Important Announcement
PubHTML5 Scheduled Server Maintenance on (GMT) Sunday, June 26th, 2:00 am - 8:00 am.
PubHTML5 site will be inoperative during the times indicated!

Home Explore Kiralık Konak-Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

Kiralık Konak-Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

Published by eminyukseloglukaihl, 2019-10-18 14:53:38

Description: Kiralık Konak-Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU

Search

Read the Text Version

neler olup, neler geçti ini göremezdi. ğYere yumu ak, kadifemsi bir kırmızışhalı dö enmi ti, mobilyanın rengi bu şşhalının biraz daha koyusuydu, perdelergüvez ipektendi ve tavandan sarkan elektrik lambasının abajuru ala yakın,üzerine Japonkari resimler i lenmi bir şşkuma tandı. Öyle ki bu da daimi birşgurup kızıllı ı içinde gibiydi ve havasına ğkeskin kokular sinmi ti.şRenk ve koku Hakkı Celis'i sarho eden şşeylerdendi ve ne gariptir ki en çoksevdi i renk bu renk, en ho landı ı koku ğşğbu kokuydu;bilaihtiyar (Elinde olmayarak) içini çekti:Oh, ne güzel bir odanız var, dedi; bu rengi pek severim; zannederim ki,geçmi zamanın me hur ma ukaları hep şşşbu renkte giyinirlerdi. Ispanya'yı burenkte tasavvur ederim; bu renk bana çok ate in, hummalı, zorluş

mehib (Heybetli) ve müthi eyleri ş şhatırlatır; Barres'in cümleleri,d'Annunzio'nun mısraları, bo a güre leri, ğşDon Joze'nin macerası... teİşhatırıma hep böyle eyler gelir.şBir müddet gözleri kama mı gibi etrafına şşbakındı ve bir taburenin üstüne oturdu:Hele bu koku, dedi. Pek iyi bilmiyorum, bu koku nelerden hasıl oluyor,karanfil çiçe inden, di tozuna ve bazı ğşçok kullanılmı ve biraz kirlenmişşkadın çama ırlarına kadar hep bu kokuyu şsezerim.Seniha, genç adamın bu son cümlesine kahkaha ile güldü; o, kendinden geçmişbir halde, sayıklar gibi, sözüne devam etti:Hangi sihirbaz size bu kokuyu hazırladı? Ve kimi büyülemek için? Zira en

müthi büyülerin kokusu mutlaka bu şkokudur. Bunun içinde, birer kekik vemercankö k gibi baharatlı nebatlardan bir şşey var; fakat mutlaka bir cadıbütün bu nebatları kaynattı ı imbi e, ğğfevkattabiiye (Do aüstü) bir ey kattı,ğşbelki bir eytanın terinden veya bir cinin ştükrü ünden birkaç damla karı tırdı. Zira, ğşbu koku en sakin, en rakit (Durgun), en berrak ruhları bilederhal bulandıracak bir kuvvettedir. Ben bile bunu duydu um zaman büsbütünğba ka bir adam olurum.şSeniha bir taraftan seviniyor, bir taraftan soruyordu:Ne olursun? Söyle bakayım, ne olursun, ne olursun?Genç adamın gözleri birdenbire paravananın üzerindeki resme daldı; bu

resim, bir a acın altında yarı di i, yarı ğşerkek bir delikanlı uzanmı uyuyorşgösteriyordu. Arkasından, elinde küçük bir lamba ile uzu çıplak kollu birPsychee gülerek, yava yava ona do ru şşğyakla ıyordu. Genç adam, gözleri buşlevhaya dalmı , kendi kendine söylenir şgibi:Mutlaka, dedi; Psychee'nin lambası tüterken böyle kokardı.Ve Seniha tekrar kahkaha ile güldü. O zaman Hakkı Celis, gözlerini onunçıplak omuzlarına çevirdi; zira, Seniha, şimdi, arkasında hafif bir ipeklikombinezonla tuvalet masasının önüne oturmu , tekrar toplamak için saçlarınışçözüyordu.Seniha'nın Hakkı Celis önünde bu ilk soyunu u de ildi. Lakin Hakkı Celis buşğhaliyle onu ilk defa görüyorum sandı.

Ne kadar narin ve aynı zamanda ne kadar yuvarlak ve dolgun kolları vardı;şimdi, bir yı ın kızıl saç altında örtülü ğduran ensesi ve omuzları demincekne harikulade, ne zarif hatlarla kımıldıyordu. Aynanın içinden vücudunun daha harim (Gizli) ve daha ziyade ba şdöndürücü tarafları görünüyordu, saçlarına do ru kaldırdı ı kolları gö süne ğğğve koltuklarına keskin bir ifade vermi ti.şHakkı Celis, birden genç kızın aynadan kendisine gülerek baktı ını gördü veğkabahat esnasında yakalanmı çocuklar şgibi kızardı, ne yapaca ını a ırdı, ba ını ğş şşönüne e di. Seniha:ğNiye birdenbire sustun? Ne güzel eyler şsöylüyordun, dedi.Ve Seniha bunları söylerken, Hakkı Celis'e, öyle bir tavırla ve o kadarderinlere giden bir nazarla baktı ki; zavallı çocuk neye döndü ünü bilemedi,ğ

o ana kadar hiç bilmedi i bir iddetli ğşheyecana tutuldu; birdenbire bo azınağbirçok hıçkırıklar hücum etmi ti, kendini ştutmak istedi, muvaffak olamadı,oturdu u yerde, dirseklerini dizlerine ğdayadı, ba ını elleri içine aldı veşhüngür hüngür a lamaya ba ladı.ğşSeniha, bu ani hadise kar ısında ne fazla şhayrete, ne de fazla tela a dü tü; güya şşHakkı Celis'in u radı ı hal pek tabii bir ğğşeymi gibi uh bir eda ile ba ını çevirdi.şşşO yaptı ın ne? A lıyor musun? dedi: ğğNiçin? Niçin? Niçin?Ve yerinden kalktı, yava ça genç adama şyakla tı, yüzünün üstündeşkilitlenmi ellerini açmak istedi.şNe çocuksun! Hala ne kadar çocuksun! Ayol durup dururken böyle a lanır mı?ğ

Neden, söyle bana! Söyle bana! diyordu ve bir taraftan da gülüyordu. Masanınüstünden büyük bir kolonya i esi aldı, ş şturuncu mayiden genç adamın ba ınışıslattı:Ister misin, bir pencere açayım? diye soruyordu. Belki oda, çok sıcak...Belki deminden beri o kadar methetti in ğkoku ba ına vurdu; belki sinirlerinişbozan odanın rengidir... Söyle hangisi, söyle hangisi?Hakkı Celis hiç cevap vermiyor, mütemadiyen a lıyordu. Genç kız, ğa layan çocu un ta yanına sokuldu. ğğDizlerinin dibine oturdu ve beyaz kollarını onun gö süne do ru uzattı; askeri ğğkostümünün dü melerini çözmeye ğçalı ıyordu.şGenç:Bırak, bırak! diyordu.

Seniha, birdenbire bir büyük abla tavrı takınmı tı, ilacını almaktan imtinaşeden (Çekinen) bir hasta çocuk gibi Hakkı Celis'i azarlamaya ba ladı:şSen delisin, mutlaka delisin! diyordu ve saçlarını ok ayarak, bu kafanınşiçine bin türlü acayip fikirler, bin türlü divanelikler tıkıyorsun,tıkıyorsun; adeta beyninden bir hazımsızlı a u ruyorsun. Bütün varlı ınğğğbulanıyor, sinirlerin altüst oluyor ve nihayet, tahammül edemeyip böylebo anıveriyorsun...şHakkı Celis müselsel (birbirini izleyen) hıçkırıkları arasında , hayal meyal anla ılabilir bir sesle:şBu ilk defadır ki a lıyorum, dedi. Ne ğkadar... Ne kadar zamandır, taçocuklu umdan beri hiç böyle kana kana ğa lamamı tım... Bırak beni... Bilsenğş

ne kadar tatlı bir ey... Bilsen a lamak ne şğkadar tatlı...Ve daha ziyade hıçkırmaya ba lıyordu. şSeniha, Hakkı Celis'i kendi halinebıraktı, tekrar tuvaletine avdet etti. Bir taraftan saçlarını topluyor;giyinmeye hazırlanıyor. Di er taraftan ğkendi kendine söyleniyor gibi:Mutlaka bir sebebi olacak; diyordu. Hiç böyle sebepsiz a lanır mı?ğMutlaka bir sebebi olacak...Bunun üzerine genç adam, ya la şsırsıklam yüzünü Seniha'ya çevirdi vegözlerinin üstüne do ru dü en saçlarını ğşiki eliyle arkaya do ru iterek:ğNiçin a ladı ımı bileceksin, mutlaka ğğbileceksin! diye haykırdı. Seniha,Hakkı Celis'e ta yüre e saplanan bir ğnazarla baktı ve i veli bir sesle:ş

Demek beni hala seviyorsun! dedi.Genç adam, ne cevap verece ini ğbilemedi; o da Seniha'yı hala sevmekteoldu unu bugün ve bu saatte anlamı tı. ğşKalbimiz ne kadar beklenmeyen eylerleşdoludur; kendi heyecanlarımız önünde ekseriya kendimiz hayrete dü eriz.şDeruhi varlı ımız hudutsuz ve karanlıktır. ğBu hudutsuz karanlıkta yolalabilmek için ya çok cesaretli, ya çok tecrübeli ve bir ilhama mazhar olmuşkadar ermi bulunmak lazım gelir.şVakıa Hakkı Celis, son zamanlarda, ruhunun te rihini (Otopsi, buradaşçözümleme anlamında) yapmaya epeyce alı mı tı; lakin elinde bir milden ba kaşşşaleti olmayan bir cerrah gibi, daima muayyen bir fıkre inip çıkmaktaydı.Benli inin gizli bir kö esinde çoktan beri ğşkapanmı sandı ı yaranın böyleşğ

birdenbire tekrar açılıvermesi onu epeyce ş şa ırttı, kendi kendine: Evet,demek hala seviyormu um! Demek hala şseviyormu um! dedi. Fakat, bu hakikatişke fedi , biraz evvel onun için bir tatlı şşhayretken Seniha'nın son i vebaz veşmüstehzi tavrı önünde birdenbire acı bir kanaate inkılap etmi ti. Onunşiçindir ki, genç kızın: Demek beni hala seviyorsun! suali üzerine o kadarsaffetle, o kadar co kunlukla hatta o şkadar haz ve ne ve ile akan göz ya larışşbulanarak, bozularak, yudum yudum zehir halinde içine döküldü ve keskinkokulu, ate in renkler içinde hıçkıran şdeminki genç birdenbire so uk, sükütiğve çekingen bir çocuk haline girdi.Seniha, nafile yere onu tekrar açmak, söyletmek, a latmak istedi; fakatğbütün emekleri bo a gitti. Hakkı Celis, şgenç kızın sözlerine ancak bir iki

kelime ile cevap veriyordu. Seniha ona, çocukluklarına dair bir sürü mü terekşhatıralardan bahsetti; be altı yıl evvelki şAda alemlerini yada getirdi; kahşefkatli, kah zalimane tavırlar takındı; kah bir küçük hem ire gibi gö süneşğsokuldu, kah bir genç anne gibi onun ba ını gö süne dayadı; hiçbiri, hiçbirişğkar etmedi. Bunun üzerine Seniha tavrını büsbütün de i tirdi; Hakkı Celis'eğ şbasit, adi ve dümdüz bir kadın gibi göründü:Mutlaka, dedi, bu ak am üstü beraber şdola tı ın serseri, sana benimş ğhakkımda bir eyler söyledi. Ne dedi şbakayım? Inkar etme; neden ba ını öyleşe iyorsun? Mademki bir ey söylemedi, ğşneden utanıyorsun, neden çekiniyorsun?Seni de benim aleyhime çevirdi, de il mi? ğKim bilir, aleyhimde ne feci, nepis iftiralar, ne caniyane yalanlar uyduruyor. Mutlaka beni senelerce bir

metresi gibi kullandı ını söylemi tir, ğşkendisine bir nevi ba belasışoldu umdan bahsetmi tir ve nihayet ğşhayatının intizamını bozdu umu, ğistikbalini mahvetti imi, bilir miyim, daha ğneler yaptı ımı, belki de parasını yedi imiğğiddia etmi tir.şHakkı Celis Hayır! demek istedi. Seniha sinirli bir hareketle sözünü kesti:Evet, evet. Söylemi tir, evet parasını şyedi imi de iddia etmi tir. Halbuki,ğşi ne kadar aksine, ne kadar tersine... şBilemezsin!Sesine samimi, tatlı ve sıcak bir hasbıhal ahengi verdi, dedi ki:Hakkı, karde im, Faik Beyin bana etti i şğfenalıklar sayısızdır. Beni bu hale sokan, hayatımı, istikbalimi berbat eden odur; Faik Bey bana bundan daha

büyük bir fenalık daha etti; kalbimin temizli ini, safiyetini aldı, bende neğiyili e, ne do rulu a itimat bıraktı, ğğğhodbinli ime en kaba ve en galız ekliğşverdi. Faik Bey, benim eklimi bozdu. şOnun elinde manen yamru yumru bir insan oldum. Bu yamru yumru kalıp içinde ruhum rahatsızdır, yeni ahsiyetim şdar ve biçimsiz bir esvap gibi beni sıkıyor. Hakkı; Allah a kına söyle, ben bütün şçılgınlıklarıma, hoppalıklarıma ra men, ğyine iyi bir kız de il miydim? Hiçğde ilse gönlümün iyili e ve do rulu a ğğğğtabii bir meyli yok muydu? Faik Beybende i te bu meyli, bu istidadı mahvetti. şDemin sen a larken benim gözlerimğkupkuruydu, belki sen dikkat etmedin, fakat ben kendi kendime dikkat ettim.Eskiden bir küçük çocu u bile a larken ğğgörmek; benim de hüngür hüngüra lamama kafı gelirdi. O derece efkatli ğşbir kalbim vardı. imdi, bu kalp,Ş

ta kesildi, karde im Hakkı! Ta kesildi. şşşHalbuki ben ta çocuklu umdan beriğdaima kalbimle ve kalbim için ya amasını şisterdim. Zaten bunun için de ilğmidir ki, günün birinde Faik Beye do ru ğko tum; ona do ru ko arken maksadımşğşsevmek ve sevilmekten ba ka neydi? On şaltı ya ımdan beri kendi kendime derdimşki: 'Dünyada hiçbir ey sevip, sevilmeden şdaha tatlı ve daha mühim olmasagerektir!' Ve sevmek, ıstırap çekmek isterdim! Vallahi olmadı, vallahi olmadı,onunla geçirdi imiz zamanlar bütün azap, ğbütün kahır, bütün i kenceydi.şBirden her eyden o kadar yoruldum, o şkadar i rendim, usandım ki, imdi birazğşrahat etmekten ba ka bir ey şşistemiyorum. Biraz rahat, biraz refah... Hayatta bekledi im ey bundan ibarettir. ğşBiraz refah, biraz rahat ve o, bunu bana çok görüyor, beni daha ziyade yormak, beni daha ziyade harap etmek istiyor.

Bu son sözleri söylerken sesi heyecandan titremeye ba ladı; o kadar ki,şHakkı Celis, Seniha'yı ilk defa olarak a layacak sandı ve yüre i çarptı.ğğSeniha devam etti:Beni arkamdan ite ite, elimden çeke çeke nihayet, getirdi, bir uçurumunkenarına bıraktı. Zira, -neden saklamalı- ben uçurumun kenarında duran birkadınım. Evet, Hakkı, evet, bunu herkes bilir ve kendim de hissediyorum.Hakikati niçin görmemeli, neden inkar etmeli? Bir romanda görmü tüm: Bütünşahlak düsturlarının hulasası udur şdiyordu: Hakikat için, hakikatisöyleyebilecek bir tarzda ya amak. Ben şvakıa anama, babama, hassetenbüyükbabama çok fenalık etmi bir şkızım; pek çok kusurlarım var, fakat bütün bunlara mukabil bir tek meziyetim var ki, o da, hiç riyakar olmayı ımdır; herş

zaman, bilmeden; kendili imden açık ğsözlü, açık özlü, bir kızdım. Hiçkimsenin ne dedi ine, ne diyece ine ğğzerre kadar ehemmiyet vermedim veharekatımı herkesin arzusuna uydurmaya lüzum görmedim. Bütün bunlar birerfazilet de il midir? Bahusus böyle bir ğmemlekette, batıl akidelerin, riyanın,korkunun bu kadar iddetle hüküm şsürdü ü böyle karanlık bir memlekette...ğHakkı Celis ilk defa olarak genç kızın sözünü kesti:Memleketi ne karı tırıyorsunuz? Zavallı şmemleket, o sizin dı ınızdadır, dedi.şGenç kız ne olursa olsun, içini dökmek istiyordu; Hakkı Celis'in ihtarınaehemmiyet vermedi:Ne ise, ne ise... Diyordum ki, ben ta uçurumun kenarına gelmi bir kadınım;ş

bir yanlı adım daha, ufacık bir şhesapsızlık beni bu uçurumun ta dibineyollamaya kafı gelecek... te, Faik Bey İşne yapıp yapıyor, bana bu adımıattırmak ve bu hatayı i letmek istiyor... şNiçin, niçin, ben ona ne yaptım?Ona gençli imin en güzel kısmını ve en ğkıymetli eylerini vermekle birşfenalık mı ettim? Sana (...) Mebusuyla kararla an evlenmemizi bozaca ınışğsöyledi, de il mi? Inkar etme, ben ğbilirim, ben bilirim. Zira, bana yazdı.Bana bizzat kendisi yazdı ki, ne yapıp yapıp evlenmeme mani olacak... Onahacet kalmadı, i te izdivaç kendili inden şğbozuldu... Kendili inden...ğVe sesi ba rında kaldı. O zamana kadar ğlakayt ve sükuti duran Hakkı Celis,Seniha'nın bu inhizam (bozguna u rama) ğmanzarası önünde biraz merhamete, biraz da nefrete benzer bir ey duymaya şba ladı:ş

Sahi, evlenmeniz tamamıyle kaldı mı? Ondan kati bir cevap mı aldınız?Seniha, ruhunun soyunmak istedi i ğhararetli bir saatteydi. Bütün kadınlıkkibir ve gururunu öyle bir tarafa atmı tı, şşdedi ki:Do rudan do ruya kendisinden bir haber ğğgelmedi, fakat, ba kalarındanşi itti ime göre Pe te'de öyle bir hayat şğşsürüyormu ki, evlenmek üzere olanşbir adamın ya ayı ına hiç benzemez. şşBundan anladım ki, vazgeçmi ... şArkasından ko acak de ilim ya. (Biraz şğdurdu, dü ündü.) Mamafih, bunu yaptım, şdedi Evet, arkasından da ko tum, her şgitti i yere mektup mektup üstüne ğyolladım.Hiçbir cevap vermedi mi?

Hayır... Esasen pek kaba saba bir adamdır. Fakat ben sanıyordum ki iyi birkalbi vardır; me er o da yokmu ... Zaten ğşiyi kalplilik biraz zarafet icabıde il midir? Sonra beni çok sevdi ine ğğinanmı tım. Ne olacak, diyordum.şTa ralı, saf, görgüsüz bir adam... Bende şher eyi birden buldu, gözlerinişkama tırdım. Me er bu da de ilmi ; Faik şğğşBey, diyordu ki, ben daima kafasıylehareket eden hesabi bir kızım... Belki... Fakat daima yanlı dü ünen ve bozukşşhesaplar yapan bir kızım. Faik Beyi tanıdıktan sonra bütün erkekleritanıdı ımı sanmı tım. Me er kaç bin türlü ğşğerkek varmı . te, sen de birş İşerkeksin; lakin onlardan ne kadar ba kasın! Zavallı Hakkıcı ım, beni yalnızşğsen sevdin...Seniha'nın sesi yumu adıkça yumu adı. şşBelki bu dakikada yine bir hesap

yapıyordu, belki sesini bu kadar yumu atmadan maksadı konu manın şşiptidasından beri so uk ve sükuti duran ğHakkı Celis'i kendi dertlerine i tirake sevk şetmek veyahut Faik Beye dair a zından ğbazı eyler kapmak içindi. Fakat, genç şadamın birdenbire so uyan ate ini tekrar ğşuyandırmak bir türlü kabil olamıyordu.Seniha, imdi de dargın bir çocuk tavrı ştakındı:Fakat, bir saatten beri sen de beni artık sevmiyorsun, dedi. Evet, evet... Kalbinde bana kar ı ta ıdı ın hislerin hepsi, şşğdemincek göz ya ları halinde akıp gittiler. şŞimdi kendini bo almı , rahat ve sakin şşhissediyorsun!Nafile, ba ını sallama! Benden belki şnefret bile ediyorsun! Sana deminvücudumun güzel taraflarını gösterirken beni seviyordun. Fakat, ne vakit kihayatımın çirkin taraflarını göstermeye ba ladım; benden tiksindin. Gençkenş

ve güzelken vücudu soymak iyidir, fakat hiçbir ya ta ruhu soymaya gelmez, veşherkes önünde, hatta kendi önümüzde bile daima giyimli durmalıdır.Hakkı Celis, Seniha'nın bu son sözlerinde derin bir hakikat buldu, kendinitutamadı:Ne kadar do ru! dedi.ğO zaman genç kız, derhal kendini topladı, derhal açık saçık maneviyatınakıyafetindeki düzgünlü ü verdi.ğVe kibar bir ev hanımı tavrıyle aya a ğkalkarak:Yeme e gidelim. Acıkmadın mı? dedi.ğVe Seniha önde, Hakkı Celis arkada, keskin kokulu, kırmızı odadan çıktılar.Servet Bey Cercleden yeme e ğgelemeyece ini telefon etmi ti. Sofrada ğş

kar ı kar ıya yalnız kaldılar. Yemek saati şşba ından sonuna kadar sessiz geçti. NeşSeniha söyletmek lüzumunu, ne Hakkı Celis söylemek ihtiyacını duydu. Herikisi de dalgın ve mahzundu. Genç adam giderken dedi ki:Yarın tekrar cepheye dönüyorum. Allaha ısmarladık!Ve genç kız, ona öpsün diye elini uzattı.

XVIISeniha ile Hakkı Celis'in son mülakatlarından on be gün sonra bir şak am, Servet Beylerde dü ün gecesini şğandıran mutantan bir ziyafet oldu. Yirmi,yirmi be ki ilik uzun bir sofra ba tan şşşa a ı, çiçeklerle donanmı tı.ş ğşErkekler smokinli, kadınlar dekolteydi. Yalnız iki Türk ve Alman zabitiseferi elbiseleriyle gelmi lerdi. ki Türk şİzabitinden biri Seniha'nın yenisevdalılarındandı. Bu, ince, uzun bir erkanı harp kaymakamıydı ve Suriye'denhenüz avdet etmi ti: Siyah kadife şrenginde gözlerini bir dakika olsun, gençkızın üzerinden ayırmıyordu ve genç kız onu, herkese kısaca Azmi Bey diyetanıtıyordu. Fakat, bazı samimi dostlarına yava ça, Azmi Bey, ni anlım!şşdiyordu. Piyanoda mütemadiyen biri çalıyordu ve kalabalık büfenin önünden

ayrılmıyordu. Bu ziyafette Seniha'nın dostlarından hemen hiçbiri yoktu: NeBelkıs Hanım, ne Nuriye ve Neyyire Hanımlar davetliydiler.Servet Beyin haremi Sekine Hanım da, bir haftadan beri ölüm halinde olanbabası Naim Efendinin yanındaydı, biçare adamın can çeki mesi uzun sürmü tü.şşNitekim Servet Beyin misafırlerinden biri ona:Kayınpederiniz nasıl? diye sordu u vakit ğo epeyce gülmü :şMaatteessüf, hala ölmedi; biçare adam, bir türlü Azrail bile alıp götürmekistemiyor! demi ti.şServet Beyin i leri son zamanlarda şepeyce yoluna girdi i içinğ

sekerattan (Koma, can çeki me) ve şölümden bahsederken bile ne esini şmuhafaza etmektedir.İşte, nerede ise, iki seneden beridir ki gece gündüz i adamlarıyle dü üpşşkalkıyor, nazırların yanına girip çıkıyor ve koltu unun altında yazığmakinesinde basılmı deste deste şprojelerle zengin yabancıların pe inde şdola ıyor, ak am eve dönünce karısının şşkula ına e iliyor ve diyor ki:ğğPara yapmalı, para yapmalı ve bir an evvel kapa ı Avrupa'ya atmalı. Ba kağştürlüsü çıkar yol de il.ğBununla beraber Servet Beyin ne kadar para yaptı ı henüz belli de ildi.ğğZira geni i projelerinden hiçbirisinin ne ş şmuvaffakiyete erdi i ne de birğvagon ticareti yaptı ı görülmedi. Vakıa ğharbin ikinci yılından itibaren

ya ayı ına bir harp zengini atafatını şşşverdi; fakat bu atafatın nereden,şhangi yollardan hasıl oldu unu bilenler ğgözlerini kırpıp, bıyık altından gülüyorlardı.Nitekim, bu ak am erefine ziyafet şşçekilen zat, son eker vurgununuşvuranlardan, gayet mühim bir tüccardı. Servet Bey, bunun eriki oldu unuşğsöylüyordu. Lakin i in içyüzünü bilenler, şbu eker tacirinin, gözlerinişSeniha'dan hiç ayırmayan Kaymakam Azmi Beyin rakibinden ba ka bir kimseşolmadı ını pekala görüyordu. Vakıa ğServet Beyle herkesten uzak bir kö eyeşçekilmi gayet ciddi bir tavırla i ten şşkonu uyorlar, ara sıra ceplerinden birşuzun ka ıt çıkarıp tetkik ediyorlar ve ğsigara paketlerinin arkasına birtakımrakamlar çiziyorlardı. Fakat eker ştacirinin yüzüne dikkatle bakanlar derhal

seziyorlardı ki, biçare adam bir mengeneye sıkı mı kalmı gibidir, şşşgözleriyle etrafında bir kurtulu çaresi şarıyor ve arada bir yerinden kalkıp büfeye do ru gittikçe geni bir nefes ğşalıyor, derhal Seniha'nın yanına yakla ıyor, bıyıklarının üstünde son içti i şğkadehin bıraktı ı nemle dudaklarını genç ğkızın gö süne uzatır gibi konu maya ğşba lıyordu. Her davranı ından şşanla ılıyordu ki, bu adam i ten daha şşziyade kadınla alakadardır.Nitekim, büyük eker tacirinin bu halini şuzaktan tetkikle me gul KaymakamşAzmi Bey, silah arkada ı Binba ı Hüsnü şşBeye yakla ıp:şHele una bak! Hele una bak! Nerede şşise kızca ızı yiyecek! diyordu;ğsonra hiddetle ba ını sallayarak:ş

Biz bu alçaklar için mi harp ediyoruz? Bunlar yesin içsin; göbekleri ileyanaklarını i irsin diye mi?ş şArkada ı cevap veriyordu:şNe yaparsın, diyorlar ki, her yerde böyleymi . Cephelerin arkasında birşalay hırsız varmı ; dü ün Almanya'da şşbile...Azmi Bey sinirli bir tavırla Hüsnü Beyin sözünü kesiyordu:Almanya'da bile... Lakin azizim, orada para yapanlar böyle ci eri be parağşetmez adamlar de ildir. Çekirdekten ğyeti mi i adamlarıdır, parayı yaparlar,şş ştutmasını da bilirler; fakat bunun gibiler... Bunlar yaptıkları i in farkındaşbile de ildirler, yarın farkına bile ğvarmaksızın ellerine servet namına ne

geçtiyse hep birden kaybediverecekler. Görürsün!Mütemadiyen piyano çalınıyordu ve bir Alman zabiti ortada dola ıyor, sık sıkşkadınları dansa davet ediyordu. Azmi Beyle Hüsnü Bey konu tukları esnada buşAlman, büyük eker tüccarıyla ayakta şduran Seniha'ya yakla tı ve mihaniki bir şreveransla onu dansa davet etti. Hüsnü Bey, Azmi Beye:Vallahi u Avrupalılar ba ka ey! dedi. şşşBak, kızı ne nezaketle herifin elinden aldı.Azmi Bey, bıyıklarını ısırdı:Adam sen de, Almanya'da da nezaket olur muymu !şZavallı Azmi Bey, ancak yeme e ğoturdukları zamandır ki, geni nefes aldı;ş

zira Seniha'nın sol tarafında, ta yanıba ında oturdu ve onu kendi şsohbetine ram etmesini bildi. Büyük şeker tüccarıyle Alman zabitinin yerleri ise, Servet Beyin yanında, kar ılarına şdü mü tü. Seniha bazen, insanlarışştabiatlarına göre idare etmesini bilirdi. Nitekim, bu vaziyette Azmi Beyinkıskançlı ı biraz sükunet bulmu ve eker ğşştacirinin arzusu daha ziyade artmışbulunuyordu. Di er misafirlerini de a a ı ğş ğyukarı arzularına göre oturtmu tu.şYalnız biçare Hüsnü Bey ihmale u ramı tı. Zira, sofranın ta bir ucunda,ğşçirkin bir kadınla, ak amdan beri bir tek şkelime konu mayan ve hiç kimseyişdinlemez görünen acayip bir adamın arasına dü mü tü.şşVe uzaktan uza a di erlerinin ğğkonu malarıyle me gul olmaktan ba ka şşşyapacak bir ey bulamıyor, herkesin şsözüne kulak kabartıyor ve bazen

kendisine hiçbir ey sorulmadı ı halde şğyüksek sesle ba kalarının bahsine şkarı ıyordu. Nitekim, yeme in sonuna şğdo ru Seniha, birdenbire Azmi Beye ğe ilip de:ğNasıl öldü ünü arkada ınız görmü . Öyle ğşşmi? diye sordu u vakit, Azmi Beyğevet yahut hayır demek fırsatını bırakmayarak hemen söze atıldı:Evet Hanımefendi, gözlerimle gördüm, gözlerimle... dedi. Benim elimde,benim kuca ımda teslimiruh etti. Bir ğesvabım vardır ki, onun üstünde halakanının lekeleri duruyor. Pek çok kahramanca ölenler gördüm, fakat bu,büsbütün ba ka bir eydi. Biri omzunda, şşbiri de ta gö sünün ortasında üçğyarası vardı; vurulurken görmedim, lakin görenler söylüyorlar, o gün Anafartalar'da ilk süngü hücumunu yapanların arasındaymı , kur unu ilk defa sa şşğ

kolundan yemi ; hiç sesini çıkarmamı , şşbir saniye biletevakkuf etmemi (Durmamı ), derhal şşsilahını sol eline almı , yürümü ; bu sefer şşomzundan vurulmu ve yere şyuvarlanmı , fakat çok geçmemişşbir de bakmı lar ki, iki kollarını gö sü şğüstüne kavu turmu , dü e kalkaşşşko anların arkasından geliyor. te şİşzannederim, bu sırada son kur unu şyemi .şKolundaki ve omuzundaki yaralar ehemmiyetsizdi; fakat gö sünün ğortasından giren bir kur un, alimallah, şkaburga kemiklerini parçalayarak sırtından çıkmı tı.şSeniha bir tarafı sancımı gibi yüzünü şek itti ve deminki suali sordu unaşğpi man, önüne baktı. Hüsnü Bey devam şetti:

Bu çocu un sizin akrabanızdan oldu unu ğğbiraz evvel Azmi Beyden ö rendim veğiki kat müteessir oldum. Kendisini kim bilir, ne kadar severdiniz; ben müddetihayatımda, bu kadar vakur, bu kadar kibar bir genç daha görmedim. Lakin,nedendir, bilmiyorum, içimize girdi i ilk ğgünden beri fevkalade ma mum veğdü ünceli bir hali vardı. Ekseriya siperde; şyanında bulunanlar diyorlar ki,en büyük emeli ehit olmakmı . kide şş İbirde yarı beline kadar siperden dı arıyaşçıkarmı , halbuki siperden dı arıya serçe şşparma ınızı bile çıkarmaya gelmez;ğhemen, kur unu yersiniz.şSeniha'nın sinirlendi ini hisseden Azmi ğBey, arkada ına gözünün ucu ileşartık susmasını i aret etti. Fakat, Binba ı şşHüsnü Bey bu i aretin farkına varmadı:şAk am üstü, geç vakit, bir sedye içinde şkarargaha getirdiler. Gurubun

kızıllı ı arasında gözlerinin acayip bakı ı ğşvardı. Bu gözler, arka taraflarında suni bir alevle parlatılmı iki cam parçasına şbenziyordu; benzi sapsarıydı. Mütemadiyen su istiyordu. 'Yanıyorum, yanıyorum!' diyordu. Fakatbu kadar a ır yaralıya hiç su verilir mi? ğMaazallah, bir katresi bir yudumzehir gibidir. Yanına yakla tım, dedim ki: ş'Suyu içersen, ölürsün!' O, acayipgözlerle yüzüme baktı; hazin bir tebessümle güldü: 'Daha iyi ya, bir an evvel kurtulurum!' dedi ve bu sözü söylerken a zının yan taraflarından ğpembe bir köpük aktı. Teneffüsü bir hırıltı halini almı tı. Ondan sonra hiç sözşsöyleyemedi. Yalnız gözleriyle konu tu, şgittikçe alevi artan bu gözlerdeevvela korkunç ve gayri insani bir ifade vardı; sonra yava yava o kadarşştatlıla tı, o kadar insanile ti ki, e ilip şşğöpece im geldi, alnını ok adım;ğş

dedim ki: 'Mukavim ol, evladım, mukavim ol!' Gözlerinde hazin bir tebessüm belirdi: 'Benim yerimde sen olsan daha ziyade mukavemet gösterebilir miydin?'demek istedi, sonra tekrar: 'Su!' diye yalvardı. Di er yaralıların ba ındağşdola an doktora ko tum, elimle Hakkı şşCelis'i gösterdim; sordum: 'Rica ederim,e er nasıl olsa bu çocuk ğkurtulamayacaksa bari ölmezden evvel bir yudum su verelim!' dedim, doktor: 'Hayır, hayır katiyen, daha yarasına bakmadım, olmaz!' dedi. Arkama döndü üm vakit baktım ki, yavrucak ğgözleriyle beni takip ediyor. 'Biraz daha sabret, imdi doktor sana istedi ini şğverecek!' dedim.İptida korkunç olan gözleri imdi şkorkuluydu; bütün etrafında dola anlar,şkendisine bir fenalık etmeye geliyor zanneden bir tavrı vardı, ürkek ürkek

bakınıyordu, yalnız gözleri bana dönünce tavrına biraz sükunet ve bakı larınaşbiraz emniyet geliyordu. Artık bo azını ğtıkayan hırıltılardan bir tek kelimesöylemesine imkan kalmamı tı.şSeniha, üst üste su içiyordu: Servet Bey, bu uzun ölüm tarifinden pek çokcanı sıkılmı ve suratını asmı tı. şşVaziyetteki so uklu u hisseden Azmi Bey, ğğarkada ına sussun diye hala i aretler şşediyor, fakat bir defa konu makşfırsatını yakalayan Binba ı Hüsnü Bey, şartık kendinde susmak kudretinibulamıyordu:Nihayet, doktor geldi; uzun, derin ve şüpheli bir nazarla genç yaralıyabaktı; sonra ba ını sallayarak bana şdöndü, yava ça: 'Bitmi , yapacak bir işşşkalmamı !' dedi. Zavallı Hakkı Celis'in şgözleri doktordan bana, benden

doktora gidip geliyordu; mutlaka onun bana ne söyledi ini anladı; zira,ğyüzüne melul bir tevekkül geldi ve gözlerini kapadı. Ko tum, büyük birşma rapa su getirdim; bir elimle yava şşyava ba ını kaldırdım, di er elimleşşğsuyu dudaklarına uzattım: 'Hakkı Bey, Hakkı Bey! Karde im, i te su!' dedim;şşhemen gözlerini açtı ve do rulmak istedi; ğfakat, muvaffak olamadı. Ba ıştekrar avucumun içine dü tü. Suyu şyudum yudum a zına akıtmaya ğçalı ıyordum;şfakat ne mümkün... Su oldu u gibi ğdı arıya akıyor ve bo azından geçebilenşğbirkaç yudum da biraz sonra burnundan fı kırıyordu.şSeniha tahammül edemedi. Azmi Beye do ru e ildi:ğğAman, ne yaparsanız, yapın. Arkada ınızı şsusturunuz, dedi.

O zaman Azmi Bey, yarı emreden, yarı yalvaran bir tavırla arkada ına seslendi:şAzizim Hüsnü Bey, yeter artık, dedi; görmüyor musunuz, Seniha Hanımfazla müteessir oluyor. Böyle bir sofrada bu hazin eyleri tekrara ne lüzum var?şBu ihtar üzerine, ister istemez, susmaya mecbur olan Binba ı Hüsnü Bey,şmahcup, ba ını önüne e di. Kadınlardan şğbazılarının gözleri ya armı tı. Büyükşşşeker tüccarı bile biraz mahzun oldu; filozofça ba ını salladı:şBu harp çok fena ey vesselam! dedi. şBöyle ne kadar gençler, gençliklerine doyamadan gittiler.Sonra Hüsnü Beye dönüp:

Azizim, dedi; lütfen bana bir gün bu çocu un medfun oldu u yeriğğgösteriniz; ona bir muhte em mezar şyaptıralım.Ve gözünün ucu ile Seniha'ya baktı; bu civanımerdane fikrinin genç kızüzerinde yapaca ı tesiri görmek istedi.ğFakat, Seniha sadece güzel ve süslüydü.SONwww.Sanal-Kitap.com(Kütüphanemizdeki çok sayıda kitabı ücretsiz okuyabilirsiniz.)


Like this book? You can publish your book online for free in a few minutes!
Create your own flipbook