/ GoncaÇiftçioğullan
GÜNEŞİN KIZI G o n c a Ç İF T Ç İO Ğ U L L A R I Yayın Y ö n e tm « n i: Sibel OZCAN HAKYEMEZ E d itö r : Senem ÇAĞLAYAN Sayfa T a a a n m ı Ayhan ASLAN K apak T a a a n m ı: D eniz UÇLUOK 1. Baakı M ayıs 2015, A nkara ISBN; 978-605-9817 00-4 Y ayınevi S e rtifik a No; 14164 ® 2 0 1 5 , B u k i t a b ı n t ü m y a y ın h a k l a n A g a p i Y a y ın la r ı’n a a i t t i r . Y ayıncının isn i o lm ak sızın a lın tı yap ılam az, ço ğ altılam az. Agapi Y ayınları^^ G izem Y ayıncılık tescilli m ark asıd ır. Baskı ve C ilt:Korza Yay. B asım S an. ve Tie. A.Ş.Tel: 0.312 342 22 0 8 • Fax: 0 .3 1 2 341 14 27AGAPİ YAYINLARIK ültür M ahallesi Becerikli SokakNo: 2 0 /1 2 K ızday Ç ankaya/A N K ARATelefon: 0 3 1 2 42 5 2 0 2 6w w w .agapiyayinlari.com
6ÜNEŞİN KIZIGoncaÇHtçioğullatı .agapity ¿\
TEŞRKKÜR Güneş 'in Kızı He birlikle bir kilahımın daha okuyucularımla buluşmasının rnuduluğutnı ve hazzını yaşıyorum. İlk cümlelerim kâğıda dökülmeye haşladığı anda hayatım da tersine döndü sanki. Geceyi gündüz, gündüzü de gece gibi vaşamaya haşladım. Sabahlara kadar romanımın kahramanlarıyla maceradan maceraya koştum. Onların hayatları benim de hayalım oldu, Yeri geldi birlik te güldük, birlikte hüzünlendik, birlikle ağladık. Kimi zamanlar ise karşılıklı dertleştik. Sanki onlar benim hayatımın bir parçasıydı ve ben de onlar için öyleydim. Aylar süren yoğun çalışma sonucu, yorucu geçen günler ve geceler sonra sında kitabım ortaya çıktığında mutlulukla birlikte bir hüzün de kapladı içimi. onlar beni bırakabildi ne de ben onları. Çünkü bana anlatacakları hikâye leri daha bitmemişti. Bu yüzden kitabın .sonuna noktayı koyamadım. Sizler bu kitapla onların hayatlarına dokunurken ben de kahramanlarımla birlikte yeni maceralara doğru yelken açıyor olacağım. H iç kuşkusuz bir yazar için romanın yazım aşaması gerçekten çok sancılı bir süreçtir, özellikle kurgunun, kahramanların kişiliklerine oturması, onlann da kurguyla bütünleşmesi çok önemlidir. Ancak bu bütünlüğü sağlayabildiği niz zam an okuyucularınıza ulaşabilir onların yüreklerine dokunabilirsiniz. Bu zorlu süreci yalnız atlatmak o kadar zordur ki yanınızda sizi destekleyen bin leri olsun istersiniz. Yeri gelecek yazdıklarınızı okuyacak, sizi eleştirecek ya da eksiklerinizi tamamlayacak, varlığı ile varlığınıza güç katacak eşiniz, dostunuz arkadaşlarınız olsun istersiniz. Çünkü onlar sizin can suyunuzdur. En az okuyucularınız kadar hayat verirler size. Yerigelir ilham kaynağınız olur, yeri gelir başınızı dayayacağınız omuz olurlar. Ancak böyle atlafırsımz bu süreci. İşle benim bu zorlu dönemim de her daim yanımda olan eşim Erol Çiftçioğullan 'na. oğullanm a ve hiç bıkmadan, usanmadan her hafta yazdıklarımı okuyarak f - kirlerini benimle paylaşan eşsiz dostlarım Ayşe Abacı, Songül Akın. Serap Sucularlı 'ya sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Polisiye ve aşkı içe içe işlediğim bu romanımda polisiye kurgumu şekil lendirm em konusunda bana yardımcı olan değerli dostum Funda Özpınar 'a. olay yerlerim i düzenlememeyardım a olan Olay Yeri Uzmanı Başkomiser SayınHüseyin Özpınar 'a ve Uyuşturucu ile ilgili konularda beni bilgilendiren ve toplum sal bir mesaj vermeme yardımcı olan Emniyet Şube Müdürü Sayın Bayram Üçpınar 'a en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Güneş 'in Kızı kitabımı büyük bir özenle basım aşamasına geçirten veokuyucularım la buluşmasını sağlayan başta yayıncım Saym Rahman Özkan 'a.Gene! Yayın Yönetmenim Sayın Sibel özcan Hokyemez 'e, kitabımın mizanpajın ı yapan Sayın Ayhan Aslan 'a ve emeği geçen bütün Agapi Yayınlan ailesineen içten teşekkürlerimi sunarım. Güneş 'in K ızı kitabımı: kendini, toplumumuzun kanayan en derin yaralarından olan uyuşturucu He mücadeleye adayan emniyetin isimsiz kahramanlarına ith a fediyorum.
B u hil^j^ede^ gÇÇenk u rm n , k u ru lu ş, isim , o la |'y e ,fe a ^ a k te rle r tam am en h ay al firû n ü d û f.
Güneşin Kızı Güneş yüreğimize ışık verirken, Bu hüzün neden. Güneş 'in Kızı. Varlığın varlığımıza umul verirken. Bu çaresizlik neden, Güneş 'in Kızı.Babanın yaktığı meşale, söndü mü sanırsın. Alevi senin varlığınla vücut bulmuşken. Bütün çareler tükendi mi sanırsın... Neden o ateşi görmezsin Güneş 'in Kızı Yüreğimizde yeşeren umut. Senin kalbinin derinliklerinde atarken. Güneş hiç doğmayacak mı sanırsın. Güneş sensin... Ateş sensin. Çünkü sen Güneş in Kızısın. G üneş Seninle Yeniden Doğacak.
G ü n eşin Kızı sim siyah gökyüzünde yerini almış soluk ışığıyla yine< ¿ 5 ^ her zam anki gibi ışıl ışıl parlayan yıldızlann arasında bende varım dercesine kendisini göstermeye çalışıyordu. Kimileriiçin her zam anki gibi rutin bir gece olurken genç bir kadınm hayatı ise hunharca sona ermek üzereydi. Kadifekale civannda oturanlar, o anda yanı başlarında gerçekleşmek üzere olan korkunçkâbustan habersiz, kendi uykularına gömülmüşlerdi. G ecenin sessizliğini bozmamaya çalışarak çok yavaş bir şekilde hareket eden ve farlan kapalı, eski model Renault markabir arabanın kale kapısına park etmesi, gecenin üçünde kimsenindikkatini bile çekm em işti. Oysaki birazdan hafızalardan kolaysilinm eyecek bir vahşet yaşanacaktı. Gecenin sessizliğini ve huzurunu bozacak olan bu korkunç olaya ev sahipliği yapmaya haz ırlan an K a d ifek a le ’nin surları ise, onca yüzyıllık tarihinin bütünyorgunluğunu üzerinde taşırmışçasına yıpranmışhğmı saklamadan a m a m ağ ru r b ir şekilde, İzm ir’i tepeden kucaklam aya devamediyordu.
Gonca Çiftçioğullan Kale kapısına park eden arabadan çıkan iki adanı, bagajı açıp elleri ve ayaklan koli bandıyla bantlanmış baygın haldeki bir ka dını koİİanndan ve bacaklarından tutup çıkardılar ve kalenin en dip köşesindeki karanlık surlara doğru taşıdılar. Sonra ellerindeki kadını yavaşça yere bıraktılar Arkalarından gelen ve arabayı kullanan üçüncü kişi, ikisine de sinirle çıkıştı. “Görüyorsunuz değil mi bu saatte başım ıza açtığınız belayı?” İkisi de korkuyla baktı karşılarındaki iri kıyım adam a. \"Ne yapalım abi, başka çare yoktu,'' diye savunm aya çalıştı kendisini, kısa boylu ve esm er olanı. \"Hadi lan! Öyle salakça konuşup da canım ı daha çok sıkm a. Senin bu akılsızlığın başımızı belaya sokacak zaten,” dedi diğeri yine. Kısa boylu esmer adam, paniklemiş bir durum da eliyle saçla rını sıvazlayıp korkuyla çevresine bakınm aya başladı. “Ne yapacağız abi şim di? M ahvolduk biz. Bu kadın beni pa ket verirken görmüştü. Patron kim se görm esin diye sıkıca tem - bihlemişti bizi.” dedi başını önüne eğerek. Sonra yine aynı çare sizlikle devam etti konuşmasına. “Mecbur kaldım yanım ızda getirm eye.” Uzun boylu iri adam yere çöm elip kadının boynuna parm ak- lanyla dokundu. “Gebermemiş lanet kan,” dedi sinirle. “Verdiğim iz az gelmişanlaşılan.” “Kadım burada bulurlarsa bizden şüphelenm ezler,” dedi diğeri. “Yine salak salak konuşup da canım ı sıkm a K adir!” diye bağırdı. Sonra ikisine birden bakarak daha sakin bir sesle konuştu. “Bir bakın kadının üstüne başına. K im lik m im lik ne varsaalın. Kim olduğunu öğrenirlerse bizi de bulurlar,” dedikten sonra10
Güneşin Ktzıağzında tuttuğu, filtresine kadar içilmiş sigara izmaritini yere atıpayağıyla ezdi. D iğer uzun boylu adam hemen yere çömelip kadının üstünübaşını aramaya başladı. “Yok abi, üstünde kimlik falan. Hiçbir şey yok.\" İri yarı olan etrafını göz ucuyla kolaçan etti. “Bak ileridekiköşede bir tuğla var. Kap onu, gel yanıma,” dedi. Kadir koşup tuğlayı eline aldığı gibi getirip adamm yüzünebaktı. “N e bakıyonuz öyle bön bön. Vursana kadına,\" diye bağırdı.Kadir şaşkınlıkla ve korkuyla baktı adama. “Nasıl vurayım abi? Ne yaptığı var bu kadının bize. Buradabırakıp gidelim işte,” diye sızlandı çaresizlik içinde. “G ebertirim lan seni. Burada senin pisliğini temizlemeye çalışıyoruz. Çabuk, vur kadının yüzüne,” dedi tekrar sinirle. Kadir, korkuyla baktı elindeki tuğlaya ve sonra yerde baygmşekilde yatan kadının hareketsiz bedenine. Nasıl bir işe bulaşmış,nasıl insanlarla iş yapmaya başlamıştı? Birinin canım alacak kadar vahşi olan bu adam lar kimdi? Elindeki tuğlaya öylece bakarken yüzüne gelen ani bir yumruk darbesiyle dengesini kaybedipbir iki adım geriledi. “Ç abuk vur, yoksa seni burada ben gebertirim\" dedi adamsinirle. O nun K ad ir’e bağırdığını duyan diğeri, hemen tuğlayıarkadaşından alıp kadının yüzüne hızla indirdi. O anda anidengözleri açılan kadın, gecenin sessizliğini bölen korkunç bir çığlıkattı. “L anet olsun, dokuz canlı çıktı aşağılık kadın. Vur Şuayipdaha hızlı v u r!” diye bağırdı yine iri kıyım adam. Kadına bir keredaha vurdu diğeri. Vurdukça ağlıyordu. Lanet ediyordu bunlanyaşadıklarına. Eli kolu kan içinde kalıncaya kadar vurdu. 11
^ Gonca Çiftçioğullan “Hahf Aferin sana\" dedi adam o vurdukça şevklenm iş bir halde. Sonra bakışları K adir'e kaydı. \"Sıra sende. Kap tuğlayı,” dedi. Kadir çaresizlik içinde aldı arkadaşı Ş u ay ip ’in elin d en tuğla yı. Sonra yere çömelip ağzı burnu kan çanağına dönm üş, m uhte melen bu darbeler sonucu ölmüş kadına baktı. “İyice parçala kadının yüzünü. O zam an kim liği teşhis edil m ez,\" dedi kendisine em ir veren adam. Elindeki tuğlaya baktıktan sonra gözlerini kapatıp kadına hızla \iirm aya devam etti.12
G üneşin Kızı \"^Kajza/ B öIüm 1 |lay yeri incelem e ekiplerinin san şeritlerle çevirdiği olay lahallinde, kırmızt-m avi ışıklan birbiri ardına yamp sönerek sirenlerini açık bırakmış birkaç ekip arabası dışında. Cenaze M üdürlüğü'nün adli tabiplik için göndermiş olduğu cenazenakil aracından başka vasıta yoktu. Zaten ekipler tarafından kordona alınarak kapatılm ış olan bölgeye hiçbir aracın ve hiç kimsenin girm esine izin verilm iyordu. Meraklı kalabalık bu kordonundışında tutuluyor, olay yerinin bozulmasına fırsat tanınmıyordu. K ıyafetlerinin üzerine giydikleri beyaz geniş tulumlan vem avi eldivenleriyle uzayhlan andıran olay yeri inceleme ekibiise, cesedin çevresini ve kanıtlann toplandığı yerleri numaralandırarak gerekli kontrolleri yapıyorlardı. Topladıkları kanıtlarınbozulm asına fırsat verm eden, bazılarını kâğıt torbalara, bazılarını d a küçük naylon poşetlere koyup üzerini etiketliyorlardı.Ekipler, kanıtlarla ilgilenirken adlı tabip de, cesedin üzerinde yüzeysel incelem e yapıyordu. 13
G onca Ç iftçio ğ u lla n **5? Olay yerini keskin bakışlarıyla inceleyen K om iser Ç etin, adli tabibin yanm a giderek sert ve donuk bakışlarını cesedin üzerine çevirdi, \"N asıl bir cani böyle hunharca cinayet işleyebilir?” diye sordu. Sesindeki kin ve öfkeyi saklam a gereği duym am ıştı. Tabip soruyu hiç duym am ış gibi yaptığı işe devam etti. Birsüre sonra başını kaldırarak üzgün gözlerini kom isere çevirdi. \"B unu yapana insan denem ez,\" dedi. K onuşurken sesindekiüzüntü yüzüne de yansım ış ve yüzünden hafif bir gölge geçm işti. Çetin içinde biriken öfkeyle yeniden baktı yerdeki cesede. \"Ö lüm saati ve ölüm sebebini belirleyebildiniz m i?\" Tabip sorulara cevap verirken aynı zam anda cesedi incelem eye de devam ediyordu. \"V ücut ısı ölçüsüne göre yaklaşık dört beş saat olm uş öleli.\" Daha sonra eldivenli elleriyle y an çıplak bir şekilde elleri veayaklan koli bandıyla bağlı yüzükoyun yatan cesedin yüzünü çevirip Ç etin 'e gösterdi. Ç etin ’in gözleri, cesedi görünce neredeyseyuvalarından fırlayacaktı. Gözlerini şaşkınlıkla açarak şok olm uşbir vaziyette öylece bakarken doktor, cesedin başını hafifçe yanaçevirip kulağın arka tarafındaki darp izlerini gösterdi. \"Y üzeysel m uayeneden anladığım kadanyla yüzüne ve başının arkasına aldığı bu darbeler sonucu öldürülm üş. D aha detaylısonuçları tam otopsi yaptıktan sonra söyleyebilirim .\" Çetin yüzü param parça olm uş kadın cesedine, içinden ağzına kadar gelen bütün küfürleri sayarak dehşetle bakm aya devametti. Bugüne kadar birçok vahşi cinayete tanık olm asına rağm enbu şekilde bir ceset görm eye hazır değildi. M aktulün kadın olduğunu uzun saçlan, giymiş olduğu kısa şortu ve kolsuz tişörtüylenarin vücut şekli belli ediyordu. Y üzü ise, bu gördüğü şeye yüzdem ek için bin şahit lazımdı. G özünün önünde, yassılaşm ış kan 14
G ûneştn K m revan içinde bir nesne vardı. Yarım yamalak bir ağız belli oluyor du ki, o da açık olduğu için anlaşılıyordu. Yüzünden geriye ne bir burun, ne bir göz, hiçbir şey kalmamıştı. Cani katil, sürekli yüzü ne vurmuş, bütün girinti ve çıkıntılar ise, bu darbeler sonucunda kaybolmuş gibiydi. Yüz resmen paramparçaydı. Bunu yapanlara insan denemeyeceği gibi hayvan da dene mezdi. Yaşam ve ölüm ona göre bir kaderdi. Alnımızda yazılı bir kader. Bu kaderi değiştirmeye kimsenin hakkı yoklu. Allah tarafından verilen bir canı alm aya m uktedir yine A llah’tı. Oysaki mesleğinde sürekli olarak bunun tam tersine şahit oluyordu. Sonuçta emniyetin cinayet masasmdaydı. Bu durum da, emekli oluncaya kadar ister istemez bunun gibi davalara bak mak zorunda kalacaktı. “Çetin, basın burada. Bir açıklama yapacak mısm?” O rtağı N u ri’nin sözleriyle başım, kordonun hem en dışm da-ki kameraman ve muhabiriyle olay yerine gelen haber ekibineçevirdi. Olayı hemen nasıl ve ne şekilde duymuşlarsa ilk gelenekip, ilk haberi yapar düşüncesiyle çevredeki polislere sorularsorarak bilgi almaya çalışıyorlardı, “Onlara gerekli açıklamayı yapayım,” diyerek bayan muhabirin yanına doğru yürüdü. “Bakıyorum da hiç zaman kaybetmeden yine ilk sen gelmişsin Cansu. Bunu nasıl beceriyorsun?” Cansu, uzun koyu kumral saçlannı bir eliyle genye attırdıktan sonra kendini beğenmişlikle hafifçe sınttı. “Benden meslek sırrımı istiyorsun Çetin Komiserim.” “Hadi hadi, böbürlenmeyi bırak da cinayeti kimden duydunsöyle bana?” Cansu, Ç etin ’in hafif sert ve taviz vermez sorusuna karşılık,fazla ısrarcı olmadan yelkenleri suya indirdi. 15
Gonca Çifiçioğullan \"Sizin şubeden değerli arkadaşlarım var. Sağ olsun onlar sa yesinde alıyorum haberleri\" dedi alaylı bir ifadeyle. \"Hmm!.. Kimmiş bu değerli arkadaşlar?\" “Yapma be Komiserim. Haber kaynaklarımı deşifre mi ettire ceksin bana?” dedi koyu kahverengi gözlerini hafifçe kısıp edalı bir bakış attıktan sonra. Her olay yerinde, genelde Çetin Komiser ile karşı karşıya ge lir ve kendisi bu tür konuşmaları hafif işveli bir şekilde yaparak her zaman Çetin’in dikkatini çekmeye çalışırdı. K om iserde onun bu oyununu bozmaz, hemen her seferinde aynı muhabbeti yap maktan bıkmazdı. Çetin bir türlü Cansu’nun haber kaynaklannı Öğrenemez, Cansu da alması gereken bilgiden fazlasını alamazdı, Çetin, bir altmış boylarında, zayıf ve kumral bir genç kız olan C ansu’ya bıkkın bir şekilde omuz silkerek baktı. \"Maktul, genç bir kadın. Kimliği henüz belli değil. M aalesef bugün bu kadarla yetineceksin. Başka bir bilgi yok sana.\" Cansu, Çetin’in buyurgan sesine itaat etmek yerine, \"Neden bizdeki bilgi de zaten bu kadar diye arkasından eklemiyorsunuz,\" diye alaylı bir gülümsemeyle üzerine gitti genç adamm. Çetin hafifçe tebessüm ettikten sonra omuz silkerek arkasını döndü. O anda gözleri, olay yerine yeni gelen savcı Songül Ka-ya’ya takıldı. Gerekli bilgilendirmeleri yapm ak üzere, geneldeher olay yerinde bir araya geldikleri savcıya doğru yöneldi. Emniyet’e doğru yola çıktıklarında Ç etin’in gözleri önünde,hala yüzü parçalanmış maktulün görüntüsü vardı. Nasıl bir caniböyle hunharca bir cinayet işleyebilirdi? Bir insanm hayati varlığına nasıl böyle acımasızca son verilebilirdi? Zihni bunlan düşünmek istemese de beyni, sanki koşullandınlmış gibi sürekli cesedin görüntüsünü gözleri önüne seriyordu. Gözlerini kapatarak
Güneşin Kmbu görüntüleri uzaklaştırma çabalan da sonuç vermedi. Bütün burahatsız edici ve acı verici görüntüler neredeyse var olmaktan,hatta insan olmaktan utanmaya başlamasına neden olmuştu. Mesleği gereği öyle psikopat katillerle karşılaşmıştı ki, onların yüzündeki soğuk, duyarsız ve cinayetleri işlemekten zevkalan ifadeleri her gördüğünde bu dünyada var olma sebebim desorgular olmuştu. Acaba varlığımız zıtlıklann birlikteliğiyle mianlam kazanıyordu? İyiliğe ulaşmak için mutlaka kötülük müolmalıydı? Yoksa güzelliği keşfetmek için mutlaka çirkinliği mitatmak gerekiyordu? Neden sadece güzellik veya neden sadeceiyilik yoktu bu dünyada? Artık ister istemez bunlan sorguluyorkötüleri yakaladıkça iyiliği, çirkinlikleri kapattıkça güzelliklenortaya çıkarmanın hazzını almak gerektiğine kani oluyordu. Zihnimiz bizim en yakın dostumuz olduğu gibi, en acımasız düşmanımız da olabiliyordu. Kimi zaman bizi rahatsız edendüşünceleri ve görüntüleri savunma mekanizmalarımızla kapatırken kimi zaman da bütün bu uğraşlanmız yetersiz kalıyor, belleğimiz apaçık şekliyle varlığımızı rahatsız eden bütün olumsuz-luklan, bütün oyunları kafamızm içinde acımasızca sergiliyordu.Şu anda bilinci aynen böyle bir durumdaydı ve cinayetin en korkunç gerçeği olan görüntüyü bütün açıklığı ile kafasmm içindeoynatıyordu. Genç adam çaresizce elleriyle gözlerini ovuşturuyor, başını hafifçe sağa sola çevinyor, kafasının içindeki bu rahatsız edici düşüncelerden kurtulmaya çalışıyordu ama nafile birçabaydı bunlar. Bir türlü gitmek bilmeyen bu görüntüler, dahaeski cinayetlerle de birleşerek şimdiye kadar gördüğü bütün tüyler ürperten olaylan, bütün rahatsız edici cinayetleri slayt çekimyaparcasına ardı ardına gösteriyordu. “L eyla’dan haber aldın mı? Alışmış mı Adıyaman’a?” 17
\lo- Gonca Çiftçioğullan ^ İşte bu? K aranlık bir gecede kâbusun tam ortasın d ay k en lam bayı yakarak geceyi aydınlatıp kâbus dolu uykudan uyandırm ak gibiydi N uri'nin sorusu. M innetle baktı, arabayı dikkatlice kul lanmakta olan ortağına. Kurtulm ak isteyip de kurtulam adığı dü şüncelerden sıyrılmasını sağlamış, bir soruyla karanlık odadaki ışık olmuştu. “Evet, bugün konuştum. Bir kaç gün içinde evini yerleştirip A d ıy a m a n ’a da alışm ış. B u g ün g ö re v e b aşlay acak tı s an ırım .” “İnşallah babasının katilini bulur. Yoksa boşu boşuna gitm iş olacak.” \"Katili bulm ak zorunda Nuri. Yoksa hayatı boyunca huzur bulam ayacak.” Leyla, servislerinde şube müdürüydü. Babası Adıyamanlı, annesi İzmirliydi. Daha küçük yaşta babası Adıyaman da bir ci nayete kurban gitmiş, katiller ise bugüne kadar bir türlü yaka lanamamıştı. Bu yüzden babasının cinayeti faili meçhul olarak kalmış ve dosyası emniyetin tozlu raflanna kaldınlmıştı. Leyla İzmir emniyetindeki görevinden ve kariyerinden vaz geçmiş bugüne kadar elde ettiği ipuçlannı -gerçi kayda değer bir ipucu da bulamamıştı- takip etmek amacıyla Adıyaman emniye tine tayin istemiş, oraya ancak büro amiri olarak atanabilmişti. Gitmekte bir an bile tereddüt etmeden hemen yola çıkmıştı. “Yeni şube müdürümüz bugün başlayabilirmiş göreve.” Nuri konuya devam ediyor, böylece Çetin’in zihnini boşaltmasına yardımcı oluyordu. Ortağının bu çabasına memnun birşekilde gülümseyerek karşılık verdi. “Bir de kimin geleceğini, nereden geleceğini söyleselerdi iyiolacaktı.” “Nedense yeni müdür kimliği gizli kalsın istemiş. Şubeyegeldikten sonra tanışmak istiyormuş herkesle.”
Güneşin Km “ jl içinden olsaydı şimdiye kadar kokusu çıkardı. Kesin ildışından geliyordur.” “ Bana da öyle geliyor” diye onayladı Nuri. Ç etin um ursam azlıkla omuz silkti. “İşim ize çok fazla burnunu sokmasın da kim gelirse gelsin,”dedi. Sonra yeniden zihnini ele geçiren görüntülerle boğuşmayabaşladı. 19
Güneşin K m ^ B ö Iüm 2ç - ^ e y l a , A dıyam an’a geldiği günden beri farklı bir ruh hali İçindeydi. Neredeyse on yıldır ayak basmadığı bu şehirdekendisini yabancı gibi hissetmesine rağmen, bu şehirli olmanınverdiği tanıdıklık hissiyle. Gölbaşı caddesinden çarşıya doğruyürüdüğü kaldırım da, sık sık gözlerini çevresinde gezdirerekgördüğü her şeyi hafızasına kaydediyordu. Gerçi bu ilden çıkışıyirm i yıl öncesine dayanıyordu ama on yıl kadar önce iki günlüğüne babasının mezarını ziyaret etme maksadıyla gelmesi, buraya tayin isteyerek gelm e karannı vermesinde etkili olmuştu.N edense annesi buraya gelmesinden rahatsızlık duyduğu için,yıllarca izin vermem işti. Sanm m buna neden olan olay da, çoksevdiği kocasını bir cinayete kuıban vennesiydi. Babasının cinayeti üzerindeki sır perdesi bugüne kadar aydmlatılamamış, annesi oğlunun v e kızının can güvenliği açısından hemen Adıyam an’ıterk ederek kendi m em leketi olan İzm ir'e dönmüştü. 21
Gonca Çiftçioğullan Annesi kendince önlem almış, bu şekilde davranarak çocuk- lannı olası bir tehlikeden kurtarmıştı. İlk on yıl. yaşça küçük ol duğu için gelmeye fırsat bulamamış, on yedi yaşma girdiğinde artık ısrarlarına fazla dayanamayan annesi, kendisinden üç yaş küçük erkek kardeşi Murat ‘t da yanına alarak babasının mezan- m ziyaret etmek amacıyla onlan ilk defa Adıyaman’a getirmişti. Bu ziyaret esnasında iki gün halasında kalmışlardı. Artık babaan ne ve dedesi hayatta olmadığından mecburen halasında kalmış lar ama hem evinde kaldıklan Kadriye halasının, hem de diğer iki halası olan Remziye ve M eryem'in sitem ve kırgınlık dolu sözlerinden de fazlasıyla nasiplerini almışlardı. Gerçi onlar, her zaman annesiyle telefonda görüşmüş bir iki kere de İzm ir’e gele rek kendilerini ziyaret etmişlerdi. Fakat ne olursa olsun, sonuçta baba memleketine yıllarca ayak basmamış olmalan bir kırgınlık duymalanna neden olmuştu. On jnl önce geldiğinde çok fazla gezmeye fırsat bulamadı ğı için kafasında yirmi yıl önceki görüntüler canlanıyor Adıya- man’m, kendisine bir ilçe havası veren görünümünden yavaş yavaş sıynlıp gelişmeye çalışan küçük ve sevimli bir şehre dönüştüğünü görüyordu. Gördüğü kadanyla şehirde evler oldukçaçoğalmış, yeni mağazalar ve dükkânlar, fast food restoranlar,kafeler açılmış, yeni parklar yapılmış, ara yollar ve kaldırımlarparke taşlanyia döşenmiş, ana yollarda asfaltlar yenilenmiş, Adıyaman sevimli, temiz ve güzel bir şehir olmuştu. İzmir’den Adıyaman’a birkaç gün önce gelmişti. İzmir Emniyet Müdürlüğü’nde şube müdürlüğü görevinden istifa ederektayin istemiş, büro amiri olarak ataması yapılmıştı. Oradaki kariyerinden vazgeçmekte bir an bile tereddüt etmemiş, yıllardırkendisini rahatsız eden kâbuslarından ancak burada kurtulabileceğini bilerek gelmişti.22
Güneşin Kızı ^ Daha yedi yaşında ilkokula yeni başlamış mutlu bir çocukken, bir kurşun... Evet, lek bir kurşun hayatlannı karartmış annesini dul, kardeşi ile kendisini yetim bırakarak babalannı hayatla-nndan söküp almıştı. Bu tek kurşun, bir aileyi dağıtmış acıya vekedere sürüklemişti. İşte buraya o lek kuşunun hesabını sormaya,intikamını almaya gelmişti. On yıl önce babasının mezannı ziyaret için geldiğinde, mezan başında yemin etmiş, o gün ona;yarım bıraktığı görevi kendisinin devralacağını ve katilım yakalayacağını söylemiş, söz vermişti. İşle şimdi o da, aynı babasıgibi bir polis memuruydu. Doğrunun yamnda, haklımn hakkınısavunmak için onun bıraktığı meşaleyi yakmaya hazırdı. Hayatına yön veren bütün kararlannı o gün almıştı. Babasınıkanlar içinde gördüğü o günden beri her gece kâbuslar görerekuyandığını annesi bile bilmiyordu. Her geçen gün bu kâbuslardaha da korkunç oluyor karabasana dönüşüyordu. Her defasuidababasmın kanlı cesedini görerek hıçkınklar içinde uyanıyordu.Bu kâbusların ancak katili bulduğunda sona ereceğini biliyordu Emniyet binası şehir merkezinde olduğu için e\ini de merkezden tutmuştu. Böylece zaten küçük olan şehirde, ulaşımkendisine sorun olmadan yürüyerek işine gidip gelebilecekti.Yerleşme konusunda halalanndan yeterince yardım almış, dahaAdıyaman’a gelmeden evi tutulmuş ve temizlenmişti. Ona sadece ev için gerekli alışverişleri yapmak kalmış, a>Tica eşyalanyerleştirme konusunda yine epey bir N'ardım görmüştü. Bugünise işler tamamen bittiği için, ilk defa ke>if s aparak sürüyüş s ap-ma imkânı da bulmuştu. Hem etrafını keşfediyor hem de işineyürüyebiliyordu. Bu keyif alma hali zihnine hücum eden anılaryüzünden doğal olarak kedere \e acıya dönüştü. Babasını songördüğü gün geldi gözlerinin önüne. O acı günü hayatı boyımca unuınıasma imkân s oktu. Babası emniyetin narkotik biriminde olduğu için zaman zaman gizli 23
Gonca Çiftçioğullan **?i' göreve gider, bu süre zarfında eve hiç gelmezdi. Çünkü eve gel mesi durumunda hem açığa çıkma olasılığı yüksek olur hem de ailesini (ehlikeye atma riski taşırdı. Bu yüzden görev süresince babasından bizzat haber alamazlardı. Böyle durumlarda emniye tin kendilerine verdiği bilgiyle yetinirlerdi. Annesi o dönemlerde hep endişeli bir bekleyişin içinde olur, elinden geldiğince bunu çocuklanna yansıtmamaya çalışırdı. Babası yine böyle bir görev yüzünden evde yoktu. Fakat okula başlayacağı o ilk gün her şeye rağmen bu özel gününde kızını yalnız bırakmamak ve yanında olmak için her türlü tehli keyi göze alarak çıkıp gelmişti. Çünkü evine, eşine ve çocukla rına düşkün iyi bir aile babasıydı. O gün babası tören boyunca bir an bile elini bırakmamış, yapılan konuşmaları üçü birlikte el ele dinlemişlerdi. Ancak sınıflar açıklanıp bütün öğrenciler kendi öğremıenJerinin olduğu gruplara dağılınca aynim ak durumunda kalmışlardı. Hiç unutmuyordu, ismi okunup şubesi belli olduktan hemen sonra babası önünde yere çömelmiş, boylan neredeyse aynı hizaya gelmişti. O zaman görmüştü Leyla, babasının göz lerinde ki gururu ve mutluluğu. Aynı zamanda hafif nemlenen o gözlerdeki hüznü. Yedi yıl boyunca e! bebek gül bebek kolia- n arasında büyüttüğü biricik kızı artık kendi ayaklan üzerinde dunnaya başlayacak, okula gidip gelecekti. Büyümüştü artık gö zünün nuru, evinin güneşi. Bu yüzden hem gurur duyuyor hemhüzünleniyordu. Minik elleri kendi elleri arasına alıp, “Leylam, canım meleğim artık büyüdün, koca kız oldun. Bugün okullu oluyorsun. Seninle gurur duyuyorum. Biliyorum kiher zaman da duyacağım. Okuyacak, aydın bir genç kız olacaksın. Her zaman hak ve haklıdan yana olacaksın. Dürüstlük senin karakterin olacak. Bu söylediklerimi sakın unutma. Seni hep24
Oûneşin Kızı <Z- böyle hatjrlayacağım, sen de beni böyle bileceksin. Dürüstlüğüm sana bırakacağım en büyük mirasım olacak,” demiş, sonra ha fifçe yaşaran gözlerini ellerinin tersiyle silerek, kızını kendisine doğru çekip sıkıca sarılmıştı. Belki de biricik kızına o gün son kez sanlacağı içine doğdu ğundan bu şekilde konuşmuş ve gözyaşları içinde öylece sıkıca sarılmıştı. Yedi yaşındaki bir çocuğun anlama kapasitesi neyse, ken- dişininki de oydu ve bu konuşmalardan o zaman çok fazla şey anlamamıştı. Daha sonraki yıllar da ise bu sözlerin derin anlamı kendisini çok sarsmıştı. Bu yüzden bütün bunlan anladığı anda, babasının yolunda ve izinde gideceği kaçınılmaz bir şekilde or taya çıkmıştı. Babasıyla sevgi dolu kucaklaşmasının ardından sınıf arkadaşlarıyla birlikte sıraya geçip sınıfa girmişlerdi. Babası olduğuyerde hiç kımıldamadan öylece bakmış, ön bahçeye bakan sınıfpenceresinden hâlâ ayakta beklemekte olan anne ve babasına yüzünde büyük bir gülücükle el sallamıştı. Oysaki bu gülücüğünbeş dakika sonra acıya ve ateşe dönüşeceğinden habersizdi... Onlann okul kapısından çıkmasıyla birlikte, okulda herkesinkanını donduran silah sesinin duyulması bir olmuştu. Bahçedebulunan herkes bu sesle birlikle korku içinde kaçmaya, saklanmaya çalışırken ne olduğunu anlamayan smıftaki öğrencilerise, hemen pencerelere akın etmişti. Öğretmenler ise. hem öğrencileri pencere önlerinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar hem dekorkuyla çığlık çığlığa ağlayanlan teskin etmek için büyük çabaharcıyorlardı. Leyla da o çocuklardan biriydi. Silah sesini duyduğu andasanki kötü bir şey olduğunu hissetmişçesine hıçkınklara boğulmuştu. Koşarak hemen bahçeye çıktı. Olayın şokunu atlatıp vu- 25
Gonca Çiftçioğullan mlan kişinin etrafında bir çember oluşturan kalabalığı yarmaya çalışarak vurulanın kim olduğunu gömıeye çalışıyordu. Daha yerde yatanı görmeden annesinin yürekleri burkan bir feryatla haykınşlannı duydu. \"Bayraaaam! Bayraaaam! Kalk hadi... Bırakma beni... Sakın ölme!” diye bir yandan bağınyor, bir yandan da kocasının üzeri ne abanarak onu kaldırmak için sarsıyordu. Gözleri dehşetle yerdeki kişiye kaydığında, hemen ellerini ağzına götürerek boğazından çıkmaya çalışan hıçkırıkları içgü düsel olarak bastırmaya çalıştığını hatırlıyordu. Babası göğsün den akan kanlar içinde yüzükoyun yerde yatıyordu. Başı yan dönmüş, gözleri açık, sanki kendisine bakıyor gibiydi. Büyük biracı vardı o bakışlarda. Sevdiklerini geride bırakmanın acısı... Canından çok sevdiği kızını son kez görmenin verdiği acıydı o bakışlara yansıyan. Sonra bir daha açılmamak üzere yavaşça ka pandı. Daha sonra gelişen olaylan ise hayal m eyal hatırlıyordu. Ya- şadıklan acının verdiği şokla birçok şey hatıralarından silinip git mişti. Hayal meyal bir ambulansın gelip babasını götürdüğünü, annesi ve kendisinin de hastaneye gittiğini hatırlıyordu. Hatta o gece annesi kriz geçirdiği için hastanede kalmış, kendisi ise kar deşi Murat ile birlikte Remziye halasına gitmişlerdi. O zaman ba baanneleri hala hayattaydı ve yaşlı kadına oğlunun ölüm haberiverildiğinde inme geçirerek hastaneye kaldırılmıştı. Zaten babaannesi o günden sotu-a kendisini toparlayam am ış, iki yıl sonra daölüm haberini almışlardı. Dedesini ise hiç tanımamıştı. Kendisine söylendiğine göre babası daha lisedeyken vefat etmişti. Baba tarafı altı kardeşti. Üç halasının yanında Zeynal veA buzer adında iki de amcası vardı. Fakat iki amcası da, annesiA dıyam an’ı terk ettikten sonra ona kızm ış, ilişkilerini kesmişler26
Güneşin Kızıdi. Onlara göre anneleri, kardeşlerinden kendilerine bir emanettive ölen kardeşinin çocuklarına bakmakla yükümlüydüler. Fakatanneleri bunların hiçbirine önem vermeden çocuklanm yanmaalarak çekip gitmişti. Onun bu davranışı, aile içinde soğuk duşetkisi yaratmış olmasına rağmen, halaları yine de annesini tamamen bırakmamışlardı. En büyük halaları olan Kadriye halası,bütün aileyi bir arada tutması gerektiğine inanan, ailede ağırlığıolan ve sözü geçen bir kadındı. Üstelik annesini ziyaret etmekiçin bir iki defa da İzmir’e gelmişti. Her gelişinde yanında diğerhalalanndan biri de oluyordu. İlk gelişinde Meryem halası, sonraki gelişinde de Remziye halası ile birlikte gelmişti. Geldikleriher seferinde annesine, bir şeye ihtiyacı olup olmadığı hep sorulmuş, gelirken sanki bunlar İzmir’de satılmıyormuş gibi, peynirinden salçasına, kışlık hazırlanmış ve elde yapılarak kurutulmuşdolmalık biberinden patlıcanına kadar getirmişlerdi. Aynca yineelde hazırlanmış cevizli sucuk, kuru üzüm, kuru kayısı, kuru dulgibi yemişleri de hiç unutmazlardı. Kadriye halası içlerinde en sevdiği halasıydı. Diğerlerini deseverdi ama onun yeri içinde bir başkaydı. Çünkü en fazla ilgilenen olduğu kadar, kardeşine ve kendisine karşı da en sıcak,en sevgi dolu halasıydı aynı zamanda. Amcalanna karşı ise. nehissettiği konusunda kesin bir kanıya sahip değildi. Çünkü yıllarca onları hiç görmemiş, sadece iki kere; ilki on yıl önce babasının mezarını ziyarete geldiklerinde, diğeri de geçen sene annesivefat ettiğinde cenazeye geldiklerinde görmüştü. Bu iki seferdede çok fazla muhatap olmadıkları için onlar hakkında kesin birfikre sahip olamamıştı. İlk seferinde, yani Adıyaman'a babasınınmezarını ziyarete gittiklerinde her iki amcası da annesine kırgınolmalarına rağmen, kendilerini misafir eden Kadriye halasınınevine hoş geldin ziyaretinde bulunarak üzerlerine düşen vazife- 27
rj$> Gonca Çiftçioğullan yi yerine getirmişlerdi. O günkü izlenimine göre A buzer amca sı. Zeynal amcasma göre daha ılımlı gibiydi. Çünkü kendilerine daha sıcak davranmıştı. Annesine bir sıkıntısı olup olmadığını somıuş herhangi bir şeye ihtiyacı olduğunda, her zaman destek olacağını söylemişti. Onurlu ve gururlu bir kadın olan annesi ise. sadece teşekkür edip şimdilik herhangi bir şeye ihtiyaçları olmadığını, olursa da bunu dile getireceğini söyleyerek kibarca yardım taleplerini geri çevirmişti. Bahsedilen yardım talebi ise maddi yardımdı. Babası öldüğünde öğretmen olan annesi, zam anında da yar dım taleplerini geri çevirmiş, kendi ayaklan üstünde durmayı yeğlemişti. Annesinin bir m esleği ve düzenli geliri olduğu için, kimseye muhtaç olmadan bugüne kadar gelebilm işlerdi. İzm ir de anneannesi ve dedesiyle birlikte oturduklanndan, ev kirası dert leri de olmamıştı. Bu yüzden annesinin aldığı m aaş geçinmeleri için yeterli olmuştu. Annesi her zam an AUah b ir d ert verdiği zaman bize, dertlerimize katlanacak g ü c ü d e v e rir.' derdi. Şim di kendisi de aynen bu şekilde düşünüyordu. A nnesinin pozitif hayat felsefesi her zaman için kendisinin de yol haritası olmuş tu. Artık çok iyi biliyordu ki; yaşam ne kadar zor şartlar altındadevam ederse etsin, ettiğim iz her m ücadele, h er geçen gün buzorluklara karşı bizleri daha güçlü kılıyor ve altından daha kolay kalkmamıza vesile oluyordu. İnsanın başına bir sıkıntı, birdert geldiğinde bunun üstesinden gelm eye çalışm ak hayata bakışaçısını da ister istemez değiştiriyor, buna bağlı olarak sıkıntılardan kurtuldukça bütün olumsuz düşünceler, olum lu yöne doğruakıyordu. İşte annesi bu şekilde bakmıştı hayata ve bu şekilde yansıtm ıştı çocuklanna. Her zaman kardeşi M urat’a ve kendisine‘İnsanın, başına gelen dertleri, belaları düşünüp, bunları ken28
Güneşin Kızıdine deri edecek ne vakti ne de zamanı vardır. ' derdi. Annesine göre, bütün bu sıkıntı ve dertleri düşünmek, durumun ağırlığınıgörmekten başka bir şey değildi. Önemli olan o ağırlığı görmekdeğil, onu kaldırmaktı. İyi ki annesi bu pozitif düşüncelerle yetiş-tinnişti kardeşini ve kendisini. Yoksa şu anda içinde bulunduğudurumu ve acıyı kolay kolay atlatamazdı. Hem annesini hem debabasını erken kaybetmiş olması, onlann yokluğuna dayanmasını da zorlaştınyordu. İçinde hisseniği acı izin verirse, büyük biryangına neden olacak kadar büyüktü. Annesinin de dediği gibiyaşadığımız acıdan şikâyetçi olmak sadece onu çoğaltmaya ya-nyordu. İçindeki yangına gem vurmaya çalışarak çarşı boyuncayürüm eye devam etti. Annesinin her türlü sıkıntıya rağmen hayata olumlu bakışı,onu ne kadar çok özlediğini de hatırlatmıştı. Annesi... Biricikannesi, geçen sene bir yıl boyunca mücadele ettiği meme kanserine yenik düşerek vefat etmişti. Hastalığa yakalandığı ilk günden, vefat ettiği son güne kadar hayata tutunmuş, hep güçlü olm aya çalışm ış, bu sıkıntının da üstesinden geleceğini söylemişti.Hatta neredeyse hastalıktan tamamen kurtulma noktasma bilegelmişti. Fakat yakalandığı grip enfeksiyonu, gördüğü yoğun ke-moterapi tedavilerinden sonra, vücut direnci iyice azalan annesine ölüm cül bir darbe olmuştu. Herkes kanser olduğu için Öldüsanıyordu. Hâlbuki onu öldüren basil bir enfeksiyondu. Vücutbağışıklık sistem i iyice azaldığı için, bu enfeksiyonla savaşacakgücü bulam adığından ölmüştü. Genç yaştaki annesini kaybetmeşokunu daha yeni yeni üzerinden atıyordu. Uzun bir süre kendisine gelememişti. Annesinin kendilerine aşıladığı pozitif düşüncelerle bir nebze de olsa acısını azaltmaya çalışıyordu. En büyüktesellisi ise; ölmek üzereyken yüzünde oluşan gülümsemesiydi.'Bayram 'm, canım ın yanına gidiyorum ,' demişti. Annesi mutlu 29
^ Gonca Çiftçioğullan bir şekilde, çok sevdiği eşinin yanına gideceğini düşünerek haya ta gözlerini yummuştu. O gülümseme dünyaya bedeldi. Yıllarca yüzünde böyle ışıltılı bir gülümseme görm em işti. Onun huzurlu bir şekilde gözlerini yumması içindeki acıyı da bir nebze olsa azaltıyordu. Zavallı anneannesi ve dedesi ise çok daha perişan durumday dılar. Artık iyice yaşlandıklan için bu acıya katlanm aları daha zor oluyordu. Bu yaşlı insanların, göz önünde eriyip gittiğini gör mek yüreğini sızlatıyordu. Bu yüzden bir yıl boyunca hem biraz toparlanmak hem de zavallı bu iki yaşlı insanı yalnız bırakma mak için Adıyaman'a gelme isteğini ertelem ek durum unda kal mıştı. Kardeşi Murat, üniversiteden sonra, m atem atik öğretmeni olarak atandığı M ardin’de iki yıllık zorunlu hizm etini tam amla yıp İzm ir’e tayini çıkınca artık gönül rahatlığıyla o iki yaşlı ve acili insanı kardeşine em anet edip gelebilm işti. A llahtan, kardeşi çok aklı başında ve efendi bir çocuktu. Yaşına göre de oldukça olgundu. Anneanne ve dedesini ona bırakıp gelm ek içine sinme- mişti ama M urat’ın kendine güven verm esi, onlarla en iyi şekilde ilgileneceğini söylemesi, biraz olsun rahatlayıp buraya gelmesini sağlamıştı. Annesi hayatta olsaydı, buraya gelmesine asla izin vermeye ceğini biliyordu. Çünkü daha önce bir iki kere bu konuyu açmaya çalışmış, ama gördüğü tepki yüzünden fazla ısrarcı olamamıştı.Annesi neredeyse kriz geçirircesine bağırarak karşı çıkmıştı. “N e yapm aya çalışıyorsun sen Leyla! B aban orada eceliyleölmedi, bir cinayete kurban gitti. Katilleri de bugüne kadar yakalanamadı. Bu olaym üstüne gitmek seni de tehlikeye atar. Bunanasıl izin vermemi beklersin benden!” diye bağınp çağırm ışü. O aşamada artık onun isteğine karşı gelem eyeceğini anlayarak bu isteğinden vazgeçmek durumunda kalmıştı.30
Güneşin Kızı Bütün bu olayları düşünmek ve annesini bu şekilde hatırla mak gözyaşlannm, sağanak halinde yağan yağmur gibi gözle rinden akmasına sebep oldu. Bu gözyaşı yağmurunu durdurmak istiyor, fakat ağlama isteğine bir türlü engel olamıyordu. Çarşı- nm içinden. Hükümet Konağı’na giden yol boyunca yürümesine de devam ediyordu. Biraz sonra görev yapacağı emniyet binası na varmış olacaktı. Fakat bu yoğun ağlama nöbeti yüzünden ilk günü oldukça kötü başlayacak gibiydi. Hızlı adımlarla yürüyerek kendini meraklı bakışlardan korumak istese de bunun mümküngörünm ediğinin de farkındaydı. Yanından geçen herkes endişelive ilgi dolu bakışlarla bakıyordu. “Abla iyi misin? “ On yedi, on sekiz yaşlannda gösteren esmer bir delikanlmmkolunu tutm asıyla irkildi. “E v et... Evet, iyiyim,” diyebildi zorlukla. “ Abla gel şu dükkâna, beş dakika otur. Bir çay söyleyeyimsana iyi gelir,” diyerek önünde durduklan çiğ köfte dükkânımişaret etti. Leyla, bu esm er çocuğun orada çalıştığım tahmin etti. Ağlaması çok dikkat çekm iş olmalı ki hemen çıkıp yardım etmekistemişti. “Benim işe gitmem gerek...” Sözler ağzından isteği dışında dökülüyor kan çanağına dönmüş olan gözlerini çocuğa çevirmemek için boş gözlerle etraimabakınıyordu. “Sen bilirsin abla, en azından bir yüzünü yıkardın.” dedi çocuk. Leyla, elinin tersiyle çarçabuk gözyaşlarını sildi. Sonra kendisine merakla bakan gence hafifçe tebessüm etmeye çalışarakbaktı. 31
v5>- Gonca Çiftçioğullan \"Çok teşekkür ederim. Biraz rahatsızım o yüzden ağlamış tım. Ama yüzümü yıkarsam sanırım biraz kendim e gelirim .” Esmer delikanlının arkasından, önünde durdukları dükkâna girdi. Henüz sabahm erken saati olduğu için içeride hiç müşteri yoktu. Zaten hali hazırda çiğ köfte de yoktu. Tezgâhın arkasın da yıkanmış ve üst üste yerleştirilmiş yeşillikleri büyük, iri bir bıçakla ince ince doğramaya çalışan orta yaşlarda uzun boylu esmer bir adamm, köfte için hazırlık yapmakta olduğunu gördü. İşinin ehli olduğu bıçağı kullanm asından ve yeşillikleri çok ince kıymasından belli oluyordu. O nlar içeri girince, genç adam yap tığı işten başını kaldırıp, “Hoş geldin bacım. İstersen otur beş dakika. B ir çay söyle yelim sana,” dedi. Leyla mahcup bir şekilde başını hafifçe iki yana doğru sal ladı. “İşe geç kalırım. Yüzümü yıkasam kâfi.” Lavaboyu gönnek umuduyla şöyle bir başını çevirip etrafına baktığında dükkânın çok küçük olduğunu fark etti. Pencere ve duvar önüne yerleştirilmiş ince uzun m enner tezgâhlann üzerin de peçete ve tuzluk takım lanm gördü. T ezgâhlann önünde ise yüksek ahşap tabureler vardı. Bütün bunlar buraya küçük ama sevimli bir dükkân havası veriyordu. Genç delikanlmm gösterdiği kapıdan lavaboya girdi. Hemen aynada yüzüne baktı ama görüntüsünden hiç de hoşnut kalmadı. G özlerinin içi sanki kan çanağına dönm üş gibiydi. Ü stelik bur nunun ucu kızarmış yanakları da pembeleşm işti. A ğladığı her şekilde belli oluyordu. Şu andaki görünüşü, ilk gün iş yerinde yenitanışacağı m esai arkadaşlanna karşı hiç de güzel v e norm al birilk izlenim olm ayacaktı. Hem en çantasından pudrasını çıkararakfırçayı yanaklannda ve burnunda gezdirdi. Pudra, ağlamaktan32
Güneşin Kmkaynaklanan kızarıklıkları birazcık da olsa kapatmıştı. Gözleriiçin ise yapacağı bir şey yoktu. Bir ceylanı andıran İri kahverengigözlerindeki kızarıklığın, emniyete gidinceye kadar geçen sürede biraz olsun azalacağını ümit ederek, yine çantasından çıkardığı bordo renkli ruju dudaklanna sürdü ve böylece yüzüne birazotsun renk vermeye çalıştı. Lacivert renkte kumaş pantolonunuve beyaz gömleğini de şöyle bir gözden geçirdikten sonra kendisine çeki düzen vermesine yardımcı olan bu iyi yürekli insanlarateşekkür ederek dükkândan ayrıldı. 33
^ Güneşin Xi2a <gr B ö Iüm 7 etin ve N uri, emniyete geldiklerinde telaşlı bir ortamın çinde buldular kendilerini. Anladıkları kadanyla yeni müd ü r gelm iş olm alıydı ki m üdürün bulunduğu odaya biri girip biriçıkıyordu. O nlann yanm a yaklaşan üniformalı bir polis memuru, “Yeni m üdür geldi K om iserim ,” dedi. Bakışlan önce Çetin T.sonra d a N u ri’yi buldu. Çetin hafifçe başını sallayarak onayladı memuru. “Tamam, O sm an, teşekkürler. Biz de tanışalım artık şu gizemli m üdürüm üzle,” dedi. Çetin, m üdürün odasuıa geçmeden önce kendi odasma doğruyöneldi. E m niyetin Cinayet Masası birimindeki odası diğer ko-m iserlerinki gibi cam duvarlarla çevrilmişti ama bir köşe daireydi. D iğer odalar tek yön cam duvarken, kendisininki üç cepheyebakıyordu. Odasının köşede olması hem servisteki göıüş mesafesini artırıyor hem de şube müdüründen sonraki en geniş odayasahip olm asını sağlıyordu. Bu da büro amiri obuasının avantajın- 35
<»• Gonca ÇiftçioğuUan dan biriydi. Odası iki koridorun birleştiği kavisteydi. Bu yüzden doğa) olarak görüş açısını diğer odalardan daha zengin kılıyordu. O dalar genelde bir koridor üzerinde yan yana olduğundan diğer komiserlerle sürekli beraber sayılırlardı. Birimde kendisinden başka Nuri. Ya\Tiz ve Kazım Kom iser vardı. Dört tane de komi ser yardım cısı bulunuyordu. Hepsinin odası da aynı koridor üze rindeydi. Nuri, hem ortağı hem de odası hemen yan oda olduğu için kendisine en yakın olanıydı. Zaten aralarında sıkı bir dostluk vardı. Birbirlerini gayet iyi tanır ve hayatlarını birbirlerine ema net edecek kadar da güvenirlerdi. N orm alde büro am irlerine saha görevi m ecbur değildi. İsterse çıkm ayabilirdi. Fakat kendisi tam bir saha adamı olduğu için kıdem inden dolayı m ecburen amirliği kabul etmiş ama sahadan uzak kalamamıştı. O rtak olarak da ken disine en yakın dostımu seçmişti. Odaya girer girmez yorgun bir şekilde kendisini masanın önündeki koltuklardan birine bıraktı. A klında hala, az Önce Ka-difekale’de görm üş olduğu genç kadının cesedi vardı. O korkunçgörüntü gözlerinin önünden bir türlü gitm ek bilm iyordu. Nasılbir cani böyle gözünü kırpmadan hunharca bir cinayet işleyebilirdi? O genç kadının bu vahşeti yaşarken çektiği acılar tahayyülbile edilemezdi. “Müdür ile tanışmaya gitm eyecek m iyiz?” Çetin, N uri’nin sorusuyla yeniden düşüncelerini karartan ogörüntülerden kurtulmayı başardı. Bakışlarını, odaya girdiklerinden beri kapının önünde ayakta dikilm ekte olan ortağına çevirdi. “Diğer arkadaşlarla tanışma faslı bitsin, biz daha sonra kendisini ziyaret ederiz.” N uri, arkadaşının m üdür ile tanışm a konusunda acele etmediğini görünce ayakta dikildiği yerden genç adam ın yanına doğrugeldi ve karşısındaki koltuğa oturdu.36
Güneşin Km < î Çetin, kot pantolonunun cebinden telefonunu çıkanp. bir numarayı tuşiadı. “Selim, şu çektiğin olay yeri fotoğraflannı buraya getir,\" dedikten sonra telefonu ortadaki sehpanın üzerine bırakarak bakışlarını karşısında oturmakta olan ortağına çevirdi. \"Şu fotoğraflara tekrar bir bakalım.\" \"M aktulün kimliği belli olursa, cinayet sebebi de belki açığaçıkar,” dedi Nuri. \"Önce bir otopsi sonuçlan elimize geçsin. Zaten parmak izisistemde yoksa kurbanın kimliğini belirlemek de zor olacak.\" O sırada odadan içeri giren polis memuru, elindeki uzun sanzarfı Ç etin’e uzattı. “Teşekkür ederim Selim.” Polis m em uru ikisine de hafifçe selam vererek odadan çıktı.O çıkar çıkm az Çetin, zarfın içindeki fotoğraflan çıkanp sehpanın üzerine yaymaya başladı. Olay yerini kare kare gösterenfotoğrafları ikisi de dikkatli bakışlar altında yeniden incelemeye başladılar. Neredeyse yanm saate y a b n sessizce incelediktensonra K om iser N uri’ye karelerden birini işaret etti. “Katil kendinden bir iz bırakmışa benzemiyor. Ama cinayetaleti olduğunu varsaydığımız şu kanlı tuğla parçası bize bir şeyler verebilir.” “Bak buradaki fotoğrafta da maktulün başının yanında yerdeezilmiş bir izm arit var,\" dedi Nuri başka bir resmi göstererek. Çetin, iki resme de dikkatli bir şekilde baktı. Sonra gözlerituğlanın olduğu resme odaklandı. İnşaatlarda kullanılan tamam en kanla kaplanm ış bu tuğlaya düşünceli bir şekilde kaşlannıçatarak baktı. Sonra bakışlarını Nuri'ye çevirdi. “K urbanın o halini görüp de böylesi bir vahşetten katilin yaraalmadan sıyrılabileceğini sanmıyomm. Mutlaka arkasında kendine ait bir DNA bırakmıştır.\" 37
Gonca Çiftçioğullan “Böyle bir cinayeti işleyen birisi sence öyle ucuz bir ipucu bırakır ını arkasında?” “Eğer profesyonel bir katil değilse mutlaka bırakır. Zaten otopsi sonuçları çıkınca belli olur her şey.” “Namus cinayeti de olabilir. Genelde K adifekale’de bu tür cinayetlere çok sık rastlanır. Biliyorsun, orası aynı zam anda su çun da kalesi olmuş bir yer.” “Her şey cinayet sebebi olabilir Nuri. Ama bu derece vahşet normal değil. Karşımızdaki bir psikopat, usta bir profesyonel ka- til ya da acemi biri de olabilir. Bunu şim diden kestirm ek oldukça güç. Elimize adli tabiplikten sonuçlar gelsin iyi kötü bize de bir kınntı ulaşır oradan.” J O sırada odaya tekrar giren Selim, “A m irim yeni m üdür iki-1 ^ nizi de odasına çağırıyor,” dedi ve ikisine desaygılıbir şekildeI selam verip odadan çıktı.I Polis memuru çıktıktan sonra Nuri oturduğu koltuktan ayağal||ta ^ k a lk tı. “Anlaşılan gizemli m üdürüm üz artık bizim le tanışm a vakti-■ nin geldiğini düşünüyor,” dedi kalkar kalkmaz.■ Çetin de oturduğu koltuktan kalkarak “Hadi o zam an, dahaİP fazla bekletmeyelim kendisini de gidip tanışalım şu gizem li ami rim izle,” diyerek alaycı bir gülüm sem eyle ortağının arkasından^ kapıya doğru yöneldi. 4 Servisin içinden geçerek, karşı koridordaki m üdürün odasınaJ geldiler. Onun odası komiserlerin aksinetuğla duvarla örülmüş olduğu için, dışanya karşı görsel açıdan kapalıydı. Önce sekrete rinin odasına girdiler. Sekreteri Hülya, 'M üdire hanım sizi bekli y o r,’ deyince, gelen m üdürün bayan olduğunu öğrenm iş oldular. C in ay et A sayiş Şube M üdürü’n ün odasına, kapıyı hafifçe tıkla- 38
Güneşin Kızı tarak girdiler. Daha önce Leyla’dan dolayı bir bayanla çalışmaya alışık olduklan için yadırgamadan müdürlerinin kendileriyle ta nışma faslına girmesini beklediler. Şubeye gelmesini merakla bekledikleri müdürü, sırtı kapıya dönük pencereden dışarısını seyrederken buldular. Orta boylarda olan müdür, dizlerinin hemen altına kadar inen siyah, dar kesim etek ve düzgün bacaklarını daha biçimli gösteren siyah topuklu ayakkabı giymişti. Eteğiyle takım olan ve İzmir’in sıcağına rağ men giymeyi ihmal etmediği, eteğiyle aynı kumaştan yanm kolluceketi ve içine giydiği beyaz bluzu ile görevine uygun kıyafetseçimini isabetli bir şekilde yaptığını gösteriyordu. Kumral olansaçlannı, gül biçimli siyah kadife bir tokayla zarif bir şekildeensesinde topuz yapmıştı. Çetin ile Nuri, yeni gelen ve zarif birbayana benzeyen müdürlerini beğeni ile süzdüler. Bu arada hâlâ dışanyı seyreden müdürü uyarmak maksadıylaÇetin, hafifçe öksürerek odada bulunduklarım belirtir bir ifadetakındı. Onun hafifçe öksürmesi üzerine müdür, yavaşça dönüpbakışlannı ikisinin üzerine çevirdi. Ç etin’in bakışlan o anda dondu kaldı sanki. Hazırlıksız yakalanmanın şaşkınlığı bütün yüzüne yayılmıştı. Allak bullak olmuşyüz ifadesi yavaş bir şekilde şaşkınlığa sonra da kızgmlığa doğrukaym aya başladı. Karşısındaki dikkatli gözler ise, bu değişimihiçbir sahnesini kaçırmadan kare kare izliyordu sanki. Saniyelerkadar süren bu anlık karmaşa, Komiser Nuri’nin müdüre, “Hoşgeldiniz’’ diyerek tokalaşmak üzere elini uzatmasıyla normal birdurum a döndü. M üdür ela gözlerini Nuri’ye doğru çevirdi. “Nuri Bey, hoş bulduk.” İkisinin kibarca tokalaşmasını gergin bir şekilde izleyen Çetin, hala şaşkınlığın verdiği kızgmiıkla izliyordu karşısındaki kadım. 39
Gonca Çiftçioğullan \"Ç etin B ey?” Bir uyan mahiyetinde kibarca ifade edilen bu sesleniş bi çimiyle, aynı karşısındakinin yaptığı gibi yüzüne duygulannı gizleyen bir m aske geçirm eye çalışan Çetin, dudaklanna alaycı bir şekilde, hafif bir de tebessüm kondurarak baktı yeni müdüre. Sonra N uri'nin yaptığı gibi sağ elini uzatıp kibarca, \"H oş geldi niz,” dedi. O narin eller bu sefer kendisine doğru uzandı. Mecbu ren, uzatılan o elleri avuçlannın arasına aldı. Bu bir anlık dokunuş o anda gözlerinin önüne, neşeyle gülen, şen kahkahalarıyla ortam a sıcak bir enerji katan genç bir kadının görüntüsünü getirdi. Bir zam anlar delicesine sevdiği kadının... O göriinfüler birbiri ardına gelip gitm eye başladı. El ele dolaş- tıklan sokaklar, kahkahalar eşliğinde birlikte yenilen yemekler, birbirlerine sarılarak b eraber televizyon izledikleri yeşil renkli kanepe, sevgi sözcükleri eşliğinde birlikte geçirilen geceler... Sevgi dolu bakışlar, gülen gözler, özel ve h e r şey iy le güzel geçen günler... Sonra görüntüler aniden karardı. O atılan şen kahkahalar hıç kırıklara dönüşm eye başladı. O güzel ve özel gün lerin yerini acı ve keder; sevgi dolu sözcüklerin yerini de nefret kusan kelimeler alm ıştı... K afasına hücum eden bu görüntüler, yaşadığı kâbusu yeniden canlandırm aya çalışıyordu. H afifçe başını yana doğnıçev irerek kafasındaki g ö rüntülerden k urtulm aya çalıştı. Tutupsıktığı eli yavaşça bıraktı. Başını kaldınp baktığında bir zamanlar içinde a kıp gittiği o ela gözlerin hafifçe buğulan d ığ ın ı gördü.A nladığı kadanyla anılar onu da sarm ış olm alıydı. Karşısındakig ö zlerd e d e b ir fırtına yaşanıyordu. B u ap açık belliy d i. Yine deo g ö z le r kendisi k a d ar hazırlık sız y a k alan m a m ıştı bu ani gelenfırtınaya. En azından neyle karşılaşacağım biliyordu. Bir şekilde k arşılaşacağı fırtınanın zararlarına karşı önlem alacak zamanı40
Gûneşm Kızı <sL.-olmuştu. Hâlbuki kendisi... Bu duruma, son derece hazırlıksızbir şekilde, şu karşısındaki kadın tarafından resmen acımasızca itilmişti. Üstelik uğrayacağı zarar hesaba bile katılmadan. İçinde büyük bir öfke hissetti, Başka bir şey hissetmesine dezaten imkân yoktu. Duygulan, düşünceleri, hatta içine sürükleneceği psikolojik durum bile hesaba katılmadan kendi üzerineoynanan bir oyunun parçası olmuştu. Sinirle kenetlenen dişleri nin arasından sessizce bir küfür savurdu. Buraya atayacak başka birini bulamamışlar gibi, hayatının son üç yılını cehenneme çeviren ve bu yılları acılar içerisinde geçirmesine neden olan kadınıtutup m üdür diye karşısına çıkarmışlardı. Bu durumun yaşanmasında kendi babasının da parmağı olduğunu bilmek, içindeki öfkeyi daha çok kabartıyordu. Bütün bu duygu fırtınası birkaç saniye ile sınırlı kaldığı içinNuri, ikisinin arasında oluşan gerilimi fark etmemiş olabilirdi.Tanışma faslı son derece sıradan bir şekilde geçiştirilmişti. ŞubeM üdürü, ikisine de masanın Önündeki koltuklan işaret etti. Çetinve Nuri nezaket icabı kendilerine gösterilen koltuklara oturdular.M üdür de koltuğuna oturup, iki komiseri de sessizce bir süre süzdü. Çetin bakışlarını, dizlerinin üstünde kenetlediği ellerine çevirmiş özellikle kadının yüzüne bakmamaya çalışıyordu. Onunlagöz göze gelm ek, içinde zorlukla tutmaya çalıştığı öfkesinin suyüzüne çıkm asına sebep olacağından normal görünmeye çalışmak için kendisini zorluyordu. Bu yüzden gözlerini dizlerininüzerinde kenetlenm iş ellerinden ayırmıyor, yaşadığı sarsıntıdandolayı yüzünde oluşan şaşkınlık ve kızgınlık karışımı yüz ifadesinin de Nuri tarafından okunmasını istemiyordu. “Ben sizler hakkında bilgi aldığım için isim ve görevlerinizibiliyorum. Sizler de eminim beni tanımak istersiniz.” Sözlerinin etkisini ölçmek için ikisinin yüzüne de ayn aynbaktı. Onun bu sözleri, Ç etin’in aniden dikkat kesilip kızgın göz- 41
,?> Gonca Çiftçioğullan lerle bakmasına sebep oldu. Genç kadın, bu gözlerdeki anlann görmezlikten gelerek konuşmasma kaldığı yerden sakince de- \am effi. \"ismim. Dilek Başar. Ankara Emniyet M üdürlüğü'ne bağh Cinayet Asayiş Şube M üdürlüğü'nden geldim . Sîzlerle sürpriz bir karşılaşma yaşamak için İzmir Emniyet M üdürüm üzden bilgj vermemesini rica ettim. Gelişim ile ilgili sürprizi sağ olsunlar onlar da bozmadılar.\" Çetin bu laflann kendisine geldiğinin gayet açık bir şekilde farkındaydı. Dilek, daha önce de yaptığı gibi, yine kendisini can evinden vurmayı başarmıştı. Emniyet m üdürü özellikle söyle medi derken, babasıyla yapılm ış olan anlaşm anın, kendisinden gizlenmek için yapılm ası ve bu şekilde ifade edilm esi kendisi için oldukça küçük düşürücü olm uştu. İzm ir E m niyet Müdürü olan babası, atam anın yapıldığını bildiği halde bunu neden oğ lundan saklama gereği duymuş olabilirdi ki? D ilek ile geçmişini bildiğinden bu konuda daha hassas davranm ası gerekm ez miydi? Babasmm bu davramşını aklı ve m antığı bir türlü kabul etmiyor du. Yaşanılan onca şeyden sonra D ilek ile bu şekilde karşılaşma ya hiç de hazır değildi. Şu anda içinde bulunduğu durum iyice canm ı sıkm aya başladı. B ir an önce bu odadan çıkm ak için can atıyordu. N e D ilek’in yüzünü görm ek istiyor, ne de söyleyeceği sözleri dinlem ek istiyordu. Ç ünkü o her ağzını açtığında acılarla dolu geçm işi sert b ir tokat gibi yüzüne çarpıyordu. Sinirden kararm ış yüzü ve birbirlerine sıkıca kenetlenm iş elleri, bu duygula-n n ı ister istem ez dışanya da yansıtıyordu. O rtağı N u ri, hiçbir şey in farkında değilm iş gibi görünse de, em indi ki on u n gibi keskingözlere ve zekâya sahip birisi, şu anda kendisinde olan değişiminbal gibi farkındaydı. Bu can sıkıcı anın etkisinden kurtulm ak içinotu rd u ğ u koltuktan kalkm aya yeltenirken, D ilek ’in sözleriyle yeniden koltuğun arkasına yaslanm ak durum unda kaldı.42
Güneşin Km \"Bugünkü cinayet hakkında bildiklerinizi öğrenebilir mi yim?” Allah’tan Nuri, sorulan soruya hemen karşılık verince, ka fasını toplayıp konuya dâhil olmak için biraz zaman kazanmışoldu. \"Bu sabah Kadifekale’de bir ceset ihban yapıldı. Olay yerinegittiğimizde kale içinde surlara yakın bir yerde, yüzü şiddetli darbeler sonucu parçalanmış genç bir bayan cesediyle karşılaştık.” \"İnşaatlarda kullanılan bir tuğla ile vurularak yüzü parçalanmış,” dedi Çetin. İster istemez görevi gereği hemen konuya dâhiloluverdi. \"Olayı gören ya da duyan olmuş mu?” \"Adli tabibin belirlediğine göre cinayet sabaha karşı dört ci-varında işlenmiş. Henüz çok erken bir saat olduğu için, ayncacinayet kalenin surlara yakın, yani gözden uzak bölümünde işlendiği İçin gören birini henüz bulamadık.” \"Teşekkürler Nuri Bey, aydınlatıcı bilgiler için. Bu arada bütün kanıtlar toplandı sanırım.” Müdür gözlerini bu sefer Çetin’e çevirerek bu soruya cevabın da onun tarafından verilmesini istediğini gösteriyordu. Çerinkendisini sakin olmaya zorlayarak Dilek’in sorusunu cevapladı. “Evet toplandı. Maktulün kimliğini belirlemek için şu andakibütün ümidimiz, elimizdeki DNA örneğinin sistemimizde olması. Aksi takdirde kimliği belirlememiz çok zor olacak ve zamanalacak.” Çetin doğal davranmak için ne kadar gayret gösterirse göstersin, içinde bulunduğu ruh halinin de etkisiyle kendini çok rahat hissedemiyordu. Yıllar sonra Dilek ile karşılaşmanın şoku,hâlâ üzerinde yoğun bir baskı yaratıyordu. Üstelik bir de bu baskıya, bu sabah karşılaştıkları kadının cesedi de eklenince, içinde
-K> Gonca Çiftçioğullan kabarmaya başlayan öfke yavaş yavaş büyüyerek bülün benliğimi sarmaya başladı. Bu odada daha fazla normal davranmaya çalışa mayacağını biliyordu. Bu yüzden oturduğu yerde önce huzursuz ca kıpırdandı, sonra yavaşça ayağa kalktı. Soğuk ve içinde hiçbir duygu banndınnayaıı bakışlarını D ilek'e çevirdi. “Olay yeri foloğraflannı birazdan size gönderirim. Şimdi iz- ntnizle yapılacak işlerim var,” dedi ve sonra yavaş bir şekilde kapıya doğru yöneldi. Bu arada Nuri de ondaki bu rahatsızlığın farkında olduğunu belirtir bir bakış atmıştı kendisine. Bu bakışta gizli bir uyarı da vardı. Bu uyarının şu andaki davranışıyla ilişkisini bildiği için ortağının uyansını görmezden geldi. Am ire karşı saygısızlık ma hiyetinde bir davranış sergilediğini, konuşmanın ortasında kalkıp gitmesinin nezaket kurallarından çok uzak olduğunu biliyordu. Ama daha fazla bu odada kalıp bütün yaşanmışlıkları unutup yeni tanışan iki yabancı gibi konuşamayacağını da biliyordu. Komiser Nuri, gözü önünde yaşanan gerilimin farkında ol duğunu gösterir bir şekilde hafif şaşkınlık, hafif de kızgınlık dolu bir ifadeyle bakıyordu. Neyse ki ortağı da hemen toparlanıp, bo zuntuya vermeden oturduğu koltuktan kalktı. Yine aynı şekilde CetinTn yaptığı gibi amire bakıp “İzninizle yapılacak işlerimiz var,” dedi. Sonra ortağının arkasından kapıya doğru yöneldi. Dilek'in yüzü de allak bullak olmuş kendisine yapılan say gısızlık yüzünden İyice asılmıştı. O da onlarla birlikte oturduğu koltuktan kalkıp kapıya doğru yürüdü. Bakışlarını N u ri’ye çevirdi. “Nuri Bey yardım lanmz için teşekkürler. Daha sonra olayıyeniden değerlendiririz.” Sonra bakışlan Çetin'i buldu. “Çetin Bey, birkaç dakikanızı alacağım . Sizinle özel olarakgörüşmek istiyorum,” dedi.44
Güneşin KızJ Sesi, sakin olm ak için zorlandığını açık bir şekilde belli ediyordu. H er an patlam aya hazır bir yanardağ gibi, gözlerinden sad ece Ç e tin ’in anlayacağı şekilde ateşler fışkırıyordu. Ç etin, karşısında sakin olm ak için kendini zorlayan kadına,d erin b ir nefes aldıktan sonra zoraki bir gülüm sem e takınarakbaktı. “ E m redersiniz,” dedi tutm akta olduğu nefesi yavaşça bırakarak. Nuri, bazı şeylerin farkında olduğunu belirtmek ister gibi ikisinin yüzüne de kısa bir bakış attıktan sonra saygılı bir şekildemüdürüne selam verip odadan aynidı. Yalnız kaldıklarında ikisi de birbirlerini sinirli bir şekildesüzmeye başladılar. Kendisini ilk toplayıp konuşan Dilek oldu. “Ne cüretle bana saygısızlık ediyorsun. Bir cinayet soruşturmasının içindeyken, lafımı ağzıma tıkayıp odadan çıkma nezaketsizliğini gösteriyorsun. Unutma ki ben burada senin amirinim.” Sesini yükseltmiş, neredeyse bağırarak konuşmuştu. Çetinonun bu davranışı ve sözleri karşısında gözleri dönmüşçesine sinirle baktı. Sağ elinin işaret parmağını tehdit eder şekilde salladıgenç kadının üzerine. “Sakın bana amir kozunu oynamaya kalkma. Konuşurkenağzından çıkanı kulağın duysun. Üstelik haksızlığa uğramış muamelesi yapm ak da hiç yakışmıyor sana. Buraya gelmeden öncebu davranışlara m aruz kalacağını hesap etmen lazımdı. Hiç haberim yokken birden bire karşıma çıkınca boynuna sanlacağımımı sandın?” dedi sinirini zor zapt ederek. “Böyle davranmak için geçerli nedenlerim vardı ” “Başlatm a şimdi o nedenlerine. Yüzümü dahi görmek istemediğini söyleyerek beni terk eden şendin. Şimdi ne değişti deyüzsüzce karşıma çıktın?” 45
Gonca Çiftçioğullan Çciin'in sözlerinden sonra sinirli yüz ifadesi yavaş bir şekil, de kederle gölgelenen Dilek, sakin bir şekilde konuşarak genç adamı yaiışfırmak istedi. \"Bürün bunlan sakin bir zam anda baş başa kaldığım ızda ko nuşalım.\" dedi. Dileğin sakin olma çabası Ç etin’i daha da hiddetlendirdi. \"Çok geç artık Dilek. Seninle konuşacak bir şeyim yok. Sen konuşma hakkını annenlerin evinden beni kovduğun gün kay bettin.” “ Bu şekilde konuşm a Çetin. B irlikte yaşad ığ ım ız bir geçm i şimiz var. Sonu istediğim iz gibi olm adı am a b ir zam anlar çok yakındık birbirimize.” “Yeter! Bu konu hakkında daha fazla k o n u şm ak istem iyorum. Benim kafam ın alm adığı, buraya gelm ek için babam ı nasılkandırdığın? Benim için oynadığın böylesi acım asız bir oyundaona nasıl görev verdin? Üstelik o bu görevi nasti oldu da kabuletti? Bunu aklım bir türlü alm ıyor.” Dilek, Ç etin’e doğru yaklaşarak b ir elini onun o m zu n a koymak istedi. Bu şekilde biraz olsun onu rahatlatabilm eyi um uyordu ama Çetin hızla elini ittirdi. “Dokunma sakın bana! Seni artık hayatım dan tam am en çıkardım. İlk fırsatta başka bir bölüm e atam am ı isteyeceğim . Seninle çalışmak istemiyorum. Bunu kabullensen iyi olur.” “İşte bu yüzden sana haber verm edik, buraya gelişim i bir sırolarak sakladık. Baban da bende benim le çalışm ak istem eyeceğini, başka bir bölüme geçmek isteyeceğini biliyorduk.” “Sence artık isteyem ez m iyim ? H em babam ı nasıl ikna ettinböyle bir şeye söylesene?” “Samnm o da artık bazı şeyleri kendi aram ızda çözm em izgerektiğini düşünüyor.”46
Güneşin Kva Çetin, D ilek’in sözleri üzerine alaycı bir kahkaha attı. Sonrasinirle bir adım daha yaklaştı genç kadına. “ Aramızda çözülecek ne kaldı ki? Zamanında, beni duygusalaçıdan yaralayıp benden nefret ettiğini söyleyerek aynlan şendin.Şimdi aynı duyguları ben sana karşı hissediyorum. Bir şeyleriyoluna koyabilm ek için bir şeyler hissetmek lazım, Bende artıksana karşı hiçbir his kalmadı,” dedi ve sonra arkasını dönereksinirli bir şekilde odadan ayrıldı. Odasına geldiğinde hâlâ sinirini atamamıştı. Hızla masasınadoğru yaklaşıp üzerindekileri sert bir el hareketiyle yere doğrufırlattı. “Lanet olsun!.. Lanet olsun!” Öfkeyle bağırdığının farkında bile değildi. O anda Nuri odaya girmiş, ortağının halini görünce hemen yanma yaklaşıp kolundan tutm uştu. Aksi takdirde Çetin önüne gelen her şeyi yıkıpdevirecek gibiydi. \"D ur Çetin, sakin ol.” K olunu arkadaşının elinden kurtardıktan sonra, yine sinirlibir şekilde kendisini koltuğuna bıraktı ve hâkim olamadığı siniriyle bu sefer de m asasına sert bir yumruk attı. Sonra elleriylesaçlannı avuçlayıp, “N e işi var onun burada, buna hakkı yoktu,”diye söylenm eye devam etti. Nuri de oradaki koltuklardan birine oturduktan sonra, “Geçmişte tanıştığınızın farkındayım. Senin için önem li biriydi herhalde,” dedi. Çetin arkadaşının sözleriüzerine sert ve sinirli bir kahkaha attı, “Evet öyley d i... Eskiden kanındı.” 47
^ Güneşin K m <5b B ö Iüm 4x - - ^ e y l a , em niyet binasına yaklaştığında kendisini daha iyi hissetm eye başlam ıştı. Kontrollü geçiş kapısından içerigirdiğinde orada görev yapan iki pohs memuru da hemen dikkatkesildiler. O nlara kısaca kendini tanıtıp kartını gösterdikten sonra, A dıyam an E m niyet M üdürü M ahm ul Kaya’nm ana binadakibirinci katta bulunan odasm a doğru yöneldi. Birinci kat koridoruna geldiği anda biraz şaşkınlık, biraz da hayranlıkla bakındıçevresine. K oridor duvarları Nemrut Dağı'ndaki heykellerinkabartm alarıyla süslenmişti. Mavi zemin üzerine aslına uygunşekilde hazırlanan kabartma taşlarla süslenmiş heykel başlano kadar m uhteşem bir görüntü ortaya koymuştu ki binanın resm i görüntüsüne otantik, hatta biraz da mistik bir hava katmıştı.B ir süre öylece durup bu güzel koridoru seyretti. Birkaç dakikakendinden geçm iş halde bu mistik havanın içinde kaybolduktansonra, hem en toparlanıp koridorun solunda bulunan EmniyetM üdürlüğü Ö zel Kalem bürosuna geçti. Odadaki özel kalem mem uruna kısaca kendini tanıttı. Otuzlu yaşlarda uzun boylu esmerm em ur, hem en yerinden kalkarak sıcak bir gülümsemeyle tokalaşm ak üzere elini uzattı. 49
uvrii.u \"Lcyia Hanım, sizi bekliyorduk, hoş geldiniz. Ben Harun. Aramıza kanlınanızdan dolayı m utlu olduk.” Leyla sıcakkanlı bir şekilde ve samimi bir üslûpla arka ar kaya sıralanan nezaket sözlerinden meııınun kaldığını belirtmek ıVı/î Jıafi/çe tebessüm ederek elini uzatıp bu dostane görünüşlü meslektaşıyla tokalaştı. “Ben de burada olmaktan dolayı m utluyum ,” dedi aynı sa mimiyetle. \"Müdür Bey sizi bekliyor,” diyerek odayı eliyle işaret edip yol gösterdi. Leyla başını sallayarak teşekkür etti ve deri döşem eli kapıyı yavaşça tıklatarak odaya girdi. Güneydoğu bölgesinin yaz sıcağını, ilk ve ortaöğretimde gördükleri coğrafya derslerinde iklim bilgisi olarak öğrenmişti.Ama daha haziran ayının başında olm alanna rağm en bu denlikuru ve yakıcı bir sıcakla karşılaşm ayı beklem iyordu. Burayakadar, sabahm erken saati olduğunu düşünerek, )dirüyerck gelmeyi tercih etmesi de sanırım oldukça yanlış b ir tercih olmuştu.Çünkü terlediğini ve ince olan beyaz göm leğine rağm en koltukalllannda oluşmaya başlayan terin yavaş bir şekilde vücudunadoğru sızdığmı hissedebiliyordu. Ter önleyici roll-O n deodorantkullanmadığına bin pişman olmuştu. Bundan sonra en azındanhavalar serinleyinceye kadar, arabasıyla gidip gelm esi daha doğru olacaktı. Havanın ne denli sıcak olduğu, m üdürün odasına girdiğianda klimanın odaya vermiş olduğu serinliği hissetm esiyle dahabelirgin hale gebnişti. Tatlı serinliğin verdiği rahatlam a hissiyle;koltuğundan ayağa kalkarak hafif bir tebessüm le kendisini karşılayan müdürün yanma doğru yürüdü.50
^ Güneşin/fızı ^ Orta boylarda, ince yapılı ve kır saçlı emniyet müdürünün sıcak bir tebessümle uzattığı elini, aynı şekilde sıcak bir gülüm semeyle sıktı. “Leyla Hanım, hoş geldiniz,” dedi müdür. Daha sonra eliyle kahverengi koltukları gösterdi. Leyla masaya en yakın koltuğa oturup, omzunda taşıdığı el çantasını da hemen koltuğun kenanna koydu. M üdür kalktığı koltuğa yeniden oturarak dikkatli bakışlannı Leyla’ya çevirdi. “Nasılsmız?” şeklinde nezaket sorusu sorduktan sonra dahacevabını beklemeden hemen, “Adıyaman’a alıştmız mı biraz?Sanırım geleli birkaç gün oldu” dedi. “Evet, bir hafta oldu. Bu arada evime yerleştim. BiliyorsunuzAdıyaman’a yabancı değilim.” M üdürün dikkatli bakışlan, ağzından çıkan her bir sözcüğütartarcasına keskindi. Bu bakışlar altında izlenmek, müdürünkendisiyle ilgili gerçekleri bildiğini hissettirdi. Büyük ihtimalpersonel dosyasını incelemiş ve orada, aynı nüfus cüzdanındayazdığı gibi memleketi ‘Adıyaman’ yazışım görnıüş olmalıydı.Zaten ataması yapılan en küçük kademedeki polisin bile memleketi ve geldiği yere dikkat edilir ve bu bilinirdi. Bu yüzden müdürün, kendisi hakkında bu bilgiye sahip olması oldukça normaldi. Önemli olan babasmm burada cinayete kurban gittiğini bilipbilmediğiydi. Bunu da büyük bir ihtimal öğrenmiş olabilirdi. Bubilgiyi de İzmir emniyetinden almış olma ihtimali yüksekti. İzm ir’deki Emniyet Müdürü Kemal Yetkin, müdürü olmasına rağmen kendisine bir baba kadar da yakın birisiydi. Babasıylailgili cinayeti zaman zaman konuşmuşlardı. Adıyaman’a gelmesine başlarda çok sıcak bakmamıştı. Bir de şube müdürü olarakgelmesinin, boş kadronun olmaması nedeniyle mümkün olmadığını öğrenince bu tayin işini askıya almasını istemişti. 51
\"Son alnının lori. üslün çabaların ve başarınla bu mevkie ge| din, Bunca çabayı yok sayamam. Babanın katilini bulmak içjı, büyük istek duyduğunu biliyorum. Bu çok tehlikeli bir görev ola bilir, bu yüzden içim hiç rahat değil. O yol tehlikeli bir yol. Vaz. g t\ ginnckten,\" diyerek neredeyse tayin için onay vermeyecekti Fakat Leyla'nın ısranna da fazla dayanam am ış kazandığı terfii kaybennemesini sağlamak için A dıyaman E m niyet Müdürü ile görüşmüş Cinayet Bürosu Amirliği kadrosu da dolu olduğun dan Asayiş Şube Amirliği görevine atanmasını uygun gömıüşler- di. Belki de o görüşme esnasında Kemal Bey. A dıyam an Emniyet M üdünı'ne kendi nazik durumu hakkında bilgi verm iş kendisi için bu tayinin önemini anlatmış olabilirdi. A slında böyle bir bilgiyi \em iesi son derece normaldi. Çünkü şube m üdürü olarakgöre\ yapan birisi, durduk yere İzm ir'den A dıyam an'a özellikle tayin isteyip verebilecekleri her göreve razı olm azdı. Burayagelmek için neredeyse polis memuru olm aya bile razıydı. Neyseki kısa sürede tayini ile ilgili pürüzler halledilm iş, boş kadro olmadığı için şube müdürü olarak değil, büro am iri olarak atamasıyapılmıştı. Aslında kendisinin istediği de buydu. M üdür olarakgelseydi sadece masa başı çalışacaktı. Hiç değilse şim di kendiekibiyle birlikte sahaya çıkabilirdi. Sahaya çıkm ası dem ek, ba-basınuı katillerim de arayabilmesi demekti. Kendisi bunlan düşünürken m üdürün sorusuyla neye uğra-dığuu şaşırdı. “Babanızın katili hakkmda kayda değer bir ipucunuz varmı?” Aniden gelen bu soru birden afallamasına neden oldu. Bütünvücudu sanki kaskatı kesildi. O anda gözlerinin önüne kapkara bulutlar kümelenmeye başladı. G öz pınarlarına yerleşen inci tanesi büyüklüğündeki gözyaşım zorlukla zapt ederek baktı mü 52
Cüocşin Ktzı <İ- dürüne. Yüzünü yalayarak geçen bu fırtına, arkasında kimsenin farkına varamayacağı kadar derin izler bırakmıştı. Bugüne kadar babasının katilleriyle ilgili somut bir delil ya da ipucu bulama ması en büyük acısıydı. Bu belirsizlik içim acıtıyordu. Bu tek soru, içindeki bütün acıyı dışarı akıtmaya yetti. İster istemez ne kadar gizlemeye çalışsa da içindeki üzüntü ve sıkıntı yüzüne de yansıyordu. Bunu gizleme çabası boşunaydı. Zaten, o keskin ba kışlar da her şeyin gayet farkmda görünüyordu. Yavaşça başmı iki yana çevirip, omuzlannı hafifçe silkti. “M aalesef elimde fazla bir bilgi yok. Burada bulabileceğimi ümit ediyorum.” Artık müdürün kendisi hakkında her şeyi bildiğinden emindi. Bu durum biraz endişelenmesine neden oldu. Onlann gözüne, babasmm katillerini yakalamak için gelen, gözü intikamdanbaşka bir şey görmeyen biri olarak görünüyordu. Böyle birisine derece burada faydalı olabilirdi. Dışandan babldığmda durumu bu şekilde görünse bile, İzmir Emniyeti Cinayet MasasıŞube M üdürü olarak görev yaptığı dönemde, faili meçhul hiçbirdava kalm amış neredeyse İzmir sokaklannı ayyaş, keş ve katillerden temizlemişlerdi. Gerçi bu konuda, birlikte görev yaptık-lan büro amiri Başkomiser Çetin ve Komiser Nuri’nin emeği vekatkılan herkesten daha fazlaydı. Asıl saha görevini onlar yapmışlardı. Ama plan ve koordine açısmdan ekip çalışması içindeolmuşlar ve bunda da çok başanlı sonuçlar almışlardı. Özelliklegeçen sene, İzm ir’e dehşet salan ‘Ateş’ lakaplı seri katil MahirÜnlü ’nün yakalanm ası, Başkomiser Çetin'in insanüstü başarısı sayesinde gerçekleşmişti. Aynı başanlan buradaki ekibiyle degerçekleştirebilir, büyük başanlara imza atabilirdi. .Ama en büyük başarısı babasının katilini yakalamak olmalıydı. Bunca yıl.bugünleri hayal ederek çalışmış, didinmiş ve nihayetinde bu işiyapabilmek için şimdi büyük bir fırsat yakalamıştı. 53
i Kendisi için önemli o/an bu durumun aleyhine dönmesini jsiemiyordu. O yüzden müdüre karşı olum lu bir intiba uyandır-HBB buraya gelrşmin teme/r ne kadar babasının cinayeti olsa da,■ görev bilinci yüksek bir polis olduğunu da gösterm eliydi.■ ‘‘/nşallah burada bizierin de yardım ıyla adalet yerini bulur.”■ Leyla bir an müdürün sözlerini yanlış anladığını sandı. Çün kü doğru anlamıyla M üdür Bey, babasının davasında kendisine«I yardımcı olacağım söylüyordu. Keşke doğru anlam ış olsaydı. Başım kaldırıp uzun kirpiklerinin çevrelediği açık kahveren gi gözlerini, karşısında oturan bu kır saçlı, altm ış yaşlarındaki babacan görünümlü m üdürüne çevirdi. B akışlarında büyük bir mutluluk ve büyük bir m innet duygusu vardı. M üdür de sankiondaki bu şaşkınlığın farkında olduğunu belirtircesine sıcak birgülümsemeyle bakıyordu kendisine. \"Yalnız değilsin. Bu dava hepim izin ayıbı oldu. Kendi teşkilatımızın bir üyesi olan babanın cinayeti, artık hakkı olan araştırmaya kavuşmalı.” Leyla şükranla baktı amirine. Şans bu kadar yüzüne gülebilirmiydi? Büyük bir endişe ile karşısına çıktığı m üdürü, bu konudaher türlü desteği sağlayacağını söylüyordu. A rtık omuzlarındakiyük daha fazlaydı. K endisine güvenen bu insanları mahcup etmeyecek, en güzel şekilde görevini yapacak, aynı zam anda babasının cinayeti üzerindeki sır perdesini de aralam aya çalışacaktı. “Çok teşekkür ederim M üdür Bey. Beni hem çok m utlu ettiniz hem de onurlandırdınız.” “Bu senin davan gibi görünebilir am a değil. Bu dava Adıyaman emniyetinin de davası. B iliyorsun narkotik çok nazik birbirim. M aalesef şehrimizi de içine alan ve önüne geçemediğimizbir uyuşturucu trafiği var. Unutm a ki babanın katilini bulmamızbu karteli de ortaya çıkaracak.”54
Oûneşj’n Kızı Müdürü dikkatlice dinleyen Leyla, onun haklı tespiti karşıs ın d a bir an için söyleyecek bir söz bulamadı. Bugün kendisi içinsürprizlerle dolu bir gün oluyordu. Hiç ummadığı bu yaklaşım veyardım teklifi, babasının katilini umduğundan daha hızlı bulmasına yardım edebilirdi. Emniyet müdürünün bu şekildeki desteğikelimelerle anlatılamayacak kadar değerli ve anlamlıydı. Kendisi bunlan düşünürken müdürün yeniden konuşmayabaşlamasıyla hemen dikkat kesildi. “İzmir Em niyet Müdürü Kemal Bey, benim akademiden arkadaşım olur. Kendisi çok değer verdiğim bir dostum dur 'Sanaçok sevdiğim, çok çalışkan ve dürüst kızımı gönderiyorum. Sıkm-tısıyla ilgilenirsen sevin irim .' dedi. Artık sen bana Kemal B ey'inemanetisin. Babanın katilini bulmak boynumuzun borcu sayılır.Sen endişelenme, hepimiz elimizden geleni yapacağız.\" Şu karşısında oturan kişi amiri olmasaydı utanmadan giderboynuna sarılırdı. Aynı Kemal Bey gibi babacan tavu-larla yaklaşıp daha ilk günden kendisini sahiplenmişti. Sanki bu durum Allah'ın bir lütfiıymuş gibi geldi. İçi hemen kaynayıverdi müdürekarşı. Onun bu yaklaşımı ve samimiyeti, sanki babasının yenidenvücut bulmuş hali gibiydi. Görevine bağh, dürüst ve disiplinli birpolis. Tam da müdürlük mevkiine yakışacak bir karakter örneğisergiliyordu. İçinde kabaran sevgi selini zapt etmeye çalışarakçocukça bir tebessümle baktı. “Sayın Müdürüm, size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Hiçbir şey beni bu kadar mutlu edemezdi. Öyle çok duygulandım ki,\" dedi. Müdür onun bu çocukça coşkusuna ağırbaşlılıkla gülümseyerek cevap verdi. “Asayişten sorumlu amirim olarak Adıyaman sana emanetkızım.” 55
Search
Read the Text Version
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- 7
- 8
- 9
- 10
- 11
- 12
- 13
- 14
- 15
- 16
- 17
- 18
- 19
- 20
- 21
- 22
- 23
- 24
- 25
- 26
- 27
- 28
- 29
- 30
- 31
- 32
- 33
- 34
- 35
- 36
- 37
- 38
- 39
- 40
- 41
- 42
- 43
- 44
- 45
- 46
- 47
- 48
- 49
- 50
- 51
- 52
- 53
- 54
- 55
- 56
- 57
- 58
- 59
- 60
- 61
- 62
- 63
- 64
- 65
- 66
- 67
- 68
- 69
- 70
- 71
- 72
- 73
- 74
- 75
- 76
- 77
- 78
- 79
- 80
- 81
- 82
- 83
- 84
- 85
- 86
- 87
- 88
- 89
- 90
- 91
- 92
- 93
- 94
- 95
- 96
- 97
- 98
- 99
- 100
- 101
- 102
- 103
- 104
- 105
- 106
- 107
- 108
- 109
- 110
- 111
- 112
- 113
- 114
- 115
- 116
- 117
- 118
- 119
- 120
- 121
- 122
- 123
- 124
- 125
- 126
- 127
- 128
- 129
- 130
- 131
- 132
- 133
- 134
- 135
- 136
- 137
- 138
- 139
- 140
- 141
- 142
- 143
- 144
- 145
- 146
- 147
- 148
- 149
- 150
- 151
- 152
- 153
- 154
- 155
- 156
- 157
- 158
- 159
- 160
- 161
- 162
- 163
- 164
- 165
- 166
- 167
- 168
- 169
- 170
- 171
- 172
- 173
- 174
- 175
- 176
- 177
- 178
- 179
- 180
- 181
- 182
- 183
- 184
- 185
- 186
- 187
- 188
- 189
- 190
- 191
- 192
- 193
- 194
- 195
- 196
- 197
- 198
- 199
- 200
- 201
- 202
- 203
- 204
- 205
- 206
- 207
- 208
- 209
- 210
- 211
- 212
- 213
- 214
- 215
- 216
- 217
- 218
- 219
- 220
- 221
- 222
- 223
- 224
- 225
- 226
- 227
- 228
- 229
- 230
- 231
- 232
- 233
- 234
- 235
- 236
- 237
- 238
- 239
- 240
- 241
- 242
- 243
- 244
- 245
- 246
- 247
- 248
- 249
- 250
- 251
- 252
- 253
- 254
- 255
- 256
- 257
- 258
- 259
- 260
- 261
- 262
- 263
- 264
- 265
- 266
- 267
- 268
- 269
- 270
- 271
- 272
- 273
- 274
- 275
- 276
- 277
- 278
- 279
- 280
- 281
- 282
- 283
- 284
- 285
- 286
- 287
- 288
- 289
- 290
- 291
- 292
- 293
- 294
- 295
- 296
- 297
- 298
- 299
- 300
- 301
- 302
- 303
- 304
- 305
- 306
- 307
- 308
- 309
- 310
- 311
- 312
- 313
- 314
- 315
- 316
- 317
- 318
- 319
- 320
- 321
- 322
- 323
- 324
- 325
- 326
- 327
- 328
- 329
- 330
- 331
- 332
- 333
- 334
- 335
- 336
- 337
- 338
- 339
- 340
- 341
- 342
- 343
- 344
- 345
- 346
- 347
- 348
- 349
- 350
- 351
- 352
- 353
- 354
- 355
- 356
- 357
- 358
- 359
- 360
- 361
- 362
- 363
- 364
- 365
- 366
- 367
- 368
- 369
- 370
- 371
- 372
- 373
- 374
- 375
- 376
- 377
- 378
- 379
- 380
- 381
- 382
- 383
- 384
- 385
- 386
- 387
- 388
- 389
- 390
- 391
- 392
- 393
- 394
- 395
- 396
- 397
- 398
- 399
- 400
- 401
- 402
- 403
- 404
- 405
- 406
- 407
- 408
- 409
- 410
- 411
- 412
- 413
- 414
- 415
- 416
- 417
- 418
- 419
- 420
- 421
- 422
- 423
- 424
- 425
- 426
- 427
- 428
- 429
- 430
- 431
- 432
- 433
- 434
- 435
- 436
- 437
- 438
- 439
- 440
- 441
- 442
- 443
- 444
- 445
- 446
- 447
- 448
- 449
- 450
- 451
- 452
- 453
- 454
- 455
- 456
- 457
- 458
- 459
- 460
- 461
- 462
- 463
- 464
- 465
- 466
- 467
- 468
- 469
- 470
- 471
- 472
- 473
- 474
- 475
- 476
- 477
- 478
- 479
- 480
- 481
- 482
- 483
- 484
- 485
- 486
- 487
- 488
- 489
- 490
- 491
- 492
- 493
- 494
- 495
- 496
- 497
- 498
- 499
- 500
- 501
- 502
- 503
- 504
- 505
- 506
- 507
- 508
- 509
- 510
- 1 - 50
- 51 - 100
- 101 - 150
- 151 - 200
- 201 - 250
- 251 - 300
- 301 - 350
- 351 - 400
- 401 - 450
- 451 - 500
- 501 - 510
Pages: