlarda bazı müzik programlarının sunucularının Türkçeyi Amerikan İngilizcesi vurgusuyla telaffuz ettikleri görülebilir.
2. Yan yana gelen sesler de birbirini etkiler. Örneğin dudak ve diş-dudak ünsüzleri kendilerinden sonra gelen düz ünlüyü yuvarlaklaştırır: hamir > hamur, yabız > yavuz. Yan yana gelen sesler birbirlerinin çıkış yerini değiştirebilir: çenber > çember, onlar > onnar. Türkçede c, ç, y, ş, z seslerinin inceltici etkisinden dolayı yanlarındaki art ünlüler ön ünlüye dönüşür: yana >yine, yaşıl > yeşil, sış- > şiş-, bıç- > biç-. Bazı seslerin kalınlaştırıcı etkisi vardır. Örneğin, nazal ñ sesi yanındaki ince ünlüleri kalınlaştırır: Teñgri > Tanrı. Ayrıca y sesinin daraltıcı etkisinden dolayı -yor ekinden önceki ünlüler daralır: gelmeyor > gelmiyor, yapmayor > yapmıyor. 3. Türkçede ğ, h, l, n, r, y, z ünsüzleri ve ı ünlüsü en zayıf seslerdir. Bazı sözcüklerde bu sesler düşebilir, dönüşebilir, yanlarındaki ünlünün düşmesine veya değişmesine neden olabilir: postahane > postane, ağabey > abi, birçok > biçok (yazıda birçok), ınanmak > inanmak. 4. Telaffuz güçlüğü ve kakışım (kakofoni) nedeniyle ses düşmeleri ortaya çıkar: minikçik > minicik, narsisizm > narsizm, duyarlılık > duyarlık. 5. Türkçede orta hecenin vurgusu zayıf olduğu için bu hecedeki dar ünlüler düşebilir: ağızı > ağzı, göğüsü > göğsü. 6. Bir ses olayının nedeni başka bir ses olayı olabilir. Örneğin te’lif > te:lif, te’sir > te:sir sözcüklerinde e sesinin uzamasının nedeni hemzenin (kesmenin) düşmesidir. Ege ağzında va: (var) sözcüğündeki a sesinin uzamasının nedeni r’nin düşmesidir. 7. Sözcüklerdeki bazı sistematik dönüşümlerin nedeni tarihseldir. Örneğin Eski Türkçedeki birçok sözcüğün başındaki t, zamanla d’ye dönüşmüş, sözcüklerin sonundaki g sesi düşmüştür: temür > demir, ölüg > ölü. V. Vurgu Bir hecenin diğerlerine göre daha kuvvetli söylenmesine vurgu denir. Vurgu ikiye ayrılır: konuşana ve kullanışa göre değişen yapay vurgu ve konuşana ve kullanışa göre değişmeyen, herkesin uyması gereken dilin kendi vurgusu olan doğal vurgu. Doğal vurgu sözcük vurgusu, grup vurgusu ve cümle vurgusu olmak üzere üçe ayrılır. Sözcük Vurgusu: Çok heceli sözcüklerde hecelerden birinin daha kuvvetli söyleneceğini gösterir. Türkçede sözcük tabanında vurgu genellikle son hecededir. Orta hece vurgusu en zayıf
hecedir: çocuk, kelebek. Ancak sözcüğe gelen ekler ve bazı istisnai durumlar vurguyu değiştirir. Sözcük yapım eki aldıkça vurgu bu eke kayar: evli, evlilik. Buna karşın bazı ekler vurguyu bir önceki heceye kaydırır: -n ve lA vasıta hâli ekleri: yazın, güzün; kalemle, dişle, sopayla. -cA eşitlik hâli eki: aptalca, bence, güzelce. -mI, mU soru eki: bu mu, geldin mi. -mA olumsuzluk eki: yapma, uyuma. Bu eki isim fiil eki -mA ile karıştırmamak gerekir. İsim fiil eki vurguyu kendi üstüne çeker. -DIr, -DUr bildirme eki: güzeldir, yanlıştır, odur. Kişi ekleri: yaparım, duyacaksın, yaptın. -yor şimdiki zaman eki: okuyor, geliyor. Birleşik çekimlerde kullanılan -dı, -mış, -sa ekleri: gelirdi, gelecekti, gelmişti, gelirse, geldiyse. -ken ve -mAdAn zarf fiil ekleri: yanarken, görmeden. Zarfların birçoğunda vurgu ilk hecededir: önce, sonra, şimdi, artık, yine. Seslenme ve ünlemlerde vurgu ilk hecededir: garson, işte, haydi. Yer adlarında vurgu genellikle ilk hecededir: Türkiye, Ankara, Avrupa, Paris. -istan ile biten yer adlarında vurgu son hecededir: Pakistan, Yunanistan. İkiden fazla heceli bazı yer adlarında vurgu orta hecede olabilir: Almanya, Vaşington. Dil adlarında vurgu -CA ekinden önceki hecededir: Türkçe, İngilizce. Sözcük vurgusunun bunlar dışında da birçok özel durumu vardır. Daha ayrıntılı bilgi için seslendirme sözlüklerine başvurulabilir. Grup Vurgusu: Sözcük gruplarında vurgunun hangi sözcük üzerinde olacağını belirler. Vurguyu üzerine çeken sözcüğün hangi hecesinin vurgulu olacağı ise yukarıda anlatıldığı gibi sözcük vurgusuyla belirlenir. Sözcük gruplarında vurgu genellikle baştaki sözcüktedir: çocuk korosu, evin yolu, eski sokak, sarı kalem, eve doğru, beş yüz, yüz beş, eski püskü, tıkır tıkır. Cümle Vurgusu: Cümlede vurgu yüklemin üzerindedir. Bunun dışında vurgulanmak istenen öge yükleme yaklaştırılır veya vurgulu söylenir: Çocuk bugün okula gitti. Çocuk bugün okula gitti. / Bugün okula çocuk gitti. Çocuk bugün okula gitti. / Çocuk okula bugün gitti. Çocuk bugün okula gitti. / Çocuk bugün okula gitti.
Sıra Sizde 1. Akşam gazetesinden alınma aşağıdaki haberde bazı sözcüklerin günümüzdekinden farklı olduğu görülmektedir. Hâlen kullandığımız bu sözcükleri bulunuz ve günümüzdeki son şekilleriyle karşılaştırıp bunlarda meydana gelen ses olaylarını inceleyiniz. Konservalara Dikkat Yazın soğuk yemekler tercih edilir ve kolaylıkları itibarile kutu et ve balıklarına rağbet artar. Bu yüzden bazı kazalar vukuuda [meydana gelmesi de] nadir değildir. Konserva alırken tenzili [indirimli] fiatla satılan kutulardan içtinap ederek [uzak durarak] intihap olunan [seçilen] kutuların delik ve pastan ari [arınmış] olmasına ve kapaklarının kabarmış bulunmamasına dikkat etmelidir. Akşam gazetesi, 24 Haziran 1929, s. 5 2. Türkiye’de Latin harflerinin kabul edildiği tarih aşağıdakilerden hangisidir? A. 1 Kasım 1923 B. 1 Kasım 1920 C. 1 Kasım 1919 D. 1 Kasım 1928 E. 1 Kasım 1927 3. Okumayı sözcüğünün ünlüleri düzlük-yuvarlaklık açısından şöyle sıralanabilir: A. yuvarlak-düz-yuvarlak-düz B. yuvarlak-yuvarlak-düz-yuvarlak C. yuvarlak-yuvarlak-düz-düz D. yuvarlak-düz-düz-düz E. yuvarlak-düz-düz-yuvarlak 4. İstanbul sözcüğündeki ünlüler genişlik-darlık açısından şöyle sıralanabilir: A. geniş-dar-geniş B. geniş-geniş-dar C. dar-dar-geniş D. dar-geniş-geniş E. dar-geniş-dar 5. Türkçe sözcüğündeki ünsüzler tonluluk-tonsuzluk açısından şöyle sıralanabilir: A. tonsuz-tonlu-tonsuz-tonsuz B. tonsuz-tonsuz-tonlu-tonlu C. tonlu-tonsuz-tonlu-tonsuz D. tonsuz-tonlu-tonsuz-tonlu E. tonsuz-tonsuz-tonsuz-tonsuz 6. Masa sözcüğündeki sesler tonluluk-tonsuzluk açısından şöyle sıralanabilir: A. tonlu-tonlu-tonsuz-tonsuz B. tonsuz-tonsuz-tonlu-tonlu C. tonlu-tonlu-tonsuz-tonlu D. tonsuz-tonlu-tonsuz-tonlu
E. tonsuz-tonsuz-tonsuz-tonsuz 7. Türkçenin ses özelliklerine göre aşağıdaki sözcüklerden hangisi alıntıdır? A. gidiyor B. makas C. anne D. Türkçe E. yeşilimtırak 8. Aşağıdakilerden hangileri muhabir sözcüğünün Türkçeye aykırı yönlerinden biri değildir? I. “m” ile başlaması II. “h” sesinin bulunması III. “r” sesi ile bitmesi A. Yalnız I B. Yalnız III C. I ve II D. I ve III E. II ve III 9. Yalvarmak bazı yörelerde yavralmak şeklinde söylenir. Bu sözcükteki (yavralmak) ses olayı aşağıdakilerden hangisidir? A. Aykırılaşma B. Hece kaynaşması C. İkizleşme D. Göçüşme E. Gerileyici benzeşme 10. Göreceksiniz sözcüğünün doğal vurgusu aşağıdaki seçeneklerden hangisinde doğrudur? A. Göreceksin B. Göreceksiniz C. Göreceksiniz D. Göreceksiniz E. Göreceksiniz Kaynakça Demir, N., Yılmaz, E. (2011). Türkçe Ses Bilgisi. Ed. Hülya Pilancı. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayını. Eker, S. (2011). Çağdaş Türk Dili. Ankara: Grafiker Yayınları. ――. (2012). “Ses Bilgisi”. Türk Dili I. Ed. Muhsin Macit, Serap Cavkaytar. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayını. 86-117. Ergin, M. (2009). Türk Dil Bilgisi. İstanbul: Bayrak Basın/Yayım/Tanıtım. Korkmaz, Z. ve diğer. (2009). Türk Dili ve Kompozisyon. Bursa: Ekin Yayınevi. Sıra Sizde Cevap Anahtarı:
1. itibarı ile > itibarile > itibarıyla: ünlü düşmesi, kalınlaşma konserva > konserve: incelme fiatla >fiyatla: ünsüz türemesi 2. D 3. C 4. E 5. A 6. C 7. B 8. B 9. D 10. E
8. Ünite KELİME TÜRLERİ Doç. Dr. İbrahim Ahmet AYDEMİR Kazanımlar Bu ünite sonunda; • Kelime türlerini sınıflandırmada temel alınan kriterleri öğrenecek, • Morfolojik, sözdizimsel ve anlamsal açıdan kelimeleri sınıflandırabilecek ve bunlara uygun örnekler verebilecek, • Kelimeleri işlevleri açısından karşılaştırabilecek, • Kelime türleri açısından Türkçenin tipolojik özeliklerini tespit edip bunları dünyanın değişik dilleriyle karşılaştırabileceksiniz. Anahtar kavramlar • Kelime Türleri • Belirleyiciler • İsimler • Zamirler • Fiiller • Bağlaçlar • Sıfatlar • Ünlemler • Zarflar • Koşaçlar • Sayılar • Parçacıklar • Sontakılar İçindekiler Giriş I. İsimler II. Fiiller III. Sıfatlar IV. Zarflar V. Sayılar VI. Sontakılar VII. Belirleyiciler VIII. Zamirler IX. Bağlaçlar X. Ünlemler XI. Koşaçlar XII. Parçacıklar Sonuç
Giriş Morfolojinin önemli alt alanlarından biri olan kelime türleri (word classes, parts-of-speech), gerek dilbilgisi ve ders kitaplarında gerekse dilbilimsel çalışmalarda değişik açılardan ele alınıp incelenmiştir. Bir terim olarak “kelime türü”, geniş anlamda dilbilgisel ve sözlüksel kelime türleri için kullanılırken dar anlamda ise sadece sözlüksel kelime kategorilerini ifade etmektedir (Rijkhoff, 2007, s.710). Bu çalışmada ise kelime türü, ağırlıklı olarak geniş anlamda ele alınacaktır; diğer bir ifadeyle hem sözlüksel kelimeler (lexical words) hem de dilbilgisel kelimeler (grammatical words) incelenecektir. Burada “sözlüksel kelimeler”, belli bir anlamsal içeriğe sahip olan kelimeleri (isim, fiil, sıfat, zarf, zamir) ifade etmektedir. Buna mukabil dilbilgisel kelimeler, belli bir leksikal anlamı olmayan ancak dilbilgisel bir işleve sahip olan kelimeler (bağlaçlar, sontakılar vs.) anlamında kullanılmaktadır (Rijkhoff, 2007). Dilbilimsel literatürde genelde “anlamlı kelimeler” olarak nitelendirilen sözlüksel kelimeler, büyük ve açık bir kategoriyi oluşturur, yani diğer birçok dilsel ögeyle genişletilebilir. Buna karşın “işlevli kelimeler” olarak ifade edilen dilbilgisel kelimeler, soyut dilbilsel anlamlara sahiptir ve küçük ve kapalı bir kategori oluştururlar, yani diğer dilsel ögelerle genişletilmezler (Johanson, 2021, s. 438). Çok eskiden beri bir dildeki kelimeler, morfolojik yapılarının yanı sıra, sözdizimsel ve anlamsal işlevleri açısından değişik sınıflandırmalara tabi tutulmuştur. Geleneksel Dilbilgisi anlayışına göre yapılan sınıflandırmalarda, genelde on kelime türünden bahsedilmektedir (bu sınıflandırmada Hint-Avrupa dil ailesine mensup diller temel alınmıştır): fiiller (verbs), isimler (nouns), sıfatlar (adjectives), zarflar (adverbs), öntakılar (prepositions), sayılar (numerals), tanımlık (article), zamirler (pronouns), bağlaçlar/bağlayıcılar (conjuctions) ve ünlemler (interjections). Tipolojik çalışmalarda, isimler, fiiller ve sıfatlar en başat kelime türü olarak nitelendirilmektedir. Nitekim Croft, fiil, isim ve sıfatın, sadece belli dillerin kategorileri olmadığını, “tipolojik prototipler” oluşturmaları hasebiyle “dilsel evrenseller” olduklarını
söylemektedir (bk. 2000: 84). Bu anlamda Croft, üç (iletişimsel) işleve odaklanmaktadır: yüklemleme (predication), atıf (reference) ve niteleme (modification). Türkçede kelimeler farklı biçimlerde sınıflandırılmıştır (Johanson, 1998; Erdem, 2013, Demir, 2017). Örneğin Johanson (1998, s.38), Türkçede temel kelimeleri isim soylular (nominals) ve fiil soylular (verbals) iki ayrı gruba ayırmıştır. Buna göre isimler, sıfatlar, zamirler ve sayılar isim soylu kelimelere dâhil edilmiştir. Ayrıca Johanson, çekimlenmeyen kelime türlerinden (zarflar, sontakılar, bağlaçlar vb.) de bahsetmektedir (1998, s. 47). Ancak Türkçede kelimeleri morfolojik yapıları/özellikleri, sözdizimsel ve anlamsal işlevleri açısından sınıflandıran en yeni çalışma Johanson’a (2021, s. 36) aittir. Bu sınıflandırma modeline göre Türkçede 12 kelime türü vardır: i) İsimler (masa, kalem, insanlık) ii) Fiiller (gel-, al-, ver-) iii) Sıfatlar (güzel, nişanlı, çalışkan vs.) iv) Zarflar (dün,yavaşça, neşeyle vs.) v) Zamirler (ben, sen, biz vs.) vi) Belirleyiciler (her, bütün vs.) vii) Sayılar (bir, iki, on, yüz vs.) viii) Koşaçlar (var, yok vs.) ix) Bağlaçlar (ve, ile, çünkü vs.) x) Sontakılar (gibi, için, göre vs.) xi) Ünlemler (ah, vay canına, Allah Allah vs.) xii) Parçacıklar (soru parçacığı-mX, ki vs.) Kelime türü sınıflandırmalarında dikkate alınan konulardan biri de kelimelerin çekimlenip çekimlenememesidir. Bu açıdan bakıldığında Türkçede kelimeler, iki ayrı gruba ayrılmaktadır: Çekimlenebilen Kelimeler Çekimlenemeyen Kelimeler isimler sıfatlar fiiller zarflar zamirler bağlaçlar
sayılar parçacıklar sontakılar ünlemler Bu çalışmada kelimeler, sadece morfolojik özellikleri açısından değil, aynı zamanda sözdizimsel ve anlamsal işlevleri açısından da sınıflandırılacaktır. Dolayısıyla kelime türleriyle ilgili irdelemelerde, sözdizimsel ve anlamsal kriterler de dikkate alınacaktır zira kelimeler “izole sözlükbirimler” olarak değil, kelime grubu, cümle gibi sentaktik yapılarda üstlendikleri roller/işlevlerle karşımıza çıkmaktadır. I. İsimler (substantives/nouns) Morfolojik Yapıları/Özellikleri Morfolojk açıdan isimlerin en belirgin özelliği çekimlenebilir olmasıdır, yani belli çekim eklerini alabilir. Bu anlamda Türkçede isimler; çokluk eki, iyelik eki ve hâl ekleri alarak cümle içinde değişik işlevler görür. a) Çokluk eki (çocuk-lar, su-lar, gece-ler vs.) b) İyelik eki (ev-im, kapı-nız, yol-ları vs.) c) Durum eki (ev-de, yol-da, durak-ta) Türkçede isimler, genelde isim ve fiil köklerinden türetilmektedir. Yapısal özellikleri açısından kelimeler, üç farklı yapıda olabilir: basit (su, at), türemiş (bildirim, insanlık, inanış) ve birleşik kelime(keçiboynuzu). Bunların yanı sıra yabancı dillerden kopyalanan (ödünçlenen) ve Türkçeye adapte edilen çok sayıda kelime de vardır, örneğin kitap, otoban, telefon, film vs. Sözdizimsel İşlevleri Sözdizimsel açıdan isimlerin en karakteristik özelliği, cümlede özne, nesne ve yüklem işlevinde kullanılabilir olmasıdır. Bu işlevleri örneklerle daha detaylı tanıtalım: a) Özne işlevi (Ali geldi, Masa çok güzelmiş) b) Nesne işlevi (Ayşe kitabı okudu, Ali Mehmet’i dövdü) c) Yüklem işlevi (Ali’nin nişanlısı Ayşe’dir.)
Aynı zamanda isimler, belli isim grupları (isim tamlamaları) oluşturabilir. Bunlar bir yandan dilbilgisel yapılar olarak işlev görürken diğer yandan bir türetim kalıbı olarak da kullanılabilir. Şimdi bu yapıları örnekler eşliğinde görelim: a) Belirtili isim tamlaması ( ev-in kapı-sı, dilbilgisel bir yapıdır, belirlilik içerir) b) Belirtisiz isim tamlaması (ev kapı-sı, belirsizlik içerir, bir türetim kalıbıdır) c) Takısız isim tamlaması (çocuk gelin, tamamen bir türetim kalıbıdır) Anlamsal İşlevleri Anlamsal açıdan isimlerin temel işlevi, eşyaları ve olguları ifade etmektir, örneğin masa (eşya), ölüm (olgu). Ayrıca anlamsal olarak isimler kendi içinde, somut isimler ve soyut isimler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır: a) Somut isimler (özel isimler, eşya isimleri) b) Soyut isimler (insanlık, kanun, hukuk, yaşam vs.) Belirlilik/Belirsizlik Hint-Avrupa dillerindekine benzer bir belirlilikişaretleyicisi (definiteness marker) (İngilizce the, Almanca der/die/das), Türkçede yoktur. Bu anlamda bir belirlilik Türkçede başka yollarla (örneğin ismi konu pozisyonuna (topic position), yani cümlenin en başına koyarak) kodlanmaktadır: a) Masa çok güzelmiş örneğinde, cümlenin en başında (konu pozisyonu) yer alan masa, belirli (definite) bir masayı ifade eder. b) Ali Kızılay’dan masa aldı örneğinde ise, masa bulunduğu konum itibarıyla belirsiz (indefinite) bir öge durumundadır. Ayrıca Türkçede belirsizlik kodlayan bir (‚herhangi bir’ anlamında), aynı zamanda sayı olarak bir’i de ifade eder. Bu işlevsel farkı aşağıdaki örneklerde görebiliriz: a) Çarşıdan bir kitap aldım. (bir, belirsizlik kodlamaktadır) b) Ali iki kitap aldı, ben bir kitap. (bir, sayı bildirmektedir) Dilbilgisel Cinsiyet Dünya dillerinin bazılarında (Arapça, Almanca gibi) dilbilgisel cinsiyet işaretlemesi vardır. Örneğin Almancada kelimeler, önüne gelen tanımlıkla (article) dişil (die Sonne, güneş), eril (der Tisch, masa) ya da nötr (das Buch, kitap) olarak işaretlenir. Arapça gibi dillerde dilbilgisel cinsiyet, sadece sözlüksel kelimelerde değil, aynı zamanda fiil çekim sisteminde
de kodlanmaktadır, örneğin Ahmad qāla, Ahmad söyledi (eril yapı), Maryam qālat, Meryem söyledi (dişil yapı). Tipolojik özellikleri gereği Türkçede dilbilgisel cinsiyet kodlaması yapılmamaktadır. Ancak bazı Türkçe kelimelerde “doğal cinsiyet” ayrımı yapılmaktadır: Eril Kelimeler Dişil Kelimeler amca hala dayı teyze koç koyun teke keçi güvey gelin baba anne öküz inek oğlan kız Bunun yanı sıra yabancı dillerden Türkçeye kopyalanan belli kelimeler, dilbilgisel cinsiyet kodlaması içerir, yani dişildir, örn. aktris, hamile, kraliçe, prenses. Burada örneksemeyle oluşturulan Türkçe kelimeler olduğunu belirtmemiz gerekir, örn. Tanrıça (Slavcadan kopya dişilik işaretleyicisi -çA ile). Morfolojik işaretlemenin dışında, Türkçede dişilik ifadesi için belli türetim kalıpları (birleşik isim) da kullanılmaktadır, örn. kadın polis, kadın doktor, kız arkadaş vs. II. Fiiller (verbs) Sözlüksel kelime türlerinden olan fiiller, anlamsal olarak olay/oluş/olgu/durum bildirir ve Türkçe sözlükte mastar eki -mAK ile işaretlenmiş olarak yer almaktadır, örn. gel-mek, al- mak, vur-mak. Ancak fiil kökleri/gövdeleri genelde mastar eki olmadan ve sonuna bir tire işareti (-) getirilerek gösterilir, gör-, al-, bil-.
Hemen hemen bütün gramer yazımlarında cümlenin çekirdeği (core of the sentence) olarak nitelendirilen fiil, aynı zamanda cümlenin en önemli ögesi olan yüklemi oluşturur ve bu yüklem, cümlenin bütün ögelerini/eyleyenlerini yönetmektedir. Morfolojik olarak Türkçede fiillerin en karakteristik özelliği, çekimlenebilir olmasıdır (conjugation); yani fiil köklerine/gövdelerine belli çekim ekleri (kılınış, çatı, olumsuzluk, görünüş-zaman, kiplik vs.) getirilir ve böylece belli olaylar, olgular, oluşlar ve hareketler ifade edilir. Türkçede fiillere getirilen çekim eklerini ve sıralamasını aşağıdaki örnek bağlamında açıklayalım: kov-ala-n-a-ma-mış-tı-k (kov-kılınış-edilgen-kip-olumusuzluk-postterminal-geçmiş zaman-1. çokluk kişi) Türkçenin tipolojik özelliklerinden biri de oldukça karmaşık ve kapalı olan bu fiil çekim sistemidir. Bu kapalı sistem, yabancı dillerden Türkçeye yapılan kopyalamalar açısından çekici ve elverişli değil, tam tersine dirençli bir durum oluşturmaktadır. Zira Türkçeye yabancı dillerden farklı yapıda/işlevde çok sayıda öge kopyalanmışken fiil çekim sistemine hemen hemen hiçbir öge –fiil kökü dâhil- kopyalanmamıştır. Fiiller öncelikle temel/bağımsız cümlelerin (sentences) yüklemlerinde karşımıza çıkar, yani bitimlidir (finite), örn. Ali kitabı okudu, Annem yıllar sonra Ankara’ya gitti. Aynı zamanda Türkçede fiiller, bağımlı cümle yapılarında (clauses) da kullanılır, yani bitimsiz (infinite) yapıda olabilir (bu yapılar için bk. Aydemir 2020 ve Erdem 2021, bu ciltte). Fiillerin bitimsiz yapılar olarak kullanılmasına şu örnekler verilebilir: a) Belirteç işlevli yancümlelerde(Annem şarkı söyleyerek yemek yapar), b) Niteleme işlevli yancümlelerde (Dün bize gelen kadınyeni komşumuz) c) Ad işlevli yancümlelerde (Ali’nin Ankara’ya taşındığını duydum). Türkçede temel fiillerin yanı sıra belli işlevlerde kullanılan yardımcı fiiller de vardır. Bunların yardımıyla yardımcı fiil yapıları oluşturulur, örn. -A bil-. Bu tür yapılara bazı örnekler verelim:
a) -A yaz- (Bu birleşik fiil yapısı, bir kılınış yapısı olarak “yaklaşma” bildirir, örn. düşe yaz-, öle yaz-. Bu kılınış yapısında yaz-, bir yardımcı fiildir ve yapı içinde kendi sözlüksel anlamını yitirip kılınış kategorisine evrilmiştir). b) -A bil- (Türkçede yeterlik/olanak kategorisi olarak işlev gören bu yapıda bil-, bir yardımcı fiil olarak kullanılmaktadır, örn. yapabil-, kalabil-, sürebil-.20 III. Sıfatlar (adjectives) Bir kelime türü olaraksıfatların temel işlevi, bir kişiyi, bir nesneyi, bir olayı/olguyu, bir özelliği ya da bir ilişkiyi nitelemek ve daha ayrıntılı olarak karakterize etmektir. Bu kelime türünün en karakteristik özelliği ise normalde niteledikleri isimlerle birlikte kullanılmasıdır, örn. yeşil kalem, güzel çocuk, zengin adam. Morfolojik açıdan bakıldığında, Türkçede sıfatlar özel bir ek ya da başkaca işaretleme ile kodlanmazlar, diğer bir ifadeyle isimler ile sıfatlar morfolojik olarak temelde birbirinden ayrılmaz. Örneğin güzel kelimesi, hem sıfat (güzel çocuk), hem zarf (güzel yazıyor) hem de isim (Baksana, bir güzel geliyor) olarak kullanılabilir. Ancak Türkçede bazı eklerin (örn. sıfat eki -lX, yoksunluk eki -sXz) temel işlevi sıfat türü kelimeler oluşturmaktır, örn. akıl-lı, başarı-lı, yaş-lı, ses-siz, şuur-suz, vicdan-sız. Türkçede sıfatlar, Hint-Avrupa dillerinden (örneğin Almanca) farklı olarak, çekimlenmez, yani niteledikleri isimle sayı ve cins uyumuna sahip değildir. Mesela Almancada bir sıfat, nitelediği isimle cinsiyet ve sayı olarak uyumludur, örn. schönes Buch, güzel kitap, schöne Frau, güzel kadın, schöner Tisch, güzel masa. Buna karşın Türkçede böyle bir çekim ve uyum söz konusu değildir, sadece sözdizimsel olarak sıfatın ilgili ismin önüne gelmesi yeterlidir. Burada diğer önemli bir husus da sıfatların derecelendirilmesidir. Burada karşılaştıma (comperation) için daha, en üstünlük için ise en ögesinden faydalanılmaktadır, örn. güzel > daha güzel > en güzel. Ancak sentaktik açıdan nesnenin ayrılma durum eki almasıyla da karşılaştırma yapılabilir, örn. Ali Ayşe’den (daha) çalışkan. 20 Bu yapıya sahip diğer birleşik fiillere “ver-, gel-, git-, kal-, dur-, koy-, gör-“ yardımcı fiilleri örnek gösterilebilir.
Sentaktik açıdan sıfatların iki farklı kullanımı söz konusudur: niteleyici (attributive) ve yüklemsel (predicative) kullanım. Birinci kulanımda sıfat, önünde yer aldığı ismi nitelerken ikinci kullanımda sıfat, koşaçla (copula) birlikte yüklemi oluşturur, yani sıfat yüklemin bir parçası/bileşeni durumundadır. Şimdi örneklere bir bakalım: a) Niteleyici kullanım (Ayşe çalışkan bir öğrencidir) b) Yüklemsel kullanım (Ayşe çalışkandır) Geleneksel dilbilgisi temelinde yapılan sınıflandırmalarda, genelde niteleme sıfatları ve belirtme sıfatları biçiminde bir ayrım yapılmaktaydı. Ancak çoğu modern sınıflandırmalarda, daha önce belirtme sıfatları olarak gösterilen sayı sıfatlarının (iki sandalye) ve zamirlerin (bizim ev) – sözdizimsel işlevleri dikkate alınarak – belirleyiciler (determiner) sınıfına dâhil edildiği görülür (bk. Kaiser, 2008, s. 264; Johanson, 2021). Dolayısıyla biz bu çalışmada, belirleyicileri ayrı bir kelime türü olarak ele alıp inceleyeceğiz. IV. Zarflar (adverbs) Zarflar, fiillerle (yüklem) olduğu gibi sıfatlarla, diğer zarflarla ve cümlelerle birlikte kullanılır ve onları içeriksel olarak niteler, örn. çok, dün, yavaşça. Bu tür bir niteleme, dilbilimde genelde içeriksel niteleme (modification) olarak ifade edilmektedir. Morfolojik olarak zarfların en önemli özelliği, çekimlenemez ve değiştirilemez olmalarıdır. Türkçede zarflar, yapısal olarak değişik biçimlerde karşımıza çıkarlar: a) Basit zarflar (çok, dün) b) Bir sıfattan türemiş zarflar (yavaş-ça, güzel-ce, gizli-ce) c) Birleşik zarflar (yakın zamanda, çok geçmeden) d) Bazı zarf ifadeleri/deyimleri (göz açıp kapayıncaya kadar) Türkçede zarflar, tıpkı sıfatlar gibi derecelendirilebilir. Bunu yaparken karşılaştırma için zarfın önüne daha ögesi, en üstünlük derecesi için ise zarfın önüne en ögesi getirilir, örn. çabuk yaz->daha çabuk yaz->en çabuk yaz-. Ayrıca -DAn eki işaretlemesiyle de karşılaştırma yapılabilir, örn. Ali Ayşe’den (daha) hızlı okuyor. Türkçede zarflara has özel bir işaretleme yoktur, yani normalde sıfat olan bir kelime yüklemi nitelediğinde zarf görevi üstlenir, örn. güzel yaz-, tatlı konuş-. Ancak sıfatlara -CA ekinin
getirilmesiyle türetilen kelimeler, genelde zarf işlevinde kullanılmaktadır, örn. güzel-ce, yavaş-ça, gizli-ce vs. Bunun dışında Arapçadan kopyalanan zarf türü kelimeler de modern Türkçede kullanılmaktadır, örn. usulen (eril), maddeten (dişil). Arapça dişil zarf işaretleyicisi (-tan), Türkçeye kopyalanmış ve ayrı kelimesine getirilerek Arapça modele uygun bir zarf oluşturulmuştur, örn. ayrıyeten‚ ayrıca. Sözdizimsel açıdan zarfların çok az ortak özelliği vardır (Kaiser, 2008, s. 264). İçeriksel olarak nitelediği (yani ilişkide olduğu) ögeye göre cümledeki yeri sözdizimsel olarak değişebilir, yani bu anlamda serbesttir. Yüklemi nitelediklerinde zarflar genelde yüklemin hemen önünde yer alır, örn. Ali güzel yazıyor, Adam yavaşça içeri girdi. Ancak bu sıralama bilgi yapısına (information structure) göre belli durumlarda değişebilir, örn. Odalardan birine girdi gizlice. Anlamsal açıdan zarfların farklı işlevleri vardır. Bu işlevler dikkate alındığında, zarflar bazı alt türlere ayrılabilir: a) Nitelik/durum zarfları (iyi) b) Yer zarfları (başka yerde, burada) c) Zaman zarfları (sonra, önce) d) Derece/ölçü bildiren zarflar (çok) e) Olumsuzluk zarfları (hiçbir zaman) V. Sayılar (numerals) Türkçede sayı adları da genelde ayrı bir kelime türü olarak nitelendirilmektedir. İsim soylu olmaları dolayısıyla sayılar, belli durumlarda çekimlenebilir, örn. dördünü, altısından vs. Sayılar sözdizimsel açıdan cümlenin ögesi olabilir, yani özne, nesne ya da yüklem pozisyonunda yer alabilir, örn. Beş ondan büyüktür (özne), Dördü beşi bilmem (nesne), En sevdiğim sayı yedidir (yüklem). Türkçede asıl sayılar, bir, iki, iç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, yirmi, otuz, kırk, elli, altmış, yetmiş, yüz, bin. Ayrıca yabancı dillerden kopyalanmış milyon, milyar, trilyon, katrilyon gibi daha büyük asıl sayılar da vardır.
Sıra sayılar, asıl sayılara -(X)ncX eki getirilerek oluşturulur: birinci, ikinci, onuncu vs. Üleştirme sayıları ise sayı adlarına -(ş)Ar eki getirilerek yapılır, örn. iki-şer, üç-er, dörter, yedi-şer. Oğuz Grubu Türk dillerinde özel kolektif sayılar yoktur, ancak sayı adlarına ayrılma durum eki (Türkmence) ya da iyelik eki (Azerice) getirilerek kolektif sayılar türetilir (bk. Johanson 2021: 537). Azericedeki yapının Türkçede de olduğunu görüyoruz, örn. iki-miz, altı-mız. Türkçede yaklaşık sayılar (approximative numerals) ise belli onluk sayılara -lAr+cA işaretleyicisi getirilerek oluşturulur (Johanson, 2021, s. 538), örn. on-larca, yüz-lerce, bin- lerce vs. VI. Sontakılar (postpositions) Bir kelime türü olarak sontakılar (edatlar), morfolojik açıdan çekimlenemezler ve cümlede belli ögelerin/tümleçlerin hemen sonuna gelerek değişik dilbilgisel bağıntılar ifade ederler, örn. gibi, göre, ilişkin, için vs. Türkçedeki sontakılar, işlevsel olarak Hint-Avrupa dillerindeki öntakılara (prepositions) karşılık gelirler, örn. İngilizce for, için; like, gibi. Türkçede sontakılar farklı yapıda karşımıza çıkabilirler: a) Basit yapılı sontakılar (gibi) b) Birleşik yapılı sontakılar (nedeniyle, ilişkin) c) Kopya sontakılar (rağmen < Arapça ragman) Burada bir başka önemli özellik de sontakıların ilişkide olduğu ögelerin genelde belli hâl ekleriyle işaretlenmesidir: Bu açıdan şöyle bir sınıflandırma yapılabilir: a) Yalın durum (Ayşe gibi, Ali tarafından) b) Ayrılma durumu (Ankara’dan beri, senden sonra) c) Yönelme durumu (Ali’ye göre, soğuğa rağmen, derse ilişkin) d) İlgi durumu (senin için) e) Araç durumu (Ali’yle birlikte) Sözdizimsel olarak sontakılar cümle oluşturamazlar ancak hemen sonuna geldikleri ögelerle/tümleçlerle birlikte farklı sözdizimsel yapılar oluştururlar. Bu yapılar;
a) Sontakı grubu (edat grubu) (Ali için, senin gibi vs.) b) Değişik işlevlerde yancümle yapıları (Ali geldiği için, Ali’nin gelmesi için, vs.). Burada Ali geldiği için nedensel işlevli belirteç yancümlesi olarak işlev görürken Ali’nin gelmesi için yapısı ise bir amaç yancümlesi olarak kullanılmaktadır. Anlamsal açıdan sontakılar, cümledeki değişik ögelerle dilbilgisel yapılar oluşturarak farklı mekânsal, zamansal, durumsal ve nedensel ilişkiler kodlarlar. VII. Belirleyiciler (desterminers) Bir kelime türü olarak belirleyiciler, bir ismi daha kesin olarak tanımlama işlevine sahip ögelerdir (Kaiser 2008: 264), örn. bu kitap, her masa, bütün sınıf vs. Aslında bu tür ögeler, Geleneksel Dilbilgisi anlayışıyla yapılan sınıflandırmalarda genelde sıfatlara (belirtme sıfatları) dâhil edilmiştir. Ancak modern sınıflandırmalarda, tanımlık (article) gibi niteleyici zamirler (bizim ev) de belirleyicilere dâhil edilmiştir (bk. Kaiser, 2008; Johanson, 2021). Türkçede belirleyiciler, Hint-Avrupa dillerinin aksine, çekimlenme özelliğine sahip değildir. Ancak Türkçede niteleme işlevinde kullanılan zamirler, ilgi ekiyle işaretlenmektedir, örn. biz-im ev, siz-in mahalle. Sözdizimsel açıdan belirleyicilerin en önemli özelliği, hiçbir zaman yüklemsel pozisyonda yer almamalarıdır; diğer bir ifadeyle bu kelimeler yüklemin bir bileşeni olamazlar (bk. Kaiser 2008: 264). Anlamsal olarak belirleyiciler, değişik alt kategorilere ayrılabilir. Ancak burada zamirlerle kurulan iyelik yapıları (bizim ev) ile diğer belirleyicileri birbirinden ayırmak gerekmektedir. Şimdi diğer belirleyicileri görelim: a) İşaret belirleyicileri (bu ev) b) Soru belirleyicileri (hangi ev) c) Tanımsız belirleyiciler (her ev, bütün kitap) d) Sayı belirleyicileri (iki ev) VIII. Zamirler (pronouns)
Bir kelime türü olarak zamirler, kişilere, nesnelere veya geçeklere atıfta bulunmaya hizmet ederler, örn. ben, sen, o, herkes, bu. Bu anlamda zamirler, bir ismin/isim grubunun veya isimsiz ifadelerin temsili ya da ikamesi olarak işlev görürler. Bu kelime türü, genelde “anlamlı kelimeler” kategorisinde ele alınır ancak zamirlerin “işlevli kelimeler” olduklarına dair görüşler de vardır (tartışmalar için bk. Erdem, 2004). Morfolojik olarak zamirler, çekimlenen kelimelerdir, yani temsil ettikleri/ikame ettikleri ögeye uygun olarak durum, çokluk vs. ekleri alabilirler, örn. o, onu, onlar, onlarda, ona, her şeyden vs. Dönüşlülük zamiri kendi de tıpkı isimler gibi daha geniş bir çekim morfolojisine sahiptir, örn. kendi-miz-de, kendi-niz-e. Anlamsal ve sözdizimsel açıdan zamirler bazı alt gruplara ayrılmaktadır: a) Şahıs zamirleri (ben, sen, o, biz, siz, onlar) b) İşaret zamirleri (bu, şu, bunlar vs.) c) Belirsizlik zamirleri (her şey, herkes vs.) d) Soru zamirleri (kim, hangisi vs.) e) Sayı zamirleri (ikisi, beşi vs.) f) Aitlik zamirleri (bizimki, seninki, onunki vs.) IX. Bağlaçlar (conjunctions) Bağlaçların/bağlayıcıların ayırt edici özelliği, kelimeler, kelime grupları ya da cümleler (yancümleler de dahil) arasında sözdizimsel bağlantılar kurmak ve aynı zamanda bu ögeler arasında anlamsal ilişkiler belirtmektir, örn. ve, ile, veya, yahut, ne ... ne, fakat, ancak. Morfolojik olarak bağlaçlar değiştirilemez ve çekimlenemezler. Ayrıca bağlaçların cümle ögesi olma işlevleri de yoktur. Sözdizimsel olarak bağlaçların iki temel işlevi vardır: sıralama (coordination) ve altasıralama (subordination). Sıralamada sözdizimsel açıdan iki eşit düzeyde öge birbirine bağlanırken altasıralamada ise bağımlı cümlelerin (yancümleler) temel cümlelere bağlanması söz konusudur (bk. Aydemir, 2020; Erdem, 2021).
Sıralama türü bağlantıda bağlaçların birbirine bağladığı cümleler arasında farklı anlamsal ilişkiler olabilir: a) Ardışık bağlantı (Ali sınava girdi ve kazandı) b) Nedensel bağlantı (Ali gelmedi çünkü hastaydı.) c) Karşıtlama bağlantısı (Ali geldi ama onu göremedi.) Türkçe yapısal/tipolojik özellikleri gereği, Hint-Avrupa dillerindekine benzer altasıralama bağlaçlarına (örn. Almanca als <-DXğXndA>, weil <-DXğX için>) sahip değildir. Ancak yabancı dillerden (özellikle Hint-Avrupa dil ailesine mensup dillerden) Türkçeye belli altasıralama bağlaçları kopyalanmıştır, örn. eğer (<Farsça agar) ve ki (<Farsça ke). Bunlardan eğer - Türkçe -sA ekiyle birlikte - şart işlevli belirteç yancümleleri oluştururken ki bağlacı ise örneğin amaç işlevli yancümleler kurar. Tabii burada ki’nin tıpkı Farsçada olduğu gibi temel cümleden sonra geldiğini ve bitimli bir yapıyı kendinden önceki temel cümleye altasıralı olarak bağladığını belirtmemiz gerekmektedir (krş. Aydemir, 2020, s. 67- 68). Şimdi bazı örnekler verelim: a) EğerAli gelirse balık tutmaya gideriz. (eğer bağlacıyla kurulan şart işlevli yancümle). b) Telefon ettim ki zamanında orada olsun. (ki bağlacıyla kurulan amaç işlevli yancümle). c) Biliyoruz ki o bizim için çalışacak (ki ile kurulan ad işlevli yancümle, nesne işlevinde). X. Ünlemler (interjections) Ünlemler, bir duyguyu, şaşkınlığı, endişeyi ya da aşırı bir duygusallığı ifade eden kelimelerdir, örn. ah, eyvah, vay canına, Allah Allah. Ancak ünlemlerin ayrı bir kelime türü olup olmadıkları konusunda bazı tartışmalar vardır zira bunlar morfolojik ve anlamsal olarak belli ortak özelliklere sahip değildirler (bk. Kaiser, 2008, s. 265). Morfolojik olarak ünlemler, değişmezler ve çekimlenmezler. Ancak bazı ünlemler zaman içinde isimleşerek belli çekim eklerini alabilmektedir, örn. ah-ı-nı almak, ah-ı tutmak vs.). Aynı şekilde bazı ünlemler, zamanla bir isim köküne değişerek türetim morfolojisinin bir parçası olmuşlardır, örn. ofla-, öfle-, püfle-.
Ünlemlerin bir başka çarpıcı özelliği, sözdizimsel olarak hiçbir kısıtlamaya tabi olmamalarıdır, zira ünlemler cümle bağlamının dışındadır (bk. Kaiser, 2008, s. 265). XI. Koşaçlar (copulas) Koşaç (copula), daha önceki sınıflandırmalarda ayrı bir kelime türü olarak yer almaz. Ancak Johanson’un yaptığı son sınıflandırmada koşaçlar müstakil bir kelime türü olarak gösterilmiştir (2021). Bu anlamda Türkçede var/yok ögeleri, yer zarflarıyla tamamlanan varoluşsal koşaçlar olarak kullanılır (Johanson, 2021, s. 971), örn. Ayşe’de para var, Hesapta ne kadar para var? Bu tip varoluşsal cümleler, işlevsel olarak İngilizcede “to have” ile kurulan yapılara benzer, örn. Ali’de çok para var‚ Ali has a lot of money. Ancak burada, koşaç olarak işlev gören var ve yok ögeleri, ek-fiillerden (idi, imiş, ise) farklı olarak çekimlenebilir değildir. XII. Parçacıklar (particles) Modern sınıflandırmalarda ayrı bir kelime türü olarak yer alan parçacıklar (particles), vurgulanmayan dilsel ögelerdir ve farklı dilbilgisel/pragmatik işlevlere sahiptirler. İşlevsel açıdan parçacıklar, konu/odak parçacıkları, pekiştirme parçacıkları ve söylem parçacıkları vb. sınıflandırılabilir (Johanson, 2021, s.773). Şimdi Türkçede kullanılan bazı parçacıklara örnekler verelim: i) Konu/odak parçacığı, örn. bile,hatta (Ali bile sınavı kazandı, Hatta okula kadar gitti). ii) Soru parçacığı mX (Ali geldi mi?, Ali mi geldi?). iii) Retorik parçacığı ki (Gelmedi ki! (İddia ve doğrulama işlevli);Geldi mi ki? (acaba gibi şüphe/spekülasyon ifadesi taşır)). iv) Söylem parçacıkları, örn. da (Çok da güzel). Sonuç Bu yazıda Türkçedeki kelimeler, morfolojik, sözdizimsel ve anlamsal özellik ve işlevlerine göre bir sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Bu anlamda Türkçede 12 farklı kelime türü tespit edilmiştir: isim, fiil, sıfat, zarf, zamir, sayı, belirleyici, koşaç, bağlaç, sontakı, ünlem ve parçacık.
Geleneksel Dilbilgisini temel alan araştırmalarda, genelde kelime grupları anlamlı kelimeler (isim, fiil, sıfat, zarf, zamir gibi.) ve işlevli kelimeler (bağlaçlar, sontakılar, ünlemler vs.) olarak iki gruba ayrılmıştır. Ancak modern çalışmalarda bunlara, yeni kelime türleri de eklenmiştir, örn. parçacıklar ve koşaçlar. Biz de bu bölümde, modern çalışmalardaki modeli esas aldık. Türkçede kelimeler arasında keskin morfolojik ayrımlar ya da özel işaretlemeler genelde yoktur. Diğer bir ifadeyle isimlerle sıfatlar, sıfatlarla zarflar morfolojik olarak değil, genelde sözdizimsel işlevleri açısından birbirinden ayrılmaktadır. Örneğin ilk etapta sıfat olan güzel kelimesi, fiili/yüklemi nitelediği durumlarda pekâlâ bir zarf olabilir, örn. Ali güzel yazıyor. Aynı şekilde bir sıfat, belli durumlarda bir isim olarak da işlev görebilir. Türkçede çok az ek vardır ki belli bir kelime türünü işaretleyebilsin. Örneğin -CA eki, sıfatlardan zarf türü kelimeler türeten bir morfem olarak işlev görmektedir. Aynı şekilde -lX eki de genelde sıfat türü kelimeler türetir, örn. bakım-lı, düşünce-li. Sıra Sizde 1. Kelimeler hangi kriterlere göre sınıflandırılmıştır? 2. Sözlüksel kelimeler ile işlevli kelimeleri kısaca tanımlayınız. 3. Anlamlı kelime türleri hangileridir? 4. Türkçede öntakılar Hint-Avrupa dillerinde hangi kelime türüne karşılık gelir? 5. Aşağıdaki kelimelerden hangisi yapı olarak diğerlerinden farklıdır? a) masa b) güzel c) yavaşça d) diken 6. Aşağıdaki kelime türlerinden hangisi çekimlenemez? a) Sıfatlar b) İsimler c) Fiiller d) Zamirler
7. Aşağıdaki yüklemlerden hangisi yapısal olarak diğerlerinden farklıdır? a) güzelmiş b) gelmiş c) delidir d) hastaydı 8. Aşağıdaki cümlelerde altı çizi kelimelerden hangisi “belirlilik” içerir? a) Masa benim değil, Ayşe’nin. b) Kızılay’dan kitap aldım. c) Mutfakta gazete okuyor. d) Markette domates yok. 9. Aşağıdaki fiil çekim ekleri sıralamalarından hangisi doğrudur? a) çatı-kılınış-kip-görünüş-zaman-olumsuzluk-kişi b) kip-olumsuzluk-kılınış-çatı-zaman-görünüş-kişi c) çatı-görünüş-zaman-kip-kılınış-olumsuzluk-kişi d) kılınış-çatı-kip-olumsuzluk-görünüş-zaman-kişi 10. Aşağıdaki fiil yapılarının hangisi bitimlidir? a) gidince b) alarak c) gitmiş d) taşınıp 11. “Baksana, bir güzel geliyor!” cümlesinde altı çizili kelimenin türü nedir? a) sıfat b) isim c) zarf d) zamir 12. Türkçede sontakılar (edatlar) olarak bilinen kelime türü, Hint-Avrupa dillerinde hangi kelime türüne tekabül eder? a) zarflar
b) öntakılar c) ünlemler d) bağlaçlar 13. Aşağıdaki yapıların hangisinde “belirleyici” vardır? a) bütün sınıf b) güzel çocuk c) yeşil sandalye d) kötü yemek 14. Aşağıdaki zamirlerle ilgili ifadelerden hangisi yanlıştır? a) Çekimlenebilir kelimelerdir. b) İşlevsel kelimelerdendir. c) Nesneleri/özellikleri temsil ya da ikame eder. d) Nniteleme işlevinde kullanılır. Önerilen Kaynaklar Demir, N. (2017). Kelime türleri. Hülya Plancı (Ed.) Türkçe biçim bilgisi (içinde)(ss 26- 51).Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları. Erdem, M. (2013). Biçim bilgisi. Nurettin Demir & Emine Yılmaz (ed.) Türk Dili Yazılı ve Sözlü Anlatım (içinde). Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. 91-107. Johanson, L. (1998). The structure of Turkic. The Turkic languages, Lars Johanson & Éva Ágnes Csató (eds.) (ss. 30-66). London New York: Routledge. Rijkhoff, J. (2007). Word Classes. Language and Linguistics Compass 1/6 (2007). 709–726. içinde bir bölüm mü acaba yazara soralım bilemedim. Kaynakça
Aydemir, İ. A. (2020). Çağdaş Türk dillerinde altasıralama stratejileri. Ankara: Grafiker Yayınları. Croft, W. (2000). Parts of speech as language universals and as language-particular categories. Petra M. Vogel & Bernard Comrie(eds.) Approaches to the typology of word classes (Empirical Approaches to Language Typology 23), Berlin, Germany/New York, NY: Mouton de Gruyter. 65–102. Demir, N. (2017). Kelime Türleri. Hülya Plancı (Ed.) Türkçe Biçim Bilgisi. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayınları. 26-51. Erdem, M. (2004). Zamirler Anlamlı Kelimeler midir Yoksa Görevli Kelimeler mi? Türk Dili, 641: 444-449. Erdem, M. (2013). Biçim Bilgisi. Nurettin Demir & Emine Yılmaz (ed.) Türk Dili Yazılı ve Sözlü Anlatım. Ankara: Nobel Yayın Dağıtım. 91-107. Erdem, M. (2021). Sözdizimi (bu ciltte). Johanson, L. (1998). The structure of Turkic. The Turkic languages, Lars Johanson & Éva Ágnes Csató (eds.) ss.30-66.London New York: Routledge. Johanson, L. (2021). Turkic. Cambridge University Press. Kaiser, G. A. (2008). Wortklassen. Kolboom, Ingo et al. (Hrsg.) Handbuch Französisch: Sprache - Literatur - Kultur - Gesellschaft; für Studium, Lehre, Praxis. Berlin: Schmidt. Rijkhoff, J. (2007). Word Classes. Language and Linguistics Compass 1/6 (2007). 709–726. Sıra Sizde Cevap Anahtarı 1. Kelimeler, morfolojik, sözdizimsel ve anlamsal kriterlere göre sınıflandırılır.
2. Sözlüksel kelimeler, belli bir anlamsal içeriğe sahip olan kelimelerdir. İşlevli kelimeler ise belli bir leksikal anlamı olmayan ancak dilbilgisel işleve sahip olan kelimelerdir. 3. Anlamlı kelimeler, diğer bir ifadeyle “sözlüksel kelmeler” isimler, fiiller, sıfatlar, zarflar ve zamirlerden oluşur. 4. İşlevsel ve tipolojik açıdan bakıldığında, Türkçede öntakılar, Hint-Avrupa dillerindeki öntakılar (prepositions) olan bilinen kelime türüne denk gelir. 5. c 6. a 7. b 8. a 9. d 10. c 11. b 12. b 13. a 14. d
9. Ünite SÖZDİZİMİ Prof. Dr. Mevlüt ERDEM Kazanımlar Bu ünite sonunda; ● Dilbilgisi çalışma alanı içinde sözdiziminin yeri hakkında bilgi sahibi olacak, ● Türkçe sözdiziminin temel kavramlarını tanıyacak, ● Dilbilgisinin diğer çalışma alanlarının (özellikle biçimbilgisinin) sözdizimini nasıl etkilediğini bilecek, ● Geleneksel kelime grubu çözümlemesini ve dilbilimsel öbek yapı anlayışını kavrayacak, ● Dilbilgisel ilişkileri içeren kavramları ve bunların temel niteliklerini tanıyacak, ● Türkçe cümle yapısının genel özelliklerini bilecek ve cümle yapısıyla ilgili çözümlemeler yapacak, ● Türkçede çatı (değer değiştiren yapılar) kategorilerinde ortaya çıkan sözdizimsel değişimleri açıklayabileceksiniz. Anahtar kavramlar • Sözdizimi • Kelime grubu • Öbek yapı • Dilbilgisel ilişkiler • Cümle yapısı • Çatı (değer değiştirme) Tartışma soruları 1. Sözdiziminin temel çalışma alanları nelerdir? Örneklerle tartışınız. 2. Biçimbilgisi ve sözdizimi etkileşimini örneklerle inceleyiniz. 3. Bitimsiz fiil nedir ve cümle yapısını nasıl etkiler? 4. Türkçede değer değiştirme hangi yapılarda görülür? Örneklerle anlatınız. İçindekiler Giriş: Sözdizimi ve diğer alanlar I. Sözdizimi nedir? II.Sözcük türleri III.Kelime grupları IV.Öbek çeşitleri V.Dilbilgisel (gramatikal) ilişkiler VI.Cümle yapısı VII.Bağımlı cümlecikler VIII.Çatı (değer değiştirme): Biçim-sözdizimsel etkileşimler Sonuç
Giriş: Sözdizimi ve diğer alanlar Dil, birbiriyle etkileşim içinde olan birçok katmandan oluşur. En merkezinde insan konuşma seslerini konu edinen sesbilim (phonetics) vardır. Bir sonraki katman bir dilin konuşma seslerini/sesbirimlerini ve bunların birbirleriyle etkileşimini inceleyen sesbilgisidir (phonology). Sesbilgisinin bir üst katmanı, sözcükleri inceleyen biçimbilgisidir. Sözcüklerin birleşme biçimleri ve cümleleri inceleyen alan ise sözdizimidir. Sözdizimini; kelimelerin, öbeklerin ve cümlelerin bilinen anlam boyutunu (sözlük anlamını) inceleyen anlambilim takip eder. Sonraki katman dilin konuşur tarafından nasıl kullanıldığını inceleyen edimbilimdir. Buraya kadar sayılan alanlar dilbilgisinin temel çalışma alanlarıdır. Dilin çalışma alanları bunlarla sınırlı değildir. Dil, doğası gereği başka bilim dallarıyla (özellikle sosyoloji, psikoloji, antropoloji, felsefe, edebiyat, bilgisayar) da çok yakından ilişkilidir. Dilin bu bilim dallarıyla olan ilişkisi yeni çalışma alanları ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma alanları içinde, dil ve sosyoloji etkileşimini inceleyen toplumdilbilimi (sociolinguistics), dilin psikoloji ile etkileşimini inceleyen ruhdilbilimi (psycholinguistics), dilin bilgisayarla olan çalışma alanı olan bilgisayarlıdilbilim (computational linguistics) sayılabilir. Dili oluşturan bu katmanların daima birbirleriyle etkileşim içinde olduğu unutulmamalıdır. Bugün dil çalışmalarında bu etkileşimler özel çalışma alanlarıyla daha görünür durumdadır. Sesbilgisi alanı biçimbilgisiyle, biçimbilgisi de sözdizimiyle iç içedir. Bir çalışma alanını diğerinden ayırmak neredeyse mümkün değildir. Örneğin, balık sözcüğünün sekiz varyantlı - CX (-cı, -ci, -cu -cü, -çı -çi, -çu -çü) ekiyle birleşmesini inceleyelim. Sözcüğün hangi varyantı seçeceğini iki sesbilgisel özellik (ünlü uyumu ve ünsüz uyumu) belirler. Balık sözcüğünün sonundaki ötümsüz, artdamak /k/ sesbirimi kendisine benzeyen ötümsüz bir varyantı (yani /ç/’yi) seçmek zorundadır. Ünlü ve ünsüz uyumlarının etkileşimiyle balık-CX > balıkçı biçimi elde edilir. Sesbilgisel özellikler biçimbilgisinin ana çalışma alanlarından biri olan eklerin hangi varyantının seçileceğini belirlemede etkilidir. Türkçe gibi biçimbirimleri /ekleri zengin dillerde biçimbilgisinin sözdizimini etkilediği, biçimlendirdiği görülür. Balıkçı güldü cümlesi ettirgen yapıldığında Ali balıkçıyı güldürdü yapısı elde edilir. Fiile eklenen biçimbilgi araçcı (ettirgenlik eki), cümlenin unsurlarını zorunlu olarak değiştirir. Yani ettirgenlik eki zorunlu olarak Ali gibi bir unsur ister ve basit cümlenin öznesini de nesneye (balıkçıyı) dönüştürür. İlerleyen bölümlerde sık sık biçimbilgisinin sözdizimini etkilediği çeşitli örneklerle vurgulanacaktır.
I.Sözdizimi nedir? Dilbilgisinin önemli çalışma alanlarından biri olan sözdizimi için farklı terimler kullanılır. Düzenleme, birleştirme anlamına gelen sentaks (syntax) bunlardan biridir. Cümle bilgisi de zaman zaman geleneksel çalışmalarda kullanılır. Sözdizimi cümlelerin nasıl dizildiğiyle ilgilenir. Ali tekneyi gördü gibi bir cümle özne (Ali), nesne (tekneyi) ve yüklemden (gördü) oluşmuş basit bir cümledir. Cümlede Özne (Ö) cümlenin başında, Nesne (N) ortasında ve Yüklem (Y) de sonunda yer almıştır. Cümlede her bir gramatikal ilişkiyi ifade eden unsur bir sözcükten oluşmuştur. Bu basit cümle Türkçenin (neredeyse bütün Türk dillerinin) temel öge sıralanışını yansıtır. Çeşitli söylem nedenlerinden dolayı bu temel sıralanışı değiştirmek mümkündür. Sözdiziminin çalışma alanını sadece cümle dizilişiyle sınırlamak doğru değildir. Cümleyi oluşturan unsurların/bileşenlerin de nasıl sıralandığını, bu sıralamanın kurallarını incelemek de sözdiziminin ana çalışma konularındandır. Yukarıdaki cümlenin unsurlarından nesneyi biraz genişlettiğimizde neyi kast ettiğimiz daha iyi anlaşılacaktır: Ali [kıyıdan uzaklaşan küçük balıkçı teknesini] gördü. Yukarıdaki cümlede nesne altı kelimeden oluşmuştur ve bu kelimelerin bir düzen içinde, belli bir kuralla sıralandığı görülür. Küçük veya balıkçı sözcüğünü nesne içinde başka bir yere taşımaya çalıştığımızda öbek yapı içinde bir düzenin olduğu daha iyi anlaşılır: *Ali [kıyıdan uzaklaşan bir balıkçı küçük teknesini] gördü. *Ali [kıyıdan uzaklaşan balıkçı küçük bir teknesini] gördü. Küçük ve balıkçı sözcüklerinin öbek içindeki yerleri değiştirildiğinde yanlış dizilişler oluşmaktadır. Bu yanlış dizilişler, öbek içindeki sözcüklerin, eğer birden fazla sözcükten oluşuyorsa, bir kurala göre öbek içinde görev yaptıklarını/dizildiklerini söyler. II.Sözcük türleri Yukarıda kısaca belirtildiği gibi cümlenin kuruluşunda ve öbek yapının temelinde sözcükler yer alır. Fakat zihin sözlüğündeki her sözcük, dilde kullanım seviyesine çıktığında eşit derecede benzer davranmaz. Sözcükler; sergiledikleri biçimsel, sözdizimsel ve anlamsal özelliklerine göre birbirine benzer veya farklılaşır. Bu benzeşmeler ve farklılaşmalar, sözcüklerin kullanım seviyesinde kendine has özellikler taşıdığını gösterir. Türkçedeki kelime gruplarını (veya öbek yapıyı) daha iyi anlayabilmek ve tanımlayabilmek için sözcüklerin biçim-sözdizimsel özelliklerine daha yakından bakmak gerekir. Sözcük türleri/çeşitleri dilbilgisinin birçok alanıyla (biçimbilgisi, sözdizimi ve anlambilimi) ilişkilidir. Fakat sözcük türleri/çeşitleriyle ilgili birçok çalışma (bk. Ergin 1985, Banguoğlu
2004) sözcük türlerini biçimbilgisinin merkezine yerleştirir. Sözcük türlerinin çekim ve türetim potansiyelleri şüphesiz biçimbilgisinin ana çalışma alanlarındandır. Diğer taraftan birçok sözcük türünün başka sözcüklerle birleşmesi, bir araya gelerek bir yapı oluşturması kuşkusuz sözdiziminin konusudur. Sözcükler arasındaki bu ilgi doğal olarak sözdizimsel öbek/yapı kurallarıyla gerçekleşir. Türkçe biçimbilgisine odaklı geleneksel çalışmaların çoğu sözcük türlerini anlamsal temelde ele alır. Örneğin birçok geleneksel yöntemle yazılmış Türkçe dilbilgisi kitabında adlar “… varlıkların ve mefhumların adları olan kelimeler” (Ergin, 1985, s.218) olarak tanımlanır. Fiiller de benzer bir tanımlamayla verilir ve geniş anlamda hareketi (devinme, oluş, kılınış ve durum) karşılayan kelimeler olarak tarif edilir. Biçim-sözdizimsel yaklaşımda bu tanımların çok işe yaradığı söylenemez. Sözcük türleri anlam temelli sınıflar değil, sözdizimsel temelli sınıflardır. Bu yüzden sözcükler cümledeki dilbilgisel özelliklerine göre tanımlanmalıdır (Trask, 2004). Modern dilbilimsel yaklaşımlar sözcükleri gramatik özelliklerine odaklanarak morfosentaktik özellikleriyle tanımaya çalışır (Van Valin, 2001, s. 6). Biçim-sözdizimsel (morfosentakik) özellikleri açısından sözcük türlerinin temel niteliklerine sözdizimiyle olan ilgisinden dolayı kısaca değinmek gerekir. Türkçede adlar, hem biçimbilimsel hem de sözdizimsel açıdan önemli özelliklere sahiptir. Biçimbilimsel açıdan en önemli özellikleri çekimlenebilmeleridir. Adların çeşitli çekim kategorileriyle çekimlenebilmeleri (özellikle durum ekleriyle) Türkçe öge dizilişini yakından etkiler. Durum ekiyle işaretlenmiş basit bir cümlenin unsuru (nesne, dolaylı nesne ve diğer tümleçler), eklendiği sözcüğü belirli hâle getirdiği için ölçünlü dizilişin dışına rahatlıkla çıkabilir. Örneğin belirtme durum ekini almış bir ad cümlenin neresinde olursa olsun artık nesnedir, taşımış olduğu ek, nesne olduğunu gösterir. Diğer durum ekleriyle donatılmış adlar da gramatikal ilişkiyi doğrudan yansıttıkları için cümlenin herhangi bir yerinde taşınabilir. Aşağıdaki cümlenin ögeleri durum ekleriyle işaretlendikleri için cümlede farklı yerlerde bulunabilirler: a) Martılar su bitkilerini farklı sulara taşırlar. b) Su bitkilerini farklı sulara taşırlar martılar. c) Farklı sulara taşırlar martılar su bitkilerini. d) Taşırlar martılar su bitkilerini farklı sulara. Anlamsal tanımlama göz ardı edildiğinde bir ad öbeği içinde adların en önemli morfosentaktik özelliği baş olmasıdır. Türkçe baş sonlu bir dildir. Öbeklerde baş sondadır. Cümlenin en önemli ögesi olan fiil cümlenin başıdır ve cümlenin sonunda yer alır. Balıkçı teknesi örneğinde tekne adı baş konumundadır, balıkçı sözcüğü de yardımcı unsurdur (tamlayan). Birden fazla
sözcükten kurulmuş ad öbeklerinin de yardımcı ve baş unsurdan oluşmuş bir öbek yapı olduğu unutulmamalıdır. Balıkçı teknesinin pervanesi öbeği üç sözcükten oluşmuştur. Sözcüklerin birbirleriyle ilişkilerine bakıldığında balıkçı teknesi bir birlik oluşturur. Bu birlik pervane ile birleşerek daha büyük bir ad öbeği meydana getirir. Bu büyük öbekte balıkçı teknesi yardımcı unsur, pervanesi ise baştır (ana unsurdur). Bu öbekteki sözcükler arasındaki ilişki aşağıdaki gibi gösterilebilir: [[balıkçı teknesi]nin pervanesi] Bütün ad öbeklerinin baş ve yardımcı unsurdan (tamlayan) oluştuğu unutulmamalıdır. Baş ve yardımcı unsuru (tamlayan) tanıyabilmek sözcükler arasındaki ilişkileri iyi tanımakla mümkündür. Fiiller birkaç boyutuyla dikkati çeker. Bunlardan birincisi fiilin istediği unsurlardır, yani istemidir. Bazı fiiller sadece özne ister (Ali koştu) ve bunlar 1 değerli (sadece özne) fiiller (geçişsiz fiiller) olarak adlandırılır. Bazı fiiller ise 2 unsur (özne+doğrudan nesne) ister (Ali kitabı okudu) ve bunlar da 2 değerli fiiller (geçişli fiiller) olarak bilinir. Az da olsa bazı fiiller 3 değerlidir. Bu fiiller özne, doğrudan nesne + dolayı nesne gibi unsurları (Ali Ayşe’ye kitabı verdi) alır. Fiillerle ilgili diğer önemli bir konu da onların anlamsal özellikleridir. Türkçe geleneksel çalışmalarda bu anlamsal değerler devinim, oluş, kılınış, durum kavramlarıyla verilir. Dilbilimsel çalışmalarda fiillerdeki bu anlamsal sınıflandırmalar oldukça farklılaşır (fiiller ve sınıflandırması için bk. Erdem, 2016). Dilbilimsel literatürde çok tartışılan sıfatlar, dillerde çok farklı davranırlar. Genel olarak sıfat anlamının fiil anlamına yakın olduğu söylenebilir. Bazı dillerde (Korece) sıfatlar fiiller gibi çekimlenebilmektedir. Dillerde adlar ve fiiller iki büyük sözcük stoğuna sahip sözcük türleriyken sıfat türü bu konuda değişkenlik gösterir. Bazı dillerde sıfatlar azdır ve bu yüzden leksikonda kapalı sınıfın üyesidirler. Diğer taraftan bazı dillerde açık sınıfın üyesi olarak leksikonda yer alırlar. Sıfatlar, adlar ve fiillerden daha azdır ve türetim açısından göreceli olarak türetime elverişli olan sözcüklerdir. Sıfatlar, varlıkları nitelikleyen sözcüklerdir. Varlıkların nitelikleri içsel veya sonradan kazanılan nitelikler olabilir. Kırmızı gül örneğinde kırmızılık içsel bir niteliği gösterirken kırmızı ev örneğinde evin kırmızı olması sonradan kazanılmış bir özelliktir. Gerçek sıfatlar çeşitli anlamsal sınıflara ayrılır. Dixon (2004, s.3) dört tane temel sıfat tipinin var olduğunu ve bunların zıtlık ilişkisi içinde bulunduğunu belirtir. Bu dört sınıf aşağıdaki gibi örneklendirilebilir: 1. Boyut büyük ~ küçük, uzun ~ kısa, geniş ~ dar
2. Yaş genç ~ yaşlı 3. Değer iyi ~ kötü 4. Renk siyah ~ beyaz Dixon’un verdiği diğer bir sıfat grubu ise orta ve büyük ölçekli sıfatlardır. Bunlar da aşağıdaki gibi örneklendirilebilir: 5. Fiziksel özellikler sert, yumuşak, ağır, kuvvetli, temiz vb. 6. İnsanın özellikleri kıskanç, mutlu 7. Hız hızlı, yavaş Türkçede sıfat kabul edilen birçok sözcük ad ve/veya zarf olarak kullanılabilir. Türkçede sıfatları adlardan ayıracak ölçütler sözdizimiyle belirginleşir. Sözdiziminin verdiği kolaylığa niteleme anlamsal ölçütü de eklendiğinde sıfatları diğer sözcük türlerinden ayırt etmek kolaylaşır. Bütün bunlardan hareketle sıfatları, adları niteleyen (ve geleneksel çalışmalarda aynı zamanda ‘belirten’) sözcükler olarak tanımlayabiliriz. Sıfatlar derecelendirilebilmeleri yönüyle zarflara benzerler. Zarflar bazı açılardan sıfatlara benzer. Bir kelimenin zarf olduğu, tıpkı sıfatlar gibi, sözdizimi yardımıyla anlaşılır. Zarfların sözdizimindeki yeri bellidir. Zarflar genellikle fiilleri nitelerler. Zarf, fiillerle birlikte bir sıfatı ve kendi cinsinden bir sözcüğü de niteleyebilir. Zarflar sıfatlar gibi derecelendirme yaparlar, teklik ve çokluk biçimleri yoktur ve çekimlenmezler. Geleneksel çalışmalarda zamirler anlamlı kelimeler sınıfında değerlendirilir. Fakat zamirlerin bazı özellikleri açısından görevli kelimeler sınıfında yer aldığını söylemek yanlış olmaz. Sözlüklerdezamirlerin anlamları yerine zamirleri açıklayan bilgiler yer alır. Örneğin Büyük Türkçe Sözlükte ben zamiri “teklik birinci kişiyi gösteren söz” biçiminde açıklanır. Bu açıklamada zamirin anlamı değil görevi verilmiştir. Bu da zamirlerin görevli sözcük olduğuna bir kanıt olabilir (Erdem, 2004, s. ). Zamir, kendisinden önceki sözcüğü tanımlamadan ve nitelemeden gösteren kelimedir. Eğer zamirin öncülü bilinmiyorsa zamirin anlamı ortaya çıkmaz. Zamirler, sayı bakımından sınırlı sayıdadır ve her konuşmacı için aynı biçim kullanılır. Zamirler; adlar gibi çekimlenir, adlar gibi işlev görür. Cümledeki fonksiyonları da adlar gibidir. Edatlar kendi başlarına anlamları olmayan görevli sözcükler grubunda yer alır. Bu kelimeler diğer kelimelerle, özellikle adlarla bir öbek yapı kurar ve öbek yapıda baş, edattır: adam gibi, kuş kadar. Edatlar tek başına kullanılamaz, zorunlu olarak bir ad unsuru isterler. Kelimelerin edatlara bağlanması bazen ekli bazen eksizdir: eve doğru, dersten sonra, deve kadar. Zamirler edatlara ilgi durum ekiyle bağlanır: benim gibi, senin için. Edatların bir ad unsuru (ekli veya eksiz) istemesi nedeniyle bu görevli kelimelerin fiillere benzediği söylenebilir.
Diğer bir görevli kelime sınıfı da bağlaçlardır. Bağlaçlar, birbirleriyle ilgili kelimeleri, kelime gruplarını ve cümleleri bağlayan sözcüklerdir. Bağlaçlar baş olamazlar. Diğer kelime türleriyle karşılaştırıldıklarında sayıları oldukça azdır. Burada kısaca sözcük türlerinin sözdizimiyle olan ilişkisi ele alınmıştır. Sözcük türleriyle ilgili daha geniş bilgi için bu kitabın Kelime Türleri bölümüne (8. Ünite) bakılabilir. III.Kelime grupları Kelime grubu terimi geleneksel sözdizimi çalışmalarında birden fazla kelimeden oluşmuş birlikleri çözümlemek için kullanılır. Bu anlayışa göre kelime grubu oluşabilmesi için mutlaka birden fazla sözcüğün bir ilgiden dolayı yan yana gelmesi gerekir. Bu çözümleme sisteminde tek bir sözcük herhangi bir grup oluşturmaz. Bu yaklaşımda kısaltma gruplarıyla birlikte 20 kelime grubu vardır (kelime gruplarıyla ilgili bilgi ve örnek çözümlemeler için bk. Karahan, 2010, s. ????). Böyle bir çözümleme yöntemi şüphesiz Türkçe sözdiziminin hiyerarşik yapısını, kelime gruplarındaki bileşenlerin yapısını incelemek ve görmek için oldukça yararlıdır. Fakat bu yaklaşım dilbilimsel öbek yapı anlayışından oldukça uzaktır. Kelime grupları adlandırılırken/sınıflandırılırken zaman zaman yardımcı unsur, zaman zaman da ana unsur dikkate alınmıştır. Örneğin sıfat tamlaması, yardımcı unsura (tamlayan); isim tamlaması ise biçimsel ilişkiye (ad (İLGİ DURUM EKİ) + ad İYELİK EKİ) göre adlandırılmıştır. Öbek yapı oluşturmayan sıralama ilişkileri de (tekrar grubu, bağlama grubu) kelime grubu içinde verilmiştir. Bazen sözcüğün anlamsal yönü de ayrı bir kelime grubu olması için (unvan grubu gibi) yeterli görülmüştür (kelime grubu ve öbek anlayışı değerlendirmesi için bk. Gökdayı , 2010, s. ). Dilbilimsel literatürde (aşağıda görüleceği gibi) öbeklerin adlandırılması baş’ın sözcüksel türü dikkate alınarak yapılır. Öbekteki baş, ad ise ad öbeği, fiil ise fiil öbeği vb. adını alır. Her sözcüğün de baş olamayacağı düşünüldüğünde öbek sayısının oldukça sınırlı olduğu ortaya çıkar. Bu bölümde geleneksel cümle ögesi ve kelime grubu çözümlemesi yapılmayacaktır. Bunun yerine okuyucunun, geleneksel kelime grubunu anlaması için birçok cümle ögesi ve kelime grubu çözümlemesinin yapıldığı Karahan (2010, sayafa yok)’a bakması ve buradaki çözümlemeleri dikkatlice incelemesi yeterlidir.
IV.Öbek çeşitleri Sözcükler diğer sözcüklerle anlamsal birliktelik oluştururlar. Zihin sözlüğünden seçilen kelimeler anlam ilgisiyle birbirine bağlanır. Bu öbek/öbekler durum ekleriyle fiile bağlanarak da cümleler oluşur. Sözcük türleri ile öbek yapılar arasında sıkı bir bağ vardır. Bazı sözcük türleri (ad, sıfat, zarf, fiil ve edat) öbek yapının en önemli bileşenidir, bu sözcükler öbeğin bütün özelliklerini bünyesinde taşır. Başın sözcük türü de öbeğin adını belirler. Türkçe sola dallanan bir dil olduğu için baş (ana unsur) öbeğin sonunda yer alır. Yani baş, öbeği yönetir. Ad, sıfat, zarf, fiil ve edat dışında kalan sözcükler baş konumunda bulunamazlar. Bu açıklamalar ışığında beş tane öbek yapının olduğu söylenebilir.21 Bunlar: a) Ad öbeği Bir ad öbeği çok karmaşık yapıda olabilir. Basit bir ad öbeği [ad / sıfat / zamir + adBAŞ] biçiminde kurulur: Ali’nin kitabı, kırmızı kitap, benim kitabım. Ad öbekleri, cümlede yükleme bağlı bir unsurdur. Yüklemin temel unsurları olan özne, nesne ve tümleçler genellikle ad öbeklerinden oluşur ve bunlar çeşitli anlamsal rolleri de doğal olarak yansıtırlar. Adlar, bazı dillerde görevli kelimelerle de birliktelik oluşturur (İngilizcedeki the/a gibi kelimelerle) fakat Türkçede böyle bir dilbilgisel kategori yoktur. b) Fiil öbeği Fiiller anlamsal özelliklerinden ziyade biçimsel özellikleriyle ön plana çıkarlar. Fiiller, kişi ve kip ifadesi taşıyan, kendilerine zorunlu unsur (özne, nesne vb.) isteyen ve cümlenin temel taşı olan sözcüklerdir. Fiilleri diğer sözcük türlerinden ayıran en önemli özellik, fiillerin kendi unsurlarını seçmesidir. Buna fiilin yönetim çerçevesi (argument structure) adı verilir. Yönetim çerçevesi cümlenin temel gramatikal özelliklerini belirlediği için sözdizimi açısından önemlidir ve bu çerçevede zorunlu unsurlar yer alır, seçimlik unsurlar yer almaz. Türkçe geleneksel gramerlerde veya sözdizimi kitaplarında genellikle fiil grubundan bahsedilmez. Fiil grubundan bahsedilse bile bu grup fiil öbeğinden oldukça farklıdır. Bir fiil öbeğinde baş fiildir ve fiil öbeği fiile bağlı zorunlu unsurlar ve fiili niteleyen zarf ve yer bildiren unsurlardan oluşur (Göksel & Kerslake, 2005, s. 139). Aşağıdaki örneklerde eğik yazılmış kısımlar fiil öbeğini oluşturur: Balıkçı teknesini sattı. 21 Dilbilim kuramlarında bu leksikal öbekler dışında foksiyonel / işlevsel öbekler de vardır. Öbek yapıların çeşitliliği kurama göre de değişiklik gösterir.
Annesi çocuğuna bir masal anlattı. Martılar su bitkilerini farklı sulara taşırlar. c) Sıfat öbeği Yukarıdaki bölümlerde sıfatların ad öbeklerinde yardımcı unsur olarak görev aldıkları söylenmişti. Sıfat öbeği, sıfatların yardımcı unsur oldukları yapılardan (sıfat tamlamasından) oldukça farklıdır. Yeşil yaprak, çok yeşil yaprakgibi öbekleri düşünelim. Bu yapılar görünüşte birbirine benzese de farklı yapılardır. İlk örnekte yeşil, yaprak adını nitelemektedir. Fakat ikinci örnekte çok sözcüğünün yaprak sözcüğüyle anlam ilgisi belirsizdir ve *çok yaprak çözümlemesi yanlıştır. Çok sözcüğünün anlam ilgisi yeşil sözcüğüyledir. Çok yeşil yapısı, başı sıfat olan bir sıfat öbeğidir ve adı (yaprak) nitelemektedir. Çok yeşil yaprak yapısının öbek çözümlemesi aşağıdaki gibi yapılabilir: [[Çok yeşil SIFAT ÖBEĞİ] yaprak AD ÖBEĞİ] Yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi Türkçede bir sıfatın tipik öbek genişlemesi, sınırlı sayıdaki dereceleme zarflarıyla gerçekleşir: en yaşlı, çok kalabalık. d) Zarf öbeği Sözcük türleri içinde zarfların ve sıfatların özel bir yeri vardır. Bu sözcükler bazı açılardan birbirine benzer. Daha önceki bölümlerde sıfatların adlarla birleşerek ad öbekleri kurdukları söylenmişti. Geleneksel çalışmalarda bir zarf öbeğinden bahsedilmez. Dilbilimde sözcüklerin tek başlarına da bir öbek yapının ana unsuru olabileceği prensibinden dolayı Uzun (2000: 36) zarfların genellikle tek sözcüklü öbekler (yavaş, çok, az, ileri) kurduğunu ve bir zarf öbeğinin genişlemesinin başka zarflarla (çok yavaş, daha hızlı, daha önce) gerçekleştiğini belirtir. e) Edat öbeği Edatların dildeki en temel görevlerinden biri zaman ve mekânla ilgili bilgileri işaretlemesidir. Edat öbekleri cümlede zarf görevini üstlenirler. Durum ekinin zengin olarak kullanıldığı dillerde edatlar ve durum ekleri birbirleri yerine kullanılabilir: Hasaniçin/ Hasan'a. Vatan için örneğinde olduğu gibi edat öbekleri sentaktik baş olurlar, fakat anlamsal baş olamazlar (Payne, 1997, s. 124). Bu açıdan yukarıdaki öbeklerden ayrılır. Bir edat tek başına bir öbek yapı kuramaz, mutlaka bir ada ihtiyacı vardır. V.Dilbilgisel (gramatikal) ilişkiler Türkçede cümle konusunda yazılmış kitaplar birçok açıdan birbirine benzer. Cümle konusu; geleneksel olarak unsurları, çeşitleri, yüklemin türü, yüklemin yeri ve anlamıyla işlenir. Cümlenin unsurları yüklem, özne, nesne, yer tamlayıcısı (dolaylı tümleç), zarf (zarf tümleci,
belirteç tümleci) olarak belirtilir. Bazı gramerciler ilgeç tümlecini de cümlenin unsurlarına eklemektedir. Eserlerde cümle dışı unsurlara da değinilmektedir. Cümlenin ögelerine nasıl yaklaşıldığına daha yakından bakıldığında birbirine benzer yaklaşımlar dikkati çeker. Yüklem, yargı bildiren çekimli bir unsurdur ve cümlenin en önemli sözcüğüdür. Özne de cümlede yapanı (kılanı) veya olanı karşılayan kelime olarak tanımlanır. Öznenin tanımında anlamsal tanımlamalar/terimlerin (yapan, olan gibi) kullanılması dikkat çekicidir. Özne konumunda yer alan adın/öbeğin bu anlamsal alanlardan daha fazlasını ifade ettiği söylenebilir. Cümlede yüklem ve özneden sonra diğer önemli unsur ise nesnedir. Nesne için yapılan tanımlar da birbirine benzer. Nesne, birçok geleneksel dilbilgisi kitabında yüklemin (fiilin) gösterdiği işten doğrudan etkilenen öge şeklinde tanımlanır. Belirtme durum ekiyle işaretlenen nesne belirtili (Ali dün aldığı kitabı okudu.), belirtme durum ekiyle işaretlenmeyen, cümledeki konumundan anlaşılan nesne (Ali dün kitap okudu.) de belirtisiz olarak vurgulanır. Belirtisiz nesne durum ekiyle işaretlenmediği için yüklemine yakın olmalıdır. Onun cümledeki konumu nesne olduğunu söyler. Nesne kavramıyla birlikte üzerinde durulması gereken diğer bir terim dolaylı nesne’dir.Bazı geleneksel gramerlerde (Banguoğlu, 2004, sayfa yok) ve son dönem yazılmış betimleyici gramerlerde (Kornfilt, 1997, sayafa yok; Lewis, 2000, sayfa) bazı fiillerin yönelme durum ekli unsurlarının dolaylı nesneyi oluşturduğu vurgulanır. Böyle bir yaklaşım Türkçede nesnenin hem belirtme durum ekiyle hem de yönelme durum ekiyle kurulabildiğini iddia eder. Dolaylı nesneyle işaretlenmiş bazı örnekler aşağıdaki gibi verilebilir: Çiçekleri çocuklara verdi. Gülleri Ayşe’ye gösterdi. Özne ve nesne(ler) dışındaki cümle ögeleri; mekân, zaman vb. anlamsal görevleri belirtir. Bu ögeler ister mekân ister zaman ifadesi taşısın fiilin zorunlu unsurları arasında yer almazlar, seçimlik ögelerdir; fiilin anlamına çeşitli açılardan katkı yaparlar. Mekân ve zaman anlamı taşıyan ögeler, genellikle yönelme, bulunma, ayrılma durum ekleriyle sağlanır. Diğer taraftan, özne ve nesne(ler) sözdizimsel değişimlerde (edilgen, ettirgen vb. yapılarda) etkin rol üstlenirler. Bu yüzden bunlar gramatikal olarak diğer ögelerden daha önemlidir. Durum ekleri içinde ayrılma durum ekinin (yönelme durum ekinde olduğu gibi) özel bir yeri vardır. Bazı fiillerin istediği ayrılma durum ekli unsurların nesne anlamı taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Nesne anlamlı ayrılma durum ekini zorunlu olarak isteyen bazı örnekler şunlardır: Böceklerden hoşlanmaz. Ödevden nefret eder.
Görüldüğü gibi durum ekleriyle cümlenin ögeleri arasında sıkı bir ilişki vardır. Geleneksel çalışmalar ögeler konusuna çok biçimsel bakmaktadır. Sorunları anlamsal çözümlemeler/yaklaşımlar yaparak çözmektedir. Dilbilgisi kitaplarında öznenin anlamsal niteliğine bakılarak sözde özne, örtülü özne vb. çeşitli terimler kullanılmaktadır. Nesnenin anlamsal çeşitliliği daha çok olmasına rağmen nesne için belirtili ve belirtisiz nesne dışında bir isimlendirme yapılmaz. Dilbilgisel ilişkileri (özne, nesne vb.) ifade eden kavramlar sadece yapısal kavramlar olarak düşünülmelidir. Bunları cümlede yüklemle ilişkileri belirten, anlamsal içeriği yansıtmayan kavramlar olarak ele almak gerekir. Diğer bir deyişle bu kavramlar anlamsal içerikleri nötrleştirirler. Yüklemle olan bağlantıyı yansıtan bu kavramlar tamamen sözdizimsel ilişkileri yansıtırlar. Elbette özne, nesne ve diğer ögelerin anlamsal içerikleri vardır ve bu anlamsal içerikleri farklı bir yaklaşımla ele almak gerekir. Gramatikal ilişkileri gösteren kavramların anlamsal içerikleri tematik/anlamsal rollerle incelenmelidir. Durum eklerinin cümlenin ögeleriyle oluşturduğu bu karmaşık tablo hâl eklerinin cümlede sadece biçimsel biçimde ele alınamayacağını açıkça göstermektedir. Bu yüzden cümleyi oluşturan unsurları anlamsal açıdan da değerlendirmek hem sözdizimi hem de anlambilimi açısından daha iyi çözümler sunacaktır. Burada bazı gramatikal ilişkilerin hangi anlamsal rolleri taşıdığı örneklerle kısaca verilecektir. Dilbilgisel ilişkileri yansıtan üç önemli kavram (özne, nesne, dolaylı nesne) olsa da bu kavramlar farklı anlamsal roller taşıyabilirler. Aşağıdaki gösterim dilbilgisel ilişkilerle anlamsal rollerin nasıl farklılaştığını açıkça gösterir: Adam camı kırdı. Özne Nesne Yüklem ® Dilbilgisel ilişkiler Edici/Kılıcı Etkilenen ® Anlamsal Roller Verilen örnekte adam özne, camı nesnedir. Fakat anlamsal rol açısından bakıldığında durumun biraz farklı olduğu görülür. Adam, edici/kılıcı, camı ise etkilenen rolündedir. Aynı anlamsal rol anlayışını yukarıda verilen cümlenin edilgen biçimine uyguladığımızda elde edilecek yapı şöyle olur: Cam kırıldı. Özne ® Dilbilgisel ilişkiler Etkilenen ® Anlamsal Roller Yeni durumda birinci cümlede nesne olan cam sözcüğü özne konumuna yükselmiştir ama anlamsal rolü değişmemiştir. Yani, etkilenen rolünü devam ettirmektedir.
Cümlede fiile bağlı unsurlar birçok farklı anlamsal roller ifade eder. Fakat bunların kaç tane olduğu noktasında dilbilimciler arasında tam bir birlik yoktur. Her zaman anlamsal rol sayısını çoğaltmak da mümkündür (Palmer, 1994, s. 5-7). Fakat birçok anlamsal rol kavramı üzerinde dilbilimciler arasında belli seviyede bir uzlaşma vardır. Üç önemli gramatikal ilişki olmasına rağmen bunların ifade ettikleri anlamsal roller daha fazladır. Burada gramatikal ilişkilerle anlamsal rollerin birebir eşleşmediği de ifade edilmelidir. İşte bu noktada anlamsal rollerin önemi ortaya çıkmaktadır. Hangi unsurun hangi anlamsal rolü alacağı fiilin anlamıyla yakından ilgilidir. Bazı anlamsal rolleri örnekleriyle birlikte kısaca aşağıdaki gibi sıralayabiliriz: (ayrıntı için bk. Van Valin, 2001, sayfa yok) a) Edici / kılıcı: Edinci rolü, canlı, işi bilerek başlatan ve yapan roldür. Aşağıdaki örnekte özne olan adam kelimesi edici rolündedir. Adam böceği öldürdü. b) Etkilenen: Bir durumda veya şartta olan veya bir durum değişikliğine uğrayan rolü ifade eder. Etkilenen rolü daha çok öldürmek, kırmak, yıkamak vb. gibi fiillerle ortaya çıkar. Aşağıdaki örnekler tanımda verilen iki farklı durumu göstermektedir. Özne olan kuş ilk örnekte bir durumu, ikinci örnekte (kuş, kuşu) ise bir durum değişikliğini göstermektedir. a) Kuş ölü. b) Kuş öldü. / Kuşu öldürdü. c) Konu /tema : Bazı araştırmacılar etkilenen rolüyle konu rolünü beraber almalarına rağmen Van Valin'in (2001, sayfa ) çalışmalarında ayrı birer anlamsal rol olarak değerlendirilmiştir. Konu rolü anlamsal olarak etkilenen rolüyle aynıdır. Fakat etkilenen rolünden bir yönüyle farklılaşır. Konu rolü bir yere yerleştirilmiş veya yer değişikliğine uğramış şeyi ifade eder. Aynı zamanda sahiplenilen veya sahipliği değişen nesneleri de gösterir. Aşağıdaki örneklerde nesne konumunda yer alan kitabı kelimesi etkilenen rolünde değil konu rolündedir. Çünkü sahipliğin değiştiğini göstermektedir. Aynı şekilde (b) örneğinde de kitabı kelimesi yer değiştirmeyi gösterdiğinden konu rolündedir. a) Ali Veli'ye kitabı verdi. (Tema, etkilenen değil) b) Ali kitabı masaya koydu. (Tema, etkilenen değil) Konu rolü koymak, yerleştirmek, vermek, göndermek, satınalmak vb. fiillerle ortaya çıkmaktadır. d) Deneyimci: Bu rol zihinsel (duygusal vb.) deneyim yaşayan unsuru ifade eder. Aşağıdaki örneklerde özne konumunda olan Ayşe ve Ali deneyimci rolünü üstlenmiştir. a) Ayşe bir ses duydu / işitti.
Search
Read the Text Version
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
- 9
- 10
- 11
- 12
- 13
- 14
- 15
- 16
- 17
- 18
- 19
- 20
- 21
- 22
- 23
- 24
- 25
- 26
- 27
- 28
- 29
- 30
- 31
- 32
- 33
- 34
- 35
- 36
- 37
- 38
- 39
- 40
- 41
- 42
- 43
- 44
- 45
- 46
- 47
- 48
- 49
- 50
- 51
- 52
- 53
- 54
- 55
- 56
- 57
- 58
- 59
- 60
- 61
- 62
- 63
- 64
- 65
- 66
- 67
- 68
- 69
- 70
- 71
- 72
- 73
- 74
- 75
- 76
- 77
- 78
- 79
- 80
- 81
- 82
- 83
- 84
- 85
- 86
- 87
- 88
- 89
- 90
- 91
- 92
- 93
- 94
- 95
- 96
- 97
- 98
- 99
- 100
- 101
- 102
- 103
- 104
- 105
- 106
- 107
- 108
- 109
- 110
- 111
- 112
- 113
- 114
- 115
- 116
- 117
- 118
- 119
- 120
- 121
- 122
- 123
- 124
- 125
- 126
- 127
- 128
- 129
- 130
- 131
- 132
- 133
- 134
- 135
- 136
- 137
- 138
- 139
- 140
- 141
- 142
- 143
- 144
- 145
- 146
- 147
- 148
- 149
- 150
- 151
- 152
- 153
- 154
- 155
- 156
- 157
- 158
- 159
- 160
- 161
- 162
- 163
- 164
- 165
- 166
- 167
- 168
- 169
- 170
- 171
- 172
- 173
- 174
- 175
- 176
- 177
- 178
- 179
- 180
- 181
- 182
- 183
- 184
- 185
- 186
- 187
- 188
- 189
- 190
- 191
- 192
- 193
- 194
- 195
- 196
- 197
- 198
- 199
- 200
- 201
- 202
- 203
- 204
- 205
- 206
- 207
- 208
- 209
- 210
- 211
- 212
- 213
- 214
- 215
- 216
- 217
- 218
- 219
- 220
- 221
- 222
- 223
- 224
- 225
- 226
- 227
- 228
- 229
- 230
- 231
- 232
- 233
- 234
- 235
- 236
- 237
- 238
- 239
- 240
- 241
- 242
- 243
- 244
- 245
- 246
- 247
- 248
- 249
- 250
- 251
- 252
- 253
- 254
- 255
- 256
- 257
- 258
- 259
- 260
- 261
- 262
- 263
- 264
- 265
- 266
- 267
- 268
- 269
- 270
- 271
- 272
- 273
- 274
- 275
- 276
- 277
- 278
- 279
- 280
- 281
- 282
- 283
- 284
- 285
- 286
- 287
- 288
- 289
- 290
- 291
- 292
- 293
- 294
- 295
- 296
- 297
- 298
- 299
- 300
- 301
- 302
- 303
- 304
- 305
- 306